Ana Sayfa Blog Sayfa 4773

Su kıtlığı alarmı

UNESCO tarafından yeni açıklanan bir rapora göre, tüm dünyayı yakın gelecekte temiz su kıtlığı tehdit ediyor. Uzmanlar su kıtlığının 2070 yılına kadar da Orta ve Güney Avrupa’da hissedileceğini vurguluyor.

İklim değişikliği ve dünya nüfusunun hızla artması ile sanayi ve ziraatçilik nedeniyle kirletilen sular, tüm dünyanın gelecekteki temiz su ihtiyacını ciddi oranda tehdit ediyor.

Fransa’nın Marsilya kentinde bütün hafta boyunca politikacıları, enerji şirketlerinin temsilcileri ve aktivistleri biraraya getiren Dünya Su Forumu öncesi, BM Eğitim, Kültür ve Bilim Örgütü UNESCO tarafından dünya genelindeki su kaynaklarına ilişkin dikkat çekici bir rapor yayınlandı. 700 sayfalık ayrıntılı raporda dünya genelindeki temiz su sıkıntısına dikkat çekiliyor ve giderek artan gıda, enerji ve tıbbi alandaki hijyenik tüketimin, temiz su ihtiyacına olan talebi ciddi oranda arttırdığının altı çiziliyor.

Üç yılda bir düzenlenen ve suyu temel insan hakkından ziyade ticari bir ürün olarak görmek suçlanan Dünya Su Forum’unda da ele alınacak rapora göre, bir süre sonra içme suyunun temini, dünyanın birçok bölgesinde yetersiz kalacak. Bunda diğer faktörlerin yanı sıra düşük yağış miktarı ve değiştirilen akarsu rotalarının da etkili olduğu belirtiliyor.

“Su savaşları çıkmayacak”

Raporu hazırlayan araştırmacılardan Kanadalı biyokimyager Richard Connar’a göre, dünyadaki su miktarı aynı kalıyor ama kullanılıp kirletilen kaynak suyu miktarı son 50 yılda üç katına çıktı. Bu su, temizlenemediği ve okyanuslara döküldüğü için de içme suyu temininde giderek daha büyük sıkıntılar baş gösteriyor.

Rapora göre dünya genelinde hâlihazırda yaklaşık 1 milyar insan temiz içme suyundan yoksun ve bu nedenle her yıl binlerce çocuk ishal nedeniyle yaşamını yitiriyor. Ayrıca temiz su ihtiyacına olan bu “benzeri daha önce görülmemiş artış” birçok önemli kalkınma hedefini de tehlikeye sokuyor.

BM raporunu hazırlayan araştırmacılar, gelecekte su nedeniyle savaşların çıkacağını düşünmüyor ama iklim değişikliğinin 2030 yılına kadar Asya ve Afrika’nın güneyindeki gıda üretimini ciddi oranda vuracağına dair uyarıyor. Uzmanlar su kıtlığının, 2070 yılına kadar da Orta ve Güney Avrupa’da hissedileceğini vurguluyor.

UNESCO Genel Sekreteri Irina Bokowa gelecekteki su ihtiyacının nasıl karşılanacağı konusundaki şüphelerin giderek arttığını düşünüyor ve “Riskler de ona göre artıyor” diye konuşuyor.

(DW)

Karbon vergisine tepkiler büyüyor

Avrupa Birliği’nin karbondioksit ve sera etkisine sebep olan gazların salınımını azaltmak için yürürlüğe soktuğu karbon vergisine tepkiler gelmeye devam ediyor. Çin’in boykot kararının ardından Rusya da vergiyi tanımayacağını açıkladı.

Öte yandan Avrupa’nın en büyük altı havayolu şirketi ve havacılık yan sanayii, uçak üreticisi Airbus’ın kurucu ülkelerine vergiden duydukları endişeyi belirten bir mektup gönderdi.

Almanya, Fransa, İngiltere ve İspanya hükümetlerine gönderilen mektupta karbon vergisinin havacılık sektörü için ağır finansal sonuçlara neden olacağının altı çizildi. Airbus’ın tepe yöneticisi Tom Enders ise uçak fabrikasındaki ve yan sanayilerdeki binlerce çalışanın geleceğinin tehdit altında olduğunu belirtti.

