Ana Sayfa Blog Sayfa 4977

BM Kaddafi soruşturması istedi

0

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Navi Pillay, Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi‘nin öldürülmesiyle ilgili olarak kapsamlı bir soruşturma çağrısında bulundu.

Navi Pillay’ın sözcüsü, rahatsız edici cep telefonu görüntülerinin Kaddafi’nin yakalandığı sırada sağ olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çekti.

Öte yandan, Kaddafi’nin eşi de BM’nin devrik liderle oğlu Mutasım’ın ölümüyle ilgili soruşturma açmasını istedi.

NATO’nun en üst düzey yetkilisi Amiral James Stavridis ise, Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından ittifaka Libya’daki operasyonlarına son verilmesi tavsiyesinde bulunacağını açıkladı.

Kaddafi’yi destekleyen Suriye merkezli televizyon kanalı Arrai’ye göre, Kaddafi’nin eşi ve çocuklarının 40 ülkeye ve Libya içindeki ajanlarına karşı direnişleri nedeniyle gurur duyduğunu söyledi.  Libya’da yönetimi elinde bulunduran Ulusal Geçiş Konseyi ise, Kaddafi’nin infaz edildiği iddialarını reddetti.

Kaddafi’nin kanlar içindeki cesedinin Misrata’da bir morgda tutulduğu ve toprağa verilmesine ilişkin planların henüz netleşmediği bildirildi. Ancak Libyalı yetkililer, devrik lider Muammer Kaddafi’nin cenazesinin önümüzdeki saatlerde hızlıca bilinmeyen bir yere gömüleceğini bildirdi.

‘BAŞINDAN VURULDU’
BBC’nin Trablus’taki muhabiri Caroline Hawley yetkililerin henüz nereye gömeceklerine karar vermediklerini belirtti.Muammer Kaddafi’nin İslami usullere göre defnedilmesi bekleniyor.

Kaddafi’nin, Ulusal Geçiş Konseyi’ne bağlı güçlerle Kaddafi birlikleri arasındaki çatışmaların arasında kaldığı ve başından aldığı yarayla öldüğü öne sürüldü.

‘LİBYA’NIN KURTULUŞU İLAN EDİLECEK’
AP ajansının haberine göre Libya’daki yeni yönetim, Libya’nın “kurtuluşunun” da, yarın, direnişin başladığı Bingazi’de resmen ilan edileceğini bildirdi.

Bu arada Libya’da otuz gün içinde geçiş hükümetinin kurulması, kurulacak hükümetin demokratik seçimleri düzenlemesi, Ulusal Geçiş Konseyi’nin de Bingazi’den başkent Trablus’a taşınması bekleniyor.

Sendikalara yeniden düzenleme

0

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 2821 sayılı Sendikalar ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanun tasarı taslağını imza için Bakanlar Kurulu’na gönderdiklerini söyledi.

Hak-İş 12. Olağan Genel Kurulu, JW Marriot Otel’de başladı.

Çelik, genel kurulda yaptığı konuşmada, sendikal mevzuatı çağın gereklerine uydurmak için sosyal taraflarla bir araya geldiklerini söyledi.

Üçlü danışma kurulu toplantılarının 3 ay sürdüğünü ifade eden Çelik, çalışmaları tamamladıklarını dile getirdi.

Çelik, “2821 sayılı Sendikalar ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanun tasarı taslağını birkaç saat önce imza için Bakanlar Kuruluna gönderdik” dedi.

Gülsüm Tatar ve Şemsi Yaralı finalde

0
Gülsüm Tatar

Büyük Kadınlar Avrupa Boks Şampiyonası’nda, 64 kiloda mücadele eden Gülsüm Tatar ve 81 kilo karşılaşmasında ringe çıkan Şemsi Yaralı finale yükseldi.

