Ana Sayfa Blog Sayfa 4985

Esir Şalit İsrail’de, tutsaklar da Filistin’de

0

Hamas tarafından esir alındıktan sonra beş yıl boyunca rehin tutulan İsrailli asker Gilad Şalit tutsak takası anlaşması kapsamında serbest bırakılarak ülkesine döndü.

Şalit, önce Gazze’den Mısır’a götürüldü, ardından da İsrailli yetkililere teslim edildi.

Aynı anlaşma kapsamında takasa katılmaları kabul edilen 1,027 Filistinli tutuklu ve hükümlüden 447’si de tahliye edildi.

Şalit, Hamas militanlarının 2006 yılında düzenlediği bir baskında esir alınmıştı.

Mısır ve Almanya’nın arabuluculuğunda varılan takas anlaşmasının uygulanmasına salı günü sabah saatlerinde başlandı.

Gazze’den Mısır’a geçirilerek Refah Geçiş Noktası’nda İsrailli yetkililerin huzurunda Mısır’a teslim edilen Şalit’in gelişine ilişkin görüntüler Mısır televizyonu tarafından yayınlandı.

Şalit burada Mısır televizyonuna verdiği mülalatta ailesini ve arkadaşlarını, normal bir hayatı özlediğini belirtirken, tutsak takasının İsrail ve Filistinliler arasında barışa yardımcı olmasını umduğunu da söyledi.

Şalit daha sonra Mısır’la İsrail arasındaki Kerem Şalom geçiş noktasına götürüldü.

Burada yakınlarıyla telefonla görüşen 25 yaşındaki İsrail askeri daha sonra Tel Nof askeri üssüne götürüldü. Burada sağlık kontrolleriğnden geçirilecek olan Şalit, ailesi ve Başbakan Binyamin Netenyahu’yla biraraya gelecek.

Eğer sağlığı elverirse Şalit’in daha sonra da bir konvoy eşliğinde İsrail’in kuzeyindeki evine götürülmesi planlanıyor.

447 Filistinli de özgür

Tutsak takası planının diğer tarafı da sorunsuz işledi.

İsrail tarafından serbest bırakılan 477 tutuklu ve hükümlü cezaevlerinden otobüslerle alındıktan sonra Kerem Şalom geçiş noktasından Refah’a gitti.

Yakınları tarafından coşkuyla karşılanan Filistinlilerden 40’ı dışında kalanlar Gazze ve Batı Şeria’ya götürüldü.

Batı Şeria’da düzenlenen karşılama töreninden konuşan Filistin lideri Mahmud Abbas, başkenti Kudüs olan Filistin devletinin kurulması için mücadele ettiklerini belirterek, cezaevindeki diğer Filistinlilerin de serbest bırakılması için mücadele edeceklerini söyledi.

Halihazırda İsrail cezaevlerinde 5 bin civarında Filistinli bulunuyor.

Öte yandan, İsrail’in Filistin’de kalmalarına izin verilmeyeceğini duyurduğu 40 tutuklu ve hükümlü ise Türkiye, Suriye ve Katar’a götürülmek üzere Kahire havaalanına sevkedildi.

40 Filistinli’den 10’unun Türkiye’ye gideceği, kalanının da Suriye ve Katar’a gönderileceği bildirildi.

Filistin Yönetimi üçüncü ülkelere gönderilecek tutsaklar için yeni pasaportlar hazırladı.

Şalit, tankçı çavuş olarak görev yaparken kaçırıldığı sırada 19 yaşındaydı.

Ailesi Şalit’in serbest bırakılması için yürüttükleri kampanya sırasında Kudüs’te 16 ay boyunca bir protesto çadırında yaşadı.

BBC Orta Doğu editörü Jeremy Bowen, askerliğin zorunlu olduğu İsrail’de çocukları orduda görev yapan ailelerin Şalit ailesine yoğun destek verdiklerine dikkat çekiyor.

