Köşe Yazıları

Sivil itaatsizlik manzaraları

Meclise seçilen tutuklu milletvekillerinin sözde hukuki nedenler ile tutukluluklarının devamına karar verilmesi ile CHP ve bağımsız adaylar boykota başladı.

Açıkçası,  halkın oyları ile seçilen milletvekillerinin halk adına hukuk yetkisini elinde bulunduran mahkemeler tarafından; halen suçları sabit olmamasına rağmen bırakılmamasının bende hayal kırıklığı yarattığını söyleyebilirim.

Ayrıca, Hatip Dicle’ye yapılan iki yüzlülüğün de bu kadar aleni ortaya konması ayrı bir hayal kırıklığı. Aday olmasına onay verilmesi ardından da 60.000 kişi sana oy verdi ama milletvekili olamazsın denmesi başlı başlıda trajik ve komik bir durum.

Ancak, bağımsızların ve CHP’nin boykot tavrı alması ve bu tavırlarından geri adım atmaması beni heyecanlandırıyor.

Bu iki siyasi bloğun ortaya koyduğu sivil itaatsizlik; bir nevi kamu vicdanına çağrıdır. Ülkemizdeki huku ve anayasa sorununu kamu gündemine taşımaktır.

Özelikle CHP’nin beni şaşırttığını belirmek isterim. Keza, Ergenekon’dan yargılanan Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ı aday göstererek, aslında sistemle pek sorunu olmadığını ortaya koymuştu. Bu kişileri aday göstermenin ne kendilerini tanımladıkları sosyal demokrat kimlikle ne de seçim kampanyalarındaki özgürlük vurgusu ile bağdaşır bir yönü yoktu.  Ancak; bu kişileri aday göstermek her ne kadar yanlış ise de ilgili kişilerin hakları için meclisi boykot etmek bir o kadar da doğru bir hareket. Sonuçta, mahkeme sonuçlanmış değil, ve suçlar da sabit değil. Üstelik tutukluluk süreleri sadece bu iki isim için değil tüm mahkûmlar için büyük bir hak ihlali.

Bu ihlalleri göz önüne sermek için sisteme ve savundukları mahkemelere kafa tutmaları bence CHP için önemli bir yapı bozumu.  CHP aynı hareketi KCK tutukluları veya Hatip Dicle için yapar mıydı; pek inanmıyorum; o yüzden halen benim gözümde samimiyet sorunu var.  Yine de adım atmak ve müdahil olmak ve belki de CHP tarihinin ilk sivil itaatsizliğini yapmak yine de takdir edilmeli.

BDP ve bağımsızların tavrı ise başlı başına heyecan verici.  Oy verdiğim adayların, “bizi yok saysanız da bizi hapse atsanız da biz yine de bu milletin temsilcisiyiz, Ankara’da meşruiyetimizi tartışmaya açmaya kalkabilirsiniz, ancak başaramazsınız, keza halkımızın meşru temsilcisi biziz” demesi, her türlü engellemelere rağmen, sivil zeminde mücadeleye devam etmeye çalışması gerçekten çok önemli.  Bağımsızlar Diyarbakır’da yapılan grup toplantıları ile sivil mücadeleye devam ediyor ve “hukukun” halktan üstün olamayacağını ortaya koyuyor.

Seçimden önceki sivil itaatsizlik eylemleri ile ders veren, şiddetin kaynağının devlet şiddeti olduğunu gösteren BDP, seçim sonrasında da hükümetin ve devletin baskılarına, tehditlerine rağmen, hukuksuzluğa itaat etmeyerek, kışkırtmalara boyun eğmeyerek mücadeleye devam ediyor. Bu mücadele sadece BDP için değil, Kürtler için değil, tüm Türkiyeliler için çok değerli ve kazanımları demokrasi ve özgürlüğe atılan önemli adımlar.

Memleketimdeki bu sivil itaatsizlik manzaralarının demokrasi için umut verici manzaralar olduğunu hissediyorum ve heyecanlanıyorum.