Hollanda’nın Rotterdam kentinde devam eden şampiyonada Gülsüm Tatar, yarı final müsabakasında İngiliz rakibi Natasha Jonas’ı 12-11 mağlup ederek, adını finale yazdırdı ve altın madalya için ringe çıkma hakkını elde etti. Gümüş madalyayı garantileyen milli boksör Tatar’ın finaldeki rakibi ise Ermeni boksör Armine Sinabian oldu.

Diğer yarı final mücadelesinde ringe çıkan  Şemsi Yaralı, yarı finalde mücadele ettiği Ukraynalı rakibi Kateryna Shambir’i 19-10 mağlup ederek, Gülsüm Tatar’ın ardından finale yükselme başarısını gösterdi.

Milli Boksör Yaralı, finalde Rus sporcu Irina Sinetskay ile sıkletinin şampiyonu olmak için mücadele edecek. Gümüş madalyayı garantileyen milli boksörler Gülsüm Tatar ve Şemsi Yaralı, şampiyonanın son günü olan bugün, akşam seansında altın madalya için ringe çıkacaklar.

 

 

Irak’taki Amerikan askerlerinin tümü çekiliyor

Başkan Barack Obama Irak’taki Amerikan askerlerinin tümünün yılsonuna kadar çekileceğini açıkladı.

Amerika’yla Irak bir süredir Amerikan askerlerinin bir kısmının görev süresinin uzatılmasını müzakere ediyordu, ancak anlaşma sağlanamadı. Daha önce yapılan güvenlik anlaşması uyarınca askerlerin tümü 31 Aralık tarihine kadar çekilecek.

Obama açıklamasını Irak Başbakanı Nuri el Maliki’yle yaptığı görüşmenin ardından yaptı.

OECD: Hayat nasıl? Türkiye: Nasıl olsun?

OECD geçtiğimiz günlerde bir çalışma yayınladı.  İnsanlara “Hayat nasıl gisdiyor?” diye sorup, verilen cevaplara ve ülkelerin istatistiklerine dayanarak oluşturduğu “daha iyi bir yaşam” isimli göstergesi ile  üye olan ülkelerde yaşam kalitesini karşılaştırdı.

Gösterge birçok unsurun bir bileşeni.  Yaşam kalitesini temsil ettiği düşünülen unsurlar şöyle: Barınma, gelir, iş imkanı, dayanışma, eğitim, çevre kalitesi, yönetime katılım, sağlık, hayattan tatmin, güvenlik ve son olarak iş ve özel yaşam dengesi.

Raporun ulaştığı ilginç sonuçlar şu şeklide özetlenebilir.

Rapor, Türkiye’nin özellikle son 20 yılda vatandaşlarının yaşam kalitesini oldukça yükseltmiş olduğu tespitiyle başlıyor. Ama hemen ardından, halihazırda birçok alanda diğer ülkelerin oldukça gerisinde olduğunu belirtiyor.

Gelir açısından karşılaştırıldığında Türkiye, kişi başına 11 bin dolarlık gelirle OECD ortalamasının altında. İstihdam ise tam bir felaket, çalışabilir yaştaki (15 ile 64 yaş arası) nüfusun sadece %46’sı ücretli bir işte çalışıyor. Enerji bakanının tespitlerinin aksine Türkiye’de insanlar ortalama 1918 saat çalışıyor ve bu OECD ülklerindeki en yüksek rakam. Annelerin ancak %24’ü çocukları okula başladıktan sonra çalışmaya başlayabiliyor ki, bu da kadınların iş yaşamına katılma şartlarının ne derece ağır olduğunu gösteriyor. ortalamalarının oldukça üzerinde.

Eğitim iyi bir iş için kaçınılmaz. 25-64 yaş arası nüfusun ancak %30’u lise diplomasına sahip ki bu da OECD ortalamalarının oldukça altında bir oran.  Diplomanın yanında eğitimin kalitesi de önemli tabii ki. Türkiye’li öğrenciler sadece okuma becerilerinin ölçüldüğü PISA öğrenci değerlendire sistemi testinden 600 tam puan üzerinden ortalama 464 puanla OECD ortalamasının gerisinde yer alıyor.

