Ana Sayfa Blog Sayfa 5086

Yunanistan’da iki büyük banka birleşiyor

Yunanistan‘ın en büyük ikinci bankası Eurobank ile üçüncü büyük bankası Alpha Bank birleşme kararı aldı.

Bu birleşmeyle güneydoğu Avrupa’nın en büyük bankası ortaya çıkacak.

Yeni bankanın adı Alpha Eurobank olacak.

Birleşme açıklaması öncesi, iki bankanın Atina borsasındaki hisselerinde işlemler askıya alındı.

Bankacılık kaynakları, iki bankanın ülkedeki borç kriziyle mücadele edebilmek ve likidite destek mekanizmasından yararlanmamak için birleşme kararı aldığını belirtiyor.

Bu yıl Yunan bankalarının hisseleri ortalama yüzde 50 oranında değer kaybetti.

Alpha Bank’ta yüzde beş hissesi bulunan Katar Yatırım İdaresi’nin yeni bankada yüzde 15 hisse sahibi olması bekleniyor.

Katar’ın planlanan sermaye artırımına en az 500 milyon euro katkı yapacağı bildiriliyor.

2000 şubeli yeni bankanın 150 milyar euroluk mal varlığı ile 80 milyar mevduata ulaşacağı belirtiliyor.

Alpha Bank ve Eurobank’ın işlemleri askıya alınmasına karşın, Atina borsasında bugün bankaların hisseleri yükseldi.

Bankacılık hisseleri geçen hafta keskin şekilde değer kaybetmişti.

Eurobank, Polonya’daki iştirakini satmış ve Avrupa çapındaki stres testini geçemeyince daha fazla para bulma taahhüdünde bulunmuştu.

Yunan bankaları krizde Avrupa Merkez Bankası’nın yardımıyla ayakta durabilmişti.

Yunanistan’a verilen ikinci kurtarma paketi kapsamında, bankalar ellerindeki hazine bonoları karşılığında daha az faizi kabul etmek zorunda kalacak. (BBC)

‘Canlı kalkan’ın cenazesinde de biber gazı

Canlı kalkan yürüşü sırasında gaz bombası ile vurularak öldürülen BDP‘li Yıldırım Ayhan için Van’da düzenlenen cenazede olaylar çıktı. Polis, gruba biber gazıyla müdahale etti. Mezarlıkta çıkan yangın da itfaiye tarafından söndürdü.

BDP İl Genel Meclisi Üyesi Yıldırım Ayhan’ın cenazesi, sabah saatlerinde Yüzüncü Yıl Üniversitesi morgundan alındı. Akköprü Camisi’ne getirilen Yıldırım’ın cenazesi burada kılınan namazın ardından Akköprü Mezarlığı’na götürülmek istendi.

Cenazenin mezarlığa taşınmasını bekleyen polis, cenazenin geçişinin ardından protestolara devam eden gruba biber gazıyla müdahale etti. Müdahalenin ardından gruplar ara sokaklara dağıldı. Yıldırım Ayhan’ın cenazesi ise ailesi ve yakınları tarafından toprağa verildi.

Cenazenin toprağa verilmesinin ardından mezarlıkta yangın çıktı. Yangın itfaiyenin müdahalesiyle kısa sürede söndürüldü. Öte yandan, sabah saatlerinden itibaren esnaf kepenk kapatma eylemi yaptı.

İklimbilimci Hansen gözaltında

İklim değişikliğini bilimsel olarak ilk tespit edip boyutlarını ortaya koyan biliminsanlarından ve son olarak etkileyici eseri Storms of My Grandchildren (Torunlarımın Fırtınaları) ile tanınan iklimbilimci Dr. James Hansen dün, 29

Hansen gözaltına alınırken
İklimbilimci James Hansen katran kumu protestosunda gözaltına alındı

Ağustos’ta Washington DC’de gözaltına alındı. Biliminsanı ve kendi ilanıyla aktivist, Kanada ile Amerika Birleşik Devletleri arasında kurulması planlanan ve Kanada’dan çıkartılacak katran kumundan elde edilmiş petrolü Meksika körfezindeki ABD rafinerilerine taşımayı amçlayan, emisyon artışı yanısıra büyük ekolojik tahribata zemin hazırlayacak KeyStoneXL petrol boru hattını protesto etmek için Beyaz Ev’in önünde 20 Ağustos’tan beri devam etmekte olan barışçıl doğrudan eylem TarSandsAction‘a katılmıştı.

