Ana Sayfa Blog Sayfa 5174

Kıbrıs’ta Yeşiller ufak bir ilerleme kaydetti

0

Geçtiğimiz haftasonu Kıbrıs’ta parlamento seçimleri gerçekleştirildi. Siyasi manzarada önemli değişikliklere yol açmayan seçim sonuçlarına göre Yeşiller oylarını ufak da olsa arttırdı.

Yeşiller yaklaşık 9000 oy (%2.2) alarak, geçen seçime göre oylarını 4’te 1 oranında arttırdı.

Kıbrıs’ın önde gelen partileri olan Muhafazakar Parti ve Komünist Parti ise konumlarını korudurlar. Bununla birlikte Muhafazakar Parti, Komünist Parti’yi geçerek en büyük parti konumuna geldi. Bu iki parti de seçimden birer vekillik kaybederek çıktılar.

(Yeşil Gazete)

Eblehim, eblehsin, eblehiz… \ Özgür Gürbüz

Türkiye’deki insanların galiba bir kısmı aklını yitirdi. 75 milyonun hepsinin bu durumda olduğunu düşünmüyorum ama var bayağı. Vurun tahtaya, üç kere; tık tık tık… Gördüğüm o ki, akıl kaybı yaygın bir hastalık ve tedavi edilebilir düzeyde ama acil müdahale şart. Erken teşhis bildiğiniz gibi ülke kurtarır. Tıp doktoru değilim ama duyduğumu anlayabiliyor, yazılıp çizilenleri görüyorum. 1980 darbesi sonrasında başlatılan bir çeşit ‘eblehleştirme’ politikaları sonucu, memleketimizdeki insanların düşünme kabiliyetinde hasar meydana geldiği konusunda ciddi şüphelerim var. Gelin size beni şüphelendiren nedenlerden bir tanesini anlatayım.
Kendisine ‘halk sağlığı’nı meslek edinmiş bir grup biliminsanı ve öğrencileri, Kocaeli’nin Dilovası İlçesi’nde bir çalışma yapar. Yapılan iş falcılık değildir, komplo teorisi üretmek hiç değildir. Öyle olsaydı bugün bin tane televizyon kanalında bu bahsettiğim çalışmayı yapan kişileri görürdünüz. Yapılan iş bir bilimsel çalışma. Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ve arkadaşları, Dilovası Belediyesi defin ruhsatlarından yola çıkarak (daha sonra da kapı kapı dolaşarak), 1 Ocak 1995 ile 10 Ekim 2004 tarihleri arasında beldede gerçekleşen ölümlerin nedenlerini araştırır. Halk sağlığı biliminin kendilerinden yapmalarını istedikleri türden bir çalışma yaparlar anlayacağınız. Meslekleri onlardan, halkın daha sağlıklı yaşaması için çevre sağlığı koşullarını da düzenleyerek bir anlamda ömür uzatmalarını ister. Otobüs şoförünün işi nasıl kullandığı otobüsü A noktasından B noktasına götürmekse, hak sağlığı uzmanının, doktorların işi de canlıların hayatta kalmasını sağlamaktır. Neden mi bu herkesin bildiği, bilmesi gereken şeyleri yazıyorum? Son iktidar döneminde doruk noktasına varan ‘eblehleştirme kampanyası’ insanlarımızın muhakeme yeteneğine feci zarar verdi de ondan yazıyorum.
Çalışma, belirlenen tarihler arasında toplam 494 ölüm gerçekleştiğini, ölümlerin yüzde 32,3’ünün kanser nedeniyle olduğunu göstermektedir. Yine kayıtlara göre bu ölümlerin yüzde 44’ü akciğer, yüzde 19,5’i de mide kanseridir. Kanserden ölenlerin yaş ve sigara içme durumlarının sonucu etkilemediği de ayrıca araştırılıp, ispatlanmış. Yani neden başka. Sanayi tesislerinin oldukça fazla sayıda olduğu, büyük bir organize sanayi bölgesinin bulunduğu Dilovası’nda sizce neden ne olabilir? Hava kirliliğiyle ilişkilendirilebilecek akciğer kanseri vakalarının bölgede bu denli çok görülmesi büyük ve talihsiz bir tesadüf olmalı! Eblehlik böyle düşünmeyi gerektirir. Halk tesadüf deyip geçmezse, “kaderdir” açıklamasına da başvurulabilir.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun, raporun açıklandığı 2004 yılındaki verilerine baktığınızda Türkiye’deki ölümlerin yüzde 12,5’inin kanser nedeniyle olduğunu görürsünüz. Dünya Sağlık Örgütü’nün aynı tarihli raporları da, dünyadaki ölümlerin yüzde 12,5’inin kanser, bu ölümlerin yüzde 17,5’inin akciğer, yüzde 11,9’unun da mide kanseri nedeniyle olduğunu gösterir. Kısacası Dilovası’nda yapılan çalışma, bölgede kanser ölümlerinin neredeyse Türkiye ortalamasından üç kat fazla olduğunu göstermektedir. ‘Eblehleştiremediklerimizden’ biriyseniz bu çalışmanın sonucunu kamuoyuna duyurursunuz. Zaten göreviniz halk sağlığını korumaktır ve Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun yaptığı da budur.
Hamzaoğlu ve ekibi araştırmalara devam eder. 2005 yılında, bölgede 10 yıldan fazla yaşayanlarda ölme riskinin, 10 yıldan daha az yaşayanlara göre 4,5 kat daha fazla olduğu da ortaya çıkarılır. Daha sonra İl Sağlık Müdürlüğü’yle ortak çalışma yapılır. 2000 ile 2007 arasında ölen 672 kişiden 204’ünün kanser olduğu ortaya çıkar. Yine yüzde 30’un üstünde bir rakamla karşılaşılır. Hamzaoğlu diyor ki, “Çocuk emziren annelerin sütünde bile çinko, demir, alüminyum tespit ettik, tehlike büyük”. İnternetten baktım, “temiz anne sütü yoksa mama alın” diyen henüz çıkmamış. Yakındır.
Bu çalışmalar bölgede birilerini tedirgin etmiş olmalı ki, AKP’li belediyeler harekete geçmiş. Kanser vakalarını durdurmak için değil tabi ki! Eblehleşmeyin sayın okur! Bu çalışmaları yapan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nu durdurmak için harekete geçmişler. Kocaeli ve Dilovası belediye başkanlıkları, “haberin geniş halk kitlelerine ulaşmasını sağladığı, araştırma sonuçlarını halk arasında panik yaratmak amacıyla kullandığı” iddiasıyla Hamzaoğlu’nu Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na şikâyet etti. Dilovası’nda halkı ne kanser yapıyor diye sormayanlar, kanserden insanların patır patır dökülmesinden utanmayanlar, araştırma sonuçlarının açıklanmasından, bu araştırmaların devam etmesinden rahatsızlar. Vay anasını sayın okurlar! Sizce bu ülkedeki insanların akıl sağlığından şüphe etmekte haksız mıyım?

