Ana Sayfa Blog Sayfa 4994

Planlama kavramları atölyesi

İmece – Toplumun Şehircilik Hareketi 15 Ekim Cumartesi günü planlamacılık kavramlarını tartışmaya ve üzerinde çalışmaya açıyor.

Mekansal planlama, yaşama alanlarına yapılan çeşitli müdahalelerin somutlaştığı alanlardan birisi. Bu alana müdahale ise planlamanın teknik terimlerle ve kavramlarla yoğrulmuş dili nedeniyle, bu dile egemen olmayanlar için güçlükler içerebiliyor.

İmece, akademik ve teknik terimlerle yüklü bir dil yerine, yaşayan ve paylaşılabilir bir dili hep beraber oluşturmak niyetinde. Bu nedenle teknik terimlerin ve kavramların arkasına gizlenmiş olan planlama alanını kavrayabilmek için ve müdahale etmek, söz söylemek ve harekete geçebilmek için herkesi ‘Planlama Kavramları Atölyesi’ne katılmaya, birlikte öğrenmeye, tartışmaya, katkı sunmaya davet ediyor.

Saat 13:30’ta başlayacak etkinlik BEKS’te (Bellek ve Kültür Sosyolojisi Çalışmaları Derneği).

Adres: İstiklal Caddesi No: 116 Danışman Geçidi Han Çıkmazı Sokak No:1 Beyoğlu

Tarif: Galatasaray Lisesi’nden Tünel tarafına yürürken sağda Hazzopulo Han’ın (Danışman Geçidi) içinde Çaycı Mustafa’nın karşısı

* http://www.toplumunsehircilikhareketi.org/

 

(Yeşil Gazete)

‘Arap Baharı’ basın özgürlüğü getirmedi

0

Alanında BM’nin tanıdığı tek örgüt olan ve 120 ülkede 18 bin yayıncıyı çatısı altında toplayan Dünya Gazeteler ve Yayıncılar Birliği (WAN-Ifra), “Arap Baharı” esnasında Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da diktatörlerin düşmesinin, basın özgürlüğünün ilerlemesini sağlamadığını kaydetti.

WAN-Ifra, Viyana’da cumartesiye dek sürecek Dünya Gazeteler Haftası toplantıları sebebiyle yayınladığı raporda, Tunus, Libya ve Mısır’da basın özgürlüğünü koruyan bir yasanın yürürlüğe girmesi konusunda pek az bir ilerleme kaydedildiğini belirterek, “Diğer Arap ülkelerinde, hükümetler iktidarlarını korumak amacıyla reformcu göstericilere tavizler vermek zorunda kaldılar, ancak değişim vaatleri basın özgürlüğü alanında çok az değişim sağladı” ifadesini kullandı.

Suriye’de haberleşme eksikliğinin, rejimin sert baskısını gizlemeye olanak tanıdığının altını çizen WAN-Ifra raporunda, Yemen’de göstericilerin Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’in iktidardan gitmesini istedikleri sırada, Mart ayında gazetecilerin rejimin şiddet dolu baskısının kasıtlı hedefi olduklarını belirtti. WAN-Ifra raporunda, “Bahreyn makamları, komşu Suudi Arabistan’ın desteğiyle, yılın başından bu yana reform talep eden gösterilerde, blog yazarları ile ifade özgürlüğünü savunanları sistematik şekilde izlediler, hapsettiler ve işkence ettiler” dedi.

2011 başından bu yana dünyada 44 gazetecinin öldürüldüğünü, yüzlerce basın çalışanının hırpalandığını, tehdit edildiğini ya da fiziksel saldırıya maruz kaldığını belirten WAN-Ifra, “Dünyanın pek çok bölgesinde bu eylemleri yapanlar cezasız kalıyor ve basın özgürlüğünü hedef alarak, kamuoyunu etkilemeye ya da düşüncesini değiştirmeye çalışıyorlar” ifadesini kullandı.

(Ajanslar)

“Protez bacağımla beni baş başa bırakmanızdır”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın milletvekillerinin pantalon da giyebilmesine olanak tanıyan değişikliğin geri çekilmesi, tartışmaları da beraberinde getirdi. Değişikliği öngörenlerin simge olarak ortaya koydukları Şafak Pavey de bu tartışmalara karşı bir açıklama yaptı.

CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, kadın milletvekillerinin pantolon giymesini sağlayan teklifin Anayasa Komisyonu’na çekilmesine, “İnanın bacağım ve ben bir kere daha şaşalamış durumdayız. Lütfen protez bacağımla beni baş başa bırakın. İnsan hakları açısından baktığınızda protez bacağımın bu kadar çok dile getirilmesinin artık bir taciz olduğunu düşünüyorum” dedi.