James Hansen verdiği demeçte Başkan Obama’ya Kanada şirketi TransCanada‘ya bu boru hattını inşa izni veren onayı vermemesi çağrısında bulundu ve ABD’nin fosil yakıtlara ciddi bağımlılığına gönderme yaparak “eğer Obama enfekte olmuş iğneyi tercih ederse başından beri sadece yeşil badana yaptığını göstermiş olacak; diğer petrolle yağlanmış, kömürle işleyen politikacılardan bir farkı olmadığı, iptiladan kurtulmaya gerçekten niyetli olmadığı ortaya çıkacak” dedi. Obama’nın 2008 seçim kampanyası ABD’nin fosil yakıtlara bağımlılığının önüne geçmenin altını çiziyordu. Hansen 1980’lerden beri yeni petrol kaynakları bulunması veya mevcut kömür kaynaklarının kullanılmaya devamı taktirinde iklim felaketinin kaçınılmaz olduğunu savunuyor, ancak son yıllarda bunun siyasetçilerin hüsnüniyet veya aklıselimine bırakılamayacak kadar ciddi bir mesele olduğu kanaatine varıp doğrudan vatandaş eylemine inanır bir tavır aldı.

Dünkü eyleme James Hansen haricinde ABD’deki Protestan, Katolik ve Musevi cemaatlerinin ruhbanları arasından saygın isimlerden de katılım oldu. Dün, eylem’de gözaltına alınanlar arasında Greenpeace ABD’nin genel direktörü Phil Radford,

Radford gözaltına alınıyor
Dün gözaltına alınanlar arasında Greenpeace ABD Genel Direktörü Phil Radford da vardı.

350.org’un genel direktörü May Boeve ve önde gelen özgürlükçü lobi sitesi CREDO Mobile’ın yöneticisi Michael Kieschnick de vardı. Eylem başladığından bu yana gözaltına alınan iklim aktivistlerinin sayısı 522’yi buldu, ve eylemler büyük bir mitingle bitecekleri 3 Eylül’e kadar artan katılımla devam edecek.  Gözaltına alınan eylemciler son derece kısıtlayıcı ve beklenmedik bir şekilde iki gün gözaltında tutuluyor. Başkan Obama’dan henüz konu üzerine bir açıklama gelmiş değil.

(Yeşil Gazete)

 

Devlet adamlığı savaşın değil, barışın mantığına teslim olmaktır!- Hasan Cemal

Kürt sorununda, ne acıdır ki, yeniden bir savaş süreci yaşanmaya
başladı.
PKK mayınları patlıyor.
Kandil bombalanıyor.
Dağlarda kimi asker, kimi gerilla gencecik insanlar ölüyor.
Yazıktır, günahtır.
Savaş çare değil.
Acıların biraz daha derinleşmesi, biraz daha kan ve gözyaşı akması çıkmaz yoldur. Zaten yıllardır bu kısır döngünün içinde kıvranıyoruz.


