Ana Sayfa Blog Sayfa 4984

Halkevlerinden erken mesai eylemi

0

Mesai saatlerinin saat 06.00’da başlaması önerisiyle tepki toplayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ilginç bir yöntemle protesto edildi. Saat 06.00’da Bakanlığın önüne gelen Halkevleri üyeleri, Yıldız’ın gelip gelmediğini sordu ve sonra da yerinde olmadığına dair tutanak tuttu.

Halkevleri üyesi 30 kişilik bir grup, sabah 06.00’da Enerji Bakanlığı önüne gelerek, yetkililere Bakan Taner Yıldız’ın yerinde olup olmadığını sordu. ‘Gelmedi’ cevabı alan eylemciler “İşverenler, esnaflar bu vakitte işe gittikleri için trafik yoğundur. Belki bakan trafikte sıkışmıştır. 15 dakika daha bekleyelim” diyerek bir süre daha bekledikten sonra, Bakan’ın yerinde olmadığına dair tutanak tuttu.

Halkevleri üyeleri, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın ‘erken mesai’ önerisini protesto eden bir basın açıklaması yaptıktan sonra Bakanlığın önünden ayrıldı. Eylem nedeniyle çevik kuvvet ekiplerinin bakanlık girişinde yoğun güvenlik önlemi aldığı görüldü.

(Emek Dünyası)

Saz çalıyor diye yurttan atıldı

Rize Üniversitesi (RÜ) öğrencisi Özgül Çakmakçı, saz çaldığı ve erkeklerin de bulunduğu sosyal etkinliklere katıldığı gerekçesiyle yurttan atıldı.

RÜ Meslek Yüksek Okulu Su Ürünleri bölümü öğrencisi Özgül Çakmakçı, İslamcı Şuurlu Öğretmenler Derneği (ÖĞ-DER) Rize Şubesi’nin, Çiftekavak Mahallesi’nde misafirhaneye dönüştürdüğü kız yurdunda kaldı. Çakmakçı, eğitimi sırasında Rize Üniversitesi’nin sosyal etkinliklerine katıldı, Rize Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne bağlı Gençlik Merkezi’nde Türk Halk Müziği dalında solistlik yaptı, bağlama kursu almaya başladı. İddiaya göre yurt yöneticileri genç kıza, “Erkeklerin bulunduğu ortamda bağlama kursu alıyor. Solistlik yapıyor, erkeklerle geziyor” gerekçeleri ile baskı uygulamaya başladı. Eğitim yılı sonunda kitap, elbise, çarşaf, yorgan gibi çeşitli eşyalarını yurta bırakarak memleketine dönen Çakmakçı, tatilde katıldığı Türk Halk Müziği solo ses yarışmasında önce Karadeniz Bölge 1.’si, ardından ise Türkiye 4.’sü oldu.2.sınıfa geçen Çakmakçı, yeniden geldiği Rize’de aynı yurda gitti. Maddi durumunun iyi olmadığını ve burslu okuduğunu anlatarak yurt ücretinde indirim isteyen Çakmakçı’yı iddiaya göre yöneticiler, “Ahlaki davranışların uyum sağlamıyor” diyerek yurda almadı. Suçlamalar üzerine yurt yöneticileri ile tartışan genç kız, gözyaşları içerisinde yurttan ayrıldı. Bir gün sonra yeniden yurda gelen Çakmakçı, geçen yıldan kalan kitapları, ayakkabıları, elbiseleri ve diğer eşyalarını almak isteyince Yurt Müdürü Esra Balta’nın, “Eşyaların belediye çöplüğünde. Git oradan al” dediğini iddia etti. Cumhuriyet Polis Merkezi’ne giden Özgül Çakmakçı, yurt yöneticileri hakkında şikayette bulundu. Polis, Yurt Müdürü Esra Balta’yı ifadeye çağırırken, konu hakkında Rize Cumhuriyet Savcılığı da soruşturma başlattı.Çakmakçı,  “Ben bir kız öğrenciyim. Burada beni savunacak kimsem yok. Hiç eşyam kalmadı. Arkadaşlarımdan aldığım kıyafetleri giyiyorum. Bağlama kursuna gidiyorum. Benim arkamda saz çalan kız ve erkek arkadaşlarım da oluyor. Üniversitede bir çalışma yaparken kütüphanede kız- erkek birlikteyiz. Okulda da. Bunlar onlara göre ahlak dışı davranış oluyor” dedi.

