Ana Sayfa Blog Sayfa 4745

Geleceğe yelken açan evler: Earthship – Baki Çağlar

İklim değişikliği, sınırlı su, yükselen petrol, elektrik ve hatta geçinme için temel gıda fiyatlarıyla mücadele ettiğimiz bu zamanlarda dünyada yeni bir bilinç doğmaya başladı. Bu bilinç dünyanın bir bütün olduğunun, her etkinin bir tepki doğuracağının ve günümüzün kullan-at mantığına dayalı lineer ekonomik sisteminin, sınırlı kaynaklara sahip bir dünyada yaşıyor olmamız dolayısıyla devam edemeyeceğinin farkında. Bu ortak bilinç sayesinde dünyada yenilenebilir enerji, sürdürülebilirlik, geri dönüşüm ve doğala dönüş hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başladı.

Öte yandan vizyoner mimar Michael Reynolds kırk sene öncesinden dünyanın bugünkü durumunu öngörerek, medeniyetin çöp olarak gördüğü materyallerle, tüm altyapı sistemlerinden bağımsız radikal sürdürülebilir evleri geliştirdi. Michael Reynolds, Earthship olarak adlandırdığı bu yapıların tam bir ev  olarak tanımlanamayacağını, bunların bir çeşit makine olduklarını ve yarınların belirsiz denizlerine yelken açabilmemizi sağlayan taşıtlar olduklarını belirtiyor. Earthship’ler kendi elektriklerini üretiyor, güneş ile ısınıp soğuyor, yağmur suyunu yakalayarak dört defa kullanıyor, kanalizasyonunu arındırıyor, kayda değer miktarda yıl boyu gıda üretimi gerçekleştiriyor ve geri dönüşümlü materyallerle inşa ediliyor.

Bu evleri ortaya çıkarmak için otoriteyle büyük mücadele vermek zorunda kalan Michael Reynolds’ın uluslararası film festivallerinde ödüller almış “Garbage Warrior” isminde ilham verici bir belgeseli de bulunuyor:

Dünya çapında bine yakın örneği bulunan Earthship’lerin ülkemizde henüz bir örneği bulunmuyor ve Earthship Biotecture ekibi Van’da bir afet yardım çalışması gerçekleştirmek ve böylece inşaat tekniklerini yerel halka aktarabilmek için çalışmalarına devam ediyor. Ultra lüks modellerden, çok ekonomik ve mütevazı modellere kadar geniş bir çeşitliliğe sahip olan Earthship’ler neredeyse her bütçe için uygun tasarımlara sahip olabiliyor.


Aşağıdaki videoda Earthship tasarım prensiplerini konu alan bir video sunumu bulabilirsiniz:

%45 oranında ömrünü tamamlamış otomobil lastikleri, alüminyum içecek kutuları, plastik/cam şişeler gibi medeniyetin ortaya çıkardığı yan-ürünlerle inşa edilen Earthship’ler altyapı sistemlerine ihtiyaç duymadıklarından çok az veya sıfır fatura masrafına sahip oluyorlar. Böylece altyapı sisteminin gitmediği ya da gidemediği, şehrin dış kısımlarında kalan arazilerde yeni tür yapılaşmaları mümkün kılıyorlar.

Earthship’lerin en büyük dezavantajı cam cephelerinin güneş ışığından faydalanmak için güneye bakmaya zorunlu olması. Bu özellikleri sebebiyle Earthship’lereözellikle tek katlı müstakil yapılar şeklinde şehrin dışında sahip olmak çok daha akla yatkın. Earthship’ler belki de artan petrol fiyatları ve doğal kaynak yetersizlikleri nedeniyle, yakın gelecekte zorunu olarak şehirlerden ayrılmak isteyeceğimiz zamanlarda kendimize bakabilmemiz için bir çeşit cankurtaran tekneleri olarak karşımıza çıkacak.

Ancak böyle bir gelecekte Earthship’iniz içerisinde su, elektrik, gıda, ısınma vb. bütün konforlara sahipken etrafınızdaki insanların da bunlara sahip olmak istemesi başınızı belaya sokabilir. Bu yüzden Michael Reynolds “Domates Güvenliği” olarak adlandırdığı bir felsefi görüşle Earthship’leri yaygınlaştırmak için 68 yaşında bile durmaksızın çalışıyor. Bu görüş kısaca şu şekilde açıklanabilir: “Eğer senin beş yüz domatesin varsa ve çevrende kimsenin yiyecek domatesi yoksa, başın belaya girecektir. Ancak senin yüz domatesin varsa ve çevrendeki herkesin yüz iki domatesi varsa, yani onlar seninkinden daha iyi domateslere, kendikilerine sahiplerse neden seni istila etmek için zahmete girsinler? Beş yüz kilometre çapındaki herkesin seninkilerden daha iyilerine, yani kendi domateslerine sahip olmalarını sağla ve bir anda bölgenin en güvendeki insanı sen olursun.”