Geçtiğimiz perşembe ise Avrupa Hava Savunma ve Uzaycılık A.Ş. (EADS), dünyanın en büyük uçağı 10 adet A380’in de içinde bulunduğu 45 adet uçak siparişinin Çin hükümetinin boykotu yüzünden askıya alındığını belirtti. Avrupa Birliği’nin uygulamaya soktuğu karbon vergisi yüzünden Çin’in uyguladığı boykotun şirkete 9 milyar Euro’luk bir zarar verdiği tahmin ediliyor.

Avrupa Birliği bu vergi ile hava sahasını kullanan tüm havayolu şirketlerinin sebep oldukları karbon salınımlarının yüzde 15’ni satın almalarını zorunlu kılıyor. Avrupa Komisyonu vergi yüzünden uçak biletlerindeki fiyat artışlarının 2 ile 12 Euro arasında değişeceğini açıkladı.

Çin ise aldığı boykot kararı ile hava yolu şirketlerinin vergiyi ödemelerini yasakladı. Bu karara rağmen geri adım atmayan Avrupa Birliği Çevre Bakanları karbon vergisine destek vermeye devam edeceklerini açıkladı. Olası boykotlara karşı ise gerekli tedbirlerin alınacağı belirtildi.

‘Tahliye kararlarını memnuniyetle karşılıyoruz’

0

Avrupa Birliği, gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Sait Çakır ve Coşkun Musluk’un tahliye edilmesini memnuniyetle karşıladığını bildirdi.

AB Genişleme Komiseri Stefan Füle’nin sözcüsü Peter Stano, yaptığı açıklamada, mahkeme kararıyla ilgili “memnun edici bir adım” ifadesini kullandı.

Stano, “Uygulamada ifade özgürlüğü, özgürlük ve güvenlik hakkı ve adil yargılanma hakkını tehlikeye atmaya devam eden yapısal sorunların çözülmesi” çağrısında bulundu.

Sözcü Stano, “Bilhassa Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda ifade özgürlüğünü kısıtlayan hükümlerin değiştirilmesi gerekmektedir” dedi.

AB Komisyonu sözcüsü, Odatv davasında yakın takibi sürdürerek sonbaharda yayımlayacakları ilerleme raporunda bu konuya yer vereceklerini bildirdi.

Şık: “Komployu kuranlar cezaevine girecek”

Oda TV Davası’nda yargılanan ve bugün tahliye olan Ahmet Şık, cezaevinden ayrıldıktan sonra ilk açıklamasını yaptı. Ahmet Şık,  “Çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmez. 100 civarında gazeteci içeride. İfade özgürlüğü sadece gazetecilerin sorunu değil. Öğrenciler var, KCK’den tutuklular var. Bunun mücadelesini vereceğiz. Bu komployu kuran polisler, savcılar ve hakimler bu cezaevine girerecek. Bunun mücadelesini vereceğiz” dedi.

Doğuş Holding’in HES’ine durdurma kararı

Doğuş Holding’in Sinop’ta inşaatı son aşamaya gelen Boyabat Barajı Hidroelektrik Santrali’nin inşaatına durdurma kararı çıktı.

Sinap’ın Boyabat İlçesi’nde Doğuş Holding tarafından yapılan hidroelektrik santraline (HES) ilişkin yargıdan durdurma kararı çıktı.

Samsun İkinci İdare Mahkemesi, bir kişinin açtığı davada, Boyabat HES Projesi’nin geliştirildiği dönemde Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu için öngörülen ‘muafiyet’ kararının yürütmesini durdurdu. Su tutmaya başlayan ve yıl sonunda elektrik üretmesi beklenen santralin inşaatının durabileceği belirtiliyor.

1958 yılında yapımına başlanılan ve sonrasında yapımı duran Boyabat Barajı ve HES Projesi Doğuş İnşaat ve A.Ş’nin  Ana Yüklenici firma olarak ihaleyi alması ile yeniden çalışmalara başlamıştı.

Feminizm yalnızca kadınlar için değildir!