Burası depo değil

Yurt müdürü Esra Balta ise, öğrencinin geçen yıl eşyalarını emanete değil, yurttaki arkadaşlarına bırakarak gittiğini, zamanında gelip almayınca da ortada kalan eşyaları çöpe attıklarını söyledi. Balta, “Burası depo değil. Zamanında eşyalarını gelip alsaydı” diye konuştu. Balta, öğrencinin neden yurttan atıldığına ilişkin açıklama yapmazken, eşi ve yurdun bağlı olduğu derneğin yöneticisi Yaşar Balta, öğrencinin ahlaki davranış bozukluğu içerisinde olduğunu öne sürerek bu nedenle yurda almadıklarını söyledi.

Parasız eğitim isteyene tehdit: “Seni de kaybederiz”

İstanbul Üniversitesi’nin açılışında Başbakan Erdoğan’ı protesto edenler arasında bulunan böbrek hastası öğrenci Eser Morsümbül, gözaltında şiddete maruz kaldı. Morsümbül, polislerin kendisini “Amcan gibi seni de kaybederiz” diyerek tehdit ettiğini söyledi.

Bianet’ten Ayça Söylemez’in haberine göre, çocukluğu, Cumartesi Anneleri ve Bayrampaşa Cezaevi görüş günlerinde geçen üniversiteli Eser, parasız eğitim istediği için gözaltına alındığında, “Amcan gibi seni de kaybederiz” diye tehdit edildiğini söyledi.

Üniversite öğrencisi Eser Morsümbül, İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampusu önünde elinde “Parasız eğitim istiyoruz” pankartıyla katıldığı basın açıklamasının ardından gözaltına alındı. Saatlerce bekletildiği araçta dövülen, arama sırasında çırılçıplak soyulan ve soğuk hücrede mahkemeye çıkmak için bekletilen Eser, “Beni de amcam gibi ‘kaybetmekle’ tehdit ettiler” diyor.

Böbreklerinde yüzde 50 fonksiyon kaybı olan, nakil için sıra bekleyen, hipertansiyon ve kemik erimesi hastalıkları olan 26 yaşındaki Eser, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İşletme Bölümü öğrencisi.

12 Ekim’de İstanbul Üniversitesi Beyazıt kampusundaki akademik yılın açılışında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da konuşma yapacağından, çevrede olağanüstü önlemler alınmıştı. Aralarında Başbakan Erdoğan’ın konuşması sırasında parasız eğitim pankartı açtıkları için 19 ay tutuklu yargılanan Berna Yılmaz ile Ferhat Tüzer’in de bulunduğu Gençlik Federasyonu üyesi üniversiteliler, ellerinde “Parasız eğitim istiyoruz” ve “”Füze Kalkanı Değil Tam Bağımsız Türkiye” yazılı pankartlarla okulun önüne gelmek istedi.

Eser, “Yollar kesilmişti, okulun yakınına bile girmemize izin vermediler. Biz de polisin gösterdiği yerde basın açıklamamızı okuyup dağıldık. Evime dönmek için yola koyulduğumda, polisler yolumu kesti ve yerlerde sürüklenerek, tekmelenerek gözaltına alındım. Benim ve arkadaşlarımın ellerini kelepçeleyerek bir inşaata götürdüler, orada darp edildikten sonra otobüslere bindirildik” diye anlatıyor sonrasında olanları…

Gözaltına alınan 12 öğrenci, Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Eser, “Güvenlik Şube Müdürlüğü’nün karşısına park ettikleri araçta altı saat kelepçeli olarak bekletildiklerini, bu sırada dövüldüklerini, onur kırıcı küfürler edildiğini” söyledi.

“Darp ve küfürler, sağlık kontrolü için götürüldüğümüz Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nde de devam etti. Böbreklerim hasta olduğu için tuvalete gitmem gerektiğini söyledim, üzerimi aramak istediler. Kabul etmeyince yere yatırıp tekmelemeye başladılar, ‘Seni öldürürüz, ailene zarar veririz, amcan gibi kaybederiz’ diye tehdit ettiler. Boş silahın tetiğini çekerek, öldürecekmiş gibi yapıyorlardı.”

“Dönüşte araçta da silah kabzasıyla Cem Erbay ile Eda Arı isimli arkadaşlarımızı yaraladılar, Eda’nın kolu kırıldı. Benim de sürekli böbreklerime vurdular” diyen Eser, Emniyet’e tekrar götürüldüklerinde bu sefer de arama bahanesiyle çırılçıplak soyulup tacize uğradığını ifade etti.

