Ana Sayfa Blog Sayfa 4778

8 Mart’ta bir kadın cinayeti daha

0

İstanbul Pendik’te 3 çocuk annesi bir kadın, silahla vurularak öldürüldü.

Pendik’te eşiyle tartıştıktan sonra evden ayrılan 3 çocuk annesi Azerbaycan uyruklu Diyar Bengitay (40), kalacak yer bulamaması üzerine Kurtköy Mahallesi Ankara Caddesindeki bir tıp merkezine gelerek beklemeye başladı.

Bir süre sonra tıp merkezine gelen ve Diyar Bengitay’ın eşinin akrabası olduğu belirtilen Öner Bengitay ile Diyar Bengitay arasında tartışma başladı.

Yaşanan tartışmanın büyümesi üzerine Öner Bengitay, yanındaki tabancayla ateş ederek Diyar Bengitay’ı öldürdü. Vücuduna 4 kurşun isabet ettiği belirtilen Diyar Bengitay, bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, Öner Bengitay’ı olayda kullandığı silahla birlikte gözaltına aldı.

Bengitay’ın cesedi, yapılan incelemenin ardından Pendik Devlet Hastanesi morguna kaldırılırken, Pendik Asayiş Büro Amirliğine götürülen şüpheli Bengitay’ın ifadesinde Diyar Bengitay’ı ”kendisine iftira attığı için öldürdüğünü” söylediği öğrenildi.

Bu arada, şüphelinin akli dengesinin yerinde olmadığı yönünde raporunun bulunduğu bildirildi.

TTB’nin Pozantı ziyaretine izin yok

Türk Tabipleri Birliği, Pozanti Hapishanesi’nde yaşanan işkence, tecavüz ve taciz olayları ile ilgili olarak 28 Şubat’ta yaptığı hapishane ziyareti talebine herhangi bir yanıt verilmediğini açıkladı 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi tarafından yapılan açıklamada 28 Şubat tarihinde aralarında Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Psikologlar Derneği ve Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği temsilcilerinin de bulunduğu bir heyetin Pozantı Hapishanesi’ne bir ziyaret gerçekleştirme talebinde bulunulduğu belirtildi.

Cezaevlerindeki çocukların fiziksel ve ruhsal sağlık durumlarını ve yaşam koşullarını değerlendirmek üzere yapılmak istenen ziyarete Adalet Bakanlığı’nın herhangi bir yanıt vermediği aktarıldı.

Yaşanan olayların ve iddiaların vehametine dikkat çeken TTB, 3 yıl önce Diyarbakır raporunda benzer bir sorunla karşılaşıldığını hatırlattı ve “Bekliyoruz, takip ediyoruz; çocuklar Sincan’a taşınıyor. İznin verileceği düşüncemizi koruyoruz. Pozantı Cezaevi’ndekiler başta olmak üzere çocuklarımızın sahibiyiz!” denildi.

(sendika.org)

Ankara Film Festivali başlıyor

23. Ankara Uluslararası Film Festivali, 15-22Mart tarihleri arasında başkentli sinemaseverlerle buluşacak. Bu yıl ”tek tipleşme” teması üzerine kurulan festivalin konuk ülkesi Mısır olacak.

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfınca düzenlenen festival, basın toplantısıyla tanıtıldı. Vakıf Başkanı Oğuz Dönmez, toplantıda festivali bir kez daha Ankaralı sinemaseverlerle buluşturmaktan dolayı mutluluk duyduklarını söyledi.

Festivalin bu yıl da renkli içeriğinin bulunduğunu ifade eden Dönmez, ”Festivalimizin 25, 50, 100 yıla kadar ulaşmasını diliyoruz” dedi.

Festivalin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çankaya Belediyesinin katkılarıyla düzenlendiğini belirten Dönmez, sponsorlara da desteklerinden dolayı teşekkür etti.

Festivalin Ulusal Uzun Film Koordinatörü Gürkan Büyükturan, 11 Kasım 2011’de hayata veda eden yönetmen Ömer Lütfi Akad’ın anısına festival kapsamında ”Vesikalı Yarim”in açılış filmi olarak gösterileceğini söyledi.

Büyükturan, filmin başrol oyuncusu Türkan Şoray ile senaristi Safa Önal’ın da açılışta yer alacağını kaydetti.

Ulusal Uzun Film Yarışmasına bu yıl 23 filmin başvurduğunu anlatan Büyükturan, yapılan değerlendirme sonucunda 8 filmin yarışmasına karar verildiğini belirtti. Festival çerçevesinde özel gösterimlerin de yapılacağını aktaran Büyükturan, ”1966’da müstehcen bulunarak, Danıştay kararıyla yasaklanan
ilk film özelliğini taşıyan ‘Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri’nin, Mimar Sinan Üniversitesinin katkıları, Heper ailesinin özel izni ve desteğiyle ilk kez gösterilecek” diye konuştu.

Festivalde Neler Var?
Bu yıl 23. kez düzenlenen festival kapsamında Aziz Nesin Emek Ödülü’nün
Burçak Evren’e, Kitle İletişim Ödülü’nün ise Orkestra Dergisi’nin yayınları
nedeniyle Genel Yayın Yönetmeni Panayot Abacı’ya, Sanat Çınarı Ödülünün Prof.

Hamiye Çolakoğlu’na verilmesi kararlaştırıldı.

