Ana Sayfa Blog Sayfa 4978

6 yeni film vizyonda

Steven Soderbergh‘in kaotik filmi ‘Salgın’, Musevi vatandaşlara pasaport sağlayan Türk diplomatlarını anlatan ‘Türk Pasaportu’, korku-gerilim serisi ‘Paranormal Activity’nin sonuncusu haftanın öne çıkanları…

Sinemaseverler, bu hafta dram, animasyon, korku, gerilim ve aksiyon dallarında 6 yeni filmle buluşacak.

SALGIN
Steven Soderbergh’in yönettiği ve Marion Cotillard, Matt Damon ile Jude Law‘ın oynadığı ”Salgın (Contagion)” filmi, gerilim ve aksiyon sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

Filmde Beth Emhoff, bir iş gezisinden döndükten 2 gün sonra ölür. Doktorlar kocasına bunun nedeni hakkında fikirleri olmadığını söyler. Çok geçmeden, başkaları da aynı belirtileri göstermeye başlar. Yoğun öksürük ve ateşin ardından gelen nöbet, beyin kanamasıyla ölüme neden olur. Bir günde gerçekleşen sayısız insan etkileşimiyle güçlenen salgın tüm ülkelere yayılır. Küresel bir salgın patlak verir.

TÜRK PASAPORTU
Burak Cem Arlıel’in yönettiği ve Maxim Donici, Altan Gördüm, Doğukan Polat ile Batur Belirdi’nin oynadığı ”Türk Pasaportu (The Turkish Passport)” filmi, dram sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

Filmde, Osmanlı kökenli Musevi vatandaşlara pasaport sağlayan Türk diplomatlarının binden fazla kişiyi trenlerle Türkiye’ye kaçırmaları anlatılıyor.

HAYALİM İSTANBUL
Ferenc Török’ün yönettiği ve Yavuz Bingöl ile Johanna Ter Steege’in oynadığı ”Hayalim İstanbul” filminde de başarılı bir profesör olan Janos, 30 yıllık evliliğinin ardından orta yaşlı karısı Katalin’i genç öğrencisi için terk eder. Bu durum Katalin’i derin bir bunalıma sürükler. Çevresi, onu akıl hastası olarak düşünür ve Katalin, sakinleşmesi için bir hastaneye yatırılır. Kocası ve kızı, Katalin’in bu geçici çılgınlık durumunun sahte olduğunu düşünür. Katalin, hastaneden kaçar ve İstanbul’a gitmek gibi ani bir karar alır. İstanbul’da Katalin’in kaderi kendisi gibi bir yalnız bir adamla ile kesişir. Yeni bulunan aşk, kadının duygularını özgürleştirir ve kısa ömürlü de olsa hayatının baharını yaşar.

FELAKET HENRY
Nick Moore’un yönettiği ve Theo Stevenson, Kimberley Walsh, Mathew Horne ile Anjelica Huston’un oynadığı ”Felaket Henry (Horrid Henry The Movie)” filmi, animasyon sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

Filmin konusu şöyle: ”Yetişkinlerle girdiği sonsuz savaşın kahramanı Felaket Henry’nin bu kez üstesinden gelmesi gereken büyük bir problemi vardır. Yan komşularının kızı Hırçın Susan ve erkek kardeşi solucan Peter ile uğraşmak, okul müfettişleri ve müdüre karşı durmak ve tüm bunların yanında yetenek yarışmasını kazanmak zorundadır. Tüm bunları nefret ettiği okulunu kurtarmak için yapacaktır.”

PARANORMAL ACTİVİTY 3
Henry Joost ile Ariel Schulman’ın yönettiği ve Katie Featherston, Sprague Grayden, Lauren Bittner ile Mark Fredrichs’in oynadığı serinin son filmi ”Paranormal Activity 3” filmi, korku sahneleriyle sinemaseverlerle buluşacak.

Sinemaseverler filmde, doğaüstü güçler ile uğraşan Katie ve Kristi kardeşlerin, lanetin bulaştığı ilk ana gidecek.

CONAN
Marcus Nispel’in yönettiği Rose McGowan, Ron Perlman, Rachel Nichols ile Said Taghmaoui’nin oynadığı ”Conan the Barbarian” filmi, 3 boyutlu aksiyon sahneleriyle izleyicilerin ilgisini çekecek.

Filmde, Kimmeryalı Conan’ın, babası ve talan edilen köyünün intikamını almak için kötülüğün her türlü vücut bulmuş haliyle savaşması anlatılıyor.

