Ana Sayfa Blog Sayfa 5128

Japonya artık nükleer değil

Japonya Başbakanı Naoto Kan, 11 Mart depremi ve tsunamisinden sonra iyice tehlikeli hale gelen nükleer enerji santrallarını tedricen bırakma kararı aldı.

Dört ay önce nükleer kriz yaşayan Japonya tarihi bir karar aldı.

Japon Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Nato Kan, 2050’ye kadar nükleer enerji santrallarının tamamen devreden çıkarılarak temiz enerji kaynaklarına, başta güneş ve rüzgar gibi doğaya dost enerji kaynaklarına yönelmeye ilişkin hükümet planını açıkladı.

Başbakan Kan, nükleer enerji karşıtı planını böylece pekiştirme kararı aldı.

Japonya’da, 9 büyüklüğündeki 11 Mart depreminden sonra 54 nükleer elektrik santralından 35’i çalışmayı durdurmuştu.

Depremin vurduğu orta kesimdeki ana ada Honşu’nun doğusunda Büyük Okyanus’a yakın Fukuşima nükleer santralı büyük arıza ve sorun çıkarmıştı. Bölge halkı nükleer sızıntı tehlikesi nedeniyle tahliye edilmişti.

Ntvmsnbc

“NTV kendinden vazgeçti”

Banu Güven’den sonra, geçen sezon NTV’de Canlı Ana Haber’i sunan Can Dündar’ın da NTV ile yolları ayrıldı.

Dündar bu ayrılığı bugün kendine ait internet sitesinden şöyle duyurdu:

Geçen ay sonu yazdığım Günce’de NTV’de yaşananlara biraz değinmiştim. “Bundan sonra ne olur bilemiyorum” diye yazmıştım.
Ancak seçim öncesi Canlı Ana Haber’e –vaktinden önce- veda ederken, olabilecekleri tahmin ederek seyirciye veda etmiştim. Çünkü kanal yönetimi, haberciliğe başka bir çizgide devam etme iradesini daha o zamandan belli etmişti. Bana da kurulacak yeni kanalın (TVEN) ana haberini yapacağım söylenmişti. Bu hafta, “ana haberden vazgeçtiklerini” bildirdiler.

Böylece benim grupla 2006’dan beri (sırasıyla “Neden”, “Canlı Gaste” ve “Canlı Ana Haber”le) sürdürmekte olduğum habercilik ilişkisi son bulmuş oldu. Sezonu kapatırken Mirgün’le (Cabas) geyiğini yapıyorduk. O, “Mirgün Cabas’la Her şey” programını, her gece “Her Şey’in sonuna geldik” diyerek kapatıyordu. Sonunda programlarımız (sırasıyla Çiğdem’in, Mirgün’ün, Nuray’ın, Banu’nun, Ruşen’in, benim) peşpeşe yayından kalkınca, Mirgün’ün kehanetinin gerçekleştiği ve en azından bizler için, “her şeyin sonuna gelindiği” anlaşıldı.

Üzgün müyüm? Doğrusu evet… Çünkü NTV, birçok çalışanı ve izleyicisi gibi beni de kendisine bağlamış bir kanaldı. Yıllar içinde ilmek ilmek inşa edilmiş bir itibarı, ağırlığı, güvenilirliği vardı. İçerde de (sıkıntılar yaşansa da) medyada artık görmeye alışkın olmadığımız, uyumlu bir hava hüküm sürüyordu. Bana zor zamanımda kapılarını açtılar. Her daim el üstünde tuttular. Dış baskılara karşı kolladılar ve meslek hayatımın en huzurlu dönemlerinden birini yaşamamı sağladılar. Onlara yöneticisinden muhabirine, editöründen çaycısına kadar teşekkür borçluyum (ve bunu bizzat yapmak kısmet olmadığı için buradan yapabiliyorum.)

