Ana Sayfa Blog Sayfa 4982

Fransa’da anketler Hollande’ı işaret ediyor

Fransa’da ilk turu 22 Nisan’da, ikinci turu ise 6 Mayıs’ta yapılacak Devlet Başkanlığı Seçimi yaklaşırken, kamuoyu araştırmaları Sosyalist Parti adayı olan Hollande’ın, Başkan Sarkozy’i rahatça geçeceği yönünde sonuçlar içeriyor.

İki turlu olan ve ikinci turun ilk turda en yüksek oy alan iki aday ile yapıldığı Fransa Başkanlık Seçimi’nin ilk turu için anket sonuçları şu şekilde:

François Hollande (Sosyalist Parti) : %35

Nicolas Sarkozy (Birlik İçin Halk Hareketi) : %25

Marine Le Pen (Ulusal Cephe) : %16

François Bayrou (Fransız Demokrasisi İçin Birleşme) : %9

Eva Loly (Yeşiller-Avrupa-Ekoloji Partisi) : %6

Jean-Luc Mélenchon (Sol Parti) : %5

Bu sonuçlara göre ikinci tur için yapılan ankette ise, Sosyalist Parti adayı François Hollande, Nicolas Sarkozy karşısında oyların %62’sini alarak Başkan olacak sonucu çıktı.

(Yeşil Gazete, ouest-france.fr)

İşçi kırımı: 9 ayda 396 can

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından hazırlanan raporda 2011’in ilk dokuz ayında iş kazaları nedeniyle 396 işçilin hayatını kaybettiğine dikkat çekilirken, sorunun rekabet piyasası nedeniyle işçi güvenliğini önemsemeyen devlet ve şirketlerde olduğu ifade edildi.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 2011’in ilk dokuz ayında iş kazalarında 396 işçinin öldüğünü, 2453 işçinin ise yaralandığını açıkladı.

Çeşitli sektörlerde meydana gelen iş kazaları ve sonuçlarını her ay raporlaştıran İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, dokuz ay içinde en çok kazanın Eylül’de gerçekleştiğini açıkladı. Meclis verilerine göre eylülde meydana gelen iş kazalarında 56 işçi hayatını kaybetti, 686 işçi ise yaralandı.

Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) haberine göre, özellikle İstanbul, Kocaeli, Zonguldak, İzmir, Ankara, Adana, Eskişehir, Tekirdağ, Malatya, Bursa, Konya ve Maraş gibi sanayi merkezlerinde yoğunlaştığı yerde görülen iş kazaları, daha çok tersane, maden, inşaat, enerji, metal, çimento, mevsimlik tarım, tekstil ve deri iş kollarında meydana geldi. Yüksekten düşme, ezilme, zehirlenme, yanma ya da mevsimlik işçilikte sık görüldüğü gibi trafik kazalarının, ölüm ve yaralanmalara yol açtığının ifade edildiği raporda, işçilerin ağır ve uygunsuz koşullarda çalıştığına dikkat çekildi.

“Şirket ve devletler iş güvenliğini önemsemiyor”

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi üyesi, akademisyen Berna Güler Müftüoğlu, rekabet üzerine kurulu piyasa sisteminde işverenin maliyeti en aza indirmek için işçinin iş güvenliğini önemsemediğini söyledi. Esnek istihdam, az sayıda işçiyle çok iş çıkarma çabası, uzun çalışma süreleri sonucu oluşan iş kazalarında ölüm ve yaralanmaların önünün açıldığını ifade eden Müftüoğlu, “Piyasa sistemi gereğince rekabet içinde olan devletler ve şirketler maliyeti minimalize etmek adına iş güvenliğine dair hiçbir bir şey yapmıyor” dedi.

Türkiye genelinde sendikal örgütlülüğün yüzde beş civarında olduğuna dikkat çekerek çalışma hayatındaki sorunlar karşısında farkındalık yaratılması gerektiğinin altını çizen Müftüoğlu, işçi sağlığı ve iş güvenliği için mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

Müftüoğlu, aksi takdirde tepkisizliğin kazanılmış hakların da kaybına yol açacağı uyarısında bulundu. Müftüoğlu, “Bu konuda güçlü bir baskı mekanizması oluşturulamazsa, ‘sosyal hak’ denen bir şeyimiz kalmayacak” dedi.