 

Gazeteci Hikmet Bila yaşamını yitirdi

Bir süredir kanser tedavisi gören gazeteci Hikmet Bila, bu sabah Ankara’daki evinde hayatını kaybetti.

Hikmet Bila, yarın İstanbul’da öğle namazını müteakip Teşvikiye Camii’ndeki cenaze töreninin ardından toprağa verilecek.

1954 yılında Zonguldak’ta doğan Hikmet Bila, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olduktan sonra gazeteciliğe başladı.

Önce Milliyet Gazetesi’nde ardından Cumhuriyet Gazetesi’nde 9 yıl boyunca yöneticilik ve yazarlık yapan Bila, NTV Haber Merkezi’nde de yöneticilik görevlerinde bulundu.

Usta kalem, son olarak Vatan Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyordu.

(NTV)

Rapora göre 3 takım küme düşüyor

Şike soruşturmasında son dönemece girildi. İddianamenin açıklamasına günler kala Etik Kurulunu’nun raporundan sızan bilgilere göre 3 takım küme düşebilir.

3 Temmuz’da patlak veren ve o gündenbu yana Türkiye’nin gündemini meşgul eden şike soruşturmasında son dönemece girildi. Savcılığın davanın iddianamesini açıklamasına günler kala, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Etik Kurulu’nun raporu ile ilgili ipuçları da sızmaya başladı.

3 takıma küme düşme Savcılık tarafından 20 Temmuz’da gönderilen soruşturma ile ilgili 26 klasör belgeyi inceleyen Etik Kurul’un, TFF yönetimine Fenerbahçe, Mersin İdmanyurdu ve Sivasspor’un şike yaptığı konusunda görüş bildirdiği öğrenildi. Yine edinilen bilgilere göre kurulun, Beşiktaş ve Trabzonspor ile ilgili kanaati ise bu iki takımın şike ve teşvik girişiminde bulunduğu yönünde.

TFF soruşturma ile ilgili karar verirken Etik Kurul’un raporunu baz alırsa Fenerbahçe, Mersin ve Sivas’la birlikte küme düşecek. Kurulun Beşiktaş ve Trabzon’un lige eksi puanla başlatılmasını istediği bildirildi. Böylelikle Fenerbahçe’nin elinden alınacak şampiyonluk, kupanın ısrarla kendisinin hakkı olduğunu iddia eden Trabzon’a da değil lig üçüncüsü Bursaspor’a verilecek.

Fırtına ve Kartal tehlikede Ancak kurulun Beşiktaş ve Trabzonspor için öngördüğü cezalar kafa karıştırıyor. Çünkü bu iki takımceza alırsa bu sezon Avrupa kupalarında mücadele ettikleri içinUEFA’dan5’er yıl uluslararası organizasyonlardan men cezası alma tehlikesiyle yüz yüze kalabilirler.Hal böyleyken akıllara şu kritik sorular geliyor: (1) UEFA bedeli kimin? Fenerbahçe’yi Devler Ligi’ne göndermeyen TFF, Beşiktaş ve Trabzon’a aynı uygulamayı niye yapmadı? TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar 26 Temmuz’da “Kendisinden şüphe eden Avrupa’ya gitmesin’ demişti. TFF bu açıklamayı hatırlatıp kendisini savunabilir. UEFA da sadece Fenerbahçe’yi Devler Ligi’ne istememişti.

(2) Eksi puanda kriter ne? ETİK Kurul’un iki takım hakkındaki eksi puan önerisi neye dayanarak yapıldı? Talimatlara göre küme düşürmeden eksi puan uygulanamıyor. Kurul’un, talimatlara rağmen öneride bulunduğu belirtiliyor. Zaten bir süre önce talimat değişikliği tartışılmış ve “Teşebbüse küme düşürme olmasın” sesleri duyulmuştu.

Raporun açıklanması belirsizliğini koruyor Aziz Yıldırım ve birçok önemli ismin gözaltına alınmasıyla başlayan şike soruşturmasının Türk futbolu için bir dönüm noktası teşkil edeceği aşikâr. TFF Etik Kurulu’nun ‘Kozmik oda’ olarak adlandırılan salonda incelediği dosyalar hakkında15Ağustos’ta bir açıklama yapan TFF BaşkanıMehmet Ali Aydınlar, Etik Kurul’un raporu ve buna bağlı görüşler doğrultusunda, iddianame kabul edilip, gizlilik kararı kaldırılmadan nihai kararın verilemeyeceğini bildirmişti.

