Ana Sayfa Blog Sayfa 4642

John Nash İstanbul’da

Ünlü Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) filminde, Russell Crown tarafından canlandırılan ünlü matematikçi John Nash, İstanbul’a geliyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü 22 Temmuz- 26 Temmuz 2012 tarihleri arasında Oyun Teorisi Dünya Kongresi(GAMES 2012)’ne ev sahipliği yapacak.

Oyun Teorisi Cemiyeti tarafından her dört yılda bir düzenlenen bu bilimsel buluşmada 1994 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi John Nash, 1994 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Reinhard Selten, 2007 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Eric Maskin ve 2007 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Roger Myerson başta olmak üzere uluslararası arenadan bir çok önemli isim katılacak.

Nobel Ekonomi Ödüllü bilim insanları, İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri ile özel bir oturumda bir araya gelecek. Öğrenciler sorularını yüz yüze aktarma şansı bulacak.

Oyun Teorisi nedir?Oyun Teorisi, hem rekabetçi hem de işbirlikçi ortamlarda stratejik etkileşim alanlarını çalışır. Başlangıçta uygulamalı matematik dalında zorlu bir alan olarak geliştirilen Oyun Teorisi, geçen yüzyılın ikinci yarısı itibari ile ekonomi için de esaslı bir araç haline gelmiş; günümüzde Bilgisayar Bilimi, Siyaset Bilimi, Yönetim Bilimi, Sosyoloji, Nörolojik Bilimler, Felsefe ve Biyoloji gibi çeşitli alanlarda uygulanıyor. Oyun Teorisi sahasındaki araştırmaları, eğitim ve uygulamaları desteklemek için 1999 yılında kurulan Oyun Teorisi Cemiyeti, her dört senede bir uluslararası ve geniş katılımlı bir kongre düzenliyor. Bir önceki kongre 2008 yılında Amerika ’da Northwestern Üniversitesi’nde düzenlenmiştir.

Akıl Oyunları filmiYönetmenliğini Ron Howard’ın yaptığı John Nash’in hayatının anlatıldığı film Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) 2002 yılında en iyi yönetmen ve en iyi film dahil 4 Oscar almıştı. Başrolünü Russel Crowe’un oynadığı filmin konusu şöyleydi: John Forbes Nash Jr., genç yaşında geliştirdiği kuramlarla matematik dünyasının bir numaralı ismi haline gelir. Fakat kısa süre içerisinde bencilliği ve kendine olan aşırı güveni sonucunda oluşan kişisel problemleri ile baş edemez duruma düşer. Dahilik ile delilik arasındaki ince çizgide, delilik tarafına doğru sürüklenir. Uzun süre şizofreni ile mücadele eden matematikçi, yıllar sonra adeta yeniden doğarak Nobel ödülünü almayı başarır.

Radikal.com.tr

Suriye’de neler oluyor?

Son günlerin en ateşli gündemlerinden birini Suriye oluşturuyor Türkiye için. Aynı zamanda Ortadoğu ve Dünya içinde Suriye gündemin ilk sıralarına oturmuş durumda. Sınır komşumuz olması, ortak tarihimiz ve sosyal ekonomik bağlarımız nedeniyle Suriye’de yaşanan her şey bizi oldukça yakından ilgilendiriyor ve öyle de olmak zorunda. Bu nedenle gündemin ilk sıralarında olması oldukça doğal…

Suriye’de olanlar hakkında bir değerlendirme yapmadan önce Suriye nasıl bir ülkedir, nüfus yapısı nedir, nasıl yönetilir bir bakmak gerekiyor. Bu konuda herkes genellikle bilgi sahibi olmadan kendi siyasal-etnik- dinsel reflekslerine göre değerlendirmeler yapıyor. Bunun sonucunda da genel olarak sağlıksız sonuçlara varıyor.

Suriye güneyimizde yer olan yaklaşık 20 Milyon nüfuslu bir ülke… Nüfusun etnik dağılımı %90,3 Arap geri kalanını Kürt, Ermeni ve diğerleri oluşturuyor.

Bu nüfusun %74 ü sünni,%16 Nusayri ,%10 Hristiyan inanca sahip.

Ülkenin resmi adı Suriye Arap Cumhuriyeti…

Başkanlık tipi bir yönetim var.

İktidarda 1963 ten beri Baas partisi var.07.05.2012 ye kadar tek partili bir sistem vardı. İlk defa bu tarihte çok partili bir seçim oldu.%51 katılımla yapılan bu seçimden sonra yine Baas partisi yönetimi oluşturdu.

Ülkenin yöneticilerinin hemen hemen tamamı Nusayri azınlıktan oluşuyor. Yani %16 lık kesim ülkenin tüm kontrolünü elinde tutuyor.

Yönetim tarihine bakarsak oldukça baskıcı ve sert bir yönetimden bahsedebiliriz. Yakın geçmişe kadar Kürt nüfusun vatandaşlık hakkı bile yoktu.

