Ana Sayfa Blog Sayfa 5144

Fukuşima’da çocukların tiroid bezleri radyoaktif

Japonya’da 11 Mart’ta yaşanan nükleer kazanın ardından Fukuşima bölgesinde yaşayan çocukların %45’inin tiroid bezlerinde radyasyon saptandı. Ölçümler Mart ayı sonunda yapıldı.

Yetkililer çocuklarda saptanan radyasyon saatte 1 milisievert’in altında olduğu için takibinin yapılmadığını açıkladılar.

Öte yandan Fukuşima kentinin dört ayrı noktasından yapılan toprak ölçümlerinde alınan tüm örneklerde kg başına 16.000-46.000 bekerel dozunda radyoaktif Sezyum 137 bulundu. Bu miktar yasal olarak kabul edilen üst sınırın 4 katından fazla.

Fukuşima kenti kazanın yaşandığı santralın 60 km kuzeybatısında ve boşaltılan 20 km çapındaki alanın dışında bulunuyor.

Fukuşima’da yaşanan kazanın sonuçlarını takip eden sivil toplum örgütlerinin temsilcileri kentte yaşayan hamile kadınlar ile çocukların tahliye edilmesi çağrısında bulunuyor. (The Japan Times)

Yeşil Gazete

Sivil itaatsizlik manzaraları

Meclise seçilen tutuklu milletvekillerinin sözde hukuki nedenler ile tutukluluklarının devamına karar verilmesi ile CHP ve bağımsız adaylar boykota başladı.

Açıkçası,  halkın oyları ile seçilen milletvekillerinin halk adına hukuk yetkisini elinde bulunduran mahkemeler tarafından; halen suçları sabit olmamasına rağmen bırakılmamasının bende hayal kırıklığı yarattığını söyleyebilirim.

Ayrıca, Hatip Dicle’ye yapılan iki yüzlülüğün de bu kadar aleni ortaya konması ayrı bir hayal kırıklığı. Aday olmasına onay verilmesi ardından da 60.000 kişi sana oy verdi ama milletvekili olamazsın denmesi başlı başlıda trajik ve komik bir durum.

Ancak, bağımsızların ve CHP’nin boykot tavrı alması ve bu tavırlarından geri adım atmaması beni heyecanlandırıyor.

Bu iki siyasi bloğun ortaya koyduğu sivil itaatsizlik; bir nevi kamu vicdanına çağrıdır. Ülkemizdeki huku ve anayasa sorununu kamu gündemine taşımaktır.

Özelikle CHP’nin beni şaşırttığını belirmek isterim. Keza, Ergenekon’dan yargılanan Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ı aday göstererek, aslında sistemle pek sorunu olmadığını ortaya koymuştu. Bu kişileri aday göstermenin ne kendilerini tanımladıkları sosyal demokrat kimlikle ne de seçim kampanyalarındaki özgürlük vurgusu ile bağdaşır bir yönü yoktu.  Ancak; bu kişileri aday göstermek her ne kadar yanlış ise de ilgili kişilerin hakları için meclisi boykot etmek bir o kadar da doğru bir hareket. Sonuçta, mahkeme sonuçlanmış değil, ve suçlar da sabit değil. Üstelik tutukluluk süreleri sadece bu iki isim için değil tüm mahkûmlar için büyük bir hak ihlali.

Bu ihlalleri göz önüne sermek için sisteme ve savundukları mahkemelere kafa tutmaları bence CHP için önemli bir yapı bozumu.  CHP aynı hareketi KCK tutukluları veya Hatip Dicle için yapar mıydı; pek inanmıyorum; o yüzden halen benim gözümde samimiyet sorunu var.  Yine de adım atmak ve müdahil olmak ve belki de CHP tarihinin ilk sivil itaatsizliğini yapmak yine de takdir edilmeli.

