Ana Sayfa Blog Sayfa 4702

İTÜ’de kantin özyönetimde

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), öğrencilerin ürün kalitesi ve fiyatlarından memnun olmadığı kantin işletmesiyle artık sözleşme yenilememe kararı aldı. Üniversitenin kararına göre gelecek sene itibariyle öğrencilerin çalışacağı kantinlerde kâr amacı güdülmeyecek.

Türkiye’de birçok üniversitedeki ‘kantin hareketi’ öğrencilerin taleplerinin kabul edilmesiyle sonuçlanırken İTÜ ’de de kantinler öğrencilere emanet. İTÜ , öğrenciler tarafından imza kampanyaları, boykot ve eylemlerle üç yıldır protesto edilen kantinlerle ilgili Türkiye ’de bir ilk niteliği taşıyan bir karara imza attı. Öğrencilerin ürün kalitesi ve fiyatlarından memnun olmadığı kantin işletmesiyle sözleşme yenilememe kararı alan Üniversite Senatosu, gelecek yıl itibariyle kantinleri akademisyenler ve öğrencilere emanet edecek. Kâr amacı gütmeyecek kantinlerin yönetimi için üniversite bünyesinde kurulacak İTÜ Sosyal Tesisler İşletmesi’ne Gıda Mühendisliği ve İşletme bölümlerinde görevli akademisyenler ücretsiz olarak danışmanlık yapacak. Kantinlerin satış ve servis işlemleri için öğrenciler yarı zamanlı olarak istihdam edilecek. Bu sayede öğrenciler kantinleri içeriden denetleme şansına da sahip olacak ve rahatsızlık duydukları konuları anında üniversite yönetimine bildirebilecek.

Rektör: Sıkıntıları vardı

Üniversite Senatosu tarafından alınan kararla ilgili olarak İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin Radikal’e konuştu. Kantinleri öğrencilerin dersten çıktıklarında bir çay içip sandviç yedikleri yerler olarak tanımlayan Şahin, “Kantinlerle ilgili olarak öğrencilerin büyük bir bölümünün sıkıntısı vardı. Biz de doğrudan öğrencilerin talepleri doğrultusunda temel ve ortak kullanım alanları olan kantinleri kendimiz işletmeye karar verdik. İTÜ Sosyal Tesisler İşletmesi bünyesinde kantin yönetimi için dışarıdan profesyonel bir müdür alınacak. Akademisyenler ücretsiz olarak danışmanlık hizmeti verecek. Öğrenciler yarı zamanlı istihdam edilecek ve kâr amacı güdülmeyecek” diye konuştu.

Öğrenciler: Örnek olsun

Öğrenciler de kantinlerin yeniden yapılandırılacak olmasından memnun. Üç yıldır kantinlerle ilgili şikâyetlerini boykot ve imza kampanyalarıyla üniversite yönetimine ilettiklerini söyleyen Makina Mühendisliği ikinci sınıf öğrencisi Utku Oğul, Üniversite Senatosu’nun aldığı kararı şöyle değerlendirdi:

“Kantinlerde yemekler pahalı ve niteliksiz olduğu için uzun bir süredir etkin olarak eylemler düzenliyorduk. Bu konuda üniversite yönetimiyle de görüşmelerimiz oldu. Biz boykot kararı aldığımızda kantin fiyatları indiriyordu. Fakat boykot sona erince yeniden eski düzene geçiliyordu. Tüm öğrenciler bu eylemleri sahiplendi ve üniversite böyle bir karar aldı. Bu kararın bütün üniversite öğrencilerine örnek olacağını düşünüyorum.”

Kürkcü’nün makam aracı bisiklet

BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Meclis’e bisikletiyle geliyor. Kürkçü, evinden taksiyle 15 dakikada geldiği Meclis’e, bisikletiyle 3-4 dakikada geldiğini söyledi.

Meclis’e bisikletiyle gelmeyi tercih eden BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü , hem milletvekillerinden hem de personelden yoğun ilgi görüyor.

Bisikletini, odasının bulunduğu Halkla İlişkiler Binası’nın girişine park eden Kürkçü, bisiklet sürerken kaskını takmayı da ihmal etmiyor.
İstanbul’da, ”şehrin çok inişli-çıkışlı olması, trafikte bisiklete saygı gösterilmemesi” nedeniyle sadece mahalle içinde bisiklet kullanan Kürkçü, Ankara’da ise şehrin trafiğine çıkıyor.

