Ana Sayfa Blog Sayfa 4777

Kızıl Hackerlar 8 Mart için hackledi!

Daha önce Ankara Emniyet Müdürlüğü sunucularına girerek, şikayet ve yazışmaları ele geçiren Kızıl Hackerlar (RedHack), bu kez de aralarında başbakanlık yetkilileri, muhtar, şöför, başmüfettiş, iktisatçı ve daha birçok meslekten kişilerin silah ruhsatı bilgilerini T.C. kimlik numarasından baba adı ve kızlık soyadlarına kadar açıkladı.

Kızıl Hackerlar (RedHack) adlı grup, POLNET (Polis Ağı) ve Ankara Emniyet Müdürlüğü sunucularına girerek, buradaki ihbar, şikayet dilekçeleri ve yazışmaları ele geçirmişti.

Grup, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle bu kez de Başbakanlık çalışanlarının bilgilerini yayımladı.

Kızıl Hackerlar, “Bu eylemleri hem “bireysel silahlanma” hem de “kadına yönelik şiddet”e dikkat çekmek amacıyla yapıyoruz ve dileğimiz kadınlara yönelik her türden şiddeti yaratan kapitalizmin tarihin çöplüğüne gitmesidir” diyerek gizli belgelere bir yenisini daha ekledi.

Redhack (Kızıl Hackerlar) aralarında başbakanlık yetkilileri, muhtar, şöför, başmüfettiş, iktisatçı ve daha birçok meslekten kişilerin silah ruhsatı bilgilerini T.C. kimlik numarasından baba adı ve kızlık soyadlarına kadar açıkladı.

Kızıl Hackerlar, “Bu eylemimiz bütün Emekçi Kadınlara armağan olsun. ” birimizi durdurabilirsiniz fakat, hepimizi asla!” “biz dünyadaki bütün silahları yok etmek için silahları kullanıyoruz”  “fikirler kurşun geçirmezdir” sloganlarını da sitelerinde not olarak bıraktılar.

Sitesi mahkeme kararıyla kapatılan RadHack, blogspot üzerinden yayına başladı ancak oraya da Türkiye’den ulaşım engelleniyor. Ama tabii Anonymaus üzerinden siteye bağlanabilirsiniz:

Tıklayın:

http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://kizilhack.blogspot.com/2012/03/ankara-emniyetinden-silah-ruhsat.html

DİSK yöneticileri eylemlerine dışarıda devam etme kararı aldı

ILO Ankara Temsilciliği’nde oturma eylemi yapan DİSK Başkanlar Kurulu, eylemlerini dışarıdaki sendikacılarla birlikte sürdürme kararı aldı

Meclis’te görüşülen “Toplu İş İlişkileri Yasası”nın 12 Eylül düzenlemelerinden farksız olduğunu söyleyen Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanlar Kurulu, bugün akşam saatlerinde Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Ankara Temsilciliği’nde başlattığı oturma eylemini dışarı taşıma kararı aldı.

Dışarıda 100’e yakın işçi ve sendikacının destek verdiği ILO’daki oturma eyleminin amacına ulaştığını belirten sendika yöneticileri “Eylemimizi dışarıda bekleyen arkadaşlarımızla birlikte sürdüreceğiz” diyerek ILO Temsilciliği’nden ayrıldı.

Ankara’nın Or-An semtinde bulunan ILO Temsilciliği’nin önünde çadır kuran ve yaktıkları ateşle ısınmaya çalışan sendikacılar, Meclis’teki yasanın sendikaları tasfiye amacı taşıdığını belirterek, sonuna kadar mücadele edeceklerini dile getiriyorlar.

Diğer yandan Birleşmiş Milletler’e bağlı bir kuruluş olan ILO’nun Cenevre’deki merkezinden bir heyetin Türkiye’ye gelmek üzere yola çıktığı belirtiliyor.

Ferhat ve Berna’ya 15’er yıl istemi

Tayyip Erdoğan’ın katıldığı “Roman açılımı” etkinliğinde “Parasız eğitim istiyoruz alacağız” pankartı açan ve 19 ay tutuklu yargılanan Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz için davanın yeni savcısı 15 yıl hapis istedi

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın katıldığı “Roman açılımı” etkinliğinde “Parasız eğitim istiyoruz alacağız” pankartı açan ve 19 ay tutuklu kalan Gençlik Federasyonu üyesi Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz’ın yargılamasına bugünkü duruşma ile devam edildi. Yeni savcı Adem Özcan, DHKP/C üyesi olmak suçlamasıyla yargılanan 3 kişi için 15’er yıl hapis cezası talep etti.