Haliç Metro Geçiş Köprüsü İmza Kampanyası

İstanbul S.O.S Girişimi, “Başka Bir Köprü Mümkün” adıyla bir imza kampanyası başlattı.

İstanbul S.O.S., metro geçişi için mevcut köprü tasarımı dışında başka bir çözümün mümkün olduğunu söylüyor.  Bu konuda gerekli çalışmaların yapılması için http://istanbulsos.org adresinde bir imza kampanyası başlattı.

İmza metni:

İnşaatına başlanan Haliç Metro Geçiş Köprüsü mevcut tasarımı ile tamamlandığı takdirde İstanbul kentinin kimliğini belirleyen en kıymetli özelliği olan eşsiz siluetini bozacaktır.

Aşağıda imzası bulunan bizler,

– İstanbul’un ulaşım sorunlarının, kentin yüzyıllar içinde oluşmuş kültürel mirasına sahip çıkılarak ve tarihi dokusuna zarar verilmeden, bilim ve çağdaş teknolojiler ışığında çözümlenmesini,

– Haliç Metro Geçiş Köprüsü tasarımının, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası anlaşmalar ve köprünün Haliç silüetini bozacağını yıllardır dile getiren bilim ve meslek insanları ile sivil toplum kuruluşlarının görüşleri dikkate alınarak, en kısa sürede değiştirilmesini, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere ilgili tüm kurumlardan talep ediyoruz.

NBA’de 16 saat görüşüldü, sonuç yok

0

NBA’de lig yönetimi ve Oyuncular Birliği, lokavt konusunda dün 16 saat süren bir toplantı yaptı. Ancak bir sonuç alınamadı. Taraflar bugün yeniden bir araya gelecek.

İki taraf da toplantının sonucunda basın açıklamasında bulunmadı. Ancak ABD’li gazetecilerin sıkça başvurduğu kaynaklara göre henüz lokavt konusunda olumlu bir adım atılamadı. Yorumlar, toplantının 16 saat sürmesinin iki tarafın da geri adım atmaması yüzünden kaynaklandığı yönünde.

Toplantıda David Stern’ün yanısıra 13 üst düzey NBA yöneticisi, Dallas Mavericks’in sahibi Mark Cuban, LA Lakers’ıın sahibi Jerry Buss, New York Knicks’in sahibi Jim Dolan, San Antonio Spurs’ün sahibi Peter Holt ve Maimi Heat’in sahibi Micky Arison da yer aldı. Oyuncular Birliği Başkanı Derek Fisher da görüşmede yerini aldı.

NBA Başkanı David Stern geçen hafta, bu haftaki görüşmelerden de sonuç çıkmazsa sezonu iptal etmekle tehdit etmişti.

AB İlerleme Raporu’nda çevre

Avrupa Komisyonu, Aralık 1997’deki Lüksemburg Zirvesi’nden itibaren  her yıl Türkiye’nin ilerleme raporunu Konsey’e ve Parlamento’ya sunuyor. Bu yıl 14’üncüsü yayınlanan “2011 Yılı İlerleme Raporu” 12 Ekim 2011’de kamuoyu ile paylaşıldı. Bu raporlar Avrupa Birliği ve Türkiye arasında ilişkilere, üyelik için karşılanması gereken siyasi ve ekonomik kriterlere ve Türkiye’nin üyelik yükümlülüklerine değiniyor. Üyelik yükümlülüklerine dair değerlendirme  müzakere edilecek 33 müktesebat faslı üzerinden yapılıyor. 27. fasıl olan “Çevre” ile ilgili bölümde Türkiye’nin 2009 yılının Ekim ayının başından 2010 yılının Ekim ayına kadar olan dönemde

– “yatay mevzuat, hava ve su kalitesi, endüstriyel kirlilik, kimyasallar ve idari kapasite konularında sınırlı ilerleme;

– atık yönetimi konusunda iyi düzeyde ilerleme;

iklim değişikliği konusunda çok sınırlı ilerleme ve doğa koruma konusunda ise ilerleme sağlamadığı” kaydediliyor.

