Ana Sayfa Blog Sayfa 5108

Yoksulluk sepette gizleniyor

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR) enflasyon rakamının hesaplama yöntemi ile düşük çıkarıldığını ortaya koydu.

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) madde sepetinde her yılın aralık ayında değişiklik yapılıyor. Aynı zamanda fiyatı teknolojik gelişmeye koşut olarak düşen maddeler ile yaygın kullanımı olmayan maddeler de sepette konuyor. Söz konusu uygulama enflasyon verilerinin düşük çıkmasına neden oluyor. Raporda, bu durumun ise istatistiklere yansımayan gizli bir yoksullaştırmanın önünü açtığı iddiasına yer verildi.

DİSK-AR söz konusu sonuçlara,  Türkiye İstatistik Kurumu’nun Tüketici Fiyatları Endeksi Ana ve Alt Grup Endeksleri ve 2011 Yılı Ana ve Alt Grup Ağırlıkları ile SGK Sigortalı istatistikleri üzerinden hazırladığı enflasyon çalışmasıyla vardı.

Rapora göre madde sepetinin her yıl değişiyor olması, madde ağırlıklarının kamuoyu ile paylaşılmaması, verilerin güvenliği konusunda çeşitli soru işaretlerine neden olurken, sabit madde ağırlıkları ile hesaplanan endeksi ile resmi endeks arasında fark sistematik olarak enflasyonu düşürecek şekilde artıyor.

Bu fark 2004 yılında 0,31 puan, 2005 yılında 1,05 puan, 2006 yılında 1,67 puan, 2007 yılında 2,08 puan, 2008 yılında 2,81 puan, 2009 yılında 3,56 puan, 2010 yılında 5,93 puan düzeyine çıkmış durumda. Son verilere göre bu oran 6,4 puan seviyesinde.

Raporda alt maddelerin ağırlıkları konusunda da veriler sunuluyor. Madde sepetinde araç satın alımının yüzde5,44’lük ağırlığı ile yüzde 5,23’lük pay ile gerçek kiradan ve yüzde 3,14’lük pay ile ekmekten daha etkili olduğunun ifade edildiği raporda enflasyonu aşağı çeken ürünlerden örnekler veriliyor. Bu ürünler şunlar;
1. Fotoğraf makinesi, kamera, CD çalar, VCD, televizyon gibi ürünlerin içinde yer aldığı “Görsel-İşitsel Sistemle (Audıo-Vısual), Fotoğrafla Ve Veri İşlemle İle İlgili Ekipmanları”nın fiyatları 2003 yılından beri yüzde 31 geriledi.
2. Sim kart, batarya, telsiz telefon ve cep telefonun da içinde yer aldığı “Telefon Faks ve Ekipmanlarının” fiyatı 2003 yılından bu yana yüzde53 geriledi.
3. Elektrikli ev aletleri ve diğerleri oluşturan “Ev aletleri” 2003 yılından bu yana sadece yüzde24,6 oranında bir artış gösterdi.
4. Ağırlığı kira ve ekmekten fazla olan “araç satın alımı” 2003 yılından bu yana fiyatı sadece yüzde22,8 oranında arttı.
5. Tansiyon aleti, ilaç, ilkyardım aletleri, gözlük cam ve çerçevesini içeren “Tıbbi ürünler, aletler ve malzemeler” 2003 yılından bu yana yüzde6,6 oranında geriledi.

Rapora göre bu ürünler enflasyon endeksinde yer almasaydı, sepette yıllık yapılan değişikliklerin etkisi de ilave edildiğinde TÜFE mevcut değerinin 18,81 puan ve yüzde10 üzerinde olacaktı. Bu değerin ücretlere yansıtılması durumunda SGK verilerine göre işçinin net eline geçen ücretin aylık 95 TL, yıllık 1140 TL fazla olacaktı. Rapora göre bu miktar şu an herhangi resmi hesaplamada kayıp olarak görülmüyor.

TÜİK tarafından üretilen verilerin işçilerin ve geniş emekçi kesimlerinin gelirlerini doğrudan etkilediğinin belirtildiği raporda, resmi istatistik konseyinde kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin yanında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı dahil edilirken, emek örgütlerinin dışlandığı ifade ediliyor.