Özgür Gürbüz  \ Birgün
[email protected]

Bu anayasal öneriler bildiklerimizden değil \ Pelin Cengiz

Türkiye’nin gündemi bu değil diyeceksiniz ama bu ülkede çok az gündeme gelen, toprağı, ağacı, suyu, bitkiyi rant için sattırmak istemeyen yollara düşmüş insanlar var. Sesleri nerdeyse hiç duyulmayan, anayasa tartışmalarına farklı bir boyut getirebilir miyiz diye kafa yoran, ilk kez ekolojik anayasa talebini ortaya koyan insanlar var. Çoğunluk ise çılgın projeleri, üçüncü köprüyü, iki yeni İstanbul’u, nükleer enerji santrallerini, her vadiye bir HES’i, çevreyi, doğayı hatta insanı yok sayan dizginlerinden boşanmış kalkınma faaliyetlerini konuşmayı daha çok seviyor. Ben, sevilmeyenlerden bahsedeyim.
Doğaya egemen olma, onu sınırsız bir kaynak gibi kullanma yaklaşımı üzerine kurulan kalkınmanın bugün dünyayı getirdiği nokta ortada. Ekosistemlere verilen zararlar iklim değişikliğine neden oldu, insanlık kendi eliyle yaratılmış felaketlerle mücadele etmek zorunda. Bunun böyle devam etmemesi için farklı bir yaklaşıma ihtiyaç var. Toplumun farklı kesimlerinin nasıl bir anayasa talep ettiği, uzun zamandır ülke gündemine getirilmiş olsa da, şimdi bir grup insan Türkiye’de yapılacak yeni anayasa için ilk kez “ekolojik anayasa” talebini literatüre sokmaya çalışıyor.