Ertesi akşam çıkarıldıkları mahkemece, “adli kontrol tedbiri” konarak serbest bırakılan ve “2911 sayılı gösteri ve yürüyüş kanuna muhalefet etmekle” suçlanan öğrencilerden, içlerinde Eser’in de bulunduğu altısı, her cumartesi günü akşam 20.00’de mahallelerindeki karakola giderek imza vermek zorunda. Eser gülerek, “Eda’nın ikametgahı Mersin’de, umarım her hafta oraya gitmek zorunda kalmaz” diyor.

Eser’in amcası Hüseyin Morsümbül, 12 Eylül darbesinden bir hafta sonra, henüz 19 yaşındayken Bingöl’de gözaltına alınıyor. Eser’in babaannesi, Hüseyin’in annesi Fatma Morsümbül, ertesi gün jandarma karakolu gidiyor, “Hüseyin burada” cevabını alıyor. Ancak ertesi gün gittiklerinde “Oğlunuz kaçtı” diyorlar.

Hüseyin’in babası Hanefi Morsümbül de evinden gözleri bağlanarak götürüldü, işkence yapıldıktan sonra bırakıldı. Bir hafta sonra savcılığa giderek şikayetçi oldular.

Olaydan dört yıl geçtikten sonra evlerine telefon eden bir kişi, “Hüseyin’in işkencede öldürüldüğünü ve battaniyeye sarılarak karakoldan çıkarıldığını, Murat nehrine atıldığını” söyledi. Aile, baskıların artması sonucu İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. 2003’te askerlik yapmadığı için vatandaşlıktan çıkarılan Hüseyin, 31 yıldır kayıp.

Eser’in diğer amcası Ekin Morsümbül de “PKK’ye üye olmak suçlamasıyla” 1995-1999 arasında Bayrampaşa Cezaevi’nde tutuklu yargılandı. Eser, “Şimdi nerede olduğunu bilmiyoruz, ondan da haber alamıyoruz” diyor.

“Ben de küçükken Cumartesi Anneleri/İnsanları’na babaannemle birlikte çok gittim. İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) de birlikte giderdik. 9-10 yaşlarındayken, hapishanedeki amcamı ziyarete gittiğimizi, hatta cezaevi koridorlarında oynadığımı hatırlıyorum.”

Yunanistan’da hayat 48 saat duracak

0

Kemer sıkma önlemlerine isyan eden sendikalar, 48 saatlik genel grev kararı aldı. Memurlar, doktorlar, avukatlar ve hava trafik kontrolörlerinin iş bırakmasıyla Yunanistan’da hayat iki gün boyunca duracak.

Avrupa’da sendikaların en güçlü olduğu ülkelerden biri olan Yunanistan, aslında bu tür grevlere alışık. Son 30 yılda, ülkede 5 binin üzerinde grev yapıldı. Ancak ülke derin bir ekonomik krizden geçerken, sendikaların sık sık iş bırakma eylemlerine başvurması, çözüm önerilerine karşı çıkması, tartışmaları da beraberinde getiriyor. Sendikalar gerçekten de tüm çalışanları temsil ediyor mu? İşçilerin talepleri ne ölçüde dile getiriliyor? Yönetimler ne kadar şeffaf?

Daha az katılımcı

Yunanistan’da krizin faturasının halka kesildiğini söyleyen çalışanlar, hükümete öfkeli. Çeşitli protestolarla seslerini duyurmaya çalışan işçi ve memurlar, sendikaların eylem çağrılarına ise artık daha mesafeli yaklaşıyor. Eylemlerin giderek daha az sayıda katılımcı toplaması dikkat çekiyor.

Çalışma yaşamı konusunda uzman olan Profesör Yannis Kouzis, sendika yöneticilerini sert bir dille eleştiriyor. Kouzis, ülkede sendikaların son 20 yıldır kan kaybettiğini söylüyor: “Özellikle çalışan genç kesimi örgütlü olarak harekete geçmek konusunda etkilemek artık kolay değil. Sendikaların üye sayısı 80’lı yılların sonundan beri değişmedi. Üstelik sigortalı çalışanların sayısı artmasına rağmen. Tabii, Yunan işletmelerin yüzde 99,5’inin, yirmiden az çalışanı olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Bu tür küçük işletmelerde sendikal hareketleri gerçekleştirmek çok güç.“

İş güvencesi azalıyor

Pek çok uzmana göre Yunanistan iş piyasası da Avrupa’daki eğilime ayak uyduruyor. İş yaşamında esnek çalışma koşulları yaygınlık kazanıyor. İş güvencesi yerini yarı-zamanlı ya da serbest çalışmaya bırakıyor. Bu da sendikaların gücünü kırıyor. Bu alanda birbaşka önemli sorun da, işçi temsilcisinin siyasi partilerle olan bağı. Hükümet partisine yakın olan sendika liderlerinin milletvekili ya da bakan olmaları, Yunanistan’da hiç de ender rastlanan bir durum değil.