Raporun sonuç bölümünde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın mayıs ayı enflasyon verileri konusundaki değerlendirmesine dikkat çekilerek, Babacan’ın “Kiraz ve erik mi Türkiye’de faizleri belirleyip, makro dengeleri etkileyecek?”, “TÜİK hesaplama yöntemini gözden geçirmeli” diyerek, hükümetin enflasyon yüksek çıktığında duyduğu rahatsızlığı ve müdahale sinyalini açık ettiği vurgulandı. Hükümetin enflasyonu sadece makro ekonomik dengeleri etkileyen bir unsur olarak gördüğünün belirtildiği raporda, buna karşın enflasyon oranlarının, emekçiler açısından ihtiyaç duyulan temel ürünlerin gerisinde kalmasının, alım gücünü ciddi şekilde etkilediği ve gizli bir yoksullaşmanın yolunu açtığı görüşüne yer verildi. Araç satın alımının emekçilerin ücret artışlarını etkilememesi gerektiğinin ifade edildiği raporda enflasyon hesaplaması yapılırken ve ağırlıkları belirlenirken, toplumun büyük bir kesimini doğrudan etkilemeyen maddelerin, ya da fiyatları doğallığında sürekli olarak gerileyen teknolojik ürünlerin dikkate alınmasının doğru olmadığına dikkat çekildi. (Evrensel)

Gümrükte ‘ilaç’ patlaması

Gümrüklerde yılın ilk 7 ayında milyonlarca liralık kaçak mal ele geçirildi. En dikkat çekici artış ise zayıflama ilaçları olarak tanıtılan ne olduğu belirsiz kimyasallar…

Gümrüklerde 2011 yılının ilk 7 ayında 354 milyon 809 bin lira değerinde uyuşturucu ve ticari eşya ele geçirildi.

Geçen yıla göre kaçakçılıktaki en büyük artış, zayıflama ilaçları, kaçak akaryakıt olarak kullanılan ve piyasaya ”10 numara yağ” adı altında sürülen base-oil ve ette görüldü.

Yakalamaların 46,2 milyon lirasını uyuşturucu maddeler, 36,5 milyon lirasını kaçakçılıkta kullanılan ve el konulan araçlar, 32 milyon lirasını akaryakıt ve akaryakıt harici ürünler, 19,4 milyon lirasını gıda ürünleri, 19,5 milyon lirasını elektronik eşyalar, 15,8 milyon lirasını da tütün-alkol ürünleri oluşturdu.

Hacıbektaş törenleri başlıyor

22. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Kültür ve Sanat Etkinlikleri bugün başlıyor. Yurtiçinde ve dışında yaşayan binlerce Alevi ve Bektaşi etkinlikler sebebiyle Nevşehir’e gitti.

Hacıbektaş Veli Kültür Merkezi’nde araştırmacı yazar İsmail Saçlı’nın divan başkanlığını yapacağı ve Alevi Bektaşi dernek, vakıf ve federasyon temsilcilerinin katılımı ile Alevi çalıştaylarının sonuç raporunun değerlendirilmesi ile başlayan etkinlikler daha sonra Nevşehir Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü’nün katılımcılara vereceği konser ile devam edecek.

Etkinlikte ayrıca Karacaahmet Sultan Derneği Semah ekibi gösteri yapacak ve DoğanYılmaz, Grup Eylül, Hasan Karayol, Nebih Nafile ve Mustafa Çağdaş Yıldız Alevi nefeslerini seslendirecek.

Bursaspor’un “İmparator”u hayatını kaybetti

0

Bursaspor‘un eski futbolcusu ve teknik direktörü Nejat Biyediç Bosna-Hersek’in Mostar kentinde vefat etti.

Bursaspor’un eski futbolcularından, teknik direktör Nejat Biyediç uzun süredir mücadele ettiği lösemi hastalığına yenik düşerek 52 yaşında hayatını kaybetti.

Bursaspor’da top koşturduğu yıllarda attığı goller ve oynadığı başarılı futbolla “İmparator” lakabını alan Nejat Biyediç özellikle etkili kullandığı serbest vuruşları ve rakip kalelere attığı sert şutları ile ünlüydü.

Biyediç, 1986-1987 sezonunda 27 yaşında Bursaspor’a transfer olmuştu. 1987-1988 sezonunda attığı 17 gol ile Bursaspor’lu bir oyuncunun bir sezonda ulaştığı en yüksek rakama ulaşarak Bursaspor tarihine geçmeyi başardı.