Ülkeyi önceden yöneten Hafız Esed’in yerine şimdi oğlu Beşşar Esed yönetiyor. Yani başkan babanın başkan oğlu… Krallık olmadığı için veliahtı diyemedim bir türlü. Halkı sülaleyi çok sevdiği için seçmiş olabilir tabi ki…

Ülkeye kabataslak bir bakışta ortaya çıkan tablo bu işte… %16 Nusayri azınlıktan oluşan yöneticiler ülkeyi demir yumrukla baskıcı bir biçimde yönetiyorlar.

Bu arada Nusayriler kim bir bakalım. Arap Aleviliği gibi açıklanıyor kaynaklarda. Aslında Anadolu Aleviliğinden oldukça farklı inanç ve özellikleri var. Kaynaklarda uzun uzun anlatılıyor bu özellikler. Yanlışlık yapmayayım diye burada hiç bu konuya girmiyorum.

Nusayriler Dünya’da toplam 3 milyon kişi kadarlar. 2.5 milyonu Suriye’de yaşıyor. 350.000 i Türkiye’de Hatay bölgesinde yaşıyor. Hatay’ın yarısına yakını Nusayri nüfustan oluşuyor. Geri kalanı da dünyanın diğer bölgelerine dağılmış durumda.

Şimdi buradan yola çıkarak Suriye’de azınlık nüfusa dayanan bir diktatörlük var diyebiliriz.2012 yılına kadar tek partili, babadan oğula geçen başkanlık sistemi ile yönetilen bir ülke. Ülkede demokratik kanallar işler halde değil. Sansür ve denetim had safhada.

Böyle bir ülkede muhalifler olmayacak da nerede olacak. Bir kesim, ülkede güçlü bir muhalefetin olmadığını, batı basını tarafından bu durumun abartıldığını öne sürüyor. Böyle bir ülkede muhalefetin olmadığı öne sürülemez bile… Olsa olsa muhalefetin ortaya çıkmasına, görünür olmasına dahi imkan vermeyecek yoğunlukta bir baskı olduğunu gösterir ancak bu.

Sonuç olarak baskıcı bir yönetim ve bu yönetime karşı muhalifler olduğu gerçeği sonucuna varabiliriz. Dışardan belki kışkırtmalar olabilir ama bundan bağımsız olarak bir muhalefet olması gereği ve gerçeği bu tablonun açık bir sonucudur.

Yeşiller olarak bizim buradaki tavrımız açık ve net olmalıdır. Baskıcı her diktatörlük yıkılmalıdır. Biz çoğunluğun diktatörlük kurmasına bile karşı çıkarken hem de azınlığa dayalı başkan baba diktatörlüğünü savunacak halimiz yok. Halkının istemediği bir yönetimi biz de istemeyiz.

Gelelim Türkiye Hükümetinin tavrına. Hükümet sorumsuzca davranmakta, ülkeyi neredeyse bir savaşa sürüklemektedir. Biz bu hükümetin, ülkemizi savaşa sokacak tüm uygulamalarına ve politikalarına karşı durmalı, her koşulda şiddetsiz demokratik çözümlerin üretilmesi için çalışmalıyız.

Suriye ve Türkiye Halklarının kurtuluşunun, iki halkın da kendi baskıcı hükümetlerinden kurtulmasıyla mümkün olacağını aklımızdan çıkarmamalıyız.

Uluslararası müdahalelerin halklar için çözüm olmadığını aklımızda tutmalıyız. Ama bir taraftan da baskıcı yönetimleri sözde anti-emperyalist gerekçelerle desteklemenin de akıl dışı olduğu gerçeğini de unutmamalıyız.

Suriye Hükümeti’nin muhaliflerine uyguladığı katliama varan uygulamalarını bir an evvel durdurması, ülkede barışçı demokratik bir iklimin önünü açması ve demokratik seçimlerle halkın kendi yönetimin seçmesine olanak vermesi en doğru çözümdür.

Suriye Hükümeti bu çözümden uzak durdukça gelişecek olaylara çanak tutmuş olacak ve Ortadoğu halklarını bir savaş tehlikesinin içine atacaktır. Emperyalist bir saldırganlığı durdurmanın tek yolu da Suriye’de barışçı ve demokratik bir yönetimin kapısını aralamaktır.

Kısaca biz; Suriye halkının haklı özgürlük taleplerini desteklemeliyiz. Bunu yaparken de bir yandan savaşa karşı çıkmalı, uluslararası toplumun şiddetsiz barışçı bir yöntemle bu sorunu çözmeye çalışmasını savunmalıyız.

Savaşlara da, diktatörlüklere de hayır. Yeşillerin tavrı bu ilkenin üzerinde yükselmelidir.

 

Kemal Tuncaelli

 

Bahçede sebze yetiştirmeye yasak!

Drummondville belediyesi Michel Beauchamp ve Josée Landry çiftinden bu bahçeyi sökmesini istiyor. Yoksa ceza kapıda.