Kürkçü, evinden taksiyle 15 dakikada geldiği Meclis’e, bisikletiyle 3-4 dakikada ulaşabiliyor.

3 yıldır bisiklet süren Kürkçü, ”Şehir içinde oturunca, başka da bir imkan yok” diyor.

Araç kullanımının ekolojik açıdan da büyük problem olduğuna işaret eden Kürkçü, bisikleti tercih etmesini şöyle açıklıyor:
”Karbon yakıtları kullanmak, hem buna karşı konuşmak hem onları kullanmaya devam etmek, çok yaman bir çelişki. Ben bu çelişkiden de kendimi kurtarmak için imkan yarattım. Hem ulaşım kolaylığı sağlıyor hem de düşündüğüm gibi yaşamak için bu bir imkan. Hep yaptığım bir şeyi yapmaya devam ettim. Meclis’e bununla gelince gösterisel bir yanı oluyor ama bu kaçınılmaz bir şeydi. Bugüne kadar saklanmaya çalıştım ama yakalandım sonunda, burada kurtuluş yok. Meclis’te gizli bir şey… En azından biz yapamayız.

ANKARA ‘DA TRAFİKTE DAHA SAYGILILAR
Şehir içinde oturanlar için bisiklet iyi ancak uzaktan gelenler için otobanda sürmek, araçların size saygı göstermesini beklemek, biraz çelişkili olabilir. Yüksek hız yapılan yerlerde, trafik yasası da sanıyorum buna uygun değil, otobana çıkamaz. Uzaktan gelenler otobandan geliyorlar.”

Kürkçü, Ankara ve İstanbul trafiğini de karşılaştırarak, Ankara’da şehir içinde trafiktekilerin, İstanbul ‘a göre daha saygılı olduğunu gördüğünü söylüyor. Kürkçü, İstanbul ‘daki trafiği ise ”Genelde sizi görmezler, yokmuşsunuz, cammışsınız gibi davranırlar. Burada öyle değil. Böylesi o yüzden benim için iyi” sözleriyle anlatıyor.

Bisikletiyle Meclis’e giriş çıkışta sorun yaşamadığını dile getiren Kürkçü, Meclis güvenliğinin, bu açıdan eğitimli ve saygılı olduğunu belirtiyor.
Bisikletinin, lityum iyon pille çalıştığını ancak pedal çevrilmediği takdirde hareket etmediğini ifade eden Kürkçü, yokuş çıkarken bisikletin bu özelliğin iyi olduğunu anlatıyor. Kürkçü, pille günde 55 kilometre gidilebileceğini, sonra şarj edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Herkesin spor yapması gerektiğini, bunun şart olduğunu kaydeden Kürkçü, bisiklete günde yarım saat bindiğini ancak ”spor yaptım” diyebilmek için bu sürenin 1 saat olması gerektiğini belirtiyor.

Bisiklete binmesinin hava durumuna göre değişip değişmediğine yönelik soruya Kürkçü, ”Yağmur yağınca kaçıyoruz” karşılığını veriyor.
Kürkçü, bisiklet kullanırken kask kullanmayı da ihmal etmiyor. Kürkçü, ”Bunlar şart. Kafayı çatlatınca, toplaması çok zor” diyor.
Trafikte şimdilik bir sorun yaşamadığını dile getiren Kürkçü, ”Bisikletli geliyor yol verelim” diyenin de olmadığını söylüyor. Kürkçü, ”Burada da herkesin acelesi var” diyor.

Röportaj sırasında Kürkçü’yü bisikleti üzerinde gören CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, ”Ertuğrul Bey, bizi imrendirdi” demesi üzerine Kürkçü, ”Hepinizi bekliyorum” diye karşılık verdi.

Bir garip hayal dünyası

Mart ayının ortasında Belçika’dan gelen ilginç bir haber dikkatimizi çekti. Belçikalı telif hakları birliği SABAM akıllara durgunluk veren bir girişimde bulunmuştu. SABAM daha önce internet servis sağlayıcıları dosya indirenleri engelleyen filtreler kullanmaları için; sosyal ağ şirketlerini de sitelerine gerçekleşebilecek dosya paylaşımlarını listelemek ve engellemek amaçlı yazılımlar kullanmaya zorlamak için girişimlerde bulunmuştu. Fakat tüm bu büyük birader hevesleri kursağında kalmıştı.

Bu sefer ise hedefi daha kolay lokmalardı. Belçika’daki tüm kütüphaneler ile tek tek temasa geçerek eğer sürmekte olan gönüllü uygulamaya devam edip çocuklara kitap okurlarsa kütüphanelerden ücret talep edeceklerini duyuruyorlardı. Evet yanlış okumadınız; çocuklara kitap okumayı engellemeye çalışıyorlardı.

