Ana Sayfa Blog Sayfa 5034

Yargıtay’da dikkat çekici istifa

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Tetkik Hakimi Celal Çelik, görevinden istifa etti. Çelik, Türk yargısının “hukukun üstünlüğü ve halka adalet dağıtmak ülküsünden giderek uzaklaştığını” öne sürerek istifa ettiğini bildirdi.

Çelik, YARSAV‘da düzenlediği basın toplantısında, 12 yıldır yargıçlık yaptığını, mensubu bulunmaktan her zaman onur duyduğu Türk yargısının “hukukun üstünlüğü ve halka adalet dağıtmak ülküsünden giderek uzaklaştığını” öne sürerek istifa ettiğini bildirdi.

Celal Çelik, bu görüşlerini içeren istifa dilekçesini bugün Yargıtay Başkanlığına sunduğunu söyledi.

Çelik, Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görev yapıyor.

TL Dolar’a karşı değer kaybetmeye devam ediyor

Bankalararası piyasada dolar 1,86’yı görerek tarihi zirveyi yeniledi.

Küresel büyümeye ve borç krizinin çözümüne ilişkin endişelerle dolar yükselmeye devam ediyor.

Bankalararası piyasada dolar 1,8610’a kadar çıkarak tarihi zirveyi yeniledi.

Euro, dolar karşısında 1,3384’ün altına inerek 8 ayın en düşük seviyesine geriledi. Paritedeki düşüş içeride doların da artmasına neden oluyor.

(Ajanslar)

100’den fazla mahkum firar etti

0

Demokratik Kongo Cumhuriyeti‘nde (DKC) 100’den fazla tutuklu ve hükümlü firar etti.

Batı Kasai Valisi Hubert Kabasubabu Katulondji, Tşikapa‘daki cezaevinde hasta bir tutuklunun hastaneye sevki sırasında 114 tutuklu ve mahkumun kaçtığını belirtti.

Vali, polisin 90 firariyi yakaladığını, bir tutuklununsa öldüğünü söylerken bir görgü tanığı, 2 kişinin vurularak öldürüldüğünü ifade etti.

Tutuklu ve mahkumların cezaevinde gıda ve su olmamasından şikayet ettiği kaydedildi.

DKC’nin Lubumbaşi kentindeki cezaevinden de bu ayın başında yaklaşık 970 tutuklu kaçmıştı.

(Ajanslar)

Yeşil Hareket’in orta yaşı – Damian Carrington

Çok da uzun olmayan yıllar önce araba egzozlarından çocukların beyinlerini öldüren kurşun çıkar, pis kokulu atıklar tarafından verimsizleştirilen nehirlere gökyüzünden asit yağardı. Okyanuslarda solunum için yüzeye çıkan balinalar avlanır, buzdolaplarından çıkan buhar ozon tabakasındaki deliklerin genişlemesine yol açardı.

Daha da yakın yıllarda, havaya karbon salmaya hazır kömürle çalışan santraller kaçınılmaz olarak görülüyordu ve yenilenebilir enerjiler sadece bilim kurguydu. Çöpleri depolamaktan anladığımız sadece toprağa bir delik kazmaktı.

Çarşamba günü 40. Yılını kutlayan Greenpeace, WWF ve Friends of Earth (Dünya Dostları)’un da için de olduğu yeşil grupların sayesinde artık böyle bir Dünya’da yaşamıyoruz. Bu gruplar çevreye yönelen bu derin ve korkunç zararı diğerlerinden çok daha erken görüp, tutkularını bunu durdurmaya adadılar.

Yeşil Hareket kuşkusuz bir şekilde kendi sınırlarını aştı ve önemli politikacıları harekete geçirdi. Fakat Hareket orta yaşına girerken, kendini daha nüfuzlu rakiplere göğüs germek durumunda buldu.

Gezegenin sorunlarının sistematik olduğu artık aşikar – ve Yeşil Hareket’in gerilla taktikleri, modern uygarlığı nasıl güçlendirdiğimiz ve doyurduğumuz düşünüldüğünde, onunla mücadele ederken eskisi kadar etkili olamaz.

İklim değişikliğine, fosil yakıtların yakılması ve madencilik yön veriyor: karbon global ekonominin güç kaynağı durumunda ve bu durumu değiştirmek gerçekten ürkütücü bir görev. Bunların ışığında sürdürülebilirlik endişesini gündeme almak artık yeterli değil – gündemi kendisi bu endişe olmalı. Bu, dünyanın en büyük bazı şirketlerinin çıkarlarını ve dünyanın en büyü bazı hükümetlerinin “fosilleşmiş” fikirlerini alt etmek anlamına geliyor.