BDP ve bağımsızların tavrı ise başlı başına heyecan verici.  Oy verdiğim adayların, “bizi yok saysanız da bizi hapse atsanız da biz yine de bu milletin temsilcisiyiz, Ankara’da meşruiyetimizi tartışmaya açmaya kalkabilirsiniz, ancak başaramazsınız, keza halkımızın meşru temsilcisi biziz” demesi, her türlü engellemelere rağmen, sivil zeminde mücadeleye devam etmeye çalışması gerçekten çok önemli.  Bağımsızlar Diyarbakır’da yapılan grup toplantıları ile sivil mücadeleye devam ediyor ve “hukukun” halktan üstün olamayacağını ortaya koyuyor.

Seçimden önceki sivil itaatsizlik eylemleri ile ders veren, şiddetin kaynağının devlet şiddeti olduğunu gösteren BDP, seçim sonrasında da hükümetin ve devletin baskılarına, tehditlerine rağmen, hukuksuzluğa itaat etmeyerek, kışkırtmalara boyun eğmeyerek mücadeleye devam ediyor. Bu mücadele sadece BDP için değil, Kürtler için değil, tüm Türkiyeliler için çok değerli ve kazanımları demokrasi ve özgürlüğe atılan önemli adımlar.

Memleketimdeki bu sivil itaatsizlik manzaralarının demokrasi için umut verici manzaralar olduğunu hissediyorum ve heyecanlanıyorum.

 

Avrupa Parlamentosu iklim için %30’u oyluyor

Avrupa Parlamentosu bugün iklim değişikliğini önlemek için yeni bir emisyon inidirimi hedefini oyluyor.

Oylamaya konu olan tasarı yasalaşırsa AB ülkelerinin karbondioksit emisyonu 2020’ye kadar 1990 rakamlarının %30 altına indirilecek. Bu hedef daha önce %20 idi.

Daha önce 23 Haziran tarihinde yapılması gereken oylama bugüne ertelenmişti.

Yeşiller grubunun ısrarla savunduğu yeni hedefe Muhafazakarlar karşı çıkıyor. AP Muhafazakar grup başkanı Martin Callanan AB’nin rekabet içinde oldukları diğer ülkeler aynı indirim hedefi alınmadan %30 hedefini kabul etmesinin yanlış olduğunu savunarak muhafazakar milletvekillerini hayır oyu vermeye çağırmıştı.

2020’ye kadar %30 indirim kabul edilirse AB’nin bir kez daha iklim konusunda liderlik pozisyonuna geri dönebileceği konuşuluyor.

(Yeşil Gazete)

 

Haftanın tortusu

18 yıl geciken barikat. Yakmak serbest, anmak yasak! 50 kilo ile serbest, 11.4 gram ile intihara sürüklendi! Hopa’da gazeteciler kamu görevlisi, Ankara’da öğrenciler örgüt “delisi” Yemin krizi ve gidişatı! Şike ile spor tüm gündemi kapladı!Yeşiller Partisi üçüncü yaşını doldurdu!

18 yıl geciken barikat. Yakmak serbest, anmak yasak! 2 Temmuz günü, Sivas’ta katliamı anmak için toplanacaklara ilk önce dediler ki Sivas’a girmek yasak! Sonra, Madımak’ın önüne gitmek yasak dediler! Neden? Herhalde Madımak’ta yapılan panoya aydınların isimleri ile katillerin isimlerini yanyana yazdıklarından utanmış oldukları için? Anmaya gelen acıyı hala hisseden insanlara bu rezaleti göstermek istememiş olabilirler mi? Tabii ki değil. Ama bu yaptıkları gerçek. Başka gerçekler de var. Hala o katliama dair bilinmeyenler çıkıyor. O görüntüleri, kitleyi, sloganları aklınıza getirin. Onları koruyanlar nerelerde şimdi bir düşünün! Tanıklıklarla da birleşince kontrgerilla denen yapının nasıl ve kimlerle el ele çalıştığını aslında itiraf ediyor olaylar. Sonuç? Yanan, gazlanan biz; güç savaşı yapıp, el ele verenler onlar…