Ayda bir kaç kez grup halinde kütüphaneye gelen çocuklara gönüllülerin kitap sevgisi kazandırmak için giriştikleri bu çabanın cezası SABAM’a göre yılda (kütüphane başına) 250 € civarında olacakmış.

(Kaynak: TNW)

ShiftDeleteNet (SDN) Türkiye internetinin en güzide forum sitelerinden biri. Her gün binlerce farklı başlık altında onbinlerce insanın fikir paylaştığı bir mecra. Bu mecrada her satırı kontrol etmenin ne mümkünatı var ne de anlamı. İşte bu sitedeki milyonlara ulaşmış girdilerden bir tanesinde bir kullanıcı Göksel’in yukarıdaki klibini aynen buradaki formatla paylaşıyor. Bir youtube videosunu sayfaya “embed” ediyor, yani katıştırıyor. Video dosyası youtube sunucularına Müyap tarafından yüklenmiş durumda. Müyap istese youtube’a yüklediği videoların başkaları tarafından paylaşılmasını bir kaç tık ile ayarlayabilir.  Bence video’nun SDN sayfalarında izlenebiliyor olmasının SDN için bağlayıcı olan hiç bir yanı yok. Fakat Müyap benimle aynı fikirde değil.

Müyap bu videoyu bir telif ihlali olarak görerek SDN yönetiminden videoyu kaldırmasını talep ediyor. Video 15 dakika içinde kaldırılıyor. Fakat Müyap bir de dava açıyor.  Sitenin kapanmasına dair savcılıktan çıkan karar içerik kaldırıldığı için data-center yönetiminin basireti sayesinde uygulanmıyor.

Tatmin olamayan Müyap SDN’ye bir Taahhütname gönderiyor. Bu taahhütnameye göre SDN yayın koordinatörü Hakkı Alkan

  • İçeriğinde MÜ-YAP Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği’nin repertuarına kullanım bedeli ödenmeksizin yer veren ve MÜ-YAP Meslek Birliğine üye fonogram yapımcılarının haklarını ihlal ettiği tarafımdan öğrenilen tüm internet sitelerinin isimleri MÜ-YAP’a bildirileceğini,
  • Bundan sonrasında da sahibi bulunacağım tüm sitelerin isimleri ile ayrıntılı bilgilerini MÜ-YAP Meslek Birliğine bildireceğimi,
  • http://forum.shiftdelete.net başta olmak üzere bizzat tarafıma ait ve/veya işletmecisi ve yöneticisi bulunduğum şirkete ait Internet sitelerinde herhangi bir mp3 sitesi tanıtımı yapmayacağımı, bu sitelere link vermeyeceğimi, kendi sitemden bu sitelere erişim imkanı vermeyeceğimi,

gibi maddeleri imzalamaya davet ediliyor. Eğer bu maddeleri ihlal ederse “100.000.-USD cezai şartı itirazsız gayri kabili rucü olarak ve ana edimlerime ek olarak ödeyeceği” de taahhütnamenin altına iliştiriverilmiş. Haklı olarak Hakkı Alkan bu maddelerin altına imza atmıyor ve hukuki mücadeleye başlıyor.

Müyap’ın bu girişimi en hafif tabirle zorbalıktır. Yasal sistemdeki açıkları kullanarak suçsuzun üzerine çullanmak, korkutup, sindirerek mafyanın senet imzalatması gibi taahhütname imzalattırmaya kalkmak hak savunucusu olma iddaasındaki bir kurum için büyük ayıplardır. Müyap’a bağlı sanatçılardan şu ana kadar konuyla ilgili bir tepki gelmemesi de düşündürücüdür.