TBMM’de basın toplantısı düzenleyen CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, Meclis Genel Kurulu’nda kadın milletvekillerinin pantolon giymesini sağlayan teklifin Anayasa Komisyonu’na çekilmesini değerlendirdi. Pavey, konuşmasına, “Bu konu gündemde olacağa benziyor. Dolayısıyla gündemde oldukça protez bacağım ve etek, pantolon konuşulur” diyerek başladı.

Bundan önceki mesleğinde bölgesel sözcülükler yaptığını, sürekli kriz masalarında, dünya basınının ve yerel basının önüne çıktığına dikkat çeken Pavey, “Hiçbir zaman protez bacağım, etek ve pantolon konusunda bu kadar çok konuşmam gerektiğini hiç düşünmemiştim. İnanın bacağım ve ben bir kez daha şaşalamış durumdayız. Mümkünse protez bacağımla beni baş başa bırakmanızdır, çünkü biz gerçekten çok mutluyuz ikimiz” dedi.

Teklifin Genel Kurul’dan komisyona çekildiğini hatırlatan Pavey “Bir kanun yapıcısı olarak, kanunu delme imtiyazı olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla hep beraber bekleyeceğiz ve göreceğiz Anayasa Komisyonu’ndaki görüşmelerin sonucu ne olacak diye. Ben bu konuya dahil değilim, talebi ben sunmadım. Sadece adım var bu meselede” dedi.

Bir basın mensubunun, “Rahatsızlık duyuyor musunuz?” şeklindeki sorusuna Pavey, “Benim gündemimde olan bir konu değil. Gündemimde daha değerli konular var. İşsizlik, kadın cinayetleri var” dedi.

“BDP’nin önergesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Pavey, “Benim teklifle ve önergeyle de ilgim yok. Protez bacağım benim bir gerçeğim ve bununla yaşayacak olan benim. Önergelerle ilgim olmadı. Bunun komisyonda değerlendirilmesinin sonucunu hep beraber göreceğiz” dedi.

Israrlı sorular üzerine Pavey, “Ben pantolon sorunum olduğunu hiç söyledim mi? Hiç söylemedim. Bu talebi de ben vermedim. Kanun yapıcı olarak kanunları delme imtiyazı asla olamaz. Bu konu değerlendirilecektir ve hep beraber göreceğiz sonucunu” dedi.

“Başörtüsüne bakışınız nedir?” sorusuna da Pavey, “Önceki önergeyle de bu önergeyle de ilgim yok. Başörtüsü konusu iktidarın sahiplendiği bir konudur. Çok da çok güçlü bir iktidar konusudur. Benim oyuma ya da desteğime ihtiyaçları olacağını düşünmüyorum. Bir şey sunmak ve geçirmek kendi ellerinde” dedi.

“Kullanıldığınızı düşünüyor musunuz?” şeklindeki bir soruya da Pavey, “Kullanıldığımı düşünmüyorum. Ben talepte bulunsaydım bunun üzerine konuşurduk. İnsan hakları açısından baktığınızda protez bacağımın bu kadar çok dile getirilmesinin artık bir taciz olduğunu düşünüyorum. Ben hakikaten kendimle, bacağımla mutluyum. Baş başa bir hayat sürüyorum ve süreceğiz. Bütün ömrüm kendisiyle geçecek. Biz mutluyuz” dedi.

(Ajanslar)

“Basın özgürlüğü konusunda sıkıntılar sürüyor”

2011 İlerleme Raporu‘nu yayımlayan AB Komisyonu, Türkiye’nin, sivillerin ordu üzerindeki kontrolü ve yargı reformu konusunda olumlu adımlar attığını ancak ifade ve basın özgürlüğü konusundaki sıkıntıların sürdüğünü belirtti.

AB üyelik sürecinde Türkiye’nin bir yıllık fotoğrafını çeken raporda, önceki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının emekliliklerini istemeleri üzerine yeni atamaların hızla yapılması övgü aldı.

Raporda, “Ağustos 2011’deki YAŞ toplantısı öncesinde Genelkurmay  Başkanı, kuvvet komutanlarıyla birlikte emekliliğini istedi. YAŞ toplantısında  yeni komutanlarının geciktirilmeden atanmaları, hükümetin üst düzey komutanların atanmasını kontrol ettiğini doğruladı” ifadesi kullanıldı.

AB raporunda, sivillerin ordu üzerindeki kontrolünde müspet ilerlemeler sıralanırken, “Genel olarak güvenlik güçleri üzerindeki sivil denetim prensibinin güçlendirilmesinde iyi ilerleme sağlandı. Ağustos 2011 YAŞ toplantısı, silahlı kuvvetler üzerinde daha güçlü sivil denetim yönünde atılmış bir adımdır. Askeri harcamalar üzerinde sivil gözetim güçlendirildi ve Milli Güvenlik Stratejisi gözden geçirildi. Buna ilaveten YAŞ kararları sivil yargının incelemesine açıldı” denildi.

