Ana Sayfa Blog Sayfa 5107

Halkevleri’nden ulaşım zammına karşı dava

Halkevleri, İstanbul’da ulaşıma yapılan zamlara karşı İdare Mahkemesi önünde bir basın açıklaması yaparak zamların iptali için dava açtı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin aldığı zam kararı bugün İstanbul’da uygulanmaya başladı. Zamlarla ilgili İstanbul Halkevleri üyeleri Yeni Bosna’da bulunan İdare Mahkemesi önünde bir basın açıklaması yaparak kararın iptali için dava açtı.

Halkevleri adına basın açıklaması yapan Genel Sekreter Oya Ersoy, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan zamların bir an önce geri çekilmesi gerektiğini belirterek, Zammı geri aldırmak için dava açmak ile yetinmeyeceklerini ve mücadele edeceklerini söyledi.

 

Ersoy yaptığı açıklamada; “Kriz beklentilerinin arttığı ve halka AKP hükümeti tarafından tasarruf etme telkinlerinin yapıldığı bugünlerde krizin bedelinin kime ödettirileceği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Başbakan’ın “teğet bile geçmeyecek” dediği krizin halkın yaşamındaki karşılığı açıktır. Ülkemizde asgari ücret net 658,95 TL’dir. İstanbul’da ulaşıma yapılan son zamla, asgari ücretle çalışan bir işçiden örneğin aylık mavi kart kullanıyorsa (140 TL) yani maaşının %21’ini yola vermesi istenmektedir.” Açıklamanın ardından Halkevleri üyeleri metrobüse kart basmadan bindi.

Gerze’de termik santrala karşı sürekli eylem

0

Sinop’un Gerze İlçesi’nde kurulmak istenen termik santrala karşı karşı köylüler bir haftadır nöbet tutuyor. Şirket yetkililerinin etüt çalışması için köye geleceklerini duyan köylüler “Doğa katillerini köyümüze sokmayacağız” diyor. Köylülerin eylemine destek veren Yeryüzüne Özgürlük Derneği, “Ne pahasına olursa olsun Yaykıl’a termik santral yaptırmayacağız” dedi.

Geçtiğimiz Mart ayında köylüler tarafından kovulan Anadolu Grubu yetkililerinin etüt çalışması için köye geleceğini haber alan Gerzeliler nöbet çadırı kurup köylerinde termikçilere geçit vermeyeceklerini ifade ediyor.

Ramazan olması nedeniyle iftarlarını da çadırın önünde hep birlikte açan köylüler, ”Köyümüz bizim için önemli, buraya termik santral kurdurmayız. Bunun için 24 saat nöbet tutuyoruz” diyorlar. Yaykıl Köyü Muhtarı Ahmet Tiryaki’nin yaptığı açıklamada, firma yetkililerinin bir hafta içinde etüt çalışması yapmak üzere köye gelecekleri duyumu üzerine bölgeye girişi engellemek için önlem aldıklarını, kesinlikle köylerine termik santral yapılmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Köylerinde 2 yıldan beri giriş ve çıkışı kontrol altında tuttuklarını, bir süreden beri de köy girişine kurdukları çadırlarda 24 saat nöbet tuttuklarını vurgulayan Tiryaki, ”Verimli topraklarımıza termik santral kurmak istiyorlar, buna karşı çıkıyoruz. Vatanımızı, köyümüzü bırakmayacağız. Bizi köyümüzde rahat bıraksınlar. Kim gelirse gelsin, mücadelemizi sürdüreceğiz, kesin kararlıyız köyümüze termik santral kurdurmayacağız” diye konuştu.

Köylülere destek veren Yeşil Gerze Platformu (YEGEP) Dönem Sözcüsü Şengül Şahin ise, Gerze halkının da termik santrale karşı çıktığını, köylülerin mücadelesinde yanlarında olduklarını söyledi. Şahin, termik santralin çevreye vereceği zararların telafisinin olmayacağını bildiklerini bu yüzden santrale karşı olduklarını kaydetti.

Etkin Haber Ajansı ve Haberde Denge Gazetesi’nden derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

Cüneyt Çakır’a önemli görev

0

Haziran 2011’den bu yana “elit kategoride” yer alarak Avrupa’nın en üst 23 hakemi arasına giren Cüneyt Çakır, Kolombiya’daki FIFA 20 Yaş Altı Dünya Kupası‘nda Fransa ile Portekiz arasında oynanacak yarı final maçını yönetecek.

Medellin’deki 40 bin kişilik Atanasio Girardot Stadyumu’ndaki karşılaşma 17 Ağustos Çarşamba’yı 18 Ağustos Perşembe’ye bağlayan gece TSİ 01.00’da başlayacak.

Türkiye Futbol Federasyonu’ndan yapılan açıklamaya göre, maçta Çakır’ın yardımcılıklarını Bahattin Duran ve Tarık Ongun yapacak. Cezayir’den Cemal Hamidu da maçın dördüncü hakemi olacak. Bu önemli karşılaşma TRT Spor’dan da naklen yayınlanacak.

Bu karşılaşma Cüneyt Çakır’ın turnuvada yöneteceği 5. maç olacak. Çakır, daha önce gruplarda, Brezilya-Mısır, Uruguay-Yeni Zelanda ve Ekvador-Kosta Rika maçlarını yönetmiş, çeyrek finalde de Meksika-Kolombiya maçında düdük çalmıştı.

Cüneyt Çakır ayrıca 2. turda da İspanya-Güney Kore maçında 4. hakem olarak görev almıştı.

Hakem Çakır’ın bu yıl yönettiği uluslararası maçlar şöyle:

14 Ağustos 2011 Meksika-Kolombiya 20 Yaş Altı Dünya Kupası
6 Ağustos 2011 Ekvador-Kosta Rika 20 Yaş Altı Dünya Kupası
3 Ağustos 2011 Uruguay-Yeni Zelanda 20 Yaş Altı Dünya Kupası
30 Temmuz 2011 Brezilya-Mısır 20 Yaş Altı Dünya Kupası
4 Haziran 2011 Portekiz-Norveç EURO 2012 grup elemesi
29 Mart 2011 İngiltere-Gana Hazırlık karşılaşması
17 Mart 2011 Manchester City-Dinamo Kiev UEFA Avrupa Ligi 3. tur
24 Şubat 2011 Villarreal-Napoli UEFA Avrupa Ligi 2. tur.