Raporun çevre konusunu içeren fasılları:

Fasıl 27: Çevre

Yatay mevzuatta sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nin kapsamı genişletilmiş ve ÇED Direktifi büyük ölçüde iç hukuka aktarılmıştır. Ancak, halkın katılımına ve sınır ötesi istişarelere yönelik usuller tam olarak uyumlu hale getirilmemiş ve uygulanmamıştır. Sismik etkinliğin yüksek risklere yol açabileceği ve bugüne kadar hiçbir ÇED veya Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD) çalışmasının yapılmadığı Türkiye’nin Doğu Akdeniz kıyısında inşa edilmesi planlanan Türk-Rus nükleer güç santrali projesine ilişkin olarak ulusal ve uluslararası kamuoyunun artan kaygıları bulunmaktadır. Türkiye Bulgaristan ile, iki ülkenin sınırı boyunca inşa edilecek AB destekli Nabucco boru hattı projesinin çevresel etki değerlendirmesinin sınır aşan yönlerini düzenleyen bir anlaşma akdetmek üzeregörüşmelere başlamıştır. SÇD Direktifinin iç hukuka aktarılması erken aşamadadır.

Hava kalitesi konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Bazı sıvı yakıtların kükürtmuhteviyatına ilişkin mevzuat AB müktesebatıyla tamamen uyumlu hale getirilmiştir. Atık yakma yönetmeliği kabul edilmiştir. Türkiye, Kalıcı Organik Kirleticilere İlişkin StokholmSözleşmesi’ne taraf olmuştur. Hava Kalitesi Direktifi’nin uygulanmasına yönelik idari kapasite yeterli değildir.

Atık yönetimi konusunda iyi düzeyde ilerleme kaydedilmiştir. Türkiye, 2009-2013 dönemi için ulusal atık yönetimi planını kabul etmiştir. Tehlikeli atık kontrolü, gemilerden atık alınması ve atık kontrolüne ilişkin mevzuat AB müktesebatına uygun olarak değiştirilmiştir. Ömrünü tamamlamış araçlara ilişkin yeni mevzuat kabul edilmiştir. Atık Çerçeve Direktifi’ndeki biyolojik olarak parçalanabilirlerin yüzdesinin azaltılmasına ilişkin hükümleri de kapsayacak şekilde, atığın düzenli depolanması hakkında mevzuat kabul edilmiştir. Madencilik faaliyetleri ile bozulan arazilerin ıslahına ilişkin bir yönetmelik kabul edilmiştir.Bazı AB şirketleri, elektrikli ve elektronik ekipmanlarda bazı tehlikeli maddelerin kullanımınıkısıtlayan yönetmeliğin uygulanmasının ticarete engel teşkil ettiği yönünde şikayette bulunmuşlardır.

Su kalitesi konusunda çok sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Su kirliliğinin kontrolüne ilişkinmevzuat, izin usullerini düzenlemek amacıyla değiştirilmiştir. İlgili kurumlar arasında koordinasyonu artırmak ve AB müktesebatına daha fazla uyum için stratejiler ve politikalargeliştirmek amacıyla su kalitesi yönetimi konusunda üst düzey bir yönlendirme komitesikurulmuştur. Su yönetimine ilişkin kurumsal çerçeve bölünmüştür ve nehir havzası düzeyinde

örgütlenmemiştir. Bir dizi havza koruma eylem planı taslağı hazırlanmış olup, bu planlar ilerde nehir havzası yönetim planlarına dönüştürülecektir. Su konularıyla ilgili sınır aşan istişareler hâlâ çok erken aşamadadır. Türkiye Yunanistan ile, Meriç nehir havzası yönetiminde artırılmış işbirliği öngören bir ortak deklarasyon imzalamıştır.