Kenarda el ovuşturan bazı meslektaşlarımızın iddia ettiği gibi kötü bir iş mi yaptık? Kişisel beceriksizliklerimiz yüzünden mi dışlandık? Sanmıyorum. Gelen tepkiler, verilen ödüller, alınan ratingler gösteriyor ki, kanalla yolları ayrılanlar, bu ekranın ilgiyle izlenen yüzleriydi. O yüzden kanalın yeni çizgi arayışının ardında, bizlerin mesleki zaaflarından duyulan bıkkınlık değil, genel basıncın yarattığı yılgınlık yatıyor diye düşünüyorum. Dolayısıyla “NTV bizlerden değil, kendinden vazgeçti” diyebiliyorum.

Aslında uzunca bir süredir medyada geniş bir tasfiye yaşanacağı, “yeni dönem”de bazı gruplara, kanallara, gazetelere, kadrolara, isimlere yer olmayacağı yazılıyor, söyleniyordu. Birçok medya organı da bu tasfiyeyi zamana yayarak yaşamış, yeni döneme sessizce uyum sağlamıştı. Ama NTV öyle prestijliydi ki, en çok tartışılanı o oldu. Şair’in dizelerini uyarlayarak söylersek, “Bütün kanallar aynı hızla değişiyordu; birinciliği NTV’ye verdiler”.

Bu kararı verenleri suçlamak en kolayı olur. Aydın Doğan’a yaşatılanları gördükten sonra kimseden kahramanlık bekleyemeyiz. Bize düşen, patronlardan kahramanlık beklemek değil, patronların kahramanlık göstermesini gerektirmeyecek bir medya düzeni için mücadele etmektir.

Kaygım kişisel değil:
Sadece bir bülteni, işi, kanalı değil, bir mesleği kaybetme noktasında olduğumuzu görüyorum. Son dönem her sorana –ille tahtalara vurarak- NTV’de ve Milliyet’te çok huzurlu çalıştığımı söylüyordum. Nasıl bir rastlantıysa ikisi aynı hafta türbülansa girdi. Her yerin birden karışması tesadüf mü?

Lakin “Olmasaydı sonumuz böyle” şarkısını söyleyerek oturmanın alemi yok. Bir yerde olmazsa başka bir yerde, şimdi değilse ilerde, habercilik tıkanırsa köşelerde, orası da kapanırsa kitapta, senaryoda, filmde, dizide, nette, derste, bildiğimizi, inandığımızı söylemeyi sürdüreceğiz. Başta söylediğim şakaydı yani: Henüz “her şeyin sonuna gelmedik.”

Radikal

Bayramiç’te Tohum Takas Şenliği

 

Çanakkale’ye bağlı Bayramiç belediyesinin düzenlediği 17. İda Kültür ve Sanat festival kapsamında düzenlenen Köylü Pazarı ve Tohum Takas Şenliği 30 Temmuz cumartesi günü gerçekleşecek.

Kazdağlarının kuzey yamacında yer alan Bayramiç son yıllarda bir yandan gönüllü kuruluşlar tarafından düzenlenen permakültür buluşmalaraına ve alternatif tarım uygulamalarına sahne olurken madenceilik faaliyetlerinin tehdidini yakından hisseden bir kasaba.

Geleneksel tohumculuğun endüstriyel tohumculuk ve patent yasasının baskısıyla yok olma sürecine girdiği bir dönemde üreticilerin geleneksel tohumlarını  takas yoluyla değiştirmeleri bir şenlik havasında kutlanıyor.

Bahar aylarında İzmir Seferihisar’da “ Onların patent yasası varsa bizim de tohum takas şenliğimiz var “ şiarıyla gerçekleşen festivalin ardından bu kez de üreticilerin Bayramiç’te buluşarak sadece tohumlarını değil fakat aynı zamanda bilgi ve tecrübelerini de paylaşmaları bekleniyor.

Tohum takas Şenliğinin çevre bilinci, gıda güvenliği ve biyoçeşitlilik için önemli bir çaba olduğunu belirten düzenleyiciler “buluşmamız, yerel tohumlarımız ve köy ürünlerimiz için umuttur, sevinçtir. “ diyorlar.