Çevreci sivil toplum örgütleri kendi başarılarının kurbanı oldular. Yeşil meseleleri ana-akımlaştırarak kendilerinin baskı grubu olarak çekim güçlerini zayıflattılar. Hava, toprak ve suya dair endişeler, temel ekonomik ve sosyal konular olarak daha açık bir şekilde tanımlandığından, tartışma başka katılımcılarla oldukça kalabalıklaştı.

Peki ne yapmalı? Bu sorun bazı yeşiller tarafından insanların paraya karşı savaşı olarak görülüyor. Diğerleri, Batı’daki 40’lar öncesi karbon yakıtlı zenginlik ile 40 sonrası ödenen ekolojik fatura arasındaki kargaşa olarak tanımlıyor. Bir dünya ölçeğinde global güneyin, global kuzeyin ekolojik faturasını ödediği söylenebilir.

Tüm bu savaşımlar politiktir. Fakat yeşil gruplar kendilerinin ortaya çıkmasına yardım eden en temel desteği kaybetmeden tabanlarını genişleterek politika yapabilirler mi? Birleşik Krallık, Almanya ve diğer yerlerde yeşil partilerin son zamanlardaki mütevazı kazanımları yolun kendi kendini kısıtladığını gösteriyor.

Belki de ihtiyaç duyulan şey daha önceki kampanyalarda başarı getiren insan gücün arttırılmasıdır. Fakat iklim değişikliği, biyoçeşitlilik ve benzerlerinin zaman ya da mekana sıkıştırılması oldukça zor. Bir milyon, savaş ya da kemer sıkma önlemlerine karşı durabilirken, daha ölümcül ve daha katmanlı bir tehdide karşı duramaz. Güçlerin birleşmesi oldukça etkileyicidir ve daha önce denendi fakat idealistlerin koalisyonları odak ve güç açısından eksiktir.

Belki de kitlesel hareket işleri yoluna koyabilir? Milyonlar internet kampanyalarına yöneldiler ancak pek azı arkalarında gerçek bir güç olmadan dönüştürücü bir güce sahip olabilir.

Yeşil gruplar kampanyalarına ve dünyayı değiştirmeye devam edecek. Fakat gerçek bir dönüşüm için hayal gücüne dönmek gerekli- tutkuların bir aksi olarak. Küresel ısınmaya, çatırdayan biyo-çeşitliliğe, toprak ve su sıkıntısına çözüm, daha önceki yılların sorunları kadar olabildiğince teatral bir biçimde sunulmalı. İnsanlar olumsuz olanlardan kurtulmak yerine benimseyebilecekleri olumlu seçenekleri görmeli.

Yeşiller etkili bir biçimde sürdürülebilirliğin, temiz ve güvenli enerji ve besinin, temiz hava ve suyun iyi haberlerini yaymak için mücadele verdiler. Bu da farklı taktikler gerektirir. Ön kapak remini kapamak için bacaya tırmanmak değil, birinin gezegeninde yaşamasının neden güzel olduğunu binlerce kanaldan dikkatli ve aralıksız olarak anlatmak…

Toplantı odasından, gücün koridorlarına oradan süpermarketin reyonlarına mesajın anlatılması gerekir. Tohumlar orada, fakat mallarla dolu bir dünyada büyüme mücadelesi vermek… Bu mallar pahada ağırlaşıyor fakat kendi başına gezegenin kırmızı çizgilerinin geçilmesini önleyecek kadar hızlı değil.

Yeşil Hareket’in yaşamındaki sonraki aşamanın mücadelesi zorlu fakat hayati olacaktır. Yeşil Hareket Dünya’yı mutluluğun yeterli olduğuna inandırıyor.

Damian Carrington / 13 Eylül 2011 / Guardian

Bazı gazetecilere mektup yazmak ‘sakıncalı’

Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde yaşadıkları hak gaspları ve işkenceleri gazetecilere aktarmak isteyen tutukluların mektuplarına cezaevi idaresi tarafından ‘sakıncalı’ denilerek el konuluyor. Söz konusu yasak tutsak Hüsamettin Yavuz’un gönderdiği mektup ve cezaevi idaresinin konuyla ilgili yazısıyla ortaya çıktı.

Birgün Gazetesi’nden Zeynep Kuray’ın haberine göre; mektuptaki bilgilerde, gazetecilere postalanan ve fakslanan mektuplara uygulanan ‘sakıncalı’ muamelesi aylardır devam ettiği anlaşılıyor. Geçen hafta 16 tutuklu ve hükümlünün, aralarında Derya Sazak, Nuray Mert, Umur Talu, Hüseyin Akyol, Özgür Mumcu ve Yıldırım Türker gibi yazarların da bulunduğu birçok gazeteciye göndermek istediği mektuplara ‘sakıncalı’ damgası vurularak el konuldu.