Unutmayın:
Barış hiçbir zaman namlunun ucunda olmadı. Barış oturup konuşarak, diyalog kurup müzakere ederek gelir.
Bunun için de önce parmakların tetikten çekilmesi, dağda silahların susması şarttır, ön koşuldur.
Ve bunun adı, ‘barış süreci’dir.
‘Savaş süreci’nin yaşanmaya başladığı bir dönemde ben ‘barış süreci’nden söz etmek istiyorum.
Çünkü eninde sonunda yine bu noktaya geleceğiz, barışın konuşulacağı yere…
Önemli olan bu yolu kısaltmaktır. Acıları azaltmaktır.
Ve barış bir an değildir.
Bir  ‘süreç’tir.
Hayal kırıklıkları ve çelişkilerle dolu, umutla umutsuzluğun iç
içe geçtiği hiç de kolay olmayan sancılı bir süreçtir barış…
Bu açıdan Kuzey İrlanda sorunu ilginç bir örnektir. Meselenin sona ermesi, IRA’nın
silahlarını ebediyen toprağa gömmesi dokuz yıllık inişli çıkışlı bir ‘barış süreci’ni gerektirmiştir.
Bu sürecin arkasında Britanya Başbakanı ve İşçi Partisi lideri Tony
Blair
’in savaşı, kurulan tüm provokasyon ve tuzaklara rağmen sona erdirme konusundaki siyasal irade ve kararlılığı vardır.
Kuzey İrlanda barış süreci sırasında Tony Blair’in bir numaralı yardımcısı, hatta sürecin gizli kahramanı
olan Jonathan Powell’ı dinledim geçen temmuz ayında Londra’da.
En çok vurguladığı sözcük, ‘süreç’ti:
“Barış bir süreçtir. Eğer o süreç yoksa, boşluk vardır. Ve bu boşluğu şiddet doldurur.
Halbuki süreç varsa, umut vardır, barış umudu… Bu bakımdan ben ‘bisiklet
teorisi’nden söz ederim. Bisiklete binince sürekli pedal çevirmek zorunda kalırsınız, yoksa yere kapaklanırsınız, düşersiniz.”
Erdoğan yeterince pedal çevirdi mi? Yoksa boşluk mu yarattı?
Başbakan Erdoğan, 2009 yılının ‘demokratik açılım’ sürecini tüm iniş çıkışlarına rağmen -bazen PKK’ya rağmen- devam ettirebilseydi…
Türk Ceza Yasası’yla Terörle Mücadele Yasası’nda yapacağı bazı değişikliklerle KCK operasyonları
ve davasının yol açtığı olumsuzlukları en aza indirebilseydi…
12 Haziran seçim sürecinde, kaç yıldır İmralı’da devletin üstelik kendi bilgisi dahilinde görüştüğü Öcalan için “Ben olsam
asardım!” diyebilecek kadar kendini aşırı milliyetçi bir söyleme kaptırmasaydı…
Bunun yerine yeni bir anayasa projesiyle, bu ülkede demokrasi ve hukuku köstekleyen, Kürt sorununu da kapsayan
temel meselelere çözüm ışığı tutacak bazı ipuçlarını sergilemiş olsaydı…
Evet, bunları yapabilseydi Erdoğan…
Böyle bir siyasal kararlılıkla davranıp seçim öncesi ve sonrası dönemde barış umudunu canlı tutabilseydi…
O zaman boşluk, şiddetin dolduracağı o boşluk doğabilir miydi?
Sanmıyorum.
Erdoğan böyle yapabilseydi -PKK’dakiler dahil- savaş meraklısı şahinlerin eli çok fena zayıflardı.
Ama ne yazık ki yapamadı.
Ahmet Altan’ın dediği gibi: “AKP’nin Kürt meselesinde çok fazla
oyalanması, son adımı bir türlü atamaması, referandumda bu halkın kendisine
açtığı büyük krediyi, inanılmaz bir basiretsizlikle genel seçimlerde ulusalcı
bir dille harcaması, savaş isteyenlerde büyük olanaklar yarattı.” (Taraf, 19
Ağustos 2011)
Şimdi nedenlerine girmiyorum.
Ama diyorum ki:
Tayyip Erdoğan yeterince pedal çevirmedi barış sürecinde.Boşluk yarattı.O boşluğu da savaş yanlıları, iki taraftaki şahinler doldurdu. Şiddetin mantığı yine galip geldi. Şiddet şiddeti getirmeye başladı.
Şimdi biliyorum,
“45 günde 45 şehit! PKK saldırılarına kulp mu takıyorsun?” diye sorulacak.
PKK saldırılarının savunulacak bir yanı elbette yok. PKK mayınları barışa ölümcül darbeler indiriyor.
Ben ‘barış’tan söz ediyorum.
Barışı getirecek ‘devlet adamlığı’nı arıyorum.
Yüzde 50 oyla seçim sandığından çıkmışken, karşındaki CHP -şimdilik cılız sesle de olsa- “Bu iş artık silahla olmaz”
derken, savaşın değil barışın mantığına kendisini teslim edecek bir Tayyip Erdoğan arıyorum.
Oysa işaretler öyle ki, Erdoğan ‘eski’ye dönüyor. Belki farkına varmadan 1990’lı yılların kalıplarının içine giriyor.
“Ben hem savaş yaparım, hem demokrasi” diyerek yapıyor bunu… 1990’ların başında bu yapılabilirdi.
Ama artık çok geç!
Çünkü o zamandan beri Kürt sorunuyla PKK iç içe geçti. Artık ikisini birbirinden ayırmak çok zorlaştı. PKK’yı dağda
‘sopa’yla kovalarken, Kürt sorunu çözülmez, derinleşir.
Soru ve sorun burada düğümleniyor.
Ankara’nın göremediği ya da görmek istemediği bu…
Bir gerçek daha var.
Devlet adamlığı şiddete, şiddetin, savaşın mantığına teslimiyet değildir.
Devlet adamlığı tam tersine şiddeti üreten nedenleri etkisiz kılacak ve barışın yollarını açacak siyasal kararlılığa, iradeye sahip
olmaktır.
Ve devlet adamlığı barışın sabırla, özenle, hatta kuyumcu titizliğiyle yönetilecek bir süreç, altını çiziyorum, bir süreç olduğunu bilmek ve acıların ötesine bakarak barışın ipini yakalamaktır.
Savaş zamanı barıştan söz ediyorum.
Çünkü eninde sonunda bu noktaya gelinecek yine, bir ‘barış süreci’nin başlayacağı yere…
Bunu acılar daha fazla derinleşmeden yapalım,
barışa açılan yolu kısaltalım.

