Ana Sayfa Blog Sayfa 4901

MHP’den yeni hesap: 1+4+5+3= 13 ve 13’ün uğuru kutlu olsun!!

MHP’li milletvekili Yeniçeri, ’13’ rakamının neden THY’de kullanılmadığını Meclis gündemine taşıdı. Yeniçeri ilginç bir hesapla 13’ün aslında uğurlu olduğunu söyledi.

Türk Hava Yolları (THY), uğursuz olduğuna inanıldığı için koltuklarda yer verilmeyen 13. sıra uygulamasına sona erdiriyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, tüm uçaklardaki koltuklarda 13. sıranın olması yönünde değişikliğe gideceklerini açıkladı.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, THY uçaklarında 13. nolu koltuk sırasının kullanılamamasını TBMM gündemine taşıdı. Hz. Muhammed’in doğumu ile İstanbul’un fethi tarihlerinin tek tek rakamları toplandığında 13 rakamının ortaya çıktığını belirten Yeniçeri, şunları kaydetti: “Batı ülkelerinde uğursuz olduğuna inanıldığı için 13 rakamı genellikle kullanılmamaktadır. Bu bağlamda uçaklarda 13 no’lu koltuklar da yoktur. THY uçaklarının çoğunda da 13 no’lu koltuk yoktur. Koltuk numaraları 12’den 14’e sıralanmaktadır. Bu durum batılıların batıl inançlarının taklidi anlamına gelmektedir. Bu durum onların bu batıl itikatlarını yaygınlaşıp, meşrulaştırmaktadır. Bilindiği gibi 571 yılı İslam’ın yüce peygamberinin doğum tarihidir. Bu tarihin toplamı 5+7+1=13 etmektedir. Yine bilindiği gibi Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul 1453 yılında fethedilmiştir. Bunun toplamı da 1+4+5+3=13 etmektedir.”

Yeniçeri, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a da, “THY’nin çoğu uçaklarında 13 numarasının bulunmamasının nedeni nedir?” diye sordu. Şimşek’in sorularına THY’nin yüzde 50.88’i özelleştirildiği için Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yanıt verdi. Milliyet gazetesinin haberine göre Şimşek, THY’nin ancak yüzde 49.12’sinin kamuya ait olduğunu, şirket faaliyetlerinin özel hukuk hükümlerine göre yürütüldüğünü belirtirken, 13 sıralı koltuk için şunları kaydetti: “THY’den alınan bilgiye göre, THY filosundaki bazı uçaklarda 13. sıranın hali hazırda mevcut olduğu, tüm uçaklarda da 13. sıranın olması yönünde bir değişikliğe gidilmesinin düşünüldüğü, gerekli değişikliğin yapılması hususunda çalışmaların sürdürüldüğü belirtilmiştir.”

Duvar yazısı için 4 ay yattı!

19 yaşındaki Fırat Barik, duvara ‘Tek yol devrim‘ diye yazınca kendini cezaevinde buldu, örgüt üyeliğiyle suçlandı.

19 yaşındaki Fırat Barik, Mamak’ta bir tren istasyonunun duvarına “Tek yol devrim” diye yazınca kendini cezaevinde buldu, hakkında dava açıldı. “Terör örgütü üyesi olmak, örgüt propagandası yapmak ve örgüt faaliyeti çerçevisinde mala zarar vermekle (7 kez)” suçlanan Barik’in 36 yıla kadar hapsi istendi. Üniversiteye hazırlanan Barik, yaklaşık 4 ay tutuklu kaldıktan sonra çıktığı ilk duruşmada tahliye edildi.