Kanada ve ABD’de bazı belediye yetkilileri evlerinin bahçesinde sebze yetiştirenlere savaş açtı.

Son haber Kanada’nın Montreal’e 100 km uzaklıktaki Drummondville kasabasından geldi. CBC’nin haberine göre Michel Beauchamp – Josée Landry çifti baharda evlerinin ön bahçesine ektikleri sebzelerin sökülmesini isteyen belediye yetkilileriyle mücadele ediyor.

Sağlıklı beslenmek için ön bahçelerine domates, salatalık, kabak, soğan gibi sebzeler eken çift, eğer beş gün içinde ektikleri sebzeleri sökmezlerse günde 100-300 dolar arasında ciddi para cezaları ödemek sorunda kalacaklarına dair uyarı almışlar.

Belediye sözcüsü komşuların şikayet ettiklerini iddia ederken, çift kimsenin şikateyçi olmadığını, hatta bahçelerini herkesin çok beğendiğini söylüyor.

Grist’ten Sarah Laskow’un haberine göre sorun bu olayla sınırlı değil. ABD ve Kanada’nın başka yerlerinde de insanlara behçenizde sebze değil, çiçek yetiştirin deniyor. Habere göre Drummondville’de belediye bahçenin %30’undan fazlasında sebze ekmeyi yasadışı ilan etmiş durumda. Ancak ABD’nin bazı yerlerinde, örneğin Michigan’ın Oak ark kasabasında evlerin ön bahçesinde sebze yetiştirmek tamamen yasak. Çünkü bazı belediyeler bahçelerin gıda değil çiçek yetiştirmeye uygun olduğuna karar vermiş durumda!

Neticede, taze, organik, pestisitsiz sebzenizi kendi bahçenizde yetiştirmek istiyorsanız elinizi çabuk tutsanız iyi olur. Türkiye’nin belediye yetkilileri de “bilgi ve deneyimlerini artırmak amacıyla” her an ABD veya Kanada’ya düzenlenen gezilere katılabilriler.

Bu deneyim artırma gezilerini hangi gıda tekelinin finanse edeceğini kim bilebilir?

CBC ve Grist’ten derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

 

Kuraklık artıyor, gıda krizi geliyor

ABD'nin Illinois eyaletinde bir mısır tarlası

Tahıl fiyatlarındaki rekor artışın dünya çapında 2007-2008’dekine benzer yeni bir gıda krizine yol açmasından endişe ediliyor.

Krizi tetikleyen başlıca etken ABD’de yaşanan ve iklim değişikliğine bağlanan ağır kuraklık. Dünyanın bir numaralı mısır, soya ve buğday ihracatçısı olan ABD, dünya piyasasındaki bu tahılların üçte birini sağlıyor.

Yaşanan ağır kuraklığın sona ereceğine dair herhangi bir işaret görülmezken, hızla artan mısır fiyatları kile başına 8,16 dolara kadar çıktı. Soya fasülyesi ise 17.17 dolara yükseldi.

Yükselen fiyatlar 30 ülkede gıda isyanlarının çıktığı 2007-2008’yi anımsatıyor.

Rabobank adlı zirai finans şirketinden Nick Higgins, kuraklığın tahıl fiyatlarına olan etkisinin 5 yıl öncekinden çok daha fazla olduğunu, ancak üreticilerin henüz fiyatları çok yükseltmediklerini söylüyor. Higgins’e göre bu kez spekülatif fiyat artışları önceki dönem kadar aşırı olmayabilir, ancak ürün hasatındaki azalma çok daha fazla.

Biyoyakıt talebi de mısır fiyatlarını artırıyor

ABD Tarım Bakanı’nın Çarşamba günü yaptığı bir açıklama ise mısır fiyatlarının daha da artmasına neden oldu. Çünkü bakan durumun biyoyakıt üretimi için konulan kotayı değiştirmeye neden olacak kadar kötü olmadığını söyledi. Bilindiği gibi biyoyakıt üretiminde mısır kullanılması bu tahılın fiyatının yükselmesine neden oluyor.

Oxfam’ın dıda politikaları danışmanı Ruth Kelly’ye göre, “ABD’de mısır hasadını düşüren sıcak dalgasıyla biyoyakıtlara yönelik küresel talebin sürekli artışı temel gıda fiyatlarını daha da artışa zorluyor.”

ABD Tarım Bakanlığı araştırmacılarından Richard Volpe, ilk önce et ve süt ürünlerinin fiyatlarının fırlamasını beklediklerini belirtiyor.

Küresel tahıl stokları henüz düşmemekle birlikte, Rusya’daki değişken hava koşulları da üretim düzeyine ilişkin endişe yaratıyor. Rusya’nın güneyinde yaşanan seller de ülkenin tahıl ihracatına etki edebilir. (The Guardian)

Yeşil Gazete

Batman’in gala gecesinde kanlı saldırı!