Doğa koruması konusunda ilerleme kaydedilmemiştir. TBMM’ye sevk edilen ve TürkNatura 2000 ağına faydalı katkılar sağlayabilecek birçok alanın mevcut koruma düzeyinin kaldırılmasına neden olacak Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı endişelere neden olmuştur. Ulusal biyo-çeşitlilik stratejisi ve eylem planı ile kuşlar ve habitatlara ilişkin uygulama mevzuatı henüz kabul edilmemiştir. Ülkenin doğusundaki yeni su ve enerji altyapısı inşasının, potansiyel olarak korunan flora ve fauna türleri üzerindeki olumsuz etkileri konusunda artan endişeler bulunmaktadır. Potansiyel Natura 2000 alanlarının listesi henüz derlenmemiştir. Sulak alanların korunmasına ilişkin yönetmelikte yapılan değişiklik, Sulak Alanların Uluslararası Önemi Sözleşmesi kapsamında korunan sulak alanların korunma durumunu zayıflatmıştır. Doğa korumasına ilişkin sorumluluk çeşitli yetkili kurumlar arasında açık bir şekilde paylaştırılmamıştır.

Endüstriyel kirlenmenin kontrolü ve risk yönetimi konusunda sınırlı ilerlemekaydedilmiştir. Endüstriyel hava kirliliğinin kontrolü hakkındaki mevzuat, izin usullerini düzenlemek amacıyla değiştirilmiştir. Büyük yakma tesisleri ve büyük endüstriyel kazaların kontrolü hakkında yönetmelikler kabul edilmiştir. Entegre izin sistemine geçilmesi erken aşamadadır.

Kimyasallar konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Biyosidal ürünlere ilişkin mevzuatkabul edilmiştir. Etkili uygulama için kapasite yetersizdir.

İklim değişikliğine ilişkin olarak çok sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Ozon tabakasını incelten maddelerin ticareti konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Türkiye, yeni arabaların pazarlanmasıyla bağlantılı olarak, tüketicinin yakıt ekonomisi ve CO2 salınımları konusunda bilgilendirilmesi hakkındaki AB müktesebatını iç hukuka aktaran mevzuatı uygulamaya başlamıştır. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından UNDP/GEF desteğiyle bir ulusal iklim değişikliği stratejisi kabul edilmiştir. Ayrıca, Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesinde bir İklim Değişikliği Dairesi kurulmuş ve kamu kurumları arasında koordinasyonu artırmak amacıyla yüksek düzeyli bir İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. Bununla birlikte, AB’nin Sera Gazları Emisyon Ticareti Planına yönelik hazırlıklar henüz başlamamıştır.

Türkiye, sera gazı envanterini sunmuş, ancak beşinci ulusal bildirimini bugüne kadarsunmamıştır. 2012 sonrası anlaşmaya ilişkin uluslararası iklim müzakerelerinde, Türkiye son zamanlarda AB pozisyonlarıyla uyumlu hareket etmeme eğilimindedir. Türkiye, kendisini Kopenhag Mutabakatı ile de ilişkilendirmemiştir. Türkiye’nin, sera gazı salımı artışını alışılageldik senaryo temelinde, 2020 için öngörülen oran muvacehesinde % 11’le sınırlamayı amaçlaması, iddialı bir hedef olarak değerlendirilemez.

Gürültü konusundaki mevzuat uyumu ileri düzeydedir. Ancak, gürültü haritalarının ve eylem planlarının hazırlanması hâlâ erken aşamadadır. İdari kapasite konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Çevre denetimlerini güçlendirmek amacıyla, çevre izin ve lisansları hakkındaki yönetmelik kabul edilmiştir. Farklı düzeydeki idarimakamlar arasındaki çalışmaları koordine etmek için gerekli mekanizmalar oluşturulmuştur. Ulusal bir çevre ajansı kurulması yönünde ilerleme kaydedilmemiştir. Bütün düzeylerdeki ilgilikurumlar arasında koordinasyonun sağlanması da dahil, idari kapasitenin daha fazlagüçlendirilmesi gerekmektedir. Çevreyi koruma gereklilikleri, politikalarınşekillendirilmesinde ve altyapı projelerinin uygulanmasında hâlâ dikkate alınmamaktadır.