Ancak Bowen, ülkede İsrail’in Şalit’in özgürlüğü için büyük bir bedel ödendiği görüşünün de yaygın olduğuna dikkat çekerken, serbest bırakılan Filistinlilerin büyük bölümünün bombalı ve silahlı saldırılarda İsraillileri öldürmekten cezaevinde olduklarını aktarıyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, yakınlarını kaybeden İsrailli ailelere hitaben kaleme aldığı mektupta, “Bu iğrenç suçları işleyen bu alçak insanların yaptıklarının bedelini tam olarak ödemeyecekleri gerçeğini kabullenmenin zorluğunu anlıyorum” dedi.

Filistinli tutsakların 550’si de gelecek ay serbest bırakılacak.

(BBC)

FOÇEP termik santrale ve cürufa karşı yürüdü

Foça Çevre ve Kültür Platformu (FOÇEP), Aliağa’da kurulması planlanan termik santraller ve bu santrallerin atıklarının bölgeye dökülmesine karşı 16 Ekim Pazar günü bir basın açıklaması düzenledi. Basın açıklaması açılan pankartlar ve atılan sloganlarla protesto eylemine dönüştü.

Platform, basın açıklaması için İzmir’in Foça İlçesine bağlı Ilıpınar ve Kozbeyli köyleri arasında yer alan Gölyüzü mevkiindeki cüruf toplama alanını seçti. Saat 13.00’te Ilıpınar köyünde toplanan platform üyeleri, dernek, yerel yönetimler, STK temsilcileri ile civar yerleşim yerleri ve köylerden gelen yüzlerce vatandaş, konvoy halinde yürüyüşe geçti. Her yaştan katılımcının bulunduğu gurup, üç kilometrelik orman yolunu yürüyerek kat etti. Çocuk, yaşlı ve engelliler traktörlerle taşındı.

Yürüyüş sırasında “Yaşam alanımız yok edilemez”, “Termik santral istemiyoruz”, “Kocaoğlu uyuma kentimize sahip çık”, “Rüzgar, güneş bize yeter” sloganları atıldı.

“Geri Dönüşüm Tesisi Yalan, Asıl Amaç Cüruf Bertarafı” ,”Termik Santral Öldürür”,”Termik Ölüm Kusacak”,”Termik Santral İstemiyoruz”,”Doğa Katliamına Hayır”,”Foça Cüruf ve Termik Santral Kül Depolama Alanı Değildir”, “Kaz Dağlarında Siyanüre Hayır” yazılı pankartlar taşındı. Jandarma yol boyunca ve cüruf döküm alanı civarında geniş güvenlik önlemi aldı. Eylemcilerin açıklama için döküm alanına yürümek istemelerine karşılık, belirlenen alanın ilerisine geçmelerine izin verilmedi.

Doğu Akdeniz Çevre Platformu Tarsus’ta toplandı

Tarsus’un Tarihi Evler sokağında gerçekletirilen DAÇE toplantısına Tarsus ev sahipliği yaptı.

Ev sahibi olması sıfatıyla açış konuşmasını yapan Tarsus ÇEKSAM başkanı Av. Semra Kabasakal “Nükleer santral istemiyoruz. HES’lere karşıyız. Bu konuda hepimiz bir ve beraberiz” dedi.

Daha sonra Tarsus’taki oturumu DAÇE Başkanı Adanalı Dr. Figen Doran yönetti. Doran bir önceki toplantıyı değerlendirerek “Bundan sonra yine HES’lere karşı neler yapılabilir, HES’lere karşı mücadelenin neresindeyiz? Güneş enerjisinin faydaları ve yararlanma şeklimiz, Nükleer karşıtı çalışmalarımıza devam ediyoruz. Termik Santral karşıtı çalışmalar ve hukuksal boyutunu değerlendiriyoruz” diyerek katılımcılarında görüşlerini aldı.

İskenderun Çevre Derneği başkanı Şemsettin Eser’in geçtiğimiz günlerde vefat etmesi nedeniyle bu toplantı merhum çevreci Eser’e ithaf edildi.

DAÇE’nin 86. Toplantısına Tarsus’un ev sahipliğinde Adana ÇETKO, İskenderun, Antakya, Samandağ, Tarsus, Mersin, Osmaniye Bahçe ve Erzin Çevre Derneği başkan ve temsilcilerinden oluşan toplam30 kişilik bir grup katıldı.

