Ana Sayfa Blog Sayfa 4995

Sulukule’de geç gelen adalet!

0

Fatih Belediyesi kentsel dönüşüm adı altında yok ettiği Sulukule mahallesinde yeni villaların inşaatının bitmek üzere olduğunu gururla açıklarken ve villalar 450-650 bin liradan pazarlanırken, 2007 yılında yenileme projesinin iptali için açılan ve bir türlü sonuçlanamayan davada ikinci bilirkişi raporu yine mahalleliyi haklı buldu.

Projeye karşı, Sulukule Roman Derneği ve mahallelilerin açmış olduğu proje iptal davasında bilirkişi raporu, inşaatı bitmek üzere olan projeyi, 5366 sayılı Tarihi Alanların Yenilemesi ile İlgili Kanun’un amaçlarına ve kamu yararına uygun bulmadı. Yani Sulukule yenileme projesi, dayandırıldığı 5366 sayılı tartışmalı yasaya bile uygun görülmedi.

Üç imzalı rapor özetle:

– UNESCO’nun belirlediği Sur Koruma Bandının Avan Projede yarıya inmiş olduğunu,

– Özgün ada morfolojisi ve sokak dokusunun korunmamış olduğunu,

– Mevcut durumda Kamuya ayrılmış alanların projede yapılaşmaya açılmış, sokak kesitlerinin büyütülmüş olduğunu,

– Yeşil alan ve parklara yer verilmemiş olduğunu,

– Mevcut sokak dokusu ve tescilli yapılara uygun olmayan yapı tipolojisi oluşturulmamış olduğu SAPTAMALARI İLE SULUKULEDE UYGULANAN AVAN PROJENİN 5366 SAYILI YASANIN AMACININ GERÇEKLEŞMESİNE VE KAMU YARARINA UYGUN OLMADIĞINI belirtiyor.

Bilirkişi heyeti daha önce de verdiği birinci raporda, Sulukule’nin 1/5000 ölçekli koruma planı bile yok diyerek projeyi uygun bulmamıştı. Bu iki raporun ışığında, yakında sonuçlanması beklenen davadan mahalleli lehine karar çıkması olası görünüyor. Ama ne yazık ki, mahallelinin başına yıkılan, sakinleri zorla sürülen Sulukule’nin yerinde çoktan yeller esiyor.

Esmekle de kalmıyor, en sosyal proje olarak lanse edilen ve Sulukulelileri daha iyi bir hayat standardına kavuşturmak için yapıldığı iddia edilen proje villaları emlakçılara göre şimdiden 600 bin liraları aşan fiyatlarla satışa çıkıyor. Zorla yerlerinden edilen Sulukuleliler ise  projenin hukuka aykırılığı ortadayken, Belediye Başkanı Mustafa Demir’i davanın sonucunu beklemeden yok edilen mahallenin yerine yapılan villaların inşaatının bitmek üzere olduğunu müjdelemesini ibretle izliyorlar.

Hatırlanacağı gibi, mahallenin yüzlerce yıllık sakinleri için yapıldığı iddia edilen proje, aralarında 100-150 yıllık tapuları olan mülk sahiplerini, “ya kamulaştırma, ya anlaşma” diye korkutarak, mallarını satmaya zorlanarak gerçekleştirildi. Belediyenin o tarihlerde takdir ettiği fiyat metrekareye 500 liraydı. Oysa daha o zamanlarda projeye girmeyen komşu sokaklarda metrekare fiyatı 2 bin liraydı. Şimdiyse villaların metrekare fiyatları 5 bin liraları buluyor ve durmadan yükseliyor .

Sulukulelilere göre “O zaman satanlar şimdi pişman” basitliğinde işin içinden sıyrılmak sadece yalanları örtme çabası, çünkü Sulukulelilerin evlerini güle oynaya değil tehdit, şantaj ve korkuyla satmak zorunda kaldılar. Satmayıp sonuna kadar direnenlerin akibeti zaten her şeyi açıklıyor: Gülsüm teyzenin, Asım Amcanın dededen kalan 150 -200 yıllık tapulu mülkleri yok pahasına kamulaştırıldı, tarihi evleri acımasızca yıkıldı.

Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir hala projenin çok sosyal olduğunda, burada yine eski hak sahiplerinin oturacağında ısrar ediyor ve iki hafta önceki açıklamasında evlerin 65-100 metrekare olduğunu yineliyor, ama emlak sitelerinde 150 metrekarelik villalar için verilen ilanlar onu bir kez daha yalanlıyor. Sulukuleliler, bu fiyatlar ve bu metrekarelerle eski mahalle sakininin oralarda barınma imkanının olmadığını söylüyorlar ve defalarca sormalarına rağmen Demir’in, projenin başlangıç tarihinden bu yana , kaç eski mülk sahibinin yeni projeye katıldığını bir türlü açıklamamasına da bir kez daha dikkat çekiyorlar.

Başından beri kentsel dönüşüm adı altında mağdur edilen semt halkının çıkarlarını savunmaya çalışan Sulukule Platformu bilirkişi raporu ile Sulukulelilerin itirazlarında ne kadar haklı olduğu bir kez daha kanıtlandığını belirtiyorlar. Sulukule Platformuna göre İstanbul Sulukule’yi kaybetti, yüzlerce yıllık bir gelenek yok oldu, ama Belediye Başkanı durumdan rahatsız olmadığı gibi, gururla sırada Ayvansaray Toklu Dede Mahallesi olduğunu müjdeliyor!

Sulukulelilerin şimdi tek umudu, Toklu Dede için adaletin Sulukule’deki kadar geç tecelli etmemesi…

 

Yeşil Gazete

Eşekler bu sefer Mardin’de yüzdü

Bahman Ghobadi

Holywood’da yeni yeni moda halini alan aynı tema çerçevesinde farklı yönetmenlere kısa metrajlı filmler yaptırıp uzun metrajlı tek bir film haline getirmek konusunda çekilen “Eşekler ve Yüzmek” filminin bir kısa filmi de Mardin’de çekildi.

Film için 10 yönetmen kısa filmler çekecek. Aralarında Emir Kusturica ve Coen kardeşlerin de olduğu yönetmenlerin bulunduğu projenin Mardin ayağında kameranın arkasında bulunan kişi dünyaca ünlü İranlı yönetmen Bahman Ghobadi idi. Ghobadi dünyada en çok beğendiği birkaç kent arasında yer alan Mardin’de olmaktan büyük zevk duyduğunu belirterek, bu nedenle çekimlerde zevkle çalıştığını söyledi. Filmin destansı olduğunu ve 10 farklı yönetmen tarafından 10 farklı ülkede farklı temalardan çektiği görüntülerden oluşacağını kaydeden Ghobadi, şöyle dedi:

“Ben İslam bölümünü çekiyorum. Her yönetmen 13 dakika filmi çekecek. Bu sene sonuna tamamlanacak film birçok ülkede yayına girecek. 10 film bir arada çıkacak. Filmi izlediğinizde filmin sonunda anlaşılacak.

Film bir desten üzerine kurulu. Bu destanda eşekler de yer alıyor. Mardin, Arap, Kürt,Süryani ve Türklerin bir arada yaşadığı bir kent olduğu için güzelliği daha da anlamlı. Filmde işlediğim konuya da çok yakınlık ediyor. Yılmaz Erdoğan ile sinemadan ötürü bir dostluğa dayanan bir arkadaşlığımız var. Şair yazar, üretken bir kişiliğe sahip.

Türkiye’ye geldiğimde de bu özellikleri taşıyan biriyle çalışmak istedim. 23 yıldır film yapıyorum. Bu sürede çalışırken en büyük zevki burada aldım. Misafirperver cana yakın halk. Mardin Sinema Derneği’ne katkılarından dolayı çok teşekkür ediyorum. Belki bir süre sonra ortaklaşa bir film yapabiliriz.”

Mardin’de gerçekleşen çekimlerde Yılmaz Erdoğan ve Menderes Samancılar rol aldı.  ”

Yılmaz Erdoğan ise ilk kez geldiği Mardin’den çok etkilendiğini ve burada bir film çekmeyi arzuladığını belirterek, şöyle konuştu:

“Dünyanın hiç bir şehri gelen misafire bu kadar şaheser manzara sunmaz. Mardin çok sihirli bir yer. İlk kez geliyorum ama kesinlikle son olmayacak. Şimdi kısa film için geldik. Ama daha uzunları için de geleceğiz.