Şenliğin amaç ve kapsamı da şöyle açıklanmış:

“ Bu topraklarda emek veren köylümüzün ıslah ettiği yerel tohumlar fidelenerek her yıl yeniden boy veriyor. Bölgemize ait yerel tahıllar, farklı yağış rejimlerine karşın daha dayanıklı, sağlığımız açısından daha besleyici. Ninelerimizin, dedelerimizin yıllarca odun ateşinde pişirdiği salçayı, pekmezi, meyve reçellerini unutmak istemiyoruz. Her bir köyümüzün kendi reçetesiyle hazırladığı tarhanamızı, turşumuzu, ekmeğimizi bereketli sofralarımız yanında, meyve ve sebzelerimizi sattığımız pazar tezgahlarına taşımak istiyoruz.

Özel zarflar içinde, üzerine gerekli bilgileri ekleyerek şenlik kapsamında yerel tohumlarımızı takas edeceğiz. Tohumlarımızın tılsımı elden ele paylaşılacak. Köylümüz, kendi köyünde ürettiği ürünleri şenlik günü tezgahlarda satabilecek.”

11 00 – 16 00 saatleri arasında gerçekleşecek şenlik kapsamında ayrıca bir panel de düzenlenecek. Panelin konuşmacıları :

-Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Ege Üniversitesi – İzmir

-Dr. Füsun Tezcan, “Börtü Böcek” kitabı, EÜ Zirai Mücadele Araştırma Enst. – İzmir

-Zerrin Çelik, Tarım İl Müdürlüğü – İzmir

-Feray Karapınar, Karaot Tohum Derneği – Torbalı, İzmir

-Sevinç Özkaya, Çiftçi – Bayramiç, Çanakkale

-Cem Birder, Toprakana Platformu – Bayramiç, Çanakkale

Yeşil Gazete Haber Merkezi

Finlandiya’da Gübre Bombası Alarmı

Finlandiya polisinin Polonya’dan 10 kilo suni gübre sipariş eden 18 yaşındaki bir genci tutukladığı bildirildi. Polis olayın Norveç’te yaşananlarla bir ilgisii olmadığını belirtti. Tutuklanan gencin evinde yapılan aramalarda bomba yapımında kullanılan materyallerin de bulunduğu bilgisi alındı.

Norveç’te aşırı miliiyetçi Andres Behring Breivik’in Norveç’in başkenti Oslo’da eş zamanlı olarak gerçekleştirdiği saldırılar sonrasında dünya çapında suni gübre alım satımları mercek altına alınmıştı. Breivik, tarımsal faaliyetler için aldığını ifade ettiği suni gübreleri bomba yapımında kullanmış, bomba patladığı anda da  İşçi Partisi gençlik kampının sürmekte olduğu Oslo yakınlarındaki Utoya adasında katliam gerçekleştirmişti. Olay günü 76 kişi hayatını kaybetmişti.

Sansür vakaları Siyahbant’ta

Türkiye’de sanata uygulanan sansürü belgeleyecek Siyah Bant platformu kuruldu.

Siyah Bant platformu, Web sitesi aracılığıyla, Sanata uygulanan sansür vakalarının araştırıldığı, belgelendiği ve tartışıldığı ifade özgürlüğünün savunulduğu bir ağ vazifesi görecek.

Yeşil Gazete olarak bir kaç hafta önce Pelin Başaran’la PARC hakkında yaptığımız röportajda da bahsedilen platform, sansür kavramını sadece yasalarla değil, farklı aktörlerle uygulanan çeşitli sansür yöntemlerinin hepsini kapsayan biçiminde inceleyeceğini belirtiyor.

Sansür uygulayıcılarına örnek olarak devlet kurumları, politik gruplar, partiler, devletin çıkarını gözeten bireyler, mahalle örgütlenmeleri, kültür-sanat kurumları, küratörler, meslek örgütleri, sektör  temsilcileri,  fon veren kuruluşları verilmiş.

Siyah Bant Haziran 2011-Şubat 2012  arasında  gerçekleşecek ve 2000’den günümüze güzel sanatlar, görsel sanatlar, sinema, müzik, dans ve  tiyatro alanlarında  cezalandırma, yasaklama, hedef gösterme, tehdit etme, korkutma, aşağılama,engelleme, saldırı, gayrimeşrulaştırma, ötekileştirme gibi yöntemlerle uygulanan sansür vakaları araştıracak.