Diğer anayasa yazım heyetleriyle paylaşım

Girişimin amacı, yeni anayasanın doğayı bir hak öznesi olarak tanımasını sağlamak. Ekolojik Anayasa Girişimi, Türkiye’deki Yeşiller Partisi’nin öncülüğünde başlatılan bir hareket. Yeni anayasanın doğanın haklarına ve ekolojik ilkelere vurgu yapan sivil ve demokratik bir anayasa olması için tartışma başlatmak amacıyla kurulan girişimin akademisyen, hukukçu, politikacı ve gazeteci gibi farklı meslek gruplarından 40 kişilik bir Çağrıcı Grubu var. Grup, biri şubatta, diğeri geçen hafta olmak üzere iki çalıştay düzenledi ve önerilerini ortaya koydu. Bundan sonraki hedef, diğer anayasa çalışması yapan gruplarla irtibata geçmek. Bir sonraki adımda 12 haziran seçimlerinin ardından siyasi partilere Ekolojik Anayasa Girişimi metninin sunulması var. Değişik illerde çalışmanın anlatılarak, daha geniş kitlelerde farkındalık yaratılması da hedeflerden biri.

Ekolojik vatandaşlık

Mutabakat sağlanan görüşlerden bazıları şöyle: Yeni anayasa insan merkezli değil ekoloji merkezli olmalı. Anayasada insan, çıkarları ve geleceği doğadan ayrı ve bağımsız bir varlık gibi tanımlanmamalı, anayasa insanı tabiatın bir parçası olarak görmeli. İnsana saygı, çevreyi metalaştırma hakkını vermez. Hayvan hakları anayasal güvence altına alınmalı, hayvanlara yönelik suçlar ceza yasası kapsamında değerlendirilmeli. Vatandaşlık, doğaya zarar vermemek ve gelecek kuşaklar adına onun emanetçisi olmak anlayışına uygun olarak ekolojik sorumluluk çerçevesinde tanımlanmalı. Özel mülkiyet, hakların korunması gözetilerek, kamu yararı yanı sıra çevrenin korunması amacıyla da kısıtlanabilir. Çevre sorunlarının ulusal sınırlarla sınırlandırılamayacağı, küresel bir anlayışın zorunlu olduğu kabul edilmeli.

Ekoloji merkezli kamu yararı

Ekolojik anayasanın mutabakat metninde kamu yönetimi ilkelerine de geniş yer verilmiş. Oradaki ilkeler ise şöyle sıralanıyor: Yeni anayasa, bireylerin ve sivil toplumun çevre konularında bilgi edinme, karar mekanizmalarına katılma ve yargıya erişim haklarını garanti altına almalı. Kamu yönetimi, çevrenin ve doğal varlıkların kullanımında, yönetiminde ve muhafazasında doğal dengenin gözetilmesinden yükümlü olmalı. Yeni anayasada kamu yararı ilkeleri ekoloji merkezli bir bakış açısıyla yeniden tanımlanmalı. Ekosisteme kalıcı olarak zarar vermiş uygulamaların oluşturduğu doğal ve sosyal tahribatın belgelenmesi ve tazmini için tedbirler bir kamu sorumluluğudur. İklim değişikliği, çevre kirliliği ve doğa korumayla ilgili tüm uluslararası anlaşmalara taraf olunmalı ve anlaşma hükümleri iç hukuka aktarılmalı.
Metinde yer alan en önemli maddelerden biri ise şöyle ifade edilmiş: Sürdürülebilir kalkınma ilkesinin doğa korumacıları değil, doğayı tahrip eden şirket ve yönetimlerin elinde her kapıyı açan sihirli bir anahtar haline geldiği ve uygulamada her zaman kalkınma lehine kullanıldığı, bu kavramın hukuksal değil, ideolojik bir kavram olduğu dikkate alınmalı. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma kavramının yeni anayasada yer almasının önüne geçilmesi gerekir.
Dünyada Bolivya, Kenya, Ekvator gibi ülkeler dışında ekolojik anayasa konseptiyle hazırlanarak yürürlüğe konmuş anayasa yok. Ancak, bu konuda kabul görmüş birçok uluslararası bildirge ve sözleşme var. Bunların kaynak olarak kullanılması da metinde önerilen konulardan biri.

Pelin Cengiz / TARAF

Seçim 2011: Sırrı Süreyya Önder’in seçim aracına saldırı

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu İstanbul 2. Bölge Milletvekili adayı Sırrı Süreyya Önder’in seçim aracı Bayrampaşa’da bir grubun taşlı saldırısına uğradı.