23. Ankara Uluslararası Film Festivali Ulusal Uzun Film Yarışması’na 23 film başvururken, festival yönetmeliğindeki koşulları taşıyan 16 film, Prof. Dr. Oğuz Onaran, Prof. Dr. Seçil Büker ve Prof. Dr. S. Ruken Öztürk’ten oluşan ön seçici kurul tarafından değerlendirmeye alındı. Değerlendirme sonucuna göre 8
filmin Ulusal Uzun Film kategorisinde yarışmasına karar verildi. Bu filmler ve
yönetmenleri şöyle:

-”Canavarlar Sofrası”-Ramin Matin
-”Mar”-Caner Erzincan
-”Yangın Var”-Murat Saraçoğlu
-”İz”-M. Tayfur Aydın
-”Nar”-Ümit Ünal
-”Aşk ve Devrim”-F. Serkan Acar
-”Entelköy Efeköy’e Karşı”-Yüksel Aksu
-”Güzel Günler Göreceğiz”-Hasan Tolga Pulat
Festival kapsamında Ulusal Kısa Film Yarışması ve Ulusal Belgesel Film
Yarışması da gerçekleştirilecek.

Dünyanın Her Köşesinden

Festival kapsamındaki ”Dünyanın Her Köşesinden” bölümünde Almanya, İspanya, Fransa, Avusturya, İsviçre, Yunanistan, Arjantin, Fransa, İran ve Macaristan’dan filmler yer alacak.

Konuk ülke olarak belirlenen Mısır Sinemasının seçkin örneklerinin de yer aldığı festivalde, bu bölüm Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğinin katkılarıyla hazırlandı. Festivalde izleyiciyle buluşacak Mısır filmleri şöyle:-”18 Gün”-Sherif Arafa, Kamla Abou Zikri, Marwan Hamed, Sherif El Bendari, Khaled Marei, Ahmad Abdalla, Yousry Nasrallah, Ahmed Alaa, Mariam Abou Ouf, Mohamed Ali
-”Esma”-Amr Salama
-”Kahire 678”-Mohamed Diab
-”Kahire’den Kaçış”-Hesham Issawi
-”Mikrofon”-Ahmad Abdalla
-”Tahrir 2011: İyi, Kötü ve Politikacı”-Ayten Amin, Tamer Ezzat, Amr
Salama.

Festivalin ”Usta İşi” isimli bölümünde Chantal Akerman’ın ”Budala Almayer” ve Bela Tarr ile Agnes Hranizky’nin ”Torino Atı” filmleri gösterilecek.

8 Mart kutlu olsun!

Dünya Emekçi Kadınlar Günü 8 Mart kutlu olsun!

Köprü barajı felaketi neden yaşandı – Metin Münir

Baraj inşa etmek için akarsuyun yatağında kuru bir alan yaratılması gerekir.
Bunun için, ırmak veya nehir, yatağından bir tünele kaydırılır ve bir süre tünelde gittikten sonra, aşağıda, akarsu yatağına bırakılır.
Yuvarlak veya at nalı şeklinde olan bu geçidin adı derivasyon tünelidir.
Baraj inşaatı tamamlandıktan sonra derivasyon tüneline kapak takılır ve kapatılır. Su, yeniden eski yatağında akmaya başlayarak barajın arkasında birikmeye başlar.
Eğer, şu veya bu nedenle, kapak sağlam değilse, yerinden fırlar ve barajda tutulan su kontrolsüz bir şekilde boşalmaya başlar.
Adana’nın Kozan ilçesinde, inşaatı Özaltın-Cengiz Ortaklığı firması tarafından Adana Gökçe Nehri üzerinde yapılmakta olan Köprü Barajı’nda, 24 Şubat 2012 tarihinde, saat 13:30 sularında olduğu gibi.
Barajı yaptıran EnerjiSa şirketi resmi açıklamasında on kişinin öldüğü olayı “talihsiz bir kaza” olarak tarif etti.
Talihsiz olduğu kesin.
Ama kaza olmadığı da.
Kapakların görevini yerine getirmeyip patlaması kaza değil hatadır veya bir hatalar zincirinin son halkasıdır. Ya mühendislikte ya tünel inşaatında ya da kapakların yapım veya montajında yahut her üçünde hata var. En önemlisi, denetimde hata var.
Denetimden sorumlu olanların hataları fark edip felaketi meydana gelmeden önce önlemesi gerekirdi. Ama, öyle anlaşılıyor ki, denetim mekanizması çalışmadı.
EnerjiSa Orta Doğu Teknik Üniversitesi akademisyenlerinden bir heyet oluşturup felaketin nedenlerini bulmaya çalışmak üzere Adana’ya yolladı. Devlet de kendi araştırmasını yapıyor.
Kabahatin kimde olduğu bulunacak mı?
Hiç sanmıyorum. Bizde, özellikle dişli oyuncular söz konusu olduğunda, bu gibi olayları zamana yayıp unutturmak kuraldır.
Ama gene de itham eden parmağın işaret edebileceği birisi var. Bu Orman ve Su İşleri BakanıVeysel Eroğlu’dur.
Eroğlu 13 Mayıs 2001’de çıkardığı Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmenliği ile baraj inşaatlarının denetimini devlet kurumlarından alıp özel sektöre devretti. Baraj inşa eden şirketler para ile kendilerini denetleyecek şirket tutar oldular. Parayı veren düdüğü çaldığı için uygulamada bu sistem çalışmadı. Barajı inşa eden ile barajın inşaatını kontrol eden aynı irade oluverdi. Bu Eroğlu’nun ağır bir kusurudur.
Bu sistemin çalışmayacağı konusunda üst düzey bürokratlar, odalar, sektör temsilcileri ve akademisyenler uyarılarda bulundu. Ama Eroğlu bütün bunları kulak ardı etti.
Ve 24 Şubat 2012 tarihinde, saat 13:30 sularında Adana Gökçe Nehri üzerinde yapılmakta olan Köprü Barajı’nda kaderle kaçınılmaz randevu gerçekleşti.