Mardin’de film çekmeyi çok isterim. Çok geç geldim ama bunu telafi edebiliriz. Dünyanın en güzel yerlerinden birisi burası. Dara’da büyük bir hazine var. Umuyorum ki yakında bunu turizme kazandırırız. Mardin’in yanı sıra Kızıltepe, Dara gibi farklı atmosferlerden yararlandık. Film birkaç dilde çekildiği için Mardin gibi oldu. Amerikan filminde oynadık ama hiç Amerikalı görmedik.”

Menderes Samancılar ise, 38 yıllık meslek hayatının en önemli filmlerimden birinin Mardin’de çektikleri bu film olduğunu söyledi.

Savaş finansörü: Cep telefonu

Kongo’da 15 yıldır süren iç savaş, ‘cep telefonu yapımında’ kullanılan minerallerin çıkarıldığı madenlerin geliriyle finanse ediliyor.

Cep telefonları insanlar için bu yüzyılın en vazgeçilmezi oldu. Fakat, kimse bu alışkanlıkla cep telefonu kullanıcılarının Dünya’nın öbür ucundaki 5 milyon kişinin ölümünden sorumlu olduğunu söylemek istemiyor.

Danimarkalı yönetmen Frank Poulsen, BM ve insan hakları örgütlerinin verdikleri bilgilerden yola çıkarak, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda bulunan ve ülkedeki iç savaşı körükleyen silahlı grupların işlettiği, çocukların köle gibi çalıştırıldığı madenlerden elde edilen minerallerden yapılan cep telefonlarının satışlarının,  ülkedeki savaşı nasıl daha da şiddetlendirdiğini anlatan bir belgesel çekti.

Cep Telefonundaki Kan” adlı belgeselin çekimi için Kongo’ya giden yönetmen, çocukların madenlerdeki çalışma şartlarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Ülkedeki silahlı örgütlerin yönetiminde bulunan maden bölgesine 2 günlük bir yürüyüşün ardından varan Poulsen, ilk gün bizzat madenlerin içine girdi fakat fazla ilerleyemedi. Çünkü madenin tünelleri, onun bedeni için fazla dardı. Ertesi gün burada çalışan çocuklardan birine küçük bir kamera vererek çalışma ortamlarını görüntülemesini istedi.

Yaşları 12’den başayan işçiler yerin 100 metre altında 72 saat kalarak kimi zaman temiz su bile olmadan çalışıyordu. Daha sonra firmalara satılan bu minerallerin gelirleri ise Kongo’daki şiddeti tetikleyen silahlı örgütlerin cebine gidiyor ve daha fazla silah alarak, savaşı devam ettirmelerini sağlıyordu…

Çekimlerin ardından büyük bir cep telefonu üreticisini arayan yönetmen, firmanın durumdan haberdar olup olmadığını sormak istedi. Ancak bir sene boyunca her hafta aramasına rağmen hiçbir yetkiliye ulaşamadı.

(Milliyet)

Okulda ‘namus’ kriteri: 1 metre mesafe olsun!

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kararında erkek ve kız öğrenciler arasındaki yakınlaşma için ‘Cinsel istismar vb. durumlarla karşılaşılmaması için mesafe 1 metreden az olmayacaktır’ ifadesine yer veriliyor.

Cumhuriyet Gazetesi’nden Faruk Keskin’in haberine göre,

Antalya Muratpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, kız ve erkek öğrenciler arasındaki yakınlaşma mesafesinin 1 metreden az olmamasını istedi. Benzer bir olay Mersin’deki Nevit Kodallı Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi’nde de yaşanmış, kız ve erkek öğrencilerin birbirlerine 45 santimden fazla yaklaşmaları ve yan yana oturmaları yasaklanmıştı.

Antalya Muratpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, kız ve erkek öğrencilerin, herhangi bir nedenle konuşmak veya ders arasında sohbet etmek için bir araya geldiğinde, yönetimin belirlemiş olduğu ‘1 metre’ sınırına dikkat etmesini istedi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne göre bu mesafenin altındaki yakınlaşmalar “cinsel istismar” nedeni sayılacak.

İlçe Milli Eğitim Müdürü Erdem Kaya başkanlığında gerçekleştirilen ‘2011-2012 Sene Başı Değerler Toplantısı’nda alınan kararlar, Muratpaşa Lisesi öğretmenlerine tebliğ edildi. Okul Müdürü İlhami Kotan’ın imzasını taşıyan ve toplam 18 maddelik talimatın yer aldığı yazıda da en ilginç olanı ise kız ve erkek öğrenciler arasında yakınlaşma mesafesine sınırlama getiren 5. madde. Bu maddede “Cinsel istismar vb. durumlarla karşılaşılmaması için mesafe 1 metreden az olmayacaktır” ifadesine yer veriliyor.