Mamak’ta bir ihbari değerlendiren polis ekipleri, Fırat Barik ile 18 yaşından küçük iki arkadaşını gözaltına aldı. Barik’in sırt çantasında 3 adet sprey boya, bir adet maket bıçağı ile iki adet siyah keçeli kalem “ele geçirildi.” Yaşları küçük olanların dosyası ayrılırken, Fırat Barik, Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürülerek, sorguya alındı. Çeşitli yerlere “Faşizme ölüm”, “Tek yol devrim” ve “Genç Umut” yazmak ve bazı araçlara zarar vermekle suçlanan Barik, 6 Haziran 2011’de tutuklandı. Özel yetkili savcı tarafından hazırlanan iddianamede Barik, THPK-C Devrimci Yol Devrimci Gençlik terör örgütü üyesi olmak ve propagandasını yapmakla suçlandı. Yazılamadan çok bu örgütün tarihinin anlatıldığı iddianamede şöyle denildi:

“Şüpheli Barik, iki arkadaşı arkadaşları ile birlikte terör örgütüne bağlı Halkevleri ve Öğrenci Kolektifleri isimli oluşum tarafından İzmir Dikili’de düzenlenen kampa katıldı. Bir hafta kadar Dikili’de kalan şüphelinin ‘Genç Umut’ isimli oluşum hakkında bilgi ve eğitim aldı. Genç Umut isimli oluşum içinde yer almaya karar vererek kampta kendisine yapılan anlatımlar ve talimatlar doğrultusunda olay günü arkadaşları ile birlikte hareket ederek Mamak’ta yazılama suretiyle terör örgütünün propagandasını yaptı. Şüphelinin bu şekilde gelişen eylemlerinin ise örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, terör örgütü propagandasını yapmak ve terör örgütü adına mala zarar vermek eylemlerini oluşturacağı anlaşılmıştır.”

Polisin kehaneti yine tuttu

Fırat Barik, yaklaşık 4 ay tutuklu kaldıktan sonra dün ilk kez hakim karşısına çıktı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savunma yapan Barik, gözaltına alındığında hastaneye götürüldüğünde polisin kendisine “kesin tutuklanırsın” dediğini anlattı. Aynı polisin kendinin istediği yönde ifade vermesi halinde serbest kalabileceğini söylediğini aktaran Barik, “Sonra beni TEM’e götürdüler. Orada ailemle görüştürmediler. Polisin yönlendirmesiyle baskı altında ifade verdim. Serbest kalacağımı düşünürken tutuklandım. İşin buraya geleceğini tahmin etmiyordum” dedi. Dikili’deki kampa nasıl katıldığını da anlatan Barik, şöyle konuştu:

“Bu kampı belediye düzenliyordu ve ucuzdu. Babamdan izin alıp katıldım. İlk kez denize girecektim. Orada eğlendim, denize girdim, güneşlendim. Yeni arkadaşlarla tanıştım. Ama iddianamede bu örgüt kampı olarak gösteriliyor. Orada eğitim aldığım yazılı. Bunları kabul etmiyorum. Biz orada eğitimin paralı olmasını ve YGS’deki şifre skandalını konuştuk. Asıl amacım oraya eğlenmeye gitmekti. Şu an üniversiteye cezaevinde hazırlanmaya çalışıyorum. Ama burada üniversiteyi kazanmam mümkün değil. Bir genç olarak gelecek kurmak istiyorum. 4 aydır suçsuz yere tutukluyum.”

Barik, yazılama eylemini yaptığını kabul ederken, hiçbir örgütten talimat almadığına vurgu yaptı. İddianamede “tanık” olarak geçen kişi ise yazılama olayını görmediğini, polisin gelmesi üzerine dışarı çıktığını söyledi. Araçları zarar gören kişiler ise eylemi kimi yaptığını görmediklerini kaydetti. Kısa bir aradan sonra kararını açıklayan mahkeme heyeti, 19 yaşındaki Fırat Barik’i tahliye etti.

(Cumhuriyet)

Köşk’ten şikeye ve bedelliye onay

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, uzun zamandır tartışma konusu olan bedelli askerlik ve şike yasasını onayladı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun“u onayladı.

Abdullah Gül, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) onayıyla geçen hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) geçen ile “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”u veto etmişti.

12 yıl sonra gelen bedelli

Cumhurbaşkanı’nın onayıyla birlikte başlıca tartışma konularından olan “bedelli askerlik” için kapı resmen açılmış oldu. Sayılarının 1 milyon civarı olduğu tahmin edilen asker kaçağının bulunduğu Türkiye’de en son bedelli askerlik uygulaması 1999’da yapılmıştı.