 

Metin Münir – Milliyet

Nükleer karşıtları 11 Mart’ta Ankara’da sokakta

Eşitlik ve Demokrasi Partisi ile Yeşiller Partisi öncülüğünde Ankaralı nükleer santral karşıtları 11 Mart’ta sokağa çıkıyor.

11 Mart, geçen sene gerçekleşen Fukuşima faciasının da yıldönümü.

Ankaralı nükleer karşıtları hem Fukuşima faciasında hayatını kaybedenleri anacak, hem de Türkiye’nin ve Dünya’nın nükleer santrallerden arındırılmasını talep edecek.

Etkinliğin sayfası şu: http://www.facebook.com/events/119262831532588/

Yapılan açıklama şu şekilde:

Nükleersiz Türkiye, Nükleersiz Dünya!” demek için 11 Mart 2012 Pazar günü saat 14:00’da Esat Dörtyol’da buluşup, Tunalı Hilmi Caddesi’nden Kuğulu Park’a yürüyoruz. Siz de gelin sesimizi he birlikte yükseltelim.

Bundan tam bir yıl önce, 11 Mart 2011’de, deprem ve tsunamiye bağlı olarak, Japonya’da büyük bir nükleer felaket yaşandı. Fukuşima, yirmi altı yıl önce Rusya’da meydana gelen Çernobil faciasından sonra dünyada meydana gelen en korkunç nükleer santral kazası oldu. Yaşanılan bu olaydan sonra birçok ülke nükleer enerjinin risklerini kavrayarak alternatif enerji kaynaklarına yöneldi.

Fukuşima faciasından önce Japonya’da faaliyet gösteren 54 reaktör vardı. Depremle birlikte bunların dördü hurdaya çıktı. Bu olayda yaklaşık 20 milyar dolar zarar edildi. Şu anda Japonya’da 50 reaktör çalışabilir durumda. Ama hükümete yapılan baskılar sayesinde yalnızca 20’si kullanılıyor. Japon hükümeti, artık kendine nükleersiz bir yol çizmeye çalışıyor. Japonya’da üst düzey yetkililer, enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji sayesinde kısa sürede nükleersiz de yol alabileceklerini söylüyorlar.

Facianın ardından Almanya’da faaliyet gösteren 17 nükleer reaktörden 8’i tamamen kapatıldı ve geriye kalan 9 reaktörün de 2022 yılına kadar kapatılması kararı alındı. Ayrıca Alman Siemens firması nükleer enerji sektöründen tamamen çekildiğini açıkladı. İsviçre’de ülkenin elektrik ihtiyacının yüzde 38’ini karşılayan 5 nükleer reaktör 2034 yılına kadar kapatılmış olacak. Yapılması planlanan 3 yeni reaktör projesi ise iptal edildi. İsviçre yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapma kararı aldı. İtalya’da Çernobil kazasından yaklaşık bir yıl sonra, 1987 yılında, yapılan referandumla alınan kararla ülkede bulunan 4 nükleer reaktör kapatılmıştı. Fukuşima kazasının ardından, 1987’de kapatılan reaktörlerin yerine yapılması planlanan yeni reaktörler konusunda yine referanduma gidildi ve halk %95 oyla “nükleere HAYIR!” dedi. İtalya’da asla nükleer reaktör yapılmayacak.

Gelelim Türkiye’ye… Çernobil ve Fukuşima’da yaşanılanlara rağmen Sinop ve Akkuyu’da nükleer santral inşa etme girişimleri devam ediyor. Neredeyse tamamı deprem kuşağında yer alan Türkiye’de nükleer santral kurma düşüncesi felakete davetiye çıkarmaktır. Bizleri 26 yıldır “biraz radyasyon iyidir”, “radyoaktif çay daha lezzetlidir”, “radyasyon kemiklere yararlıdır”, “mutfak tüpü de nükleer kadar risklidir” ve “kanser vakalarındaki artışın nedeni psikolojiktir” gibi bayağı söylemlerle kandırmaya çalışıyorlar. Gerçeklerse çok farklı…

Nükleer atıkların depolanması için % 100 güvenli, zararsız bir çözümün dünyanın hiçbir yerinde geliştirilememiş olması nükleere ilişkin en büyük sorundur. Kaldı ki evsel atık, tıbbi atık, sanayi atıkları gibi baş edilmesi daha basit olan atık türleri için bile etkin bir çözüm yöntemine sahip olmayan Türkiye, nükleer atık gibi riskli bir atık türü karşısında tamamen çözümsüz kalacaktır.
Nükleer enerji petrol, doğalgaz vb. fosil yakıtlar kullanılarak çalıştırılan iş makineleri sayesinde topraktan ayrıştırılan uranyum vb. radyoaktif maddelerin reaktörlerde bulunan buhar tribünlerini döndürmesiyle elde edilmektedir. Temel olarak karbon salınımlarındaki artıştan kaynaklanan küresel iklim değişikliği sorununu bahane ederek; nükleer reaktörleri çevreci bir alternatif gibi göstermeye çalışanlar, uranyumun fosil yakıtlar kullanılarak topraktan çıkartıldığını, nükleer atıkların güvenli bir şekilde defedilemediğini, nükleer silah sorununu, dünyada şimdiye kadar meydana gelmiş olan ve her an bir yenisini yaşayabileceğimiz nükleer felaketlerde yaşanan can ve mal kayıpları ile çevreye verilen zararı görmezden gelmektedirler.