Dünya çapında demo yapılar inşa eden, seminerler, dersler veren, Earthship’lerin nasıl inşa edilebileceği hakkında kitaplar yazan, DVD’ler hazırlayan Michael Reynolds’ın inşaatlarına birinci elden katılmak için dünya çapında gönüllü/stajerler başvurularda bulunuyor. İnşaatlara katılmak için aylarca sıra bekleyen gönüllüler, öğrendikleri bilgilerle kendi evlerini kendileri inşa ediyorlar.

Earthship Biotecture ülkemizin ilk Earthship Ziyaretçi ve Eğitim merkezinin inşa edilmesi ve ülkemizdeki gönüllülerin de bu harekete katılabilmeleri için sponsor arayışlarına devam ediyor. Detaylı bilgiler ve gelişmeler için www.earthship.com ve www.earthshipturkiye.com adresleri ziyaret edilebilir.

Baki Çağlar – [email protected]

Yeşil Gazete

 



Üzüm-Sen: Kimyasal ilaçları inkar etmek değil, çözüm bulmak gerekir

Üzüm Üreticileri Sendikası ÜZÜM-SEN, Greenpeace tarafından hazırlanan kimyasal ilaç kalıntıları raporu üzerine bir açıklama yaptı. Açıklamada inkar yerine, çözüm üretilmeli dendi.

Açıklama şu şekilde:

Bizler sağlıklı ürünler üretmek ve çiftçiliğe devam etmek istiyoruz.

Bu konu da üzerimize düşeni yapmaya hazırız.

Peki hükümet ve yetkili merciler üzerlerine düşeni yapmaya hazırlar mı?”

(ÜZÜM-SEN 21/10/2006)

Kimyasal İlaç Kalıntılarına Çözüm yerine inkar.

 

Greenpeace rapor hazırladı Tarım,Gıda ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker çözüm üretme yerine geleneksel inkar politikalarına bir örnek daha kattı.

Tarımda kullanılan kimyasal ilaçların tüm canlılara zarar verdiği,ani zehirlenme ve ölümlere yol açmasalar bile karaciğer tahribatından kansere kadar uzanan bir dizi hastalığa yol açtığı ispatlanmış durumda.Bilim insanları kullanılan  kimyasalların çevreye verdiği  zararları  “bugün insanlar ‘kimyasal maddelerin oluşturduğu bir okyanus içinde yaşamak’ zorunda kalmışlardır” diye ifade etmektedirler. Çevresel Etki Değerlendirilmesi ve Planlaması Genel Müdürlüğü raporlarında da bu uyarı yapılmasına ve Tarımsal üretimde kimyasal ilaçlara karşı alternatiflerin araştırılması, üretilmesi ve alternatif zirai mücadele teknikleri geliştirilmesi mümkün ve gerekliyken iktidarlar ilaçları savunma konusunda ağızbirliği ediyorlar.

Kapitalizmin daha çok kazanma hırsı  gıda üretiminde çevreye ve insan sağlığına zararlı ürünlerin doğmasına sebep oluyor. Yaygın olarak kullanılan kimyasal maddelerden 2 milyona yakını tarımsal üretimde  kullanılıyor. Tarımda kullanılan kimyasal ilaçların ve kimyasal gübrelerin etkisi kendini asit yağmurları, çevre zehirlenmeleri şeklinde gösterirken, tarımsal üretimde çalışan binlerce insan bu maddelerin sebep olduğu zehirlenmeler yüzünden hayatını kaybediyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan araştırmalara göre, her yıl 30 milyona yakın insan tarım ilaçlarından zehirlenirken, 80 bin kişi bu yüzden hayatını kaybediyor.

Bütün bu gerçekler ortadayken Tarım,Gıda ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker yaptığı açıklamalarla çözüm üretme yerine “Suçüstü yakalansan da inkar et!” politikasını uygulamaya devam ediyor. “Dünya’nın her yerinde zirai ilaç kullanılır.”diyerek kötü niyetli(!) kişileri suçluyor.

Kurulduğumuz 2004 yılından bu yana Tarım,Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’na (Eski adıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı) üzüm üretiminde yaşadığımız sıkıntı ve problemler konusunda uyarıyor ve harekete geçmesini istiyoruz.

2006 yılı sonbaharında  il ve İlçe Tarım müdürlüklerinin yanı sıra bakanlığa başvurarak “yağmurlardan sonra üzümlerin birden bozulduğunu” belirterek  “Kullanılan Kimyasal ilaçların yağmur suları ile birleşmesi sonucu yeni bir kimyasal reaksiyon oluşmuş olabilir mi? “ diye sormuş ve “Bağcılık Araştırma Enstitüsü”lerinin  ve yetkili kurum ve kuruluşların seferber edilmesini istemiştik. Ve  devamla “Biz üzüm üreticileri bu soruların yanıtını bekliyoruz. Önümüzdeki yıllarda da aynı akıbete uğrayarak zarar etmek istemiyoruz.Biz toprağımızdan koparak kentlere göçmek istemiyoruz.Bizler ürettiğimiz ürünlerin tüketicilerin sağlığıyla oynamasını istemiyoruz. Bizler sağlıklı ürünler üretmek ve çiftçiliğe devam etmek istiyoruz.Bu konu da üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Peki hükümet ve yetkili merciler üzerlerine düşeni yapmaya hazırlar mı? Hazır iseler sorduğumuz ve soramadığımız soruların yanıtlarını bulmalı ve kamuoyu ile paylaşmalıdırlar.” demiştik. Manisa Milletvekili’ de bizim “Açık Mektup”umuzu “soru önergesi” olarak meclise taşımıştı. Ama bakanlık çözüm üretme yerine sorunu geçiştirmeyi yeğledi. Üzüm üreticilerini zirai ilaç tekellerinin insafına bıraktı. Üreticilerin ürünlerinin hastalanmasını engellemek için her türlü ilacı kullanmasının önünü açtı.

