Ana Sayfa Blog Sayfa 4563

Yeşil hareket bir öncüsünü daha kaybetti: Barry Commoner’ın ardından…

Seçim konuşmasında (1980) ve Time'ın kapağında (1970) Barry Commoner

Yeşil hareketin kurucularından, yeşil düşüncenin birinci kuşağının son isimlerinden ABD’li bilim insanı, ekososyalist Barry Commoner, önceki gün, 95 yaşında aramızdan ayrıldı.

Commoner, 60’lı yıllarda ortaya çıkan ve yeşil politikanın öncülü sayılabilecek “sağkalım politikasının” (politics of survival) kurucularından biriydi. Ama Commoner öncü bir politik isim olmadan çok önce, 50’lerin ikinci yarısında nükleer denemelerden kaynaklanan radyoaktif serpintinin izlerini binlerce bebeğin dişlerinde gösteren çok önemli araştırmalara imza atmış, büyük bir bilim insanı olarak tanınmıştı. Harvard ve Columbia’da biyoloji öğrenimi görmüş olan Commoner’ın bu araştırmalarının ve bilimsel çalışmalarını tamamlayan aktivizminin sayesinde, yer üstündeki nükleer denemeler 1963’te yasaklandı.

Barry Commoner (1917-2012)

Commoner sadece radyasyonun değil, kimyasal kirleticilerin etkileri üzerine de önemli çalışmalar yaptı. 60’lı yıllardan başlayarak Science and Survival (Bilim ve Sağkalım), The Closing Circle (Kapanan Çember), Making Peace with the Planet (Gezegenle Barış Yapmak) gibi çığır açıcı kitaplar yazdı. 1980’de kurucularından olduğu Citizen’s Party (Yurttaş Partisi) adına çevre, sosyal haklar ve insan hakları gündemli bir seçim kampanyası yaparak başkan adayı oldu. Bu anlamda ABD’de yeşil politikanın öncülüğünü yaptığı söylenebilir.

Commoner’ın The Closing Circle‘da yer verdiği “ekolojinin dört yasası” onun en iyi bilinen yazıları arasındadır. Commoner’a “ekolojinin babası” ünvanını kazandıran bu dört yasa şöyle özetlenir:

Barry Commoner Exxon'a karşı bir eylemde

1. Her şey diğer her şeyle bağlantılıdır.
2. Her şey bir yerlere gitmek zorundadır.
3. Doğa en iyisini bilir.
4. Hiçbir şey bedelsiz değildir.

Barry Commoner’ın ve onun ekososyalizminin yeşil politika için önemini, geçen yıl, Üç Ekoloji’nin 8. sayısı için yazdığım “Yeşiller ile Sosyalizmin Tarihsel Kesişme Noktası Anarşizm mi?” başlıklı yazıda anlatmıştım. O yazıdaki Barry Commoner bölümünü, ölümünün hemen ardından Yeşil Gazete okurları için alıntılamak istiyorum.

“Bugün yaygın anlamıyla “çevrecilik” olarak bildiğimiz akımın ABD’deki öncüleri arasında yer alan Barry Commoner, bir biyoloji profesörü ve bir sosyalistti. Commoner, insanların yeryüzündeki varlıklarını sürdürebilmek için nasıl politikalar izlenmesi gerektiğinden bahsetmeye başladığında, yani “sağkalım politikası (politics of survival)” denen akıma dahil olduğunda 70’li yıllar daha başlamamıştı. Henüz ekosferin bir bütün olarak tehlikede olduğundan, doğal yaşam alanlarındaki ve büyük ekosistemlerdeki çevresel krizlerden, küresel bir sorun haline gelmeye başlayan hava, su ve sanayi kirlililiğinden, teknolojinin ölümcül kusurlarından, nükleerin hem silahlanma hem de enerji üretiminde bir bütün olarak yıkım tehlikesi yarattığından söz etmek bugünkü kadar alışılmış ve “basmakalıp” hale gelmemişti. Time dergisinin çevreyi konu alan ilk kapağında, 7 Şubat 1970 tarihinde Barry Commoner’ın resminin yer aldığını söylersek, bu ismin o dönemler için en azından ABD’deki önemi daha iyi anlaşılır. (1)

Commoner’ın çevre sorunlarının kökenlerinden ve çözüm önerilerinden bahsettiği en ünlü kitabı The Closing Circle 1971’de yayınladığı zaman büyük ilgi toplamıştı. Çoğu insan bunları ilk kez duyuyor ya da derli toplu olarak ilk kez bir arada görüyordu. Aynı yıllarda Roma Kulübü’nün hazırlattığı “Büyümenin Sınırları” (Limits to Growth) bugün bu türün en önemli örneği olarak bilinse de, bilimsel bulgular, veriler ve haberler ışığında hazırlanan uyarı tonu yüksek yazı ve kitaplar çevresel sorunlar yaygınlaştıkça ve üzerinde çalışan kişi sayısı arttıkça hızla çoğaldı. İşte Barry Commoner bu türün birkaç öncüsünden biridir.