AYNI TARİHTE JET KARAR!

Cezaevi Müdürlüğü Disiplin Kurulu Başkanlığı, son olarak, yaşanan insan hakları ihlallerini bir rapor halinde muhabirimize göndermek isteyen tutuklu Hüsamettin Yavuz’un mektubunu sakıncalı görerek engelledi. Daha sonra Yavuz’un muhabirimize bir başka mektubuyla birlikte gönderdiği cezaevi idaresinin konuyla ilgili 05.09.2011 tarihli vermiş olduğu kararında el koyma gerekçesi şöyle ifade ediliyor:

“Ceza infaz kurumumuzda tutuklu olarak kalmakta olan Hüsamettin Yavuz’un Zeynep Kuray’a gönderdiği mektup 05.09.2011 tarihinde kurum mektup okuma komisyonu tarafından sakıncalı bulunarak, disiplin kuruluna tevdi edilmiştir. Söz konusu mektubun incelenmesi neticesinde ulusal basın organlarına yazılan mektupta henüz yargı aşamasında olan kesinleşmemiş kararlar ve bilgileri kullanarak yanlış bilgi vermek suretiyle kuruma ve kurum çalışanlarına karşı kamuoyu oluşturmaya yönelik ibareler bulunduğu anlaşılmıştır.”

Cezaevi idaresinin resmi yazısında Hüsamettin Yavuz’un mektubu göndermek istediği 05.09.2011 tarihiyle kararın verdiği tarihin olması ise dikkat çekiyor. Tarihlere bakılırsa cezaevi idaresi jet hızıyla ‘sakıncalı’ kararı çıkarabiliyor.

‘GERÇEKLERİN DUYULMASINI ENGELLEMEYE ÇALIŞIYORLAR’
Mektubunda konuyla ilgili bilgi veren Yavuz, hapishane idaresinin mektuplara el koyma kararının arkasında duracak yüreklilikten yoksun olduğu için topu mahkemeye attığını belirterek, şunları ifade ediyor:

“Bizim mektuplarımız fiilen, mahkeme kararı olmadan el konuluyor. Alıcıya her türlü manevrayla gönderilmiyor. Zaten de mahkemenin sakıncalı olup olmadığının kararını alması, en az 4-5 ay süreceği için gönderdiğimiz mektuplar da güncelliğini yitirmiş olacaktır. İdarenin bu kararları tamamen keyfi ve hukuksuzdur. Yanlış bilgi yazdığımızı iddia eden hapishane idaresi yazdıklarımızın tek satırının yanlış olduğunu ispatlayamaz. Bunu yapabilecek olsalardı, zaten bu yollara başvurmazlardı, iddialarımıza yer veren gazeteciye tekzip ettirebilirlerdi. İşte ancak böylesi acizce yönetmelerle, gerçeklerin duyulmasını engellemeye çalışmışlardır.”

Sakıncalı listeden birkaç örnek
Kocaeli 1 Nolu F tipi Cezaevi’nden gazetecilere gönderilmek istenilen   “sakıncalı” mektup listesinden bazı örnekler şöyle:

*Erzat Çifçi’den Nuray Mert’e,
*Mecit Şahinkaya’dan BirGün Gazetesi’ne,
*Baran Furkan Gül’den Özgür Mumcu’ya,
*Tayfun Taç’tan Yaşar Seyman’a,
*Efdal Bayram’dan Ezgi Başaran’a,
*Özkan Yılmaz’dan Yıldırım Türker’e,
*Ceyhun Bay’dan Umur Talu’ya.

Neden önemli?
Gazetemizde de bir çok defa haberlerini yaptığımız F tiplerinde yaşanan hak ihlalleri ve baskılar gün geçtikçe artıyor. Tutuklu ve hükümlülerin aldığı görüş yasakları, hücre cezaları ve gördükleri işkenceleri duyurabilecekleri tek kaynak ise kamuoyu oluyor. Cezaevi yönetimi ise mektupları ya sakıncalı bularak ya da ‘yargı aşamasında olan kesinleşmemiş kararlar’ diyerek uyguladığı baskılara bir yenisini daha ekliyor.

Erzurum: 7 Hopa tutuklusuna beraat

Hopa olayları sonrasında tutuklanan ve haklarında ayrıca “terör örgütü propagandası” suçlaması ile de dava açılan 7 kişi hakkında beraat kararı verildi

Hopa’da Tayyip Erdoğan‘ın seçim mitingi sırasında, protesto eylemi yapan halk polis saldırısına uğramış, saldırı sonucu Metin Lokumcu yaşamını yitirirken çok sayıda kişi de gözaltına alınmıştı. Onlarca kişi “polise mukavemet”, “gösteri yürüyüşü kanuna muhalefet” ve “kamu malına zarar” suçlaması ile tutuklanırken eylemde atılan sloganlar gerekçe gösterilerek “terör örgütü propagandası”ndan da ayrıca bir dava açılmıştı.