(Tarsus Online)

Aşağı Manhattan’daki meydan işgali, temsil başarısızlığından söz ediyor -Michael Hardt & Antonio Negri

Obama ve George W. Bush yönetimlerinin her ikisi de, banka kurtarma operasyonlarının failidir; protestoların öne çıkardığı temsiliyet yetersizliği sorunu, her iki parti için de geçerlidir. Bu bağlamda İspanyolların “gerçek demokrasi, hemen” çağrısı, hem acil hem de meydan okuyan bir çağrıdır

Wall Street’i İşgal Et pankartı altında yapılan gösteriler, sadece ekonomik adaletsizliği geniş anlamda dillendirdikleri için değil, aynı zamanda ve belki daha da önemlisi, sorunları ve istekleri dillendirdikleri için pek çok insan arasında yankı uyandırıyor. Protestolar Aşağı Manhattan’dan çıkıp, ülke çapındaki kentlere ve kasabalara yayıldıkça, şirketlerin açgözlülüğüne ve ekonomik eşitsizliğe karşı öfkenin gerçekliği ve derinliği ortaya çıkmakta. Ama en az bunun kadar önemli olan şey, politik temsilin yetersizliğine –veya başarısızlığına- karşı protestodur. Politik temsilin yetersizliği veya başarısızlığı, o veya bu politikanın ya da o veya bu partinin etkisiz veya yozlaşmış olması değil (ki bu çok doğru olmasına rağmen) çok daha genel anlamda temsili politik sistemin yetersiz olmasıdır. Bu protesto hareketi, samimi bir demokratik kurucu sürece dönüşebilir ve belki de dönüşmelidir.

Wall Street’i İşgal Et protestolarının politik yüzü, onu geçen yılki diğer “meydan işgalleri” ile birlikte konumlandırdığımızda görünür hale gelir. Bunlar birlikte bir mücadele döngüsünün ortaya çıkışını biçimlendiriyor. Pek çok durumda, etkileme çizgileri açıktır. Wall Street’i İşgal Et protestosu, geçtiğimiz bahar aylarının başında Kahire Tahrir Meydanı’nın işgalinin peşinden İspanya’da 15 Mayıs’ta başlayan meydan işgallerinden esinleniyor. Bu gösterilere, bir dizi paralel olay eklenebilir; örneğin, Wisconsin parlamento binasındaki protestolar, Atina’da Syntagma Meydanı’nın işgali ve ekonomik adalet için İsrail çadır kamplarındaki protestolar. Bu çeşitli protestoların içeriği, elbette çok farklıdır ve bu protestolar başka yerlerde olanların yinelenmesi değildirler. Tersine bu hareketlerin her biri, birkaç genel bileşeni kendi içinde bulunduğu koşula uyarlamak durumunda kalmıştır.

Tahrir Meydanı’nda işgalin politik doğası ve protestocuların hiçbir şekilde mevcut rejim tarafından temsil edilemeyeceği gayet açıktı. “Mübarek gitmeli” talebi, diğer bütün meseleleri içerecek kadar güçlü bir etki sağladı. Sonrasında Madrid’in Puerta del Sol ve Barcelona’nın Placa Catalunya Meydanlarında kurulan protesto kamplarında, politik temsilin eleştirisi çok daha karmaşıktı. İspanya’daki protestolar, borç, barınma ve eğitim gibi sorunları dikkate alan daha geniş kapsamlı bir toplumsal ve ekonomik sorun yelpazesini birleştirdi, ama bu protestoların, İspanya basını tarafından başta duygu olarak tanımladıkları “öfke”si, açık açık, bu sorunlarla baş edemeyen politik sisteme yöneltilmişti. Mevcut temsili sistem tarafından sunulan sahte demokrasiye karşı, protestocular, kendi ana sloganlarından birini, “Democracia real ya” veya “Gerçek Demokrasi, hemen” sloganını ortaya attılar.