50 kilo ile serbest, 11.4 gram ile intihara sürüklendi! Haber bir: 12 Şubat 2010’da 50 kg. esrarla yakalanan kişi, 27 Haziran günü yapılan duruşmada tahliye edildi. Haber iki: Esrar satın aldığı iddiasıyla geçen yıl 2 kez gözaltına alınan kişi, üçüncü kez ifade için emniyete çağırıldığı gün evinin bulunduğu üçüncü kattan atlayarak intihar etti. Oğullarının İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şubesi’ndeki sorgu sırasında işkence gördüğünü iddia eden ailenin suç duyurusuna takipsizlik kararı veren savcılık, Narkotik Şube’deki bilgisayarların imaj kayıtlarını dikkate alarak, “resmi belgede sahtecilik” suçundan iki polis memuru hakkında dava açtı. Emniyet çıkışında arkadaşlarına çırılçıplak soyulduğunu, yere çökertiltiğini ve hakarete uğradığını anlattığı iddia edilen genç, nöbetçi savcının “İfadesini alıp bırakın” talimatına rağmen iki gün sonra tutanaklarda eksiklikler olduğu gerekçesiyle yeniden ifade vermeye çağrıldı. İkinci hikayenin artık yaşamayan, ölüme sürüklenen kişisi Onur Yaser Can adında 28 yaşındaki bir mimar. Birinci hikayenin kişisi ise bir akrabası devletin çok ama çok yukarılarında bulunan ve kendi ifadesiyle 22 yıldır uyuşturucu kullanan Mehmet Erdoğan! İşte Türkiye…

Hopa’da gazeteciler kamu görevlisi, Ankara’da öğrenciler örgüt “delisi” Bu haftanın en ilginç ve aslında en korkutucu haberleri arka arkaya geldi. Yargı ile zaten daha önce bütün olmuş yasama ve yürütme birleştikçe de bu gibi haberlerin artacak olduğu kesin ne yazık ki! Sindirme, korkutma ve cezalandırma…

Hopa Cumhuriyet Başsavcılığı, tüm basın kuruluşlarına yazı göndererek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Artvin ziyareti sırasında hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu ile ilgili yayımlanmış ve yayımlanmamış görüntü ve fotoğrafları istedi.” Basın kuruluşlarından 10 gün içinde cevap isteyen Başsavcılık, sözkonusu belgelerin kendilerine gönderilmemesi durumunda yasal işlem yapılacağını da ekliyor. Gerekçe ne? TCK 257! Kamu görevlileri için düzenleme yapan bir madde! Gazeteci kamu görevlisi mi? AKP yörüngesindeki medya için bu sorunun yanıtı belki evet, onların görevli oldukları belli gibi ama gazetecilerin kamu görevlisi olması düşünülebilir mi?

Diğer haber ise Ankara’dan. Örgütlenmeye doyamayan öğrencilerin haberi. Bu yeni bir eğilim sanırım. Bir kişi, yasal bir örgüte üye şekilde ya da bağımsız şekilde bir protestoya katılıyorsa, mutlaka ve mutlaka bir illegal bağı vardır. Hatta birden fazla illegal bağı vardır. Bu da o eğilimin bir sonucu işte: “Beş üniversite öğrencisi, “Ülkücü bir öğrenciyi dövmeyi planlamaktan” gözaltına alındı, dört ayrı terör örgütüne üye olmak suçuyla tutuklandı.” Nasıl bir ülkücü öğrenciyse artık?

Yemin krizi ve gidişatı! Yemin krizi ilginç bir noktaya evrilmeye başladı. Başbakan Erdoğan’ın “Gelmezlerse gelmesinler” ve “Tükürdüklerini yalayacaklar” sözleri arka arkaya okunduğunda CHP’siz ve BDP’siz bir meclisten hoşnut olduğu görülebiliyor. En iyi demokrasi muhalefetsiz demokrasi ne de olsa. Bu açıklamalarla birlikte, AKP yörüngesindeki “konuşan insanlar” her tv kanalına çıkıp bu iki partiyi sıkıştırmaya çalışıyorlar. Çözüm için öneriler getirilse de, bu belirsizlik ortamının sürmesinin işe yarayacağını ve muhalif partileri zayıflatacağını düşünüyor olabilir hükümet! Bu arada ilginç bir şey oldu Sosyalist Enternasyonal’in uzun zaman sonra CHP’ye bir konuda destek verdi. Adalet üzerindeki yeni vesayeti Avrupa’ya ve Dünya’ya açıklamakta zorlanacaktır AKP. Belki de onları çözüme zorlayacak nokta da bu!