Sansür uygulacıları ve  mağdurlarıyla görüşülecek

Bu  süre  içerisinde, web sitesinde belgelenmesi için vakalar araştırılacak. Belirlenen kentlerde saha araştırmaları yürütülecek. Bu ziyaretlerde sanatçılar, kültür ve sanat kurumları, STK’lar, sansürü uygulayanlar ve mağdurlarla birebir görüşmeler ve odak grup toplantıları düzenlenecek ve Siyah Bant – Sanatta İfade Özgürlüğü kitabı yayınlanacak.

Siyah Bant PARC (Uluslararası Performans Sanatları Araştırma ve Üretim Derneği) tarafından yürütülmekte, Hollanda Konsolosluğu ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenmekte.

PARC İstanbul merkezli, performans sanatları alanında araştırma ve üretim odaklı destek ve danışmanlık hizmeti sağlayarak sanatsal gelişime katkıda bulunmayı amaçlayan, kar amacı gütmeyen bir sanat kurumu.

Platformun sitesi: www.siyahbant.org

Bianet – Radikal – Yeşil Gazete

Soframızdaki karbon izleri

Ecologist.org web sitesinde yayınlanan bir araştırmaya göre  kuzu ve dana eti ve somon gibi çiftlik balıkları mercimek, pirinç, domates gibi sebze ve tahıllara göre çok daha fazla oranda sera gazı salınımına yol açıyor.

Metan gazı üreten geviş getiren evcil hayvanlar arasında koyun ve ineklerin en ön sıralarda olduğu belirtiliyor.

EWG ( Çevresel Çalışma Grubu – Environmental Working Group ) ‘nun yaptığı araştırmada hayvan yemi için kullanılan gübreden, etin işlenmesi ve pişirilmesine kadar her aşamadaki karbon salınımı değerlendirmeye alındı.

Tüketilen her kg kuzu eti için 39 kg CO2 ve eşdeğerde diğer sera gazları tüketildiğini ortaya koyan araştırmaya göre dana eti için tüketilen sera gazı bunun yarısı kadar. Hayvansal besinlerden peynir de 3.lüğü alıyor. Kanada, Norveç ve Şili gibi ülkelerde çiftliklerde üretilen somonlar da balık yemleri üretimi  için kullanılan enerji yüzünden önemli bir sera gazı salınım nedeni.

Ortaya çıkan sera gazının  dana eti için %90, domuz için %69 ve somon için %72 oranı üretim sırasında oluşuyor. Dana eti ve süt ürünleri için hayvanların geviş getirmeleri ve tezekleri yüzünden ortaya çıkan metan gazının yanında hayvan yemi üretimi de önemli bir sera gazı nedeni. Tahıl üretimi için kullanılan gübre, sulama, zirai mücadele ilaçları ve hasat için kullanılan akaryakıt hayvanların sera gazı nedenleri arasında sayılıyor.

Tavuk üretimi esnasında neredeyse hiç metan gazı çıkmıyor, ve aynı oranda et için çok daha az yem gerekiyor. Bununla birlikte hayvan sağlığı gibi konular da tavukçuluğa dikkatle yaklaşmayı zorunlu kılıyor.

Bu araştırmanın Amerika’da yapıldığını belirten uzmanlar benzer sonuçların İngiltere için yapılan bir araştırma ile benzerlik gösterdiğini belirtiyorlar.

Araştırma organik hayvan yetiştiriciliği ile bir karşılaştırma yapmamış, geleneksel hayvancılık yoluyla yeti,şen hayvanların daha fazla gaz çıkarma olasılıklarına rağmen beslenmeleri için yem kullanılmaması bu etkiyi bertaraf edeceği söylenebilir.

Uzmanlar daha az kırmız et ve peynir tüketerek hem sağlıklı bir hayat sürebileceğimizi, hem de iklim değişikliği konusunda olumlu adımlar atacağımızı hatırlatıyorlar.

Yeşi Gazete HaberMerkezi – www.ecologist.org

Rock-A Festivalinde yer değişikliği

Yaşayan muhalif gençlik müzik festivallerinin en güzel örneği Rock-A’da festivalin gerçekleşeceği alan değişti. Yaklaşık bir hafta kalan etkinlik için yeni afiş basılmayacağı duyuruldu. Katılmak isteyenlerin özellikle sosyal medya üzerinden birbirlerini bilgilendirmesi bekleniyor.