Atılan bu adımla birlikte, 31 Aralık 2011 itibariyle 30 yaşından gün almış olanlardan 30 bin lira para verebilenler hiç askerlik yapmayacak.

Bedelli askerlikten faydalanmak isteyenlerin altı ay içinde askerlik şubelerine başvurarak 30 bin lira yatırması gerekiyor.

Toplanan paraların hayatını kaybeden askerlerin yakınları ve gaziler için kullanılacağı açıklandı.

“Şike yasası”na onay

Gündemin bir diğer tartışmalı konusu olan ve “Şike yasası” olarak geçen “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” da Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylandı.

Gül, geçen hafta Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) dışında mecliste grubu bulunan partilerin onayıyla Çankaya Köşkü’ne gönderilen yasayı veto etmişti.

Aynı şekilde Köşk’e gönderilen yasa, ikinci kez veto yetkisi bulunmayan Gül tarafından kabul edildi. Gül, daha önce yaptığı açıklamada, konunun Anayasal bir konu olmadığını ve Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyeceğini açıklamıştı.

Eksik olan imkanlarımız değil gönlümüz- Mutlu Tömbekici

Bu yazıyı yazayım mı yazmayım mı diye çok düşündüm. İrademle, nefsimle, her şeyimle mücadele ettim. Fakat aklım fikrim ruhum bu konuya takılı kaldı. Başka bir şey yazmam imkânsız…

Bayram’da Van’daydım biliyorsunuz. Van’ın Alaköy Köyünde, evleri oturulamaz hale gelen, bütün eşyaları tarumar olan bir aileyle tanışmıştım. Küçük kızları Nazlı beni köyde gezdirirken, evleri, daha doğrusu çadırlarına götürmüştü. Çadırdaki sofralarına buyur etmişlerdi beni. Çaylarını içmiştim. Sonra ayrılırken Nazlı’ya telefonumu vermiştim. Ara sıra arasın diye.

Cuma gecesi annesi aradı utana sıkıla. “Senden başka kimsemiz yok” dedi. Yardımlar köylere gitmemişti. Benden giysi, ocak, soba istiyordu.

Bütün cumartesim alışverişle geçti. Beşiktaş çarşısından hepsine iç çamaşırları, çoraplar, pijamalar, elbiseler, etekler aldım.

Benim de gücüm bir yere kadar, Twitter’dan mesaj attım. “Depremzede bir aileye yardım yollayacağım. Hem kaliteli hem uygun fiyata ayakkabı satan bir yer biliyor musunuz Beşiktaş’ta” diye.

Adam gibi yol gösterenler de oldu Amerika’lardan para yollamak isteyenler de vicdansızca alay edenler de… “Akmerkez’den alsana cicim” diyenler, “yardımın reklamını yapıyor haspa” diyenler, “kendine Lui Viton, depremzedeye Beşiktaş ucuzcusundan” diyenler.. (Louis Vuitton çantam hiç olmadı, olsun da istemem)

Bizim burada eski Rum okulunu anaokuluna çevirdiler. Boğaziçi Üniversitesi’nin işlettiği bir ana okul. Haftanın beş günü yollarsan, dokuz aylık fiyatı 21 bin lira imiş bugün öğrendim. Anaokuldan söz ediyoruz! Ali Baba’nın çiftliğini bağıra çağıra söyleyebilsin diye verdiğin para… Verenler var ki çatır çatır istiyorlar.

Bu nasıl bir dünya dedim… Ne acayip bir dünya… Ne kalp kırıcı bir dünya…

Pazar sabahı arkadaşlarımı çağırdım kahvaltıya. Böyle böyle bir durum var, şu lazım, bu lazım, lazım oğlu lazım dedim.

Yine has arkadaşlarım geldi sadece. Gerisinin türlü “hastalıkları”, “yorgunlukları”, “mühim işleri” baş gösterdi.

Hayır. Öldür Allah bir elli lira, bir yüz lira kopartamıyorum. Bir torba fasulye getirmek battı bir taraflarına. Elleri bir paket çikolataya gidemedi. Bir koli bisküvi çok ama çok ağır geldi cüzdanlarına.