Şike ile spor tüm gündemi kapladı! Pazar sabahı başlayan şike soruşturması şu anda Türkiye’nin tek gündem maddesi. Spor kanalları bu haberleri vermiyor artık. O derece, spordan çıkıp, genel gündeme geçti olaylar. Doğası gereği hızlı sürüp bitmesi gereken bir süreçte bu. Şu bir gerçek ki, Türkiye’de her zaman bir şeyler “döndüğü”nden herkes emindi ama kimse kanıtlayamıyordu. Ve ne yazık ki, son sene üzerinden tüm oklar Fenerbahçe’yi gösteriyor olsa da, hiçbir takım çıkıp “benim tarihim tertemiz” diyemez. Dese dese “benim tarihim diğerlerinden daha temiz” diyebilir. Üzerinde bu tip konuların konuşulmadığı pek az sene bulunabilir. Şimdi önemli olan şu, Türkiye, bunu temizlemeye mi gidecek? Yoksa, çıktığı kadarı çıktı, kalanını kurtaralım diye mi bakacak? Zaten şimdiye kadar ilerlenememesinin ve hep üzerinin kapatılmasının nedeni de, herkesin bir şekilde bu işe bulaşmış olması.

Yeşiller Partisi üçüncü yaşını doldurdu! 30 Haziran 2008’de kurulan Yeşiller Partisi, bu hafta itibariyle bir yaşını daha doldurdu. Yaşı büyüdükçe, omuzlarındaki umut bulutu da büyüyor Yeşiller’in. Yaşı büyüdükçe, Dünya’nın ve insanlığın Yeşil Politika’ya olan ihtiyacı da büyüyor, sorumluluğu da artıyor Parti’nin. Henüz bu sorumlulukları üstlenecek düzeyde olmasa da, umut ve zorunluluğun birleştiği yerde durmaya devam ediyor.

Cemil Çiçek TBMM’nin 25. başkanı oldu

Bugün TBMM’de yapılan oylamada ilk iki turda sonuç alınamadı. Üçüncü tur sonucunda ise toplam 375 vekil oy kullandı. Cemil Çiçek, 322 oy aldı. Tuncay Toskay, 50 oy aldı. 3 oy da geçersiz sayıldı. Bu sonuçlara göre Cemil Çiçek TBMM’nin başkanı seçildi.

Tarihin yüzmede ilk Avrupa Şampiyonluğu bedensel engellilerden

Almanya’nın başkenti Berlin’de bugün başlayan Avrupa Bedensel Engelliler Yüzme Şampiyonası’nda Türkiye tüm yüzme tarihinin ilk altın madalyasını kazandı. 50 metre kelebekte altın madalya kazanan, 16 yaşındaki Milli Sporcu Beytullah Eroğlu’nun derecesi ise 41.49.

Beytullah,9 yıllık bir çalışmanın sonucunda Avrupa Şampiyonu olduğu için çok mutlu olduğunu belirterek, ‘Altın madalyayı ülkem adına kazandım. Şampiyonluğumu tüm ülkeme hediye ediyorum’ dedi.

Takım olarak 2 altın madalya daha kazanmayı beklediklerini ifade eden Beytullah, antrenörü Osman Çullu’ya ve babasına desteklerinden dolayı teşekkür etti.

Beytullah, gelecekteki hedeflerinin 2012 yılında Londra’da yapılacak paralimpik oyunları olduğunu sözlerine ekledi.

Antrenör Çullu, Beytullah’ın başarısının Türkiye tarihinde bir ilk olduğuna işaret ederek, bunun bir başlangıç olmasını dilediğini, Türkiye’ye daha çok madalya kazanarak dönmek istediklerini ifade etti.

Beytullah’ın başarısının, engellilere imkan verildiği takdirde neler yapabileceklerini gösterdiğini belirten Çullu, 2012 yılında yaklaşık 15 yarışmaya katılacaklarını ve bu yarışlarda da daha fazla madalya kazanmak istediklerini kaydetti.