4 sezon boyunca aralıksız olarak Bursaspor formasını giyen Nejat Biyediç orta saha oyuncusu olmasına rağmen Lig’de oynadığı 125 maçta toplam 41 gol atarak unutulmazlar arasında yerini aldı.

3. Köprü ihalesi ertelendi

Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü 3. Boğaz Köprüsü‘nü de kapsayan Kuzey Marmara Otoyolu Projesi‘nin ihale tarihini 10 Ocak 2012’ye erteledi.

Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü’nün Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü Dahil) Yap-İşlet-Devret Projesi Ek İlanı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Buna göre 8 Mart 2011 tarihinde ilan edilerek Yap-İşlet-Devret Modeli ile ihalesine çıkılan Kuzey Marmara Otoyolu işinin ilk ilanda 23 Ağustos 2011 şeklinde duyurulan ihale tarihi 10 Ocak 2012 olarak değiştirildi. Sözleşme ve Şartnamede yapılan değişikliklere ait Zeyilname-1 Karayolları Genel Müdürlüğü İşletmeler Dairesi Başkanlığı’nda görülebilecek. Karayolları Genel Müdürlüğü’nden daha önce yapılan açıklamalarda 3. köprünün de içinde yer aldığı Kuzey Marmara Otoyolu Proje ihalesi için şartname satın alan firmaların erteleme talebinde bulundukları, bu nedenle ihalenin yıl sonuna yakın bir tarihe ertelenebileceği ifade edilmişti. (Ajanslar)

3 büyükleri kimyasal birleştirdi

Yalova‘da kurulacak kimyasal depolama tesisine karşı çıkan 3 büyük kulübün taraftarları, ‘Çocuklarımızın Geleceğini Kirletmeyeceğiz‘ pankartları açtı.

Yalova’nın Taşköprü Beldesi‘ne kurulacak kimyasal depolama tesisine karşı Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş‘ın taraftar dernekleri ortak basın açıklaması yaptı.

Uğur Mumcu Kültür Merkezi önünde toplanan 3 kulübün taraftarları, ”Çocuklarımızın Geleceğini Kirletmeyeceğiz” pankartları açtı.

Beşiktaşlılar Derneği Başkanı Samet Baykara, Fenerbahçeliler Derneği Başkanı Nedim Güven ve Galatasaraylılar Derneği Başkanı İlhan Gökkılıç’ın önderliğinde toplanan yaklaşık 100 kişi, kimyasal depolama tesisi aleyhine slogan attı.

Beşiktaşlılar Derneği Başkanı Baykara, grup adına yaptığı basın açıklamasına, ”Bizler, üç ezeli rakip, üç ebedi dost camianın Yalova’daki temsilcileri olarak spor ve futbol dışı gündemle toplandık” sözleriyle başladı.

Taşköprü’de depolanacak atıkların, dünyanın en büyük ve en tehlikeli kimyasal atıkları olduğunu ileri süren Baykara, ”Bizler, zehirlenmek istemiyoruz” dedi.

Depolanacak kimyasal maddelerin Marmara Bölgesi’ni yok edebileceğini savunan Baykara, ”Türkiye’ye üçüncü dünya ülkesi muamelesi yapılırcasına Hollanda, Fransa, Kanada ve birçok ülkenin kendi sınırları içinde istemediği pislikler gemilere yüklenip Türkiye’deki çöplüğe gönderilecek. Böyle bir tesisin kurulmasına izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

Daha sonra kol kola giren üç kulübün dernek başkanı ve taraftarlar Gazipaşa Caddesi’nde yürüyüşe geçti. Gruba yaklaşık 200 kişilik Yalovaspor taraftar grubu da katıldı. 4 kulübün taraftarları Cumhuriyet Meydanı’nda kimyasal depolama tesisi aleyhine sloganlar attı. (Ajanslar)

Av. Efkan Bolaç: “Akkuyu halkı üzerindeki ölü toprağını silkeledi. Nükleeri ülke gündeminden çıkaracağız.”

Av. Efkan Bolaç

Akkuyu yine hareketlendi. Hükümetin Türkiye’nin ilk nükleer santralini kurması için Rus şirketi Rosatom’a açtığı Mersin’in Akkuyu koyunun çevresinde geçtiğimiz hafta boyunca yoğun nükleer karşıtı gösteriler yaşandı.Bu gösterilerin artmasında geçen haftanın Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının 66. yılına denk gelmesi kadar, Rus şirketinin yetkililerinin santral alanına gidip gelerek çalışmaya başlamaları da önemli rol oynuyor.