Senoz vadisinde HES’e iptal

Rize’nin Çayeli ilçesi Senoz Vadisi’ndeki Hidroelektrik Santrali (HES) projesi mahkeme tarafından iptal edildi. Rize İdare Mahkemesi’nin verdiği iptal kararında, dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 2009 tarihli Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararının ‘hukuka ve mevzuata uygun olmadığı’ belirtildi.

Yapımı planlanan 20,5 megavat kurulu gücündeki Uzundere-2 Regülatörü ve HES projesi için Rize İdare Mahkemesi, aynı gerekçelerle daha önce iki kez ‘yürütmeyi durdurma’ kararı vermişti.

Mahkeme iptal kararında, bölgenin ekolojik ve doğal yapısının bilimsel ve teknik olarak yeterince değerlendirilmediğine, yapılan çalışmaların gerçeklerle örtüşmediğine ve kabul edilebilir tespitlerin yapılmadığına dikkati çekti. (Bianet)

İsrail Gazze’yi vurdu

İsrail uçaklarının bu gece yarısı (Salı) Gazze’ye düzenlediği saldırıda bir kişi öldü, en az 4 kişi yaralandı. Filistinli yetkililerin verdiği bilgiye göre yaralananlar arasında 5 yaşında bir çocuk da var.

İlk saldırılar Gazze ve Khan Younis şehirlerinin yakınlarındaki iki Hamas eğitim kampını hedef aldı. Gazze-Mısır tünelini hedef alan diğer bir saldırıda üç Filistinli sivilin yaralandığı açıklandı.

İsrail ordusu yaptığı açıklamada saldırının Gazze’den İsrail’e yönelik roket saldırılarına misilleme olarak yapıldığını, vurulan militanlardan birinin yeni bir roket saldırısına hazırlandığını bildirdi.

Associated Press ve Al Jazeera’dan derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

‘Londra isyanı’ ve insanlığın çözülüşü – Nuray Mert

Londra’da siyah bir genç adamın polis tarafından öldürülmesi ardından patlayan olaylar dolayısı ile, kapitalizmin ‘kriz’i, ‘çözülüş’ü ve hatta ‘yıkılışı’ndan bile söz edilir oldu. Diyelim öyle ama, bugünkü koşullarda kapitalizm krize girse ne olur, çözülse ne olur, hatta yıkılsa ne olur? Bu, tek başına umut vaat edecek bir şey mi?
Artık kapitalizmin krizi, insanlık krizi, çözülüşü insanlığın çözülüşü. Artık isyanlar istikametsiz, umut vaat etmekten uzak ve çoğu durumda haysiyetsiz. Londra’da yaşananlar, kapitalizmin çözülüşünden ziyade insanlığın çözülüşüne işaret ediyor. Bu çözülüşün en iyi göstergesi, işin çetecilikle başlayıp, çapulculukla sonuçlanması. Tüketim çağının köleleri köleliğe isyan etmiyor, ilk buldukları fırsatta, talan ederek tüketmeye girişiyor. ‘Karşı’ oldukları bir şey yok. Bu çağın insanlıktan çıkardığı paryaları, vitrinlerde görüp satın alamadıklarını, fırsat doğduğunda vitrinleri kırıp talan etmeye girişiyorlar. Hepsi bu.

Her çağın mazlumları…
Her çağın isyanları biraz böyle değil midir? Evet ve hayır! Evet, her çağın mazlumları, paryaları bıçak kemiğe dayandığında bir yolunu bulup isyan eder, yakıp yıkar. Ama, o kadar. Ama, sadece bu isyanlara  insanlık adına, adalet adına, özgürlük adına bir şeyleri katanlar, insanlık tarihine geçer, insanlığa haysiyet mirası bırakır. Modern öncesi dönemlerde, çoğunlukla dini öğretiler içinden çıkan ve zamanında ‘sapkın’lıkla itham edilen başkaldırılar böyleydi. Şeyh Bedrettin’in sözü asırlarca bu nedenle diri kaldı.
Sonra, modern zamanların başkaldırıları sözlerini modern ideolojiler üzerinden söylemeye giriştiler. Şimdilerde modern ideolojiler arasında ayrım yapmıyor, hepsini aynı sepete koyup denize atmaya heves ediyoruz. Oysa, çağdaş ideolojilerin bir kısmı, tüm insanlık adına konuşmaya özen gösteriyor, yüksek hedefler koyuyordu. Diğer bazıları, insanlığı tasnif edip hedef şaşırtmaya girişiyordu.  Taraftarlarının tüm kusurları, hayallerini gerçekleştirmeye giriştikleri tarih sahnesindeki tüm günahları ne olursa olsun, sosyalizmi faşizmle aynı kefeye koymak mümkün mü?

Kapitalizmin son krizi
Dahası, bırakın sosyalizm idealinin makus tarihsel tecrübesini, tükenmez insanlık hazinesi olan İbrahimi dinler ve büyük ahlak sistemlerinin tarihsel tecrübeleri, onların değerini eksiltiyor mu veya eksiltebilir mi? ‘Zenginin cennete girmesi devenin iğne deliğinden geçmesinden zordur’ diyen Hıristiyanlık Sezar’ın dini, ‘bir insanı öldüren insanlığı öldürmüş olur’ diyen İslamiyet Muaviye’nin dini olmadı mı? İnsanlık için adalet, haysiyet vaat eden her şeyi paçavraya çevirmenin, üzerinde tepinmenin âlemi var mı? Var ise, o âlem işte içinde yaşadığımız bu âlem!
Haysiyetli bir hayali olmayan, istikametini kaybetmiş insanlığın varacağı yerde söz konusu olan ‘isyan’ değil, savrulma ve çapulculuk oluyor. ‘Kahraman’ı da, dükkânlarını ellerinde sopa ile savunan ‘Kürt ve Türk küçük işletmeciler’! Hayat tasavvurunuz, ‘bir Türk ile evlenip güven içinde yaşayacağım’ beyanında bulunan çaresiz İngiliz ev kadını muhayyilesi sularında seyrediyorsa, kapitalizmin son krizinden umutlu olabilirsiniz. Ne de olsa, ‘eli sopalı Türk’ hep milli kahramanımız değil mi?
Not: Bence Londra olayları üzerine yazılmış en güzel yorum, Akın Olgun’un ‘Londra İsyanı’ başlıklı yazısı idi (Birgün, 14 Ağustos), görmediyseniz mutlaka okumanızı tavsiye ederim. 