Aracın MHP seçim bürosunun önünden geçtiği sırada önü kesilmek istendi. Araç durmayınca bu kez de taşlandı. Atılan taşlar nedeniyle aracın camları kırılırken, içerisinde bulunan bir kişi de atılan taşlar nedeniyle kafasından yaralandı.

Öte yandan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun Yalova Milletvekili Adayı İhsan Çoşkun’un Fevzi Paşa Mahallesi’nde bulunan seçim bürosuna da dün gece saatlerinde kimliği belirsiz kişilerce taşlı saldırıda bulunuldu. Çoskun’un seçim bürosunun camları üzerinde asılı bulunan posterlerini yırtan saldırganlar, saldırının ardından ise büroya Türk bayrağı asarak kaçtı.

İspanya’da halk neden sokaklarda?

İspanya’da başta gençler olmak üzere, 15 Mayıs’tan bu yana sokaklarda gösteriler yapıyor.  Peki neden İspanyalılar sokaklarda? Bu protestolar neden yapılıyor?

Muhalif protestolar sırasında, bu soruların cevabını merak eden turistler için Barcelona sokaklarıda bir el ilanı dağıtılıyor. İşte ilanda İspanya Devrimi’ni tetikleyen nedenlerden bazıları:

  • İspanya’nın vergisiz finans cennetlerinden her yıl uçan parayla ülkedeki emeklilerin maaşı %80 oranında arttırılabilir.
  • Yerel seçimlerin galibi ilan edilen PP (Halk Partisi) lideri Rajoy’ın yıllık maaşı, emekli biri ve 4 çocuğunun 2,5 yıl yaşamasına yetecek kadar.
  • Normal bir işçi en yüksek ikramiye ile emekli olmak için 35 yıl çalışmak zorunda, bir politikacı ise sadece 7 yıl.
  • Politikacıların maaşlarından kesilen vergi oranı sadece %4.5
  • İspanya’da politikacıların trafik cezalarını halk vergileriyle ödüyor.
  • Zapatero, AB içerisinde yıllık izindeki tatil masraflarını kamu bütçesine yazdıran tek devlet lideri.
  • Milletvekilleri trenleri, gemileri ve uçakları masraflarını kamu bütçesine yazmak suretiyle kullanabiliyor, bunun için yıllık 5 milyon euro bütçe ayırılıyor.
  • Politikacılar aynı anda iki maaş alabilen tek grup, toplumun geri kalanı için iki maaş ile çalışmak kanunen yasak.
  • İspanyol Kongresi her yıl Noel hediyeleri için 160.000 euro harcıyor ve 11000 kamu çalışanı toplam 2.2 milyon euro değerinde hediye alıyor.
  • Kent konseylerinin borçları sebebiyle her İspanyol vatandaşı bankalara kişi başı 556 euro borçlu gözüküyor.
  • Madrid’de yaşamayan milletvekilleri kira ve taşınma bedeli olarak aylık ekstra 1823 euro alıyorlar. Madridli vekiller vergiler düşülünce aylık 870 euro ekstra alıyor. Bu ülkedeki yaklaşık 12 milyon kişinin aylık maaşına denk düşüyor.
  • Yakın bir zamana kadar her Avrupa parlementeri yakınlarına sözleşme yapmak için 17000 euroluk ekstra bir bütçe harcayabiliyordu. Çoğu eşlerini veya birinci derece akrabalarını işe aldılar.
  • Politikacılar resmi araçları özel işlerinde kullanıyor: ülkenin en küçük autonomíası olan La Rioja’da hükümet 2008’de 200.000 euro bedelinde ekstra benzin harcadı ve resmi araçlar 870.000km kullanıldı (İspanya’yı doğudan batıya 4,5 kez geçecek kadar yol)
  • Otonom bölgelerden emekli olmuş bir politikacı yıllık 45000 euro alıyor. Normal bir vatandaş kanunen 32000’den fazla alamıyor.
  • İspanyol politikacılar için resmi davetlerin (yemeklerin vs.) sayısında ve ödeneklerinde bir kısıtlama yok.
  • İspanyol politikacılarının sadece %33’ü sadece politika ile uğraşıyor. Çoğu maaşlarını özel şirketler ve vakıflardan alıyor. 12 farklı yerden maaş alan milletvekilleri var.