Nükleer enerjinin, en ucuz, en verimli, en güvenli enerji kaynağı olduğu iddia ediliyor. Fakat bizler biliyoruz ki nükleer santrallerin bakım ve güvenlik masrafları, kurulum masraflarının çok ötesinde. Ayrıca bu santrallerin ömürleri oldukça kısa. Ve şimdiye kadar dünya genelinde meydana gelen onlarca kazadan öğrendik ki nükleer enerji var olan en riskli enerji türüdür. Etkileri milyonlarca yıl yok olmayan nükleer atıkların yarattığı risk de bu tabloya eklenince, dünyanın geleceğini tehdit eden nükleer kabusa son vermek gerekiyor.

Bu gidişata dur demekte karalı olan bizler, nükleere karşı hem yerel hem de küresel bir mücadelenin zorunlu olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden “Nükleersiz Türkiye, Nükleersiz Dünya!” demek için 11 Mart 2012 Pazar günü saat 14:00’da Esat Dörtyol’da buluşup, Kuğulu Park’a yürüyoruz. Siz de gelin hep beraber sesimizi yükseltelim.

Siyanüre karşı Artvinliler ayakta

Dünyaca ünlü Kafkasör yaylası Cerattepe’de siyanürlü yöntemle altın madenciliği yapmak isteyen çok uluslu şirketlere karşı başta Yeşil Artvin Derneği olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu, çevreci ve Artvin halkının verdiği kararlı mücadelesi sonrası altın arayan şirketler 2009 yılında bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Aradan geçen bunca zaman sonrası bu kez Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 17 Şubat 2012 tarihinde yeniden Cerrattepe’de maden sahası arama ruhsatı ihalesi yapılacağı haberi, Artvin halkını ayaklandırdı. Bakanlığın açıklaması sonrası hemen harekete geçen Artvinliler, Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde ildeki sivil toplum örgütleriyle bir araya gelerek konuyla ilgili bir toplantı düzenledi.

Toplantıya Artvin CHP Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin Belediye Başkanı Emin Özgün, AKP İl Başkan Vekili Celal Öztürk, CHP İl Başkanı Selim Bilgin, MHP İl Başkan Vekili Köksal Portakal, Saadet Partisi İl Başkan Yardımcısı, ADD Artvin Şubesi Başkanı Ahmet Biber, Kamu Sen Artvin İl Temsilcisi Uğur Özer, Artvin Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Demirhan Elçin, Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ahmet Alpaslan, Artvin Zihinsel Engelliler Derneği Başkanı Hatice Nur Ersöz, OR-KOOP Başkanı Hasan Yaşar, Eğitim Sen Artvin Şubesi Başkanı Köksal Gümüş, köy ve mahalle muhtarları katıldı.

Toplantıda ilk olarak konuşan Yeşil Artvin Dernek Başkanı Nur Neşe Karahan,  katılımcılara toplantının amacını aktardı. Ardından Yeşil Artvin Derneği Yönetim Kurulu üyesi avukat Bedrettin Kalın, “Buradaki topluluk esasen geçmişte yaşananları biliyor ama yine de iki-üç yıldır aklımızdan bu problemi kısmen de olsa çıkarmaya çalışmıştık” dedi. Kalın,  Cerattepe’de yaşananları hatırlatmak amacıyla Yeşil Artvin Derneği Yönetim kurulu üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Özalp’ın hazırladığı sunumu salonda bulunanlara aktardı.

Kalın sunumunda, ‘‘Cerattepe madencilik açısından çok tehlikelidir. Çünkü Kafkasör’ün ve Artvin şehir merkezinin hemen üzerindedir. Su kaynaklarımızın kirlenmesi kaçınılmazdır. Heyelan gibi büyük kütle hareketleri olacaktır. Siyanürle maden çıkarma ve taşıma sırasındaki ağır-metal yüklü tozlar şehre, doğaya, tarıma, arıcılığa zarar verecektir” dedi.

‘Buzdolabında bir gerçekle karşı karşıyayız’

CHP Artvin Milletvekili Bayraktutan ise, ‘‘Sunumu izledik, unuttuğumuz buzdolabında olan bir gerçekle karşı karşıyayız. Bana göre şunu yapalım; ihale şartnamesini aldım okudum ve buraya getirdim. 17 Şubat 2012 Cuma günü saat 13. 30- 14.00 saatlerinde Maden İşleri Genel Müdürlüğü ihale salonunda ihale komisyonuna teklifler verilecek. Gelmeden önce beni İstanbul milletvekili aradı dedi ki ‘Artvin’le ilgili şöyle bir proje var. Bu projelerle ilgili ihale var bu ihale sanki bir firmaya verilecekmiş gibi bir şartname düzenlenmiş.’ Bu tabloyu Ankara’ya taşıyabilmemiz için Artvin’den bir heyetin 17’inden önce parlamentoda grubu olan siyasi partilerle, genel başkanları randevu alarak bir heyetle beraber bir sunumla genel başkanlara anlatmak lazım.   Çok zamanımızı kalmadı. Bakın burada her kesimden insan var. Ama bu insanların ortak adı Artvin’dir” dedi.

Bayraktutan, şöyle konuştu: “Hepimizin tek derdi güzel ilimiz Artvin olduğuna göre görüş ayrılıklarına, partisine bakılmaksızın Artvin için bir araya geldiğimize göre bu toplantıdan en kısa sürede yapacağımız eylemin adını çıkaralım. Vaktimizi boşa harcayacak zamanımız yok. Ben şunu öneriyorum. Siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri, Artvin halkı hep birlikte Ankara’ya gelerek bu konuyu Enerji Bakanıyla görüşmek, muhalefet genel başkanlarıyla basın önünde paylaşmak ve sesimizi duyurmamız gerekiyor. Ya Artvin ya altın, tercihimizi buna göre yapmalıyız.”