Nuray Mert – Milliyet

Haftanın tortusu

* Murat Karayılan’ın yakalanma haberleri ve kadrolaşma. * Adile Naşit’ten tahrik olan TRT’ciler kim? * Dünya toplumsal adaletsizliğe karşı isyanda * Devrimci Karargah Davası’nda 8 tahliye, Hopa’da örgüt yok

* Murat Karayılan’ın yakalanma haberleri ve kadrolaşma: Bu haftasonunun en önemli konularından bir tanesi (belki de en önemlisi) Murat Karayılan’ın iki kere yakalan(ama)masıydı. Tamamen medya üzerinden dönen garip olaylar zincirini… Cumartesi günü TRT çıktı ve yakalandığını iddia etti Karayılan’ın. Hemen doğru olmadığı ortaya çıktı. Pazar günü şansını Anadolu Ajansı (AA) denedi. Bu sefer hemen yalan olduğu ortaya çıkmadı ama çok da sürmedi bu iddianın ortada dolanma süresi. Meğer AA, yakalanması gerekir cümlesini yakalandı anlamış! Elimizde de kanal kanal dolaşıp yorum yapanların çok mühim siyasi tahlilleri ile kadrolaşma denen şeyin zararlarına güzel bir örnek kaldı.

Farketmişsinizdir, son aylarda çokça bu tip skandal olmaya başladı. ÖSYM’nin yaptıkları hala ortaya çıkıyor. TRT’nin düştüğü durum ortada. Anadolu Ajansı’nın yaptığı hata ortada. AA’nın başına daha yeni bir kişi atanmıştı. Ogün Samast’ı suça itilen çocuk yapmak olmuştu o kişinin ilk işi de. (Gerçi Samast kimlerin onu suça ittiğini söylemeyecek kadar “oyun” arkadaşlarına bağlı çıktı!) Ajansın son skandalını da bu haftasonu izledik zaten. Kadrolaşma ve o kadroların yeteneğe ya da o işi yapabilme kapasitelerine göre değil de, bağlılıklarına göre seçilmesi durumu (liyakat değil sadakat) Türkiye’yi yavaş yavaş çürütecektir. Çürütüyor da. Çok yaşayacağız bu ve benzeri olayları.

Kadrolaşma ve sonrasına bir örnek daha işte bu haftadan: “TÜBİTAK, siber saldırılarla mücadele için tatbikat düzenledi. Savunma Sanayi Müsteşarlığı da ‘Gönüllüyüz. Bize saldırın’ dedi. Ancak tatbikat sonunda müsteşarlığın sistemleri çökünce TÜBİTAK’tan şu çözüm geldi: ‘Tam güvenlik için bilgisayarların fişini çekin’ “ İnanılmaz ama gerçek. Kadrolaşmanın çürüttüğü yapılarda daha bunlar olacaktır. Tam güvenlik için fişi çekme önerisi ise gerçekten “yeni Türkiye”’nin, yeni TÜBİTAK’ına çok uymuş. Daha iyi bir yöntem önerelim buradan TÜBİTAK’a: Bilgisayar kullanmayı tamamen bırakalım! Tüm unsurlarımızla tekrar kağıt kaleme geçirelim. Sıfır virus, sıfır siber saldırı! Umarım bu önerime de, matematik ile ilgili lise öğrencisi Barış Paksoy’a yaptıkları gibi “yaşın yetmez” diye yanıt vermezler. Çünkü yaşım bilgisayarsız dönemi hatırlamaya yetiyor!

* Adile Naşit’ten tahrik olan TRT’ciler kim? Bu haftanın utandıran haberlerinden biriydi bu. TRT, Tosun Paşa adlı filmi, 25 dakika kesti. Bu 25 dakikanın arasında da ünlü hamamda şarkı söyleyen kadınların sahnesi vardı. Adile Naşit’in şarkı söylediği sahne! Neden kesmiş olabilir TRT bu sahneyi? İnsanın ramazan ayı ile ilgili olmasını isteyeceği tutuyor. Çünkü, normalde de kesebilirler bu sahneyi! Hangimiz her filmi baştan sona biliyoruz ki neler gidiyor anlayalım? Türkiye’nin yaşadığı/Türkiye’ye dayatılan muhafazakarlık bu kadar iğrenç düzeye geldi mi artık? Peştemal içerisinde Adile Naşit’i görünce gülmek yerine, başka duygulara yönelenler mi var bu ülkede?

İşin başka bir kötü yanı var. Bu sansür dalgası sadece TRT’ye has değil. En özgürlükçü görüneninde de var bu davranış. Ve bu davranış yüzünden, elimizde orjinal bir şey kalmayacak. Yanlışlıkla atılacak mesela Tosun Paşa’nın orjinal hali. Bir dönem Türkiye’de çekilen ve hala herkesi güldüren filmlerden geriye muhafazakar bir makasın bıraktıkları kalacak. Sadece bu filmlerin orjinalini muhafaza etmek bile (çünkü bizde muhafazakarlar bir şeyi muhafaza edemezler!) Türkiye sinemasına önemli bir katkı olacaktır.

* Dünya toplumsal adaletsizliğe karşı isyanda: Geçen haftanın en sıcak ülkesi İngiltere’ydi. Londra’nın yoksulları, biraz kıpırdandılar ve ortalık karıştı. Politik bilinçle yapılmadığı için yağmaya dönük bir kıpırdanıştı bu ama gördük ki hiçbir şey o kadar da sarsılmaz değilmiş. Bu olaylara yönelik en güzel yorumu –sanırım- Dağhan Irak yaptı. “Yoksullar zenginlerin mallarına yönelirse yağma, zenginler yoksulların mallarına yönelirse kentsel dönüşüm olur” Gerçekten de böyle. İnsanların hıncı büyük, gitgide de büyüyor. Şili, İsrail, İspanya, Fransa, Yunanistan… Başka ülkeler de izleyecektir bu ülkeleri. Bu düzenin daha fazla böyle yürümeyeceğini düşünenler arttıkça, başka ülkelerde de olacaktır bu ayaklanmalar/isyanlar. İnsanlar politik bilinçle değil, ekonomik bilinçle yani yaşamak için, yani ölmemek için sokağa çıkıyorlar artık. Kim önlerinde durabilir? Kim onların elinden neyi alabilir?