Uluslararası Feminist Forum hafta sonu Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi’nde gerçekleşti.
Forum’a LGBT örgütlerinin yanı sıra Ankara’nın ile birlikte Trabzon, Van, Diyarbakır, İzmir ve İstanbul’dan kadın örgütleri temsilcileri katıldı.

Homofobi Karşıtı Buluşma kapsamında Kaos GL’nin 2006’dan beri düzenlediği feminist forumlar bu yıl ilk kez uluslararası bir nitelik kazandı. Fransa, Lübnan ve İsveç’ten gelen konuşmacılar kendi yerellerindeki çalışmalarını anlattılar.

Feminizm Yalnızca Kadınlar İçin Değildir
Forum Doç. Dr. Betül Yarar ve Prof. Dr. Simten Coşar’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Yarar, feminizmin Batı’da 1990’larda yaşadığı paradigma kaymasının Türkiye’de yaşanmadığına ve dolayısıyla “kadın” kategorisinin beden üzerinden şekillenen bir kavram olarak sürekliliğini koruduğuna dikkat çekti. Coşar ise feminist hareketin LGBT hareketi ile ilişkisini turnosol kâğıdı olarak değerlendirdiğini belirterek kimlikler üzerinden kıstırılmışlığa karşı hak temelli siyaseti önerdi.

Müslüman Eşcinseller Vardır!
İlk oturumda Fransa’da Eşcinsel Müslümanlar Derneği olan Homos Musulmans de France’ın (HM2F) kurucusu ve sözcüsü olan Ludovic Zahed Fransa özelinde İslamofobi ve homofobiye karşı çalışmalarını anlattı. Fransa’daki politik değişimin göçmenlere ve Müslümanlara yönelik tavırlarına karşı sekülerizm vurgusu yaptıklarını anlatan Zahed, “karar alma süreçlerinde yer almayan, köşede duran, dinine ve kültürel geçmişine uzak duran Araplar istiyorlar” dedi.

Arap Dünyasında LGBT Olmak
Bir sonraki oturumda Lübnan’dan gelen Filistinli Samar Habib özellikle Afrika üzerinden Arap dünyasındaki LGBT’lerin örgütlenme çabalarından bahsetti. Fas, Cezayir ve Tunus’taki hareketlerin tüm kıstırılmışlıklarına rağmen cesur yüreklilikle neler yapabildiğini anlatan Habib, Cezayir’de 21 yaşındaki bir kadının başlattığı LGBT Cezayir internet forumu üzerinden bireysel çabaların önemini vurguladı. Habib, Arap Baharı’na giden yolda LGBT’lerin önemli katkılarını olduğunu ekledi.

İsveç’te Kimlik Politikalarının Dönüşümü
Üçüncü oturumda İsveç’ten katılan gazeteci-yazar Anna Maria Sorberg, İsveç’te son 10 yılda kimlik politikalarının geldiği noktayı anlattı. 10 yıl önceki sol parti iktidarının ardından İsveç’te şimdi daha muhafazakâr ve neo-liberal bir hava olduğundan bahseden Sorberg, özellikle HIV+ kişiler üzerinden ilerleyen medyadaki damgalamaya karşı yaptığı çalışmalardan ve göçmen politikalarından söz etti.

Türkiye Trans-Feminizmin Neresinde?
Cumartesi gününün son oturumunda Pembe Hayat Derneği’nden Buse Kılıçkaya ve Elçin Kurbanoğlu trans-feminizm konulu bir atölye gerçekleştirdiler. Kendini daha önceden feminist olarak nitelendiren pek çok transın artık bundan kaçındığı gerçeğinin nedenlerini sorgulayarak başlayan atölye 8 Mart yürüyüşleri üzerinden hararetli bir tartışmayla devam etti. Kadın-kadına buluşmalar üzerinden “kimin kadın olduğuna kim karar verecek?” tartışması transların var olan cinsiyet rollerini yeniden ürettiği, feministlerin kendi sorunlarına aşırı odaklanmaktan başka kimseyi göremediği ve transların sorunlarının görmezden gelinerek önemsizleştirildiği yorumlarıyla ilerledi.

Uluslararası Feminist Forum’un ikinci günü “Yoldaş Forum” ile başladı. Birlikte güçlenmek ve birlikte özgürleşmek için feministler ve LGBT’ler birlikte tartıştı. Ardından “Lezbiyen Atölye” ve “Erkeklik Atölyesi” ile program sona erdi.

