Ana Sayfa Blog Sayfa 5044

BDP Eşbaşkanı Demirtaş’tan Ankara ve Siirt saldırılarına kınama

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş

BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Ankara’daki patlama ve Siirt’teki saldırıyı şiddetle kınadıklarını belirtti, hükümet ve devlet kurumlarının çelişkili, tutarsız ve gayri ciddi açıklamalarının olayın soruşturulmayacağını gösterdiğini söyledi.

Demirtaş, yaptığı yazılı açıklamada, Ankara Kumrular Caddesi’nde dün meydana gelen patlamada 3 yurttaşın hayatını kaybettiğini, 34 vatandaşın yaralandığını; Siirt’te yapılan saldırı sonucu da 4 kadın yurttaşın yaşamını yitirdiğini, 2 kişinin ağır yaralandığını anımsattı.

Olaylarda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve yaralı yurttaşlara da acil şifalar dileyen Demirtaş, yaşamını yitirenlerin ailelerinin ve sevenlerinin acısını paylaştıklarını kaydetti.

“Saldırıları şiddetle kınıyoruz.”

“Yaşam hakkına yönelik bu saldırıları şiddetle kınıyoruz. Her iki olayı yapan ve yaptıranlar bir an önce açığa çıkarılmalıdır” diyen Demirtaş, açıklamasında devamla şu ifadelere yer verdi:

“Hiçbir soru işaretine yer bırakmayacak şekilde sağlıklı bir soruşturma yürütülmeli ve tüm bilgiler kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Ne yazık ki dün Ankara’da meydana gelen patlamadan sonra hükümet ve devlet kurumlarının sergilediği tutum, yaptıkları çelişkili, gayri ciddi açıklamalar, hükümetin böyle bir kapasitesinin veya niyetinin olmadığını da göstermiştir. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in tutarsız açıklamaları ve olayda yaşamını yitiren yurttaşlarımız için kullandığı dil, kamuoyunu hayrete düşürmüştür.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak tüm kamuoyu ile üzüntülerimizi paylaşıyor, bu tür olayların yaşanmaması ve ülkemizde barışın ve demokrasinin egemen olması için, yılmadan mücadele edeceğimizi belirtiyoruz.” (Ajanslar)

Hayvan hakları için porno

Çıplak kadınları kullanarak yaptığı reklamlarla akıllarda kalan Hayvanlara Etik Muamele İçin Mücadele Edenler (PETA) örgütü, hayvan hakları kampanyalarına katkı sağlamak için porno sitesi açmaya karar verdi.

Geçmişte birçok kampanyası kadın hakları örgütleri tarafından tepki çeken, kar amacı gütmeyen örgüt, vejetaryenliğe dikkat çekmek için pornografiyi ve hayvanların acı çektiğini gösteren resimleri bir arada kullanacak.

PETA, Aralık ayında yeni xxx uzantılı porno siteleri hayata geçtiğinde porno sitesi açma hazırlıklarına başladı. PETA’nın kampanyalarından sorumlu isim Lindsay Rajt, “Açacağımız siteyle çok farklı kesimlerden insanlara ulaşmayı amaçlıyoruz… Hayvan hakları için kullanabileceğimiz tüm platformlara yöneliyoruz. xxx adresli bir sitenin de ilgi çekici olabileceğini düşündük ve harekete geçtik” dedi.

Pornografiyi kullanmak sorunlu

Ancak PETA’ya tepkiler büyük. Princeton Üniversitesi’nde cinsiyet ve cinsellik konularında çalışmalar yapan akademisyen Jill Dolan, “Dikkat çekmek için pornoya başvurmak oldukça sorunlu bir yöntem… Sadece kadınların çıplaklığını kullanmak hem gerici hem de kadınları aşağılayan bir davranış… PETA Neanderthallerin zamanına geri dönmemeli” ifadesini kullandı.

PETA, geçmişte kullandığı birçok reklam yüzünden de büyük tepki toplamıştı. Örgüt, bir reklamında obez bir kadın fotoğrafı kullanmış ve altına, “Balinaları kurtarın, yağından kurtulun. Vejetaryen olun” sloganını atmıştı. Bu reklamın ardından Facebook’ta “PETA karşıtı vejetaryenler” adında bir grup kurulmuştu.