Wall Street’i İşgal Et, demek ki, bu politik taleplerin sonraki gelişimi ve değişimi olarak anlaşılmalıdır. Elbette protestoların açık ve anlaşılır mesajlarından biri, bankacıların ve finans endüstrisinin hiçbir şekilde bizi temsil etmemesidir: Wall Street için iyi olan, kesinlikle ülke (ya da) dünya için iyi değildir. Temsiliyetin en görünür başarısızlığının, insanların çıkarını temsil etmekle yükümlü olmasına rağmen aslında açıkça bankaları ve kredi kuruluşlarını temsil eden politikacılara ve politik partilere atfedilmesi gerekir. Böyle bir kabul, görünüşte naif ve basit bir soruya yol açar: Demokrasinin insanların kent, yani toplumsal ve ekonomik yaşamın bütünü üzerindeki yönetimi olduğu varsayılmaz mı? Bunun yerine politika, ekonomik ve finansal çıkarlara boyun eğer hale gelmiş durumda.

Wall Street’i İşgal Et protestolarının politik niteliği üzerinde ısrarla durmak derken, onları sırf Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki çekişmeler veya Obama yönetiminin geleceği zemininde değerlendirmeyi kastetmiyoruz. Eğer hareket devam ederse ve büyürse, elbette Beyaz Saray’ı veya Kongre’yi harekete geçmeye zorlayabilir ve hatta sonraki başkanlık seçimi döneminde önemli bir çekişme alanı haline gelebilir. Ama Obama ve George W. Bush yönetimlerinin her ikisi de, banka kurtarma operasyonlarının failidir; protestoların öne çıkardığı temsiliyet yetersizliği sorunu, her iki parti için de geçerlidir. Bu bağlamda İspanyolların “gerçek demokrasi, hemen” çağrısı, hem acil hem de meydan okuyan bir çağrıdır.

Kahire ve Tel Aviv’den Atina’ya, Madison’a, Madrid’e ve şimdi de New York’a yayılan bu farklı protesto eylemlerinin hepsi, mevcut politik temsili yapılardan duyulan hoşnutsuzluğu dile getiriyorsa, o zaman alternatif olarak ne sunuyorlar? Hedefledikleri “gerçek demokrasi” ne? Bununla ilgili en açık ipuçları, hareketlerin kendi iç örgütlenmelerinde, özellikle meydanlarda kamp kuranların yeni demokratik pratikleri deneyimleme biçimlerinde bulunabilir. Bu hareketlerin hepsi, bizim “çokluk biçimi” olarak adlandırdığımız şeye göre gelişmişlerdir ve çoğunlukla meclisler ve katılımcı karar-alma yapıları ile nitelenirler. (Bu bakımdan, Wall Street’i İşgal Et ve diğer pek çok gösterinin, en azından 1999’daki Seattle’den 2001’deki Cenova’ya uzanan küreselleşme karşıtı hareketler içinde derin kökleri olduğunu kabul etmek önemlidir.)

Bu hareketlerin çoğu, meydanların işgal edilmesinde işe yarayan Facebook ve Twitter gibi sosyal medya kanalları sayesinde oluşmuştur. Böyle network araçları, elbette hareket yaratmazlar, ama bazı bakımlardan yatay ağ yapılarına ve bizzat hareketlerin demokratik deneyimlerine uygun oldukları için işe yarayan araçlardır. Başka bir deyişle Twitter, sadece bir eylemin duyurulması için değil, büyük bir meclisin, belli bir karar hakkında görüşlerinin gerçek zamanlı biçimde oylanmasına olanak tanıdığı için de yararlıdır.

[foreignaffairs.com adresindeki İngilizce orijinalinden Otonom yayıncılık editörü Münevver Çelik tarafından çevrilmiştir]

www.sendika.org

Hayvanlar küçülüyor!

Milliyet Gazetesi’nin haberine göre, Singapur Üniversitesi tarafından yapılan çalışmaya göre, sıcaklıktaki artış, bazı hayvanların daha fazla enerji yakarak küçülmesine, bitkilerin de artan nem ve yetersiz besin nedeniyle büyüyememesine neden oluyor. Araştırmacılar bu değişimin kutup ayılarını da etkilediğini açıkladı. İngiliz Nature Climate Change adlı bilim dergisinde yayımlanan araştırma, ortalama sıcaklıktaki bir derecelik artışın bazı bitkileri yüzde 3 ila 17 oranları arasında küçülttüğünü ortaya koydu. Omurgasız deniz canlılarında bu oran yüzde 0.5 ila 4 arasında. Bu oran balıklarda yüzde 6 ila 22 iken, böceklerde yüzde 1 ila 3 arasında hesaplandı.