Sonuç

Genel olarak, daha fazla uyum yönünde ilerleme kaydedilmiştir. Çevre alanındaki hazırlıklar erken aşamadadır. Türkiye, yatay mevzuat, hava ve su kalitesi, endüstriyel kirlilik, kimyasallar ve idari kapasite konularında sınırlı ilerleme kaydetmesine karşılık, atık yönetimi konusunda iyi düzeyde ilerleme sağlamıştır. Türkiye, iklim değişikliği konusunda çok sınırlı ilerleme kaydetmiş ve doğa koruması konusunda ilerleme kaydetmemiştir. Türkiye, bu alanda, farklı düzeydeki idari makamlar arasındaki çalışmaları koordine etmek için gerekli mekanizmalar oluşturmak suretiyle idari kapasite konusunda ilerleme kaydetmiştir. Çevre alanındaki yatırımların artırılması gerekmektedir.

Raporun Türkçesi için:

http://www.abgs.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/turkiye_ilerleme_rap_2010.pdf

Altın Portakal’ın yankıları: Tarık Akan için 3 iddia; 3 yanıt

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Bakırköy’deki Taş Mektep‘in sahibi Tarık Akan‘la ilgili üç çarpıcı iddia ortaya attı. Üç kaynaktan iddialara yalanlama geldi.

Müjde Ar, Altın Portakal Film Festivali’nde Tarık Akan’ı sahneye davet ederken “Sinemada kazandığı tüm birikimlerini yarattığı okuluyla, öğrencileriyle paylaşan, onlarla yeri geldiğinde çocuk gibi olan birisi” dedi.

Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı da bu sözden yola çıkarak kaleme aldığı yazısında Akan’la ilgili çarpıcı bir iddiayı gündeme getirdi. Dumanlı, ünlü oyuncunun mafya babası Dündar Kılıç’ı araya sokarak Taş Mektep’i Hrant Dink’in elinden aldığını öne sürdü. Ayrıca Akan’ın kira yüzünden Rum Vakfı’yla mahkemelik olduğunu yazdı.

Hürriyet’te yer alan habere göre; iddialara Tarık Akan, Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink ve Bakırköy Aya Yorgi Rum Kilisesi Vakfı Başkanı Niko Atanasyadis’ten yanıt geldi.

İDDİA 1: Dündar Kılıç aracı oldu
YANIT 1: Dündar’ları karıştırdılar
Tarık Akan: Bunlar iddialarını yalan üzerine kurmuşlar. Duyunca şoke oldum. Hepsini mahkemeye vereceğim. Yok öyle bir şey, nereden çıkarmışlar anlamıyorum. Biz bu okulu kurduğumuzda benim bir ortağım vardı, adı da Dündar Uçar’dı. Ortaklığımız yedi yıl önce sona erdi. Kendisi o dönem Özel Okullar Derneği başkanıydı. Ben eğitimciliği ondan öğrendim. Bunlar Dündar Uçar’ı Dündar Kılıç diye yazıyorlar.

İDDİA 2: Hrant Dink tehdit edildi
YANIT 2: Gönül rızasıyla verdik
Orhan Dink: Tarık Akan’a yüklenmek istiyorlarsa, bunu ağabeyim Hrant Dink üzerinden yapmasınlar. O yazılanlar bizim açımızdan doğru değil. Biz 90’lı yıllarda Taş Mektep’i kiraladık ama daha önce Tarık Akan’a söz verildiğini öğrenince gönül rızasıyla okulu ona verdik. Tarık Akan o okulda iyi bir eğitim yapıyor. Olayın bizi ilgilendiren bir yönü yok.

İDDİA 3: Rum Vakfı ile mahkemelik
YANIT 3: Kirayı zamanında öder
Niko Atanasyadis: Özel Taş İlköğretim Okulu, bizim vakfındır. Tarık Akan’ı yıllardır tanıyoruz, uyumlu bir kiracımızdır, çok sevdiğimiz iyi bir arkadaşımızdır. Kiralarını hep zamanında öder. Kira artışı yaptığımızda da bizleri anlar. Şimdiye kadar mahkemelik olacak bir olay yaşamadık. Aramızda bugüne kadar hiçbir problem çıkmadı. (Hürriyet)

Savaşınız batsın!