Şimdi TFF’nin iddianamenin açıklanmasının ardından TFF’nin raporunu açıklayıp açıklamayacağı merak konusuoldu. BUGÜN’e konuşan Göksel Gümüşdağ raporun açıklanıp açıklanmayacağı hakkında bilgisi olmadığını belirtti. Gümüşdağ, iddianamenin açıklanmasından sonra bir toplantı yapıp raporun paylaşılmasıyla ilgili görüş alışverişinde bulunduktan sonra karar vereceklerini belirtti.

Uğur Kantar’ın işkencecilerinin iddianamesi hazır

“Disko”da gördüğü işkence sonucu ölen er Uğur Kantar’a işkence yapan ve işkenceye göz yuman beş asker ile cezaevi müdürü hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede Genelkurmay’ın aksine Kantar’ın işkence ile öldürüldüğü ifade edildi.

Bianet’ten Ekin Karaca’nın haberine göre;

Kuzey Kıbrıs’ta askerlik yaparken disiplin koğuşunda maruz kaldığı yoğun işkence sonucu hayatını kaybeden Uğur Kantar‘ın ölümüne sebebiyet vermekle suçlanan ikisi tutuklu beş şüpheli asker ve Cezaevi Müdürü Kıdemli Üstçavuş Ayhan Şentürk‘le ilgili iddianame hazırlandı.

Askeri savcılık tarafından hazırlanan iddianameyi kabul eden Girne Askeri Mahkemesi, duruşma tarihini 18 Kasım 2011 olarak belirledi.

“Ağırlaştırılmış işkence suçu işlediler”

Genelkurmay Başkanlığı tarafından Uğur Kantar’ın sara hastalığı nedeniyle fenalaştığının iddia edilmesine karşın, askeri savcılık tarafından hazırlanan ve mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede, Uğur Kantar’ın piyade er Ayhan Arslan ve piyade çavuş Fırat Keser tarafından uygulanan yoğun fiziki şiddetin yanı sıra, susuz bırakıldığı ve güneşte tutulduğu için öldüğü ifade edildi.

Arslan ve Keser’in “Kantar’a yönelik olarak birçok kez şiddet uygulamak, su ve tuvalet ihtiyaçlarını karşılamasına izin vermemek, özellikle 25 Temmuz 2011’de 11.00-13.00 saatleri arasında bilincini kaybedecek şekilde uzun süre fiziksel şiddet uygulamak, bilincini kaybettikten sonra da güneş altında kelepçeli olarak bekletmek, bu aşamada da şiddet uygulamaya devam etmek, mağduru teslim almaya gelen personele mağdurun numara yaptığını beyan ederek ve yanlış bilgi vererek tıbbi müdahalenin yapılmasına engel olmaya çalışarak ağırlaştırılmış işkence suçu işledikleri” iddia edildi.

Üç asker işkenceye göz yumdu

İddianamede ayrıca piyade er Süleyman Özdoğan, piyade er Özkan Belmen ve piyade onbaşı Ahmet Yurdusevdi‘nin de görevi kötüye kullandığı iddia edildi.

Söz konusu askerlerin 18-25 Temmuz tarihleri arasında mağdur Uğur Kantar’ın su ve tuvalet ihtiyacını gidermesine izin vermedikleri, Kantar’ı “sorun çıkarttığı” gerekçesiyle birçok kez şüpheliler Ayhan Arslan ve Fırat Keser’e götürdükleri, Keser ve Arslan’ın uyguladığı işkencelere müdahale etmedikleri, duruma seyirci kalarak cezaevi müdürüne bildirmedikleri için görevlerini kötüye kullandıkları iddia edildi.

Cezaevi müdürü de iddianamede

Cezaevi müdürü kıdemli üstçavuş Ayhan Şentürk de görevine yeterli zamanı ayırmadığı, gardiyan er ve erbaşların üzerinde denetim görevini yerine getirmediği, özellikle Uğur Kantar’ın soruşturma konusu eylemlere maruz kaldığı dönemde disiplin cezaevine nadiren uğradığı ve bu sayede gardiyanların başına buyruk davranmasına ortam sağladığı iddia edilerek görevi kötüye kullandığı iddia edildi.

“Dava sivil mahkemeye gidebilir”

İddianameyi bianet’e değerlendiren Kantar ailesinin avukatlarından Teoman Özkan, iddianamenin suçun tanımı açısından taleplerini karşıladığını söyledi.