* Devrimci Karargah Davası’nda 8 tahliye, Hopa’da örgüt yok: Daha önce yazdığım için fazla uzun üzerinde durmayacağım. Sadece tahliye edilen Ulaş Bayraktaroğlu’nun söyledikleri yeter: 1 Eylül 2010’dan beri tutuklu olan Bayraktaroğlu, “Delil olarak gösterilen hiçbir şey suç değil. Bunları defalarca yaptım, yine yapacağım, babam da yaptı. Benim adım Ulaş, kardeşimin adı Deniz. Babam öldü, ben de ölene kadar bu yoldayım” Bu kadar… O kadar olduğu için de Hopa’da muhalif olanları illa ki illegal görmek/göstermek isteyenler de beceremedi!

İlgili yazılar: Sıra kimde? Bu sefer adalette mi? ve “Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz”

 

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Şahin: Eşit söze sahip bir meclis daha doğru

Özgür Gündem Gazetesi’nden Ömer Çelik, Yeşiller Partisi eş sözcüsü Ümit Şahin ile geniş kesimlerce tartışılan “Çatı Partisi” hakkında bir söyleşi yaptı. Çelik’in sunuşu ve röportaj şu şekilde:

Geçmişte yürütülen birlik çalışmalarının hatalı ve dar olduğu yönünde eleştirilerini dile getiren Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin, “Bugünkü blok içerinde yer alan bütün siyasi partilerin sözlerini eşit biçimde söyleyebilecekleri ve mevcut blok oluşumunun pratik bir niteliğe kavuşacağı bir tür meclisin çok daha doğru bir fikir olduğunu düşünüyorum” dedi. Şahin, “Türkiye’deki mevcut hükümetin birinci özelliği, kim ne derse desin doğa düşmanı bir hükümet olmasıdır” diyerek, ekolojik alanının temel konu olarak ele alınması gerektiği konusunda önceliğini ifade etti.

Türkiye’de demokratik muhalefetin bir araya gelmesinde en önemli önerilerden biri olan “Çatı Partisi”nin içeriği ve kapsamı hâlâ tartışılıyorken, olası bir oluşumun içinde yer alacak olan toplumsal kesimler de “Nasıl bir birlik” tartışmalarını yoğunlaştırıyor. Temeli 1970’lerde atılan 1990’lı yıllarda ittifak şeklinde kendini gösteren ve 2000 sonrasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Çatı Partisi” şeklinde formülasyonu ile vücut bulan tüm toplumsal kesimlerin kendini içinde görebileceği bir organizasyona ihtiyacın gerekliliği konusunda herkes hemfikirken, oluşumun adı ve içeriği konusunda ise farklı gruplar önerilerini dile getirerek, oluşuma katkı sunuyor. Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan ekoloji konusunda politikalar üreten Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin, “Çatı Partisi’nin nasıl olması gerektiği?” konusunda geçmişe yönelik önemli eleştiriler yöneltirken parti yerine meclis örgütlenmesini daha gerçekçi bulduğunu belirtiyor.

Blok içerisinde yer almadınız, ama desteğinizi açıkladınız. Blok içerisinde yer almamakla birlikte desteklemenizin nedeni neydi?

– Aslında Blok’un içerisinde olup olmadığımız bir muamma hali aldı. Blok ilk açıklandığında Yeşiller Partisi’nin adı yoktu, ama daha sonra görüşmeler yaptık, parti kararı aldık, bir açıklama yayınladık ve biz de Blok’a girdik. Ancak sanırım kuruluş sürecine aktif bir şekilde katılamadığımız için daha çok destekçi gibi göründük. Bloğun içerisinde yer alıp almadığımızın bile belli olmaması, aslında bu bloğun niteliğine dair bir gösterge de sayılabilir. Çünkü Blok, bizim dışarıdan izleyebildiğimiz kadarıyla çok da Blok gibi hareket etmedi. Örneğin kararların nasıl alındığını ve kimlerin aldığını tam olarak bilmiyoruz. Ama seçim süreci başladıktan sonra biz gücümüz olan yerlerde tam ve içeriden destek verdik. Örneğin Kadıköy’de Sebahat Tuncel’in çalışmalarında arkadaşlarımız doğrudan yer aldı. Muğla’da Şehbal Şenyurt’un kampanyasında, Sırrı Süreyya Önder’in seçim çalışmalarında aynı şekilde yer aldık. Ancak ismimiz bazı blok listelerinde vardı, bazılarında yoktu. Dolayısıyla ilk anda işin içine giremememizden kaynaklanan bir karışıklık olsa ve fiiliyatta destekçi gibi görünsek de, Yeşiller Partisi, Parti Meclisi kararıyla Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nda yer almıştır.

Peki yer aldığınız bu siyasal birlikteliğin yarattığı etkiyi ve başarıyı nasıl yorumluyorsunuz?

– Kürt siyasal hareketinin içinden olmayan daha fazla ismin blok adayı olması önemliydi. 36 milletvekilinin çıkması da yine başarı elbette. Ama bence daha da büyük başarı, yemin krizi sırasında da görüldüğü gibi, Türkiye’deki parlamenter siyasi sistemin, BDP ile temsil edilen sivil Kürt siyasi çizgisini kabul etmiş ve artık sistemin içerisinde yer almasını istiyor hale gelmiş olmasıdır. Hareketin 1994 yılında yaka paça Meclis’ten atılan temsilcilerinin, bugün içeride olmaları için diplomasi yürütülüyor. Ben bu gelişmeyi çok önemli buluyorum ve devletteki bu değişimin doğrudan doğruya hareketin kazanımlarından kaynaklandığını düşünüyorum. Son yaşanan krizde de blok davranışının ne kadar doğru bir hareket olduğunu gördük diyebilirim.

Şimdiye kadar genel kanı Kürt hareketinin tek başına hareket ettiği yönündeydi. Bu açıdan Blok’un bunu önemli bir noktaya taşıdığını düşünüyor musunuz?