0

Ünlü çizgi roman karakteri “Batman”in sinema uyarlamalarından sonuncusu “Batman – The Dark Knight Rises” filminin ABD’nin Colorado Eyaleti’nde, Denver şehrinde gerçekleştirilen ilk gösteriminde seyircilerin üzerine açılan ateş sonucunda en az 10 kişinin öldüğü bildiriliyor.

Saldırı, bugün Türkiye saati ile (TSİ) 11:00-11:30 sularında gerçekleşti.

Colorado’nun yerel haber kaynaklarına dayanılarak Belfasttelegraph, Reuters, Sky gibi ajanslar tarafından yapılan haberlere göre, ölü sayısı şu anda 10 olarak biliniyor, içeridekilerden 40 kadarının da yaralı olabileceği tahmin ediliyor.

Yerel 850 KOA Radyosu’ndan Brenda Stuart’a göre Denver’deki “Century Aurora 16” sinema salonunda gece yarısı gerçekleştirilen ilk gösterim sırasında sinemadaki izleyicilerin üzerine ateş açan iki saldırgan, ilk aşamada 10 kişinin vurularak ölmesine neden oldu. Stuart’a göre, ilk ateş açıldığında birçok kişi bunun filmin bir parçası olduğunu sandı, ardından sinema içinde büyük bir panik başladı.

Sinemada bir bombanın tespit edildiği, ikinci bir bomba için de aramaların devam ettiği de gelen iddialar arasında.

Fox News’a göre, iki saldırgan ateş açtıktan sonra sinema salonuna biber gazı atarak olay yerinden kaçmaya çalıştı. Saldırganlardan biri yakalanırken diğerinin de yakalanması için FBI tarafından “insan avı” başlatıldı.

Gelişmeleri bildirmeye devam edeceğiz

(850 KOA Radyosu, Guardian.co.uk, Sky News, Reuters, Yeşil Gazete)

Nükleer sanayiciler mutsuz, Türkiye teselli ediyor

Bağımsız araştırmacılar tarafından yirmi yıldır çıkarılan ve nükleer sanayiin durumunu nesnel bir şekilde verilerle her sene bildiren Dünya Nükleer Sanayii Vaziyet Raporu serisinin 2012 senesi raporu neşredildi.

Pek çok yayın, rapor, danışmanlığı olan ve birçok ulusal parlemento ile Avrupa Parlementosu’nda bilirkişi olarak danışılan Mycle Schneider önderliğinde bir gurup tarafından kaleme alınan rapor, dünya nükleer enerji üretiminde 2006’dan beri süren düşüşün devam ettiğini gözlemlerken, yeni reaktör inşaası ve planlarında da çok ciddi bir düşüş tespit ediyor.

Ana hatlarıyla raporun bulguları şöyle:

Nükleerde “işler kesat”

 

2011 yılında 19 reaktör kapatılırken sadece 7 yeni reaktör devreye alındı.

Yayınlanan son rapor, "Nükleercilerin suratı artık gülmüyor mu?" sorusuna çok net bir cevap veriyor; yukarıdaki görüntünün değiştiğini gösteriyor.

• 4 Ülke nükleer enerjiden bir takvim içinde çıkacaklarını açıkladı.

En az 5 ülke nükleer enerji programları başlatmama veya bunları yeniden başlatmama kararı aldı.

Japonya, Fukuşima kazası ardından tüm reaktörlerini devre dışına aldı, ancak 5 Temmuzda testler ardından, tartışmalı bir şekilde Ohi Nükleer Santralinde bir reaktör tekrar devreye alındı. Burada ikinci bir reaktörün iki hafta içinde devreye alınması sözkonusu, ancak ülkenin geriye kalan Japon reaktörlerinin kaçının çalışma izini alabileceği meçhul.

Bulgaristan ve Japonya’da inşaat halindeki iki reaktör iptal ve terk edildi.

• Dört ülkede yeni inşaat projeleri resmen iptal edildi. Dünya çapında inşaa halindeki 59 reaktörden en az 18inde senelere varan gecikmeler mevcut.Geriye kalan 41 reaktörün takvimine dair hüküm vermek zor, zira bunların ya inşaasına son beş sene içinde başlandı yada projeler henüz tahmini çalışma tarihine henüz erişmedi.

İnşaat maliyetleri gittikçe artıyor. Avrupa Güç Reaktörü’nün (EPR) maliyet tahmini, enflasyon hesaba katılsa dahi, son on senede dört kat katlandı.

Nükleerciler değer kaybediyor, para kaybettiriyor


•  Standard and Poors kredi derecelendirme kuruluşunca son beş sene içinde değerlendirilen nükleer şirketlerin veya bu enerjiden faydalanan dağıtım şirketlerinin üçte ikisinin kredi notu düşürüldü.

•  12 nükleer şirketin değerlendirilmesine bakıldığında, bir tanesi hariç hepsinin İngiltere Borsası FTSE100 endeksinden daha kötü performans gösterdiği  ortaya çıkıyor. Fransız devlet şirketi EDF’nin, yani dünyanın en büyük nükleer santral işletmecisinin hisseleri %82, Fransız devlet nükleer santral yapımcısı AREVA, yani dünyanın en büyük nükleer santral inşaa şirketinin hisseleri %88 değer kaybetti.