Altın için yaşam yok edilemez

Artvin Belediye Başkanı Emin Özgün de, “10 yıllık maden üretimi için yüzlerce yıl devam edecek bir yaşam döngüsünü yok edebilir miyiz? Artvin Cerattepe’de madencilik yapılamaz. Çünkü Cerattepe’nin altında Artvin bulunuyor. Bütün su kaynaklarımız orada. ‘Turizm ve eğitim’ diye yola çıkmışız. Cerattepe madencilik alanı olamaz. Burada ne kazandığımıza, bir de kaybettiğimize baktığımızda bunun imkânsız olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü eğitim ve turizm ile Artvin’e uzun yıllar gelir sağlayabilir, Artvin’i hak ettiği yere taşıyabiliriz. Bir de Artvin’in özel durumunu anlatmamız lazım. Nedir özel durumu? Bir kere fiziki yapısı kendine hastır. Çok özel bir coğrafyadır. Bunu anlatmamız lazım. Burada Cerattepe mücadelesinde öne çıkacak olan Artvin olmalıdır. Orada siyasi söylem, siyasi rant çağrıştıran davranışlardan uzak durmalı ve temelde Artvin özelini konuşalım” dedi.

‘Beyaz adam Kızılderililere yaptığını bize yapıyor’

Eğitim Sen Şube Başkanı Köksal Gümüş ilginç bir benzetme yaparak, beyaz adamın Amerika’da Kızılderililere yaptığını kendilerine yapıldığını öne sürerek, “Her şeyi elimizden alıyorlar. Maden Yasası’na baktığımızda ne demek istediğimi daha iyi anlıyoruz. Umarım Ankara’da bu sorun çözülür de bizim sokaklara inmemize gerek kalmaz” dedi.

Toplantıya katılan birçok katılımcı, görüşlerini aktarırken toplantıdan çıkan karar toplanarak belirlenen heyetle Ankara’ya gidilme kararı alındı.

Cerattepe’de Neler Yaşandı?

1989 yılında merkezi Kanada’da bulunan uluslararası şirket Cominco arama ruhsatı aldı. Bu ruhsatın alınmasından beş-altı yıl sonra Artvinliler durumun önemini kavrayarak, 1995 yılından sonra da fiili mücadeleye başladmıştı Artvin Belediyesi ile İstanbul Artvinliler Hizmet Vakfı, 29 Haziran 1995 tarihinde “Artvin’de Altın Madenciliği ve Çevresel Etkileri” konulu akademisyenlerin katılımlarıyla bir sempozyum düzenlemişti. Sempozyumun sonuç bildirisinde, Artvin halkı olarak yıkıcı sonuçları olacak bu faaliyete karşı mücadele edebilmek için örgütlenmenin bir zorunluluk olduğu saptanarak, Cerattepe maden işletmeciliği konusu ile ilgili yapılan bu ilk sempozyumdan 20 gün sonra Artvin’de Yeşil Artvin Derneği kurulmuştu (17.07.1995).  Derneğin öncülüğünde yapılan çeşitli çalışmaların ve Artvin halkının kararlı mücadelesi sonrası Cominco A.Ş. Cerattepe’deki çalışmalarını 1998 yılında durdurmak zorunda kalmıştı. Cominco AŞ’nin o zamanki Genel Müdür Sabri Karahan da daha sonra Bergama Ovacık’ta yıllardır süren mücardele ve huhuki kmazanımlara karşın siyanürlü yöntemle altın madenciliğini yürüten eski adıyla Eurogold, daha sonra ismi değiştirilen Normandy’e genel müdür olmuştu.

Şirket isim değiştirip yeniden geldi

Şirket Carrettepeyi terk ettikten sonra yaklaşık beş yıl sessiz bir dönem yaşandı. 2003 yılında şirket adı değiştirerek, siyanürlü altın üretiminden vazgeçildiği duyurmuştu. Artvinliler de mücadeleye 1998 yılında kaldıkları yerden başlamak zorunda kalmıştı. Çünkü 9 Ağustos 2004 tarihinde, ebki Eurogold’un ortaklarından Kanadalı Inmet Minning girmasının sahibi olduğu Artvin Bakır Maden İşletmeleri A.Ş’ye Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından Cerattepe Madenleri için işletme ruhsatı verilmişti. Bölgenin en güzel ve biyolojik çeşitlilik açısından dünyada endemik bitki türlerine sahip olan küçücük Tiryal Gölü bile madencilik için su kaynağı olarak kullanılmıştı.

Madencilikte Yeni Yasal Düzenlemeler

Yeşil Artvin Derneği Yönetim kurulu üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Özalp’ın hazırladığı sunumda; Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (Kanun No. 5995 Kabul Tarihi: 10.6.2010) 3. Maddesi’nde yer alan “Özel Çevre Koruma Bölgeleri, milli parklar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, muhafaza ormanları, 4.4.1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa göre korunması gerekli alanlar, 1 inci derece askeri yasak bölgeler, 1/5000 ölçekli imar planı onaylanmış alanlar, 1 inci derece sit alanları ile madencilik amacı dışında tahsis edilen ve Genel Müdürlük tarafından uygun görüş verilen elektrik santralleri, organize sanayi bölgeleri, petrol, doğalgaz ve jeotermal boru hatları gibi yatırım alanlarda…” ifadesine atıfta bulunarak, korunan alanlarda madencilik yapılabileceğine dikkat çekildi.