Tutuksuz sanık Berna Yılmaz ile sanık avukatlarının katıldığı duruşmada savcı Özcan, dosyanın yeniden incelendiğini söyleyerek 8 sayfalık mütalaayı mahkemeye sundu. Savcı, sanıkların eylemlerini “örgüt üyesi olmak” suçunu oluşturduğunu, yargılama sırasında elde edilen delillerin de bunu kanıtladığını iddia etti.

Öğrencilerin avukatlarından Taylan Tanay, mütalaaya karşı savunma hazırlamak için süre isetdi. Dava 31 Mayıs tarihine ertelendi.

MİT’çilere soruşturma talebi

Savcılık, Hakan Fidan’ın da aralarında bulunduğu 5 MİT’çi için Başbakanlık’tan soruşturma izni istedi. Gerekli izin çıkarsa MİT mensupları KCK soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verecek.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve dört MİT mensubunun soruşturulması için Başbakanlık’tan izin talebinde bulundu.

Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları veya bazı kamu görevlileri hakkındaki ceza soruşturmalarında “Başbakan izni” şartını yeniden düzenleyen kanunun yürürlüğe girmesinin ardından İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı harekete geçti.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski müsteşar Emre Taner, eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’in de aralarında buluduğu 5 MİT mensubuyla ilgili soruşturmayı başlatmak üzere Başbakan Tayyip Erdoğan’dan resmen izin talebinde bulundu.

Başbakan Erdoğan talebe olumlu yanıt verirse, bu isimlerin KCK soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınacak.

Yasaya göre Başbakanlık’ın 60 gün içerisinde bu talebe cevap vermesi gerekiyor.

Savcılık, KCK operasyonlarında elde edilen bazı delilleri gerekçe göstererek, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve 4 MİT mensubunu ifadeye çağırmıştı.

Bu girişimin ardından Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya MİT soruşturmasından alınmış, MİT kanununda da jet hızıyla bir düzenleme yapılmıştı.

Taksim’den iyi haber mi?

Projeyle Gümüşsuyu caddesi üstteki gibi olacak

Bugün Sütlüce Tanıtım Merkezinde ekonomi basını ile bir araya gelen İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Kadir Topbaş, Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi ile ilgili son durumu değerlendirdi.

Topbaş Gümüşsuyu’ndan İnönü Caddesi’nden gelip Taşkışla’ya giden trafiği şimdilik bıraktıklarını, Taksim’de plan tadilatı kararı ile öngörülen tünellerin yapılmayacağını açıkladı.

Habertürk’te yer alan Topbaş’ın demecini ihtiyatlı bir iyimserlikle değerlendiren Korhan Gümüş bundan sonraki sürecin daha da önemli olduğuna dikkat çekerek Taksim Meydanının bir yönetim planına kavuşturulması gerektiğini söyledi.

Yeşil Gazete’nin sorularını yanıtlayan Korhan Gümüş’ün demeci şöyle: Biz de açıkçası bu tünellerin yapılmasının nasıl bir sonuca yol açacağını anlatmaya çalıştık, bu kararı duyduğumuz ilk günden itibaren. İstanbul’da bu kararı duyan, sonuçlarını tahayyül eden herkes yönetimi bu karardan vazgeçirmek için elinden geleni yaptı. Taksim Platformu’na destek veren kişileri, deneysel çalışmalar yapan gençleri, mimarları, koruma kuruluna dilekçeler veren değerli bilim insanlarını, herkesi bu sonuçtan dolayı kutlarız.

Olması gereken buydu. Kent yönetimini görevini yapmaya çağırmıştık. Kısmen de olsa, bir adım atıldı.

Şimdi bu yeni kararın gereğini yapmak ve burada yapılacak projenin başarılı olması için daha çok çalışmak gerekiyor.

İşimiz bitmedi.