Kaos GL, Uluslararası Feminist Forum’un sunum ve tartışmalarını daha sonra bir kitapta toplayacak.

Edebiyat bir kez daha mahkemelik

13 Mart 2012 günü saat 09.30’da Çağlayan Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi duruşma salonunda Yumuşak Makine ve Ölüm Pornosu kitaplar ile ilgili davann yeni duruşmaları arka arkaya görülecek.

Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunun verdiği rapora dayandırılarak William Burroughs’un yazdığı, Süha Sertabiboğlu tarafından dilimize çevrilen ve Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan Yumuşak Makine adlı kitabın beşinci duruşması ve Chuck Palahniuk’un yazdığı, Funda Uncu’nun Türkçe’ye çevirdiği, Ayrıntı Yayınları tarafından basılan Ölüm Pornosu isimli kitabın 3. duruşması  Çağlayan Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi duruşma salonunda görülecek.

375 gün sonra Ahmet Şık ve Nedim Şener’e tahliye

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, Oda Tv davasının 11. duruşmasında 4 gazeteci hakkında tahliye kararı çıktı. Mahkeme başkanı Ahmet Şık, Nedim Şener, Coskun Musluk ve Sait Çakır hakkında tahliye kararı verdi.

Dava kapsamında Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Oda Tv Genel Koordinatörü yazar Doğan Yurdakul, 21 Şubat’ta sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmişti.

14 sanıklı Oda Tv davasında eski MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun ölmesinin ardından 13 sanık yargılanmaya devam ediyor. Bunlardan son tahliyeler sonrası 6 kişi tutuklu olarak yargılanmaya devam edecek.

GEREKÇE: TUTUKLULUK SÜRESİ

DHA’nın haberine göre, Şener ve Şık’ın tahliye gerekçeleri, suç vasıflarının değişme ihtimali ve tutuklu kaldıkları süre olarak ifade edildi.

Nedim Şener’in eşi Vecide Şener, tahliye kararının ardından, “Çok heyecanlıyım. Uzun bir yolun sonunda geldik buraya. Çok şaşırmış durumdayım. Başından beri tahliye kararını bekliyordum. Bu süreç kolay geçmedi. Bugün o kadar mutluyum ki teşekkür ediyorum… Bu bir özgürlük olayı. Hepsinin tahliye edilmesini istiyorum. Kızımız da çok mutlu” diye konuştu.

 

 

 

İşçiler yanarak öldü!

Esenyurt’ta bir alışveriş merkezi (AVM) inşaatının şantiyesinde işçilerinin kaldığı çadırda elektrik kontağından çıktığı sanılan yangında 11 işçi yaşamını yitirdi.

Yangın, saat 21.00 sıralarında Güzelyurt Mahallesi 6. Cadde üzerinde bulunan inşaat şantiyesinde işçilerin kaldığı çadırlarda çıktı. Elektrik sobası ile ısınan ve 15 kişilik olduğu belirtilen çadırda işçiler yangına uykularında yakalandı. Yangın kısa sürede bitişikteki 2 çadıra daha sıçradı. Alevler, bez çadırların tamamını sardı ve işçilerden bazıları yanarak bazıları da dumandan zehirlenerek yaşamını yitirdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi ve ambulans gönderildi.

Yangını söndüren itfaiye ekipleri, tamamen yanan çadırlarda yapılan incelemede 11 işçinin cesedine ulaşıldı. Polis ve itfaiye ekiplerinin incelemeleri gece boyunca sürdü. Havanın aydınlanmasıyla birlikte yangın çıkan çadırlardan geriye sadece direklerin kaldığı görüldü. Bu arada, gece boyunca süren polis ve itfaiye ekiplerinin incelemelerinin bugün de devam edeceği belirtildi.

AVM inşatında çalışan bir işçi, çadırların 15’er kişilik olduğunu ve şantiye alanında yüze yakın işçi bulunduğunu söyledi. İşçilerden çoğunun Sivas, Ordu ve Van’dan geldiğini belirten işçi, “Çadırlar elektrik sobasıyla ısınıyordu. Yangın büyük ihtimalle sobadan çıktı. Yanan çadırda kimler vardı bilmiyorum. Benim Ahmet Yağal adlı arkadaşım kayıp. Ona ulaşmaya çalışıyorum” dedi.