  • İspanya’nın yolsuzluk haritasında 177 nokta var ve toplamı 700 milyon euro ederinde.
  • Otonom, bölgesel veya kent konseylerinde yer alan her vekil maaş alıyor. 900 kişilik köylerin, 4000 euro maaş alan belediye başkanları var. Turistik bir belde olan Marbella’nın belediye başkanı Zapatero’dan bile fazla kazanarak yıllık 84000 euro maaş alıyor.
  • Geçtiğimiz Eylül’de kabul edilen yüksek işsizliği çözmesi beklenen iş kanunundaki değişiklik ile işçi hakları azaltıldı. Reformdan önce 4.5 milyon kişi (%20) işsizdi, şu anda 4.9 milyon kişi (neredeyse %22) işsiz.
  • İspanya geçici iş sözleşmelerinin en fazla olduğu ülkelerden biri: halihazırdaki sözleşmelerin %30’u geçici, bu konuda Avrupa ortalaması %17.
  • İspanya’daki seçim kanunu en fazla temsil edilen iki partinin işine geliyor: PP (Halk Partisi) ve PSOE (Sosyalist Parti)’ye her milletvekili için 70000 oy yeterken, demokratik sosyalist cumhuriyetçi IU’ya (Birleşik Sol) her vekil için 90000 oy gerekiyor. Tabii ki ilk iki parti bunu değiştirebilecek güçteler fakat yapmıyorlar.
  • İspanya’da en çok temsil edilen iki partinin üyeleri 2008 genel seçimlerinde 66 milyon euro harcadılar. Bunun 44 milyonu, borçlarını ödeyemedikleri için 66000 aileyi evlerinden eden bankalar tarafından verildi. Partiler bu bankalara an itibariyle 144 milyon euro borçlu.
  • Yaşamınız boyunca bulabileceğiniz işlerin büyük bölümü birini tanıdığınız veya ebeveynleriniz birini tanıdığı için bulunuyor. Şayet olası işvereninizi tanıyorsanız eğitiminiz, bildiğiniz diller, dereceleriniz ikinci planda.
  • Her senatör yılda 1.7 milyon euroluk telefon harcaması yapıyor.
  • PP (Halk Partisi) İspanya İç Savaşından kalan toplu mezarların açılmasını ve pek çok şehirden diktatör Franco’ya ait sembollerin kaldırılmasını reddetti.
  • PP (Halk Partisi) Franco’nun eski bakanlarından biri tarafından kuruldu ve falangist bakanlarla (faşist parti) Franco’nun bakanlarından oluşan Alianza Popular’ın evrimleşmiş hali.
  • Ülkedeki kayıtdışı ekonomi toplam üretimin %20’si kadar.
  • Ülke sathında toplam 3000 toplu mezarda yatan 30000 cumhuriyetçi faili meçhul var.
  • Ve 40 yıldır Franco ile ilgili bir meseleden dolayı cezaya çarptırılan tek kişi, bu suçları araştırmak ve mezarları açmak isteyen savcı Baltasar Garzón. An itibariyle Lahey’de insan hakları mahkemesinde çalışıyor.
  • İspanya, AB’de en fazla 500€’luk banknot bulunan ülke. Piyasadaki 500€’luk banknotların %25’i İspanya’da bulunuyor.
  • İspanya’da yaklaşık 80 milyar €’luk nakit dolaşımda ve bunun 50 milyar €’su 500€’luk banknot şeklinde.

Eylemler esnasında Londra’daki İspanyol Büyükelçiliği’nin önündeki bir pankart olayı şöyle özetliyordu:

“Daha fazla kesinti istiyorsanız, size giyotin verelim”.

(Çeviren: Ethemcan Turhan) (Yeşil Gazete)

 

Son Dakika: Büyük Anadolu Yürüyüşü’ne baskı artıyor

21 Mayıs günü Ankara’ya giren ve Gölbaşı İlçesi’nde önü polis tarafından kesilen Büyük Anadolu Yürüyüşü kervanlarının eylemi sürüyor. Bugün itibariyle üzerilerindeki polis baskısı daha da artan göstericilere gelen yardımlar da engellenmeye devam ediyor. Sürekli değişen 20 kişiyle oturma eylemi sürüyor.