Topbaş Gezi’nin ağaçlandırılacağını, burada kafelerin yer alacağını söylemiş.

Biz bu alanın STK’ların katılımı ile bir yönetim planına kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz.

Katılımcı bir planlama yöntemi ile çalışmaların geliştirilmesi için elimizden geleni yapacağımızı İstanbul halkına duyurmak istiyoruz.

Taksim’deki tünelleri yalnızca durdurmak yetmez. Biz işimizi yalnızca itiraz etmek olarak görmediğimizi defalarca söyledik.

Bu uygulamanın İstanbul’daki bütün kentsel projelere bir örnek teşkil etmesi için daha çok çalışmamız gerekiyor.

Bilindiği gibi Taksim platformu bir süredir Taksim Meydanı yayalaştırmasına ve buna bağlı olarak Taksim Gezi parkında planlanan Topçu Kışlasının yeniden yapılması projesine müzakere süreçlerinin işletilmediği gerekçesi ile ve “Daha iyi bir proje, daha iyi bir Taksim“ sloganıyla karşı çıkıyordu.

Yeşil Gazete

 

Fukuşima’dan Bir Yıl Sonra Konferansı Cuma günü yapılıyor

Fukuşima’nın birinci yılı etkinlikleri kapsamında 9 Mart Cuma günü 15:00-19:00 saatlerinde İstanbul Taksim’deki Point Otel’de “Fukuşima’dan Bir Yıl Sonra” başlıklı bir konferans yapılıyor.

Friedrich Ebert Stiftung’un (FES) geçen sene yayınladığı Nükleer Enerjinin Sonu mu? başlıklı kitabın Türkçe baskısının çıkması vesilesiyle yapılacak olan toplantıda kitabın editörü olan FES Berlin Küresel Siyaset ve Kalkınma Bölümü’nden Nina Netzer ve Uluslararası Enerji Ajansı’ndan Simon Müller yarın İstanbul’da olacaklar. Diğer konuşmacılar arasında Yeşiller Partisi Eşsöcüsü Ümit Şahin, Eurosolar Türkiye Başkanı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar ve CHP Enerji Komisyonu Başkanı Necdet Pamir bulunuyor. Toplantının moderatörlüğünü elektrik mühendisi Arif Künar yapacak. Toplantıda simultane çeviri de olacak.

Nükleer Enerjinin Sonu mu? kitabında Fukuşima kazasında dünyada nükleer enerjinin hamgi durumda olduğu anlatılıyor ve Almanya, ABD, Brezilya, Çin, Endonezya, Fransa, Hindistan, Japonya, Kore, Portekiz, Rusya, Tunus, Rusya ve Türkiye’deki durum ayrı yazılarla ele alınıyor. Türkçe baskısı yeni yayımlanan kitabı konferans sırasında edinmek mümkün olacak.

Toplantının programı ise şöyle:

Halka Açık Konferans
FUKUŞİMA’DAN BİR YIL SONRA
Türkiye’de Nükleer Enerji ve Yenilenebilir Enerji Alternatiflerinin Geleceği
9 Mart 2012 (Cuma), İstanbul
Point Hotel Taksim

Topçu Caddesi No. 2
Tel: +90 212 313 5000

15:00 Açılış Konuşması
Michael Meier, Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Derneği Türkiye Temsilcisi

15:15 1. Panel: Fukuşima’dan Bir Yıl Sonra: Nükleer Enerji Konusunda Türkiye’den ve Yurtdışından Farklı Perspektifler
Yazarların katılımıyla kitap tanıtımı: “Nükleer Enerjinin Sonu mu?”

– Nükleer Enerjinin Sonu Mu? – Fukuşima’dan Sonra Alternatif Enerji Politikalarına Uluslararası Bir Bakış
Nina Netzer, Küresel Siyaset ve Kalkınma Bölümü, FES Berlin
– Fukuşima’dan Sonra Türkiye’de Nükleer Enerji
Ümit Şahin, Yeşiller Partisi Eşsözcüsü
– Soru-Cevap
Yönetici: Arif Künar, Enerji Uzmanı ve Aktivist