Festivalin gerçekleşeceği yeni alan:  People Camping, Foça \ İzmir

People Camping daha önce de bazı gençlik müzik festivallerinin gerçekleştiği kendine has küçük bir koy.

Duyurular bugüne kadar Selçuk-Pamucak Sahili olarak yapılmıştı. Organizasyon, festival yaklaşırken sorun çıkaran işletmeden şikayetçi. İşletmenin sahibinin Emep’e bağlı olduğunu ve mekan sahiplerinin festivalin gerçekleşmesini istemediklerini söylemişler. Sonuç olarak fiyatta anlaşılamamış.

People Camping, Rock-A Festivali’nin son iki yıldır gerçekleştiği Rainbow koyuna benzediği de belirtilebilir.

 

Ayrıntılı bilgi için: www.rock-a.org

 

Festival Habercisi – Yeşil Gazete

 

“Biliyorsun, Benden Bir Halt Olmaz…” -Füsun Çiçekoğlu

Amy Winehouse’un “You Know I’m No Good” şarkısının Türkçe mealine en uygun düşeni bu cümle sanki.

Şarkı şedit. Aşk, kıskançlık, şiddet, ihanet, pişmanlık, kendini kandırma, “benden bir halt olmaz” duygusu.

Bu cümleyi yazmak da o kadar kolay değil. Zira bilgisayar yazılımı anında fırçayı atıyor: “Argo ya da kaba sözcük” diye.

Dilin yeraltı örgütüne sığınmadan, onların deyimiyle “argo ya da kaba sözcük” kullanmadan yaşanamayan hayatları görmezden gelmenin en kolay yolu bu uyarıyı dikkate almak…

Uyarıyı dikkate almayıp, şarkıya ve Amy’ye kulak vermekte ısrar etmek lazım oysa…

Başka olanın niye bu kadar korkutucu olduğunu, başka olana karşı nefret etme hakkını kendinde bulanların niye çoğunluk olduğunu anlamak için gerekli bu ısrar.

Israrın vardığı yer bir şiir, bir adlandırma olunca marifetli bilgisayar yazılımı dikiliyor karşımıza yine… Kendilerini şarkının içinden kopup geldiği hayatların, kendilerinden başka olanın tehdidi altında hisseden kurbağa pisliklerini adlı adınca anmak isteyince de uygun sözcüğün altına tırtıklı yeşil çizgiyi attırıveriyor o yazılım.

Amy gibiler çabuk çekip gidiyorlarsa, sebebi bu topraklarda bolca yetişen, altına tırtıklı çizgi atılası adlarıyla Yonca ve Cenk ve Hıncal gibilerin dünyada da çoğunlukta olmasındandır biraz da.

O kara çoğunluk, o kurbağa pislikleri, renkleri giderek koyulaşan, yan yana, omuz omuza bitişe bitişe kötülüğe çoğalanlar için bir şiir yazmıştı Cemal Süreya. “Onlar için Minibüs Şarkıları”nı yazdıktan yıllar sonra bir nilüferi, Amy’yi ölümünden sonra bile rahat bırakmadan karara karara çoğalacaklarını bilmiş gibi onların…

Dibe çökerler devinim evrelerinde

Durgun dönemlerdeyse kurbağa pislikleri gibi

Yan yana omuz omuza bitişe bitişe

Suyun yüzüne yükselirler

Giderek renkleri koyulaşır

Avukattırlar

Günoğludurlar

Nilüferleri kararta kararta

Kalırlar orda.

Amy için TYT’den (TheYoungTurks) youtubelanan yorumlar Cenk Uygur isimli, bugünlerde Obama-MSNBC bağlamındaki haberlerde adından demokrasi havarisi gibi sıkça bahsedilen bir medyatöre ait.

Ölüm nedeninin açıklanmasını beklemeye gerek duymamış, kararını vermiş savaşkan isimli muhterem: Ölümü ilaç bağımlılığındanmış Amy’nin!