Bilmem nerede 271 koli yardım duruyor, onları götür dedi biri. Soruyorum içeriğini, tam bir cevap alamıyorum. Muhtemelen kullanılmış eşyalar. Türk halkının yardımdan anladığı gardırop boşaltmak. Hadi aralarından seçsem, arabama atıp götürsem, Van’a git gel 3200 kilometre. En az 700-800 liralık mazot demek. Kendi kendime “Benim de gücüm bir yere kadar” deyip duruyorum… Ama sonra şunu anladım ki hayır! Gücüm değil bir yere kadar olan! “Diğerkâmlığım” bir yere kadar…

Yardım etme meselesi çok ama çok acayip bir şey. Nefsinle bir mücadele aslında. Zengin fakir olmak bir şeyi değiştirmiyor. Bir şey kaybetmeden yardım edelim istiyoruz. Kendi konforumuzdan bir eksilme olmadan yardım edelim istiyoruz. O nedenle aklımıza (ve işimize) gelen sadece “eskileri” vermek oluyor. Bir şey kaybetmeden vermiş olacağız, zaten atmak istemiyor muyduk onları?

Hâlbuki hakiki yardım kendine bir şey almaktan vazgeçip başkasına almak.. O ay o çizmeyi, tokayı, o kazağı, o makyaj malzemesini alma ve git başkasına ver onun parasını. Bırak eksilsin senden bir şeyler. Bırak konforun bozulsun biraz.

Yeğenlerine, kuzenlerine, kendi çocuğuna doğum günü, bayram, seyran diye zırva zırva oyuncaklara dünyanın parasını verebiliyor ve yarım yamalak oynayıp kenara atmasını, parçalamasını, hor görmesini seyredebiliyoruz da aynı paraya iki kilo kavurma alıp yollayamıyoruz.

Şımarık tosunumuz bağıra çağıra Ali Baba’nın çiftliğini söylesin diye 21 bin lira verebiliyoruz da bir kilo çikolata, 2 kilo bisküvi, bir çuval nohut parası ciğerimize oturuyor. Birden “hasta” oluyoruz, birden taksitler aklımıza geliyor, birden “benim de gücüm bir yere kadar” oluyor.

Hâlbuki düşünün son bir ayda “almasanız da olur” aldığınız nice şeyi, “yemeseniz de olur” yediğiniz nice yemeği, “içmeseniz de olur” içtiğiniz nice içkiyi, sıçkıyı… Hepsini toplayın, bir ailenin belki de üç aylık kumanyasına denk gelecek.

Kimseden bir şey istemiyorum. Twitter sinsileri döşenmesin hemen. Her isteyişimde arkadaş listem biraz daha daralıyor zira. Basın camiasının en sevilmeyen insanı olup çıkmama ramak kaldı.

Ben biraz düşünün istedim sadece.. Verememenin ne kadar güçlü bir duygu olduğunu kafanızda biraz gezdirip vahşi bencilliğinizin farkına varın istedim sadece.

Eksik olan imkânlarımız değil gönlümüz.

Mutlu Tömbekici – Vatan

“Bu konuyu bira içerken konuşalım”

Yeşilay Başkanı Balcı’nın “kötü örnek” dediği Behzat Ç. karakterinin yaratıcısı Serbes’ten cevap: “Balcı gelsin, bu konuyu Kazan’da bira içerek konuşalım.”

Ankara Cinayet Bürosu Amiri Behzat Ç. televizyon tarihinin belki de en çok eleştiri alan karakteri.

Star TV’de yayınlanan dizinin başrolündeki polis, içki içiyor, küfür ediyor, arada sırada toplumun hassasiyetlerine dokunuyor. Dolayısıyla da dizide olduğu gibi gerçek hayatta da başı dertten kurtulmuyor.

Kanal, Behzat Ç. yüzünden Radyo Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK) uyarı üstüne uyarı aldı. Gerekçe bazen “kötü Türkçe ve argo” bazen de “alkol kullanımı” oldu.

Behzat Ç. karakterini canlandıran Erdal Beşikçioğlu hakkında da “Bütün malları da güvenlik yapıyorlar” dediği gerekçesiyle soruşturma açıldı.