New York merkezli kadın hakları örgütü Women In Media & News’in direktörü Jennifer Pozner, “PETA inanılmaz derecede ikiyüzlü… Dikkat çekmek için cinselliği pazarlama stratejisi olarak kullanıyorlar. Bu yüzden giderek daha da alçalıyorlar” dedi. (Hürriyet)

“Bir Orman Hikayesi”

Eylül 2011. Gerze direnişi. Gerze halkı yaşadıkları yere Termik Santral yapılmaması için termikçi şirkete ve şirketin güdümündeki kolluk kuvvetlerine karşı direndi.

 

Mayıs 2011. Büyük Anadolu Yürüyüşü. Anadolunun 7 ayrı bölgesinden Anadolunun her karışını adımları ile arşınlayarak Ankara’ya gelen Anadolu halkı şehrin girişinde durduruldu.

 

Şubat 2011. Şenoz Vadisi direnişi. Şenoz Vadisi halkı doğa harikası yaşama alanlarına göz diken şirketlerin hes iştahına karşı bir direniş başlattı.

 

Ocak 2011. Alakır Vadisinin göçerleri Sarıkeçililer bölgelerine yapılmak istenen Baraj ve Hes inşaatlarına karşı direnişe geçtiler.

 

Eylül 2010. Loç Vadisi direnişi. Loç vadisi halkı bölgelerine yapılması planlanan Hes santraline karşı direnişe geçti.

 

Nisan 2010. Yuvarlakçay nöbeti. Yuvarlakçay halkı yaşadıkları Hes Santrali yapılmaması için ormanlık bölgede günlerce nöbet tuttu.

 

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Anadolu talan edilmek isteniyor. “Bir lokmam bir hırkam” anlayışı ile doğdukları ve doydukları topraklarda huzur içinde yaşamak isteyen insanlar kapitalizmin çarklarında ufalanmak isteniyor.

 

81 sene öncesine gidelim o halde.

 

Eylül 1930. “Bir orman hikayesi“. Resimli Ay dergisinin Eylül 1930 sayısında yer alan Sabahattin Ali‘nin ormanlarını kaybetmiş bir ihtiyar ile söyleşisinden aktardığı bir başka direnişin öyküsü.

 

Mücadele her zaman devam edecek. Samuel Beckett‘in dediği gibi, “Denedin yenildin. Bir daha dene, bir daha yenil. Daha iyi yenil

 

anavarza
(ya da çok minik bir ihtimal “değirmencinin kızı“)
******

Bir Orman Hikayesi

Sabahattin Ali

Orman bizim her şeyimizdir delikanlı, anamız, babamız, evimiz...” diye, yanımda oturan ihtiyar anlatmaya başladı. Alacakaranlık gittikçe artıyordu. Güneş, aşağılarda uzanan ovadan tamamen çekilmişti. Yalnız arkamızdaki büyük ormanda, ağaçların üstüne atılmış kırmızı bir çuha gibi rüzgarla hafif hafif kıpırdıyordu. Biraz sonra büsbütün kayboldu. Ve o anda herşey değişiverdi. Şimdiye kadar yaşayan, kımıldayan, ses çıkaran ova artık ölüydü ve beyaz, ince bir sisle örtülmeye başlamıştı. Buna karşılık orman canlanıyordu. Sabahtan beri ancak mırıltıları duyulabilen ağaçlar konuşuyorlar, bağırıyorlar, sallanıyor ve ellerini birbirine uzatıyorlardı. Yalnız ağaçlar değil, yerdeki otlar, kuru yapraklar, çalılar, ağaçların gövdesine sarılan sarmaşık soyundan nebatlar, hatta kahverengi mantarlarla koyu yeşil yosunlar bile canlanmıştı. Gürültülü bir kımıldama, bir ses kargaşalığı ormanınn kenarlarından dışarı sökülüyordu. Arkamızda büyük bir şehir gerinerek uyanıyor zannediyordum. Birden bir işaret almışlar gibi bu ahenge hayvanlar da karışıverdiler. Kuş haykırışları, ulumalar, acele koşan ayakların altında kırılan dalların sesi birbirini kovalıyordu. Arasıra ovaya kadar uzanarak oradaki mutlak sessizliği bile yırtan acı ve keskin bir feryat, arkasından bir boğuşlma gürültüsü ve uzun hırıltılar, bu karanlıkla beraber canlanan şehre korkunç bir mahiyet veriyordu.