Antalya’da yaşanan bu olay birçok kesimden tepki alırken benzer bir olay daha önce Mersin’de de yaşanmıştı. Mersin’deki Nevit Kodallı Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi’nde, yatılı bölümde kalan kız ve erkek öğrencilerin aynı ortamda bulunmaması için etüt derslerinin kaldırıldığı, Eylül 2010’da okul müdürlüğüne İbrahim Tol’un atanmasından sonra “kızlarla erkeklerin birlikte gezmemesi, yan yana oturmaması, şakalaşmaması” konusunda uyarıldıkları iddialarına yer verilmişti.

VOPAK’a durdurma

Yalova’da Hollandalı Vopak firması tarafından Çiftlikköy İlçesi Taşköprü Beldesi’ne kurulması planlanan kimyasal depolama tesisi için, Ankara’da yapılan Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) toplantısından, “Durdurma” kararı çıktı.

Vopak’ın ÇED toplantısı, Ankara’da Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 22’inci katındaki toplantı salonunda yapıldı. Toplantıya AKP Yalova Milletvekili Temel Coşkun, CHP Grup Başkanvekili ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Çiftlikköy’ün Bağımsız Belediye Başkanı Metin Dağ, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Atilla Akoğuz, Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Selim Karahan, İl Afet ve Acil Durum Müdürü Bora Yalçın, Meteoroloji Müdürü Rıdvan Öztoprak, MTA, çevre ve hava yönetimi ile Vopak ve Encon Çevre Danışmanlık firması yetkilileri katıldı.

Daire Başkanı Mustafa Ataç, 1/25 binlik Çevre Düzeni Planında alanla ilgili halen bir kararın bulunmaması, ilgili kurumların dosyaya sunduğu eksikler ve de imar planlarına yapılan itirazların görüşülmesini beklemek üzere Vopak kimyasal depolama tesislerinin ÇED sürecinin durduğunu açıkladı.

Bu kararla Vopak, belirlenen eksiklikleri giderdikten sonra yeniden ÇED için başvuruda bulunabilecek.

(Ajanslar)

TBMM’de komisyon dediğin erkek olur

0

TBMM’de bu dönem oluşturula komisyonlarda erkek egemenliği hemen anlaşılıyor.

25’er milletvekilinden oluşan 3 ayrı komisyonda ancak birer kadın milletvekili yer aldı. Plan ve Bütçe Komisyonunda ise 39 erkek milletvekili, bir kadın milletvekili çalışacak.

BDP’nin de Meclis’teki İhtisas Komisyonları için görevlendirdiği milletvekillerini belirlemesinden sonra komisyonların üye yapısı da netleşti.

Kadın milletvekillerinin en çok çok sayıda yer aldığı komisyon Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu oldu. Başkanlığını Azize Sibel Gönül’ün yaptığı 25 kişilik komisyonda 20 kadın milletvekili yer aldı. En çok kadın milletvekilinin yer aldığı ikinci komisyon ise AB Uyum Komisyonu oldu. 25 kişilik bu komisyonda da 7 kadın milletvekili görev aldı. Anayasa Komisyonu’nda 6, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Bayındırlık İmar Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarında da 5’er kadın milletvekili yer aldı. Diğer komisyonlardaki kadın üye sayısı ise 2-3 arasında oldu.

Kadınların en az yer aldığı komisyonlar ise Tarım Orman ve Köyişleri, Sanayi Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji, Plan ve Bütçe Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu oldu. 25 kişilik Tarım Komisyonunda AKP Balıkesir Milletvekili Tülay Babuşcu, 25 kişilik Sanayi Komisyonunda AKP İzmir Milletvekili İlknur Denizli, 25 kişilik Dışişleri Komisyonunda AKP Mardin Milletvekili Gönül Bekin Şahkulubey, 40 kişilik Plan ve Bütçe Komisyonunda ise BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan yer aldı.

(Yeşil Gazete, Milliyet)

Türkiye ikinci torbada

0

Türkiye A Milli Futbol Takımı, 2012 Avrupa Şampiyonası finalleri play-off kurasına ikinci torbadan girecek. Ay-yıldızlılar, birinci torbada yer alan Portekiz, Hırvatistan, İrlanda Cumhuriyeti ve Çek Cumhuriyeti‘nden biriyle karşılaşacak.