1960 2008 arası ortalama ömrü 25 yıl artırmayı başarmış da olsa, Türkiye ortalama 73,6 yıl ömür beklentisiyle OECD ortalamasının halen 6 yıl gerisinde.

Yaşadığımız çevrenin kalitesi havadaki zararlı partikül miktarı (PM10) üzerinden değerlendirilmiş. Bu konuda Türkiye metreküpte 37 mikrogram partikül ile tam bir felaket.

Kamusal alana bakıldığında bir iyi bir de kötü haber var. İyi haber, halkın politikaya olan ilgisi. İlgi, seçimlere katılma oranından ölçülmüş. Seçimden seçime kararı sorulan sonrasında hiç de kaale alınmayan halkın ilgisinin ne derece etkili olduğu tabii ki bir soru işareti. Yine de son seçimde halkın %84’ü sandığa gitmiş, OECD ortalaması ise %72. Bir şehir efsanesine dönüşmüş olan dayanışma duygumuzun güçlülüğü ise rakamlarla yalanlanıyor. İnsanlara ihtiyacınız olduğunda yardım isteyeceğiniz birileri var mı soruna evet cevabını verenler toplamın %79’u. Çoğunluğunu “soğuk” ve bencil” halklarıyla Avrupa ülkelerinin oluşturduğu OECD ortalaması ise %91.

Güvenlik hissini araştıran soruya verilen cevaplarda son 12 ayda görüşülen kişilerin %6’sının bir saldırıya maruz kaldıkları ortaya çıkmış.

Esas üzerinde önemle durulması gereken nokta ise, yukarda sayılan tüm unsurların bir bileşkesi olarak kabul edilebilecek olan hayattan alınan tatmin düzeyi. İnsanlara yaşadıkları hayattan ne kadar memnunsunuz diye sorulduğunda Türkiye’de memnunum diye cevap verenlerin oranı sadece   %28. OECD ortalaması ise %59. Raporun ayrıntılarına http://www.oecdbetterlifeindex.org/countries/turkey/ adresinden ulaşılabilinir.

Peki bu rakamlar ne anlatıyor?

Türkiye ekonomisi büyüyor. İstatistikler ortalama gelirin arttığını, gelir dağılımının ise hafifçe düzeldiğini gösteriyor. Gelir, insanların refah algısının sadece bir unsuru. Ne yazık ki, parayla mutluluk alınamıyor. Öyle olsaydı, gelirin bu derece hızlı arttığı bir ülkede bu kadar az insan yaşadığı hayattan memnun olmazdı.

Sadece ekonomik kalkınmaya odaklı politikaların açmazı burada yatıyor. Geliri artırıyorsunuz ancak, refah algısının çok önemli bir parçası olan çevreyi mahvederek, insanlarınızı hayattan bezdirerek.

Politikalarda esaslı bir dönüşüm gerekiyor. İnsanların yaşadıkları hayat üzerinde karar sahibi olabilecekleri bir düzeni gerçekleştirmemek için hiçbir geçerli sebep yok. Sadece biraz cesaret ve topluma güvenmek gerekiyor. Günlük yaşamımızdan aldığımız tatmin yerel yönetimlerin uyguladıkları politiklarla birebir alakalı. Yarın Cezayir toplantı salonunda başlayacak olan 2. Yeşil Ekonomi Konferansı’nda yeşil yerel politika seçeneklerini tartışacağız. Yapılan iyi işleri görüp, varolan politikaları nasıl dönüştürebileceğimizi konuşacağız. Herkesi bekleriz.

Program için www.yesilekonomi.org ‘ı tıklayınız.