Ali Aksu, Erhan Köse, Görgü Demirpençe, İbrahim Aksu, İdris Akbıyuk, Önder Öner ve Şafak Ustabaş “yasadışı örgüt propagandası” yapmaktan her biri 4 buçuk yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyordu. Davanın ilk duruşması 14 Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş ve duruşma bugüne (26 Eylül) ertelenmişti.

Mahkeme delil yetersizliğini göz önünde bulundurup, söz konusu eylemin düşünce özgürlüğü kaspsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek beraat kararı verdi.

7 tutuklu “örgüt propagandası”ndan beraat etse de diğer dava nedeniyle tutukluluk halleri sürecek.

İDANS başlıyor; festivalde neler var?

Güncel sanat, dans, tiyatro, müzik ve performansın çeşitli ifadelerini kapsayıp performativite ve bedensellik eksenleri üzerinden ortak noktalarını vurgulayan ve her yıl farklı bir konuyu tartışmaya davet eden iDANS Festivali’nin beşincisi 30 Eylül – 23 Ekim tarihleri arasında İstanbul’un çeşitli mekânlarında gerçekleşecek. iDANS, “biDANS: Misafir İşler” adı altında kurgulanan özel bir uluslararası programla önümüzdeki sezon Berlin’de devam edecek.

 

iDANS 05: “İşte”

 

Bimeras’ın hazırlayıp sunduğu ve bu yılki temel kavramsal çerçevesi “İşte” olarak belirlenen iDANS, çağdaş gösteri sanatları çalışmalarının her bir aşamasının nasıl bir “” teşkil ettiğini; endüstriyel üretim sonrası “gayri-maddi” emeğin sanatsal çalışmaların işleyiş, kurgulanış ve örgütlenişine nasıl yansıdığını; sanatsal “”lerin, “işleyişte” olmanın ve sanatsal çalışmaların “yaratıcılık” eksenli ekonomik ve sembolik üretime nasıl katkıda bulunduğu ve bunları nasıl dönüştürdüğü üzerine araştırmalara, gösterimlere, kamusal alan yerleştirmelerine, sunumlara ve panellere yer verecek.

Günümüzün “yaratıcı kapitalizminde” adeta bir dansçı gibi betimlenen “yeni işçi”den fiziksel ve zihinsel hareketliliğe sahip, çevik, esnek olması, imgelerin, fikirlerin, duyuların ve jestlerin üretimine ve dolaşımına tüm varlığıyla katkıda bulunması beklenmektedir.

 

Güncel sanatlar nasıl işler? Ne işler? Sanat nasıl bir iştir? Sanatçı bir işçi midir? Zanaat ve sanat ayrımı, kol ve zihin emeği arasındaki ayrım geçerli midir? Yaratıcılığın bileşenleri nelerdir? Günümüz üretim düzeni içinde yaratıcılık sömürülme ve esirleşmenin bir aracı haline mi dönüşmüştür? Yaratıcılığın insanlığın kendini gerçekleştirme ve özgürleşmesindeki rolü nedir?

 

iDANS Festivali bu yıl da dünyanın dört bir tarafından en yenilikçi ve tartışma açan sanatçıları bu konular çerçevesinde İstanbul’da buluşturacak.

biDANS: Berlin’de “Misafir İşler”

iDANS bu yıldan başlayarak festivalin bir bölümünü her yıl bir başka Dünya kentine taşıyacak. Birinci durak Berlin!

iDANS önümüzdeki sezon Türkiyelilerin Almanya’da “Misafir İşçi” olarak göçmenliklerinin 50. yılı vesilesiyle özel bir uluslararası programla Berlin’de misafir olacak. İşin, yaratıcılığın, üretkenliğin ve “yeniliğin” değişen anlamları; işle ilgili toplumsal hareketlilik ve göçle ilgili konular; yabancı düşmanlığı ve “entegrasyon” problemlerinin üzerine yeni yabancılaşmalar doğuran, iş ve hayat arasındaki ayrımın yok olduğu, boş zaman mefhumunun ortadan kalktığı güvencesiz iş koşulları çeşitli sahne gösterileri ve toplantılarla ele alınacak.