86 yıllık Apoyevmatini Gazetesi kapanacak mı?

Yunanistan’daki kriz, İstanbul’un 86 yıllık Rumca gazetesi Apoyevmatini’yi de vurdu. İlan geliri hızla eriyen gazete kapanabilir.

Türkiye’de Rumca yayımlanan ilk günlük gazete olan Apoyevmatini kapanma noktasına geldi. 1925’ten beri Rumcayı yaşatmak ve Rum cemaatinden haberler vermek amacıyla çıkan gazetenin sahibi ve tek çalışanı Mihail Vasiliadis, 86 yıllık aile yadigârını yaşatmak için çare arıyor. Bir zamanlar 35 kişinin çalıştığı gazete bürosunda, şimdi hüzün hâkim. Apoyevmatini şimdiye dek, Türkiye’deki Rum cemaatinin katkıları ve Yunanistan’dan gelen destekle ayakta duruyordu. Ancak Yunanistan’daki kriz ve Türkiyeli Rumların sayısının 2 bine kadar düşmesi Apoyevmatini’ye her geçen gün kan kaybettirdi.

30 bin tirajdan 600’e
Vasiliadis’in babasının kuzenleri tarafından, 12 Temmuz 1925’te yayımlanmaya başlanan ve bir dönem 30 bin tiraja ulaşan Apoyevmatini, Harf Devrimi’ne kadar Türkiye’nin en çok satan gazetesiydi. Ama dönemin azınlıklarla ilgili politikaları ve 6-7 Eylül Olayları nedeniyle birçok Rumun İstanbul’u terk etmesiyle tiraj hızla düştü. Vasiliadis, “Apoyevmatini, İstanbul’daki Rum toplumuna paralel bir yaşam sürdü. Bugün 600 tirajla, İstanbul’daki Rum toplumunun yüzde 99,9’una ulaşıyoruz” diyor. Aylık maliyeti 10-12 bin lira olan gazete, İstanbul’daki Rumlardan ve Yunanistan şirketlerinden sağladığı ilan geliriyle ayakta duruyordu. Ancak Yunanistan’daki ekonomik kriz nedeniyle, ilanlar tamamen kesildi. Vasiliadis, gereken destek sağlanmazsa, Apoyevmatini’nin, doğum günü olan 12 Temmuz’da yayını durdurabileceğini belirtiyor.

“Apoyevmatini’nin benden sonra da yaşayabilmesi için Atina’daki oğlumu Türkiye’ye getirdim. Ama galiba yanlış yaptım” diyen Vasiliadis sitemli: ”Bazı üniversiteliler aralarında para toplayarak, abone olarak destek olmaya çalışırken, ‘Rum diasporasının temsilcisiyim’ diyenlerden ses yok. Oysa 6-7 bin liralık bir destek bile kurtarmaya yetecek” diyor.

Fransa’da beklenen sonuç

0

Fransa Bisiklet Turu’nun zamana karşı yapılan ikinci etabında zafere ulaşan takım Garmin-Cervelo oldu. Takımın Norveçli bisikletçisi Thor Hushovd üçüncü etapta sarı mayoyu giyecek.

Dün Passage Gois La Barre-de-Monts ile Mont des Alouettes Les Herbiers arasindaki 191 kilometrelik etapla başlayan 98. Fransa Bisiklet Turu’nda bugün zamana karşı yarış vardı.

Les Essarts’taki 23 kilometrelik etabı 24 dakika 48 saniyede tamamlayan Garmin-Cervelo takımı, etabın en hızlısı olurken, takım kaptanı Thor Hushovd da genel klasmanda liderliğe yükselerek sarı mayonun sahibi oldu.

Garmin’i 4 saniye geriden takip eden Cadel Evans’ın takımı BMC takımı ikinci olurken, Team Sky da çok az bir farkla üçüncü oldu.

Fransa Bisiklet Turu’nda yarın 198 kilometrelik Olonne-sur-Mer – Redon etabı geçilecek.