Kutup ayıları da etkilendi

Küçülen hayvan türleri arasında, kutup ayısı, ala geyik, soay türü koyun, martı ve kertenkele gösterildi. Araştırmayı yürüten Doktor David Bickford ve Doktor Jennifer Sheridan durumun ciddiyetini, “Türlerin küçülmesi henüz yeterince dikkate alınmıyor. Ancak küresel ısınma geçmişte yaşanandan çok daha hızlı olacak. Birçok organizma buna kolaylıkla adapte olamayabilir ve bu yüzden birçok türün soyu tükenebilir” cümleleriyle anlattı. 85 ayrı türün incelendiği araştırmada, bu türlerden yüzde 55’inin küçülme tehlikesini yaşadığı görüldü. Bickford ve Sheridan, 2100 yılında ortalama ısının 7 derece daha yükselmiş olabileceği konusunda da uyardı.

Arınç, Gökçek aleyhine çalışmış

Wikileaks‘te son yayınlanan belgelerin son yerel seçimlerle ilgili olanına göre Ankara’da Melih Gökçek’in aday olmaması yönünde AKP içerisinden de çalışanlar olmuş.

AKP’den Bülent Arınç, Hayati Yazıcı ve İdris Naim Şahin, Melih Gökçek aleyhine kulis yapmışlar. Ancak ortaya çıkan kaset tüm planları bozmuş.

Yerel seçimlerde Melih Gökçek yerine Turgut Altınok’un aday gösterilmesi için Başbakan Erdoğan’a baskı yaptığı iddia edilen AKP’nin bugün de etkili üç ağır topunun çabaları, Erdoğan’ın Gökçek’i tercih etmesi dolayısıyla tamamen sonuçsuz kaldı.

ABD Dışişleri bBkanlığı’na giden belgede Gökçek’in bir danışmanının su zammı nedeniyle yüzbinlerce Ankaralı’nın temiz su içemediğine ilişkin sözleri de kayda geçti.

Wikileaks’te yer alan 9 Şubat 2009 tarihli bir ABD Ankara Büyükelçiliği telgrafında, yaklaşan 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Ankara’daki yarış incelendi. Burada Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in danışmanlarından birinin sözlerine yer verildi. Danışmanın başlarda bazı AKP ağır toplarının yeniden aday gösterilmesine karşı çıkmasına rağmen, Melih Gökçek’in parti karargahında tam destek sağladığını söylediği belirtildi. “Hizmete Özel” kripto şu iddialarla devam etti:

“Danışman bize AKP milletvekili ve eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı ve Genel Başkan Yardımcısı İdris Şahin’in Kasım ve Aralık aylarında Başbakan Erdoğan’ı, Gökçek’i AKP’nin Ankara adayı yapmaması için ikna etmek amacıyla parti içi bir girişim başlattıklarını açıkladı. Bu güçlü grup Ankara’nın ilçesi Keçiören’in belediye başkanı Turgut Altınok’un, AKP’nin büyükşehir belediye başkanı olarak ‘tüm oyları silip süpürme’ teklifini destekledi. AKP’nin yaptırdığı, Gökçek’e yaklaşık yüzde 59, Alnıtonok’a yüzde 6 veren bir dizi ankete karşın bu grup Başbakan’a Altınok’u seçmesi için baskı yapmayı sürdürdü. Gökçek’in eski arkadaşı Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise, Başbakan’a Gökçek seçilmezse AKP’nin belediye başkanlığını kaybetme riski olacağını anlatarak savunmaya geçti. Erdoğan sonunda Gökçek’i tercih etti.