Madencilikte Yeni Yasal Düzenlemeler Şirketlere Yeni Teşvikler

Sunumda ayrıca, “Ham cevher ihracatının nakliye paralarının dahi devlet kasasından ödenmesi, kurumlar vergisinden beş yıl süre ile bağışıklık, SSK işveren hissesinin devlet hakkından düşürülmesi, ucuz elektrik sağlanması, kamu kuruluşlarının elindeki ruhsatların bölünmesi ve özel kesime açılması, özel şirketler lehine arazilerin kamulaştırılması, kanunlar çatışması yaratarak, sosyal barışın tehdit edilmesi gibi sakıncaları bulunmaktadır” denerek madencilikteki şu yasal düzenlemelere dikkat çekildi:

Madencilikte Yeni Yasal Düzenlemeler

MADDE 8 – “Devlet hakkı, ocaktan çıkarılan madenin ocak başındaki fiyatından alınır. Devlet hakkı;  IV. Grup Madenlerde % 2,  ancak Altın, Gümüş ve Platin madenlerinde % 4, Ruhsat sahibi tarafından beyan edilen ocak başı satış fiyatı Bakanlık tarafından denetlenir ve eksik beyanlar tamamlattırılır.”

Maden Sahalarının İhale Süreci Başlıyor

Tarih: 26.03.2011 Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, yeni Maden Kanunu çerçevesinde ihalelerin başlayacağını ve sanayicilerin isteği doğrultusunda ilk grupta 1343 maden sahasının ihale edileceğini bildirdi. 24 Haziran 2010 tarihinde yeni Maden Kanunu, 6 Kasım 2010 tarihinde de uygulama yönetmeliğinin yürürlüğe girdiğini hatırlatan Bakan Yıldız, sahaların 30 Mart 2011 tarihinde ilan edileceğini ve Haziran ayında da ihalelerin başlayacağını vurguladı.

Özalp sunumunda ayrıca, “Sayın Yıldız Ruhsatların 10 yıllık olarak verileceğini, beşer veya 10′ar yıllık periyotlar halinde uzatılabileceğini söyledi. Herkes dengeli ve sağlıklı çevrede yaşama hakkına sahiptir (Anayasa md. 56). Çevreyi kirleten veya bazen bir faaliyetleri zarar gören veya haberdar olan gerçek veya tüzel kişiler idari makamlara başvurarak bu faaliyetlerin durdurulmasını isteyebilir” dedi. (www.rizenabiz.com)

Dağ Filmleri Festivali başlıyor

2006 Yılından beri dağ,macera,keşif, doğa konulu film festivalinin bu yıl 7.si düzenlendi. Film festivalinin  amacı doga bilincine dikkat çekebilmenin yanı sıradoğa belgeselciliğine de katkı sağlamak.

Bu yılın sloganı”Maceraya Hazır Ol”…

Bu yıl 20’si yerli,35’i yabancı olmak üzere 16 ülkeden toplam 55 film festivalde izleyiciyle buluşuyor. Sekiz tema başlığı altında toplanan filimlerin temaları:

Dünyadan, Keşif Ruhu, Doğa ,Çevre ve İnsan, Bisiklet, Kayak, Ülkemizden, Su Dünyası, DFY Finalistleri(dağ filmleri yarışma finalistleri)

Bu temalardan en çok dikkat çekenlerden bir seçki…

Doğa Çevre ve İnsan temasından:
Kırık Ay:
Himalaya’lardaki göçebe topluluğun ani iklim değişikliğiyle yaşadıkları,umutsuz macera…)The Broken Moon.

Beyaz Su,Siyah Altın:
Bu belgesel David Lavallee’nin Kanadanın batısı boyunca yaptığı,üç yıllık ”petrol endüstrisinin etkilerinin ”anlatıldığı  bir  yolculuk hikayesidir.Bu yolculuk aynı zamanda sarsıcı zıtlıkların anlatısıdır.
”White Water,Black Gold”petrolle ilgili sayısız zararı çok açık bir gözlemle sunar…

Dünyadan Temasından:
Soğuk, festivalin ödüle doymayan filmi…

Dağcı ve fotğrafçı Cory Richards’ın objektifinden karaklık bir kışın hakim olduğu Gasherbrum II’yi izleyin…
Film acı, korku, şüpheyi içeren ve bunların etkilerine maruz kaln ekibin iç acıtıcı inişinin öyküsü…

Pedal: Bu topraklar kimin toprakları? Bu bisiklet belgeseli; tüm insanlara ait olan kamu topraklarını korumakla yükümlü yöneticiler ve pedallama coşkusuyla dolu dağ bisikletçileri arasındaki anlaşmazlığı derinden irdeliyor. Dağ bisikletçilerine kamu topraklarında yer varmı?…

Bisikletliler de İnsandır: Kahramanımız Darko, ikameti olmayan bir evsizdir. Tek aşkı bisikletidir. Bizi bisikletiyle birçok yere götürürken hayata bakış açısını ve kişiliğini de gözler önüne serer.

Özgür Kurtlar: Bu film en olağanüstü kurt filmini çekmek üzere Sibirya dağlarına yolculuk yapan hayvan eğitmeni Andrew Simpson’u anlatır. Kurtların bilinmeyen yönleri izleyicinin kurtlar hakkınbda bildiğinin sandığı ezberleri sorgulamasını mümkün kılar…

Peygamber: İngiltere’nin Leo Houlding’in öyküsünü anlatır. “Peygamber”, Yosemite El Capitan’ın doğu yüzünde son derece dik ve zor bir rota. Leo bu rotayı “yaptığım en çılgın tırmanış” olarak tanımlıyor. Bu çılgınlık izlenmeye değer…

Su Dünyası (Festivalin çiçeği burnunda yeni teması)