Bir katılımcıyla yaptığımız telfon görüşmesinde, kendilerine gelen seyyar tuvaletin yerleştirilmesinin iki kere polis tarafından engellendiğini öğrendik. Bugün olanlar şu şekilde:

Çankaya Belediyesi’nin gönderdiği seyyar tuvaletin, çadırların kurulduğu alana indirilmesi polis tarafından engellendi. Ankara’ya dönen seyyar tuvaletler, daha sonra başka bir araçla, yine çadır alanına getirildi fakat bu sefer, polis tarafından kamp alanına bile sokulmadı. Bununla birlikte kervan çadırlarından bir tanesinin de kırılmış durumda. Onlarca polis ve yine polis otobüsleri yüzünden ticari bir işletmeden çok, bir operasyon bölgesine dönen benzin istastonunun sahipleri de, kervanlarla ilişkileri iyi olmasına rağmen, sıkıntıya girmiş durumda.

Moralleri iyi olan katılımcılar imece ile eylemi sürdürdüklerini de ekliyorlar. Bununla birlikte Ankara’dan da eyleme destek sürüyor. Bu imeceye katılmak için kervanların adresi: Konya yolu 24.Km G.P.O mah. No;204 Gölbaşı Starpet Tesisi

Cannes’da büyük ödül Nuri Bilge Ceylan’a

64. Uluslararası Cannes Film Festivalinde Robert De Niro başkanlığındaki juri büyük ödüle 2 filmi; Nuri Bilge Ceylan’ın  yönettiği “Bir Zamanlar Anadolu’da” (fragman) ile Dardenne kardeşlerin yönettikleri “Le gamin au vélo” (fragman) filmlerini layık gördü.

Ceylan’ın Cannes macerası 1995’te kısa filmi “Koza“nın Uluslararası Kısa Film Yarışmasına kabul edilmesi ile başlamıştı. 2003 yılında “Uzak”  ile Büyük Jüri Ödülünün sahibi olmuş, “İklimler” 2006’da Fipresci ödülünü almış, 2008 yılında da “3 Maymun” ile En İyi Yönetmen ödülüne uzanmıştı. Bu sene aldığı ödül ile Cannes’da elde ettiği ödül sayısını 4’e çıkarmış oldu.

64. Uluslararası Cannes Film Festivalinde kazananların listesi

  • Altın Palmiye: “Tree of Life”ile Terence Mallick
  • Juri Büyük Ödülü: “Bir Zamanlar Anadolu’da” ile  Nuri Bilge Ceylan ve “Le gamin au vélo”ile Jean Pierre ve Luc Dardenne
  • En iyi Yönetmen: “Drive” ile Nicolas Winding Ref
  • En İyi Erkek Oyuncu: “Artist” filmindeki performansı ile Jean Dujardin
  • En İyi Kadın Oyuncu: “Melancholia” filmindeki performansı ile Kirsten Dunst
  • En İyi Senaryo: “Footnote” ile Joseph Cedar
  • Juri Özel Ödülü: “Police” ile Maiwenn
  • Altın Kamera (Camera d’Or): “Las Acasias” ile Pablo Giorgelli
  • Kısa Metraj: “Cross Country” ile Maryna Vroda

 

Şampiyon Fenerbahçe

Spor Toto Süper Lig 2010-2011 sezonu şampiyonu Fenerbahçe oldu. Sarı Kanarya, Sivasspor’u deplasmanda 4-3 yenerek 82 puanla tarihindeki 18’inci şampiyonluğunu ilan etti. Alex de Souza da gol krallığına kavuştu.

Ve Fenerbahçe 2010-2011 sezonu şampiyonu oldu. Sivasspor’u deplasmanda deviren Fenerbahçe, Karabükspor deplasmanında Trabzonspor’un aldığı sonuca bakmadan şampiyonluğa uzanmayı başardı.

Fenerbahçe, böylece toplamda 18’inci kez ligi zirvede tamamlayarak, şampiyonluk sayısında ezeli rakibi Galatasaray’ı (17) geçmeyi başardı.

Fenerbahçe’nin sezon boyunca sergilediği performansta başrolü oynayan Alex de Souza, Sivasspor filelerini de havalandırarak toplamda 28 golle Süper Lig’de ikinci kez gol kralı olmayı başardı.

Süper Lig’de 2010-2011 sezonuyla birlikte toplamda 18’inci şampiyonluğunu elde eden Fenerbahçe, daha önce 1959, 1960-61, 1963-64, 1964-65, 1967-68, 1969-70, 1973-74, 1974-75, 1977-78, 1982-83 , 1984-85, 1988-89, 1995-96, 2000-01, 2003-04, 2004-05 ve 2006-07 sezonlarında şampiyonluk kupasını kazandı.