Turgut Altınok, adaylık sürecinde, bu kriptonun yazılmasından yaklaşık on gün sonra ortaya sürülen bir video kaseti nedeniyle, 29 Mart 2009 yerel seçimleri için bağımsız aday olmayacağını da açıkladı ve yarışta devre dışı kaldı. Ancak kriptoda yazılanlar, Altınok’un AKP içinde hiç de küçümsenmeyecek bir desteğe sahip olduğunu ortaya koydu.

Belgede “Gökçek’in danışmanı aynı zamanda Belediye Başkanı Gökçek’in ekibinin, aralarında suya mantıksız fiyatlamanın da bulunduğu hatalar yaptığını, bunun yüzbinlerce kişinin temiz içme suyuna erişememesi sonucu doğurduğunu söyledi. Ancak seçmenler Gökçek’in hizmetler açısından genel performansının sıra dışı olduğunun farkına vardı. Bu sicil, Gökçek’in popülaritesi yanında görece kolay bir zafere yolaçacak” ifadeleri yer aldı.

(Ajanslar)

Kitap okuma planına tutuklama

Okumak için çıkarılan kitap listesi öğrenciyi tutuklattı. Listedeki bazı kitaplar 70’lerde yasaklanıp serbest bırakılmış.

Karşıt görüşlü öğrencilere yönelik eylem planladıkları iddiasıyla tutuklanan beş öğrenciye terör örgütü üyeliği suçlamasıyla dava açılırken ‘kitap okuma listesi’nin de delil sayıldığı ortaya çıktı. Şüpheli Ali Haydar Yıldız’a savcılık sorgusunda okuma listesiyle ilgili “Haklarında toplatma kararı bulunan yayınların isim listesini bulundurma amacınız nedir?” denildi.

Radikal Gazetesi’nde yer alan habere göre, Ankara Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre, dört ayrı terör örgütü üyesi oldukları iddia edilen beş öğrenci bir araya gelerek karşıt görüşlü öğrencilere karşı eylem hazırlığındayken yakalandı. Öğrencilerden Ali Haydar Yıldız’ın evinde yapılan aramada 15 adet kitap isminin yer aldığı bir kitap listesi bulundu. Listede yer alan bazı kitaplar hakkında toplatma kararı bulunduğu gerekçesiyle, okuma listesi örgüt üyeliği suçlamasına delil sayıldı. Kitap listesine ilişkin tutulan ‘polis inceleme tutanağı’nda şu ifadelere yer verildi:

“TİİKP Savunma ile başlayıp Sabah Tufanı ile biten dokümanda geçenlerin kitap isimleri olduğu, İBO isimli kitabın İstanbul 4 No.’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 17. 04. 2000 tarihinde, Seçme Yazılar isimli kitabın İstanbul 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 07.06. 1979 tarihinde, Türkiye Proletaryası isimli kitabın ise İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 08. 01. 1974 tarihi ile toplatmasının olduğu anlaşılmıştır.”

Kitap listesi savcılık sorgusunda da şüpheli öğrenci Ali Haydar Yıldız’a soruldu. Savcı, haklarında toplatma kararı bulunan kitapları hatırlattıktan sonra “Örgütsel içerikli ve çeşitli tarihlerde değişik mahkemelerde toplatma kararı bulunan yayınların isim listesini bulundurmaktaki amacınız nedir? Bahse konu yayınların isimlerini örgütsel eğitimlerinizde kaynak göstermek için mi bulundurmaktasınız?” diye sordu.

Hazırlanan iddianamede de savcılık kitap listesine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“TİİKP Savunma ibaresi ile başlayan not, muhtelif kitap isimleri yazılı olduğu, kitaplardan bir kısmının değişik mahkemelerce haklarında toplatma kararı verilen yayınlardan olduğu tespit edildi.”

Yıldız’ın avukatı Murat Yılmaz müvekkilinin ev aramasında sadece ‘okuma listesi’ bulunduğuna dikkat çekerek, “Kitaplar hakkında kararlar 12 Eylül öncesine ait. Şu anda bu kitaplar bütün yayınevlerinde serbestçe satılmaktadır. İlk duruşmada kitapçılardan delil sayılan kitaplardan mahkemeye sunacağız. Bu dosya bize gösteriyor ki, bundan sonra okunacak kitap listesi dahi yapılamayacak. Baskıya girmeden toplatılan kitap görmüştük ancak okunmak için listesi çıkartılan kitapların suçlama olarak yöneltilmesi ilktir” dedi.