Profesör Yannis Kouzis, “Güven vermeyen bir sendika hareketi, karşıtlarının eline koz verir. Sendikalar inisiyatifi elinde tutmalı, dışarıdan müdaheleyi engellemeli ve siyasi partilere karşı bağımsızlığını korumak için  mücadele etmeli. Tabii bu o kadar da kolay değil” şeklinde konuşuyor.

Asgarî hizmet zorunluluğu

Yunan sendika yöneticileri, üye sayılarını arttırmakta güçlük çekse de grev yapma konusunda üstün bir performansa sahip. Yunanistan’da 1979’dan bu yana 5 bin 300’den fazla grev yapıldı. Bunların yüzde 90’ı kamu alanında gerçekleşti. En azından bin 300 iş gününde çalışılmadı.

Profesör Kouzis, giderek daha fazla Yunan vatandaşının, ülkenin içine düştüğü krizde, sendikaların ve çalışma yaşamındaki uzlaşmazlıkların da rolü olduğunu düşündüğünü söylüyor.

Grevlerde, asgarî hizmet sunulması zorunluluğu bulunuyor. Ancak genelde bu dikkate alınmıyor. Yannis Kouzis, “ Mevcut yasalar, devletin vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşıladığı alanlarda, ancak çalışanların yerlerine bir sorumlu bırakmaları koşuluyla greve izin veriyor. Bu yapılmadığı takdirde iş yasaları ihlal edilmiş olur. Ayrıca temel ihtiyaçların karşılanmasını engelleyerek kamuoyunu da karşınıza almamanız gerekyor. Özellikle de kamuoyu zaten kazanılamıyorsa” diyor.

(DW)

Batı demokrasisinin cilası dökülüyor

0

15 Ekim’de gerçekleşen gösteriler sonrasında Roma Belediye Başkanı Gianni Alemanno,  bir ay süreyle İtalya’nın başkentinde gösteri yapılmasını yasakladı.

Başkan, şehir merkezinde bir ay boyunca yürüyüşlü eylem yapılmasını yasakladı. Roma Belediyesi, 15 Ekim Cumartesi günü şehirde adeta savaş sonrası görüntülerinin oluşmasına neden olan olayların ardından sivil toplum kuruluşlarını kızdıran bir karar aldı. Polisin müdahalesi sonucunda yaklaşık 500 kadar “kara blok” hareketi mensubunun, aralarında Jandarma aracının da bulunduğu 20’ye yakın aracı, çöp konteynırlarını ve Savunma Bakanlığı’nın ek binalarından birini ateşe vermesi, dükkanların ve bankaların vitrinlerini kırması, İtalya’nın demokrasi cilasını da söktü. Başkent Belediye Başkanı Gianni Alemanno, bir acil durum komisyonu oluşturarak, bir ay boyunca şehirde yürüyüşlü eylemlere izin verilmemesini içeren karara imza attı. Karara göre, sadece tarihi şehir merkezinde bazı meydanlarda, sabit eylemler yapılabilecek.

Wall Street İşgalcileri’nden ‘ilk zafer’

0

Wall Street’i İşgal Hareketi‘nin kamp kurduğu New York’taki Zuccotti Parkı‘nın boşaltılması talebi geri çekildi.

Yüzlerce eylemcinin dört haftadır çadırlar kurarak faaliyet merkezi haline getirdikleri parkın sahiplerinin, parkın temizlenmesi için polis tarafından boşaltılması kararından geçici olarak vazgeçildi.

Wall Street başta olmak üzere Amerikan finans sistemine karşı eylemlere öncülük eden Zuccotti parkındaki protestocular, parkın boşaltılmasından vazgeçilmesini, New York belediyesine karşı kazandıkları ilk zafer olarak değerlendirdiler.

Eylemciler parkın boşaltılması kararını, harekete darbe vurma amaçlı bir taktik olarak değerlendirmişler ve destekçileri parka davet etmişlerdi.