 

Biraz ileride ön ayağıyla hırçın hırçın eşelenen atım kişnedi ve başını bana doğru çevirerek inler gibi sesler çıkardı. Sonra tekrar otlamaya başladı.
Yanımdaki ihtiyar, dirseklerini dizlerine dayamış oturuyor ve sigara içiyordu. Buruşuk dudaklarının bir kenarından aşağı doğru sallanan bu küçük ateş, sakallarına tuhaf bir kırmızılık veriyordu. Sıkarak ufalttığı gözlerini ayaklarının ucuna, yahut yüzüme dikerek kırpıştırıyordu.
Her şeyimiz, delikanlı, varımız yoğumuz ormandır bizim...” diye devam etti. “Ormanı evimizden iyi tanırız, her ağaç bizim kahrımızı anamızdan çok çekmiştir. Köyümüz bir ormanın ortasındaydı, etrafını ağaçlar bir duvar gibi sarmıştı. Biz onun dışında da dünya olduğunu bilmezdik bile. Çocukken değneklerden yaptığımız kağnılara kuru yaprak doldurur, arabacılık oynardık. Daha sonraları babalarımıza yardım etmeye özenir, kaybolan deve torumlarını aramak için en sık yerlere dalardık. Orada kaybolmamız mümkün değildi. Hiç bilmediğimiz yerlerde bile sıkıntı çekmeden yolumuzu bulurduk. Kırık dallar, devrilmiş kütükler bize yol gösterirdi. Hem insan kendi evinde kaybolur mu? Büyüdükçe ormanın, bizim için daha başka şeyşer olduğunu da anladık: Sırtımızı o giydiriyor, karnımızı o doyuruyor, evimizin kerestesini o veriyordu. Ormansız yaşamak!.. Bunu aklımıza getirmiyorduk bile...”
İhtiyar, kolumu tuttu. Elleri titriyordu. Kendisine bir şey olmuş gibiydi. Küçük dermansız gözleri yaş doluydu. Buruşuk yüzünde birçok çizgiler daha belirmişti. Bir şey söylemek istiyor, fakat tıkanır gibi oluyordu. Yüzünden, ağzının kenarlarından, gözlerinden, hatta vücudunun her sarsıntısından dökülen bir acı beni sarıyor, kucaklıyordu. Nihayet, boğazını tıkayan bir şey varmış da onu fırlatmaya muvaffak olmuş gibi birdenbire ve bir haykırışa benzeyen bir sesle:
Delikanlı, bizim elimizden ormanımız aldılar, bizi ormansız bıraktılar… Bizi bir tek ağaçsız bıraktılar…” diye bağırdı.
Sonra elini başına götürdü. Kasketini geri iterek seyrek beyaz saçlarını yakaladı. Böylece bir müddet kaldı. Ben onun içerisindeki vukuatı takibediyor ve kurulması biten bir duvar saatinin rakkası gibi nasıl yavaş yavaş sükünete geldiğini görüyordum.
Dudaklarını yakmaya başlayan cigarayı attı. Sakalından külleri silkti ve yüzüme bakmadan, oldukça sakin bir sesle şöyle anlattı:
Babalarımız dedelerimizden, biz de babalarımızdan ne gördükse onu yapıyor, tıpkı onlar gibi yaşıyorduk. Bundan memnunduk. Zaten yeryüzünde başka bir şeyin de olabileceğini bilmiyorduk ki memnun olmayalım. Bütün vazifemiz, bize verilen emanetleri oğullarımıza vermek, onlara da böyle yapmalarını söylemek zannediyorduk. Dışarıdan gelecek bir elin bunların hepsini altüst edeceğini düşünmüyorduk bile…

Bir gün hükümetin bir şirkete ormanın öbür başında işlemek müsaadesi verdiğini duyunca, ihtimal bunun ne demek olduğunu pek bilmediğimizden, hiç aldırış etmedik...