Festival Programına Genel Bakış

 

Festival program iDANS’ın kendi ortak yapımlarının, festival için özel yaratımların, film gösterimi ve konuşmaların da yer aldığı 25 proje sunuyor. Bunların yanı sıra festival iki de eğitim ve kapasite geliştirme projesine ev sahipliği yapıyor.

 

Festivalde Yer Alan Performanslar

Zanaatkârlar

Ucuz Konferans ve İnek Parçası

İstanbullu çağdaş dans takipçilerinin 2.iDANS’tan hatırlayacağı ikili Jonathan Burrows ve Matteo Fargion bizleri yaratıcılığın, yaratım süreçlerinin ve ortak çalışmanın türlü aşamalarına dair aydınlatıcı olduğu kadar esprili bir tanıklığa davet ediyor. Performans İngilizcedir.

Jonathan Burrows & Matteo Fargion – Cheap Lecture ve the Cow Piece | 01.10.2011 | garajistanbul | 18:30


Ben ben değilim, at benim değil…

Dünyaca ünlü çizim ve animasyon ustası William Kentridge sanatsal kimliğinde yaşadığı bir takım bölünmeleri Nikolai Gogol’un “Burun” adlı kısa öyküsünden yola çıkarak muhteşem animasyonları, olağanüstü hikayeciliği ve samimi performansı aracılığıyla inceliyor.

William Kentridge – I am not me, the horse is not mine | 06.10.2011 | garajistanbul | 20:30

 

Görev, Ödev, Misyon

Eskiyeni

1997 yılından bu yana birlikte çalışan Mustafa Kaplan ve Filiz Sızanlı, Eskiyeni’de kendi tarihçelerini yorumluyor ve mevcut repertuarlarından yeni bir eser yaratıyorlar.

Taldans (Mustafa Kaplan ve Filiz Sızanlı) – Eskiyeni | 01.10.2011 | MSGSÜ Bomonti Kampüsü Şebnem Selışık Aksan Sahnesi | 20:30

 

Allege

Geçtiğimiz yılın Avrupa sahnesinin en fazla dikkat çeken genç koreograflarından Clément Layes, Allege’de bir bardak suyu önemli bir iş yaparcasına büyük bir ustalıkla başının bir tarafından alnına doğru sallaya sallaya taşıyor. Ancak çok geçmeden anlıyoruz ki bu tür etkileyici ve olağanüstü yetenekler sirk cambazlıklarından öte bir şeylere işaret ediyor.

Clément Layes/Public in Private – Allege | 19.10.2011 | MSGSÜ Bomonti Kampüsü Şebnem Selışık Aksan Sahnesi | 20:30

 

 

 

 

Görünmez İş(çi)ler

If a window would open

If a window would open (Bir pencere açılsaydı) ile Türkiye’de ilk kez sahne alan Portekizli yönetmen Tiago Rodrigues bizlere medya çalışanlarının işleri gereği açmaya çalıştıkları pencerelerden yansıyan çok katmanlı dilsel, teatral ve duygulanımsal kırılma noktalarını gösteriyor.

Tiago Rodrigues/Mundo Perfeito – If a window would open | 02/03.10.2011 | garajistanbul | 20:30

 

ÇOK

“Bir beden kaç farklı bedeni kendi üzerinde taşıyabilir?” sorusunu araştıran ÇOK’ta İstanbul’daki dansçılar, koreograflar ve güncel sanatçıların öykülerini anlatan Orhon, çağdaş bir romancı gibi farklı sesleri, duruşları, tavırları ve sözle ifade edilemeyecek olanları bedenleştiriyor; ortaya çıkan performans eğlenceli ve zekice.

Ayşe Orhon – ÇOK | 08.10.2011 | garajistanbul |20:30 (Performance in English) | 09.10.2011 | garajistanbul |20:30 (Türkçe performans)

 

 

Eionometry

Geçen yılki iDANS kapsamında verilen Prix Jardin d’Europe ödülünün sahibi E.I.O topluluğu yeni işlerinin ilk gösterimi ile festivale geri dönüyor. Topluluk, sanatın çağdaş değeri ve sanatçıların işçi olarak durumlarına dair araştırmalarına devam ediyor.

Maria Baroncea, Dragana Bulut, Eduard Gabia – Eionometry | 17.10.2011 | garajistanbul | 20:30

 

Guintche

Lizbonlu genç dansçı ve koreograf Marlene Freitas, Josephine Baker-vari bir tavır ile, işçi, egzotik, cazibeli, dansçı bedenin istenenden de ötesini veren, kendiyle beraber herkesi yoran, katmanlı bir performans geliştiriyor.