New York’taki BBC muhabiri Laura Trevelyan parkın boşaltılması kararının geri çekilmesinin, parktaki eylemci sayısının bir hayli artması sebebiyle alınmış olabileceğini belirtti.

Temizlik tartışması

 

Parkın mülkiyetine sahip olan Brookfields şirketinden dün yapılan açıklamada, parkın bazı bölümlerinin temizlik amacıyla kapatılacağı, temizlik sonrasında ise yeniden açılacağı bildirilmişti.

Şirket, parkın yeninden açılmasının ardından kamp yapmanın ya da parkta sabahlamanın mümkün olmayacağını belirtmişti.

Zucotti parkında bulunan eylemcilerin koordinasyon grubunun internet üzerinden yaptığı açıklamada ise, Cuma günü yerel saatle altıda parkın boşaltılmasına engel olunması çağrısı yapılmıştı.

Açıklamada ayıca parkı, temizlik bahanesiyle boşaltma kararının, New York belediye başkanı Michael Bloomberg’in önceki eylemleri bastırmak için kullandığı bir taktik olduğu belirtilmişti.

Eylemciler ayrıca parkın temiz olmadığı gerekçesiyle kapatılacak olmasına da tepki gösterdi.

AP haber ajansının sorularını yanıtlayan işsiz öğretmen Emilio Montilla, eylemcilerin her gün düzenli olarak parkta temizlik yaptıklarını ve bunun, şimdiye kadar katıldığı “en temiz eylem” olduğunu söyledi.

(BBC)

Orhan Kemal ilk kez Çin’de

Türkçe edebiyatının büyük kalemi Orhan Kemal‘in ‘Avare Yıllar‘, ‘Cemile‘ ve ‘Baba Evi‘ isimli kitapları ilk kez Çinceye çevrildi.

Türkiye’nin kültür, sanat ve edebiyatıyla ilgili eserlerin Türkçe dışındaki dillerde yayımlanmasına destek projesi TEDA kapsamında, 2005 yılından bugüne 33 eseri 13 dile çevrilen usta kalem Orhan Kemal’in yolculuğu Çin’le devam ediyor.

Türk edebiyatının unutulmaz ismi Orhan Kemal’in ”Avare Yıllar”, ”Cemile” ve Baba Evi” isimli kitapları ilk kez Çince’ye çevrildi.

Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü, edebiyat yapıtlarının sadece eğlenme aracı değil, aynı zamanda insan, toplum ilişkilerini ve toplumsal değişimleri anlatan en büyük yazılı kaynaklar olduğunu söyledi.

”Bir ülkenin insanını tanımak istiyorsan, o ülkenin gerçekçi yazarlarının eserlerini okuyacaksın” görüşünün oldukça yaygın olduğunu dile getiren Öğütçü, Orhan Kemal’in yapıtlarının da eskimediğini ve hala geçerliğini koruduğunu belirtti.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca 2005 yılında başlatılan TEDA Projesi’nin önemine değinen Öğütçü, proje kapsamında Orhan Kemal’in 33 eserinin 13 dile çevrildiğini bildirdi.

TEDA Projesi ile pek çok ülkede Türk yazarların kitaplarının yayımlandığını anımsatan Öğütçü, ”Orhan Kemal’in eserlerinin de 13 dile çevrilmesini dünyadaki yayınevlerinin keşfetmesine bağlıyorum. Eğer önemli konularda yapıtlarınız varsa bunlar mutlaka bir gün göze çarpıyor. Sanıyorum bundan sonra bu daha da artarak devam edecektir” dedi.

Orhan Kemal’in eserlerinin kolay okunması ve gerçek hayatı, toplumsal ilişkileri doğru anlatması bakımından ilgi gördüğünü ifade eden Öğütçü, çevirisi yapılacak eserlerin genellikle ”Küçük Adamın Romanı” serisi kitaplar olduğunu kaydetti.

Çevirisi yapılan eserlerin tamamının Orhan Kemal’in otobiyografik romanları olduğunu anlatan Öğütçü, ”Bu kitaplarda ailemin yaşantısını, aslında tüm küçük insanların, yani hepimizin ortak olan hayatı gözümün önündedir. Bize bizi anlattığı için hem de çok gerçekçi anlattığı için bendeki yerleri çok özeldir” diye konuştu.

‘Gurur verici bir gelişme’
Orhan Kemal’in eserlerinin bugüne kadar Yunanca, İtalyanca, İspanyolca, İbranice, İngilizce, Arapça, Arnavutça, Bulgarca, Urduca, Sırpça, Rusça ve Almancaya çevrildiğini belirten Öğütçü, ilk kez 3 eserin Çince yayımlandığını söyledi.