İlerleme raporunda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yetkilerini aşan siyasi konulara doğrudan ya da dolaylı müdahale girişimi vakalarının azaldığı da ifade edildi.

“YAŞ kararları yargı denetimine yeterince açık değil”

Raporda ordunun sivil kontrol kapsamında Türkiye’ye yönelik eleştiriler arasında ise YAŞ’ın yapısı ve yetkilerinin değiştirilmemesi, terfi ve atamalarda sivil kontrolün sınırlı kalması, İçişleri ve Milli Savunma bakanlıklarının jandarma üzerindeki yetkisinin sınırlı kalması, askeri yargının yapısı ve görev alanının gözden geçirilmemesi, YAŞ kararlarının ve diğer askeri makamların kariyer yönetimiyle ilgili kararlarının yargı denetimine yeterince açılmaması, TSK Güçlendirme Vakfı’nın Sayıştay denetimine açılmaması, orduya siyasete müdahale alanı bırakan TSK İç Hizmet Kanunu’nun değiştirilmemesi, Genelkurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmaması, orta öğrenimde milli güvenlik  derslerinin subaylar tarafından verilmesi ve TSK’nın medya kuruluşlarına seçici  akreditasyon uygulamasını sürdürmesi sıralandı.

İlerleme raporunda, 12 Eylül referandumuyla kabul edilen anayasa paketinin özellikle yargıda standartları yükselttiği belirtilerek, “Yeni anayasa, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarına saygıyı güvence altına alan kurumların istikrarını güçlendirecek ve aralarında Kürt  meselesinin de bulunduğu köklü sorunların çözülmesini sağlayacaktır. Hükümet ve  muhalefet, özgürlükleri merkezine alan yeni anayasa için çalışma konusunda  taahhütte bulundular. Anayasanın hazırlanması sürecinde tüm siyasi partiler ve  sivil toplum dahil en geniş istişarelerin gerçekleştirilmesinin güvence altına  alınmasına azami dikkat edilmelidir” ifadesi kullanıldı.

“HSYK daha bağımsız”

Raporda, Türkiye’nin yargı alanında özellikle geçen yılki Anayasa  paketinin uygulanmasıyla ilerleme sağlamaya devam ettiği belirtilerek Adalet  Bakanlığı’nın HSYK üzerindeki etkisinin azaldığı kaydedildi.

Raporda, daha önce sadece toplantılara katılmayarak karar alınmasını  engelleyebilen Adalet Bakanı ve müsteşarının HSYK’daki yeni yapılanmanın ardından artık bu gücünü yitirdiği dile getirildi.

Ergenekon soruşturmasında “meşruiyet” endişesi

Raporda, Ergenekon davası ve darbe planlarına yönelik diğer soruşturmaların “Türkiye açısından demokrasiye karşı işlendiği iddia edilen suçlara ışık tutmak ve hukukun üstünlüğüyle demokratik kurumların uygun işleyişine güveni artırmak için fırsat kalmaya devam ettiği” kaydedildi.

Bununla birlikte raporda sözkonusu soruşturmaların yürütülmesiyle ilgili endişelerin bulunduğu, savunma hakkının riske edildiği, savcıların ve  mahkemelerin kamuoyunu bilgilendirme mekanizmalarına sahip olmadığı gibi sorunlar  nedeniyle kamoyunda süren davaların meşruiyetiyle ilgili endişelere neden olduğu  dile getirildi.

İfade ve basın özgürlüğü eleştirisi

Raporda, hassas olarak nitelendirilen meselelerin kamuoyunda açıkça  tartışılabilmesine rağmen yüksek sayıda ifade özgürlüğü ihlallerinin ve basın  özgürlüğünün pratikte kısıtlanmasının endişe doğurduğu bildirildi.

Gazetecilerin hapse atılmasının ve Ergenekon soruşturması kapsamında yayımlanmamış bir kitap taslağına el konulmasının bu endişeleri güçlendirdiği savunulan raporda, Türkiye’nin ifade ve basın özgürlüğünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla uyum sağlayabilmek için yasal düzenlemeler yapması  gerektiği belirtildi.

İlerleme raporunda “Türkiye’de ceza yasaları büyük ölçüde sorunlu ve  ifade özgürlüğünü orantısız şekilde kısıtlamaya açık. Basın kanunu ve Atatürk’ü  koruma kanunu da ifade özgürlüğünü kısıtlamada kullanılıyor” denilerek, Türk Ceza Kanunu’nun 125, 214, 215, 216, 220, 226, 285, 288, 314 ve 318’inci maddeleriyle  Terörle Mücadele Kanunu’nun 6’ncı ve 7’nci maddelerinin değiştirilmesi talep  edildi.