Marlene Monteiro Freitas – Guintche | 18.10.2011 | MSGSÜ Bomonti Kampüsü Şebnem Selışık Aksan Sahnesi | 20:30

 

Sokak Satıcıları

Satılık Dans

Sanat ve sanatçı ne ölçüde birer tüketim nesnesi olarak düşünülebilir? Eğer öyleyse dansın bugünkü piyasa değeri nedir? Bu basit kurgulu fakat taşı gediğine koyan kamusal alan peformansıyla Grupo Oito çeşitli dans teknikleriyle donanımlı bedenlerini satışa çıkararak sanatsal tüketim ve beğeninin dinamiklerini sorguluyor.

Grupo Oito – Dance for Sale 14/15/17.10.2011 | Kadıköy Meydanı/Sultanahmet Meydanı/Bebek Parkı | 11:00, 15:00, 18:00

 

Serbest Seans

Daha önce Wim Vandekeybus’un topluluğu Ultima Vez’de çalışan bu iki mükemmel dansçı, koreograf olarak da özenli çalışanlar olduklarını kanıtlıyorlar. “Mistik bale”lerinin kamusal alan/mekân odaklı versiyonunda izleyiciyi de bu eşsiz hareket dilin üretimini paylaşmaya davet ediyor.

Thomas Steyaert and Raul Maia – Free Sessions | 18/19.10.2011 | Beşiktaş Meydanı | 11:00, 13:00, 17:00

 

Sakin

Inhabitant (Sakin) kent merkezlerindeki işçi sınıfı mekânlarına odaklanan bir kamusal alan projesi olup bu mekânların beklenmedik kullanımlara ve yaşayışlara nasıl mesken olabildiğini göstermeyi hedefler.

Sello Pesa and Vaughn Sadie– Inhabitant | 19/20.10.2011 | Mekân bilgisi 15 Ekim’de açıklanacaktır | 18:30

 

 

 

 

 

Aynı Masada

Fransız koreograf Loïc Touzé ve eğitimci Anne Kerzerho tarafından tasarlanıp geliştirilen ve İstanbullu sanatçılar tarafından bir yıl süren bir araştırma sonucu hayata geçirilen Aynı Masada beden bilgisi üzerinden gerçekleşen ve farklı mesleklerden insanları bir araya getiren bir platform sunuyor.

Loïc Touzé, Anne Kerzerho ve diğerleri. – Around the Table | 22.10.2011 | Mekân bilgisi 15 Ekim’de açıklanacaktır| 17:00

 

iDANS ile Şova Devam!

The Show Must Go On

Çağdaş koreografinin en önemli ustalarından Jérôme Bel’in ilk kez 2001 yılında sahnelenen The Show Must Go On adlı eseri 5. iDANS Festivali kapsamında tamamen yerli bir sahne ekibi ile yeniden yorumlanıyor. Eser danslarıyla ve dansçılarıyla olduğu kadar kavramsal önerileriyle de iDANS Festivali’nin en kaçırılmaması gerekenleri arasında.

Jérôme Bel – The Show Must Go On | 22/23.10.2011 | Beşiktaş Fulya Sanat | 20:30

 

Biletler: Tüm festival biletleri garajistanbul gişesinde satışa sunulmuştur.

MSGSÜ Bomonti salonunda yalnızca o akşamki gösterinin kalan biletleri satılacaktır.

Beşiktaş Fulya Sanat dışındaki mekanlardaki gösterilerin biletleri Biletix’ten de alınabilir.

Beşiktaş Fulya Sanat’ta gerçekleşecek gösterilerin biletleri Fulya Sanat gişesinden ve fulyasanat.org web sitesinden de temin edilebilir.

‘Çözüm New York’ta değil Ankara ve Amed’de’

Başta Başbakan Yardımcısı Arınç olmak üzere bazı iktidar yetkilileri ve basın organlarının “İran’ın örtülü biçimde yakalamış olabileceği”ni ima ettikleri Murat Karayılan bir kez daha konuştu. Karayılan, Ankara patlamaları, Siirt’te dört kadının öldürülmesi olaylarına değindi.

Murat Karayılan’ın PKK’ye yakın bir internet sitesine yaptığı açıklamalarda, iktidar çevrelerinin PKK’yi “İsrail’in taşeronu” suçlamalarına “El insaf” dediklerini belirterek, “Dağlarda kıt kanaat yaşıyoruz. Halbuki siz daha önce her türlü ittifakı gerçekleştirerek, onlarca kez yapmış olduğunuz sınır ötesi harekatlarda sonuç aldınız mı ki şimdi de alacaksınız? Daha fazla öldürme tekniği, daha fazla katletme izni sizi hiçbir yere götüremez. Sorunun çözümü New York’ta değil, Ankara ve Amed’dedir” dedi.