Biz de Yeşil Gazete olarak son günlerde Akkuyu’da neler olduğunu olayları yakından takip eden Avukat Efkan Bolaç’la konuştuk. 1970 yılında Akkuyu’nun bağlı olduğu Mersin’in Büyükeceli köyünde doğan ve halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmakta olan Efkan Bolaç, şimdi kendi köyüne yapılmak istenen nükleer santrala karşı mücadele eden aktivistlerden biri.

Şu anda Büyükeceli’de bulunan ve sürmekte olan nükleer karşıtı kampın da içinde yer alan Av. Efkan Bolaç’la yaptığımız röportajı sunuyoruz:

– Akkuyu’da son günlerde eylemler devam ediyor. Eylemlere kimlerin katıldığını ve neler yaşandığını anlatabilir misiniz?

Son zamanlarda nükleer santral ile ilgili çalışmaların daha sık telaffuz edilmesi ve Rusların zemin etüdleri ile ilgili çalışmalara başlaması bölgede hareketliliğe sebep oldu ve antinükleer aktivistleri ve köylüleri daha aktif hale getirdi. Eylemlere Mersin NKP önderliğinde siyasi partiler, sendikalar ve köylüler katılıyor ve destek veriyorlar. Eylemler 2011 yılı içinde ivme kazanmış, mitingler vb. etkinliklerle çeşitlendirilmiş bulunuyor. Ancak en etkilisi ve katılımı yüksek olanı 17 Nisan 2011 tarihinde gerçekleştirilen insan zinciri olmuştu. Hatırlayacağınız gibi bu tarihte Mersin-Akkuyu arasında 30 ayrı noktada insan zincirleri oluşturulmuştu. Son iki yıl (2010-2011) için konuşursak, şimdiye kadarki hiçbir eyleme kolluk güçlerinin müdahale etmediğini ve herhangi bir sorun çıkmadığını eklemek isterim.

– Rus teknisyenler ne zamandan beri santral alanında çalışmaya başladılar? Onların tavrı nasıl? Jandarma korumasıyla dolaştıkları doğru mu?

Rus teknisyenler taşeronlar aracılığıyla 2011 Mart’ından beri inşaat sahasında bulunuyorlar, ancak son 3 aydır faaliyetlerinde yoğunlaşma oldu. 9 Ağustos 2011 tarihine kadar Ruslar herhangi bir eskort ile gezmezken, nükleer karşıtları o tarihten sonra nükleer saha yolunda nöbet tutmaya başladılar ve onlar da aynı gün jandarma eşliğinde inşaat sahasından çıktılar. 10 Ağustos’ta Akkuyu Nükleer Güç Santrali AŞ’nin Rus genel müdürü inşaat alanına geldi. Kendisiyle görüşme talebimiz olmasına rağmen bizimle görüşmedi ve 10 araçlık jandarma konvoyu ile dışarı çıkabildi.

– 6-7 Ağustos’ta göstercilere müdahale edildiği, hatta yaralananlar olduğu haberlerini aldık. Jandarmanın ve resmi yetkililerin köylülere ve göstericilere yaklaşımı nasıl?

7 Ağustos’ta bariyerlerin aşılması ve jandarma ile karşı karşıya gelinmesi aslında jandarma açısından sürpriz oldu. Müdahale etme konusunda kararsız kaldılar. Kalabalığı durdurmak için gayret etseler de başarılı olamadılar. Bu arbede sırasında birkaç kişi yaralandı, ancak bu yaralanmalar ciddi boyutta değil. Jandarma 7 Ağustos’ta zaten ortada değildi,  özel güvenlik aşılınca gelmişlerdi. Bu sebeple müdahaleleri başarılı olamadı. Ayrıca köylüler ve kitle kararlı hareket etti ve içeri girme konusunda ısrar edince jandarma geri çekildi. Sonuçta nükleer santral istemediğimize dair bildiri Akkuyu’daki santral alanı içerisinde okundu.

– Rus şirketinin Mersin’de “halka nükleeri sevdirmek” için propaganda çalışması yapacağı söyleniyor. Bu çalışmalar hakkında bilginiz var mı? Köyde böyle bir çalışma yapabiliyorlar mı?

