Ana Sayfa Blog Sayfa 4981

PKK savaşı seçti. Peki Devlet?- Aydın Engin

Dün kanla uyandık. Gencecik yaşlarında elde silah sınır boyuna yollanmış 24 yurttaşımız artık yaşamıyor. Yaralı gençler belki yaşam boyu sakat kalacaklar.

Haber duyulur duyulmaz büyük ve haklı bir öfke dalgası kabardı. Siz bu yazıyı okurken o öfke daha da kabardıysa şaşmamak gerek. Yara derin…

Dün sabah kanla uyandık. Ardından görsel, sözel ve elektronik medyada yorum bombardımanına tutulduk. Ekranlarda yorumcular PKK saldırısı üstüne  aralıksız değerlendirmeler, analizler yaptılar, yapıyorlar.

Kimi “zamanlama” vurgusunu öne çıkarmakta, 19 Ekim 2009’da bir grup PKK’lının Habur Sınır kapısından Türkiye’ye bir zafer gösterisi havasında girdiklerine dikkati çekiyor. Kimileri ise saldırının Anayasa Uzlaşma Komisyonunun toplanacağı güne denk getirilmesinin daha anlamlı olduğu kanısında. Kimileri saldırıda Israil’in, kimileri Suriye’nin, kimileri İran’ın, kimileri her üçünün parmağı bulunduğundan emin konuşuyor.

Kafalar karışık; çözüm arayışları adeta çıkmaz sokağa sapmış; ne yapılması gerektiği üstüne öneriler havada uçuşuyor ve her biri ayrı telden çalıyor. MHP gecikmeden olağanüstü hal öneriyor; BDP saniye geçirmeden silahların susması çağrısı yapıyor; Cumhurbaşkanı devletin tutumunu “misliyle ödeyecekler” olarak tanımlıyor, “intikam” diyor; ana muhalefet partisi  çareyi ve çözümü “Hükümet çözemez, Meclis çözsün”de bulmuş gibi açıklamalarla yetiniyor…

Bu toz dumanda sağduyuyla (aslında “solduyu”yla) düşünmek, toz duman arasında çıplak gerçeği aramak, bulmak zor. Ama zorunlu da…

Deneyelim:

PKK savaşı seçti. Artık bunu Kandil mi planladı,. Yoksa o bölgedeki PKK sorumlusu kendi inisiyatifini mi kullandı sorusunun hiç bir anlamı yok. Kandil’in bir, PKK’nın iki numarası diye anılan Murat Karayılan’ın geçtiğimiz günlerde Taraf’ta iki tam sayfa tutan açıklamalarındaki “Biz barış istiyoruz” vurgusunun da ciddiye alınacak yanı kalmadı.

Evet, PKK savaşı seçti. Önceki gün Bitlis’te, biri bebek, biri çocuk, biri baba, beşi polis sekiz yurttaşımızın öldürüldüğü mayınlı tuzak; ardından dün sabaha karşı Türkiye – İran – Irak sınırının hemen dibinde, Çukurca’daki büyük saldırıdan sonra farklı bir yargı ya da yorum anlamsız.

Peki Devlet de savaşı mı seçecek?

Görünüşe göre öyle. Cumhurbaşkanının “İntikam misliyle alınacak” cümlesini duraksamadan kurması, Başbakanın “Hesabı sorulacak” açıklaması, Genelkurmay Başkanının sınırboyuna, çatışma bölgesine gidişi, özel birliklerin sınırı 4 kilometre kadar geçerek Irak topraklarına girmesi; askeri jetlerin saldırganların olası kaçış yollarına bomba yağdırmaya başlaması; çok daha geniş kapsamlı bir sınır ötesi askeri harekâtın açıkça dillendirilmekte oluşu devletin de savaşı seçtiğinin göstergesinden başka ne olabilir?

*    *    *

Peki sonra ne olacak?

Hiiiiç! Bugüne kadar sınırötesi harekâtlarda ne oldu, ne elde edildiyse yine o olacak. Kürt sorununu (Dikkat: “PKK sorununu” demedim, “Kürt sorununu” dedim) askeri yöntemlerle çözme girişim ve tercihlerinde bugüne kadar ne olduysa, ne elde edildiyse yine o olacak?