Bu çerçevede iddianamenin sevindirici olduğunu söyleyen Özkan, sadece beş asker ve cezaevi müdürünün suçlanmasını ise yetersiz bulduğunu ve cezaevi müdüründen sorumlu olan üstlerinin de yargılanması gerektiğini ifade etti.

Avrupa Kadınlar Boks Şampiyonasında 4 Yarı Finalist bugün ringde

0

Hollanda’nın Rotterdam kentinde devam eden Büyük Kadınlar Avrupa Boks Şampiyonası’nda Ayşe Taş , Nagehan Malkoç, Gülsüm Tatar ve Şemsi Yaralı bugün final için ringe çıkacak.

 

Türkiye’nin 10 sıklette mücadele ettiği şampiyonada dört boksör yoluna devam ediyor. Bronz madalyayı garantileyen sporcuların  yapacağı karşılaşmaların programı şu şekilde:

54 Kilo – Ayşe Taş – Elena Savelyeva (Rusya)
57 Kilo – Nagehan Malkoç – Lisa Whıteside (İngiltere)
64 Kilo – Gülsüm Tatar – Natasha Jonas (İngiltere)
+81 Kilo – Şemsi Yaralı – Kateryna Shambir (Ukrayna)

Türkiyeli boksörler galip gelmeleri halinde 22 Ekim Cumartesi günü altın madalya için mücadele edecek.

 

FIBA Kadınlar Euroleague 2012 8’li Finali İstanbul’da

0

FIBA Kadınlar Avrupa Ligi, 2012 Sekizli Finali’nin Galatasaray Medical Park tarafından İstanbul’da organize edileceği açıklandı.

FIBA Avrupa’nın internet sitesinden yapılan açıklamada, Avrupa’nın en iyi 8 takımını karşı karşıya getirecek Sekizli Final karşılaşmalarının, 28 Mart-1 Nisan 2012 arasında Abdi İpekçi’de oynanacağı bildirildi.

FIBA Avrupa Başkanı Olour Rafnsson, sitede yer alan açıklamasında, İstanbul’un, hem turizm, hem de spor faaliyetleri açısından çekici ve aktif bir kent olduğuna dikkati çekti, “Bunun, herkesin keyif alacağı bir turnuva olacağı konusunda olumlu düşünüyorum” dedi.

FIBA Avrupa Genel Sekreteri Nar Zanolin de ev sahipliği yapmak için oldukça nitelikli başvurularda bulunulduğunu, ancak sonunda Galatasaray’da karar kılındığını kaydetti.

Daha önce, “Dörtlü Final” olarak adlandırılan ve 4 takımın katılımıyla yapılan final organizasyonu, FIBA’nın bu yıl uygulamaya koyduğu yeni formata göre 8 takımın katılımıyla, “Sekizli Final” adı altında organize edilecek

 

“Sanıyorlar ki Diyarbakır’da düğün var” – Nilay Vardar

Tüm komşularını gezip, yolumu bir türlü düşüremediğim Diyarbakır’a uçaktan iner inmez 24 askerin ölümüyle girdim. Takside radyoda verilen haberin ardından şoför çok kısa konuşuyor: “Olan fakir fukara çocuklarına oluyor” ardından radyodan yükselen şehit şarkısı üzerine ikimiz de susuyoruz; ben radyoyu değiştirmesini bekliyorum, değiştirmiyor.

Dünkü yoğun programdan kimseyle bu konu hakkında konuşmaya fırsat bulamayınca, sabah yedide uyanıp, Diyarbakır ne düşünüyor diye yola koyuldum.

Dağkapı meydandaki kahveye erkekler 7:30’da dolmaya başlıyor; hepsi günlük inşaat işi için sabahtan akşama kahvede bekliyor. Yolumu ilk oraya düşürüyorum, ardından kahve önünde beni görüp konuşmak isteyen esnafın yanına, oradan da son durağım Hasanpaşa Hanı’ndaki kadınlar.

Konuştuğum kimsenin adını sormuyorum malumunuz Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonlarından dolayı herkes zaten tedirgin.

Kahvede oturanlardan biri, “Akşamdan beri televizyon izleyemiyorum” diye söz başlıyor, sonra bu cümleyi konuştuğum herkesten duyacağım. Bir de konuştuğum herkes “Çok üzgünüz, içimiz yanıyor, onlar da evladımız, asker de gerilla da bizim” demeden söze başlamıyor; bazısı buna üstüne basa basa “ben PKK’li de değilim, devletli de” diye de ekliyor.