CHP’de kurultay arayışı bitti

Kılıçdaroğlu yönetiminin değişmesini isteyen Baykal önderliğindeki CHP muhalefeti, olağanüstü kurultay için imza toplamaktan vazgeçti.

CHP Bursa eski İl Başkanı Gürhan Akdoğan, yemin krizi dolayısıyla partinin bir bunalıma sürüklendiği kaygısını taşıdıklarını ifade ederken, bu süreçte yeni bir tartışma ortamı yaratmak istemedikleri için kurultay isteklerini geri çektiklerini belirtti.

CHP’de seçimin ardından kurultay talep eden parti içi muhalif kesim, yemin krizi dolayısıyla olağanüstü kurultay taleplerini geri çekti. CHP Bursa eski İl Başkanı Gürhan Akdoğan, yemin krizi dolayısıyla partinin bir bunalıma sürüklendiği kaygısını taşıdıklarını ifade ederken, bu süreçte yeni bir tartışma ortamı yaratmak istemedikleri için kurultay isteklerini geri çektiklerini belirtti.

Seçim öncesi milletvekili adayı olmak için görevlerinden istifa eden ve daha sonraki süreçte görevlerinden alınan bazı CHP’li eski İl Başkanları, Ankara Gordion Otel’de bir basın toplantısı düzenledi. Olağanüstü kurultay için imza veren delegeler adına konuşan CHP Bursa eski İl Başkanı Gürhan Akdoğan, kurultay toplanmasını isteyen delegeler adına oluşturulan komisyonun, Türkiye’nin ve CHP’nin içinde bulunduğu özgün koşullar nedeniyle dün bir toplantı yaptığını kaydetti. Bu toplantıda ortak bir değerlendirmeye vardıklarını açıklayan Akdoğan, oluşturulan metni okudu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP örgütünün özverili çalışmalarına karşın 12 Haziran genel seçimlerinde partinin beklediği sonucu alamadığını, ortaya çıkan sorunları çözmek için olağanüstü kurultayın bir çıkış yolu olarak düşünüldüğünü ifade eden Akdoğan, “Kurultay isteği, CHP’nin politikalarını değiştirmeye çalışan anlayışlara karşın partimize gerçekten katkı koyacak, güç verecek, omuz verecek, partimizi her alanda güçlendirecek, geçmişine, tüzüğüne, programına ve daha ötesinde ilkelerine, değerlerine sahip çıkan nitelikli kadroları Parti Meclisi’ne seçip gelecek yerel seçimlerde iktidar yolunu açmak için kurultay delegelerimizin talepleri doğrultusunda oluşmuştur” diye konuştu.

‘İMZALAR ÇARŞAMBA GÜNÜ YETERLİ SAYIYA ULAŞACAK’
Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan CHP’li milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın tahliye taleplerinin reddedilmesinin ardından partinin aldığı Meclis’te yemin etmeme kararı üzerine olağanüstü kurultay çağrılarını tekrar değerlendirdiklerini anlatan Akdoğan, kurultay delegelerinin noterden imzalarıyla beyanda bulunmaları halen sürdüğünü ve tüzükte belirtilen sürenin dolmasına bugün dahil 3 gün kaldığını ifade etti.

‘SEÇİM SÜRECİNDE ÖRGÜT DIŞLANDI’
Akdoğan, kurultay delegelerinin olağanüstü kurultay toplanması için pek çok haklı nedenleri olduğunu, milletvekili seçimlerinde örgütün bu denli dışlanarak aday belirlendiği bir dönemin daha önce yaşanmadığını dile getirerek adaylık için görevinden istifa eden 46 il ve 76 ilçe başkanı ile 87 il ve ilçe yöneticilerinden sadece 1 il başkanı ile 2 ilçe başkanının merkez yoklaması ile seçilecek yerde aday gösterildiğini ve seçildiklerini, 5 il başkanı ve 1 ilçe başkanı ile 1 ilçe yöneticisinin önseçimle aday olduğunu kaydetti.