(Kaynak: Hyperactivist)

Geçen sonbahar Avrupa Parlamentosu Yeşiller grubu “Dijital Çağda Yaratım ve Telif” isimli bir politika metni yayınladılar. Bu metinden bir kaç alıntı yapmak istiyorum:

5- … Telifli eserlerin kullanımından finansal gelir elde eden kullanıcılar hak sahiplerine gerekli karşılığı ödemelidirler. Fakat finansal gelir beklentisi içinde olmadan telifli eserleri kullanan ve eser sahiplerine referans veren kullanıcılar bu eylemlerinde özgür olmalıdırlar. Telif haklarını ticari amaçlarla çiğneyen eylemlere karşı yasal müdahaleler uygulanabilir olsa da; dijital teknolojiler ve internet sayesinde ortaya çıkan sosyal ve ekonomik değişimlere “sözde” çözüm olan baskıya ve kontrole dayalı politikaları ve önlemleri reddediyoruz…

24- …Bizler telif haklarının özüne dönmesini ve sadece ticari amaçlı kopyalama işlemlerini konu edindiğinden tamamen emin olmak istiyoruz. Bir başkasının telifli eserinin kopyalarını paylaşmak, yaymak veya faydalanmak  ticari olmayan bir şekilde ve kar amacı gütmeden yapıldığı sürece asla engellenmemelidir…

İnternet üzerinde girişimciler kültürel ürünlerin yasal tüketim kanallarını her geçen gün çeşitlendiriyor. Dosya paylaşımını benimsemiş ve alışkanlık haline getirmiş kitleler her geçen gün engellenmesi daha zor yöntemlerle işini görüyor. Kamusal lisanslarla üretim yapan ve gelir modelini canlı performanslar üzerine kuran sanatçıların sayısı artıyor. Telif hakları kuruluşları ise tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de internet kullanıcılarını ve kültürel ürünlerin “tüketicilerini” karşısına alıyor, gençleri suçlu yerine koyuyor.

Telif hakları kuruluşları bu denklemin ne tarafında kaldıklarını bir an önce idrak etmeliler. En geriden onlar geliyor ve masaya hiç bir şey koymadan sürekli almak istiyorlar. İçinde yaşadıkları hayal dünyasından ayılıp; yaratımı ve yaratıcı insanları destekleyici bir ortam oluşturmak için çalışmaya başlamalılar. Çağımızın aracıları azaltma çağı olduğunu hatırlamalılar.

Telif hakları kavramı yokken de sanat ve sanatçı vardı. Telif hakları kuruluşları tarihe karıştıktan sonra da biz sanatı ve sanatçıyı takdirle izliyor olacağız.

Galatasaray kupasını aldı

Lig şampiyonu Galatasaray, maçın bitiminden yaklaşın üç saat sonra kupasını aldı.

Galatasaray takımı, şampiyonluk kupasını Şükrü Saracoğlu Stadı’nda TFF Başkanı Yıldırım Demirören’in elinden aldı.

Kadıköy gaza boğuldu, polis araçları yanıyor!

Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda Galatasaray’ın şampiyon olmasının ardından stat dışında çok büyük olaylar çıktı. Polis, taraftarlara gazlı müdahalede bulunuyor.

Spor Toto Süper Final Şampiyonluk Grubu’nda Fenerbahçe ile golsüz berabere kalan Galatasaray’ın şampiyon olmasının ardından Şükrü Saracoğlu Stadı’nın çevresinde çok büyük olaylar çıktı.

Çevik kuvvet ekipleri, tazyikli su ve gaz bombalarıyla müdahale ederek taraftarları dağıtmaya çalıştı. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu birçok Fenerbahçe taraftarı gazdan etkilendi. Taraftarların çevredeki iş yerlerine sığındıkları belirtiliyor.

Kapanış liginin şampiyonu da Galatasaray

Galatasaray normal sezonun ardından Play-Off’u da  şampiyon bitirdi! Terim’in öğrencileri Türk futbol tarihinin unutulması mümkün olmayan şampiyonluklarından birine imza attı! Şike davası ve Play-Off tartışmalarıyla geçen 2011-12 sezonunun en büyüğü, Süper Final’in son maçında Fenerbahçe deplasmanından 0-0’lık beraberlikle çıkan Galatasaray’ın oldu.

 