Hasan Cemal- Milliyet
__________________

Her gün bayram – Can Dündar

Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan… Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık…Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “Çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle…Vuslat da bayramdır öte yandan…Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.”Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdır.Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…

 

Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır. Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram…Güne gülümseyerek başlamak bayramdır. “İyi ki yanımdasın” bayram, “Her şeyi sana borçluyum” bayram, “Hiç pişman değilim” bayram…***Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır. Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram…

 

Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır. Her gününüz bayram olsun!

can Dündar – Milliyet

Kanun hükmünde kararname bir yumurta mıdır?

Yumurta dediysem, tavuktan gelen yumurtadan değil, marketlerde satılan süpriz yumurtalardan bahsediyorum. Hani şu alırsınız, içinden ne çıkacağı belli olmaz, çikolatasını yersiniz, yumurtayı açarsınız içinden maket araba çıkmış. Sonra öbürkünü açarsınız bu sefer de plastik bir dinazor çıkmış. Zaten güzelliği de burada. Hiçbiri birbirinin aynı değil ve de içinden ne çıkacağı belli değil. Adı üstünde zaten süpriz. İçinden çıkacak oyuncağa göre de sevinç vaadediyor. Güzelliği de burada!

Peki bu mantık ülke yönetiminde de güzel gelebilir mi insana? İçinden ne çıkacağı belli olmayan kararnamelerle, yasalarla yönetilmek de sevinç vaadediyor mu?

Gazetelerde hepimiz okuduk. Adalet Bakanlığı’nın yetki alanına giren bir konu hakkında kanun hükmünde kararname çıkmış. 12 Eylül Referandumu’nda zaten iş işten geçtiği için, içeriğini tahmin etseniz de “eh ne yapalım” diyorsunuz bu haberleri görünce. Sonra yumurta kendisini açıveriyor. Durum o kadar da “basit” değil. Doktorlarla ilgili tam gün uygulaması ortaya çıkıyor yumurtanın içerisinden! Süpriiiz! Alakası nedir peki? Alakası yok! Zaten bir alaka kurmaya da gerek yok. Üç dönem tek başına iktidar olan, üçüncü döneminin henüz başında olan ve %49 oy almış bir parti, ülkeyi kanun hükmünde kararname denilen demokrasi karşıtı “şeylerle” yönetiyorsa, zaten baştan çoğu şey alakasızdır denilebilir. Baştan kaybedilmiş, birbiriyle ilişkisi kurulabilecek olgular.

Sonra yan yumurtaya gidiyor elimiz. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile ilgili bir kanun hükmünde kararname bu. Ama işte yine aynı durum: Süpriiiz! İçinden bürokraside kadrolaşma ile ilgili bir yetki çıkıyor ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nı ilgilendiren kanun hükmünde kararnamenin ilk yaptırımlarından bir tanesi TÜBİTAK ile ilgili oluyor. Tabii ki, bir tohum ya da iklim değişikliğine karşı alınabilecek önlemler konusunda değil bu. TÜBİTAK’ın başındaki kişinin görevden alınması çıkıyor yumurtadan! Ne alakası var peki? Tabii ki yok bir alakası. Dediğim gibi olması da gerekmiyor. Hatırlar mısınız Torba Yasa diye bir şey çıkmıştı. Sabah erken kalkan içine bir değişiklik atmıştı. İşte bunlar da minik torbalar. Maksat “işimiz görülsün”! Ciddiyet, demokrasi şu bu önemli değil. Hayvancılık Bakanlığı’nın kararnamesiyle, ülkenin en tepe bilim kurumunun başını görevden alabilen bir demokrasi burası! Dağdaki çoban ile profesörün gerçek eşitliği, bir potada eritilmesi bu olmasa gerek!!