Bangkok su altında

Son 50 yılın en büyük sel felaketi ile boğuşan Tayland’da, Başbakan Yingluk Şinavatra, sel suyu altına yaşam mücadelesi veren Bangkoklular’a eşyalarını yüksek yerlere koyma çağrısında bulundu.

Başkentteki kurtarma çalışmaları hakkında bilgi alan ve incelemelerde bulunan Şinavatra, büyük bir kısmı su altında kalan Bangkok’ta en kısa zamanda durumun kontrol altına alınacağını belirterek, Bangkok’ta felaketin büyümesini önlemek için elimizden geleni yapıyoruz. Fakat kent, suların denizle buluştuğu son noktada bulunuyor.” dedi.

Deniz seviyesinden sadece iki metre yüksekte bulunan Bangkok’ta, özellikle kentin iç kısımlarında kalan ilçeler, su altında kaldı. Yüzlerce ev ve iş yeri büyük zarar gördü.

Vatandaşlar, sel suyunun evlerine ulaşmasını engellemek için nehir kenarlarına kum torbalarıyla barikatlar kuruyor.

Ülke genelinde 2 milyondan fazla kişinin etkilendiği muson yağmurlarının yol açtığı sellerde, ölenlerin sayısı ise 342’ye yükselmiş durumda.

Binlerce insan evlerinden tahliye edilirken, ülkedeki tarım alanları, okullar ve tapınaklar zarar gördü. Selin yaklaşık 4 milyar dolarlık bir hasara yol açtığı tahmin ediliyor.

(en)

Yeşil Ekonomi yarın İstanbul’da tartışılacak

22 Ekim 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenecek 2. Yeşil Ekonomi Konferansı bu kez yerel yönetimlere odaklanıyor. Konferansın ana teması “Yerel, Yeşil Seçenekler“.

Yeşil Düşünce Derneği ile Heinrich Böll Stiftung Derneği‘nin birlikte düzenlediği bu toplantının ana temalarından bir tanesi de Türkiye’yi, Avrupa Komisyonu tarafından 2010 yılında hayata geçirilen “Avrupa Yeşil Başkenti” girişimiyle tanıştırması. Hamburg Kentsel Gelişim ve Çevre Bakanlığı’ndan Dr. Dirka Griesshaber konferansın ana konuşmacısı. Griesshaber aynı zamanda 2011 yılında Avrupa’nın Yeşil Başkenti seçilen Hamburg’un ilgili ekibinde yürütme kurulu üyesi.

Toplantıda yeşil belediyelerin unsurlarını oluşturan birçok konu ekonomik boyutuyla birlikte ele alınacak. Ulaşımdan enerjiye, mimariden kent ve bölge planlamasına, sorumlu turizmden kentsel dönüşüme, kent tarımından kırsal kalkınmaya kadar birçok başlık Türkiye’den örneklerle anlatılacak ve tartışılacak. Toplantının ilk günü “Ekümenopolis” filmi ile son bulacak. Toplantının ikinci gününde ise yeşil ekonomiyle ilgilenen akademisyenlerle STK temsilcileri bir araya gelecek. Konferans boyunca İngilizce-Türkçe eş-zamanlı çeviri yapılacak.

Konferansın internet sitesi ve programı: http://yesilekonomi.org/

Şilili öğrenciler Senato’yu işgal etti

0

Şili Senatosu’nda, senatörlerin Eğitim Bakanı’yla birlikte gelecek yılın bütçesini ele aldığı komisyon oturumu sırasında salona giren öğrenciler, muhalefet partilerinden senatörlerin halk oylaması için önerge sunulacağı sözü vermesi ardından, birkaç saat sonra senato binasından ayrıldı.

Senato eğitim komitesi oturumunu basan öğrencilerin çoğunun lise öğrencisi oldukları gözlendi. Öğrencilerden üçü salondaki masanın üzerine çıkarak “Halk oylaması, şimdi!” yazılı bir pankartı açtı.