Devleti yönetenler PKK gerçeğinin bir sebep değil, sonuç olduğunu kavrayıncaya kadar da bu böyle sürecek.

Devlet, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürt yurttaşlarını mutlu edemediği için PKK doğdu.

Devlet Kürt yurttaşlarını anadillerini yasakladığı için mutlu edemedi.

Milyonlarca Kürt (ve Rum ve Ermeni ve Yahudi ve Süryani ve Arap) yurttaşın çocuklarına her gün “Türküm, doğruyum, çalışkanım…” diye başlayan andı bir ağızdan söyleterek mutlu edemedi. (Üstelik önce “Türküm” dedirterek zorunlu yalan söyletti; hemen ardından “Doğruyum” dedirterek bir daha yalan söyletti).

Anayasal yurttaşlık kavramını elinin tersiyle ve inatla itip “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türktür” diyerek mutlu edemedi. Bu etnik vurguya itiraz edenlerin söylediklerine kulağını tıkayarak mutlu edemedi

Kürt yurttaşlarının kendilerini  “eşit haklı yurttaş” hissetmelerini sağlayamadığı için mutlu edemedi.

*    *    *

Daha sayayım mı?

Öfkelerin kabardığı, milliyetçi duyguların şaha kalktığı böylesi günlerde bunları söylemek, doğru olsa bile söylemek, kimilerince yanlış bulunacaktır. Gün boyu bunu bana tekrarlayan çok kişiyle konuştum. Katıldığım TV programının ardından gelen maillerde aynı nakarat yineleniyordu: “Engin bey belki haklısınız, belki söyledikleriniz doğru, ama bunları söylemek böyle bir günde doğru mu?“

Evet doğru. Üstelik asıl böylesi günlerde söylemek doğru.

Yalın, kısa ve kesin:

Terör belasını sonlandırmak istiyorsan Kürt yurttaşlarını Türk yurttaşların kadar mutlu et.

Ne fazla, ne eksik; eşit!..

www.t24.com.tr

‘Genç işsizlerin gelecek kaygısı artıyor’

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) genç yaştakiler arasındaki işsizlik kaygısının endişe verici boyutlara ulaştığını belirtti.

Örgüt tarafından yayımlanan bir raporda dünya üzerinde yetmiş beş milyon gencin işsiz olduğuna dikkat çekildi.

Raporda Avrupa Birliği ülkelerindeki gençlerin artış gösteren istihdam sorunundan en ciddi darbe yiyenler arasında bulunduğu ifade edildi.

Çalışma Örgütü, gençler arasında işsizliğin yaygınlaşmasının uzun vadede doğuracağı olası sonuçlara dair uyarılarda bulundu.

Raporda, yükselmekte olan genç işsiz nüfusun siyasi sisteme tepkilerinin artış gösterebileceği ve bunun sonucunda tepki eylemlerinin aratabileceği bildirildi.

ILO genç yaştakiler arasındaki işsizliğin resmi istatistiklere yansıyan miktardan daha yüksek olabileceğine dikkat çekti.

Birçok işsiz gencin, eğitim sürecini uzatarak ya da yaşanmakta olan ekonomik krizin hafiflemesini beklerken işsizlik kaydı yaptırmadığının belirtildiği raporda gerçek işsiz genç sayısının çok daha yüksek olabileceğini belirtildi.

ILO’nun önceki tahminlerinde, küresel ekonominin olumlu işaretler gösterdiği ve gençler arasındaki işsizliğin 2010 ve 2011 yıllarında düşeceği öngörüsünde bulunmuştu.

Fakat örgütün Temmuz ayında yayımladığı raporunda, 15 ila 24 yaş arasındaki nüfusta işsizlik oranının dünya çapında rekor bir düzey olan yüzde 13’de seyrettiğini belirtmişti.