21 Ocak 2011’de tutuklanan öğrenciler 6 Aralık’ta hâkim karşısına çıkacak.

Star TV artık Doğuş Yayın Grubu’nun

Doğuş Yayın Grubu, Star TV‘yi satın almak üzere Doğan Yayın Holding ile anlaşmaya vardı.

Doğan Yayın Holding’ten borsaya gönderilen açıklamada, Star TV’yi bünyesinde barındıran Işıl Televizyon Yayıncılık’ın yüzde 99,99 hissesinin Doğuş Yayın Grubu’na satışına ilişkin sözleşmenin dün akşam imzalandığı belirtildi.

Açıklamada, satış bedelinin 327 milyon dolar olduğu, bunun 151 milyon dolarlık kısmının peşin, kalan 176 milyon dolarlık kısmının ise 2 yıllık vadede ödeneceği kaydedildi.

Doğuş Yayın Grubu’nun en büyük parçası olan NTV, 12 Eylül 2010 Anayasa Refarandumu’ndan itibaren yaptığı yayınlarla tek taraflı bir AKP yörüngesinde haberciliğini tercih etmişti. Star TV’nin de Doğuş Yayın Grubu’na geçmesi ile medyadaki hükümet taraftarı olma yönündeki kayış daha da güçlenmiş oldu.

Mazlumder’den Başbakan’a: “Velev ki Zerdüşt olsun!”

BDP milletvekillerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde başörtüsü ile görev yapılabilmesine olanak veren içtüzük değişikliği önerisinin Başbakan Erdoğan tarafından “başörtüsü istismarı” olarak nitelendirilmesi üzerine İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Genel Merkezi tarafından açıklama yapıldı:

Velev ki Zerdüşt olsun!

Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP), milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde başörtüsü ile görev yapabilmelerine imkan veren iç tüzük değişikliği önerisi Başbakan tarafından “başörtüsü istismarı” olarak nitelenmiştir.

Başbakan’ın konuya ilişkin yaptığı açıklamada yer alan “Dini Zerdüşt’lük olanın böyle bir derdi olabilir mi?” ifadesi nefret söylemi içermektedir.

Başbakan’ın Zerdüşt’lük vurgusu suçlayıcı, aşağılayıcı ve itham edicidir. Üstelik Başbakan’ın da mensubu olduğu inanç sisteminde; başkalarının dinlerine yönelik küçümseyici tavır ve söylemler makbul görülmemektedir.

Öte yandan Başbakan’ın, BDP’nin başörtüsü konusunu istismar ettiğine yönelik söylemi, herhangi bir somut bilgi/belgeye dayanmayan bir niyet okuyuculuktur.

Siyasi iktidarın vazifesi; “fiili” yasakların kaldırılması ve özgürlük alanlarının genişletilmesine yönelik önergelerde niyet okuyuculuk yapmak olmamalıdır. Siyasi iktidar bir zamanlar “bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz.” diyen anlayışa yeni bir yorum getirerek “henüz zamanı değil” argümanının arkasına saklanmaktadır. Bu çıkarcı, ben merkezli tutum kabul edilemezdir.

MAZLUMDER olarak; özgürlük alanlarını genişleten herkese, “niyetlerini sorgulamaksızın” destek veriyoruz. Buna karşılık hak ve özgürlüklerin genişletilmesini engelleyenleri kimliklerine bakmaksızın kınıyor ve tüm alanlarda başörtüsü özgürlüğü için bir an önce gerekli adımların atılmasını bekliyoruz.

MAZLUMDER Genel Merkezi

 

(Yeşil Gazete)

Alternatif Medya Şenliği’nden sonra

Yeşil Gazete’nin organize ettiği, Alternatif Medya Şenliği’nin (AMŞ) birincisi geçtiğimiz Pazar gerçekleşti. Aslında Şenliğe başlarken aklında olan varsa da, kimse sesli olarak birinci sıfatını koymuyordu Şenliği’n önüne. Bir şeyi ilk defa yapacak olmanın ve sonucunu tahmin edememenin bir göstergesiydi bu.