Yetkilileri defalarca uyardık; “Türkiye’de birisi Manisa’da diğeri Tekirdağ’da olmak üzere 2 adet Bağcılık Araştırma Enstitüsü var, bu Araştırma Enstitüleri’ni harekete geçirin” dedik ama kulak ardı edildi. “Yağışların olumsuz etkilerinin nedenleri bulunup giderilemezse önümüzdeki yıllarda Sarıgöl ovası ve üreticiler geriye dönülemez olumsuz sonuçlarla karşılaşabilir.Yağmurun taşıdığı bakteri,asit v.b her ne ise bugün asmaların meyvesini bozarken yarın asmanın kendisini,toprağı v.b.ni bozabilir bu da  bütün bölge için felaket olur”,dedik dinletemedik.

Dünya’daki başka ülkelerde üretilen tarımsal ürünler böylesine bir tehlike ile karşı karşıya kalmış olsalar bütün olanaklarını seferber ederler, örneğin önemli şarap üretimi kapasitesine sahip Fransa, şarap üreticilerinin küresel iklim değişikliğinden dolayı aşırı buharlaşma nedeniyle su kaybettiği ve bu nedenle de şarap kalitesini bozduğunu uyarması üzerine harekete geçti “Fransa Tarım Araştırmaları Enstitüsü (Inra), 4 yıl sürecek olan bir çalışma başlattı,üzümün yetiştirilmesinden şişelenmesine kadar şarabın tüm üretim aşamalarını mercek altına” aldı,Sendika olarak defalarca uyarmamıza ve Manisa Milletvekili’nin bu konuda soru önergesi vermesine rağmen Hükümetin,Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın ve  devletin ilgili kurumlarının bu konuda ilgisiz kaldığını, üreticilerin kendi çözümlerini kendilerinin bulmasının istendiğini,defalarca kamuoyu ile paylaştık. Bakanlığın bu konudaki duyarsızlığını defalarca dillendirdik.Biz üreticiler olarak çıkabilecek sorunları uyarırken çözüm üretmesi gerekenler kulaklarını tıkadılar,tıkamaya devam ediyorlar.

Tarım,Gıda ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Greenpeace’in hazırladığı  rapordan ders çıkartarak  Bakanlığın zaaflarını giderme ve  çözüm üretme yerine “Üzüm, armut ve biberimize iftira atılıyor” “bunun niye ticari boyutunu düşünmüyorsunuz?” diyerek  savunuyor. İnsani boyut ise göz ardı ediliyor.

Sayın Bakan bilmiyor mu ki parçalanması ve zararsız hale getirilmesi için uzun zaman gereken kimyasal ilaçlar, kullanımından kısa bir süre sonra sofralara taşınarak insanları zehirliyor? Tabiî ki biliyor; insana zararı en az olan zirai ilacın bile kullanıldıktan sonra hasat için belli bir süre beklenmesi gerekiyor. Ama gerek bilerek gerekse bilmeden erken hasat yapılıyor. Birçok kez zirai ilaç bayiinin önerisi ile kullanılan bu ilaçların kullanıldıktan sonra hasada kadar olan bekleme süresi sürekli değişikliğe uğruyor. Bakanlık bunu yeterince denetlemiyor.

Bakanlık üretim sahalarında Ziraat Mühendisi istihdam edip üreticilerin hizmetine sunması ve  salgın hastalıklara v.b önlemler alması  gerekirken hastalıkların tedavisini ilaç bayilerinin yönlendirmesine bırakıyor. Ve bütün bu zaaflarını örtmek için suçluyu buluyor “Türkiye’ye zarar vermeye dönük bir takım beyanlar var. Kasıt var”, “Birisi bir şey söylediği zaman, ortaya saçma bir şey attığı zaman bunu biz incelemeden manşetlere taşıyıp da kime zarar veriyoruz. Bu doğru değil, gerçek değil üstelik. Dünya’nın her yerinde zirai ilaç kullanılır.” diyerek kötü niyetli kişileri suçluyor. Öyle ya kim ki İktidarı eleştirir “kasıtlıdır, iftiradır, kötü niyetlidir”.