Gene acı düştü bu toprağın insanlarının yüreğine. Soğuk gecelerinde yüksek dağlarının yürekler yandı, kavruldu. Acı, hüzün, öfke sabahtan beri gördüğüm tüm insanların yüzlerinde, ruhlarında, soluklarında şekillenmiş bir sessiz çığlık olmuş yankılanıyor.

Her gün gelen ölüm haberlerine 26 canın daha ölümü eklendi. Günler ağır, ölüm haberleriyle çöküyor üstümüze. Nefes alamıyoruz, gülemiyoruz, yaşayamıyoruz.

Bıktık artık bu savaştan!

Biliyoruz; birileri bu savaşın sosyal-ekonomik, tarihsel, hukuksal, siyasal gerekçelerini anlatıp duracak yine bizlere.

Karşılıklı suçlamalar, savunmalar, gereksinimler falan anlatılacak iki taraftan da…

Birisi vatan diyecek, hain saldırı diyecek, sonuna kadar gidip bitireceğiz düşmanı diye anlatacak.

Diğeri ulusal kurtuluş diyecek, mücadele diyecek, onur diyecek.

Yani kendilerine göre haklı sebepler sayıp duracaklar.

Ama ölenler bir daha geri gelmeyecek.

Hani, kendi hikâyeleri, sevdaları, hüzünleri hayal kırıklıkları olan, anneleri, babaları, kardeşleri, arkadaşları, dostları, düşmanları olan, yaşam soluyan 26 insan bir daha nefes alıp veremeyecek bu göğün altında.

İnsanlar istatistikî sayılar değildir, beyler, bayanlar.

Her insan ayrı bir dünyadır.

Her ölüm bir dünyanın sonu…

Dağında, şehrinde, ovasında bu savaş sadece insanları değil insanlığı da öldürüyor.

Savaşları birileri haklı, haksız diye ikiye ayırır.

Aslında tüm savaşlar aynıdır.

Haksız ve kirli…

Ve bu savaşların galibi değişir belki ama kaybeden hep aynıdır. İnsanlığımız, vicdanımız.

Savaşa karşı barış, savaşla değil savaşı ret etmekle, savaşı sürdürmemekle, savaşa gitmemekle kazanılır ancak.

Savaşı tümden ret etmediğin takdirde savaş için her zaman haklı gerekçe bulursun.

Her ölen Kürt, Türk olarak değil, insan olarak ölür ve bizim de bir yanımızı alır götürür.

Durdurun bu haksız ve kirli savaşı. Sorunlar siyaset ve halkın desteğinin demokratik ve barışçı kanallardan akışıyla çözülür ancak.

Her savaş kendine yeni savaşlar doğurur.

Ve biz, binlerce yıldır kanla yoğrulmuş bu toprakların çocuklarıyız. Kan görmekten bıktık. Sümer’den, Hititlerden, Spartalılardan, Selçuklulardan, Roma’dan, Osmanlılardan bu yana hep bizler öldük. Birileri devletler kurdu, batırdı. Zaferler kazandı, egemenlikler oluşturdu.

Ama hep biz öldük.

Artık ölmeyelim, öldürmeyelim kimse için savaşmayalım.

Albert Einstein aslında yıllar evvel söylemiş, söylenecek olan her şeyi.

“‎”Milliyetçilik bir çocukluk hastalığıdır. insan ırkının kızamığıdır. Eğer bir adam bir marşa ayak uydurup, emir altında neşe içinde yürüyebiliyorsa, benim gözümde beş para etmez. Kendisine yalnızca bir omurilik yetebilecekken yanlışlıkla kocaman bir beyin sahibi olmuştur. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum. Ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi… Benim anlayışıma göre, savaşta adam öldürmek cinayetten başka bir şey değildir. Aynı zamanda hem savaşa hazırlanıp hem de savaşı önleyemezsiniz. Yalnız bir pasifist (barışsever) değil, militan bir pasifistim (barışseverim). Barış için savaşmaya gönüllüyüm. İnsanların kendileri savaşa gitmeyi reddetmediği sürece hiçbir şey savaşı durduramaz

 

 

“Soyu-sopu karışık bir Cumhurbaşkanı…”

Fransa’da 22 Nisan ve 6 Mayıs’ta iki tur halinde düzenlenecek devlet başkanı seçimlerine yaklaşıldıkça partilerin adayları da belli olmaya devam ediyor.