Dizinin bu repliğini “aşağılama” olarak kabul eden bir güvenlik görevlisi Kars Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulununca, “hakaretten” başlatılan soruşturma devam ediyor.

Son tepki Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Muharrem Balcı’dan geldi:

“Suçlularla mücadele eden polis topluma örnektir. Ancak bir dizideki kahraman devamlı alkol kullanıyor. Elinden içki şişesi düşmeyen bir polisin kahraman olarak lanse edilmesi, toplumumuza örnek olarak sunulamaz, bu tam bir aymazlıktır. Böyle mi gençlere örnek oluyorlar?”

“VİCDANINI ÖRNEK ALSINLAR”

Biz de karakterin yaratıcısı ve dizinin senaristlerinden Emrah Serbes’e sorduk:

“Behzat Ç. topluma ve gençlere örnek bir karakter olarak mı düşünüldü? Kahraman olarak mı lanse ediliyor?”

“Başkan yanlış anlamış” diyerek söze başlayan Serbes, “Kahraman olmak, örnek olmak gibi bir derdi yok Behzat Ç.’nin” dedi.

“Karakteri kendi doğallığında anlatıyoruz, Behzat Ç. böyle, olduğu gibi bir karakter. Dizide ‘içki içmesini pavyona gitmesini örnek alın’ diye bir alt metin de yok zaten. Bir örnek davranış aranıyorsa; vicdanı, başkaldıran, amirlerine karşı gelebilen tavırları örnek alınsın.

Biz bir karakteri doğallığıyla, zaaflarıyla yansıttık.”

Serbes, Yeşilay Başkanı Balcı’ya da bir davette bulundu:

“Kendisini Kazan birahanesine davet ediyorum, bu konuyu bira içip tartışalım.”

(Bianet)

Mor Çatı videolarına RTÜK engeli

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, 25 Kasım Uluslararası Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü nedeniyle televizyonlarda yayınlanması için “Kadına Şiddete Karşı 3 Film” adıyla 3 adet kısa film çekti. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Mor Çatı’ya gönderdiği yazıda engellemenin gerekçesini “toplumsal cinsiyet konusunda ‘genellemeler’ içermesi” olarak gösterdi.

cnnturk.com’dan Gözde Akgüngör Pamuk’un haberine göre RTÜK, engelin gerekçesini şöyle ifade etti: “Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından hazırlanan ve yayın kuruluşlarında yayınlanması talep edilen ‘Kadına Şiddete Karşı 3 Film’ başlıklı tanıtım filmlerinin, toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı genellemeler nedeniyle uygun bulunmadığına Hülya Alp, Esat Çıplak ve Doç. Dr. Ahmet Yıldırım’ın karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi.”

MOR ÇATI: “ŞİDDETLE MÜCADELE  BU MU?”

40’ar saniyelik 3 filmde ise kadın, erkek ya da çocuk yani istismara uğrayan ya da buna tanık olan bir insan, sert sahneler ya da kan veya şiddeti gösteren hiç bir sahne ya da kare yok. Filmler oldukca “soft” olarak tanımlanabilir. Mor Çatı yetkilileri ise şaşkın, çünkü çocuğun gözü önünde annesine şiddet uygulandığına tanık olması ya da alenen kemerini kırbaç olarak kullanan bir erkeğin görüntülerini içeren yani şiddeti yeniden üreten videolar herhangi bir engele takılmadan tv ekranlarında yayınlanıyor.

Mor Çatı avukatları, “Hükümet, şiddete karşı ciddi ve kararlı bir mücadele yürütüyorsa, RTÜK, karakolların/polislerin bağlı oldugu İçişleri Bakanlığı da içinde olmak üzere atadığı tüm kadroları iyi seçmek durumunda. kendi şiddetle mücadele edecegim derken, atadığı kadrolar şiddetle mücadele edenlerle mücadele ediyorsa, burada bir samimiyetsizlik ayan beyandir” diyor.

‘Marmaris’te deniz 40 metre çekilebilir’

Marmaris’te 4 Aralık’ta başlayıp devam eden ve yer yer 10 metreyi aşan deniz çekilmesi halkta deprem endişesi yarattı. Özellikle Orhaniye’de suyun çekilmesi nedeniyle oluşan adacıklar ve bir teknenin karaya oturması bu endişeleri giderek artırdı.