”Avare Yıllar”, ”Cemile” ve ”Baba Evi” adlı yapıtların Orhan Kemal’in kendi yaşam öyküsünü anlattığı otobiyografik romanlan olduğunu anlatan Öğütçü, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Baba Evi’, yazarın çoğunlukla yokluk içinde ve aile baskısıyla yüklü olarak geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarını, ‘Avare Yıllar’ yoksulluğun alt katlarına düşmüş bir gencin başıboş yuvarlanışını anlatırken, umutlu bir direnişi göz önünde tutar. ‘Cemile’ ise, dokuma fabrikasında çalışan işçi kızla onunla evlenmek isteyen katibin hikayesi üzerinden, fabrika hayatını, işçilerin zor yaşam koşullarını gerçekçi bir şekilde ele alır.

Kitaplar proje kapsamında, Çinceye Yongmin Xia, Tang Jiankun, Yin Tingting çevirisiyle CHIRP-China International Radio Press tarafından kitapseverlere sunuldu. Bu eserlerin Çin’de ilk kez yayınlanması, çok önemli bir ülkenin kitapseverlerine ulaşması, üstadın Türkiye’nin kültürel alanda da bayrağını yurt dışında dalgalandırması gurur verici bir gelişme.”

Orhan Kemal’in kitaplarında anlattığı umut ve iyimserliğin tüm insanlığın ortak hasreti olduğunu dile getiren Öğütçü, sözlerini şöyle tamamladı:

”Daha güzel bir dünyada yaşamak, mutlu olmak, özgür düşüncelerimizin yeni dünyalar kurduğu bir uygarlığa ulaşmak onun anlattığı hikayelerin içinde hep vardır.

Bize sadece bunları görmek kalıyor. Bunu bir gün gerçekleştireceğimize inanıyorum. Orhan Kemal Türkiye’dir, yurt dışına yol alan kültür gemimizdir.”

Yerli uydu RASAT’tan ilk fotoğraflar

Türkiye’nin uzaya fırlattığı ilk yer gözlem uydusu RASAT‘ın, dünyanın dört bir tarafından çektiği ilk görüntüler, TÜBİTAK’ın yer istasyonundan başarıyla indirilmeye başlandı.

TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) tarafından DPT desteğiyle tasarlanıp üretilen Türkiye’nin ilk uzaktan algılama uydusu RASAT’ın uzaydan çektiği ilk görüntüler, 10 gündür Enstitünün ODTÜ yerleşkesinde kurulu binasındaki yer istasyonundan alınabiliyor.

17 Ağustos 2011’de Rusya’dan uzaya fırlatılan ve yörüngeye yerleştirilen RASAT, Dünya çevresindeki bir turunu yaklaşık 98 dakikada tamamlıyor ve dün itibariyle dünya çevresinde 900 tur tamamladı.

Fırlatmadan sonra, RASAT’ın devreye alma işlemleri başlatıldı. Uydu ile iletişim kurmak için Ankara’daki ana yer istasyonuna ek olarak, Norveç’in kuzeyindeki Andoya’daki geçici yer istasyonu kullanıldı.

Geçici istasyon, RASAT ile iletişimi sıklaştırabilmek amacıyla kiralandı. Kutupsal yörüngeye sahip olan RASAT, Ankara’daki ana yer istasyonunun kapsama alanından günde 4 defa geçerken, kutup dairesine yakınlığından dolayı Andoya’daki istasyonun kapsama alanından günde 11 defa geçiyor. Andoya’daki yer  istasyonunun kontrolü de Ankara’daki ekip tarafından internet üzerinden gerçekleştirildi.

-Fırlatmadan sonra neler oldu?-

RASAT’ın fırlatma aracından ayrılmasından sonra başlayan devreye alma aşamasında, yer istasyonundan uyduya uçuş bilgisayarı yazılımları ile yönelim belirleme ve kontrol yazılımı yüklendi. Uydu, 15 gün içinde yörüngede kararlı bir konumda, görüntü almaya hazır hale getirildi. Uydunun hassas yönelim kipine alınmasının ardından modül ve yer istasyonu testlerine geçildi.

TÜBİTAK UZAY;da, Türk mühendisler ve teknisyenler tarafından tasarlanan, üretilen ve test edilen BiLGE isimli uydu görev bilgisayarı, T-REKS isimli X-Bant haberleşme sistemi ve GEZGİN isimli gerçek zamanlı görüntü işleme modülleri ile birlikte, Ankara’daki yer istasyonunun da uydu ile haberleşme testleri yapıldı.