AB ilerleme raporunda ayrıca, medya kuruluşlarına birçok kez yüksek para cezası uygulanması eleştirildi.

Cumhurbaşkanı Gül’e övgü

AB Komisyonu’nca hazırlanan raporda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ülkedeki belirgin kutuplaşma atmosferinde “uzlaştırıcı rolünü sürdürmesi” nedeniyle övgü  aldı.

Raporda Gül’ün Türkiye’nin gündemindeki bazı kilit meseleleri “yapıcı  açıklamalar ve müdahalelerde çözdüğü” kayda geçirildi.

AB raporunda Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresinin gelecek yıl mı yoksa  2014 yılında mı sona ereceğinin hala müphem olduğu ifade edildi.

12 Haziran seçimlerinin ardından ilk kez müstakil yapıda AB Bakanlığı  oluşturulması ve hükümetten gelen AB katılım sürecine bağlılık yönündeki  açıklamaların Türkiye’nin AB kararlılığını teyit ettiği kaydedilen raporda, AB  Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış da “bakanlıklar arası çalışmaları daha  etkin hale getirmek ve sivil toplumu sürece dahil etmek için çaba göstermesi” nedeniyle övüldü.

(Ajanslar)

Alternatif Medya Şenliği 16 Ekim’de

Yazıyı okumadan evvel bir şu videoyu sindire sindire izlemeniz salık verilir. Hatta izledikten sonra videodaki müziği bir daha açmanız ve o tınılarla yazılanları okumanız hararetle tavsiye edilir. Ben yazarken ve yazıyı düşünürken öyle yaptım.

Çok başka düşünmüştüm aslında yazıyı. Bir alternatif medya ve son 1 sene tarihçesi yazarım demiştim. Wikileaks’den girecek, Tunus’a uğrayacak, Mısır’da bir kahve molası, Yunanistan’da bir sirtaki, İspanya’da az bi kastanyet derken Occupy Wall Street’deki eş dosta selam çakacaktım. Nasıl oldu peki bu? kendime sorusu ile dümeni kendi zihnime kıracaktım ardından. Alternatif Medya imkanları olmasa biz tüm bu hareketleri yeterince/ gereğince/ içeriğince öğrenebilir miydik? diyecektim pek tecaül-i arif bir bilirde bilmez görünür soru ile.

Derken bu sabah işte bu yukarıda bahsettiğim videoya tesadüf ettim gene alternatif medya kanallarından birinde. İzlemeye de dinlemeye de doyamadım hatta yazıma almaya karar verdim.

Biz bunu yapmak istiyoruz be arkadaş dedim kendi kendime. Biz bunu sağlamak için varız. Yeşil Gazete’de yayınlanan bir yazısında Ragıp Duran, savaş çığırtkanı medyayı kast ederek, “Gazetecilik ayrıca esas olarak savaş değil barış mesleğidir. Gazetecilik daha çok sayıda insan ölsün diye değil, barış olsun, huzur olsun diye yapılır” diyordu.

Alın işte bakın. Muhtemelen Yunanistan’da çekilmiş görüntüler. İflas etmiş, yitmiş gitmiş dediğimiz, her geçen gün başka bir ekonomik darboğazını okuduğumuz Yunanistan’da. Ama işte bir buzuki’nin, bir serdengeçti abimizin atıp kendini sokağa, “şunu çal be usta” demesinde mutluluğumuz.

Biz bunun için çalışıyoruz be hocam. İnsanlar mutlu olsun, tabiat böyle kalsın diye uğraş veriyoruz. Kimse kimseyi ermenidir, travestidir, sakattır, kürttür vsr’dir şeklinde aşağılayamasın diye.

Bugüne kadar medyaya veryansın ediyorduk, yanlış yapıyorsunuz, doğrusunu yapın diye. Ama şimdi bak döndü devran, geldi imkan. Şimdi doğrusunu yapma imkanı kendi ellerimizde, kendi zihinlerimizde. Biz de karınca kararınca, kendi yağımızca doğru bildiğimizi yapmıyor muyuz zaten.

Bununla kalmak olmaz dedik sonra. Kendimiz gibi kimi gördük ise haber ettik, görmediklerimiz kalmış ise buyur ettik. Dedik ki buluşalım bu Pazar, bir tartışalım aramızda, kendimizi bize bir iyi tanıtalım, bizi bilmeyenlere kendimizi anlatma imkanı yaratalım?

Selamımıza-sağolsunlar- bilmukabele eden dostlarımız, yoldaşlarımız, meslektaşlarımız oldu. Bu Pazar, 16 Ekim’de buluşacağız kısmetse. Artık hiçbir densizin hayatını kaybetmiş bir genç kadına “su testisi” diyemeyeceği günler için toplanacağız, bundan sonra hiçbir edepsizin sırtından bıçaklanmış yarı çıplak bir kadının teşhirini savunamayacağı medyayı var etmek için bir araya geleceğiz.