‘YEMİN KRİZİ DOLAYISIYLA PARTİ BUNALIMA SÜRÜKLENİYOR KAYGISINI TAŞIYORUZ’
Cumhuriyetin kuruluşunda temel harcı olan, savaş yıllarında bile ulusun tek temsilcisi TBMM’yi çalıştıran CHP’nin, milletvekillerinin yemin etmemeleri nedeniyle haklı-haksız eleştirilerin hedefi olduğunu belirten Akdoğan, “Halkımızın oylarıyla seçilmiş iki milletvekilimizin artık mahkumiyetin parçası olmaya başlamış olan tutukluluklarının kaldırılarak TBMM kürsüsünde and içmeleri altını çizerek önemsediğimiz bir konudur.

Ama geçici de olsa aksama ve olanaksızlık varsa bu durumu ön mesele yapmak ve tüm milletvekillerinin yemin etmemesini önermek ve uygulatmak çok tartışılacak bir husustur” diye konuştu. Yargı kararı hatalı, yanlış, haksız ve hukukun üstünlüğüne aykırı olsa da TBMM çalışmalarına katılmamanın toplum tarafından benimsenmediğini öne süren Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yemin etmeme kararının bir adım ötesinin iyi hesaplanmadığı, planlanmadığı, eleştirileri de haklılık kazanıyor. Partimiz kurulduğundan bu yana ilk kez böyle bir olayla karşı karşıya kalarak bir bunalıma sürükleniyor kaygısını taşıyoruz. Partimiz böylesi önemli bir krizi yaşarken yukarıda açıklamaya çalıştığımız her biri diğerinden önemli sayılacak haklı nedenler varken örgütten kurultay delegesi arkadaşlarımızdan gelen isteklere uygun bir biçimde başlatılan kurultay toplanması isteğimizi bu nazik ve kritik dönemde şimdilik durdurmanın çok önemli bir parti görevi olduğunun düşünüyoruz. Kurultay toplanması için yeterli imzaya ulaşılacağından hiçbir kuşkumuz yoktur, bu sayıya milletvekillerinden de, Parti Meclisi’nden ve Yüksek Disiplin Kurulları’ndan beklenen imzalar dahil değildir.”

‘KURULTAY İMZALARINI GENEL MERKEZ’E VERMEYECEĞİZ’
Bazı CHP’li yöneticilerin verilen imzalardan geri çekmeler olduğu şeklindeki sözlerinin gerçeği yansıtmadığını dile getiren Akdoğan, “Bu aşamada CHP yöneticilerinin yaşanan yemin krizine, önümüzdeki günlerde sağlıklı bir çözüm bulmada kurultay isteğinin engel olduğu limanına sığınmamak için toplanmış ve üç gün içinde rahatlıkla tamamlanacak olan Parti Meclisi seçimli olağanüstü Kurultay çağrı imzalarını genel merkeze vermeyeceğiz” dedi.

‘KRİZ AŞILDIKTAN SONRA KURULTAY TOPLANSIN’
Akdoğan, halen görevde olan birçok il başkanının da imzasının bulunmasına karşın görevde oldukları için onların isimlerini açıklamayacağını bildirdi.

Akdoğan, açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Akdoğan, bir soru üzerine imza toplamaya başladıktan 3 gün sonra 508 imzaya ulaştıklarını ve bu sayıya Parti Meclisi ve milletvekillerinin dahil olmadığını ifade ederken etik anlayışları gereği bugün bu imzaları açıklamadıklarını söyledi.
Yemin krizi yaşanırken yeni bir tartışma ortamı yaratmak istemedikleri için kurultay isteklerini geri çektiklerini belirten Akdoğan, kriz aşıldıktan sonra kurultay yapılması seçeneğini Genel Merkez’in takdirine bıraktıklarını dile getirdi. (Ajanslar)

Wimbledon’da Djokovic için çifte zafer

0

2011 Wimbledon Tenis Turnuvası’nda şampiyonluğa ulaşan isim Sırp tenisçi Novak Djokovic oldu.

Djokovic, turnuvanın bir numaralı seri başı Rafael Nadal’ı dört sette 6-4, 6-1, 1-6, 6-3 skoruyla mağlup etti.