Bu arada Fenerbahçe, 1998’den beri başkanlık koltuğunda oturan Aziz Yıldırım döneminde 5’inci kez lig şampiyonluğunu elde etti.

LİG TARİHİNİN 53. ŞAMPİYONU FENERBAHÇE OLDU
Spor Toto Süper Lig’de deplasmanda Sivasspor’u 4-3 yenen Fenerbahçe, 2010-2011 sezonunun şampiyonu oldu. Lig tarihindeki 53. sezonda, Trabzonspor’u averajla geçerek 82 puanla mutlu sona ulaşan sarı-lacivertli ekip, 4 yıl sonra bu başarıya ulaştı.

Toplamda 18. kez şampiyon olan ”Sarı Kanaryalar”, 17 kezle bu başarıyı paylaştıkları ezeli rakipleri Galatasaray’ı da geride bırakarak, en çok şampiyon olan takım unvanını eline geçirdi.

Fenerbahçe, 2006-2007 sezonunun ardından şampiyonluk sevinci yaşarken, en son şampiyonluğunu 1983-1984 sezonunda yaşayan Trabzonspor’un ise özlemi 27 yıla çıktı.

SADECE 5 TAKIM ŞAMPİYON OLDU
Eski adıyla Birinci Futbol Ligi, son yıllardaki adıyla da Süper Lig’de, geride kalan 53 sezonda şampiyonlukları 5 ayrı takım paylaştı.

1959’da başlayan ligde şimdiye dek Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve Bursaspor dışında, 53 sezonda şampiyonluk sevincini yaşayan takım çıkmadı.

Lig tarihinde Fenerbahçe 18, Galatasaray 17, Beşiktaş 11, Trabzonspor 6, Bursaspor da 1 kez mutlu sona ulaştı.

Yorum: Fenerbahçe tek farkla Şampiyon!

Bana kalırsa, Trabzonspor şampiyonluğu Eskişehir’de kaybetti. Büyük takımların, her ne kadar Fenerbahçe çok yakın zamanda iki kere bunu yaşamış olsa da, iş bu düzeye geldiğinde ve karşılarında motivasyon kaynağı olmayan rakibi bulduklarında şampiyonluğu kaybetmeyeceğini düşünüyorum.

Maç başlamadan önce, Trabzonsporlu futbolcuların ve taraftarların şampiyonluğu uzak bir ihtimal olarak görmeleri yüksek ihtimalli bir durum. Bir kere maçlar başlamadan önce Fenerbahçe’nin şampiyon olması normal, kaybetmesi ise süpriz. Yanlış anlamaya yer vermeden şunu da söylemek lazım: Fenerbahçe bir önceki maçın ilk yarısını 3 penaltı ile geçirmiş ve rakip, kalecisi oyundan atılarak 10 kişi kalmış. Trabzonsporlular için bu bir olumsuz motivasyon kaynağıdır. Sivasspor’un başkanının fanatik bir Fenerbahçeli olması, yakın zamana kadar (örneğin Pendikspor’un Fenerbahçe’yi elediği sene) Fenerbahçe tribününde olduğu da bir gerçek. Şimdi böyle olunca bu da Trabzonsporlular için bir olumsuz motivasyon kaynağıdır. Ne yaparsak yapalım, şampiyon olamayacağız diye düşünmek ya da en azından böyle düşünmeye hazır olmak (Fenerbahçe’nin ilk dakikalarda öne geçmesi) Trabzon’u bekleyen bir handikap. Zaten şunu söylemek lazım, Fenerbahçe’nin Sivasspor’u yenmesi kadar doğal bir şey yok. Birinci haftada da; otuzdördüncü haftada da…

Yine maçlardan önce taraftar sayıları çok tartışıldı. Sivas’ın tribünlerinin tamamen sarı lacivert olması konusu… Bu kadar normal bir şey olamaz sanırım. Beşiktaş’ın 100. yılında, hem de Gençlerbirliği ile de çekişirken, Ankara’da tüm tribünler siyah beyaz olmuştu. Bunlar gayet normal. Bir kaç şehir dışında da aksi bir görüntü oluşması mümkün değil. Onlarda da olur ama o şehirlerin taraftarları maça geliyor. Sivasspor her maçı dolu oynuyormuş da, bu maç için seyircilerini sahaya sokmuyormuş gibi yapmamalıyız. Tam tersinde de bu olurdu. Ya da şöyle düşünelim: Fener yine Sivas ile ama Trabzon 3500 kişilik stadyumda değil de, İBB ile 80.000 kişilik stadyumda oynasaydı! Yine %5 tartışması döner miydi?