Videoda da olduğu gibi hep beraber, heb birlikte, tüm neşemizle halayımızı coşkuyla sürdürmek için şenlik tertipleyeceğiz.

Yazının başında önce bir sindirin sonra dinleye dinleye yazıyı okuyun diye salık verdiğim videonun sonunda herkesin hep bir ağızdan haykırdığı gibi, “HOPPAAA

anavarza

 

2. Yeşil Ekonomi Konferansı 22 Ekim’de İstanbul’da

Yeşil Düşünce Derneği ve Heinrich Böll Stiftung Derneği‘nin bu yıl ikincisini düzenlediği Yeşil Ekonomi Konferansı 22 Ekim’de Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılacak. Konferansın teması Yerel Yeşil Seçenekler olarak belirlenmiş durumda.

Konferansın çağrı metni ve tam programı şu şekilde:

Tüketmek üzerine kurulan küresel ekonomik yapı, 2008 yılında büyük bir çöküş yaşadı. Dünya ekonomisi toparlanma sürecini atlatamamıştı ki, yeni bir krizle daha karşı karşıya kaldı. Belki de krizden hiç çıkamadı demek daha doğru olur. Ekonomik krizin ne kadar süreceği belli değil ama belli olan bir şey var ki, o da bu dünyada yaşamaya devam edeceksek eski alışkanlıklarımızı unutmamız gerektiği.

Mevcut sistem “yaşanabilir” kentler değil “marka kentler” yaratma peşinde. Ulaşım, kentsel dönüşüm, enerji gibi gündelik yaşamı şekillendiren alanlardaki yatırım kararları, sadece tüketime dayalı ekonominin devamını gözetecek şekilde alınıyor.

“Çılgın” projelerden geçilmiyor ancak şehirlerdeki yaşam kalitesinden, vatandaşların “aklı başında” taleplerinden bahseden yok. Ranta dayalı siyaset yaşamı yok ediyor.

Çözümsüz değiliz. Başka bir ekonomik sistem, başka bir dünya kurmak için seçeneksiz de değiliz. Uluslararası, ulusal, yerel ölçekte yapılacak çok iş var. Türkiye’deki yerel yönetimlerin manevra alanı dar olsa da, hayata geçirebilecekleri yaşamdan yana yeşil politikalar mevcut.

Yeşil Düşünce Derneği ile Heinrich Böll Stiftung Derneği bu yıl ikincisi yapılacak Yeşil Ekonomi Konferansı’nda “Yeşil Yerel Seçenekleri” tartışmaya açıyor. Kent planlamasından mimariye, ulaşımdan enerjiye yerel belediyelerin önündeki seçenekleri değerlendirmek, iyi örnekleri öne çıkarmak amacıyla oluşturduğumuz program, bu örneklerden çıkartılabilen deneyimleri paylaşıp kendi yaşadığımız yerel alanda çoğaltması ile yeni bir siyasi anlayış oluşturulabilir. Buna göre de önümüzdeki yerel seçimler öncesinde farklı, yaşamdan yana bir belediyecilik seçeneğini kamuoyunun dikkatine sunmayı amaçlıyoruz. Bu konferansın bir özelliği de Türkiye’deki olumlu örneklerden yola çıkarak, farklı politik seçenekleri Türkiye’deki mevcut şartlara göre geliştirmeyi teşvik etmeyi hedeflemesi.

Yeşil ekonomi ve yerel yönetimlerin sorunlarıyla ilgilenen herkesi, Yeşil Ekonomi Konferansı’nı izlemeye ve tartışmalara katkıda bulunmaya davet ediyoruz.

Yeşil Ekonomi Konferansı 2 – Yeşil Yerel Seçenekler

Tarih: 22 – 23 Ekim 2011

Yer: Cezayir Toplantı Salonu

Harbiye Caddesi 12, Galatasaray, Beyoğlu-İstanbul

 

22 Ekim 2011 Cumartesi

09:00 Kayıt

09:30 Açılış konuşmaları

Dr. Ulrike Dufner – Heinrich Böll Stiftung Derneği

Yüksel Selek – Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü

 

1. OTURUM – Yeşil bir belediye mümkün mü?

09:45 Ana konuşmacı: Dr. Dirka Grießhaber – Hamburg Kentsel Gelişim ve Çevre Bakanlığı / Avrupa Yeşil Başkenti Hamburg 2011 Yürütme Kurulu Üyesi

 

10:15 Soru-Cevap

 

10:30 Çay molası

10:45             Yeşil belediyelerin unsurları (Moderatör: Özgür Gürbüz )

Ulaşım – Prof. Dr. Haluk Gerçek / İstanbul Teknik Üni. Öğr. Gör.