Marmaris’te 4 Aralık’ta başlayıp devam eden ve yer yer 10 metreyi aşan deniz çekilmesi halkta deprem endişesi yarattı. Özellikle Orhaniye’de suyun çekilmesi nedeniyle oluşan adacıklar ve bir teknenin karaya oturması bu endişeleri giderek artırdı.

Jeofizik Yüksek Mühendisi Hakan Beyaz durumu değerlendirdi. ntvmsnbc’nin Doğan Haber Ajansı’nın haberine göre; ilçede 2005 yılında da benzer durumlar yaşandığı söyleyen Beyaz, bunun tamamen atmosferden kaynaklandığını belirtti.

Aralık ayı olmasına rağmen, mevsim normellerinin dışında, güneşli ve yağmursuz bir dönem yaşandığını kaydeden Beyaz, “Tamamen atmosferik şartlarda yüksek basıncın hakim olduğu bir durum. Bu tip çekilmeler bu şartlarda normal. Kimse korkmasın bu havalarda su 40 metreye kadar çekilebilir. Bu bir deprem habercisi değil” dedi.

Marmaris’in Rodos adası yakınından geçen ve Fethiye’ye kadar ulaşan bir deprem zonu üzerinde olduğunu belirten Beyaz, tarihteki büyük yıkımlara da bu fay hattının neden olduğunu kaydetti

‘Zemin kötüyse 4 şiddetindeki deprem bile hasar yaratır’

Beyaz, şunları söyledi:

“Buna ilişkin olarak da gene Gökova bölgemizde graben sistemimiz var ki bu her iki fay da sürekli deprem üretmekte. Marmaris’i etkileyecek bu iki bölge son zamanlarda yeniden bir aktivite kazanmaya başladı. Özellikle 1957 Fethiye depremine baktığımızda 7 büyüklüğünde bir deprem üretmişti. Bu da demektir ki tekrar esas aktivitesini kazanırsa bu büyüklükte deprem olabilir. Ama eğer zeminimiz kötüyse, binamız yeterince projelendirilmediyse 4 şiddetinde bile olsa hasar yaratır.

Kentsel dönüşüm projesinin ülke genelinde mutlaka uygulanması gerek. Eğer bu tip projeler hayata geçmezse Türk halkı binaların altında ezilmeye, yaralanmaya ve hatta ölümlere maruz kalacak. Marmaris’te 1998 yönetmeliğinden önce yapılan binaların gözden geçirilmesi şart. Tabii ki zeminin alüvyon olması, su içermesi depremin daha yüksek şiddette algılanmasına sebebiyet verdiğinden hasarı arttırır.”

Erken uyarı cihazı

Marmaris’in konum itibariyle hem turistik ilçe olması ve hem de deprem zonu üzerinde bulunması nedeniyle deprem uyarı cihazının konulması için harekete geçildiğini de belirten Beyaz, “Çevreci Filiz Ersan ve Dr. Oğuz Gündoğdu ile bu projeyi başlattık. Kaymakamımız Serdar Polat da destek veriyor. Depremlerin önceden kestirilmesi, belirlenmesi bakımından buraya yararlı bir proje olacak” dedi.

(t24)

ABD’den Irak’a 36 savaş uçağı

0

ABD, Irak‘a yapacağı “F-16” savaş uçağı satışını 18 adetten 36 adete çıkardığını açıkladı.

ABD yönetimi, Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin ABD ziyareti sırasında Irak’a yapacağı 18 adet F-16 savaş uçağı satışına 18 adet daha ekleyeceğini bildirdi.

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Tommy Vietor dün yaptığı açıklamada, Irak’ın kendi hava sahasını koruyabilmesi için ABD’nin bu ülkeye “F-16” model 18 savaş uçağı satma niyetinde olduğunu belirtti.

Vietor, bu konuda ayrıca “Hükümetimiz bugün, Irak’a 18 “F-16″ uçağı satılmasına dair kararı hakkında Kongre’ye bilgi verdi” ifadesini kullandı.