Yenilenebilir coştu, nükleer çöküşte

 

• Dünyada yenilenebilir enerjiye yapılan toplam yatırım miktarı 2011’de 260 milyar $ (ABD Doları) seviyesine ulaşarak 2004’ün neredeyse 5 katına çıktı. 2004-2011 arası dönemde toplam yenilenebilir enerji yatırımı 1 trilyon $ (ABD Doları)nı aştı. Aynı dönemde nükleere yapılan yatırım 120 milyar $ ABD Doları‘nda kaldı.

• Dünyada kurulu toplam nükleer enerji kapasitesi 2011’de yine azaldı. Kurulu rüzgar enerjisi gücü ise sadece 2011’de 41 GW arttı. Avrupa Birliği’nde de 2000 yılından beri kurulu nükleer enerji kapasitesi 14 GW azalırken tam 142 GW kurulu güçte yenilenebilir enerji santralleri hayata geçti. Aynı dönemde yeni kurulan doğalgaz santrali kurulu gücü ise 116 GW’de kaldı.

Raporun tamamına (ingilizce)  bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

(http://www.worldnuclearreport.org/spip.php?article30)

Raporun yazarlarından Antony Froggatt, “Nükleer pazarı her geçen yıl küçülüyor. Yenilenebilire yatırım ise her yıl artan bir hızla yükseliyor, daha fazla ülke yenilenebilir enerji pazarına giriyor. Nükleer enerji bir çok yenilenebilir enerji teknolojisine göre daha da pahalılaştıkça bu süreç de devam edecek.” diyor.

Raporun başyazarı Mycle Schneider ise “Nükleerciler, sektörü hayatta tutabilmek için nükleer enerji santrallerinin işletim süresini uzatmaya çalışıyorlar, ama bu da güvenlik konusunda çok ciddi soru işaretleri doğuruyor. Nükleer enerjinin güvenliğinden sorumlu yetkili kurumlar, nükleer santrallerin her geçen gün eskiyen teknolojilerle çalışmalarına devam edebilmeleri, ömürlerinin uzatılmaları için kendilerine yapılan baskıya daha ne kadar karşı koyabilecekler? Kritik soru bu” diyor.

Haber: Alidost Numan – Durukan Dudu

(Yeşil Gazete)

[Son Dakika] Redhack, Fethullah Gülen’i hackledi!

RedHack, sonunda bunu da yaptı… Sosyalist internet korsanları, Gülen Cemaati’nin resmi internet sitesi www.herkul.org adresini hackledi.

Saldırı, saat 03.00’te gerçekleştirildi ve ( @KizilHackerLAR ) twitter hesabından şöyle duyuruldu:

 RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR F.Gulen’in cemaatinin 1. Numarali sitesi http://www.herkul.org/  #Anonymous tarafindan #RedHack‘e destek amaciyla cokertildi. #opSupportRedHack

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR F.Gulen cemaatinin resmi sitesi http://www.herkul.org/  Turkiye halklarii aleyhine yaptigi “hizmet”ten oturu fisi cekildi-> #opSupportTurkey

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR An itibariyle F.Gulen’in sitesi http://www.herkul.org/  adresine ulasilamaktadir, Kesin bakim yapiyordur ;) @Hurriyet @Serkanocakkk @ntv @odatv

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR Cok insani hapise attirtan Gulen cemaatinin “resmi” sitesi http://www.herkul.org/  #opSupportRedHack icin #Anonymous tarafindan cokertilmistir

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR F.Gulen; ne dinler arasi dialog masalin, ne ortadogu’yu “buyuk” ve “yesil” yapma hayalin tutmayacak. http://www.herkul.org/  down! @HaberTurk

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR Ramazan’in acilisini, “sahte” musluman F.Gulen’in sitesini kapatarak aciyoruz. Tesekkurler #Anonymous ve #opSupportRedHack Haberi yayalim!

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR F.Gulen cemaatinin resmi sitesini cokertn #Anonymous‘a tesekkurker. Saniriz bu hack olayi “samimi” muslumanlara hediye ->> #opSupportRedHack

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR F.Gulen cemaatinin tek resmi sitesi olan http://www.herkul.org/  cokertilmesiyle ilgili @RedHack_EN ile #opSupportRedHack bilgi alabilirsiniz

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR Herhalde sahur’da muslumanlara verilecek en guzel hediyelerdendir http://www.herkul.org/  cokertilmesi. Detay->@RedHack_EN #opSupportRedHack

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR Fethullah bu defa Gulmedi.. Son gulen iyi gulermis. http://www.herkul.org/  halen down. Duyuralim, tag’i besleyelim-> #opSupportRedHack

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR Din somurusune Ramazan’da noktayi koyuyoruz! F.Gulen’in nresmi sitesi halen DOWN! http://www.herkul.org/  herkese duyuralim-> #OpSupportRedHack

RedHack ★ ‏@KizilHackerLAR Hani bu adamlar dokunulmazdi, dokunan yanardi. Dokunduk ve kahve iciyoruz ;) islere donuyoruz, tag ve duyurma size emanet->#opSupportRedHack

Alper Budka – Yeşil Gazete

“3 numara korusun, yanınızdayız!”