İşgal sırasında Senato binası dışında barikat kurarak daha fazla öğrencinin girişini engelleyen polis, “Parasız eğitim” ve “Halkoylaması, şimdi” yazılı pankartlar taşıyan yüzlerce öğrenci ve anne-babayla karşı karşıya kaldı.

Şilili öğrenciler yaklaşık 6 aydır parasız eğitim talebiyle derslere girmeyip ptotesto gösterileri düzenliyor.

İşgal ardından Eğitim Bakanı Felipe Bulnes ve Senato komisyonunun diğer üyeleri hızla binayı terkettiler. Protestocular Bulnes’e sözlü protestoda bulundular ve bozuk paralar attılar.

Muhalefetteki Demokrasi Partisi’ne üye olan Senato Başkanı Guido Girardi, işgalci öğrencilerle konuşarak, polisin kendilerine karşı kuvvet kullanmayacağına söz verdi.

Salı günkü gösterilerde polis, barikatlar kuran ve molotof kokteyli atan maskeli protestoculara karşı göz yaşartıcı bomba ve basınçlı suyla karşılık vermiş, çatışmalar sıranda 260 kişi gözaltına alınmıştı.

Olaylardan sonra Şili hükümeti 1990’lardan bu yanaki bu en şiddetli öğrenci olaylarını bastırmak için olağanüstü hal yasasını uygulamaya koyacağını açıklamıştı.

(BBC)

Yeter! Öldürme, konuş ve bitir! – Şahin Alpay

Son yıllarda başlıktaki fikri (öldürmeyi bırakın, konuşun ve şiddete son verin) şu veya bu şekilde işleyen kaç yazı yazdığımı bilmiyorum.

 

Ama yazmaya devam edeceğim, çünkü bu giderek anlamsızlaşan şiddeti durdurmak için benim yapabileceğim, elimden gelen başka bir şey yok… Ne yazık ki öldürme devam ediyor. Öyle ki, bu satırları yazmaya başlarken PKK’nın, Bitlis’in Güroymak-Norşin ilçesinde kurduğu pusuda 5 polis ve yoldan geçen kamyonetteki 4 yaşındaki Hiranur ile 13 yaşındaki Resul dahil 4 kişinin can verdiğini okumuştum. Satırları yazarken Çukurca’daki PKK saldırılarında 24 askerin şehit olduğu ve bir o kadar da PKK militanının öldüğü haberi geldi.

Ne yazık ki öldürme devam ediyor. Tam da Kürt çoğunluklu bölgenin, tam 174 sivil toplum örgütünün barış müzakerelerinin sürmesi ve eşzamanlı ateşkes çağrısı yaptığı günlerde… Tam da Van bağımsız milletvekili, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatı Aysel Tuğluk’un “Kürtlerle Türklerin bütün badirelere rağmen herkesi şaşırtacak bir beraberlik sergileyeceğine ve geleceklerini birlikte kuracaklarına inanıyorum…” diye başlayan yazıyı yayımladığı günlerde (Radikal, 9 Ekim).

Tuğluk, söz konusu yazıda önerilerde bulunuyordu: 1) PKK’nın militanlarını sınır dışına çekmesi karşılığında Öcalan’ın (silahların susması için çalışmasını mümkün kılacak şekilde) ev hapsine alınması. 2) Kürt sorununa anayasal çözüm ve “toplumsal barış yasası” (siyasi af) karşılığında PKK’nın silahları bırakması.

Eğer şiddete son vermek isteniyorsa Tuğluk’un önerileri ciddiye alınmalı. Önerilerin ciddiye alınması için de PKK şiddetinin durması şart.