Olay yerine gelerek inceleme yapan Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu ölü sayısını ilk olarak 14 olarak açıkladı, ancak bir süre sonra polisten aldığı kesin bilgiye göre sayının 11 olduğunu söyledi.

Olay yerine gelen İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel de “Bu olayın peşini bırakmayacağız. Eğer bir ihmal varsa sonuna kadar konunun takipçisi olacağız” diye konuştu.

Yangının ardından olay yerine bazı işçilerin yakınları ve arkadaşları geldi. Yangın çıkan çadırları görmek isteyen bu kişilere, inceleme sürdüğü gerekçesiyle polislerce izin verilmedi. Bu sırada kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Gruptan bazı kişiler, taşeron firmalarda çalışan işçilerin başka şehirlerden geldiklerini, kötü şartlarda çalıştıklarını ve uygunsuz koşullarda barındıklarını kaydederek, yetkililerin gerekli denetimleri yapmadıklarını işaret etti.

Maltepe’den gelen Serhan Yılmaz (39) da “Bu bölgedeki inşaatta çalışan arkadaşım Mehmet’e ulaşamadım. Öldü mü, yaşıyor mu bilemiyorum” dedi.

10 işçinin isimleri belirlendi

Esenyurt’ta ölen 11 işçiden adı belirlenen 10 kişi:

-Bayram Ege Pehlivan (48)
-Çetin Coşkun (42)
-Seyfettin Topal (38)
-Abdurrahman Deniz (42)
-Sevdin Özen (28)
-İsa Topal (22)
-Ahmet Yağal (30)
-Barış Kıyak (30)
-Hakim Akçam (46)
-Fatih Acun (24)

Yangın faciasıyla ilgili inşaat sahibi, şantiye şefi ve iş güvenliği sorumlusunun da aralarında bulunduğu 5 kişinin gözaltına alındığı ileri sürüldü ve polisin olayla ilgili 3 kişiyi de aradığı belirtildi ancak İstanbul Valisi, bu bilgiyi doğrulamadı.

‘Nükleer güvenlidir’ masalının sonu – Pelin Cengiz

Dünyanın son birkaç yıldır adaletsiz paylaşım, dengesiz tüketim, arsız piyasalar ve kötü yönetimlerle içinden çıkılmaz bir hale gelen borç krizine geçen yıl büyük bir sorun daha eklendi. Dünya nükleer santralleri sorgulamaya başladı. Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunaminin tetiklediği Fukushima nükleer santralinde aylarca kontrol altına alınamayan nükleer felaketinin birinci yıldönümü. Dünya, Ukrayna’daki Çernobil ve ABD’deki Three Mile Islandnükleer santral felaketlerinin ardından risk seviyesi en yüksek faciaya bir yıldır tanıklık ediyor. Depreme en fazla hazırlığı olduğu düşünülen Japonya meydana gelen felaketler zinciri karşısında çaresiz kaldı, 250 milyar dolarlık bir ekonomik kayıp oluştu, 100 binden fazla insan evlerini terk etmek zorunda kaldı, 80 bin kişi hâlâ geçici konutlarda kalıyor, Pasifik’te tahmin edilemeyecek boyutlarda radyoaktif kirlenme oldu. Hava, su, toprak ve besin zinciri yıllarca temizlenemeyecek şekilde kirlendi. Toprak tabakasının kazınması ve binaların tamamen radyasyondan arındırılması gerekiyor. Japonya’da radyasyon hâlâ hayatın bir parçası, devlet televizyonu her gün faciadan en çok etkilenen bölgeden radyasyon ölçüm değerleri yayınlıyor.
Nükleer enerji endüstrisinin ve onun çevresindeki lobilerin kamuoyuna yönelik sürekli pompaladığı“nükleer çok güvenli bir enerji türü” balonu bir anda patlayıverdi. Bu arada, Japon hükümetinin ve nükleer endüstrisinin Fukushima’da olan bitenin üstünü örtmeye, durumu olduğundan daha hafifmiş gibi göstermeye yönelik çabaları bir zaman sonra boşa çıktı. Tüm bunlar, dünyanın nükleerden vazgeçmesini tam anlamıyla önleyemese de, ciddi bir sorgulama sürecinin önünü açtığı bir gerçek. 
Bu gelişmelere rağmen mesela ABD, 35 yıl sonra ülkede yeni bir reaktör yapılmasına izin verdi. Ancak, Avrupa başta olmak üzere nükleer santral karşıtlığı sesini yükseltti, sivil toplum kuruluşlarıyla halkın el ele verdiği sayısız protesto ve eylem gerçekleştirildi. Nükleerin en ateşli savunucusu siyasiler bile, konuyu bir kez daha düşünmek zorunda kaldı. Almanya ve İsviçre, nükleerden çıkış için tarih belirledi. İtalya’da referanduma gidildi, ezici bir çoğunluk nükleer istemediğini sandıkta gösterdi. Fransa’da yakında yapılacak başkanlık seçimlerinin önemli bir unsuru haline geldi. Yeşiller Partisi, nükleeri azaltma sözü vermesi karşılığında ilk turun ardından ikinci turda Sosyalist Parti’nin adayı François Hollande’a destek verecek. Polonya’da yine yakın zamanda referandumdan nükleere hayır çıktı. Japonya’nın ise sahip olduğu 56 reaktörden sadece iki tanesi şu anda aktif.