(BBC)

Suriye’de Esad’a destek yürüyüşü

0

Rejim karşıtı protestolarda yaklaşık 3 bin kişinin yaşamını yitirdiği Suriye‘de bu kez Devlet Başkanı Beşşar Esad‘a destek gösterisi düzenlendi.

Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’deki Esad yanlısı gösteriye onbinlerce kişi katıldı. Beşşar Esad posterleri taşıyan kalabalık, “seni seviyoruz Esad” sloganları attı.

Kalabalık, Suriye bayraklarının yanısıra, Esad yönetiminin yanında yer alan ve Birleşmiş Milletler’deki ambargo girişimini veto eden Rusya ve Çin’in bayraklarını da taşıdı.

Geçen hafta başkent Şam’da düzenlenen Esad’a destek gösterisine de onbinlerce kişi katılmıştı.,(NTV)

Yerliler HES’çileri rehin aldı

Brezilya‘da, Amazon topraklarında inşa edilecek baraj inşaatına karşı olan bir grup Kaiabi yerlisinin 7 hükümet görevlisini rehin aldığı bildirildi.

Yerlilerden sorumlu devlet ajansı, rehinelerden 5 kişinin baraj inşaatında çalıştığını, 2 kişinin ise araştırma şirketinden olduğunu söyledi. Ajanstan yapılan basın açıklamasında da Kaiabi yerlilerine rehineleri serbest bırakmaları için teklif götürmeye hazırlanıldığı belirtildi. Kaiabi kabilesi bin 200 kişiden oluşuyor ve kabile üyeleri baraj inşaatının balıkçılığa ve kutsal mekanlara zarar vereceğini düşünüyor.

Meme kanseri erkeklerde daha saldırgan

Uluslararası bir çalışma, erkeklerde görülen meme kanserinin, kadınlardaki meme kanserinden daha hızlı ilerlediğini ortaya çıkardı.

Singapur Ulusal Üniversite’nden Mikael Hartman önderliğinde yapılan uluslararası bir çalışmada, erkeklerin kadınlara göre meme kanserine yakalanma oranı yüzde 1’den az olmasına rağmen, hastalığın daha hızlı seyrettiği ve hastalıktan ölme olasılığının daha yüksek olduğu belirtildi.

Klinik Onkoloji dergisinde (Journal of Clinical Oncology) yayımlanan araştırmada, teşhis konduktan sonraki 5 yıl içinde kadınların hayatta kalma oranının yüzde 78, erkeklerin ise yüzde 72 olduğu ortaya çıktı.

Hartman ve ekibi 1970 yılına kadar dönerek Danimarka, Finlandiya, Norveç, İsveç, Singapur ve İsviçre’de meme kanseri tanısı konulan 460 bin kadın ile yaklaşık 2 bin 700 erkek hastanın durumunu inceledi.

Araştırmada, meme kanseri teşhisi konulan erkeklerde hastalığın memelere yayılma olasılığının daha büyük olduğu, tedavi aşamasında daha az ameliyat edildikleri ve kadınlara göre daha az terapi gördükleri, ancak kemoterapi ve hormon açısından kadınlarla benzer oranda tedavi aldıkları kaydedildi.

Yoksul ülkelerden “toprak araklanıyor”

Gelişmekte olan ülkelerde ekilebilir nitelikteki arazileri satın alan uluslararası şirketlerin ve ülkelerin sayısı artıyor. BM de küçük çiftçileri zor duruma düşüren “toprak araklama”ya karşı yasal önlem almak istiyor

Dünya ekonomisinde söz sahibi olan ülkelerin gözü, büyük tarım arazilerinde. Mali açıdan güçlü, kalabalık nüfusa sahip, ancak su kaynakları veya tarım arazileri açısından yoksul olan ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde hızla toprağa yatırım yapıyor.

İleride çıkabilecek bir kıtlık veya gıda mahsulleri fiyatlarındaki artışlara karşı korunmak amacıyla uluslararası dev şirketler ve ülkeler tarafından kalkınmakta olan ülkelerde yapılan toprak satın alımlarına İngilizce’de “land grabbing” yani “toprak koparma” veya “toprak araklama” adı veriliyor.