Sayın Bakan; GDO`lu mısırın yemlerde kullanılmasına ilişkin olarak da benzeri savunmalar yapmıştı; “Zarar verirse hayvana verir, buradan besine geçmez. “GDO’lu yemin et, süt ve yumurtaya geçmediği bilimsel olarak kanıtlanmış.” diyerek GDO’lu mısırların yem olarak kullanılmasını olumlamıştı. Şimdi de  “Dünya’nın her yerinde zirai ilaç kullanılır.” diyerek Bakanlığın politikalarını savunmaya çalışıyor. Peki Bakan Eker her zirai ilacın kimyasal ilaç olmadığını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama uygulanan endüstriyel tarım sisteminde kimyasal olmayan ilaçlara yer yok. Çünkü o ilaçların kullanımı bilgi ve bilgelik gerektirir, İlaç tekellerinin kasasına para olarak girmez.Yani Bakan’ın tabiriyle “ticari boyutu” yoktur.Bu nedenle Sayın Bakan “zirai ilaç” dediğinde kimyasal tarım ilacını anlamak gerekiyor.

Evet doğrudur, Dünya’nın her yerinde kimyasal tarım ilacı kullanıldığı uzmanlarca belirtilmektedir. Bu amaçla dünyada her yıl 2 milyon ton, Türkiye’de 32 bin tonun üzerinde kimyasal ilâç kullanılmaktadır.Ve bu kimyasal zirai ilaç kalıntılarının varlığını ve zararlarını da iktidarlar değil Greenpeace gibi örgütler açığa çıkartmaktadır.

Greenpeace’in Almanya da yaptığı açıklama incelendiğinde görülecektir ki sadece Türkiye’deki kimyasal ilaç kalıntılarından bahsedilmeyip bir çok ülkedeki problemden bahsedilmektedir. Bize göre Bakanlığın görevi cevap yetiştirmek yerine çözüm üretmek olmalıdır. Çünkü kimyasalların kullanılması bu hızla devam ettiği sürece ortada üretim yapılabilecek toprak ve bitki de kalmayacak.

Bakan Eker’e bizde sormak istiyoruz, önlem alma yerine tarımda kimyasal ilaç kullanımını masum gösterecek açıklamalar yaparak ve bilimsel gerçekleri görmezden gelerek  “kime hangi çevrelere, hangi uluslararası ticari kuruluşlara bilerek veya bilmeyerek hizmet etmiş” olduğunuzun  farkında mısınız?

Hükümetlerin uyguladığı  neoliberal tarım politikaları yüzünden binlerce köylü üretimden koparıldı. Tarım sistemini şirket tarımı haline getirebilmek için,”Köylüye hizmete gerek yok” mantığıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesindeki Su Ürünleri, Gıda İşleri, Veteriner İşleri, Ziraat İşleri, Zirai Mücadele ve Karantina ile Toprak-Su Genel Müdürlükleri kapattırıldı Üretici, köylü ile devletin bağı koparıldı, sahipsiz bırakıldı, AKP hükümetleri döneminde de Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatıldı, son olarak da   Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın adı da değiştirildi “Köyişleri” kelimesi çıkartıldı. çiftçilere bilgiyi ulaştıracak yapılar dağıtıldı.

Bütün bu gerçeklere rağmen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı suçluyu kendi Bakanlığının zaaflarında ve yanlış “Tarım Politikaları”nda arayacağına başkalarını suçlamaktadır. Greenpeace’in hazırladığı raporda Türkiye’de üretilen biber, armut ve üzümün en tehlikeli ürünler arasında yer almasına tepki göstermektedir. İddiaların Türkiye’nin hak ve menfaatlerine zarar verdiğini söyleyen Tarım Bakanı asıl böyle yapmakla ülkeye ve üreticiye zarar vermektedir.

Tarım,Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı acilen aşağıdaki önlemleri almalıdır.

Bağcılık Araştırma Enstitüleri’ne sahip çıkıp sayısını çoğaltmalı ARGE yatırımlarını da artırmalıdır

Toprağı, suyu ve canlıların yaşamını riske atan kimyasal ilaçların kullanımını yasaklamalıdır.

Tarımsal üretimde kimyasal ilaçlara karşı alternatiflerin araştırılması, üretilmesi ve alternatif zirai mücadele teknikleri geliştirilmesini teşvik etmelidir. Bu alternatif zirai mücadele tekniklerini kullanan üreticilere de teşvik primleri vermelidir.

Üretim sahalarında görev yaptırtmak üzere Ziraat Mühendislerini işe almalı, üreticiye ücretsiz danışma desteği vermelidir.

Kamunun özel sektöre devrettiği tarımsal eğitim ve yayın faaliyetlerine yeniden başlanıp yaygınlaştırılmalıdır.

Erken hasadın önüne geçecek önlemler alınmalıdır.

Kısacası yoğun kimyasalın kullanıldığı endüstriyel tarım yerine bilgi ve bilgelik gerektiren geleneksel köylü tarımına geçilmelidir.

Üzüm Üreticileri Sendikası olarak bir kez daha haykırıyoruz;

“Bizler ürettiğimiz ürünlerin tüketicilerin sağlığıyla oynamasını istemiyoruz.

Bizler sağlıklı ürünler üretmek ve çiftçiliğe devam etmek istiyoruz.

Bu konu da üzerimize düşeni yapmaya hazırız.

Peki hükümet ve yetkili merciler üzerlerine düşeni yapmaya hazırlar mı?”

 

30 Mart 2012

 

Adnan ÇOBANOĞLU

ÜZÜM-SEN Gen.Bşk.