Hükmünü vermek için kanaatiyle yetinen o çok Türk görünümlü, o çok Amerikalı olmaya çabalayan kellesini bilmiş bilmiş sallayarak Amy’nin ölümü üzerinden haklı çıkmış olmanın gururunu yaşıyor TYT programında. Ağzını yaya yaya, ilaç bağımlılığından ölmüş olmanın aptallık olduğunu söylüyor. Bütün aptallar gibi kendinden ve haklılığından emin!

Aynı Defne Joy Foster’in ölümüyle ilgili su’lu, testi’li, yol’lu cümle kuran karanlık kafalı, ismiyle müsemma Hıncal Uluç’a benziyor tepkisi, tepkisini dile getirirken kurduğu cümlelerde kullandığı kekre, ekşi cinsiyetçi dil.

Kadın olsa ne fark eder… “Bandır bandır ye beni” şarkısını söyleyen o saçma ağzından Amy için Hıncal’ın, Cenk’in dilini kullanarak cümleler kuran sözde hayvan sever.

Ne demişti onlar için Cemal Süreya şiirinde?

İçlerindeki sevgi insanları atlayarak hayvanlara yönelmiştir

Özellikle kedilere ve köpeklere karşı iyice duygusaldırlar

iki gözleri iki çeşme,

Öldürmemektir felsefeleri bir karıncayı bile, ama yaşatmayı

 

İyi ki çekip gitti, kendini daha fazla kandırmadı bu berbat hayatta Amy. Bu kara kalabalıktan uzaklaştı, beceremediği hayatı hayatın ve ölümün beceriklilerine, yaşatmayı bilmeyen çokbilmişlere bırakıp gitti iyi ki.

Layık olduğu yerde, yıldızlarda şarkı söylüyordur şimdi.

Füsun Çiçekoğlu – Bianet.org

Aliağa’da termik santrale karşı eylem

İzmir’in Aliağa ilçesi, Çakmaklı köyünde yapılması planlanan termik santrale karşı bin kişilik insan zinciri oluşturuldu. Termik santarl inşaatina karşı açılan 15 ayrı davanın mahkeme bilirkişi incelemesinin yapılacağı bugün İzmir’den çevre ilçelerden gelen yaklaşık 1000 kişi santralin yapılacağı alanın etrafında sessiz bir biçimde toplanarak insan zinciri oluşturdu.

Termik santrallere karşı mücadele sürdüren Foça Çevre ve Kültür Platformunun ( FOÇEP) eylemden önce yayınladığı çağrıda şöyle deniliyordu:

      Bölgemizde hemen hemen öldürücü nitelikte her türlü endüstri tesisi ve işletme maalesef yıllardır  merkezi ve yerel yönetimlerin ihmali ile kurulmuş ve de fütursuzca kurulmaya devam etmektedir.   Nemrut sanayi bölgesi adeta bir ölüm bölgesi olmuştur. Bölge de 2080 Mw. kurulu güçte doğal gazlı  termik santral mevcutken yetmez gibi 4ü kömürlü olmak üzere 7 tane termik santral daha kurulması   için kirli oyunlar oynanmaktadır. Kömürlü termik santral başta insan olmak üzere doğal hayatı  tamamı ile bitirecektir.

Yeni Foça, Gencelli ve çevredeki köyler, Aliağa’nın yanı sıra İzmir’in çeşitli yerlerinden gelen yaklaşık bin vatandaş sabahın erken saatlerinden itibaren   toplanmaya başladı. Vatandaşların eylemine bazı milletvekilleri ve bölge belediye başkanları da katılarak destek verdiler.