 

Protestolar İrlanda’da

0

ABD‘de “Wall Street’i İşgal Et” sivil girişimi etrafında örgütlenen gruplarla dayanışma sergilemek üzere Dublin‘de bir araya gelen göstericiler İrlanda Merkez Bankası‘nın önündeki eylemlerini sürdürüyor.

ABD’nin New York kentinde devam eden Wall Street protestoları, İrlanda’nın başkenti Dublin’e de sıçradı.

Kentin işlek caddelerinden Dame üzerindeki İrlanda Merkez Bankası binası önünde hafta sonundan bu yana kamp kuran göstericiler eylemlerini sürdürmeye kararlı olduklarını bildirdi.

ABD’de “Wall Street’i İşgal Et” sivil girişimi etrafında örgütlenen gruplarla dayanışma sergilemek üzere Dublin’de bir araya gelen 50 kadar gösterici ve onları destekleyen onlarca katılımcı, sayıları New York’takilerle kıyaslanamayacak denli az da olsa seslerini duyurmaya çalışıyor.

İnternetteki sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla destek toplayan ve “Dame Caddesi’ni İşgal Et” sloganıyla yola çıkan göstericiler, her gün çok sayıda Dublinlinin gelip geçtiği kaldırımlara kurdukları rengarenk çadırlarıyla dikkati çekiyor.

Grup, temel olarak, “Avrupa Birliği (AB), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Avrupa Merkez Bankası’nın İrlanda’nın iç işlerine müdahale etmesine” karşı çıkıyor ve ülke yönetiminden halkın çıkarlarına öncelik verilmesini istiyor.
“Çoğunluğu temsil ediyoruz”

Herhangi bir siyasi parti adına konuşmadıklarını vurgulayan göstericiler, ABD’deki protestolara destek olmak üzere eylem başlatmış olsalar da yapılan açıklamaların odağında İrlanda’nın içinde bulunduğu ekonomik kriz ve siyasetçilerin bununla baş etme biçimi yer alıyor.

İrlanda hükümetinin AB ve IMF’den yardım almasına tepki gösteren eylemcilerden 37 yaşındaki Robin Wilson, “hükümetin AB’nin istediklerini yapmasının ve muhalefetin de hükümete bu konuda destek vermesinin, halkın büyük çoğunluğunun temsil edilememesine yol açtığını” söylüyor. “İrlanda’daki çoğunluğu biz temsil ediyoruz” diyen Wilson, bu eylem sayesinde yeni bir tartışma ortamı yaratılmasını ümit ediyor.

“IMF’nin gelişiyle kontrolü kaybettiklerini ve çok borca girdiklerini” belirten 23 yaşındaki Paul Moore da “Bu eylem, tüm bunların artık kimilerinin canına tak ettiğini gösterecek. Oturup insanların paramızı çalmasını seyredemeyeceğiz” diyerek Robin’in anlattıklarını destekliyor.

İki torunu olan Josephine O’Byrne da halkın gücünü daha fazla göstermesi gerektiğini belirterek, eyleme katılma amacını, “Gençler burada toplanarak çok güzel bir iş yapıyor. Benim yaşımdakiler tarafından da desteklenmeliler” sözleriyle açıklıyor.

Göstericiler arasında sıra dışı görünümüyle dikkati çeken genç sanatçı Emily Dawson ise “Dünyada iyi insanlara kötü davranılıyor. İnsanların temel ihtiyaçları bile karşılanmıyor” diyerek, eyleme katılma amacının “insan haklarını savunmak” olduğunu vurguluyor.

Eylemi İspanya’dan Monica Martinez ve Javier Solar gibi yabancı uyruklu katılımcılar da destekliyor.

Halk, kamp alanına erzak getiriyor

“Kalabildiğimiz kadar buradayız” diyen Dublinli göstericiler, eylemin gece de sürdürülebilmesi amacıyla Merkez Bankası binasının önüne 20’ye yakın çadır kurulduğunu, ancak gün içinde çok sayıda kişinin de destek için 9-10 saat kamp alanında kaldığını belirtiyorlar.

Kendilerine yiyecek, içecek ve battaniye tedarik eden halktan da büyük destek gördüklerini anlatan göstericiler, her gün saat 13.00-18.00 arasında toplantılar yaparak taleplerini megafonlar aracılığıyla duyurmaya çalışıyor.