Peki o zaman nedir bu olan(lar)? Kanun hükmünde kararname sevdamız, 29 Mayıs’ta başladı. Yani seçimlere iki hafta kalmışken… Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti, 6 ay süreyle bu yetkiyi aldı.Fakat, aritmetik hesaplara bakarsak aslında sürekli böyle yetkiler alınabilir TBMM’den. Kim karşı çıkabilir bu duruma? Yasama? Yürütme? Yargı? Geçmiş olsun. Kimse karşı çıkamaz, bu antidemokratik uygulamadan, kimse demokrasiyi koruyamaz artık. Antidemokratik çünkü tam bir süper yetki! Kısaca, Bakanlar Kurulu’nun, TBMM yerine çalışmasını sağlıyor bu kanun hükmünde kararnameler. Ya da Başbakan’ın kanunlarla arasındaki mesafeyi kısaltıyor! Başbakan’ın iki dudağı arasından laf çıksın, kanun teklifi olarak hazırlansın, TBMM’ye sunulsun, orada tartışılsın, eller indirilsin, kaldırılsın, muhaliflere gaz atılsın falan… Uzun iş bunlar.

Başbakan ile kanunlar arası mesafeyi kısaltmasının bir yan getirisi daha var tabii. Muhalefet ve kamuoyunu da olayın tamamen dışına atıyor bu durum. (Gaz yeme özgürlüğü engellenemez!) Mesela bir sabah kalkıyoruz ve ne görüyoruz? Türkiye’deki tüm koruma kurulları dağıtılmış. Yani, rant ile, doğanın yıkımı ile, doğa arasındaki mesafe kısaltılmış! Benzer bir durum tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasında da yaşandı. Bir anda oldu! Süpriiiz! Hiçbir şeyden, kimsenin haberi yokken! İki imza ve artık tüm kıyılar yapılaşmaya açık! Bazı yerler korunuyor mu? Süpriiiz! Artık korunmuyor! Oralar da yapılaşmaya açık!

Sonuç olarak, durum bu. Bayramdan sonra bir kanun hükmünde kararname daha çıkabilir karşımıza ve tüm hayatımız değişebilir! Tartışılmadan, değerlendirilmeden, görüşler alınmadan, kamuya mı yararlı yoksa kişilere mi yararlı düşünülmeden! AKP Hükümeti hızlı gitmek istiyor. Her şeyde hızlı gitmek istiyor. Bir anda karar verilsin, bir anda her yer yapılaşmaya açılsın, piyasa kuralları her noktaya gitsin, satılsın, özelleşsin, devredilsin… Hızlı gitmek istiyor. Oysa, demokrasi belki de en yavaş yönetim şekli. Tam uygulanırsa, kendine demokrat diyenleri bile bazen çıldırtacak kadar yavaş hem de. Kısaca, bu kadar hız bile, ortada demokrasiye aykırı bir durum olduğunu anlatmaya yetiyor da artıyor.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Altyazı Eylül sayısı çıktı

Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi tarafından çıkartılan aylık sinema dergisi Altyazı’nın Eylül sayısı  bayilerde. Yılda 11 sayı çıkan dergi Temmuz ve Ağustos aylarında tek nüsha  olarak çıktığı için sinemaseverlerin gözleri yollarda kalmıştı.

Altyazı’nın Eylül sayısındaki konu başlıkları ise şöyle:

PARİS’TE GECE YARISI
Woody Allen hayat ve sanat hakkındaki tefekkürüne, Londra ve Barselona’dan sonra şimdi de Paris’te devam ediyor. Owen Wilson’ı Paris’in sokaklarında ve tarihinde gezdiren filmi Altyazı, Eylül sayısının kapağına taşıyor. Açılışını yaptığı Cannes Film Festivali’nde de övgülerle karşılanan Paris’te Gece Yarısı ile ilgili ilk değerlendirme Altyazı’da.