Rus şirketi böyle bir çalışma yapacağını duyurmuş, ancak herhangi bir hareket yok. Şirket yaptığının meşru olmadığını biliyor ve basın açıklaması yapacakları yerleri bile gizli tutuyorlar. Basın toplantılarına son anda sadece Anadolu Ajansı (AA) muhabiri alınıyor, diğer gazeteciler çağrılmıyor.

– Büyükeceli köyünde hava nasıl? Köylüler Rusların santral alanına gidip gelmesine nasıl tepki göteriyorlar? Geçtiğimiz yıllarda köydeki nükleer karşıtı havanın dağıldığı söyleniyordu. Bu durumda bir değişiklik var mı?

Köylüler 40 yıllık belirsizlikten sıkılmış ve bir anlamda mücadele yorgunu olmuşlardı. Ancak bu durum nükleer taraftarlığını değil, yapsalar da kurtulsak mantığının harekete geçmiş olmasından kaynaklanıyordu. Ancak 2011 yılının başından beri halk tekrar aktif hale gelmiş, üzerindeki ölü toprağını silkeleyerek gereken ivmenin kendisinden geleceğini anlamıştır. Bu sebeple bu tarihten sonra Büyükeceli halkı eylemlere artan kalabalıklarla katılmaya başlayacaklar. Bu konudaki iradelerini her konuşmada, her eylemde belirtmektedirler. Ancak var olan tepki Ruslara yönelik değil, bu kararı alan hükümete de yönelik. İnsanlar inşaatı yapmak isteyen şirket yetkilerini santralı hayata geçirmeye çalışan güç odağı olarak karşılarında gördükleri için şirket yetkililerine tepki veriyorlar. Yoksa halkın Ruslara ve yetkililere yönelik bir önyargısı yok.

Ancak köylüler santrali yapmak isteyen  Rus yetkililerin ellerini kollarını sallayarak gezmelerinden rahatsız oluyorlardı. Artık eskortla gezmelerinden dolayı memnuniyetlerini gizlemiyorlar.

– Büyükeceli köyünde ve genelde Akkuyu yakınlarında yaşayanlar olarak nükleer santral yapılmasıyla ilgili başlıca kaygılarınız ve karşı çıkış gerekçeleriniz nelerdir?

Büyükeceli’de veya Sinop’ta veya dünyanın herhangi bir yerinde nükleer santral yapmak artık mantıki ve sürdürülebilir değil. Fukuşima’da olanlar ve sonrasında yaşananlar nükleere evet diyen köylüleri bile etkiledi, hatta bazı evetçileri hayırcı yaptı. İnsanların gözündeki Japon teknolojisine güven bir anda tuz buz oldu. Daha da ötesi, pek çok insan nükleer anlaşmayı bilmiyor ve nükleer teknolojinin de ülkeye getirileceğini sanıyor. İnsanlarla konuştukça ve anlaşmanın içeriğini anlattıkça yapılmak istenenin ne olduğunu anlıyorlar ve nükleer santral kurulsun diyenler bile bu şartlar varsa kurulmasın demeye başlıyorlar.

Nükleer  santraller 30 yılda bir büyük bir kazaya sebep olur ve kazandırdıklarının 10 katını geri alır. Fukuşima’da olanlar ve zararın boyutu inanılmaz rakamları telaffuz ettirmektedir. Yaklaşık 300 milyar dolar zarardan bahseden Japonya bu zararın ne kadar daha artacağı konusunda da bir öngörüye sahip değil. Yine santralin patlaması durumunda sınırları aşan zararlar Türkiye tarafından karşılanmak zorunda, bu zararların boyutları ise bilinemeyecek durumda.  Türkiye şu anda en büyük 17. ekonomi deniliyorsa eğer, bu nükleerle yaratılmamıştır. Bu durumdan faydalanmamız ve yeni nesil yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekiyor. Ülkemizde binlerce HES lisansı verilmiş durumda, bunun amacının ne olduğunu anlamak zor değil. Amaç bir müddet sonra ülkemizi ucuz enerji üreten bir sömürge haline getirtmek. Aksi halde 2023 yılında bu lisansların yarısı hayata geçerse ülke ihtiyacının 5 katından fazla enerji arz edilecek. Bu durum dahi mantıksızlığı tek başına ifade eder durumdadır.