Oxfam gibi yardım örgütleri bu uygulamanın açlık ve yoksulluğu arttırdığına dikkat çekiyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü kapsamında ise gelişmekte olan ülkelerde halkın geçimini tehdit eden bu alımlara karşı ne gibi önlemler alınabileceği tartışılıyor.

Halk yerinden sürülüyor

Çin, Güney Kore, Körfez ülkeleri ya da Hindistan gibi ülkelerden kamu yatırımcıları ya da özel şirketler, gelişmekte olan ülkelerde satın alma ya da kira anlaşmalarıyla dev tarım arazilerini kendine bağlıyor. Buralarda üretilen gıda maddeleri, sadece yatırımı yapan ülkeye ihraç ediliyor. Dev arazilerde yerli halk yerlerinden sürülüyor, en büyük zararı kalkınmakta olan ülkelerdeki halk görüyor.

Yardım örgütü Oxfam’ın Almanya temsilciliğinden Marita Wiggerthale, kuşaklar boyu aynı aile tarafından ekilen, ancak tapuda kaydı olmayan bir arazinin günün birinde yabancı bir şirkete geçebildiğine dikkat çekiyor. Wiggerthale, “Bu vakalarda çoğunlukla toprakları kullanma hakkı çiğneniyor, tarım yapan aileler yerlerinden sürülüyor ve sonuçta tüm geçim kaynakları ellerinden gidiyor” diyor.

Yoksulluk ve açlığa yol açıyor

Böylelikle savaş ya da kıtlık olmamasına rağmen yoksulluk ve açlık da artıyor. Oxfam, Uganda’da bu tür bir vakayı belgelemiş. İngiliz bir yatırımcının Ugandalı yetkililer ile yaptığı anlaşma yüzünden, dev bir çam ve okaliptüs plantasyonuna yer açmak için 22 bin 500 kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmış. Bu çiftçilere ne önceden sorulmuş, ne haber verilmiş, ne de tazminat ödenmiş.

Alman Federal Tarım ve Tüketiciyi Koruma Bakanı Ilse Aigner, son yıllarda gelişmekte olan ülkelerde 50 ila 80 milyon hektar toprak satıldığını belirtiyor, ancak yine de gıda üretimi alanında özel yatırımın önemine dikkat çekiyor.

 

“Prensipte ziraat alanındaki özel yatırımcılara tamamıyla kötü gözle bakmamak gerek” diyen Aigner, “Ancak bu yatırımların, bölge halkının da kârına olması gerek. İşin zor tarafı da bu” şeklinde konuşuyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, hükümetler ve sivil toplum örgütleriyle birlikte bu sorunu çözmek için uluslararası bir düzenleme üzerinde çalışıyor. İtalya’nın başkenti Roma’da bu amaçla yapılan görüşmelere katılan Alman Bakan Aigner, “En önemlisi, toprak alımının yapıldığı ülkelerdeki hükümetlerin yatırımların ülkedeki ziraatın geliştirilmesi için kullanılması yönünde bilinçlenmesi ve halkın yaşadığı, ekim yaptığı toprakları terk etmek zorunda kalmaması ya da en azından bu ticaretten kârlı çıkması” dedi.

Batı Avrupa büyüklüğünde

Bu arazilerin satışı çoğunlukla gizli yapıldığından boyutu ile ilgili kesin rakamlar verilemiyor.

Oxfam yardım örgütünün tahminlerine göre, 2001 yılından bu yana sanayileşmiş ve kalkınmanın eşiğindeki ülkeler, kalkınmakta olan ülkelerde yaklaşık 227 milyon hektarlık arazi satın aldı. Bu neredeyse Batı Avrupa büyüklüğünde bir alana denk geliyor.

Boş sözler

Yardım örgütleri, bu yatırımların bölge halkına çoğu zaman pek bir yarar sağlamadığını ortaya çıkarmış.

Oxfam yardım örgütünden Wiggerthale, “Verilen istihdam sözü tutulmuyor. Ayrıca yatırımın hacmi de başta vaat edildiği oranda olmuyor. İçi boş sözler bunlar. Araziler, karşılığında pek bir şey yapılmasına gerek kalmadan ucuza satın alınıyor” diyor.