TAYFUN PİRSELİMOĞLU’NUN ÖLÜM ÜÇLEMESİ
Rıza ve Pus filmleriyle başlayan ‘Ölüm Üçlemesi’, İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale kazanan Saç ile sona eriyor. Altyazı yazarları, Tayfun Pirselimoğlu’nun üçlemesini kentin çeperlerindeki bireylerin yaşadığı yabancılaşmayı gözler önüne seren yapıtlar olarak ele alıyor.

LEYLA ile MECNUN
Absürd mizah anlayışıyla kısa zamanda fenomene dönüşen Leyla ile Mecnun’un ikinci sezonu başladı. Altyazı, “TV dünyasında bir istisna” olarak gördüğü diziyi sayfalarına taşıyor. Erkeklik hallerinden büyüme sancılarına, sinemasal konvansiyonlardan televizyon klişelerine, önüne gelenle dalgasını geçen dizinin ruhu, dünyası ve karakterleri mercek altında.

CEMAL KAFADAR ile HALİÇ’te
Değerli tarihçi Cemal Kafadar, Süleymaniye’de Haliç manzaralı bir “kahvehane”de Altyazı’nın ‘İzliyorum’ köşesine konuk oldu. Filmlerden yola çıkarak 60’ların İstanbul’uyla başlayan sohbet, “bir Post-Tayyip distopyası” olarak Reha Erdem’in Kars’ına kadar uzandı. “Tarihin bir ders ağırlığındaki tortusu” bu söyleşide ortadan kalkıyor ve sinemanın zamanı “kamera öncesi”ne kadar genişliyor.

ALTYAZI Eylül sayısında ayrıca
Amerikan Bağımsız sinemasının yeni imzası Kelly Reichardt
Genç Alman sinemasının öncü filmi Genç Törless
Altın Koza Film Festivali
Mihalis Kakoyannis’in ardından Zorba
Peter Falk: Müfettiş Kolombo’nun vedası

Eylül sayısındaki film eleştirileri
Maymunlar Cehennemi: Başlangıç
Üç
Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 2
İmkânsızın Şarkısı
Akılalmaz
Yağmuru Bile
Aşırıcılar

(Yeşil Gazete)

“Vicdan Filmleri”ne son başvuru tarihi 15 Eylül

Hrant Dink Vakfı’nın, Hrant Dink’in “Sağduyunun, vicdanın sesi suskunluğa mahkum edildi, şimdi o vicdan çıkış yolu arıyor.” cümlesinden yola çıkarak 2009’da hayata geçirdiği Vicdan Filmleri projesi, yeni kısa filmlerle vicdanın yeni yüzlerini görünür kılmayı hedefliyor.
Bu sene de dünyanın her yerinden amatör, profesyonel tüm katılımcılara açık olan projede herhangi bir tür kısıtlaması bulunmazken, filmlerin en fazla beş dakika uzunluğunda olması isteniyor. Bu çağrıya kulak veren herkes, 30 Mart- 15 Eylül 2011tarihleri arasında www.vicdanfilmleri.org adresine filmlerini yükleyebilecekler.
Proje sonunda Arsinee Khanjian, Costa Gavras, Cüneyt Cebenoyan, Ferzan Özpetek, Hale Soygazi, Nadje Al-Ali, Rakel Dink ve Serge Avedikian’dan oluşan jürinin seçeceği yirmi filmden bir DVD oluşturulacak. Jürinin ortak kararıyla belirlenecek bir katılımcıya da Hrant Dink Vakfı tarafından teşvik bursu verilecek.
Ayrıntılı bilgi için ve katılım için: www.vicdanfilmleri.org

Andre Santos Arsenal’de

0

Ekonomik açıdan zor günler yaşayan Fenerbahçe’de yabancı oyuncular bir bir başka takımlara transfer oluyorlar. Son transfer haberi de Ander Santos’tan geldi. Santos, İngiltere’de haftasonu aldığı yenilgiyle transfer çalışmalarına hız veren Arsenal’e gidiyor.

Bonservis bedeli olarak Fenerbahçe kasasına 7 milyon avro girecek.

(Yeşil Gazete)

Foto Galeri: Irene Kasırgasi ABD’de..

Amerika Birleşik Devletleri’ne ulaşan Irene Kasırgası’ndan görüntüler…

Fotoğraflar theatlantic.com’da yayınlanmıştır.