Greenpeace’in, ay başında yayımladığı, Fukushima’dan alınan dersler başlıklı raporu, geçen bir yılda meydana gelen gelişmeleri tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Fukushima’da meydana gelen kazanın nedeninin aslında deprem değil, başta işletici firma TEPCO olmak üzere nükleer endüstrisi ve hükümet olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla, böyle nükleer felaket, dünyanın herhangi bir yerindeki başka bir nükleer santralde de tekrarlanabilir ve milyonlarca insanın hayatını tehlikeye sokabilir. Greenpeace, bu raporla birlikte son derece ciddi başka bir konuya daha dikkat çekiyor. Bu felaket her ne kadar deprem ve tsunami tarafından tetiklenmişse de, felaketin kontrol altına alınamayışı Japon yetkililerin hem riski görmezden gelmeleri hem de kamuoyuna durumun ciddiyetini tam olarak anlatmamış olmaları. Kolaycılığa kaçarak işin insani yönü üzerinde değil de maddi hasarın miktarıyla ilgilenmeleri konunun bir başka sakat yanı.

Fukushima’nın ardından pek çok ülke eski teknolojili nükleer santrallerini kapattı, yenilerini kurma planlarından vazgeçti, nükleerden çıkış ve yenilenebilir enerjilere geçme için kendine yol haritası oluşturdu. Türkiye ise nükleeri sorgulama gereği bile duymadan duyarsız ve sorumsuz bir şekilde nükleer santral peşinde. Türkiye’nin 1970’ten bu yana nükleer santral kurma niyeti var ancak bu farklı sebeplerle hep başarısızlıkla sonuçlandı. Fukushima’nın tam da birinci yılında Mersin Akkuyu’ya yapılacak santralle ilgili ÇED raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sitesine kondu.

Türkiye Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Ümit Şahin’e göre, rapor kamuoyuna yönelik tam bir propaganda metni gibi. Örneğin, rüzgâr, güneş gibi yenilenebilir enerjilerin olumsuzluklarından ve nükleerin nimetlerinden dem vuruluyor. Raporda, fay hattının dibine yapılacak nükleer santralle ilgili kaza ve deprem risklerinden hiç bahsedilmediğini dile getiren Şahin, santrali yapacak Rus Rosatom ile ilgili yolsuzluk ve nükleer inşaatlarında düşük kalitede malzeme ürettiğine dair iddiaların ayyuka çıktığına dikkat çekiyor. Rapor, nükleer atıkla ilgili de suya sabuna dokunmamış durumda.

Bir yanda enerjisinin önemli bölümünü nükleerden karşıladığı halde nükleerden çıkma planları yapanlar, bir yanda da Vietnam, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye gibi santral sevdasından geçmeyenler var. Üstelik halkın ne istediğine hiç oralı olmadan…

 
Pelin Cengiz – Taraf