Keşfin ardından açıklama yapan Avukat Arif Ali Cangı, bilirkişi tarafından cevaplanması amacıyla 15 soru hazırladıklarını ve soruları bilirkişiye verdiklerini, Aliağa’nın mevcut ağır sanayi tesislerini kaldıramayacak halde olduğunu, termik santral yapıldıktan sonra ilçenin yaşanamayacak bir yer olacağını dile getirerek, ?Aliağa’daki kirlilik had safhaya ulaştı. Toprak, su, hava yaşamı etkileyecek boyutlarda. Yapılacak olan iki termik santral canlı yaşamını tehdit edecek. Zira termik santralin yarattığı asit yağmurları, hava kirliliği yaşanacak. Aliağa Bölgesi’nin bir diğer özelliği İzmir’i etkileyen hakim rüzgarların bu yönden esmesi. İzmir’in hava kalitesi bu yüzden bozuluyor. Termik santraller de yapılınca iyice bozulacak. Ayrıca termik santrali soğutmak amacıyla denizden su alınacak o da deniz suyunda ısınmaya neden olacak. Ayrıca bölgedeki zeytincilik olumsuz etkilenecekö diye konuştu. Danıştay’ın 20 yıl önce bölgeye termik santral yapılmasına izin veren Bakanlar Kurulu Kararı’nı iptal ettiğini, aradan 20 yıl geçtikten sonra bölgedeki tesis sayısında ve kirlilik oranında artış yaşandığını sözlerine ekleyen Cangı, “O zaman iptal edildiyse bugün bakılmadan iptal edilmesi gerekiyor” dedi.

20 yıl önce Turgut Özal’ın isteğiyle aynı yere yapılmak istenen termik santral Türkiye’de yeşil hareketin doğmasına neden olmuş, İzmir Konak Meydanından Aliağa’ya kadar 80 kilometrelik insan zinciri oluşturulmuştu. Bu eylemlerin ardından mahkeme iptal kararı vermişti.

FOÇEP bugünkü insan zinciri eyleminden ayrı olarak önümüzdeki cumartesi günü saat 17’de Eski Foça Demokrasi Meydanında bir miting yapılacağını duyurdu.

Hürriyet,  Yeşil Gazete Haber Merkezi

Engelliye Liverpool maçına gitmek haram

28 Temmuz 2011 Perşembe günü saat 21:00’de Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’da Galatasaray SK ve Liverpool FC kulüpleri bir hazırlık maçı için karşı karşıya gelecekler. Maç ile ilgili Galatasaray.org sitesinde yayınlanan maç biletlerinin temini hakkındaki duyuru öteden beri bu tür maçlara gitmek isteyen ama bunda bir türlü başarılı olmayan engellilerin bir kez daha kafalarının karışmasının dışında bir sonuç sağlayamadı.

İlgili duyuruda maçta bulunmak isteyen engelliler için “Sınırlı sayıda Engelli bileti maç günü, geçerli engelli kartı ve refakatçi kartı gösterilmek sureti ile stad gişelerinden temin edilebilir.” ibaresi konmuş fakat bu sınırlı sayının kaç olduğu ya da refakatçi kartının nasıl temin edileceği konusunda bir bilgi bulunmuyor.

Biz de bu soruların yanıtlarını alabiliriz umudu ile  Galatasaray Kulubü ile Galatasaray Dergisine telefon açtık. Her iki kurumdan da tatmin edici bir yanıt almak mümkün olmadı. Galatasaray Dergisi sınırlı sayının Biletix’den öğrenilebileceğini belirtirken, Beyoğlu Hasnun Galip Sokağında bulunan Galatasaray Kulübündeki yetkili ise gerekli açıklamanın resmi internet sitesinde bulunduğu bilgisini vermekten öteye geçemedi.

Bilinmeyen sayıdaki sınırlı bilet için nasıl temin edileceği konusunda hiç kimsenin fikir sahibi olmadığı refakatçi kartlarını da yanlarında bulundurarak Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’ya gelecek olan engelliler ile refakatçileri ise hala şu soruların yanıtlarını bekliyor

  • Sayısı belli olmayan “sınırlı” sayıdaki bilet tükendikten sonra ilgili gişeye ulaşan engelliler ne yapacak?
  • Bir engellinin engel durumu, ulaşım zorluğu, İstanbul trafiği vsr gibi temel kriterler “biletler sadece stad gişelerinden temin edilebilir” gibi açıklama yapan yetkililerce göz önüne alınıyor mu?
  • Türk Telekom Arena gibi 15 dakikada gidilip maç sonrası yaşanan izdiham nedeniyle bazen 150 dakikada bile dönülemeyen bir stadın mevcudiyeti bilinirken dahi “sınırlı sayıda engelli bileti var” ve “onu da ancak stadın önüne gelince alabilirsin” şeklindeki aymaz açıklamaların arkasında kim ya da kimler var?