Yeşil Kentin Sınırları – Yar. Doç. Dr. Koray Velibeyoglu / İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü

Ekolojik Krizin Kent ve Bölge Planlamasına Etkileri – İkbal Polat

Mimari – Orhan Esen

 

12:30 Yemek arası

2. OTURUM – Yeşil Seçenekler 1 (Moderatör: Tülin Keskin)

13:30 Yerel Enerji – Hüseyin Çelik / Dikili Jeotermal A.Ş. Yön. Kurulu Bşk.

Yerel Ekonomi – İlhan Koçulu / Tohum İzi Derneği

Kent Tarımı Uygulamaları – Aytaç Timur /Yeryüzü Derneği

 

15:00             Çay molası

 

15:15             Yeşil Seçenekler 2 (Moderatör: Mahmut Boynudelik)

Sorumlu Turizm – Yrd. Doç. Dr. Ferah Özkök / Çanakkale 18 Mart Üni. Öğr. Gör.

Yavaş Şehir  – Prof. Dr. H. Rıdvan Yurtseven / Çanakkale 18 Mart Üni. Öğr. Gör.

Kentsel Dönüşüm – Cihan Uzunçarşılı Baysal / BM Habitat AGFE temsilcisi.

16:45            Kapanış

16:50             Film gösterimi: Ekümenopolis

23 Ekim 2011 Pazar

Akademi ve STK’ler: Türkiye’nin Çevre Sorunları Üzerine Nasıl bir İşbirliği?

09:30 Kayıt

10:00- 12:30 Politik Ekoloji Çalışma Grubu

Basketbolda derbi zamanı, Fenerbahçe – Galatasaray

0

Bu akşam 18:30’da Basketbol Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında iki ezeli rakip, iki ebedi dost Fenerbahçe ve Galatasaray karşı karşıya gelecek. Eurosport’dan Eray Kaş ezeli rakiplerin basketbol rekabetlerini derledi. Maç sadece Sport Tv kanalından izlenebilecek.

Son 20 yılda Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki basketbol rekabeti ilginç iniş-çıkışlar gösterdi. Kimi zaman Fenerbahçe şampiyonluk adayı kadrolar kurdu, başarılı olamadı. Kimi zaman Galatasaray sınırlı kadrosuyla harikalar yaratırken, bazen yanlış tercihlerle küme düşmenin kıyısından döndü.

2000’li yılların ortalarında takımlar sponsor desteği almaya başladıktan sonra ise Fenerbahçe üst üste şampiyonluklar ile ligin altını üstüne getirdi. Sarı-kırmızılılar ise bu dönemde kimlik bunalımı yaşadı. Ancak geçen sezon Oktay Mahmuti’nin takımın başına gelmesi ve akıllı yatırımlarla uzunca bir dönemin ardından iki takım arasında sonunda bir denge oluşmaya başladı.

Senelerden beri Fenerbahçe, Galatasaray karşısında hep favoriydi. Bu sezon ise ilk derbiye sarı-kırmızılılar yıllar yıllar sonra kazanması beklenen taraf olarak çıkıyor. Bu noktada iki takımın bu yaz neler yaptığına değinmek gerekir.

Galatasaray
Geçen sezon basketbolseverlere büyük bir sürpriz yaşatıp finale kadar çıkan Galatasaray’ın yeni sezona da başarılı kadrosunu koruyup üstüne ufak eklemeler yaparak girmesi çoğu insan tarafından beklenendi. Ama sarı-kırmızılılar adeta yeniden yapılanmaya girdi. Öncelikle Avrupa basketbolunun en kariyerli ancak en zor kontrol edilebilen oyun kurucularından Jaka Lakovic’i kadrolarına kattılar. Doğru veya yanlış transfer olması tartışılır. Ama bu, Galatasaray’ın yeni sezonda kabuk değiştireceğinin bir göstergesiydi. 2010-2011 sezonunda tüm başarısını savunmasına borçlu olan sarı-kırmızılılar Ender Arslan ve Darius Songaila eklemeleriyle hücum takımı hüviyetine büründü.

Tabii ki organizasyonun başında Oktay Mahmuti olunca “Savunma boşlandı mı?” sorusunu sormak biraz abes kaçacaktır ki deneyimli koç da Jamon Gordon, Furkan Aldemir ve son olarak Zaza Pachulia eklemeleriyle yeterli cevabı verdi.

Sezona herkesten önce fırtına gibi başladı Galatasaray. Litvanya’da üç gün üst üste kazanarak Euroleague vizesi alırken bundan yaklaşık beş gün sonra başlayan Türkiye Kupası’nda da aynı tarifeyi uyguladı.