Fakat çok geçmeden ormanın öbür ucunda birbiri arkasına devrilen ağaçları, gittikçe büyüyen meydanları görünce nasıl bir tehlikenin yanaştığını farkeder gibi olduk; bu tehlikeyi gücümüzün yettiği kadar kendimizden uzak tutmaya çabaladık. Fakat ormana düşen bu yara, yavaş yavaş yayıldı, kökleşti. En eski, en büyük ağaçlar, önünde bilmeden ürperdiğimiz, ceddimizmiş gibi çekindiğimiz ihtiyar gövdeler birbiri arkasına devriliyor, çıplak meydanlar gün günden artıyordu. Çocukluğumuzda güç-bela aralarından geçebildiğimiz, güneşin bile giremediği kuytu, sıkı yerlerde şimdi kel birer meydan vardı. Üzerlerinde yalnız ezilmiş otlar, ufak yongalar görünen bir maydan… Sonra bu yara, işleyerek, büyüyerek bizim köyün baltalıklarına kadar dayandı. Biz buraya yabancı bir baltanın girmemesi için hep birden karşı koyduk. Ne para, ne tehdit bizden ağaçlarımızı alamayacaktı. Fakat şirket öyle dalavereler, dolaplar çevirdi ki, nihayet odunumuzu satamaz olduk. Kerestemiz elimizde kaldı, yok pahasına gene şirkete verdik. Hatta işsizlikten bazı gençler şirkete baltacı girecek oldular, hepimiz olmaz dedik. Fakat nihayet ormanımızı parça parça elimizden almalarına razı geldik.

Delikanlı, biz köylü adamlarız. Aklımız çok ilerisine ermez. Şirket bize, bu ormanları son sistem işleteceğim, dedi. Ormancılığın usulü budur, dedi. Siz beceremiyorsunuz, dedi. Belki doğru söylüyordu. Fakat bu işteki geriliğimizden istifade ederek bizi eli böğründe bırakmak revayıhak mıydı? O bizim cahilliğimizi, zavallılığımızı kesesini doldurmak için bahane yaptı. Kendisiyle at yarıştıramayacağımızı biliyordu. Hiç insaf etmeden hepimizin canına okudu.


Artık çocukluğumuzun, delikanlılığımızın geçtiği yerlerde yüreğimiz sızlamadan dolaşamıyorduk. Gençliğimde kız kaçırdığım zaman arkasına sığınıp dört kişiyle dövüştüğüm bir ağaç vardı. Gövdesinde o zamandan kalma kurşun yaraları dururdu. Onu devirirlerken uzakta durup baktım. Bir bacağımı, bir kolumu kesiyorlarmış gibi oluyordum. Ne gelir elden delikanlı? Gözümün yaşımını silip ayaklarımı kuru otlarda sürüyerek uzaklaştım.


Her şey, her şey bitmişti artık… Hiçbirimizin yüzünde gülmek takati kalmamıştı… Köy bile artık eski köy değildi. Biz ihtiyarlar, onu tanımakta güçlük çekiyorduk. Etrafını ağaçtan duvarların çevirdiği, dünyadan uzak köy değildi bu… Şimdi kasaba yolunun kenarında, bir kulübede, yabancı biri şirketin amelesine yiyecek ve içecek satıyordu. Bunlar da köy sokaklarında yıkılarak dolaşıyorlardı.


Fakat beş altı yüz ağaçlık bir parça, bir koru vardı ki, bütün köy, ölse burasını satmamaya, kaptırmamaya karar verdi. Artık bununla geçinmeye çalışacaktık. Çocuklar, babalarının anlattığı eski, büyük ve esrarlı ormanı burada bulmaya çalışacaklardı. Bu, köye eski günlerinin bir yadigarıydı. Hiçbirimiz, ama hiçbirimiz buraya el sürdürmek istemiyorduk. Şirket de, galiba ileri gitmekten korktuğu, bizi darıltmayı da menfaatine uygun bulmadığı için, burayı elde etmeye pek hevesli görünmüyordu. Fakat bunun uzun sürmeyeceğinden korkuyorduk. Nitekim öyle oldu, onların ağaçlarına son günlerde kurt düştüğünü, büyük ziyanlar verdiğini duymuştuk. Şirket, bunun altından kalkmak isteyecekti. Bir sabah, bizim koruya baltacıların girdiği haberi köyü dolaştı. Herkes evinden çıkıyor, gene giriyor, komşuya koşuyor, sokaklarda şaşkın, acele gidip geliyordu. Fakat bu şaşkınlık çok az sürdü. Herkesi bir ağırlık, ümitsiz kararlar verdikleri zaman insanlara gelen bir ağırlık kaplayıverdi. Hepimiz, bulunduğu siperde son kurşunu atacağını, sonra orada muhakkak öleceğini bilen bir nefer gibi sakindik. Tıpkı o nefer gibi dudaklarımızın kenarında acı bir istihza vardı. Sansarın ağzındaki bir pilicin, yahut kesilmek üzere olan bir koyunun son çırpınışlarıydı bunlar, delikanlı… Onlar da bunun faydası olmadığını belki çok iyi bilirler ama …
İhtiyar biraz durdu. Sert bir rüzgar çıkmıştı. Ormanın bütün dalları, bütün yaprakları ötüyor, haykırıyordu. Bu sesler fırtınalı bir denizin gürültüsüne benziyordu; ağaçlar büyük dalgalar gibi iniyor ve çıkıyorlardı. Ormanın üzerimize devrileceğini zannediyordum. Zaman zaman yükselip alçalan, mütemadiyen makamını değiştiren bu muazzam uğultu, ihtiyarın kelimelerini büyütüyor, kıvırıyor ve kendisiyle karıştırıyordu. Onun sözlerini, orkestra içindeki bir flütün diğer aletlerin sesinden ayırdedilemeyen sesi gibi karışık duyuyordum. İhtiyar devam etti:
Ta ne zamanlardan beri sesimizi çıkarmayıp içimize attığımız şeyler, hep birden uyandı; hepsinin acısını birden duyduk. Bu acı, gençleri, ihtiyarları, kadınları ve çocukları hep birden bir kurt sürüsü haline koymaya kafi geldi. Elimizde baltalar, sopalarla ormana daldık. İşçiler daha yeni başlıyorlardı. Bir tek ağaca el sürerlerse analarını belleyeceğimizi söyledik; durdular. Azlıktılar ve böyle bir şey beklemiyordular. Derhal eşyalarını toplayarak ormanın kenarına çekildiler. Biz de ağaçların altına, onlara karşı oturduk. İçimizden birini kasabaya, hükümetin bu işlere karışan memuruna yollayıp bekledik. Bu bekleyiş akşama kadar sürdü. Biz akşama kadar ağzımızı açıp konuşmadık. Hükümetin memuru geç vakit, yanında şirketin bir memuruyla beraber geldi. Bizim yanımızdan geçip gittiler, amelenin başındaki adamla konuştular.