İmza Kampanyası için tıklayınız

Lüferlerin korunması ve avlanma boylarının büyütülmesi hakkında yaptıkları kampanyalarla Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO) karşı verdikleri etkin mücadeleyle isimlerini duyuran Slow Food/Fikir Sahibi Damaklar grubu, bugün başlattıkları bir imza kampanyasıyla “3 Nolu Tebliğ korumacı olsun!” diyor.

Grup adına Defne Koryürek’in gönderdiği duyuruda, “20 Haziran 2012 günü Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü yönetiminde bir araya gelen balıkçılar, akademisyenler, kamu kurum ve kuruluş yetkilileri, bürokratlar ve STK temsilcilerinin 1 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girecek ve 31 Ağustos 2016 tarihine kadar yürürlükte kalacak olan 3 No’lu Tebliğ’e ilişkin görüş ve önerilerini sundukları” hatırlatılarak bu tebliğin henüz yayınlanmadığı ve Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün tebliğ üzerinde hala çalıştığı belirtiliyor.

Grubun talebi ise açık ve net: 2012-2016 yılları arasında yürürlükte kalarak balıkçıların avlanmalarını ve bu avların satışını düzenleyecek olan 3 No’lu Tebliğ’in korumacı bir anlayışla hazırlanması.

Ancak grup uyarıyor: “Genel Müdürlük yetkililerinin bu çalışma süresi boyunca çeşitli çıkar gruplarının talep ve baskılarına maruz kalmaları, getirilmesi beklenen kota, yasak ve kısıtlamalar bağlamında eleştirilmeleri kanaatimizce kaçınılmazdır.”

 

Başlatılan imza kampanyasının amacı da “kurulduğundan bu yana takdirle takip edildiği belirtilen Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün yetkililerine korumacı bağlamda alacakları kararları destekleyeceğimizi hatırlatmak ve yokoluşun eşiğindeki denizlerimize bereketini iade etmenin çocuklarımıza borcumuz olduğunu 3 No’lu Tebliğ yayınından önce son bir kez daha ifade etmek” olarak belirtiliyor.

Grup, önümüzdeki haftalarda çıkarılacak 3 Nolu Tebliğin denizlerdeki balık türlerini korumacı bir anlayışla hazırlanmasını talep eden herkesin imza ve desteğini bekliyor.

İmza kampanyasına buraya tıklayarak ulaşabilir, düzenlemenin deniz canlılarını ve balıkları korumacı bir yaklaşıma sahip olmasına destek olabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Ulusal güvenlik- Ahmet Altan

Suriye’deki kanlı saldırının ayrıntılarını okurken en çok “Ulusal Güvenlik Kurulu” sözü dikkatimi çekti.

İntihar bombacısı, aralarında Suriye diktatörü Esed’in eniştesinin de bulunduğu “üst düzey güvenlik bürokratlarının” yaptığı “Ulusal Güvenlik Kurulu” toplantısını seçmişti hedef olarak.

Bir ülkenin başı “belada”  olduğu için mi “Ulusal Güvenlik Kurulu” türünden kurulları olur yoksa  “ulusal güvenlik kurulları” olduğu için mi başı belaya girer?

Bütün baskıcı yönetimler gibi Suriye yönetiminin de “güvenliğe” çok önem verdiği, geniş ve güçlü bir istihbarat ağına sahip olduğu, hem ordusunu hem de “gayrıresmî” milislerini “muhalifleri” öldürmek için kullandığı biliniyor.

Üstelik bu, yıllardır böyle.

Belayı önledi mi?

Hayır.

Aksine belayı büyüttü bence.

Ülke hızla iç savaşa gidiyor.

Daha da beteri Suriye’de yaşananlar artık sadece Suriye’nin meselesi değil.

Dünya devlerinin çarpıştığı bir arenaya dönüştü Suriye.

Bu ülkenin kaderine artık sadece bu ülkede yaşayanlar değil, dünyanın güç dengesi karar verecekmiş gibi gözüküyor.

Böyle  baktığınızda Suriye yönetiminin kendi ülkesindeki egemenliğini  kaybettiğini, ülkenin kaderini belirleme yetkisini kaptırdığını da  görüyorsunuz.

“Ulusal Güvenlik Kurulu” var ama ülkenin geleceği “uluslararası” güçlerin elinde.

Esed, ülkenin kaderini belirleme yetkisini kendi halkıyla paylaşmayınca, o “yetki” başkalarının eline geçti.