4 işçi daha öldü

Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde özel sektöre ait bir maden ocağındaki göçük sonucu 4 işçi hayatını kaybetti.

Koyunağılı köyündeki kömür madeninin üretim bölümünde saat 18.00 sıralarında göçük meydana geldi.

Göçükte kalan Ramazan Karacan (48), İsa Mırık (38), Hamza Aktürk (45) ve Hüseyin Kök (44) hayatını kaybetti.

Göçükten çıkarılan işçilerin cesetleri Beypazarı Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

1. Lig sponsorsuz kaldı

0

Türkiye 1. Lig’ine isim sponsoru olan Bank Asya, sponsorluk anlaşmasını fesh ettiğini açıkladı.

Konuyla ilgii ASYA KATILIM BANKASI A.Ş’nin KAP’a yaptığı bildirim şöyle: “Bankamıza Türkiye Futbol Federasyonu 1. Lig ismini kullanma hakkı veren sponsorluk sözleşmesi, yayıncı kuruluşun yükümlülüklerini sözleşmede belirtilen şekilde yerine getirmemesi nedeniyle Bankamızca fesih edilmiştir.”

Öldürülen Tuğçe için Ankara ve İzmir’de eylem

Geçtiğimiz cuma günü İzmir’de öldürülen trans birey Tuğçe Şahin için yarın (3 Nisan) İzmir’de Kıbrıs Şehitleri Caddesi Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde ve Ankara’da Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde eş zamanlı mumlu eylem düzenlenecek.

Sivil toplum örgütleri ve LGBT örgütleri bir duyuru yayınladı:

“3 Nisan 2012 Salı günü 18:00’de İzmir’de Kıbrıs Şehitleri Caddesi Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde ve Ankara’da Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı’nda mumlarımızı yakıyoruz!

Tuğçe, İzmir’in Karabağlar İlçesi’nde bir aracın içindeyken kafasına tek kurşun sıkılarak öldürüldü. 23 yaşındaydı.

Her yıl yaklaşık 20 trans arkadaşımızın ölüm haberini alıyoruz. Yıllardır, trans bireylere yönelen bu vahşi cinayetlerle sarsılıyoruz. Trans bireylere yönelen nefret ve sonucunda gelen her cinayet haberi ve bu cinayetlerin birbirine benzerliği, bu ülkede translara yönelen vahşi tavrın arkasındaki ideolojik sistemi gözler önüne seriyor.

Nefret cinayetlerine karşı çığlık atmak için,
Tuğçe’nin katillerini bulmak konusunda yetkililere seslenmek için,
Transeksüel cinayetleri politiktir demek için,

3 Nisan 2012 Salı günü 18:00’de İzmir’de Kıbrıs Şehitleri Caddesi Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde ve Ankara’da Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı’nda mumlarımızı yakıyoruz!

Sessiz Kalma Suça Ortak Olma!

Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
Kaos GL Derneği
ODTÜ LGBT Topluluğu
Hebûn Diyarbakır LGBT Oluşumu
İllet
Kadın Kapısı
İstanbul LGBTT Derneği
Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi
ODTÜ LGBT Topluluğu

Anzhi çıldırdı!

0

Rusya’nın Anzhi kulübünün başkanı Süleyman Kerimov’un takıma spor direktörü olarak atanan Roberto Carlos’a transfer yapması için 300 milyon euro vereceği iddia edildi.

Rusya’nın Anzhi kulübünün başkanı Süleyman Kerimov’un takıma spor direktörü olarak atanan Roberto Carlos’a transfer yapması için 300 milyon euro vereceği iddia edildi.

”Sport İllustreated” adlı internet sitesinde yer alan, İspanya basınına da yansıyan iddiaya göre, Fenerbahçe’de bir dönem forma giyen Brezilyalı eski futbolcu Roberto Carlos’un spor direktörü olarak atandığı Anzhi’deki hedefinin yıldız futbolcu getirmek olduğu öne sürüldü.

Anzhi’nin 3 yıl içinde Şampiyonlar Ligi’ne katılma hedefi olduğu, bu dönem 300 milyon euroluk transfer yapma olanağı verilecek Roberto Carlos’un ilk olarak İngiltere liginde forma giyen futbolculara yöneldiği, listesinde Tevez, Drogba, Lampard gibi isimler olduğu yazıldı.

Erzinliler termik santrali süpürüyor!

Erzin halkı, termik santrallere karşı bir miting düzenliyor. Mitingin çağrı metni şu şekilde:

Termik santral karşıtı miting için yaşam savunucularına açık çağrı; çevre mücadelesi yaşam mücadelesi haline gelmiştir.

Ülkemizin her yerinde yaşam hakkımıza açık saldırılar vardır. Yurdumuzun her yerinde içtiğimiz su, soluduğumuz hava, yaşam kaynağımız topraklarımız kirletilmektedir. Para kazanma hırsı ile şirketler ve küresel sermaye grupları canavarlar gibi doğamızı katletmektedirler. Akarsularımız göllerimiz satılmaktadır. Ormanlarımız madencilik adı altında yok edilmektedir.