Roma’da yapılan görüşmeler şimdilik bir sonuç vermedi. Geniş arazilerin satışı sırasında kullanıcıların ve bölge halkının haklarının nasıl korunacağı konusunda gelecek yılın başında BM Gıda ve Tarım Örgütü kapsamında, uluslararası bir düzenleme için yeni görüşmelerin yapılacağı belirtiliyor.

(DW)

İtalyan şair Zanzotto hayata veda etti

İtalyan şair Andrea Zanzotto, son birkaç gündür bulunduğu Treviso kentinde hayata gözlerini yumdu. 90 yaşındaki şair, 20. yüzyılın en önemli şairlerinden biri olarak değerlendiriliyordu.

Kalp ve solunum sorunları yaşayan şair Andrea Zanzotto, son birkaç gündür doğduğu bölge olan Venedik’in kuzey batısında bulunan Treviso’daydı. Geçtiğimiz 10 Ekim günü Treviso’yu çevreleyen tepelerin üzerinde yer alan Pieve di Soligo’daki evinde 90. yaş gününü kutlamıştı.

90 YILDA YAŞAMDAN NE ANLAYABİLİRİZ Kİ

Şair doğum gününde, Rai 3 isimli kamu televizyonuna yaptığı açıklamada, “90 yıl sonra yaşamdan ne anlıyoruz ki. Hiçbir şey. İşe yarar kelimeler kullanmak için en az 900 yıl yaşamak gerek” diyordu.

Treviso yakınındaki Pieve di Soligo’a dünyaya gelen Zanzotto, 16 yaşından itibaren ders vermeye başlamıştı. İkinci Dünya Savaşı’nda sonra Fransa’da, ardından da İsviçre’de ikamet ettikten sonra doğduğu köye geri dönmüştü. 1950 yılında jürisinde Giuseppe Ungaretti, Salvatore Quasimodo ve Eugenio Montale’nin yer aldığı San Babila ödülüne layık görülmüştü.

Zanzotto’nun ilk şiir kitabı “Dietro il paesaggio” (Sahne arkasında) adıyla 1951’de çıktı. 1962’de IX Egloghe kitabı ile geleneksel pastoral şiirden koparak şehir yaşamı ve sanayi dünyasında yankısını buldu.

Başlangıçtaki kapalılıktan böylece uzaklaşan Zanzotto, 1968’de “La beltà” (Güzellik) adlı kitabı ile daha geniş bir kitleye ulaştı. Şair, yaşamı boyunca çok sayıda esere imza atarken, 20. yüzyılın en önemli şairlerinden biri olarak değerlendiriliyordu.

Putin: Medvedev ile dört yıl önce anlaştık

0

Rusya Başbakanı Vladimir Putin dört yıl önce görev değişimi ile ilgili Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’le anlaşma yaptıklarını şimdi de bu anlaşmayı halkın oyuna sunacaklarını kaydetti. Devlet televizyonlarında yayınlanan röportajında Putin, Medvedev’le görev değişimi konusunda dört yıl önce anlaştıkları itirafında bulunan Rusya Başbakanı, “Biz iktidar değişimi konusunda aramızda anlaşma sağlamıştık, vatandaşlarımızla değil. Şimdi bu değişimi onların kararına sunuyoruz. Seçimler her şeye karar verecek” ifadelerini kullandı. Putin imajının Batıda “şahin” olarak tanımlanmasına “öncelikle şahin güzel bir kuş” cevabını verdi. Dış politikada iyi komşuluk ve dostça ilişkilere önem verdiklerini ifade eden Rusya Başbakanı, “Ulusal çıkarlarımızı proaktif bir şekilde korumaya devam edeceğiz” dedi.