Sırp tenisçi böylece Wimbledon’da ilk ve Grand Slam turnuvalarında üçüncü şampiyonluğuna ulaşarak dünya klasmanının zirvesine yerleşti.

Çim zeminde yapılan tek Grand Slam olan Wimbledon tenis turnuvası boyunca finale çıkana dek Djokovic rakiplerine 75, Nadal ise 83 oyun verdi.
İspanyol Rafael Nadal, servis karşılamayı seçerek başladığı maçın ilk setinde rakibini hep geriden takip etmek durumunda kaldı; Djokovic’in servisini hiç kıramadı.

Turnuvanın üç numaralı seri başı Djokovic için rakibinin servisini bir kez kırmak, ilk seti almaya yetti. Bu üstünlüğünü ikinci sette de koruyan Djokovic iddialı vuruşları ve başarılı kurtarışları ile locadaki ekibinin tekrar tekrar ayağa fırlamasını sağladı.

Turnuvanın bir numaralı seri başı Nadal ise istatistiklere yansıyan her kalemde hem rakibinin hem de geçmiş performansının bir hayli gerisinde kaldı.

İki oyuncu da birbirleri karşısında sabırsızdı ve birbirlerini sıklıkla paralel vuruşlarla geçmeye çalıştı. Topu 1.88 boyundaki rakibinin uzun kollarıyla ulaşamayacağı yerlere bırakmaya çalışan Nadal’ın bu girişimlerinde hata oranı ise sıra dışı düzeyde yüksekti.

Solak tenisçi Nadal topları forehand vuruşlarla karşılamak için kortta iyice sağa çekilirken, kortun geri kalanını savunmakta zorlandı.

25 yaşındaki Nadal rakibinin servisini ilk kez üçüncü setin başında kırarak skoru 2-0 yaptı. Bunu skoru 5-1 yapmak için tekrarlaması ona üçüncü seti kazandırdı.

Dördüncü set ise her iki taraf için de servis kırma savaşı ile geçti. Sete rakibinin servisini kırarak başlayan Nadal kendi servis oyunlarını korumakta zorlandı.

Bu setin 6-3 sonuçlanması Djokovic’e yıllardır beklediği zaferi getirdi.

Rafael Nadal ikinci oldu

Novak Djokovic zaten final maçı öncesinde de Nadal’ı dünya tenisinin zirvesinden indirmişti. Turnuvaya puan fazlasıyla başlayan Belgradlı tenisçi finale yükselerek dünyanın bir numaralı tenisçisi olmayı zaten garantilemişti. ATP Dünya Klasmanı sonuçları resmen 4 Temmuz itibariyle yenilenecek.

Djokovic böylece dünya klasmanı zirvesinde 2004 Şubat ayından bu yana Nadal ile İsviçreli Roger Federer’in tekeli arasında gidip gelen liderliğe ortak oldu.

Maç öncesindeki iki hafta boyunca Djokovic daha başarılı bir performans sergilemişti.

Ancak Djokovic şimdiye dek hiç bir Grand Slam turnuvasında 10 şampiyonluğu olan Nadal’ı yenememişti.

Bununla birlikte grafiği yükselişteydi ve ikilinin bu yıl Indian Wells, Miami, Madrid ve Roma’daki ATP turnuvalarının finallerindeki tüm karşılaşmalarından Djokovic zaferle ayrıldı.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç ve eski İngiltere Başbakanı John Major’ın yanında, spor dünyasından tenisçi Bjorn Borg ve Sabine Lisicki, F1 pilotu Jensen Button, golfçü Rory McIlroy’un yanında oyuncu Alan Rickman ve müzisyen Cliff Richard 15 bin kişilik merkez kortun tribünlerinde mücadeleyi izleyen ünlüler arasındaydı.

Rafael Nadal, Londra’dan ikincilik ödülü olarak 550 bin sterlin (yaklaşık 1 milyon 430 bin TL) ile ayrılacak. Turnuva şampiyonu Djokovic ise 1 milyon 100 bin sterlinlik (yaklaşık 2 milyon 840 bin TL) ödüle kavuştu.