Maçlara dönersek, beklenilen oldu ve Fenerbahçe daha 6. dakikada öne geçti. Karşılarındaki takımdan da bir şey beklemek çok zor. Küme düşmekten son anda kurtulmuş bir takım Sivas. Yetenekleri sınırlı. Belki Bucaspor-Sivasspor maçı başta olmak üzere, hakemler Bucaspor’a biraz daha adaletli davransa şimdi başka bir yerde de olabilirdi Sivas. Bu yüzden sağ ve sol beklerinin her pozisyonda ya topu kaptırması ya da geçilmesi garip değil. Aynı şekilde Trabzon’un da öne geçmesi böyle değerlendirilebilir. Fakat, olağan dışı olan Sivasspor’un 20. dakikada gerçekleştirdiğiydi. Sivas’tan gelen gol, o dakika itibariyle olumsuz anıları canlandırmış olmalı.

Fenerbahçe maçında önemli bir dakika var. Dakika 36. Sivasspor bir hücuma çıkıyor ama bir oyuncusu yerde. Sakatlanmış yani… Hücumdan eli boş dönüyor, sonra top Fenerbahçe’ye geçiyor Alex çok net bir pozisyonu harcıyor ama oyuncu hala yerde. Evet şampiyonluk mücadelesi ama böyle mi olmalı? Aynı maçta Gökhan Gönül sakatlık yaşarken, yere yatmasını salık veren Emre de var. Unutmamak lazım. Nasıl ki, Sivas’a giden Fenerbahçelilerin üzülme ihtimali insanı üzüyorsa, sakatlıklar pahasına gelen bir galibiyet de üzecektir. Ki zaten 5 dakika sonra Sivasspor kalecisi Korcan çok da bunlara gerek olmayacağını gösteren bir gol yedi. Uzaktan gelen bir şutta hiç hareket etmeyerek golü yedi. Üzerinde çok konuşulacağı kesin.

İlk yarılar itibariyle, maç soruçları, beklenildiği gibi oldu. Oyun itibariyle ise, Sivasspor’un dirençli olduğu ve maçı kolay kolay kaybetmeyeceğini göstermiş oldu. Bununla birlikte Fenerbahçe 50. dakikada golü buldu ve bitirdi maçı. Sonra karşılıklı goller gelmesine rağmen; şampiyonluğu getirecek skoru buldu Fenerbahçe. Sivasspor:3-Fenerbahçe:4 ve Karabük:0-Trabzonspor:4

Sonuç olarak 2010-2011 sezonunun galibi Fenerbahçe oldu 82 puanla. Trabzonspor da aynı puanla ikinci oldu. Karadeniz ekibi için de çok başarılı bir sezon geçti diyebilirim. Sezonun kaybedeni Galatasaray oldu. Beşiktaş ise kaybedeceği sezonu kupa ile bitirerek, sonuçta kazanan iki takımdan biri oldu.  Avrupa elemeleri ve Süper Kupa maçlarında görüşmek üzere.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Bremen’de süpriz: Yeşiller kazandı, sağ kaybetti

Almanya’nın Bremen eyaletinde bugün gerçekleşen seçimlerde beklenen “süpriz” gerçekleşti. Sosyal demokrat Başbakan Böhrnsen ve partisi SPD seçimlerden güçlü çıkarken, süpriz Hıristiyan Demokratların, Yeşiller’in gerisinde kalması ile gerçekleşti. Liberal Demokratlar ise, parlamentoya girememe tehlikesi ile karşı karşıya. Almanya’da seçim barajı %5.

Sonuçların ilk tahminlerinden sonra ortaya çıkan durum şu: SPD oyların %38’ini alarak en büyük parti olarak konumunu korumuş durumda. Yeşiller ise, oylarını %22.5’e çıkartarak ikinci parti oldu. Hıristiyan Demokratlar ise %5.6 puan oy kaybederek oyların %20’sini aldı ve üçüncü parti oldu. Sol Parti ise oyların %6’sını aldı. Almanya genelinde etkin olan Liberal Demokratlar’ın oyu ise %3’te kaldı ve bu sonuçla bu parti parlamento dışı kalmış oldu.

(Yeşil Gazete)