Yurdumuzda 60 adet yeni termik santral yapılmak isteniyor. Bunların 5 tanesi Hatay’ın Erzin ilçesi sınırlarında yer alıyor. En ağır yıkımı Erzin bölgesi yaşayacaktır. Bu nedenle yurdumuzda yoğun saldırı altında olan Erzin’i savunmak ve bu önemli kaleyi kaybetmemek, Termik santrallere karşı tüm yurtta verilen mücadeleye yeni bir soluk katmak için 14 Nisan 2012 cumartesi günü Erzin’de termik santral karşıtı miting yapacağız. Şu gerçeğin farkındayız ki birlikte olur isek başarabiliriz. Tüm yurttaşlarımızı destek ve birlik olamaya çağırıyoruz.

Ne Erzin’de ne de başka hiç bir yerde termik santral istemiyoruz.

Miting çağrı grubu:
Erzin Termik Santral Karşıtı Platform bileşenleri;
Erzin Aşağı Burnaz Köyü Muhtarlığı ,  Erzin Esnaf Ve Sanatkarlar Odası,  Erzin Narenciye Paketleme Koop.( Ernar),  Yeşilkent Sulama Koop., Erzin Sulama Koop.,  Erzin Sanayi Ve Ticaret Odası,  Erzin Turunçgil Üreticileri Birliği (Etüb),  Erzin Ziraat Odası , Erzin Zeytin Üreticileri Birliği,  Milliyetçi Hareket Partisi Erzin İlçe Teşkilatı( Mhp), Cumhuriyet Halk Partisi Erzin İlçe Örgütü( Chp), Emek Partisi Erzin İlçe Örgütü (Emep),  Daçep,  Adana Çevre Ve Tüketiciyi Koruma Derneği ( Çetko),  Erzin Çevre Ve Tarihi Varlıkları Koruma Derneği(Eçetad),  Erzin Çevre Derneği , Amanoslar Çevre Koruma Derneği (Açed),  Dörtyol Çevre Ve Tabiatı Koruma Derneği,  Dörtyol Kültür Ve Dayanışma Derneği,  Erzin Gönüllüleri Derneği , Erzin Şöförler Cemiyeti, Erzin Minibüscüler Koop., Erzin Esnaf Kefalet Koop.,  Erzin Emekliler Derneği,  Erzin Genç İşadamları Derneği (Ergiad),  Erzin Eğitim Sen Temsilciliği,  Erzin Türk Eğitim Sen Temsilciliği,  Tüm Bel-Sen Erzin Temsilciliği,

MİTİNG TARİHİ VE SAATİ:14 NİSAN 2012 SAAT 14 00
MİTİNG ALANI: ERZİN CUMHURİYET MEYDANI
TOPLANMA ALANI: SALİH VURAL MEYDANI

Bizsiz Anayasa Olmaz

Sivil toplum örgütleri, yeni anayasa sürecine katılımı güçlendirmek için ortaklaştılar ve 7 Mart’tan beri sürdürdükleri kampanya ile sesleniyorlar: Bizsiz Anayasa Olmaz.

Kampanyaya destek veren, Türkiye genelinden 150’ye yakın sivil toplum örgütü, farklı çalışma alanlarından ve dünya görüşlerinden. Ancak hep beraber “Bizsiz sivil, katılımcı, demokratik anayasa olmaz.” diyorlar. Kampanyanın internet sitesinde anayasa önerileri, haberler ve makalelerin yanı sıra karikatürist Sarkis Paçacı‘nın anayasa konulu çalışmaları da yer alıyor. Bir de tanıtım videosu hazırlanmış.

7 Mart tarihinden beri süren kampanya, sivil toplum örgütlerinin ve bireylerin desteğini bekliyor. Hedef, daha fazla düşüncenin Meclis ile kamuoyu tarafından öğrenilmesi, tartışılması.

Kampanya sonunda sivil toplum örgütlerinin TBMM’ye sunduğu görüşler bir araya getirilecek
kamuoyu ile paylaşılacak. Daha sonra, Komisyon tarafından hazırlanacak olan yeni anayasa taslağı ile sivil toplum örgütlerinin görüşleri karşılaştırılarak, taleplerin anayasaya ne ölçüde yansıdığı rapor ile belgelenecek.

Sivil toplum örgütleri Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu‘na önerilerini yazılı olarak 30 Nisan tarihine dek sunabiliyor.

Kampanya, bir yılı aşkın süren diyaloğun sonucu

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi‘nin (STGM) koordinasyonuyla 2011 yılı boyunca Türkiye’nin yedi bölgesinde yeni anayasa konulu pek çok toplantı düzenlenmişti. Geçtiğimiz Temmuz ayında Ankara’da Sivil Sesler Festivali’nde buluşan STÖ’ler ortak metin belirlemişti. Bu metinde demokratik Türkiye için çoğulcu, eşitlikçi, özgürlükçü, katılımcı ve ekolojik anayasanın gerekliliği ifade edildi. Yeni anayasanın çoğunluk değil çoğulculuk eksenli bir süreç içinde hazırlanması gerektiğinin altını çizildi. Toplumun hiçbir kesiminin dışlanmadan hareket edilmesi gerektiği konusunda fikir birliğine varıldı. Metinde, “Yeni anayasa hazırlık sürecinin; din, dil, ırk, etnik köken, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, cinsiyet kimliği, engellilik, politik, ekonomik, felsefi farklılık ve benzeri hiçbir ayrım gözetmeksizin toplumun her kesiminin katılımda fırsat eşitliğine sahip olduğu bir süreç olmalıdır.” dendi.