“Sonra hükümetin memuru yanındaki ikji candarmaya bizi göstererek:
Sürün bunları ormandan dışarı!” dedi
Şirketin memuru, ameleye:
İşinize bakın siz!…” dedi
O zaman köylü; kadın, erkek bütün köylü, hiçbir işaret almadan, hiç kavilleşmeden, sanki bir elden idare ediliyormuş gibi, o anda yerlerinden fırladılar. Gözleri kapalı, karşılarında duranların hepsine saldırdılar. Odunlar, balta sapları inip kalkmaya başladı. Ormanın akşamla koyulaşan alaca karanlığında gölge gibi cisimlerin birbirinin üstüne atıldığı görülüyordu. Kapalı ağızlarda hapsedilen kısık ve iniltiye benzeyen seslerden başka bir şey duymak mümkün değildi. Çok sürmeden şirketin işçileri teker teker kayboluverdiler. Geri kalanlar da selameti kaçmakta buldular. Fakat hükümetin göbekli memuru ancak köye kadar koşabildi, orada köy odasına saklanarak kapıyı arkadan sürmeledi.


Biz de, artık her şeyin bittiğini, bunu bizim yanımıza bırakmayacaklarını pekala biliyorduk; artık yapacak bir şeyimiz yoktu. Biz işimizi bitirmiştik. Şimdi bekleyebilirdik.


Her şey beklediğimiz gibi oldu:
Ertesi gün imdat alıp gelen candarmalar, çocuklar ve kocakarılardan başka, kadın, erkek bütün köy halkını iplerle bağlayarak kasabaya götürdüler ve memuru kurtardılar.

Sonra duydum ki, delikanlılarla kadınlar onun bulunduğu odayı sabaha kadar durmadan taşlamışlar. Bir şey yapamamaktan, bir şey yapamayacağını bilmekten doğan bir şaşkınlıkla taşlamışlar. Tıpkı şeytan taşlar gibi… içlerindeki hırsı böylece söndürmeye çabalamışlar… Zavallılar.