– Siz bir Büyükecelili olmanın yanı sıra bir avukatsınız. Akkuyu nükleer santraline karşı yeni bir hukuki mücadele verilebilir mi? Şirketin alması gereken lisanların iptali için dava açacak mısınız?

Hükümetin yapmış olduğu anlaşmanın, Anayasa’nın 90. maddesi gereği Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemez durumda. Bu anlaşma 15 Temmuz 2010 tarihinde 6007 sayılı kanunla TBMM de kabul edilmiş ve Rusya’nın da kabul etmesiyle yürürlüğe girmiştir. Anlaşma 21 Temmuz 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış ve artık bu kanunla ilgili yasal yollara müracaat, anlaşma içindeki “tahkim şartı” sebebiyle imkansız hale getirilmiştir. Bizler direnmeye devam etmekteyiz. Çünkü halka rağmen dayatılmak istenen bir durumu kabul etmemiz mümkün değil. Bizler Shakespeare’in “Bir ülkenin türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan güçlüdür” şiarını kendimize rehber ettik. Hükümet istediği kadar yasa yapsın biz daha güçlüyüz. Türküler hep bizim olacak…

– Nükleer karşıtı harekette ve Akkuyu’da bundan sonra neler olmasını bekliyorsunuz? Nükleer karşıtlarının önümüzdeki günlere dair planları nelerdir?

Burada yapılmak istenen açıkça Akkuyu’yu birilerine peşkeş çekmek ve rant bölgesi haline getirmek. Çünkü nükleer santralların yatırım maliyeti kilovat başına 3-4 cent. Yakıt maliyeti ise 1 cent. OECD verilerine göre nükleer santrallarda üretilen elektriğin ortalama maliyeti ABD’de 4,65 cent, Fransa’da 3,93 cent, Güney Kore’de 3,38 cent. Akkuyu’da üretilecek elektiğin maliyeti ise 15.35 cent . Bu bile yapılan işlemin ne kadar ballı bir iş olduğunu gösteriyor.

7 Ağustos sonrasında halk ve aktivistler 40 yıllık mücadeleye yeni bir şey katmışlar ve nerede duracağımızı biz belirleriz demişlerdir. Bu saaten sonra yapılması gereken tek şey daha da ileride bir mevzi kurmaktır. Bizler Akkuyu’da yeni sömürgecilerin ve işbirlikçilerinin  heveslerini kursağında bırakacağız. Artık tek hedefimiz var: Nükleer santrali bir daha gündeme gelmeyecek şekilde ülke gündeminden çıkarmak. Buradan hükümeti tekrar uyarıyoruz: Bize rağmen yapamayacaksınız.

Son olarak şunu eklemek isterim ki, bizler bu mücadelede maalesef bir avuç insanmışız gibi gösterilmeye çalışılıyoruz. Başbakan’ın dediği gibi “çevrecinin daniskası” değiliz. Ama nükleer santrale karşı duran ve birşeyler yapmak isteyen tüm parti, kurum ve kuruluşları birşey yapmaya çağırıyoruz…

Röportaj: Ümit Şahin – Yeşil Gazete

İsrail’de sosyal adalet isteyenler hala sokakta

İsrail’de bir süre önce başlayan protestolar yayılarak devam ediyor. Gösteriler, ülkedeki daha küçük nüfuslu kentleri de sokağa döktü.

İsrail’de konut sorunu dolayısıyla başlayan ancak genişleyerek “sosyal adalet” istemine dönüşen eylemler sürüyor. Dün de, birçok İsrail kentinde 100 bin civarında insan sokağa çıktı. Kuzeydeki Lübnan sınırında bulunan Nahariye’den güneydeki liman kenti Eliat’a kadar genişleyen eylemleri farklı kılan ise bu sefer Tel Aviv ve Kudüs eylem yapmaması, “şimdi geri kalanların sesi duyulsun” sloganı ile birlikte bazı Arap şehirleri de ilk kez protestolara katılmasıydı. Göstericiler bununla, Kudüs ve Tel Aviv’de başlayan sosyal adalet gösterilerinin bütün ülkeyi etkilediğini göstermeyi amaçlıyorlar.