 

Bizsiz anayasa olmaz” demek için:

Kampanya ile ilgili ayrıntılı bilgi için STGM’den Kampanya Koordinatörü Özgür Mehmet Kütküt ile iletişime geçebilirsiniz.

Kampanyanın internet sitesinde, kullanıma açık pek çok poster, banner ve logo yer alıyor. Bunlar kişisel ve kurumsal sitelere eklenebilir; kampanya duyuruları sosyal medyada takip edilerek paylaşılabilir.

Kampanyayı internet ve sosyal medyada takip etmek ve desteklemek için:

http://www.bizsizanayasaolmaz.org

http://www.facebook.com/bizsizanayasaolmaz

http://www.twitter.com/BizsizOlmaz

TBMM Yeni Anayasa sitesi:

https://yenianayasa.tbmm.gov.tr/

 

Haber: Murat Köylü, bizsizanayasaolmaz.org

 

Akkuyu ÇED raporu güncesi

Sabahın erken saatlerinde uykumuzu tam alamamış olarak 5 saatlik yorucu yolculuk sonrasında Büyükeceli’ye varıyoruz. Akdeniz bölgesinin o güzel bahar havası bizi karşılıyor. Karşımızda uzun yamaçlar arkasında bizlere gülümseyen uçsuz bucaksız deniz… Uykusuzluğumuzu unutuyoruz, içimizi doğanın ortasında olmanın, hayatımızı kuşatmış şehir hayatından uzak olmanın huzuru kaplıyor.

Yazları köy kahvesi olarak kullanılan mekânın bahçesindeyiz. Bir gün önce buraya gelmiş nükleer karşıtı arkadaşlarımızın geceyi burada zor şartlar altında geçirdiklerini anlıyoruz. Ayaküstü kısa sohbetler, ikram edilen çay, çorba…

Yavaş, yavaş yükselen güneş güzel bir bahar gününü müjdeler gibi, doğal güzelliğin ortasında küçük adımlarla küçük gruplar halinde gezintilere başlıyoruz. Kafamızı çevirdiğimiz her tarafta farklı bir güzellik bizi selamlıyor hissine kapılıyoruz. Aklımıza gelen soru ise “ Doğayla bütünleşmiş bu kadar güzel Akdeniz beldesine neden Nükleer santral yapılmakta bu kadar ısrar ediliyor?”

ÇED raporunun açıklanması için belirlenen düğün salonun önünde hummalı bir çalışma var. Jandarma kolluk kuvvetleri gerekli önlemleri almış.  Önümüzden geçen jandarma araçları önlem olarak Nükleer santralin yolu üzerine barikat kurmuş, aynı zamanda arada sırada bizleri kontrol etmek için geçen araçların içerisinde takım elbiseli, kulaklıklı insanlar dikkat çekiyor.

Ankara’dan gelen otobüsle kitle daha fazlalaşıyor. Bizlerde yavaş  yavaş ÇED toplantısının yapılacağı yere doğru gitme hazırlığı yapıyoruz ama bu noktada bir ön çalışma yapılmadığı dikkatlerden kaçmıyor. Toplu bir hareket değil de herkesin kendi isteğine bırakılmış bir yürüyüş gibi. Kapı önünde birikmeler başlıyor. Etraf demir barikatlarla çevrilmiş, kitle içeriye alınmayı bekliyor.

Kalabalığın önünde duran, kolluk kuvveti olan jandarmaya  emir veren ve polis şefi olduğu bilinen zat, ilk açıklama olarak “Sadece köylüler” diyerek ortamın gerilmesine ön ayak oluyor. Nükleer Karşıtları bu tavrın yanlış olduğunu dile getirmeye çalışsa da sadece köylülerin içeriye alınması sinirleri geriyor. Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş nükleer karşıtları kendilerinin de içeriye alınması gerektiğini sloganlarla haykırıyorlar. Yükselen tansiyonu,  kaymakamın, herkesin sırayla içeri alınacağını belirtmesi yumuşatıyor. İçeri alınma sırasında uzayan aramalar zaman zaman tansiyonun artmasına neden oluyor.

Toplantı salonunu dolduran kalabalık, sakin bir şekilde toplantının başlamasını beklerken, yolda yapılan araç araması sonucu geç kalan Mersin’lilerse toplantıyı salonun dolması sonucunda dışarıya kurulan dev ekrandan takip etmek zorunda kalıyorlar.

Ortamın gergin olduğu projenin sahibi Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. ve ÇED Raporunu hazırlayan DOKAY firmasının temsilcilerinin yüz ifadelerinden kolaylıkla anlaşılabiliyor. Toplantıya basının ilgisinin de fazla olduğu söylenebilir.