MİT-PKK görüşme kasedini kendilerinin sızdırmadığını iddia eden Karayılan, kaset olayıyla ortaya çıkan görüşmelerin neden sonuçsuz kaldığına ilişkin “Bir ekip görüşmeye geliyor ama öbür taraftan polis tutuklamaya, asker de öldürmeye geliyor. İşte sonuçsuz kalmasının nedeni budur” dedi. Karayılan’ın açıklamalarından bir bölümü şöyle:

Mandela’ya benzetti

-Güney Afrika’da da öyle olmadı mı? Mandela ilk önce özgür koşullara kavuşturuldu, dışarıyla ilişki imkânları yaratıldı, daha sonra görüşmeler başladı. Bizimki öyle değil, zaten görüşmeler İmralı’da başladı ama koşulların iyileşmesi lazımdır.

‘TRT 6 seçim için kuruldu’

-‘AKP hükümeti bazı iyileştirici adımlar attı, Kürtçe üzerindeki yasaklar kalktı, TRT-6 kuruldu, vb.’ deniliyor. Ancak bu, pek de öyle değildir. Kürtçe üzerindeki yasaklar daha 2002 yılında kaldırıldı. TRT-6 kanalı ise seçim hesabıyla açılan bir kanaldır. Gelişmeler gösterdi ki, hükümet tarafından hiçbir pratik adımın atılmamasının asıl nedeni, hükümetin şiddet yöntemiyle sorunu çözme eğiliminden vazgeçmemesidir.

‘Sri Lanka hazırlığı var’

-Bu konuda şiddetten tümüyle vazgeçme karar ve iradesi oluşmamıştır. Bir taraftan bizimle görüşmeler sürdürülürken, öbür taraftan da İran, Irak ve yine daha değişik bölgesel ve uluslararası güçlerle de görüşmeler yapılarak Sri Lanka benzeri bir katliam için kapsamlı bir konsept hazırlığı yürütmüşlerdir… Örneğin; ‘AKP çözecekti’ diyeceklere soruyorum: AKP’nin çözüm projesi nedir, nerededir ve kim biliyor? Bu projenin içeriği nedir, bilen var mıdır? Hayır. Neden? Çünkü böyle bir proje yoktur. Çünkü bizi güçsüzleştirerek geri adım attırma ve zoraki bir biçimde kendi çözümüne razı etme hedefi vardır. Kendi çözümü de çözüm değil, Osmanlı dönemindeki gibi tebaası haline getirme çözümüdür.

-Apo ‘kimse beni taşeron olarak kullanamaz, ben bu oyuna gelmem, aradan çekiliyorum’ dedi. Neden? Çünkü hükümet barışçıl çalışma yürütmenin koşullarını ortadan kaldırdı.

Kaset hakkında yorumlar

Karayılan, “Erdoğan görüşmeleri hükümet olarak sahiplenmeyerek, devletin görüştüğünü söyledi. Erdoğan’ın bu yaklaşımını nasıl görüyorsunuz” sorusuna, “Erdoğan’ın görüşmeleri halen inkâr etmesi, ‘biz görüşmedik, devlet görüştü’ demesi pek anlamlı değildir. Aslında mademki basına sızdırıldı ve toplumda da herhangi bir tepki görmedi, görüşmeyi Devlet mi yaptı, hükümet mi yaptı tartışması yerine gerçekleri halka anlatmak daha doğru olurdu. Biz bu görüşme süreciyle ilgili daha fazla bir şey anlatmayacağız. Konuya ciddi ve ilkeli yaklaşıyoruz. Bizim açıklamamız bu çerçeveyle sınırlı olacaktır. Bu görüşme sürecinin detaylarını daha fazla açıklamayacağız. Ama Türk devlet tarafının daha fazla açıklama yapması gerekirdi. Bunu yapıp yapmamaları kendilerinin sorunudur ama kaçak savaşmanın bir anlamı yoktur. Bu konuyla ilgili, PKK olarak şimdilik bu belirttiğimiz çerçeveyle sınırlı kalacağız” dedi.

‘Ergenekon yıllarca bizimle savaştı’

Karayılan, “Erdoğan’ın New York ziyaretinde hareketinize yönelik yaptığı çağrılara yanıtınız nedir” sorusuna ise şöyle dedi: “Erdoğan’ın ‘PKK silah bırakana kadar operasyonlar devam eder’ sözü, AKP hükümeti iktidarda olduğu sürece bu savaş devam edecektir anlamına gelmektedir. Daha önce de birçok başbakan buna benzer konuşmalar yapmışlardı. Onlar hepsi gittiler ama biz buradayız. Ergenekon denilen yapı bu iddiayla yıllarca bizimle savaştı ve katliamlar gerçekleştirdi. Hepsinin temel şiarı ‘PKK teslim olup silah bırakana kadar devam edeceğiz’ biçimindeydi. Şimdi bu sözü tekrar etmek geçmişten hiç ders almamak anlamına gelmektedir.”