17:00 Kahve Arası

17:15 2. Panel: Türkiye’de Yenilenebilir Enerji Siyasetinin Geleceği
– Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Yaygınlaştırılması – Dünya Çapında En İyi Uygulamalar ve Yenilenebilir Alternatiflerin Geleceği
Simon Müller, Uluslararası Enerji Ajansı
– Türkiye’de Sürdürülebilir Enerji Politikalarının Geliştirilmesi için Bir Yol Haritası
Tanay Sıdkı Uyar, Eurosolar Türkiye Başkanı
– Yorum: Necdet Pamir, CHP Enerji Komisyonu Başkanı
– Soru-Cevap
Yönetici: Arif Künar, Enerji Uzmanı ve Aktivist

19:00 Kapanış Konuşması

Arif Künar, Enerji Uzmanı ve Aktivist

19:15 Resepsiyon

* Türkçe-İngilizce simültane çeviri hizmeti sunulacaktır.

(Yeşil Gazete)

 

Fukuşima’nın birinci yılında Taksim’de insan zinciri

Geçen yıl 11 Mart’ta Japonya’da yaşanan Fukuşima nükleer kazasının birinci yılında, 10 Mart Cumartesi günü Taksim’de insan zinciri eylemi yapılıyor.İnsan zinciri eylemi saat 15:00’de Taksim meydanında başlayacak.

Küresel Eylem Grubu tarafından yapılacak olan eyleme destek verenler arasında Yeşiller Partisi, Greenpeace, Doğa Derneği ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği de var.

Cumartesi günü yapılacak olan insan zincirini duyurmak için dün akşam Taksim’de yapılan basın açıklamasında Akkuyu nükleer santral projesi nedeniyle hükümet sirenler çalınarak protesto edildi.

KEG adına Mine Kösem tarafından okunan basın açıklaması şöyle:

11 Mart 2011, saat 14.46: Japonya’nın kuzeydoğu kıyısında, okyanusta 9,0 büyüklüğünde deprem yaşandı. Fukuşima Daichi nükleer santralinde bulunan dört reaktörün sistemleri otomatik olarak kapanmaya başladı.

11 Mart 2011, saat 19.30: Daichi nükleer santralinin birinci reaktörünün çekirdeğinde hasar oluşmaya başladı.

11 Mart 2011, saat 21.00: Fukuşima’nın 3 km çevresindeki yerlere tahliye emri verildi.

12 Mart 2011, saat 04.15: Daichi nükleer santralinin üçüncü reaktöründe yakıt çubukları ortaya çıktı.

12 Mart 2011, saat 21.40: Tahliye bölgesi 20 kilometreye çıkarıldı.

13 Mart 2011, saat 09.00: Üçüncü reaktörün çekirdeğinde hasar oluşmaya başladı.

14 Mart 2011, saat 11.01: Üçüncü reaktör binası patladı.

Değerli basın çalışanları,

Size, Fukuşima’da yaşanan felaketi gün gün, saat saat, dakika dakika sayabiliriz. Ama özetleyecek olursak, 11 mart 2011’de Japonya’da Fukuşima Daichi nükleer santralinde bulunan dört reaktörün üçünde çekirdek erimesi meydana geldi. Bu beklenmeyecek, bilinmeyecek ya da önlenemeyecek bir doğal afet değildi. Bir kaza ise hiç değildi. Çünkü nükleer santraller ne kadar tedbir alırsan alınsın, ne kadar teknolojik yeterliliğe sahip olurlarsa olsunlar her an benzer bir felakete yol açma potansiyeline sahipler.

Japonya’da yaşanan felaketin boyutları saklanmaya çalışılsa da; şu anda Fukuşima santralinin çevresindeki 20 km’lik alan girilemez durumda. 150 bine yakın insan evlerinin terk etmek zorunda kaldı. Çernobil felaketinde yayılan radyasyonun 6,5 katı atmosfere, tarım ve yerleşim alanlarına, denize yayıldı. Japon ekonomisi kaza nedeniyle yaklaşık 250 milyar dolar zarar etti. Felaketi temizleme işlemlerinin maliyetini kimse hesaplayamıyor ama yalıtım çalışmalarının en az 50 yılı süreceği söyleniyor.

11 Mart 2012’ye dört kala, Japonya’daki 54 reaktörden 52’si hala kapalı, elektrik enerjisi üretilmiyor. Felaketin Japon halkına bıraktığı uzun vadede kanser, girilemeyen topraklar, radyasyonla kirlenen bir çevre.