Bana çay ısmarlayan inşaat işçisi “Sanıyorlar ki askerler öldü diye Diyarbakır’da düğün var” diyor ve “Çözüm, çözüm, çözüm” diye isyan ediyor.

Abdullah Gül’ün Hakkari’ye gitmesine “Sanırsın Avrupa ile savaşa girmiş” diye tepki gösteriyorlar. Ama asıl Gül’ün dün gece yaptığı konuşmada “Bunu yapanlar hesabını verecek” minvalindeki açıklamasını “intikam” olarak algılıyor konuştuğum insanlar ve bunu Gül’den duydukları için çok şaşkınlar.

Yerel bir gazeteci PKK’nin son saldırısını Gül’ün Hakkari gezisine ve KCK’nin bir sorumlusunun öldürülmesine misilleme olarak görüyor.

“Oğluma puşi göndermedim”

Hasanpaşa Hanı’nda konuştuğum kadınlar geçen yıl tam da barışa yaklaşıldığı zamanlarda Gül’ün Diyarbakır’a geldiğini hatırlatarak, “Biz Gül’ü babacan daha sakin bilirdik, bizi yanılttı” diyor. Ve kadınlar da erkekler gibi devleti aile büyüğü daha çok da baba olarak tanımlayıp, “Çocuğun hata yapsa da sen onu affetmelisin, intikam almak anne, babanın yapacağı şey değildir” diye ekliyor.

Dün ve daha önce yapılan saldırılarla ilgili herkeste şüphe var; “İstihbarat zaafı mı, derin devlet mi?” bilmiyoruz ama “her şeyi de PKK’ye yüklersen halk da PKK olur” diye ekleyen bir AKP’li de var. İki seçimde de AKP’ye oy verdiğine pişman, keşke yakaydım oyumu diyor.

Bir esnaf, “Kürdün bir numaralısıdır” dediği annesinin dün gece televizyondaki ağlamasını anlatıyor; ve esnaflar kesin bir ifadeyle bunun tek çözümünün batı da doğu da oğlunu askere göndermemek olarak görüyor.

Kadınlar batı illerinde okuyan çocuklarının “potansiyel suçlu” gibi görülmesinden çok tedirgin olduklarını söylüyor. Bir tanesinin oğlu  kendisinden Fenerbahçeli olduğu için sarı lacivert renkli puşi göndermesini istemiş, annesi “Başına bir şey gelmesin diye göndermedim, çünkü batılı puşi taktı mı moda oluyor, bir Kürt taktı mı siyasi” diyor.

“KCK ne biri açıklasın”

KCK meselesi ise artık espri konusuna dönmüş durumda. KCK ne diyorum? Herkes “Ne ki biz de bilmiyoruz, herhalde insanları sokaktan toplama” diyorlar.

Herkes yanındakine dönüp gülerek “KCK ne? KCK ne?” diyor ve “biri çıkıp açıklasın KCK neymiş biz de bilelim” diye ekliyorlar.

Osman Baydemir de dünkü kentsel dönüşüm ile ilgili toplantıda geç gelen gazeteciye “Oturduğun koltukta ben oturuyordum ama şu sıralar kaygan diye seni oturttum” diye espri yapıyor.

Herkes bir tanıdığının KCK’den ne kadar saçma ve nedensiz yere tutuklandığından yakınıyor. Örnekler arasında, arkadaşıyla konuşurken ne yemek yapacağını “dolma mı olsun” diye soranından, Ceylan Önkol’un resmini çizdiği için tutuklanan ressama, bir sürü örnek var. İstanbul’daki bir toplantıda Sebahat Tuncel bunlara “eylemde Kürtlere su sıkacak panzere su vermeyen” belediye görevlisini de eklemişti.

Diyarbakır’da günler süren KCK duruşmalarında şehrin çok tedirgin olduğunu söylüyorlar; çünkü insanlar eylem yapmak istiyor ve buna izin verilmeyince de gazlı, coplu müdahaleler oluyor. Bir kadın “İnsanların içi yanmış, bırakın bir bağırıp slogan atsın zaten gidecek” diyor.

Barışa dair haberlerde görsel olarak kullanmak için İstanbul’da uzun süre aradığım beyaz güvercini (haberdeki fotoğraf) tesadüf bu ya Diyarbakır’da buldum. (NV)

 

Yazı www.bianet.org‘dan alıntılanmıştır.