Kutuplardaki Derin Deniz: buzullarının altındaki dünyayı keşfetmek için kuzey kutpunun buz gibi sularına dalan keşif ekibinin 2 ay boyunca buz kütlelerinin üzerindeki yürüyüşü ve hedefteki buzun altına tüple dalışı anlatılıyor. Olağanüstü bir macera…

Kayak Teması

Elimden Gelen: Eşsiz bir sinema şöleni. “Elimden Gelen” yüksek bir dağda kayak yapmanın güçlükleriyle küresel iklim değişikliklerinin zorluklarını karşılaştıran harika bir keşif örneği…

İmzalar: Sonbaharın turuncu renginden ilkbaharın kiraz çiçeği rengine değin Hakkaido’nun derin ormanlarındaki tüm bir kışı içeren olağandışı enfes kompozisyonlar çizen estetik ve şiirsel bir şölen…

Ülkemizden Teması:

Karbeyaz: Sabahattin Ali’nin “Ayran” adlı öyküsünden uyarlanan bu film küçük Hasan’ın bir gününü anlatır.

Sözcüklerin Ötesinde: Karadenizdeki farklı dil ve lehçelerin peşinden giderken, sözcük ve imgelerin ötesinde ortak bir kültür mirasını Karadeniz’in eşsiz doğası eşliğinde geleneksel türküler ve destanlarla olağanüstü anlatımı…

DFY Finalistleri

Bisiklet:Babasıyla birlikte çöp toplayarak yaşayan Fırat’ın hayali bir bisikleti olmasıdır. Bir gün çöplükte bir bisiklet bulur, ancak bisikletin tekerlekleri yoktur. Bisiklet tutkusundan vazgeçmeyen Fırat’ın bisikletine tekerlek uydurma çabasının öyküsü…

Kız Çocuğu: Bu film savaşta ölen bir kız çocoğunun ölmeden önceki son anlarını Nazım Hikmet’in Kız Çocuğu şiiri eşliğinde farklı bir bakışla anlatımı…

Büyük Anadolu Yürüyüşü: “Anadolu’yu vermeyeceğiz” sloganıyla HES’lere ve doğanın yokoluşuna neden olan her türlü harekete karşı Artvinden yola çıkan Doğu Karadeniz Kervanıyla başlayıp, 11 ayrı kervanla Ankara’ya yürüyen doğa savaşçısı gönüllü grupların yolculuğu…

Kaçan Kuşların Şarkısı: “Ölüyoruz, çünkü ölüyorsunuz” duyan kuşlardan insanoğullarına/insankızlarına soğuk ve acı bir şarkı…

Festival kapsamında ayrıca pek çok söyleşi ve fotoğraf sergileri de var. Bunlardan biri Doğa Derneğinin İstanbul ve Ankara’da gerçekleştireceği söyleşi. Bu söyleşide “Sıfır Yok Oluş” projesi, Hasankeyf’in yok edilmeye çalışılması gibi konularda önemli bilgiler verilecek.

Ayrıca TEMA vakfının “Kaçkarlar Dört Mevsim” belgeselinin Türkiye galası 10 mart 2012 cumartesi günü gerçekleştirilecek.

Festivalin sponsorlarından Salcano’nun sunduğu “Düşlerin Peşinde Dünyayı Pedallamak” söyleşisi de izleyicilere çok keyifli anlar yaşatacak. Türk bisikletçiler ilk kez bu festivalde bir araya gelerek yollarda yaşadıkları maceraları paylaşacaklar.

İstanbul’da 7_11 Mart, tarihleri arasında Fransız Kültür Merkezi ve  Aynalı Geçit’te, İzmir’de 12_14 Nisan,tarihleri arasında Konak Kültür Merkezi ve Konferans Salonunda, Ankara’da 29-31 Mart tarihleri arasında Çankaya Belediyesi Kültür Merkezinde İzlenebilir.

Tüm filmler ücretsiz izlenebilmektedir.

Hepinize iyi seyirler…

Fatoş Negiş Çırnaz

‘Zamanaşımı Türkiye’nin ikinci utancı olur’

35 aydının yakılarak katledildiği Sivas Madımak Katliamı’nı “Türkiye’nin ayıbı” olarak nitelendiren Alevi örgütleri temsilcileri, katliam davasının zaman aşımına uğratılmasının “Türkiye’nin bu konudaki ikinci ayıbı” olacağını ifade ettiler. Örgüt temsilcileri 13 Martta bütün güçleriyle Ankara Adliyesinde olacaklarını ifade ettiler.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, bu davanın Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizdi. Bu davayı zaman aşımına uğratanların, sonra çıkıp “insan haklarından, demokrasiden” bahsedemeyeceğini belirten Geçmez, “Sivas davasının zaman aşımına uğraması demek, katliamını onaylamak demektir” dedi.

Bu katliamın bir insanlık suçu olduğunun ve zaman aşımına uğratılırsa Türkiye için ikinci bir utanç olacağının altını çizen Geçmez, “Bu olay da hükümetin Sivas’la yüzleşmek istemediğini ortaya koyuyor” diye konuştu. Geçmez, “Bütün örgütümüzü 13 Martta Ankara’ya duruşmaya çağırdık” dedi. Geçmez, bu davanın ikinci ayağının da ailelerle birlikte AİHM’ye gitmek olacağını söyledi.

‘İNSANLIK SUÇLARINDA HUKUK GERİYE İŞLEMELİ’

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özarslan da “Bu tür suçlarda zaman aşımı olmaması gerektiğinin” altını çizdi. Türkiye’nin 2005’te “insanlık suçlarında zaman aşımı olmayacağına” ilişkin uluslararası sözleşmeye imza koyduğunu hatırlatan Özarslan, katliamın ‘93‘te olduğu gerekçesiyle ‘zaman aşımı” istenmesini eleştirdi. Gerekçe olarak “yasalar geriye yürümez” denildiğini belirten Özarslan, “İnsanlık suçlarında böyle bir şey olmaz. Hukukta da insanlığa yönelik pozitif ayrımcılık vardır” diye konuştu.