Ulusal Cephe‘den (Front National) Marine Le Pen, Sosyalist Parti‘dense François Hollande partilerinin resmi adayları oldu. İktidardaki Birlik için Halk Hareketi (UMP) henüz resmi adayını açıklamamış olsa da bu ismin Nicolas Sarkozy olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Fransa Devlet Başkanlığı yarışında adaylığını açıklamış adaylardan biri de Eva Joly. İç oylamada ünlü TV sunucusu Nicolas Hulot‘yu %58’lik bir oy oranıyla geçerek Yeşiller-Avrupa-Ekoloji Partisi‘nin adayı olan Eva Joly, kamuoyunda çok iyi tanınan bir isim. Yüksek yargıç olan Joly, Fransız petrol devi Elf’te 1990 yılında yaşanan skandalı açığa çıkardıktan sonra kamuoyunda yolsuzluklarla mücadelenin sembolü haline gelmişti. Adaletsizlikle mücadelesi Fransa’da filmlere konu olan Joly, seçilmesi halinde lobi grupları ve finansal çıkar gruplarıyla mücadele edeceğinin sözünü veriyor. Joly aynı zamanda dünyanın nükleer enerjiye en bağımlı ülkelerinden biri olan Fransa’yı “nükleer batak”tan çıkarma sözü veriyor.

Joly aslında Norveç doğumlu. Genç yaşında hukuk öğrenimi için geldiği Fransa’da evlenerek Fransız vatandaşlığına da geçmiş. Fransa tarihinde devlet başkanlığı için yarışan ilk çift vatandaşlıklı aday olan Joly, bu durumun altını çizerek ırkçı sağ partilerine gönderme yapıyor: “Ben ayrımcılık ve gettoları reddeden bir Fransa’nın soyu-sopu karışık başkanı olacağım“.

Joly’nin oldukça belirgin bir Norveç aksanı ve monoton bir ses yapısı var. Kendisine önerilen her türlü iletişim koçluğunu ise ısrarla reddediyor, “şov yapmaya değil, fikirlerimi söylemeye ihtiyacım var” diyerek. Joly’nin bu yaklaşımının “şova dayalı siyasetçilerden bıkmış” Fransızlar için olumlu bir durum olduğu belirtiliyor.

Joly’nin politik duruşu ve söylemleri “dürüst, adaletli ve dobra” olarak nitelendiriliyor.

Fransa’nın 5-17 Ekim 1961’de Paris’te yaşayan Cezayir asıllı müslümanlara yapılan işkence, eziyet ve cinayetler için o zamanki hükümet, idare ve devlet kurumlarını açıkça suçlyor, adaletin aradan geçen zamana rağmen tecelli etmesi gerektiğinin altını çiziyor. Diğer yandan Avrupa Birliği’nin kalkınma konusundaki politikalarını birbiriyle uyumlu hale getirmesi gerektiğini, içindeki çelişkilerden kurtulmasının elzem olduğunu belirtiyor: “Bir milyara yakın insan açlık sınırının altında, AB’nin Ortak Tarım Politikası da hem üye ülkelerdeki durumu kötüleştiriyor hem de bu yoksul ülkelerin krizlerden kurtuluş yollarını kendilerinin yaratmasını engelliyor.”

Sol partilerin nükleeri tamamen reddeden bir söylem ve vaat altına girmemelerinin çok “aptalca” olduğunu belirten Joly, Sarkozy’nin Karachi olayları hakkında yargılanması gerektiğini belirtiyor. Fransa için “2012’de ekolojik ve sosyal bir bütçe” öneren Joly’nin bu önerisine websitesinden ulaşılabiliniyor (fransızca): http://evajoly.fr/wp-content/uploads/2011/10/newdealevajoly-budget-2012.pdf

Şu andaki anket sonuçları Joly’nin oy oranını %6 civarında gösteriyor. Yeşiller ise bu oranın %10’a yükseleceğini düşünüyor. Ancak Arap Baharı’nın ardından İspanya, Yunanistan ve Portekiz gibi ülkelere sıçrayan, şimdiyse Kuzey Amerika’yı sallayan şenlikli gençlik isyanları Fransa’ya da sıçrarsa ülkede tüm dengeler değişebilir.