Şu an takımda tek oturmayan parça Darius Songaila gibi gözüküyor. Ancak kalan takım kısa dönemde harika bir ahenk yakalayınca Cimbom’un favori olması da kaçınılmaz oluyor.

Fenerbahçe Ülker
Futbolda sarı-lacivertlilerin sezonu, şike soruşturması ve akabinde gelişen olaylar ile başlayınca kuşkusuz ki bundan basketbol takımı da etkilendi. Yıllardan beri ilk kez Fenerbahçe Ülker, ligin en derin, en kaliteli kadrosuna sahip değil.

Geçen seneki kadrosundan iki Litvanyalı Saras, Lavrinovic’i takımda tutmayan Fenerbahçe, uzun rotasyonundan Sean May’i de ülkesine yolladı. Ama en büyük kayıp Tarence Kinsey’nin Efes’e transfer olmasıydı.

Gelecekte Avrupa’nın en önemli skorerlerinden bir olmaya aday Bogdanovic ile anlaşan sarı-lacivertliler, Partizan’dan Curtis Jerrels, James Gist takviyeleriyle taraftarını pek de mutlu edemedi. Bir de üstüne Hakan Demirel takıma dahil olunca soru işaretleri git gide arttı. Kısa rotasyonunda savunmayı üst düzeyde yapabilen tek isim şu anda Ömer Onan gibi gözüküyor. O da artık 34 yaşına geldi. Burada da Kinsey’nin yokluğu oldukça hissediliyor. Zira yapılan transferler onun yerini dolduracak nitelikte olmadı.

Yine de Roko Ukic ve Emir Preldzic’in üzerine inşa edilen takım, hücumda gayet verimli olacaktır. Türkiye Kupası’nda da üçte üç yaparak ligin ortalama takımlarının çok üzerinde olduklarını zaten gösterdiler. Ama bir kademe yukarısında zorlanmamalarını beklemek pek de yerinde olmaz.

Bizi ne bekliyor?
Daha sezonun başı olması nedeniyle maçta kalitenin çok yukarılara çıkması beklenmeyebilir. Bir savunma maçı olacaksa Galatasaray ağır basan taraf. Skorerlerin konuştuğu maçta ise oldukça dengeli seyreden bir mücadele olabilir.

(Eurosport)

12 Eylül zamanaşımına uğramayacak

’12 Eylül’ soruşturmasında zamanaşımına formül aranıyor. Ankara Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin, ‘İç hukukla sınırlı kalmamız doğru olmaz. Uluslararası mevzuata da bakıyoruz’ dedi.

Darbe soruşturmasında, en çok tartışılan ‘suçta zamanaşımı’ engeline karşı uluslararası mevzuatların referans alınabileceği ortaya çıktı. ’12 Eylül’ soruşturmasını yürüten Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin, “Zamanaşımı konusunda sadece iç hukukla sınırlı kalmamız doğru olmaz. Bu konuda uluslararası mevzuata da bakıyoruz. Türkiye’nin altına imza attığı sözleşmelerin bağlayıcı rolü var” dedi.

Savcılığa ulaşan şikayet dilekçelerini ve darbe dönemine ilişkin belgeleri titizlikle incelediklerini belirten savcı Kemal Çetin, ulusal ve uluslararası mevzuata göre yürütülen soruşturmanın kasım ayının ortalarında şekilleneceğini ifade etti.

‘İşkence, insanlık suçu’

Akşam’ın haberine göre; savcılığın açıklamasını değerlendiren Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Enver Bozkurt da, işkencenin insanlık suçu olduğunu ve ‘uluslararası mevzuat’ formülünün bu suç için uygulanabileceğini savundu. Bozkurt, şöyle dedi: Uluslararası teamüller işkence suçuna karşı son derece katı. Bu suçlarda ‘zamanaşımı’ uygulanması dile bile getirilmiyor. Çünkü işkence, bir insanlık suçudur. Darbe sürecinde birçok insan siyasi sebeplerle işkenceye uğradı. Suçlama bu kapsamda olursa, zaten zaman aşımı söz konusu değil. Ayrıca AİHM’in, işkence suçlarında zaman aşımının işlemeyeceğine ilişkin bir çok kararı var. Bu kararlar da Türkiye için bağlayıcıdır.

‘Anayasa ne diyor?’

Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin 5’inci fıkrası: Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.