 

 

Nilay Vardar

En genç gezegen görüntülendi

Hawaii Üniversitesi gökbilimcisi Adam Kraus, bugüne kadar tespit edilen en genç gezegenin fotoğrafını çekmeyi başardı. Bir yıldızın etrafında henüz oluşum sürecinde oldupu tespit edilen gezegene LkCa 15 b adı verildi.

Mauna Kea Adası üzerine kurulan teleskoplar kullanılarak yapılan keşifte Macquarie Üniversitesi ve Avustralya Astronomik Gözlemevi’nde katkıda bulundu.

Dünya’dan 450 ışık yılı uzaklıkta bulunan LkCa 15 b’nin, gaz ve toz bulutunun bir araya gelmesiyle oluştuğu ve bu sürecin hala devam ettiği belirtildi. Bilim insanları, içinde bulundukları yıldız sisteminin saçtığı ışıktan dolayı, geçmişte bu kadar genç yıldızları görüntülemeyi başaramamıştı.

10 metrelik Keck teleskoplarıyla elde edilen görüntüde, LkCa 15 b, yıldızın uzağında kalan disk şeklindeki gaz ve toz bulutunun içinde yer aldığı görüldü. Kraus, “LkCa 15 b bugüne kadar keşfedilen en genç gezegen… Geçmişte bu tür olayları, oluşmakta olan gezegen yıldıza çok yakın olduğu için gözlemleyemezdik. Ancak ilk defa gezegeni ve etrafında kütkleyi görebildik” dedi.

(Ajanslar)

Fransa’da zenginler ek vergi verecek

Fransa Parlamentosu, hükümetin bütçe açığını azaltma hedeflerini tutturma çabaları kapsamında zenginlere özel ek vergi uygulamasını onayladı.

Parlamentonun kabul ettiği özel ek vergi uygulamasıyla, yıllık geliri 250 bin euro ve 500 bin euro arasında olanlar yüzde 3 ek vergi, yılık geliri 500 bin euro’nun üzerinde olanlar ise yüzde 4 ek vergi ödeyecek.

Bütçe Bakanı Valerie Pecresse Fransız İnfo radyosuna yaptığı açıklamada, “özel ek verginin büyük patronları ve varlıklı hanehalklarını kapsadığı için adil olduğunu ve daha fazla gelir sağlayacağını” söyledi.

Özel ek vergi uygulaması 2011 mali yılında yürürlüğe girecek ve ülkenin kamu finansmanında denge sağlanıncaya kadar uygulamada kalacak.

Başbakan Francois Fillon da, “Bütçede umursamazlık dönemi sona erdi. Ekonomik, siyasi ve sosyal bağımsızlığımızı korumak istiyorsak tüm ulus bizim (bütçe disiplini) çabalarımızın arkasında durmalı” dedi.

Fransız hükümeti ağustos ayında açıkladığı tasarruf paketiyle, 2012 yılında 10 milyar euro ek gelir sağlamayı ve bütçe açığını 2013 yılında AB hedefi olan gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 3’üne çekmek için harcamaları 1 milyar euro azaltmayı hedefliyor.

Bu Pazar Tunus’ta seçim var

Dünya, Arap Baharı’nın doğduğu ülke Tunus’ta pazar günü yapılacak ilk genel seçimleri merak ile bekliyor.

Arap dünyasında peşi sıra başlayan halk ayaklanmalarından bu yana düzenlenecek ilk seçimler ise büyük bir önem arz ediyor.

Avrupa Birliği gözlemcileri ülkeye giderek hazırlıklara başladı.

Gözlemci Şefi Maria Espinosa, “Onlar eğitildiler ve Tunus’un bütün bölgelerinin yanı sıra Fransa, Almanya, İtalya ve Belçika’ya gözlemci olarak gönderildiler.” şeklinde konuştu.

Sandık görevlileri eğitimlerini tamamlarken hazırlık için bir seçim tatbikatı da yapıldı.

Bütün bu önlemlere rağmen seçimlere hile karıştırılması korkusu tüm ülkede hakim.

Ülkenin önde gelen partilerinden Ennahda’dan da bu yönde bir uyarı geldi.

Parti lideri Raşid Gannuşi, pazar günü yapılacak seçimler de hile yapılması durumunda sokağa inecekleri uyarısında bulundu.

Raşid Gannuşi, kamuoyu yoklamalarına göre partisinin başta olduğunu ve oyların çoğunluğuna sahip olduklarını belirtti.

Tunuslular, 110 partiye mensup 11 bin aday arasından yeni anayasayı yapacak Kurucu Meclis’de 218 sandalyenin sahibini belirleyecek.

(en)