İhtiyar sustu. Rüzgar durmuştu. Ormandan hafif sesler geliyordu. Ağaçların üzerinde, uzun ve atlas bir etek dolaşıyormuş gibi hışırtılar vardı. Yapraklar, içerisinde piyano bulunan bir odada bağrıldığı zaman piyano telllerinin çıkardığı hafif, ince uğultuya benzeyen karışık, birbirinden ayrılmaz, acayip mırıltılarla kımıldıyorlardı. Orman dev büyüklüğünde bir çocuk gibi mışıl mışıl uyuyordu ve bu sesler onun nefesleriydi.
İhtiyar yeni bir sigara yakarak kalktı. Bilmediğim bir tarafa doğru ağır ağır yürüdü. Ben de atıma binerek bu uyuyan ormanın zifiri karanlığına doğru yavaşça süzüldüm.
Sabahattin Ali


Kadına şiddete karşı uluslararası dayanışma

0

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin evsahipliğini yaptığı Ege Bölgesi Kadın Sığınmaevleri ve Danışma Merkezleri Çalıştayı, Egeli kadın örgütlerini Hollandalı uzmanlarla biraraya getirdi. “Hollanda-Türkiye Deneyim Paylaşımı” adı altında düzenlenen çalıştayın ana konusu, “Kadına şiddetin önlenmesi konusunda uluslararası işbirliği” olarak açıklandı.

Tarihi Havagazı Fabrikası’ndaki çalıştay, Hollanda’da kadın danışma ve sığınmaevi konusunda çalışan KADERA ile Ege Bölgesi’nde aynı konuda hizmet veren kurumların temsilcilerini buluşturdu. Çalıştaya, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kacaoğlu’nun eşi Dr. Türkegül Kocaoğlu da katıldı.

Açılış konuşmasını yapan Büyükşehir Belediyesi Kadın Danışma Merkezi Sorumlusu Pelin Erda, bu çalışma kapsamında kadın danışma merkezi ve sığınmaevleri konusunda Hollandalı uzmanlarla karşılıklı tecrübe aktarımı ve işbirliği yapmayı hedeflediklerini ve çalıştayın sonunda bir sonuç bildirgesi yayınlayacaklarını belirtti.

Hollanda heyeti adına konuşan Elsbeth Engelsman da özellikle ev içindeki şiddeti ele aldıklarını, bununönlenmesi için uğraştıklarını ifade etti. “Kadın dostu” olarak bilinen İzmir’de bulunmaktan büyük onur duyduklarını belirten Engelsman, “Özellikle birbirimizden bir şeyler öğrendiğimiz ve deneyimlerimizi paylaştığımız için çok mutluyuz.” dedi.

(Haber Aktüel)

Bakan Şahin: LGBT’ler ile birlikte çalışmak isteriz

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin yasa taslağı ve “Yeni Anayasa” ile ilgili kadın alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıya, davet üzerine, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Belgin Çelik de katıldı. Şahin cinayetten şiddete ve yok sayılmaya kadar birçok sorun yaşayan LGBT’leri (lezbiyen, gey, biseksüel, trans bireyler) ilk kez dinledi.

Belgin Çelik

Belgin Çelik, eski bakan Selma Aliye Kavaf’ın kendileri için kullandığı “hastalıklı” ifadesini ve Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun bir röportajında kullandığı “Eşcinseller de eşitlik istiyor, verecek miyiz? Tabii ki vermeyeceğiz” ifadelerini Bakan Fatma Şahin’e hatırlattı. Uğradıkları mağduriyeti Bakan Şahin’e aktaran Çelik, “Özgürlük ve eşitlik herkes için olacaksa cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ayrımcılığı ortadan kaldırılmalı ve temel insan haklarından olan LGBT hakları tanınmalı” dedi.

Bunun üzerine Bakan Şahin LGBT’lere ilişkin yeni anayasada düzenlemeye gidilmesinin pozitif bir görüşle ele alınmasını istediğini belirtti.  Şahin’in Pembe Hayat temsilcisine, “Sizlerle aktif çalışmak isteriz. Bunları öğrenmek, bilmek isteriz. Tasarıyla ilgili sürece katılın, önerilerinizi iletin” dediği öğrenildi.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin daha önce “Ben muhafazakar demokrat bir partinin bakanıyım. Eşcinsellerin sorunları konusunda aile değerlerini sarsmadığı müddetçe her türlü desteği verebiliriz. İnşallah eşcinselleri ötekileştirmeyeceğiz” demişti.

(Yeşil Gazete, Kaos GL)

 

Avrupa Birliği sorumluluktan kaçmamalı

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), Avrupa Birliği ülkelerine, Libya’da yaşananlar nedeniyle Mısır ve Tunus sınırlarında sıkışıp kalan mültecileri yerleştirme girişimlerine daha fazla katkıda bulunmaları için çağrıda bulundu. Ayrıca yayımlanan raporda yaklaşık beş bin kişinin karşı karşıya kaldığı acımasız koşullar tarif ediliyor.