Sanırım bu durum, içinde yaşadığımız dönemin de özelliğini belirliyor, eğer yöneticiler bir toplumun geleceğini “Ulusal Güvenlik Kurullarının” alacağı “güvenlik” önlemleriyle belirlemeye kalkarsa, o ülkenin geleceği bütün dünyanın meselesi haline dönüşüyor.

Hele bu ülke “kritik” bir bölgedeyse.

Doğrusu ya Esed rejiminin iflah edeceğini sanmıyorum.

“Üçüncü bin yılda” diktatörlüklerin devam etme şansı yok, yıkılacaklar, yıkılmaları kesin de sorun “ne zaman” yıkılacakları.

Bugün Esed’in en büyük muhalifi olarak Türkiye görülüyor, Esed’e karşı verilen mücadelenin en önünde Türkiye var.

Türkiye, Esed’i yıkmak istiyor ama benim okuyup, izleyebildiğim kadarıyla Esed’in “iktidardaki süresini” de Türkiye uzatıyor.

Esed yönetimi biliyorsunuz Şii bir yönetim.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar da bu rejimi yıkmak isteyen üç “Sünni” ülke.

Galiba dünyanın geri kalanında, Ortadoğu’daki “Esed karşıtlığını” Sünniliğe bağlayan epeyce insan var.

Onlar, Esed’i yıkmak isteyen “üç ülkenin” amacının “demokrasi” değil “Sünniliği” yaymak olduğunu düşünüyorlar.

Bu, onları korkutuyor ve Esed’in yıkılmasını isteyen Batılılar bile işi ağırdan alıyorlar.

Ortadoğu’da  bir Sünnileşme hareketi, radikal bir mezhepçiliğin yaygınlaşması onlara  Esed’in yönetiminden daha tehlkikeli gözüküyor.

Batı, Ortadoğu’nun demokratikleşmesini, gelişmesini, dünya ekonomisinin içinde yer almasını, “globalleşmesini” istiyor.

Sünnileşmek,  radikalleşmek, Ortadoğu’yu dünyaya katacak gibi değil aksine dünyadan  iyice koparacak ve bu bölgeyi yeni çalkantılara sokacak gibi görünüyor  onlara.

Aslında bu Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin epeydir peşinden gittiği bir amaç.

Onlar dünyayı o kadar da tedirgin etmiyor.

Ama Türkiye gibi bir ülke de iç ve dış politikada “Sünnileşince” endişe artıyor.

Türkiye  bu bölgenin en büyük, en etkili ülkelerinden biri, dahası ağırlığını  hangi tarafa koyarsa o tarafın gücü çok büyük ölçüde artabiliyor,  Türkiye “demokrasi” dediğinde bölgenin demokratikleşmesi, Türkiye  “Sünnilik” dediğinde bölgenin radikalleşmesi çok mümkün.

Türkiye yönetiminin içerde gittikçe artan “Türk-İslam sentezi”vurgusu, dışarda Şii Esed’e karşı çıkarken Sudan’ın “soykırım sanığı”  Sünni diktatörüyle askerî anlaşmalar imzalaması, herkesin gözünü  kulağını açmasına neden oluyor.

Esed’i yıkmak isteyenler bile frene basıyor.

“Demokrasi”  yerine “güvenliği” koyan Esed bu anlayışıyla siyasi geleceğini  bitiriyor ama “demokrasi” yerine “Sünniliği” koyan Türkiye de onun  iktidardaki günlerini uzatıyor.

Demokrasiden uzaklaşan gücünü kaybediyor.

Ortadoğu’yu demokrasiye taşıyacak “lokomotif” olarak görülen Türkiye’nin demokrasiden uzaklaşması onun Ortadoğu’daki gücünü her gün biraz daha azaltıyor, “Sünni bir Türkiye’yi” ne Batı, ne güneyimizdeki İran, Irak, ve Suriye’den oluşan “Şii kuşağı” ne de Rusya istiyor.

Onun  için Türkiye’nin önündeki barikatlar yükseliyor, onun için uçağı o  kadar rahat vuruluyor, onun için Esed’in siyasi ömrü uzuyor.

Esed iktidarının bir geleceği yok, halkını öldüren biri “güvenlik kurullarıyla” iktidarda kalamaz.

Türkiye’deki rejimin de “mezhepçiliği”  demokrasinin önüne koymasının çok uzun sürebileceğini sanmıyorum, ya  çok acı çekeceğimiz bir belanın sarsıntısıyla ya da akıllı bir tercihle  biz de sonunda demokrasiye sapacağız.

Laf değil, dünya gerçekten değişiyor çünkü.

 

Ahmet Altan – Taraf

“Suriye’ye emperyalist müdahaleye hayır”

Her geçen gün ölüm haberlerinin geldiği Suriye’deki çatışmalara sessiz kalmayan KESK, DİSK, TMMOB ve TTB ortak bir basın toplantısı düzenledi ve ABD’nin AKP eliyle Türkiye’yi “Ilımlı İslam ideolojik harcıyla tutturulmuş bir taşeron cumhuriyeti” haline getirmek istediğine değinirken buna sessiz kalmayacaklarının duyurusunu yaptı.