‘Gerilla Erdal üzüntüden kendini imha mı etti?’

Siirt’te dört kadının öldürüldüğü olaydan üzüntü duyduklarını eylemin “yanlışlıkla” yapıldığını belirten Karayılan, “Aynı olayda eylemcilerden Erdal adında bir gerilla arkadaşımızın da şehit düştüğü bilgisi vardır. Hatta eylem içinde durumu fark ettiği için kendini imha etmiş olma ihtimali vardır. Çünkü çok duyarlı, halkı ve ülkesi için her şeyini feda edebilecek değerli bir militandı. Bu değerli arkadaşın ailesine ve tüm Kürdistan halkına başsağlığı diliyorum” dedi.

‘Saldırıda titizlik gösterilmemiş’

Bu konuda HPG’nin başlattığı soruşturmayı kesinlikle hukukuna uygun olarak sonuçlandırmak gerektiğini belirten Karayılan “Bu yanlış neden yapılmıştır? Tabii ki hedefler bizim insanlarımız değildir. Yine biz, insanımız olsun olmasın, sivil insanları hedeflemeyiz. Türkiye topraklarında yaşayan herkes bizim insanımızdır. Farklı bir şey hedeflenmiş deniliyor ama burada dikkat, titizlik ve hassasiyet olması gerekiyordu” dedi.

Ankara patlamaları

Karayılan, Ankara patlamalarını doğru görmediklerini, sivillere karşı eylem yapılmaması gerektiğini, TAK’ın PKK ile bir ilgisi bulunmadığını iddia ederken, “Özellikle AKP hükümetinin Önder Apo’ya bu denli hukuksuz ve etik dışı yaklaşması, seçilmiş Kürt temsilcilerini rencide eden uygulamalarla yüz yüze bırakması, çoğunu alıp ‘KCK üyesisiniz’ diyerek tutuklaması ve Kürdistan sokaklarını adeta bir işkencehaneye dönüştürmesi, kısaca Kürt halkının onurunu rencide eden uygulamaları karşısında savaşta kontrol sağlamak çok zordur” kaydını da düştü.

(Cumhuriyet)

Katalunya bir utançtan kurtuldu

İspanya’nın doğusundaki Katalonya özerk yönetiminin aldığı kararla 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren tüm Katalonya bölgesinde boğa güreşleri yasaklanırken, Barcelona’daki ünlü ”La Monumental” arenasında son boğa güreşi yapıldı.

Çok sayıda yabancı basın mensubunun da takip ettiği Barcelona’daki son boğa güreşinde, matadorlar, matador için onur ve başarı anlamına gelen, arenanın büyük kapısından omuzlar üzerinde çıkarıldı.

Yaklaşık 20 bin kişinin doldurduğu La Monumental arenasında, ”Yaşasın boğa güreşleri, Yaşasın Katalonya”, ”Özgürlük” sloganları atıldı.

Boğa güreşlerinin yasaklanması kararı Katalonya parlamentosunda 2010 Temmuz ayında alınırken, polemiklere yol açmıştı. İspanya’da ayrılıkçı bir politika izleyen Katalonya parlamentosunun boğa güreşlerini yasaklamasının arkasında ”hayvanları koruma hakkı değil, İspanyol geleneği olmasının yattığı” görüşü genel anlamda savunulmuştu.

Öğrenciler canlı yayını bastı

0

Yunanistan‘da, öğrencilerin yüksek eğitime getirilmek istenen değişikliklere yönelik protestoları sürüyor. Eylemin adresi bu kez Devlet Radyo Televizyonu NET TV‘de canlı haber programının yayınlandığı stüdyo oldu.

Haberlerin başlamasıyla birlikte, öğrencilerin ellerinde “suskunluk duvarını yıkıyoruz”, “öğrencilerin zaferi, tüm toplumun zaferi” yazılı pankartla stüdyoya girerek sunucunun arkasına sıralanmaya başlaması üzerine NET televizyonu canlı yayını keserek reklam yayınlamaya başladı

Eğitim konusuyla ilgili itirazlarını canlı yayında söylemek isteyen öğrencilerin, daha sonra bu taleplerinin banttan yayınlanmasını kabul etmeleri üzerine stüdyoyu terk ettikleri bildirildi.

Yunan basınında çıkan haberlerde, canlı yayını basan öğrencilerin, NET’in Agia Paraskevi’deki merkez binasına grup halinde ana kapıdan girdiklerinin belirlendiği belirtildi.