Futbolla ilgilenmeyenlerin derin yalnızlığı üzerine… Can Dündar

…söylenecek fazla bir şey yok. Başlık mevzuu özetliyor zaten…
Kaç kişiyiz bilmiyorum; fazla kalabalık olmadığımızı sanıyorum.
Adını bir futbol efsanesinden alan ve çocukluğunda bolca top koşturan biri olarak bende futbol ilgisi ne zaman, neden söndü, bilmiyorum. Galiba oynamayı, oynayanları izlemekten çok sevdim. Ve körü körüne taraftarlıktan, statların küfre bulanmış saldırganlığından, berbat da oynasa takıma laf söyletmeme bağnazlığından, oldum bittim hoşlanmadım.
* * *
Bugün derbi makaleleri arasında benimkinin aykırı kaçacağının farkındayım. Ancak farklılıklara saygı çağında, futbolda da “öteki”ler olduğu bilinsin, onların dar alanda ne çektiği fark edilsin istiyorum.
Erkek dünyasında “Memleket nere”den daha yaygın bir sorudur “Hangi takımsın” sorusu…
“Futbolla aram yok” cevabı, yeni soruları kışkırtır. Turist muamelesi görürsünüz.
Laf olsun diye bir takım söyleseniz, açılacak muhabbete katılmanız gerekir. Oysa siz üç futbolcuismi sayamayacak haldesinizdir; nerde kaldı ki takım üzerine yorum yapasınız.
* * *
Gazeteyi sonundan okumaya başlayan bir toplumda yaşayan biri, hele bir gazeteci için büyük eksiklik…
Kaldı ki “taraftarlık”ın özendirici avantajları vardır:
Maçı iple çekmenizi sağlayacak bir heyecan vesilesi…
Galibiyette sevinci, mağlubiyette hüznü paylaşma keyfi…
İçerde biriken öfkeyi akıtacak bir kanal…
Her daim üzerine laf çevrilebilecek bir mevzu…
İşe girmeden torpil bulmaya kadar her alanda işe yarayan bir takım ruhu…
Generali erbaşa eşitleyen bir kolektif aidiyet…
Rengârenk formalar, komik şapkalar içinde alabildiğine çocuklaşıp hiç yadırganmama ayrıcalığı…
Takımsızlık, tarafgirliğin tüm bu avantajlarından mahrum kılar sizi…
Hele derbi günleri, yalnızlığınız katmerlenir.
Coşkuya katılmak, kız ya da oğlan tarafından olmadan gittiğiniz bir düğünde eğlenmek kadar zordur.
Televizyonda sanki hiç bilmediğiniz bir dil konuşulur.
Rahmetli Ecevit gibi “futbolcular para için rahatlıkla takım değiştirirken taraftarın takıma ölesiye bağlılığının manasızlığı” üzerine ahkam kesmeye ya da futbol kalitesinin bu ilgiyi hak edecek düzeyde olup olmadığını deşmeye kalkışırsanız veya bir gün futbol olmasa bu enerjinin nereye akacağını tahmin etmeye çalışırsanız hepten itici olursunuz.
Sırf gözlem için seyretmenin de tadı yoktur. İçmeden sarhoş masasına oturanlar gibi sevimsiz görünürsünüz. Gündüz aklıselimle sohbet ettiğiniz arkadaşlarınızın, hakeme küfrederkenki şehvetinden dehşete kapılırsınız.
Futbolun, iç dünyaları salıverme, gerçek kimliği ele verme, insanın üstündeki yaldızı dökme kabiliyetine hayran kalırsınız.
* * *
Ama sizin katkınız dışında oluşmuş klanlara, takımlara, tarikatlara uzaksanız, kaderinizi, kederinizi, keyfinizi onlara bağlamamışsanız ve hayatı benim gibi yakanıza rozet takmadan yaşayanlardansanız, derbi günlerinin gürültülü yalnızlığında da ayrı bir zevk olduğunu keşfedersiniz.
Kaç kişi olduğunuzu, derbi saatinde sokaklar söyler size… O ıssızlıkta, mangal ateşinde kalmış vejetaryenler gibi birbirinize gülümsersiniz.

 

Can Dündar – Milliyet

Cihan Kırmızıgül’e 11 yıl 3 ay hapis cezası verildi!

Kâğıthane’de bir markete molotof attığı suçlamasıyla yargılanan Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Fakültesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül ‘ün cezası belli oldu.  Kamuoyunda ‘poşu davası’ olarak bilinen Cihan Kırmızıgül ’ün ‘PKK üyesi olmakla’ suçlandığı dava Çağlayan’daki İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi ’nde görüldü. Mahkeme Kırmızıgül’e 11 yıl 3 ay hapis cezası verdi.

Tam teşhis yoktu

Cihan Kırmızıgül, Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği 2. sınıf öğrencisiydi. Kendi deyişiyle bir gün boynunda poşuyla Kâğıthane’de durakta bekliyordu. Aynı gün o bölgede bir markete molotof atılmış, 22 yaşındaki Cihan da zanlı olarak gözaltına alınmıştı. Gözaltına alındığında tutanak tutan polisler davada ifade verirken molotof atan kişinin Cihan olup olmadığından emin olmadıklarını söylediler. Gizli bir tanık da 3. duruşmada olay sırasında gördüğü şahsın o olmadığını söyledi. Savcı bir önceki duruşmada Kırmızıgül’e 45 yıl hapis istemişti.