‘Karayılan haberine ihtiyatlı yaklaşalım’

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Karayılan konusuna açıklama getirdi. Arınç, bir gazetecinin, Karayılan’ın yakalanması konusundaki beyanları sorması üzerine şunları söyledi: “Murat Karayılan’ın yakalandığı iddiasıyla ilgili, bana bağlı olan iki kurum bildiğiniz gibi eleştirilmişti. TRT ve AA. TRT, böyle bir iddianın varlığını ciddiye almış, alt yazı geçmiş ama teyit edilmeyen bir haber olarak da takdim edilmişti. O sıralarda ben de ‘Karayılan’ın kendisinin nerede olduğu belli değil. Yani bir şey var ama ne olduğunu henüz anlamış değiliz’ demiştim. Bugün bir gazetemizde İran tarafından yakalandığı ve salıverildiği iddiası var. Grup toplantısına girerken bir soru üzerine ‘Böyle bir şey olmuştur veya olmamıştır’ demedim. Sonra yayın üzerine haberi tekzip ettim. İran’la bir itilaf yok. Biz, o mevcut durumu kabullenerek böyle bir habere ihtiyatlı yaklaşmalıyız. Ancak daha önce de söylediğim gibi bu konuyla ilgili haberler, her zaman tartışılacaktır. Çünkü açıklama yapılmıştır, o açıklamadan daha sonra vazgeçilmiştir.”

(Cumhuriyet)

Avustralya’da karbon vergisine ilk onay

Avustralya‘da parlamentonun alt kanadı tartışmalı karbon vergisine ilişkin düzenlemeyi kıl payı farkla onayladı.

Düzenleme, 72 ret oyuna karşılık 74 kabulle geçti.

Düzenlemenin gelecek ay parlamentonun üst kanadında yapılacak oylamada da kabul görmesi bekleniyor.

Karbon vergisi yürürlüğe girerse ülkede çevreyi en çok kirleten 500 şirket, çevreye yaydıkları her ton karbondioksit için ceza ödeyecek.

Tarım ve ormancılık sektörleri ise vergiden muaf tutuluyor.

Çevreyi en fazla kirletenlere ceza getirilirken 2020 yılına dek ülkenin ürettiği karbondioksit miktarının 159 milyon ton azaltılması hedefleniyor.

Parlamentoda tartışmaya sunulan karbon vergisinin 1 Temmuz 2012’den itibaren yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Yasayla üç yıl sonra da salımların azaltılması için konan limiti aşanların, bunu dengeleyebilmesini kolaylaştırmak amacıyla oluşturulan karbon piyasasına geçiş hedefleniyor.

Son genel seçimde tek başına hükümet kuracak çoğunluğu kazanamayan Julia Gillard, Yeşiller’in desteğiyle başbakan olmuştu.

Karbon vergisi tasarısı da Yeşillerin bastırmasıyla tekrar gündeme geldi.

Ancak karbon vergisine karşı çıkanlar, bunun ülkede istihdam kaybına neden olacağını ve geçim masraflarını da artıracağını savunuyor.

Ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılası son çeyrekte arttı ama işsizlik, son 10 ayın en yüksek düzeyinde.

Başbakan Gillard, yeşillerin desteğini alabilmek için sözlerini tutmamakla suçlanıyor.

Gillard geçen yılki seçimlerden önce böyle bir vergiyi gündeme getirmeyeceğini söylemişti.

Dünyanın en büyük kömür ihracatçısı olan Avustralya, sera etkisine yol açan gaz salımlarının kişi başına oranının en yüksek olduğu ülkelerin de başında geliyor.

(BBC)

Tarık Zafer Tunaya’da İran Filmleri haftası

İran İstanbul Başkonsolosluğu ile merkezi İstanbul’da olan Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği tarafından, 10-15 Ekim 2011 tarihlerinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde İran Film Haftası düzenleniyor.

Programda, Muhammed-Hadi Kerimi’nin senaryosunu yazıp yönettiği, 2009 yapımı Bu Gece Mehtap Gecesi (Emshab Shab-e Mahtabe) açılış filmi olarak yer alıyor. Kerimi’nin ikinci yönetmenlik çalışması olan filmde, kuşaklar arasındaki çatışma ve farklılıklar konu ediliyor.

Bir evde yaşanan üç hikâyeyi anlatan Cehennem Berzâh Cennet, Hasan Fethi’nin yönettiği 2008 yapımı Postacı Kapıyı Üç Kez Çalmaz (Postchi se bar dar nemizanad), 1994 yapımı Şeytanın GünüYusuf Peygamber (Yousuf e Payambar, 2010), Kenan (2007), Gizli Duygu(2006), Kayıp Gerçek (2007), Cennet Durağı (2007) ve Âl (2010) gibi filmler de etkinlik kapsamında izleyiciyle buluşacak.

Hafta kapsamında 11 Ekim Salı günü yönetmen Muhammed-Hadi Kerimi, oyuncu Mustafa Zamani ile Türkiye’den Faysal Soysal’ın konuşmacı olarak katılacakları ‘Günümüz İran Sineması’ konulu bir panel düzenlendi..

(altyazi.net)