UAÖ Avrupa Ofisi Direktörü Nicolas Berger, “AB üye devletleri acilen Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) çağrısına yanıt vermek zorundalar. Libya krizinden kaçan mülteciler için daha da büyük sorumluluk almaları gerekiyor. Bu ülkelerin, inandırıcı olabilmeleri için, daha fazla mülteci yeniden yerleştirmeleri ve başvuru sürecini hızlandırmaları gerekiyor. Bütün bunlar Avrupa’nın eşiğinde yaşanırken sadece sekiz Avrupa ülkesi, 700’den az kişiye yeniden yerleştirme imkanı tanıdı” dedi.

AB İçişleri Bakanları, 22 Eylül günü Adalet ve İçişleri Konseyi nedeniyle Strasbourg’ta toplanacaklar. Uluslararası Af Örgütü, yeniden yerleştirme meselesinin belirgin bir şekilde Konsey’in gündeminde yer alması için çağrıda bulundu. BMMYK’dan gelen son verilere göre, yaklaşık 4.900 kişi derhal yeniden yerleştirilme beklentisi ile Tunus ve Mısır sınırlarında sıkışıp kalmış durumda. Bu kişilerin çoğu, kendi ülkelerine geri dönemeyen Somali, Eritrea, Etiyopya, Irak ve Sudanlı mültecilerden oluşuyor.

Avrupa Birliği’nin mülteci politikaları, UAÖ gibi insan hakları örgütleri tarafından sıklıkla evrensel ve uluslararası sözleşmelere uymamak veya doğrudan hak ihlallerine neden olmak ile eleştiriliyor.

Uluslararası Af Örgütü’nün “Avrupa, şimdi harekete geçme sırası sende: Libya’dan zorla gönderilen mültecilerin derhal yeniden yerleştirilmeye ihtiyaçları var” başlıklı raporuna ulaşmak için http://www.amnesty.org.tr/ai/system/files/Libya_rapor_0.pdf adresine erişilebilir.

(Yeşil Gazete, www.amnesty.org.tr)

 

Rize’de ‘yüksek gerilimli’ protesto

Rize’deki vadilerde hidroelektrik santrallerin ardından enerji iletimi için yüksek gerilim hatlarının çekilmeye başlaması tepkilere neden oluyor. Çayeli İlçesi Senoz Vadisi’nde protesto gösterisi düzenleyen köylüler, yüksek gerilim hattı direğini halatla çekerek yıkmaya çalıştı, enerji iletim hattı altında kalan arazileri için ücret ödeneceği gerekçesiyle gönderilen ’Pazarlığa çağrı’ mektuplarını yaktı. Santral binasına yürümek isteyen köylüler ile yolu kesen Jandarma ekipleri arasında tartışmalar oldu.

JANDARMA SANTRAL BİNASI ÖNÜNDE BARİKAT KURDU

Rize’de mahkeme kararları ve yöre halkının tepkilerine rağmen yapımı sürdürülen ve tamamlanan hidroelektrik santrallerinin üreteceği enerjinin iletimi için vadilere yüksek gerilim hatları çekilmeye başlandı. Senoz Vadisi’ndeki yüksek gerilim hatları düzenlenen gösteri ile protesto edildi.

Çataldere Köy meydanında toplanan köylüler ile onlara destek veren, ’Karadeniz İsyandadır Platformu’ (KİP) üyesi yaklaşık 100 kişi, ’Karadeniz’de yüksek gerilim var’, ’Senoz Vadisi, kanser vadisi olmasın’, ’HES’inizi yıkarız, telinizi keseriz”’pankartları ve ’Yüksek gerilim istemiyoruz’ sloganları ile elektrik üretimine geçen Uzundere Hidroelektrik Santrali binasına doğru yürüyüşe geçti.

Santral binasına 100 metre kala yol jandarma ekiplerince kesildi. Barikat kuran ve grubun geçişine izin vermeyen jandarma ile köylüler arasında tartışmalar oldu. Jandarmanın geçişlerine izin vermediği köylüler dönerek, girdikleri bir tarla içerisindeki yüksek gerilim direği altında toplandı.

YÜKSEK GERLİM HATTI DİREĞİNİ HALATLA YIKMAYA ÇALIŞTILAR

Elektrik direğine tırmanarak halatı bağlayan köylüler, hep birlikte direği yıkmaya çalıştı. Yöre şivesiyle, ’Ander kalsun HES’lerunuz’ sloganı atan köylüler, “Bu size biz gözdağıdır. Bu direkleri kaldırmazsanız, bir gün bunları yerinde bulamayacaksınız” diyerek HES şirketlerine seslendi.