Şenlik bittiğinde ise, Yeşil Gazete ekibinde ve AMŞ’nin tüm altyapısını günlerdir oluşturan organizasyon ekibinde herkes (o yağmur altında açık havada didinerek büyük iş yaptılar) Şenlik’ten birinci diye bahsetmeye başlamıştı. Çünkü, devam etmeyi hak eden bir ortam yakalandı. İstanbul’da yaşamamam sebebiyle Yeşil Ev’in yaptığı toplantılarda ne kadar dolduğunu bilemiyorum ama ilk oturumdan son oturumun son dakikasına kadar hem toplantı salonunun hem de Yeşil Ev’in dış kapısının kalabalık yüzünden açılamayacak seviyede olduğunu söylersem sanırım Yeşil Ev için de “tarihi” günlerden biriydi.

Aksaklıklar olmadı mı? Bizim elimizde olmayan çok büyük bir aksaklık oldu. Cumartesi hiç durmayan yağmur, belki Pazar durur diye beklememize rağmen ara ara fırtınaya da çevirerek yağdı. Büyük bir açıkhava alanında kurulan Alternatif Medya standaları da bu yağmurdan çok etkilendi tabii ki. Yağmur şenliğin üzerine yağdı, şenlik kısmını biraz silik bıraktı ama paneller kısmını güçlendirdi. Standlar, orada Alternatif Medya’nın mensuplarının kendilerini tanıtacağı şekilde kalsaydı, yağmur sebebiyle, yine de, biraz düştüğünü düşündüğüm katılım daha da fazla olsaydı, akşam planlanan konser, güniçinde de sanatsal etkinlikler planlandığı gibi gitseydi, şu haliyle bile çok güzel geçen Şenlik, enfes olacaktı. Seneye olacaktır.

Panallere geçersek; ben genelde bir panele gittiğimde sunumu dinler, soru yanıt kısmına gelince de ilk sorudan sonra sıkılır çıkmak isterdim. AMŞ’nde ise, saat 12.00’den, 20.00’ye kadar yerimden kalkmadan panelleri izledim. Alternatif Medya’nın unsurları çıkıp hem kendilerini, hem de oldukları yerden Alternatif Medya’nın nasıl göründüğünü anlattılar. Rakama dökmek gerekirse, beş oturum yapıldı, her bir oturumda önce konuya hakim bir (son oturumda iki) kişi çıktı ve bir giriş yaptı. Daha sonra da konularına göre 14 konuşmacı ufak sunumlar yaptılar. Medya Okuryazarlığı, Yeni Medya Düzeni (mi?), İnternet Sansürü, Medyada Nefret Söylemleri, Dijital Aktivizm oturumların ana başlıklarıydı. Benim de kısa bir sunumum oldu Yeni Medya Düzeni (mi?) oturumunda (Daha sonra dediklerimi ve demek istediklerimi bir yazıda topladım. Okumak isterseniz: Alternaf Medya Şenliği’ndeki konuşma(m) )

Kişisel olarak, Nor Radyo temsilcisi Sayat Tekir’in sunumu, Galatasaray Üniversitesi’nden Vedat Çakmak’ın sunumu, Alternatif Bilişim Derneği’nden Özgür Uçkan’ın sunumu ve askerleranlatiyor.blogspot.com’dan Ozan Zeybek’in sunumu başta olmak üzere tüm sunumlardan beslendiğimi söyleyebilirim.

Sonuç olarak, Alternatif Medya’nın bir bölümü, geçtiğimiz Pazar toplandı ve medyayı tartıştı. Gördük ki, aynı fikirlerde, benzer ideallerde internet denen deryanın içerisinde yüzüyoruz. Ve yine gördük ki, kalabalığız, daha da kalabalık olabiliriz. Medyayı, Dünya’yı, yaşamı ana akımın totaliterliğinden kurtarmak için, Alternatif Medya’yı konuşmaya, alternatifleri tanımaya devam etmek gerek. Bu tip çatı Şenlikler bunun için çok etkili.

Seneye daha kalabalık toplanmak üzere…

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net