Jerusalem Post’a konuşan eylemcilerden Roee Neumann, “Tel Aviv ve Kudüs’e çok fazla yoğunlaşıldı fakat ülkedeki problemler bu kentlerden ibaret değil” derken, bu yüzden “kendi seslerini kesip” diğer şehirlerin sesini duymak için böyle bir karar aldıklarını belirtti.

Cumartesi gününün en kalabalık eylemi 20 bin kişi ile Hayfa’da gerçekleştirildi. Beerşeba’daki gösteride ise, “Güney kızgın!”, “Refah devletine doğru – Şimdi!” gibi pankartlar taşındı.

Geçtiğimiz hafta Tel Aviv merkezli eylemlerde 300 bin kişi yürümüş, Netanyahu hükümeti halka bazı önerilerde bulunmuştu. Bu teklifleri kabul etmeyen eylemcileri, 3 Eylül günü ülkenin 50 kentinde yapılacak ve 1 milyon kişiyi sokağa çıkarmayı hedefleyen bir gösteri düzenleyeceklerini duyurdular.

(Ajanslar, Yeşil Gazete)

342 yargıcın yeri yeniden değiştirildi

HSYK, yaz kararnamesinde yaptığı atamalardan, bazı adli yargı hâkim ve cumhuriyet savcıları ile idari yargı hâkimlerinin atamalarını iptal etti.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), adli ve idari yargıdaki yaz kararnamesine yapılan “yeniden inceleme” istemlerinin ardından, 342 hâkim ve savcının görev yeri ve görevlerinde değişikliğe gitti.

HSYK, yaz kararnamesinde yaptığı atamalardan, bazı adli yargı hâkim ve cumhuriyet savcıları ile idari yargı hâkimlerinin atamalarını iptal ederek bir başka yere atanmalarına karar verdi. Kurulun kararına göre, Malatya İdare Mahkemesi Üyeliği’nden Adana İdare Mahkemesi Üyeliği’ne atanan Kadir Yıldız’ın ataması iptal edilerek, Trabzon İdare Mahkemesi Üyeliği’ne atandı. İstanbul İdare Mahkemesi Üyeliği’nden, Hatay İdare Mahkemesi Üyeliği’ne atanan Sönmez Taşkın’ın ataması iptal edildi. Tekirdağ İdare Mahkemesi Üyeliği’nden, Muğla İdare Mahkemesi Üyeliği’ne atanan Fikri Bedir’in ataması iptal edilerek ilgili Danıştay Tetkik Hâkimliği’nde görevlendirildi. Tekirdağ Vergi Mahkemesi Üyeliği’nden, Muğla Vergi Mahkemesi Üyeliği’ne atanan Aysel Bedir’in ataması iptal edilerek Danıştay Tetkik Hâkimliği’ne atandı. HSYK Birinci Dairesi’nin kararına göre atamaları iptal edilen yargıç ve savcıların yeni görev yerleri şöyle: Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’ndan, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na atanan Mehmet Mahir Kara’nın ataması iptal edildi, Sincan Cumhuriyet Savcılığı’nda görevlendirildi. Ankara Cumhuriyet Savcılığı’ndan, Malatya Cumhuriyet Savcılığı’na atanan Ali Eker Yasan’ın ataması Gölbaşı (Ankara) Cumhuriyet Savcılığı’na alındı. Ankara Hâkimliği’nden, Büyükçekmece Hâkimliği’ne atanan Emine Ünal’ın ataması iptal edildi. Ankara Cumhuriyet Savcılığı’ndan, Sivas Cumhuriyet Savcılığı’na atanan Kâzim Şingar’ın ataması iptal edilerek Adana Cumhuriyet Savcılığı’na atandı. Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’ndan, Gaziantep Hâkimliği’ne atanan İdris Taşcan’ın ataması iptal edilerek, Kartal Cumhuriyet Savcılığı’nda görevlendirildi.

Burucerdi: Yakalandı değil, yakalanmalı dedim

Anadolu Ajansı‘nın bugün geçtiği haberle başlayan “Murat Karayılan yakalandı mı?” şüphesi, ajansın kaynağının yeni bir açıklama yapması ile sona erdi.

İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi yaptığı açıklamada, Karayılan’ın yakalandığını söylemediğini, yakalanması gerektiğini söylediğini belirtti. Böylece dün TRT eliyle ortaya çıkan ve yalanlanan iddialar, bugün de Anadolu Ajansı eliyle ortaya çıktı ve yine benzer sürelerde yalanlandı.