Grup daha sonra enerji iletim hattı altında kalan arazileri için ücret ödeneceği gerekçesiyle TEİAŞ tarafından görüşmeye çağrıldıkları ’Pazarlığa çağrı’ mektuplarını yakılan ateşe attıktan sonra dağıldı.

(Ajanslar)

Semih Erden Beşiktaş’ta

0

NBA‘de Cleveland Cavaliers forması giyen milli basketbolcu Semih Erden, lokavt bitene kadar Beşiktaş ile sözleşme imzaladı.

NBA’de Cleveland Cavaliers forması giyen milli basketbolcu Semih Erden, lokavt bitene kadar Beşiktaş ile sözleşme imzaladı.

Geçtiğimiz sezon Boston Celtics tarafından draft edilen başarılı basketbolcu, daha sonra Cleveland’a takas yoluyla gönderilmişti. NBA’de başlayan grevin ardından ise Avrupa’ya dönüş yapan NBA oyuncuları kervanına katıldı.

Beşiktaş ile lokavt sona erene kadar sözleşme imzalayan Semih, siyah-beyazlıların bu sezon kadrosuna dahil olan ikinci NBA yıldızı oldu. Beşiktaş daha önce New Jersey Nets’in dünyaca ünlü yıldızı Deron Williams’ı kadrosuna katmıştı.

Nisan ayında ameliyat geçiren ve tam olarak iyileşemediği için A Milli Takımın Avrupa Şampiyonası kadrosundan çıkarılan Semih Erden’in sakatlığının da geçtiği belirtildi.

Balıkesir’de nükleer karşıtlarına hakaret davası

Yuva Derneği’nin Mart ayında hükümetin nükleer santral

planlarını

Yuva Derneği tüpgazla nükleer protestolarında daha önceki söylemlere referansla Erdoğan'a, militarizmine işaretle, "Nato Kafa" demişlerdi

eleştirmek için yaptığı eylemde Başbakan Erdoğan’a hakaret edildiği iddiası ile açılan kamu davası bugün görülmeye devam ediyor. Başbakan Erdoğan’a “Nato Kafa Nato Nükleer” ifadesiyle hakaret edildiği iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması bugün, 21 Eylül 2011, 11:30’da Ayvalık Adliyesi’nde görülecek. Yuva Derneği’nin çağrısı gelebilenlerin duruşma sırasında desteklerini bekledikleri yolunda.

Eylem Erdoğan’ın Fukuşima’daki nükleer kazanın ardından nükleer santrallerin risklerini mutfak tüplerininkine benzeterek küçümser açıklamalar yapmış. Tüm Türkiye’de ekolojistler ve sivil toplum bu insani duyarsızlık, cahil ve fütursuz hırs karşısında büyük tepkiler göstermişti.

(Yeşil Gazete)

Wodaabeler’in kur yapma yarışmasından görüntüler

Afrikalı Wodaabelerin her yıl düzenlediği “kur yapma” yarışması Guerewol, oldukça renkli görüntülere sahne oluyor.

Nijer’de yaşayan Woodabelerin bu geleneksel gününde yarışanlar, alışılmışın tam tersine, kadınlar değil erkekler.

Jüriyi ise, kabilenin genç kızları oluşturuyor ve genç erkekler yakışıklılıklarını sergilemek için süslenip püslenip bu jürinin karşısına çıkıyor.

Yarışan erkekler, kadınları etkilemek ve kendilerini beğendirmek amacıyla bakışlarını ve yüz güzelliklerini kullanıyor. Bunun için, yüzyıllardır gözlerini kocaman açıp, tüm dişlerini göstererek gülümseyerek poz veriyorlar bu yarışmada.

HEDEFLERİNDE BEKAR KADINLAR VAR

Özenilerek hazırlanmış kostümleriyle ve yüz boyalarıyla Yaake dansı yapıp şarkı söyleyen, bekar kadınları cezbetmeye uğraşan yarışmacılar için yakışıklılık kriterleriyse uzun boy, beyaz dişler, güzel gözler.

Yüzyıllardır hem kadın hem de erkeklerinin güzelliğiyle ünlü olan Nijerli Wodaabeler, zengin tören kültürleri ve sanatçılıklarıyla da tanınıyorlar. Wodaabeler, bu özellikleriyle sinemacıların, fotoğrafçıların da ilgisini çekiyor.

 

Hürriyet