– Başta da söylediğim gibi gerçek anlamda blok gibi davranan bir blok yoktu. Olsaydı herhalde bizim de haberimiz olurdu. Bizi bloğun parçası değil, destekçisi olarak kabul ediyorlarsa bile, en azından zaman zaman bir istişare içerisinde bulunmamız gerekiyordu. Bazı yerlerdeki aktif seçim çalışmaları dışında bu olmadı. Bloğun devamı olacak bir Çatı Partisi konusunda da henüz birinci elden bilgi sahibi değiliz. Dolayısıyla gerçek anlamda bir blok davranışı bizim durduğumuz noktadan görünmüyor. Burada tabi toplumsal tabanı en güçlü hareket Kürt siyasi hareketidir. Bloğun oluşumunun nedeni de o. Dolayısıyla bloğun Kürt siyasi hareketinin öncelikleri ve karar çizgileriyle ilerlediği çok açık. Ama bu doğru mudur, yanlış mıdır diye değerlendirmek de çok doğru değil. Çünkü bu da eşyanın tabiatıdır. Yani böyle olması bana gayet doğal görünüyor. Ama durum böyle ise, hâlâ gerçekten bir bloğa ya da çatı partisine ihtiyaç var mıdır, asıl bunu tartışmamız gerekir. Çünkü ortada bir büyük hareket varsa ve istedikleri kadar bir bloğun parçası olsunlar, neticede pek çok noktada sadece ona destek veren diğer daha küçük bileşenler varsa, o zaman bir koalisyondan, ya da eşitler arası bir yapıdan bahsedilemez. Benim anladığım kadarıyla BDP dışından olup da bu süreçte sözü geçenler, sadece bloktan milletvekili seçilen arkadaşlar. En azından dışarıdan görünen bu.

Blok için, küçük güçlerin ana güç etrafında bir araya gelmesi tanımlamasında bulunarak bunu yanlış bulduğunuzu söylediniz. Peki, şimdi bir üst aşama olarak eşitlik temeline dayanan Çatı Partisi kurma konusunda bir strateji var. Bunu nasıl görüyorsunuz?

– Bir kere şunu söylemek gerek. Türkiye’nin en önemli ihtiyacı bu savaşın bitmesidir. Durumu bu kadar net tanımladığınız zaman zaten siyaseten yaptığınız konuşmalar değişir. Biz Yeşiller Partisi olarak bu harekete neden destek veriyoruz, neden BDP’li milletvekillerinin seçilmesi için elimizden geldiği kadar çalışıyoruz? Çünkü Türkiye’de demokrasi sorunu, ekoloji sorunu, sosyal politikalar vb., bunların hiçbiri Kürt sorunu barışçı bir şekilde çözülmeden, Kürt halkının talepleri karşılanmadan çözülemez. Bu tespiti yaptıktan sonra, sanki Kürt sorunu da önümüzdeki sorunlardan herhangi bir tanesiymiş gibi davranmak mümkün değil. Ya da bazı sistem partilerinin yaptığı gibi bunu başka bir takım sorunların uzantısıymış gibi tanımlayarak ötelemek ve iyice çözülemez hale getirmek mümkün değil. O yüzden toplumsal muhalefet olarak bizim öncelikle gerçek anlamda savaş karşıtı bir dille, barış için mücadele etmemiz gerekiyor. Bu noktada da yaptığımız tespit şu oldu: Şu anda en önemli şey Kürt siyasi hareketinin olabilecek en güçlü şekilde Meclis’e girmesidir. Eğer baraj olmasaydı çok daha güçlü girecekti. Bizim desteğimizin nedeni buydu. Çünkü bu hareket Meclis’te olduğu sürece özerklik talebinden anadil hakkına kadar her şeyin Türkiye’nin ana akım ortamlarında, Meclis’te, medyada ve toplumsal yaşamın diğer alanlarında meşru bir talep olarak tartışılması mümkündür. Eğer hareket Meclis dışında, sokak ayağı ağırlıklı olacak şekilde devam ederse, çok daha rahat marjinalize edilir, şiddetle bastırılmak istenir, manipüle edilir. Biz üstelik Yeşiller Partisi olarak, sosyalist solun bir kısmından farklı olarak, zaten parlamenter demokrasiyi de doğrudan demokrasi ile yan yana gitmesi gereken bir şey olarak görüyor ve savunuyoruz. Bir ara durak olarak görmüyoruz. Dolayısıyla biz parlamenter demokrasinin içinde Kürt siyasi hareketinin çok gerekli olduğunu düşünüyoruz. O nedenle birinci önceliğimiz budur.

Meclis şeklinde bir örgütlenme modeli öne sürülüyor.

– Böyle öneriler de olduğunu biliyorum. Bu bence de daha doğru bir yaklaşım. Bugünkü blok içerinde yer alan bütün siyasi partilerin sözlerini eşit şekilde söyleyebilecekleri ve mevcut blok oluşumunun pratik bir niteliğe kavuşacağı bir tür meclisin çok daha doğru bir fikir olduğunu düşünüyorum.

Başka bir örgütlenme modeli ortaya koymak mümkün mü? Türkiye’de toplumsal muhalefet nasıl güçlendirilebilir?

– Türkiye’de soldan gelen bir anlayış olarak yıllardır siyasi birleşme fikri ortaya atılır. Oysa asıl olması gereken şey toplumsal muhalefeti, gerçek siyasi hareketleri güçlendirmek, demokrasideki bu ayıpları, kusurları ortadan kaldırmaktır. Yeni bir anayasa süreci ile her hareketin kendi sözü ve kendi iddiasıyla ortaya çıkması ve seçimlerde de şeffaf bir şekilde, kendi istekleri ve iradeleri ile işbirliği yapmaları en doğal olandır. Blok bir meclis şeklinde devam ederse, daha çok barış temalı olmak zorunda. Bu meclis Kürt sorununun çözümünde şiddete karşı çıkarak, savaşı durdurmak için atılması gereken toplumsal adımları geliştirmeli. Ağırlıklı olarak batıda yaşayanların da meselenin daha fazla farkına varmalarını, inkâr etmekten ve görmezden gelmekten uzaklaşıp, meseleyi net, tabulardan arındırılmış bir şekilde görmelerini sağlamalı. Örneğin biz Yeşiller Partisi olarak bölgesel özerklik üzerine çalışmalar yapıyoruz. Bizim yapmaya çalıştığımız, demokratik özerklik talebinin dışında ve bununla paralel olabilecek şekilde, bunun sadece Kürtlerin talebi olmadığını, Türkiye’de yaşayan herkesin bölgesel özerk yönetimlere ihtiyacı olduğunu göstermek. Yani Türkiye’nin demokratikleşmesi için çok benzer şekilde demokratik özerkliği Türkiye’nin tamamı için savunuyoruz. Bu tartışmaları yapabileceğimiz, daha sonraki seçimlere yönelik olarak birbirimizi daha iyi tanıyabileceğimiz, kulislerde yapılan pazarlıklarla dönmeyen, açık, şeffaf, çoğulcu ve eşitlikçi bir meclis çok faydalı olur. Ama bunun ikinci sorunuzla bağlantısı yok. Çünkü Türkiye’de toplumsal muhalefet nasıl güçlenir sorusu bambaşka bir şeydir. Çünkü o zaman partilerin ya da siyasi hareketlerin kendi ideolojileriyle, kendi öncelikleriyle varlık nedenleri inkâr edilmiş olur, böyle olunca da ortaya daha önplanda ve daha güçlü olanın hâkim kılındığı bir durum çıkar. Önplanda olanın diğer hareketlerin üstünü örttüğü ve araçlaştırdığı hegemonik bir durum… Bunun sosyalist sol için bile çok gerçekçi olduğunu düşünmüyorum.