ABD’de İslam’a karşı ‘topyekün savaş’ dersi

ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı bir askeri okulda okutulan seçmeli bir derste işlenen İslam karşıtı ‘topyekün savaş’ düşüncesi Amerikan Genelkurmay Başkanı tarafından kınandı.

ABD’nin en üst rütbeli askeri, Amerika’nın en yetkin askeri okulundaki İslam karşıtı dersi kınayarak “reddedilmesi gereken” bir olay olarak niteledi.

İlk olarak aylık Wired dergisinde ortaya çıkarılan bu ders haberi, Genelkurmay Başkanı General Martin Dempsey’i kızdırmış olmalı.

Joint Forces Staff College adlı askeri okulda verilen derste subaylara ılımlı İslam diye bir şeyin sözkonusu olmadığı ve subayların bu dini düşman olarak görmeleri gerektiği öğretiliyordu.

Derste Müslümanlara karşı ‘topyekün savaş’ düşüncesi işleniyor, kutsal Mekke ve Medine kentlerine nükleer saldırı ile sivil halkın yeryüzünden kazınması önerileri getiriliyordu.

Pentagon, internet sitelerindeki kurs materyallerinin gerçek olduğunu doğruladı.

Bunlar, öğretilecek konuların sınırlarını zorlayan hasta ruhlu bir akademik alıştırma niyetiyle anlatılan şeyler değil, bu dersi veren askerin gerçek düşünceleriydi.

Bu nedenle General Dempsey, diğer askeri okullarda din hakkında öğretilen konulara dair kapsamlı bir soruşturma emri verdi.

Kıdemli subaylara yönelik sözkonusu ders, seçmeli olarak Virgina’nın Norfolk bölgesindeki bu askeri okulda bir yıl boyunca okutuldu.

General Dempsey bu dersi “din özgürlüğü ve kültürel farkındalık konusundaki hoşgörü değerlerine aykırı” olarak niteledi ve “reddedilmesi gereken ve akademik olarak sorumsuz” bir uygulama olduğunu söyledi.

Dersin içeriğinin ortaya çıkması ise bir öğrencinin şikayeti üzerine gerçekleşti.

Bu dersin nasıl onaylandığı ve müfredatın bir parçası haline geldiğini anlamak için bir soruşturma başlatıldı.

Bunun üzerine bir yarbay ders öğretmenliğinden alındı fakat şimdilik görevde kalmaya devam ediyor.

Pentagon bu ay sonunda bu konuyla ilgili kapmsamlı bir rapor bekliyor.

Fakat asıl şaşırtıcı olan şey, bu derse katılmış o kadar askerin bir tuhaflık olduğunu düşünüp de kimseye haber vermemiş olması.

(BBC)

Yunanistan’da seçimler yenilenecek

Ekonomik krizin gölgesinde seçime giden Yunanistan’da hükümet kurma çalışmaları devam ediyor.

Sosyalist Pasok Partisi’nin lideri Evangelos Venizelos Cumhurbaşkanı Karolas Papulyas’tan hükümet kurma yetkisini aldı ve kritik görüşmelere başladı. İlk randevunun adresi 19 milletvekili olan Sol Dimar Partisi’ydi:

“Sayın Kouvelis’in bir milli birlik hükümeti kurmak ve en az üç yıl içinde kurtarma paketlerinden kesin ve güvenli bir şekilde uzaklaşma teklifi bizimkiyle örtüşüyor. Bu, Euro’da kalan bir Yunanistan ile olacak ve Yunanlılar için daha kötü değil, daha iyi şartlarla olacak.”

Seçimlerde tarihi bir hezimet yaşayarak sadece 41 milletvekili çıkarabilen Pasok Partisi’nin hükümet kurma çalışmalarında başarılı olabilmesi için 108 milletvekili olan Muhafazakar Yeni Demokrasi Partisi’nin de desteğine ihtiyacı var.

Ülkede ekonomik krizin tetiklediği siyasi kriz Avrupa Birliği tarafından da endişeyle takip ediliyor.

Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble:

“ Yunanistan Avrupa dayanışmasına güvenebilir. Ancak eğer Yunanistan kendisine yardım edemezse, yapılacak bir şey yoktur.”

Sosyalist lider Venizelos’un hükümet kurma girşimlerinin sonuçsuz kalacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Ülkede 17 Mayıs’a kadar hükümet kurulamaması durumunda yeniden seçime gidilecek.

(EN)