Suriye’de her gün onlarca insan yaşamını yitirirken, yangın her geçen gün artıyor. En son Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in eniştesi de olan Savunma Bakanı Yardımcısı Asıf Şevket ve İçişleri Bakanı İbrahim El Şaar ve Esed’in özel temsilcisi, eski savunma bakanı Hasan Türkmani hayatını kaybetti.

Türkiye Suriye ilişkilerinde her iki ülke haklarını tedirgin eden ve gittikçe artan bu gerilimi değerlendirmek için KESK, DİSK, TMMOB, TTB ortak bir basın toplantısı düzenledi.

TTB Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısına KESK Genel Başkanı Lami Özgen, DİSK Genel Başkanı Erol Ekici, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB Merkez Konsey Sekreteri Bayazıt İlhan katıldı.

AKP EMPERYALİZMİN ORTADOĞU’DAKİ TAŞERONU
4 örgüt adına basın açıklamasını okuyan DİSK Genel Başkanı Erol Ekici  “Irak’ta olduğu gibi, hemen yanı başımızdaki komşumuz Suriye üzerinde de oynanmak istenen emperyalist oyunlara sessiz kalmamız düşünülemez” derken, AKP hükümetinin emperyalizmin Ortadoğu’daki taşeronluğuna soyunarak, Türkiye’yi saldırgan politikaların bir parçası haline getirdiğini ifade etti.

Başbakan Erdoğan’ın kendi ülkesindeki muhalefetin en küçük demokratik bir hakkını bile kullanmasını yasakladığına ve muhaliflerine karşı alabildiğine baskıcı, antidemokratik uygulamalarda bulunduğuna değinen Ekici, AKP’nin, komşu ülkelerin yönetimlerini, halklarına uyguladıkları baskılardan dolayı yüksek tonda eleştirmesinin bir tezat oluşturduğunu söyledi.

AKP’nin bu tutumunun arka planında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da “eşbaşkanı” olduğunu ilan ettiği emperyalist Büyük Ortadoğu Projesi’nin yattığını dile getiren Ekici,  projeye dair şunları hatırlattı: “ABD’de yapılan G-8 toplantısında çerçevesi genişletilerek ”Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Girişimi” adıyla sunulan proje esas olarak, ABD’nin 1997’de oluşturduğu ‘Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nin bir alt unsurudur. Bu projenin 12 maddelik sonuç bildirgesinde ”projenin bölgeye dışarıdan empoze edilmeyeceğine” dair ifade bulunmasına rağmen, BOP öz itibariyle emperyalist müdahalelerle uygulamaya konulmuştur.”

BOP’un Avrasya coğrafyasında mekanın özelleştirilmesi seferi olduğuna değinen Ekici, bu projde Türkiye’nin taşeron rolünü üstlendiğine vurgu yaparken “Türkiye’nin geleneksel dış politikasında öncelikle komşuları için olmazsa olmaz koşul saydığı ve varlığına büyük özen gösterdiği ”toprak bütünlüğünden yana olma” çizgisinin geçerliliğini yitirmesi ve komşularla sıfır problemden, neredeyse tüm komşularla çatışma noktasına taşınmasının arka planı budur” dedi.

ABD’nin yeşil kuşak projesinin bir parçası olarak bir ABD üssü haline getirilen Türkiye’nin bugün adı konulmamış “yeni paylaşım savaşında emperyalizmin cephe ülkesi olarak konumlandırıldığını sözlerine ekleyen Ekici, bunu “Ilımlı İslam ideolojik harcıyla tutturulmuş bir taşeron cumhuriyeti” olarak tanımladı.

Ekici, BOP’u bölgede oynan kritik bir oyun olarak değerlendirirken bu oyunun 21. Yüzyıldaki kritik noktasının da Suriye olduğuna değindi ve “Suriye’ye dönük bir askeri müdahalenin gerçekleştirilmesinin açık çağrıcılığını üstlenen, Suriye’de iç savaşın geliştirilmesi amacıyla sınırları açan AKP iktidarı, bu politikalarıyla Türkiye’yi bölgedeki etnik-dini boğazlaşmanın ve bölgesel bir savaşın tam ortasına sürüklüyor” dedi.

4 ÖRGÜT “SAVAŞA HAYIR” DEMEK İÇİN ALANLARA ÇAĞIRDI
Ekici sözlerini şu şekilde bitirdi: “Şimdi, AKP’nin, emperyalizmin aktif taşeronluğunu üstlenerek Suriye’de iç savaşın geliştirilmesine yönelik hamlelerinden vazgeçmesini sağlama zamanıdır. Şimdi, savaş çığlıkları atanlara karşı, halkların kardeşliği için sorumluluk alma zamanıdır. Bizler dün olduğu gibi bugün de tüm savaş karşıtlarıyla birlikte “Suriye’ye Emperyalist Müdahaleye Hayır” diyeceğiz, meydanlarda olacağız.”

(Muhalefet)