Bir inandırıcılık sorunu olduğunu mu düşünüyorsunuz?

– Hem inandırıcılık sorunu, hem de neden buna gerek olduğuna emin değiliz açıkçası. Mesela şöyle bir nokta da var bizim açımızdan: Ertuğrul Kürkçü, verdiği bir röportajda Çatı Partisi’ni Kürt hareketi ile sosyalist solun buluşması olarak tanımladı. Bizim için bu bir soru işareti… Biz sosyalist sol değiliz, biz Yeşiller’iz. Dolayısıyla da bizim gibi hareketler nerede görülüyor sorusunu kendilerine sormaları gerekiyor. İkincisi Çatı Partisi ya da meclisi konusunda görüşmeler yapılıyorsa da henüz bizim bundan haberimiz yok. Davet edilmedik, görüşümüz alınmadı, bu anlamda da Yeşiller olarak nerede görüldüğümüzü merak ediyoruz. Bloğa her şeyden önce Türkiye’deki yanlış siyasi sistem nedeniyle destek olduk. Öncelikle var olan anayasayı ve bu siyasi sistemi değiştirmek için mücadele etmemiz lazım. Değiştirdikten sonra taşlar daha kolay yerine oturacaktır.

Blok’un seçim beyannamesini, Çatı Partisi-Meclisi’nin ön programlarından biri olarak nasıl buldunuz?

– Genel olarak doğru bir çizgideydi. Ama mesela çevre bölümü doğru şeyler söylenmekle birlikte bir yama gibi görünüyordu. Şimdi bu zaten şu tehlikeyi getiriyor. Biz parti olarak blok ya da Çatı Partisi tartışmalarında, ya da oluşturulmak istenen yeni siyasi hareketin içinde sanki bir tür çevre kolu gibi görülebiliyoruz. Biz bunu kabul edemeyiz. Çünkü Yeşiller Partisi’nin öncelikli rengi ekoloji olmakla birlikte, Yeşiller yeşil politikanın partisidir. Bizim programımızda ekoloji kadar, özerklik de, anayasa da, demokrasi de, ekonomi de, sosyal politikalar da var. Sonuçta böyle bir işbirliği anlayışı tutmaz. Hiçbir siyasi hareket de bunu kabul etmez. Blok’un programında çevreye verilen yer, uzunluğu ve diliyle aslında biraz bu konuları daha çok önemseyenleri tatmin etmek için yazılmış gibi görünüyordu. Bu ağır bir eleştiri olabilir, ama ne yazık ki orada kullanılan dil, verilen öncelik ve ayrılan yer, konunun blok içinde tartışıldığını düşündürmüyor. Bu konunun önemi şu: Türkiye’deki mevcut hükümetin birinci özelliği nedir diye sorarsanız, kim ne derse desin doğa düşmanı bir hükümet olmasıdır derim. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı diye doğayı yok etmek için çalışacak üç tane bakanlık kurdular. Bütün yatırım projelerine bakarsanız, bunların temel özelliği doğa düşmanı olmasıdır. Şimdi böyle bir hükümete karşı siz çevreyi hala son sırada, magazin gibi, arka sayfa haberi gibi değerlendirmeye devam ederseniz hiçbir yere varamayız. Önce bunu çözmek lazım. Ama tabi Blok’un genel yaklaşımının, özellikle de Türkiye’deki demokrasi meselesine ve en önemli sorun olarak Kürt meselesine yaklaşımının tutarlı ve doğru olduğunu düşünüyorum.

Çatı partisi temel olarak ‘Ortak vatan, Demokratik ulus’ şiarıyla ortaya çıkıyor. Bu talebi nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Bizim için önemli olan Türkiye’nin özgürlükçü, demokratik bir anayasa ile ve gerçek anlamda demokrasi ile yoluna devam etmesidir. Toplumsal muhalefetin kendi özgür diliyle yola çıkması, kendi dili ile hareketin içerisinde yer alması ve şiddet karşıtlığıdır. Şiddetsiz bir muhalefetin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü şiddeti körükleyen ve kaçınılmaz hale getiren her zaman devlettir. Biz savaş isteyen devlet aygıtının karşısına, şiddetsiz bir muhalefet ve politika ile çıkmak zorundayız.

(Özgür Gündem, 15 Ağustos 2011)

Açıklamanın tam metni! Federesyon şike konusunda kararını açıkladı!

Futbolda ‘Şike soruşturması’ kapsamında bir süredir belgeleri inceleyen TFF Etik Kurulu raporunu hazırladı ve TFF yönetimine teslim etti. TFF Yönetin Kurulu saat 15.30’da toplandı ve kararlar aldı.

Açıklamaya göre takımlara savunma hakkı verilmediği ve şu an itibariyle verilemeyeceği için ve yeterli delile erişilmediği için hüküm verilmedi. Hüküm verilmesi için iddianamenin kabul edilmesi yani gizlilik kararların kalkması beklenilecek.

Aydınlar şöyle konuştu:

– Futbolumuzun olağanüstü günlerden geçtiği bugünlerde, kanun ve talimatların bize tanıdığı sınırlar içerisinde detaylı ve titiz bir çalışma yapıyoruz. Çalışmalarımızı da sınırlar çerçevesinde sizlerle paylaşıyoruz.

– Belge ve deliller neticesinde oluşturulan rapor sonunda alınan kararlar şu şekildedir:

– Bu aşamada hükum verilmesinin doğru ve hakkaniyete uygun olmayacağı, kamuoyunun taktirlerine sunulur.

– Şu anda tutuklu yargılanan isimlerin tedbirli olarak PFDK’ya sevk edilmelerine karar verilmiştir.