(Yeşil Gazete, Evajoly2012.fr, Guardian)

“Bir litre su için, iki litre su gerek”

“Suya erişim bir insan hakkı mıdır yoksa sadece bir ihtiyaç mıdır? Su, hava gibi bir kamu malı mıdır, yoksa Coca Cola gibi bir meta mıdır? Çeşmeyi açma ya da kapama gücü ya da hakkı kimindir: halkın mı, hükümetlerin mi, yoksa pazarın görünmez elinin mi? Manila ya da La Paz’daki yoksul bir bölgenin fiyatını kim belirleyebilir? Yerel olarak seçilmiş su yönetim kurulu mu yoksa başka bir ülkedeki milletlerüstü bir su şirketinin CEO’su mu?”

Bu soruların yanıtlarını Su Hakkı Kampanyası’nın Ekim ayı bülteninde bulmak mümkün. Ambalajlı su, “bluewashing”, şişelenmiş suyun enerji açısından etkileri gibi başlıkların tartışıldığı bültende çeşitli ilginç bilgiler de yer alıyor. İşte bu bilgilerden bazıları:

– Musluk suyu, şişe suyundan ortalama 500 kat daha ucuz

– Bir litre suyun plastik şişesini yapmak ve suyu şişeye koymak için iki litre su kullanılıyor

– 2006’da, dört su şişesinden sadece biri geri dönüştürülebildi

– Su dağıtımı iklim değişikliğine katkıda bulunan etkenlerden birisi

– 2010 yılında İtalya’da yıllık kişi başı tüketim 189 lt, Almanya’da 165, İspanya’da 123 lt. Türkiye’de yıllık kişi başına ortalama tüketim 46 lt pet, 86 lt damacana olmak üzere toplam 128 lt

– ABD’de yıllık şişelenmiş su tüketiminin 32 ile 54 milyon varil petrolün sağlayacağı enerji girdisine eşit olduğu,

– Küresel şişelenmiş su talebini karşılamak için ise bunun kabaca üç katı enerji harcandığını tahmin ediliyor

Kampanya tarafından 2010 yılında Diyarbakır’da düzenlenen Uluslararası Su Hakkı Sempozyumu Kitabı için tıklayınız.

Su Hakkı Bülteni’nin tamamına ve Kampanya hakkında daha fazla bilgiye erişmek için http://www.suhakki.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

Su Hakkı Kampanyası’na katılmak veya etkinliklerden haberdar olmak için [email protected] adresiyle iletişime geçebilir, ya da [email protected] iletişim listesine üye olabilirsiniz.

Su Hakkı Kampanyası’nı Sosyal Değişim Derneği, Hasankeyfi Yaşatma Girişimi, Küresel Eylem Grubu ve Sosyal Demokrasi Vakfı oluşturdu. Aktiviteler Suyuma Dokunma Kampanyası‘nın ve Rosa Luxemburg Vakfı‘nın desteğiyle yürütülüyor.

(Murat Köylü – Yeşil Gazete)

 

Booker Ödülü verildi

Edebiyat dünyasının önemli ödüllerinden Booker‘ın yeni sahibi İngiliz yazar Julian Barnes oldu.

Londra’da düzenlenen törende, Barnes’ın “The Sense of an Ending” romanıyla 50 bin poundluk (82 bin dolar) ödüle layık görüldüğü açıklandı.

Booker’a daha önce üç kez aday olan 65 yaşındaki Barnes, bu yıl diğer adaylar Stephen Kelman, Carol Birch, Esi Edugyan ve Patrick Dewitt’in arasından sıyrılarak ödülü kazandı.

Booker Ödülü’nün sahibi, İngiltere, İrlanda ve eski İngiliz kolonisi 54 ülkenin yazarları arasından seçiliyor.