Özarslan “Gazeteniz aracılığıyla emek ve demokrasi güçlerini, ‘insanım’ diyen herkesi 13 Marttaki duruşmaya davet ediyoruz” çağrısı yaparken, bir daha böyle olayların yaşanmaması için bu davada zaman aşımı olmaması gerektiğini söyledi.

‘SİZİN HİÇ BABANIZ… YANDI MI?’

Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Genel Başkanı Emel Sungur da “Sizin hiç babanız, anneniz, kardeşiniz, amcanız, dayınız, teyzeniz, arkadaşınız, dostunuz, evladınız yandı mı?” diye sordu. Sivas’ta katledilen canlarının katillerinin ve onların iş birlikçilerini hiçbir zaman affetmeyeceklerini belirten Sungur, 13 Martta Madımak şehitlerine sahip çıkma, yakınlarını yalnız bırakmama çağrısı yaptı.

KAÇMALARINA GÖZ YUMULDU

Sungur, Sivas Davası’nın daha ilk duruşmalarında, Alim Özhan, Hayrettin Yeğin, Süleyman Toksun, Harun Kavak, Metin Ceylan, Etem Ceylan, Murat Sonkur, Ömer Demir, Mehmet Yılmaz, Sedat Yıldırım, Adem Albayrak, Eren Ceylan,  Muhammed Nuh Kılıç, Vahit Kaynar isimli sanıkların tahliye edildiğini, Cafer Erçakmak, Mehmet Kazım Gen ve diğer elebaşıların ise kaçmalarına göz yumulduğunu anlattı.

Tutuksuz yargılanan bu sanıkların hiçbir duruşmaya katılmadığını, “zaman aşımını” beklediklerini de aktaran Sungur, “Etem Ceylan, Murat Sonkur, Ömer Demir, Mehmet Yılmaz, Sedat Yıldırım, Adem Albayrak, Eren Ceylan, Metin Ceylan, Alim Özhan, Muhammed Nuh Kılıç, Vahit Kaynar ilk duruşmalarda tahliye olur olmaz yurt dışına kaçırılarak, Almanya’da oturum ve vatandaşlık hakkı almaları sağlandı” dedi.

Kaçırılanlardan Mehmet Kazım Gen ve Belediye Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın, katliamın en etkin önderleri olduğunun altını çizen Sungur, yıllarca bulunmayan Erçakmak’ın Sivas’taki evinde yaşadığı, orada öldüğü ve defnedildiği ama her nasılsa tıpkı nasıl kaçtığı-kaçırıldığı bilinmediği gibi, Sivas’taki evinde ne kadar süre yaşadığı, nasıl defnedildiği ve emniyet yetkililerinden nasıl gizlendiğinin de ‘bilinmediğini’ aktardı. Polonya’da yakalanan Vahit Kaynar’ın evraklarının da bir türlü tamamlanıp, Türkiye’ye iadesinin sağlanamadığına dikkat çeken Sungur, “şimdi ise ‘zaman aşımı oldu; hadi serbestsiniz’ diyorlar!” dedi.

(Evrensel)

Ankara Barosu: Derhal tahliye edilmeliler

Ankara Barosu, “Çocuğun yüksek yararı ve özgürlüğünden yoksun bırakmanın son çare olduğu ilkesinin dikkate alınarak çocukların cezaevi değişikliği yerine derhal tahliye edilmesi gerektiğini” belirtti.

Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi, Pozantı’da çocukların yaşadığı iddia edilen cinsel istismara varıncaya kadar insanlık dışı olaylarla ilgili olarak tüm sürecin takipçisi olacağını açıkladı. Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, 2006 yılından bugüne kadar hem adi suçlardan hem de Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlardan dolayı gözaltına alınan, tutuklanan ya da mahkum çocukların, şiddet, kötü muamele, her türlü psikolojik, cinsel istismar ve özellikle cinsel istismar gibi hak ihlallerinin mağduru olduğu belirtildi. Çocuğun yüksek yararı ve özgürlüğünden yoksun bırakmanın son çare olduğu ilkesi dikkate alınarak çocukların cezaevi değişikliği yerine derhal tahliye edilmesi gerektiğinin belirtildiği açıklamada, “Pozantı’da yaşananlar, sadece fiziki koşullar ile sınırlandırılabilecek bir konu değildir. Fiziki koşullar ileri sürülerek kapasitesi hemen hemen dolu olan Sincan’a getirilmesi, yeni sorunlara yol açacaktır. Çocukların zaten yoksul ve yoksun olan aileleri görüşe gelemeyecek, çocuklar aileleriyle görüşemeyecektir” denildi.

Ankara Barosu çocukların ailelerine hukuki yardımda bulunacak

Pozantı M Tipi Ceza İnfaz Kurumları’nda yaşanan olaylarda sorumluluğu olanların derhal belirlenip cezalandırılması gerektiğinin kaydedildiği açıklamada, Türkiye’nin bir an önce evrensel standartlara uygun, çocuğa özgü bir ceza adaleti sistemi oluşturulması gerektiği kaydedildi. “Pozantı’daki olayı bizzat yaşayan ya da tanık olan bütün çocuklara psikolojik destek sağlanmalıdır” denilen açıklamada, Ankara Barosu’nun yasalar çerçevesinde çocukların ailelerine hukuki yardımda bulunacağı belirtildi.

(Ajanslar)