– Tutuklu olmadığı halde, iddialarda adı geçen kişiler PFDK’ya sevk edilmiştir.

Aydınlar’ın açıklamalarının tam metni şöyle:
Türkiye Futbol Federasyonu olarak futbolumuzun olağanüstü bir süreçten geçtiği şu günlerde, kanun ve talimatların kurumumuza çizdiği çerçevede çalışmalarımızı büyük bir titizlikle sürdürmekteyiz. Bu süreçte, yine kanun ve talimatların bize tanıdığı sınırlar içerisinde, yaşanan tüm aşamaları kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Hepinizin bildiği gibi, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından 5894 Sayılı TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 3. Maddesinin 1.fıkrasının G bendi ve 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlemesine Dair Kanunun 19. Maddesi çerçevesinde,  talebimiz üzerine Federasyonumuza teslim edilen belgeler Etik Kurulumuz tarafından bir süredir inceleniyordu.

Bu belge ve delillerin, Etik Kurulu tarafından incelenmesi neticesinde oluşturulan rapor ve buna bağlı görüşler doğrultusunda, Türkiye Futbol Federasyonu’nun almış olduğu karar ve görüşler aşağıdaki şekilde oluşmuştur:

1-) İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesi uyarınca gizli olarak yürütülmektedir.
2-) Soruşturma dosyası hakkında, Beşiktaş 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 15.12.2010 tarih ve 2010/2468 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesinin 2. fıkrası uyarınca gizliliğe dair ek kısıtlama kararı verilmiştir.
3-) Belgeler teslim edilirken, dosyadaki kısıtlılık kararı çerçevesinde işlem yapılması gerektiği ayrıca bir üst yazı ile tarafımıza bildirilmiştir.
4-) Belgelerin Federasyonumuzca bu aşamada şüpheli kulüpler ve gerçek kişilerle paylaşılması, Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinde düzenlenen gizliliğinin ihlali suçunu oluşturacaktır. Bu suçun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis olup, basın yoluyla işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılmaktadır.
5-) Söz konusu belgelerin paylaşılmasının, halen gizli bir şekilde sürmekte olan soruşturmanın selametini olumsuz şekilde etkileyeceği de açıktır.
6-) Soruşturma evrakının anılan sebeplerle şüpheli kulüp ve gerçek kişilerle paylaşılamaması, Federasyonumuzca yapılacak disiplin yargılamasında ilgili taraflara, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. , Anayasamızın 36. ve Futbol Disiplin Talimatı’nın 72. maddesi ile teminat altına alınan savunma hakkının tanınmasına engel olmaktadır. Savunma hakkı tanınmadan yapılacak bir disiplin yargılamasının hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını ağır bir biçimde ihlal edeceği açıktır.
7-) Her ne kadar, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı şüpheli vekillerine dosyaları inceleme hakkını vermiş ise de, söz konusu soruşturmada kulüplerin şüpheli sıfatını taşımamaları nedeniyle dosyaları inceleme hakkına sahip olamamaları, yine şüphelilerin dosyaları bizzat ve bütünüyle görememeleri, dosyalardan fotokopi alınmasına imkan verilmemesi de, Federasyonumuzca yapılacak disiplin yargılamasında savunma hakkının gereği gibi kullanılmasını engelleyecektir.
8-) Ayrıca söz konusu soruşturma evrakı, Federasyonumuza teslim edildiği an itibariyle doğal olarak konuya ilişkin tüm belgeleri içermemektedir. Diğer yandan belgelerin Federasyonumuza tesliminin ardından, söz konusu soruşturmanın kapsamı giderek genişlemiş, soruşturma derinleşerek çok sayıda kulüp ve futbol ailesine mensup gerçek kişiyi kapsar bir biçimde sürmüş ve halen de sürmektedir. Bu hususlarla ilgili hiçbir yeni belge ve bilgi zamanlama nedeniyle henüz Federasyonumuza ulaşmamıştır. Federasyonumuzca yapılacak disiplin yargılamasının adil bir şekilde sürdürülebilmesi için, eksik olan bu belgelerin de Federasyonumuza ulaşması gerektiği açıktır.
9-) Anılan nedenlerle, Federasyonumuz Yönetim Kurulunca bu aşamada, karar verilmesi için gerekli delillerin tamamına erişilmeden ve savunma hakkının hukuka uygun bir biçimde kullanımına imkan tanınmadan, vicdani kanaate varılmasının mümkün olmadığı görülmüştür. Bu aşamada  bir hüküm verilmesinin doğru, adil ve hakkaniyete uygun olmayacağı kamuoyu takdirlerine sunulur.
10-) Federasyonumuzca yapılacak disiplin yargılamasının hukuka uygun ve adil bir biçimde gerçekleştirilebilmesi için, gizlilik kararının kaldırılması şarttır. Bunun için de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 175. maddesi uyarınca iddianamenin kabul edilmesi gerekmektedir. Ancak bu takdirde, şüpheli kulüp ve gerçek kişiler haklarındaki tüm iddiaları, bütün detaylarıyla ve açıklığıyla görüp inceleyebilecek ve savunma haklarını etkin bir şekilde kullanabileceklerdir.
Kısacası Federasyonumuzca, iddianamenin kabulüne bağlı olarak gizlilik kararının kalkmasını müteakip, derhal şüpheli kulüp ve gerçek kişilerin savunmaları alınacak, bu savunmalar ve tüm soruşturma evrakı incelenmek suretiyle, Etik Kurulu’ndan nihai rapor istenecek daha sonra da hukuka ve adalete uygun bir karar verilecektir.
Bununla birlikte, kulüpler hakkında nihai karar beklenmeksizin, söz konusu soruşturma dosyası kapsamında tutuklanan ve tutuklanma kararına yaptıkları itirazı reddedilen, aşağıdaki futbol ailesi mensuplarının, şike ve teşvik primi eylemleri çerçevesinde tedbirli olarak Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevk edilmesine karar verilmiştir.
1-Aziz Yıldırım——————–Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı
2-Mehmet Şekip Mosturoğlu——Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
3-İlhan Yüksel Ekşioğlu———–Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
4-Tamer Yelkovan——————Fenerbahçe Spor Kulübü Muhasebe Müdürü
5-Cemil Turan———————-Fenerbahçe Spor Kulübü Amatör Şubeler Genel Koordinatörü
6-Serdal Adalı———————Eski Beşiktaş Jimnastik Kulübü Asbaşkanı
7-Tayfur Havutçu—————Beşiktaş Jimnastik Kulübü Teknik Sorumlusu
8-Ahmet Ateş——————-Beşiktaş Jimnastik Kulübü Protokol Müdürü (Güvenlik Müdürü)
9-İbrahim Akın—————–Büyükşehir Belediyespor Futbolcusu
10-İskender Alın—————- Büyükşehir Belediyespor Futbolcusu
11-Mecnun Odyakmaz———-Sivasspor Kulübü Başkanı
12-Ahmet Çelebi————– Sivasspor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
13-Korcan Çelikay————- Sivasspor Kulübü Kalecisi
14-Bülent Uygun—————Eski Eskişehirspor Teknik Sorumlusu
15-Ümit Karan—————– Eski Eskişehirspor Sportif Direktörü
16-Ömer Ülkü——————Giresunspor Kulübü Başkanı
17-Coşkun Çalık————–Giresunspor Yönetim Kurulu Üyesi