Evet, Kürt sorununu bitirmek ve şiddete son vermek, herkesten önce hükümetin sorumluluğu. Bu sadece Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin, Türklerin ve Kürtlerin yarısının verdiği oylarla ülkeyi yönetme sorumluluğunu yüklenmiş olmasının bir gereği değil, on yıl sonra dünyanın en güçlü on ülkesinden biri olarak Türkiye vizyonunu gerçekleştirmek için başarması gereken en önemli iş. Evet, hükümet Kürt sorununu çözmek, Türkiye’yi ileri bir demokrasi yapmak için Kürt kimliğinin serbestçe ifadesinin önündeki bütün anayasal ve yasal engelleri kaldırmak mecburiyetinde. Kürt sorunu bu yöndeki reformların sürmesiyle çözülebilir ve reformlar her koşul altında devam etmelidir. Türklerin ve Kürtlerin yarısının hükümetten en temel beklentilerinden biri de budur.

Muhakkak ki her reformla Türkiye Kürtlerinin demokrasiye ve yönetime olan inancı, şiddetle hak aramaya duyduğu giderek yükselen tepki güçlenecektir. Bu bağlamda şiddete bulaşmayan insanların hapse tıkılmalarına ve devlete düşman edilmelerine yol açan Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Kanunu hükümlerinin en kısa zamanda değişmesi şart.

Evet, Türkiye Kürt sorununu, anayasal ve yasal reformlarla çözebilir. Ama PKK sorunu ne yalnızca reformlarla ne de askerî yoldan çözülebilir. 30 yıldır süren mücadeleden çıkan temel ders budur. PKK sorunu da ancak siyasi yoldan, yani öldürerek değil konuşarak çözülebilir, bunun anahtarı da Tuğluk’un önerilerinde bulunabilir.

Ne var ki Tuğluk’un mensup olduğu siyasi harekete, öncelikle de Barış ve Demokrasi Partisi’ne de şimdi her zamandan daha büyük bir sorumluluk düşüyor. Siyasi çözüm yolunda ilerlenebilmesi için silahların susması, öldürmenin durması şart. Öyle günlerden geçiyoruz ki BDP, eğer gerçekten barış istiyorsa, sadece devlet şiddetine değil, PKK şiddetine karşı da kesin tavır almak zorunda. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Hakkari’deki terör saldırısıyla ilgili olarak, “Ülkenin dört bir yanında ocaklara düşen bu ateş hepimizin yüreğini yakmış, her birimizi derinden sarsmıştır. Acıların kelimelerle ifade edilemediği anları yaşıyoruz…” demiş. BDP, silahların susması için bütün imkânlarını kullanabilirse, “Kürtlerle Türklerin bütün badirelere rağmen herkesi şaşırtacak bir beraberlik sergileyeceğine ve geleceklerini birlikte kuracaklarına (ben de, kesinlikle) inanıyorum…”

 

Şahin Alpay – Zaman

Operasyon tamam: Deniz Feneri’nde Zahid Akman dahil 6 kişi serbest!

Deniz Feneri soruşturması kapsamında 3 aydır tutuklu bulunan Zahid Akman ve 5 kişi serbest bırakıldı.
Almanya’da faaliyet gösteren Deniz Feneri e.V Derneği aracılığıyla Türkiye’de faaliyet gösteren Kanal 7 televizyonu başta olmak üzere bazı şirketlere yasadışı yollardan para transferi yapıldığı iddiasıyla açılan soruşturmada Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) eski Başkanı Zahid Akman’ın da aralarında bulunduğu 9 kişi tutuklanmıştı.11 Temmuz’dur tutuklu olan 6 kişi bugün serbest bırakıldı. Akman dışında serbest bırakılan kişiler şöyle:

Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik, Yönetim Kurulu üyesi İsmail Karahan Finans Sorumlusu Erdoğan Kara.Daha önce tutuklanmalarına yapılan itirazlar reddedilmişti. Ancak dün yapılan yeni itiraz üzerine mahkeme bugün serbest bırakılmalarına karar verdi.

Deniz Feneri soruşturmasına bakan savcılar, resmi belgede tahrifat yaptıkları suçlamasıyla  HSYK tarafından geçen ay görevden uzaklaştırılmıştı.