Toplantılarda yapılan açıklamalara göre, “Dame Caddesi’ni İşgal Et” girişimine destek verenlerin dört temel talebi var: Eylemciler, “AB ve IMF’nin İrlanda’nın iç işlerinden uzak durmasını, özel borçların yükünün İrlanda halkının omuzlarına yüklenmemesini, ülkenin gaz ve petrol rezervlerinin sahipliğinin İrlanda halkına iade edilmesini ve gerçek bir katılımcı demokrasinin hayata geçirilmesini” istiyor.

İrlanda hükümeti geçen yılın sonunda ülke tarihinin en katı ekonomik önlemlerini hayata geçirerek ekonomik krizin altından kalkamayınca, AB ve IMF’den yardım talep etmek durumda kalmış ve kitleler halinde sokağa dökülen İrlanda halkından büyük tepki görmüştü.

İrlanda, 85 milyar Avroluk yardım paketi çerçevesinde, Ekim sonu itibariyle, AB ve IMF’den 30 milyar Avro’dan fazla kredi almış olacak.

(Ajanslar)

Slovakya fonu reddetti, hükümet düştü

0

Slovakya parlamentosu, Avrupa Mali İstikrar Fonu’nun genişletilmesi planlarını onaylamadı.

Plan kabul edilseydi Slovakya’nın, Yunanistan gibi ülkelerin batmasını önlemek için oluşturulacak fona 10 milyar dolar katkı taahhüdünde bulunması gerekiyordu.

Başbakan İveta Radicova oylamayı güvenoyuna dönüştürünce planının reddi üzerine görevinden istifa etti. Başbakan, Slovakya’nın yalnız kalmaması gerektiğini ini savunuyordu.

Mali İstikrar Fonu’nun oluşturulabilmesi için Euro bölgesindeki 17 ülkenin hepsi tarafından onaylanması gerektiğinden fonun geleceği belirsiz. Slovakya planın oylandığı son ülkeydi ancak kurulacak yeni koalisyon hükümetinin fikrini değiştirmesi mümkün.

Euro kullanan 17 ülkeden 16’sı 596 milyar dolarlık kurtarma fonunu onayladı. Ancak Slovakya’da, Yunanistan gibi işçi ücretlerinin daha yüksek olduğu ülkeleri kurtarmak için para yardımı yapılmasına güçlü bir muhalefet oluştu. Muhalefet, Slovakya’nın daha zengin ülkelerin borçlarını ödemesinin kabul edilemeyeceğini savunuyordu.

Öte yandan Atina’da uluslararası kredi kuruluşları Yunan hükümetinin son tasarruf önlemlerini onayladı. Bu durumda Yunanistan Kasım başında 159 milyar dolarlık yardım paketinin bir dilimini daha alacak ve temerrütten kurtulacak.

Avrupa para birimi euro’yu kullanan 17 ülkenin tamamının onayını gerektiren karar Slovak parlamentosunda ikinci kez reddedilmesi halinde, EFSF’nin genişletilmesi planı rafa kalkacak.

Alternatif Medya Şenliği ekibi Açık Radyo’da

13 Ekim Perşembe günü Alternatif Medya Şenliği hakkında merak edilenleri anlatmak, şenliğin daha katılımcı daha şenlikli olması için daha geniş bir kesimce de duyulmasını sağlamak amacı ile Açık Radyo’da canlı yayın konuğu olacağız.

Açık Radyo’nun 2 ayrı programı Perşembe günü bizi misafir edecek. Sabah 09:30’da Açık Gazete‘de Ömer Madra ile Mahir Ilgaz‘ın konukları Yeşil Gazete muhabirlerinden Alper Tolga Akkuş ile Alternatif Medya Şenliği Basın ve İletişim Sorumlusu Sibel Richter.

Aynı günün akşamında 18:30’da Açık Dergi programında İlksen Mavituna ile Gözde Kazaz‘ın konukları ise Alternatif Medya Şenliği Koordinatörleri Sevil Turan ile Durukan Dudu. Durukan aynı zamanda gazetemizin de muhabirleri arasında.

Şenlikle ile ilgili en taze bilgileri şenliğin içinden arkadaşlarımızdan duymak isteyenlere şimdiden bilgi vermek istedik.

Kulağınız açık olsun !

(Yeşil Gazete)