Irak Başbakanı Nuri El-Maliki, daha önce yaptığı açıklamada Irak’ın zayıf olan hava savunmasını güçlendirmek için daha önce yapılan anlaşmayı yineleyerek, satın almayı planladıkları savaş uçağı sayısını iki katına çıkaracaklarını, ABD’den 18 adet yerine 36 adet F-16 savaş uçağı satın alacaklarını ve ülkesinin bağımsızlığını korumak için savaş uçaklarına ihtiyaç duyduklarını söylemişti.

Irak Hükümeti, 27 Eylülde yaptığı açıklamada ABD’den alacağı savaş uçaklarının ilk ödemesini yaptığını belirtmişti.

Filistin bayrağı UNESCO’da dalgalandı

0

Filistin yönetiminin bayrağı uluslararası bir kuruluş önünde ilk kez tam üye sıfatıyla göndere çekildi.

UNESCO tarafından Paris’te düzenlenen törene Filistin lideri Mahmud Abbas bizzat katıldı.

UNESCO üyeliği Filistinlilerin bağımsız bir devlet olarak tanınma girişimleri açısından ilk ilerlemeyi temsil ediyor.

Askerlikte ‘yedeklik yoklaması ve ilk yoklama’ kalkıyor

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, yedeklik yoklamasını, ilk yoklamayı ve askerlik meclisini kaldıracaklarını açıkladı.

TBMM Genel Kurulunda, bakanlığının ve bağlı kuruluşların 2012 yılı bütçesi üzerinde milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, ‘6191 sayılı yasa ile 12 Mart döneminde ordudan atılanların bu yasa çerçevesinde dönmesi mümkün değil mi?’ sorusuna, “Yasanın maddesi çok açık, ‘Yargı yolu kapatılan işlemler suretiyle askeriyeden ilişiği kesilmiş olan kimseler hakkında uygulanır’ diyor. Yargı yolu kapalı değildi. O zaman şununla geliyorlar bizim karşımıza: “Yargı yolu kapalı değildi ama o zamanki yargı da yargı değildi’ diyorlar. Ancak yasada böyle yazmaz” dedi.

Yılmaz, füze kalkanı ile ilgili sözleşmenin ABD ile yapıldığını, ancak sözleşmenin içindeki maddede bunun NATO’ya devrine ilişkin hükümler olduğunu söyledi. Yılmaz, “Bunun benzeri 2010 yılında İsrail’de kullanıldı. Dolayısıyla radarın NATO’nun amaçları doğrultusunda kullanılacağı yolunda hiçbir şüphemiz yoktur. Kaldı ki sözleşmedeki maddelere aykırı bir uygulamaya geçilmesi halinde bu sözleşmeyi iptal edebilme hakkımız da var. Radar, NATO ülkeleri dışında bir başka ülkenin savunması için kullanılırsa, sözleşmeyi iptal edebilme hakkımız var” açıklamasında bulundu.

Askerlik şubeleri ile ilgili bir soruyu yanıtlayan Yılmaz, askerlik işlemlerini kolaylaştırmak istediklerini belirterek, şunları söyledi:

“Yedeklik yoklamasını, ilk yoklamayı ve askerlik meclisini kaldıracağız. Şu anda sadece günde iki kişinin geldiği askerlik şubelerimiz var. Yıllık 700’ün altında gelenler var. Mesafe de 45 dakikadan az ise ki zaten internet üzerinden yapılacak, o zaman bu askerlik şubelerini açık tutmanın bir faydası olmadığını düşünüyorum. Artık nüfus göçüyor, büyük illere geliyor. Nüfusu düşük olan ve göç veren illerdeki askerlik şubelerine ihtiyacın azaldığı görülmüştür.”

Genel Kurulda, daha sonra yapılan oylamada, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) Türk Akreditasyon Kurumu, Türk Standartları Enstitüsü, Türk Patent Enstitüsü, Türkiye Bilimsel ve Teknoloji Araştırma Kurumu Başkanlığı(TÜBİTAK) Türkiye Bilimler Akademisi(TÜBA) Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığının 2012 yılı bütçeleri kabul edildi.