Aynı kapsamda, şike ve teşvik primi eylemleri çerçevesinde, haklarında tutuklama kararı verilmeyen aşağıdaki kişilerin, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevk edilmesine karar verilmiştir.
1-Serdar Kulbilge————— Eski Gençlerbirliği Kulübü Kalecisi
2-Cengiz Demirel—————Eski Gençlerbirliği Kulübü Antrenörü
3-Erdem Konyar————–Lisanslı Futbolcu Temsilcisi
4-Yavuz Ağırgöl————Fenerbahçe Spor Kulübü Güvenlik Sorumlusu
5-Serdar Berkin————–Adanaspor Kulübü Yardımcı Antrenörü
6-Mehmet Şen—————–Eski Ankaraspor Menajeri
7-Hikmet Karaman———Eski Manisaspor Teknik Direktörü
8-Serkan Acar—————–Fenerbahçe Spor Kulübü Kulüp Müdürü
9-Zafer Önder İpek———-Eski Gençlerbirliği Kulüp Müdürü
10-Alaaeddin Yılıdırm——–Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
11-Hasan Çetinkaya———-Fenerbahçe Spor Kulübü Profesyonel Takımlar İdari Menajeri
12-Gökçek Vederson———–Bursaspor Kulübü Futbolcusu
13-Güde Fazıl Özdemir———Lisanslı Futbolcu Temsilcisi
14-Zafer Tüzün——————-Eskişehirspor Kulübü Teknik Danışmanı
15-Beşir Acar—————–Mersin İdmanyurdu Kulübü Asbaşkanı
16-Yılmaz Vural————–Konyaspor Kulübü Teknik Sorumlusu
17-Sezer Öztürk —————Eski Eskişehirspor Kulübü Futbolcusu
18-Emanuel Emenike———Eski Kardemir Karabükspor Futbolcusu
19-Mahmut Boz—————Gençlerbirliği Kulübü Futbolcusu
20-Mehmet Yıldız————Eski Sivasspor Kulübü Futbolcusu
21-Levent Eriş—————-Eski Boluspor Kulübü Teknik Sorumlusu
22-Sadri Şener—————–Trabzonspor Kulübü Başkanı
23-Recep Denizer————–Trabzonspor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
24-Can Arat——————–Büyükşehir Belediyespor Futbolcusu
25-Önder Turacı————-Eski Kayserispor Kulübü Futbolcusu
26-Nevzat Şakar——————-Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı
27-Osman Murat Özaydınlı——Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
28-Ekrem Okumuş—————–Lisanslı Futbolcu Temsilcisi
29-Sadrettin Fırat Kocaoğlu——Kasımpaşaspor Kulübü Futbolcusu
30-Zafer Demiray——————Eski Körfezspor Kulübü Futbolcusu
31-Faruk Taşseten—————Sivasspor Kulübü Yönetim Kurulu üyesi
32-Mehmet Oflaz————-Sivasspor Kulübü 2.Başkanı
33-Fatih Hocaoğlu————Giresunspor Kulübü Genel Müdürü
34-Murat Öztürk————–Fenerbahçe Spor Kulübü Kaleci Antrenörü
35-Semih Şentürk————–Fenerbahçe Spor Kulübü Futbolcusu

Söz konusu sevk işlemleri, Federasyonumuza 20.07.2011 tarihinde teslim edilmiş olan dosyalarda yer alan bilgi ve belgeler kapsamında, şike ve teşvik primi eylemleri çerçevesinde yapılmış olup, Federasyonumuzca yeni bilgi ve belgelere ulaşılmasını müteakip, şike ve teşvik primi eylemleri açısından gerekli incelemeler gerçekleştirilerek, yeni sevk işlemleri yapılabilecektir.

Ayrıca Hukuk Müşavirliği’nin yetkisiz menajerlik, talimatlara aykırı hareket ve sportmenliğe aykırı hareket eylemleri ile ilgili olarak, dosyalar üzerindeki disiplin sevklerine ilişkin çalışmaları devam etmektedir. Bu çerçevede de Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na yeni sevk işlemleri gerçekleştirilecektir.

Türkiye Futbol Federasyonu, toplumsal anlamda çok geniş yankı bulan ve çok hassas bir içeriğe sahip olan bu özel konuyla ilgili hukuki açıdan en doğru kararı verebilmek için kanun ve talimatların tanıdığı tüm olanaklar dahilinde çalışmalarını sürdürmektedir. Son derece deneyimli ve konusunun uzmanı kişilerden oluşan mevcut kurul ve kadrolarımızla, Türk futbolunun bugüne kadar yaşadığı en büyük sorunlardan biri olan bu konuyu çözüme kavuşturmak ve en adil kararı almak adına, çalışmalarımızı yargı organlarımızla birlikte uyum içerisinde sürdürdüğümüzün, tüm kamuoyu tarafından bilinmesini önemle rica ederiz.

Gözler Federasyon’da

Türkiye Futbol Federasyonu, şike soruşturmasıyla ilgili kararını saat 17.30’da açıklayacak.

Şike soruşturmasıyla ilgili belgeleri inceleyen Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Etik Kurulu raporunu hazırladı.

TFF Yönetim Kurulu, raporu bugün saat 15.30 yapacağı toplantıda ele alacak.

TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar saat 17.30’da kameraların karşısına geçerek kararı açıklayacak.

Şike soruşturmasında aralarında aralarında kulüp başkanı, yönetici, futbolcu ve teknik direktörlerin de bulunduğu 31 kişi tutuklanmıştı.