Felaketin yaşandığı dönem Japonya Başbakanı olan ve bütün bu acıları Japon halkına yaşattığı için görevinden istifa eden Naoto Kan, ‘Ben dünyaya nükleer enerji olmadan işleyebilen bir toplumun gerekliliğini anlatmak istiyorum.’ diyerek nükleer karşıtı hareketin bir aktivisti haline geldi.

11 Mart 2011’e dört kala bizler, “Türkiye’de nükleer santraller kurulmazsa karanlıkta kalacağız, endüstrimiz gelişmeyecek” diyen hükümete uyarıda bulunuyoruz. Bu ölümcül enerji ile Türkiye’yi tanıştırmaya hakkınız yok.

11 Mart 2012’de tüm dünyada nükleer karşıtları sokaklarda olacaklar. Biz de 10 Mart günü saat 15:00’da Taksim’de buluşup insan zinciri yapacağız.

AKKUYU, SİNOP FUKUŞİMA OLMASIN!

NÜKLEER FELAKETTİR, NÜKLEER CİNAYETTİR!

NÜKLEER SANTRALLERE HAYIR!

GÜNEŞ, RÜZGAR BİZE YETER! Diyeceğiz, herkesi eyleme bekliyoruz.

Küresel Eylem Grubu adına Mine Kösem

Destekleyenler: Antikapitalist Öğrenciler, Barışa Pedal, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu, Doğa Derneği, Greenpeace, DSİP, DÖH, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, Yeşiller

(Yeşil Gazete)

Nükleere karşı İstanbul’da insan zinciri

Geçtiğimiz yıl, 11 Mart’ta Japonya’daki deprem ve tsunaminin etkisi ile Fukuşima Daiichi nükleer santralinin dört reaktöründen üçünde çekirdek erimesi meydana geldi. Bu da Çernobil kadar büyük bir nükleer kaza anlamına geliyordu.

Daha önce olan bütün nükleer kazalarda olduğu gibi yetkililer nükleer santrallerin ne kadar güvenli olduğunu kanıtlamak için açıklamalarda bulundular: “Çernobil’de büyük bir felaketin yaşanmasının nedeni, koruma kabının olmamasıydı, Three Mile Adasındaki kazada hiçbir radyoaktif madde açığa çıkmamıştı, Fransa’da nükleer atıkların yeniden işlendiği tesiste meydana gelen patlama ‘nükleer değil, endüstriyel kaza’ idi ve zaten tüp gaz patlaması olsa bile nükleer kazalara göre daha çok insan ölecekti.”

Oysa, Fukuşima Daiichi nükleer santralindeki tüm reaktörlerin koruma kabı bulunmaktaydı. Tıpkı bizim gibi deprem kuşağında olan bir ülkede tüm koruma tedbirlerinin alındığı, tüm teknolojik yenilikler gözetilerek yapılan santralde tehlike derecesi 7 sayılan kaza yine de gerçekleşti. Kaza sonrası santralin 20 km’lik çevresi girilemez bölge olarak ilan edildi, denizdeki radyasyon seviyesi normalin binlerce katına ulaştı, 80 bin kişi evlerinden tahliye edildi, Japon ekonomisi ağır bir darbe aldı. Santral çevresindeki radyoaktif kirlenmeye uğramış olan geniş arazilerin uzun süre yeniden yerleşime kapalı kalacağı ve uzun vadede kanserden ölümlerin yayılacağı ise kesin.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, Fukuşima felaketinin öncesinde ne kadar güvenli bir santral kuracaklarını, bu konuda ne kadar titiz çalıştıklarını kamuoyuna açıklarken, neden Japonya’yı seçtiklerini anlatıyordu: “Japonya, nükleer teknoloji açısından en güvenli ülkelerden biri. Zira Türkiye de Japonya gibi deprem bölgesinde bulunuyor, santralleri deprem dahil ne kadar güvenli olduklarını test ettik, yerinde gördük ve Japonya teknolojinin beşiği…”

Bakan beyin söylediklerine siz ikna oldunuz mu? Biz, olmadık.