Devreye alma aşamasında yapılan bu testlerle, TÜBİTAK UZAY’da tasarlanıp üretilen alt sistemlerin uzayda başarıyla çalıştıkları kanıtlanmış oldu.

Bu işlemleri takiben, dünyanın ve Türkiye’nin çeşitli noktalarından alınan test görüntüleri RASAT uydusundan Ankara’daki yer istasyonuna gönderilmeye başlandı. İlk aşamada alınan görüntüler ile kameranın çeşitli ayarları yapılarak görüntülerin kalitesi artırıldı. Bir yedek güneş paneli haricinde, uydu üzerinde bulunan onlarca modülün planlandığı şekilde çalıştığı görüldü.

Bazı cihazların testleri ise halen sürüyor. Önümüzdeki dönemde, alt sistemlerin testi, yazılımların güncellenmesi, kameranın kalibrasyonu ve özel manevra testleri gibi çalışmalarla devam edilecek. Arızalı güneş paneli yedekli olduğundan, uydunun çalışması üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmuyor.

7,5 metre siyah beyaz, 15 metre çok bantlı (renkli) görüntüleme yeteneğine sahip, 93 kilogram ağırlığındaki RASAT, hiçbir kısıtlama olmaksızın dünyanın her yerinden görüntü alabiliyor.

RASAT;tan elde edilecek uydu görüntülerinin, şehir bölge planlama, ormancılık, tarım, afet yönetimi ve benzeri amaçlarla da kullanılması planlanıyor.

RASAT uydusunun sistem mühendisliği ve sistem tasarımı yurtdışından herhangi bir danışmanlık ve mühendislik desteği alınmadan, TÜBİTAK UZAY’da görevli Türk mühendisler ve teknisyenler tarafından yapıldı ve tüm testler Türkiye’de gerçekleştirildi.

-Görev ömrü 3 yıl-

TÜBİTAK yetkilileri, görev ömrün 3 yıl olarak hesaplanan RASAT’ın, Türkiye’nin bundan sonraki tüm uzay projeleri için bir mihenk taşı olarak yeni bir dönemi başlattığını bildirdi.

Bu proje kapsamında üretilen yeni yerli uydu alt sistemleri, uzayda uçuş tarihçesi kazanıyor. Gelecekte Türk sanayii, üniversite ve araştırma kurumlarının da bu bilgi birikiminden faydalanması hedefleniyor. RASAT, gelecek nesil askeri ve bilimsel amaçlı Türk uydu görevleri için, alt sistemlerin uzayda denenmesinde bir test ve doğrulama aracı olarak katkı sağlayacak. RASAT’la ilgili güncel bilgiler ve örnek görüntüler rasat.uzay.tubitak.gov.tr adresinden yayınlanacak.

Wall Street’i işgal hareketi bir ayı geride bıraktı

Küresel mali krizden, mali kurumları ve özel şirketleri sorumlu tutan Wall Street İşgalcileri hareketi, eylemlerinde bir ayı geride bırakırken, protestolar dünya başkentlerinde giderek yayılıyor.

Ekonomideki eşitsizliklere dikkat çekmeyi amaçlayan eylemin düzenleyicilerine yapılan bağışların tutarı 300 bin doları buldu.

New York’taki yetkililer eylemcileri işgal ettikleri Zuccotti Parkı’ndan çıkarmak istese de arkalarına giderek büyüyen bir destek alan eylemciler, direnmeye niyetli.

BM Genel Sekreteri’nden AB liderlerine, eylemlere destek açıklamaları yapılırken, protestolara genelde mesafeli duran Rusya ve Çin de dile getirilen bazı taleplere kulak verilmesi gerektiğini kaydetti.

Bundan bir ay önce, Dünya Ticaret Merkezi binaları çevresinde bir kaç çadır ile başlayan eylemler giderek büyüdü; geçen hafta sonu dünyanın büyük metropollerinde yüzbinlerce kişinin katıldığı eylemlere önayak oldu.

Hafta sonu İspanya, Almanya, İsviçre, İngiltere, Avusturya, İtalya ve Fransa başta olmak üzere 80 ülkede, 951 kentte destek eylemleri yapıldı.

New York’taki ‘işgalciler’ bu eylemlerin kendilerine dinamizm kazandırdığını söylüyor.