Festus Okey Davası değerlendirme toplantısı 21 Ekim’de

Göçmen Dayanışma Ağı (GDA), 2007 yılında Beyoğlu Karakolu’nda bir polis memurunun silahından çıkan kurşunla öldürülen Festus Okey’in 17 Kasım’daki görülecek duruşması öncesinde bilgi paylaşımında bulunmak için toplantı düzenliyor. 21 Ekim Cuma saat 18:30’da aşağıdaki adreste yapılacak etkinliğe gazeteci İsmail Saymaz, avukat Burcu Özaydın ve GDA aktivisti Begüm Özden Fırat konuşmacı olarak katılacak.

17 Kasım’daki 15. celsede Festus Okey’in kimlik bilgilerinin Nijerya’dan gelmesi 4 yıl sonra ilk kez mahkeme tarafından “beklenmeyecek” ve savcı esas hakkında mütalaasını verecek. Böylece cinayetten 4 yıl sonra ilk kez davanın esası görüşülebilecek.

Göçmen Dayanışma Ağı’ndan yapılan açıklama şöyle:

20 Ağustos 2007 akşamı Beyoğlu karakolunda bir polis memurunun silahından çıkan kurşunla öldürülen Festus Okey’in davası görülmeye başlayalı tam dört yıl oldu. Sanık avukatının maktul Festus Okey’in kimlik bilgilerinin teyit edilmesi talebinin mahkeme heyetince kabul edilmesi ile kilitlenen davada geçen dört yıl içinde bir yandan esasa ilişkin hiçbir mesafe kaydedilmezken, diğer yandan da adaletin yerini bulması isteği ile davaya müdahillik başvurusu yapan 100’den fazla Göçmen Dayanışma Ağı üyesi ve gönüllü avukatlar hakkında mahkemeye hakaret ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlaması ile soruşturma başlatıldı. Bütün bu ortak çabanın sonucu geldiğimiz noktada sağlanan tek gelişme ise 17 Kasım 2011 tarihindeki 15. celsede kimlik bilgilerinin beklenmeyecek ve savcının esas hakkında mütalaasını verecek olması. Dört yıl sonra ilk kez davanın esası görüşülecek!

Biz Göçmen Dayanışma Ağı olarak duruşma öncesi Festus Okey davasını bugüne kadar uzaktan yakından takip eden herkesi, davanın bugüne kadarki seyri konusunda bilgi paylaşımında bulunmak ve bundan sonraki gidişat üzerine değerlendirme yapmak amacı ile bir araya gelmeye davet ediyoruz.

Adres: Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, No: 8, Kat: 2, Beyoğlu/İstanbul

* Avukat Hüsnü Öndül’ün Festus Okey Davası ile ilgili yazısı için tıklayınız.

(Yeşil Gazete, Kaos GL)

 

 

Bir milyon kişi Meclis’e yürüdü

Yeni kemer sıkma önlemlerini protesto etmek amacıyla 48 saat sürecek eylemlerini bugün başlatan yüzbinlerce Yunan, Atina meclisinin kapısına yürüdü.

Sayılarının 1 milyona yaklaştığı sanılan kalabaık grubun, ilk kez binaya bu kadar yaklaştığı bildiriliyor. Eylemciler, polisle çatışırken, meclis binasının yakınlarına çok sayıda molotof kokteyli attıkları görüldü. Göstericilerle, polis arasında çıkan çatışmalar ve atılan molotof bombaları nedeniyle, Syntagma (Anayasa) Meydanı dumana büründü.

Göstericiler, iki yıl önce patlak veren krizden bu yana ilk kez, meclis binasına bu kadar yaklaşırken, Reuters haber ajansı biber gazı silalarına sahip polislerin çevrede hazır bekletildiğine dikkat çekti. Göstericileri kontrol etmek amacıyla alanda 5 binden fazla polisin olduğu ifade edildi.

Eylemcilerden 17 yaşındaki Anastasia Kolokotsa, “Geleceğimiz yok. Bütün genç Yunanlılar, yurt dışına gitmek istiyor ve bunu yapmaya da hakkımız var” diye konuştu. Kalabalıkların, “Burada iş yok, burada bir şey yok” diye sloganlar attıkları belirtildi. Diğer yandan ülkede devam eden grev süresinde kamu binaları, alışveriş merkezleri ve fırınların bile kapalı olacağı belirtilmişti.

(Ajanslar)