Yaşanan bu kaza Çernobil felaketinin tam 25. yılında gerçekleşti. Çernobil’den katbekat büyük bir faciaya dönüştü ve Fukuşima felaketi nükleer enerjinin ne kadar tehlikeli ve öngörülemez risklerle dolu olduğunu bir kez daha gösterdi. Bizler, yıllardır yeni Çernobil’ler olmasın diye uyarıyorduk. Yeni nükleer santraller yapılmasın, var olan bütün reaktörler kapatılsın diyorduk. Bize hayalci diyorlardı. Çernobil’in üzerinden de uzun süre geçti, herkes bu felaketi unutur biz de yolumuza devam ederiz deyip Çernobil felaketinin sonuçlarını küçümsüyorlar, bir daha olmaz sanıyorlardı. Ama oldu.

İster Çernobil gibi insan hatasıyla, isterse Japonya’daki gibi doğal bir afetin tetiklemesiyle olsun, nükleer reaktörlerin her an benzer bir felakete yol açma potansiyeline sahip olduğunu ve bu tehlikeden kaçınmanın tek yolunun nükleer santrallerden tamamen kurtulmak olduğunu bir kez daha ağır bedeller ödeyerek gördük.

Nükleer taraftarlarına da soruyoruz: “Bu gerçeği anlamak için daha kaç Çernobil’e, daha kaç Fukuşima’ya ihtiyacınız var?”

Bizler, ne Çernobil’i unuttuk ne de Fukuşima’yı. Nükleer taraftarlarının ileri sürdükleri, doymak bilmez enerji ihtiyacı masalına da inanmıyoruz. Geleceğimizi karartacak ve radyasyonla kirletecek nükleer santralleri istemiyoruz.

Enerji verimliliğini arttırmaya çalışarak, enerji tasarrufu yaparak, doğa ile uyum içinde yaşayarak, “Rüzgâr, güneş bize yeter!” diyoruz. Ve nükleersiz, karbonsuz bir dünyanın mümkün olduğunu biliyoruz. Bu geleceği biz kuracağız. 10 Mart’ta Fukuşima felaketinin yaşandığı gün bir kez daha tüm dünyadaki nükleer karşıtlarıyla birlikte, sokaklarda

AKKUYU, SİNOP FUKUŞİMA OLMASIN!

NÜKLEER FELAKETTİR, NÜKLEER CİNAYETTİR!

NÜKLEER SANTRALLERE HAYIR!

GÜNEŞ, RÜZGAR BİZE YETER!

diye haykıracağız. Nükleer santralin kurulmasına izin vermeyeceğiz.

10 Mart 2012 Cumartesi günü, Fukuşima nükleer felaketinin birinci yıldönümünde, saat 15:00’de Taksim’de buluşuyor ve Taksim Galatasaray arasında insan zinciri kuruyoruz.

EGEÇEP de eş sözcülük uygulamasına geçti

Ege Bölgesindeki çevre örgütlerinin en önemlilerinden olan EGEÇEP’in (Ege Çevre ve Kültür Platformu)nun 25-26 Şubattaki 5. Kurultayında seçilen yeni yürütmesi görev dağılımı yaptı.

Platformun yeni yürütmesi bir ilke imza atarak Avukat Berrin Esin Kaya’yı ve Özer Akdemir’i platform eş sözcüleri olarak belirledi.

Platform örgütlenmesi ve çalışmalarının konuşulduğu toplantıda, önümüzdeki dönem çalışmalarının özellikle Aliağa Bölgesi’nde yapımı planlanan termik santrallere karşı mücadele üzerinde yoğunlaştırılmasına karar verildi.

Flamingolar için özel ada

0

İzmir Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkiye’de flamingo neslinin devamı açısından büyük önem taşıyan İzmir Kuş Cenneti’nde, flamingoların üremesi için özel ”ada” yapımına başlandı.

Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından 26 Ocakta başlatılan ve bölgedeki flamingoların rahatça kuluçkaya yatıp üreyebilmeleri için 6 bin 460 metrekare üzerine yapılan ada, Fransa ve İspanya’dakilerin ardından dünyadaki en büyük flamingo adası olacak.

Kuş cennetinde bu ay içinde yapım çalışmalarının bitirilmesi planlanan ada, yaklaşık 12 bin çift flamingo kapasiteli olacak.