ÇED raporu toplantısının başlama saati geldiği sırada Nükleere Evet diyen bir katılımcının arka sıraları göstererek sarfettiği “ Slogan Atan Kendisini Dışarda Bulur” sözü bir anda tansiyonun yükselmesine neden oldu. Bu çıkış salonu dolduran nükleer karşıtlarının sloganlar atmasına ve toplantıya tepkilerini daha toplantı başlamadan göstermelerine neden oldu.  Salonun diğer köşesinde ise Nükleer Karşıtı bir kadının darp edilmesi olayların önüne geçilmez bir hale gelmesini sağladı. Bu kişilerin dışarıya çıkarılmayışı güvenlik güçleri tarafından taraflı bir tutum sergilendiğini gözler önüne sermeye yetmişti.

Masa etrafında oturan kravatlı temsilcilerin uyarıları ve konuşmaları ortamı sakinleştirmeye yetmediği gibi ısrarla toplantıya devam etme çabaları ise tansiyonun gerilmesine neden oluyordu. Masaya direk olarak itirazlarını bildiren nükleer karşıtları bu toplantının geçersiz sayılmasını, içeriğinin yanlış yapıldığı ikazlarına rağmen devam etme istekleri ÇED raporunu oldu bittiye getirmek istediklerini gösteriyordu.

Salonda zaman, zaman sivil güvenlik güçleri ile nükleer karşıtları arasında meydana gelen sıcak temaslar 3 gencin gözaltına alınmasına neden olmuştu. Masa etrafını kuşatan, sandalyelerin üzerinde ellerindeki NÜKLEER SANTRAL İSTEMİYORUZ dövizlerini yetkilerinin gözlerine sokarcasına ısrarla tutan kalabalık iptal kararı alınmasını zor da olsa başarıyordu. İptal kararı sonrasında birbirlerini kutlayan kalabalık, salon çıkışında firma temsilcilerinin salondan çıkışına “Nükleer Santral İstemiyoruz” sloganı ile eşlik ettiler.

Toplantının iptal edildiğine dair tutanağın alınması için bekleyen nükleer karşıtları temsilcileri bu sırada gözaltına alınan ve darp edildiği haberi gelen gençlerin kendilerine temsil edilmesi için güvenlik güçleri amiri ile görüştüler. Salonun çıkışında ise yüzlerce çevik kuvvet ekibi hazır kıta, ellerinde biber gazları ile kabalığın karşısındaydılar.  Nükleer karşıtları gözaltına alınan gençlerin tutulduğu Jandarma Komutanlığı önünde arkadaşlarının kendilerine teslim edilene kadar slogan atarak bekleme kararı aldı. Dikkatlerden kaçmayansa Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. ve ÇED Raporunu hazırlayan DOKAY firması temsilcilerinin jandarma bahçesinde korunmaya alınmış olmasıydı. İfadesi alınan gençler yaklaşık bir saat sonra serbest bırakıldı. Köy meydanına doğru yürüyen kalabalık, Mersin NKP adına açıklama yapan Sebahat Hanım’ın konuşmasından sonra geldikleri otobüse binerek dağıldılar.

Peki, sonrasında ne olacak?

Nükleer Karşıtlarının Akkuyu Nükleer santralini yaptırtmama konusunda bir zafer daha kazandığı düşünülebilir. “Peki, sonrasında ne olacak?” sorusu bu zaferin ardından hemen akıllara geliyor. Hükümetin ısrarlı duruşu, Akkuyu için özel yasalar çıkarılması, tüm yetkilerin kullanılması ve Büyükeceli köylülerinin çaresiz bırakılışı nasıl çözümlenecek? İşsiz oğluna iş verildiği için nükleere evet demek zorunda kalmış yaşlı amcamıza ve diğer köylü kardeşlerimize nükleer karşıtları olarak nasıl bir alternatif sunabiliriz? Soruna kısa zamanda cevap bulmamız ve harekete geçmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

Bu yazı ilk olarak ekolektif.org/ da yayınlanmıştır.

 

Ekolektif.Org Yönetimi

 

Ankara’da gaz sızıntısı: 5 ölü

Ankara Keçiören’de doğalgaz sızıntısı nedeniyle zehirlenen 4’ü aynı aileden 5 kişi hayatını kaybetti.

Ankara’da doğalgaz sızıntısı yine can aldı.

Ankara Keçiören’de doğalgaz sızıntısı nedeniyle zehirlenen 4’ü aynı aileden 5 kişi hayatını kaybetti.

Evden uzun süredir koku gelmesi üzerine doğalgaz ekipleri komşuların uyarısıyla harekete geçti. Ekipler evde 5 kişinin cansız bedeniyle karşılaştı.

Evdeki kombinin menfezinin kapalı olması nedeniyle ölümlerin karbonmonoksit zehirlenmesinden kaynaklanabileceği belirtiliyor.

Ölenlerin ismiyle ilgili açıklama yapılmadı.

2009’DAKİ OLAYI HATIRLATTI
Ankara’daki olay üç yıl önce yaşananları hatırlattı. Ankara’da 2009 yılının yılbaşı gecesi, üniversite öğrencisi 3’ü kız 7 genç kutlama yaptıkları evde gaz sızıntısından zehirlenerek ölmüştü.