Liderler: Kulak verilmeli

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Paris’te bir araya gelecek G-20 grubunun, eylemcilere kulak vermesi gerektiğini söyledi.

Genel Sekreter “İşlere olduğu gibi devam etmek ya da sadece kendi iç ekonomik meselelerine eğilmek çok ciddi bir uluslararası ekonomik kriz karşısında yanıt geliştirilmesini sağlamayacaktır” dedi.

Avrupalı liderler de özel sektördeki açgözlülük ve kamu sektöründeki kesintiler karşısında duyulan öfke ve infial hissini anlayabildiklerini söylüyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, mali sektörün ‘sorumsuzca’, hatta kimi zamanlar suç teşkil edecek şekilde davrandığını söyledi. AB Başkanı Herman Van Rompuy da protestocuların meşru kaygıları olduğunu belirtti.

Van Rompuy, bununla birlikte halihazırda uygulanan kemer sıkma önlemlerinin daha iyi bir geleceğe ulaşmayı sağlayacağını savundu.

Moskova’da ise Rusya Başbakanı Vladimir Putin, eylemlerin hükümetlerin sosyal politikalarında değişiklik yaparken dikkatli davranması ihtiyacını gösterdiğini söyledi.

Putin, Moskova’da yaptığı bir konuşmada, “Gelişmiş ekonomileri olan bazı ülkelerde gördüğümüz gibi, marjinal bir grup değil, yüzbinlerce kişi sokaklara çıkıyor ve hükümetlerinin gerçekleştiremediği şeyleri talep ediyorlar” dedi.

Çin Dışişleri sözcüsü Liu Weimin de, “Burada, üzerinde düşünülmesi gereken pek çok konu var.” diye konuştu.

Eylem kampları büyüyor

Wall Street’teki eylemciler açık bir talep ortaya koymuş değil; ancak hafta sonunda tüm dünyada yankıları duyulan eylemlerden güç alarak mali kurumlar üzerindeki baskıları sürdürmek istiyorlar.

Pek çok ülkede, buradaki eylemcilerle dayanışma halindeki prostestocular, hükümetlerinin kemer sıkma eylemlerine karşı seslerini yükseltiyor.

Almanya’da eylemciler, Frankfurt’taki Avrupa Merkez Bankası’nın önünde çadırkent kurdu

Protestocular, küresel mali kurumlara sınırlamalar getirilmesi çağrıları uygulamaya geçene dek buradan ayrılmayacaklarını söylüyor.

İtalya’da ise polis, cumartesi günü son yılların en büyük şiddet olaylarına uğrayan Roma’da ev ev aramalar yaparak protestolara şiddet karışmasından sorumlu aşırı sol eğilimli eylemcileri gözaltına alıyor.

Roma’da meydana gelen hasarın maliyeti 1 milyon euro olarak tahmin ediliyor.

Londra’da ise 500 kadar eylemcinin en önemli mali kurumlarla çevrili olan St. Paul Katedrali önündeki eylemleri üçüncü gününde sürüyor.

Katedralin çevresindeki çadırların yanında, derme çatma bir mutfak, tuvaletler ve danışma merkezi de bulunuyor.

Protestocuların Londra Borsası önünde eylem talebi kabul edilmemiş, St. Paul Katedrali’nin din adamlarından Giles Fraser ise, eylemcileri tahliye etmeye çalışan protestocuların kalmasından memnuniyet duyacaklarını söyleyip, polisin bölgeyi boşaltmasını istemişti.

Ancak polis 24 saat boyunca katedral önündeki meydanda nöbet tutuyor.

Hafta sonu Londra’da düzenlenen gösteriler genelde barışçı geçti, ancak sekiz kişi gözaltına alındı.

Avrupa’nın çeşitli kentlerinde yüzbinler eylemlere destek verirken, ABD’deki eylemlere katılım daha sınırlı kaldı. Seattle’da da polis, bir parka kurdukları çadırları sökmeye yanaşmayan eylemcileri gözaltına aldı.

(BBC)

Bitlis’te patlama: 6 kişi yaşamını yitirdi

Bitlis Güroymak’ta patlama meydana geldi, 4’ü polis, 2’si sivil 6 kişi hayatını kaybetti.

TRT Haber’in duyurduğu habere göre, hastaneye aralarında polislerin de bulunduğu çok sayıda yaralının kaldırıldığı öğrenildi.

Görgü tanıkları bölgede patlamanın etkisiyle büyük bir çukurun oluştuğunu ifade etti.