Commoner’in çevreciliğe yaptığı en önemli katkı, diğer bazı isimlerle birlikte bugün çevrecilik dediğimiz zaman aklımıza ilk gelen şeylerin daha sosyal bir çerçeveye oturtulmasını sağlamasıdır. Bugün çevre sorunlarından kaygı duyan insanların çoğunluğu, toplumsal eşitsizliklerin çevre meseleleriyle ilgisini, yoksulların çevre sorunlarından daha fazla etkilendiğini, çevreye duyarsız şirketlerin denetlenmeyen faaliyetlerinin yarattığı kirliliği ve çevreye duyarsız üretimlerin şirket karlarını arttırmak için körüklendiğini kabul eder. Farklı kesimlerin çözüm önerileri farklı olsa da, çevre sorunlarının sosyal sorunlarla bağı genel kabul görür. Commoner’ın dediği gibi “Irkçılık, yoksulluk, güçsüzlük ve kimyasal kirliliğin çevreye saldırısı arasında fonksiyonel bir bağlantı vardır.” (2)

Çevreciliğin sosyal sorunlarla bağının anlaşılması önemliydi. Hala da önemlidir… Bunun nedeni sadece çevre sorunlarının temelinin siyasi olduğunu ve sistem sorununu görmek de değildir. Günlük hayatta, yaşam biçimi tartışmalarında ve gündelik politika içinde çevre sorunlarının ayrı tutulmasının ve yalnız bırakılmasının bedelini hala ödüyoruz. Bu anlayış çevre sorunlarını yanlış yönetime, insanların “kötülüğüne”, ya da nüfus fazlalığına bağlar. Sorunu siyasal özünden sıyıran bu anlayış hareketin tabanında hala yaygındır. Ama çevre meselesini sosyal sorunlarla birleştiren Commoner gibi sol kanat çevreciler sayesinde çevrecilik bundan ibaret olmaktan çıkmıştır.

Commoner’ın “Nüfus Bombası” kitabının yazarı ve Yeni-Malthusçu çevreciliğin öncüsü Paul Ehrlich ile yaptığı tartışma zamanında son derece popüler olmuş ve suçu nüfus fazlalığına (dolayısıyla ayrımsız bir biçimde insana, hatta daha fazla “üreyen” yoksul ülkelere ve aslında doğrudan yoksullara) yıkan anlayış Commoner’in sert “ekososyalist” muhalefetiyle karşılaşmıştı. (3) Commoner’in ekososyalizmi bugünkü örneklerin tersine Marksist kaynaklara çok fazla referans veren bir ekososyalizm olmadığı gibi, zamanın Ortodoks Marksist yorumlarına da uzaktı. Üstelik 1980’de, henüz yeşil bir partinin olmadığı ABD’de Yurttaş Partisi adında bir parti kurarak Reagan’a karşı başkan adayı olan Commoner mücadelesini seçimlere taşımış ve bu anlamda ülkesinde yeşil politikanın da öncülüğünü yapmıştı. Commoner bu nedenle ekososyalizmi çevre hareketinin içine ve yeşil politikaya taşıyan belirleyici isimler arasındadır.”

(1)   Michael Egan, Barry Commoner and the Science of Survival: The Remaking of American Environmentalism. The MIT Press, Cambridge, 2007
(2)   Barry Commoner, The Closing Circle: Nature, Man, and Technology. Knopf, New York, 1971
(3)   Andrew Feenberg, The Commoner-Ehrlich Debate: Environmentalism and the Politics of Survival. (içinde) Minding Nature: The Philosophers of Ecology (ed. David Macauley). The Press, New York, 1996.

Büyük insandı Barry Commoner. Bize çok şey öğretti. En çok da bilimle ekolojinin, ekolojiyle aktivizmin, aktivizmle siyasetin birbirinden ayrılamayacağını ve yeşil hareketin dünyaya soldan bakması gerektiğini.

Toprağı bol olsun. Doğayla uyusun.

Tarihçi Eric Hobsbawm 95 yaşında öldü

20. yüzyılın önemli tarihçilerinden Eric Hobsbawm 95 yaşında hayatını kaybetti. Ailesi yaptığı açıklamada ” O, eşi  Marlene, üç çocuğu ve sekiz torununun yanında dünyanın dört bir yanındaki binlerce okuyucu ve öğrenciler tarafından da özlenecek” dedi.

Hobsbawm özellikle 20. yüzyıl tarihi üzerine çalışmaları ve 40 dile çevrilen Aşırılıklar Çağı adlı kitabıyla tanınmaktaydı.

Tarihçi Niall Ferguson, Hobsbawm’ın Devrim Çağı ve Aşırılık Çağı eserleri için, ” Modern tarih çalışmaya başlamak isteyenler için en iyi başlangıç noktası” demişti.

Hobsbawm’ın Marksizm’e hayatı boyu bağlılığı ve Sovyetler Birliği’nin 1956’daki Macaristan işgalinden sonra da İngiltere Komünist Partisi üyesi olması onu tartışmalı bir figür yapmıştı.

Rus Devrimi’nin gerçekleştiği 1917 yılında Mısır’da doğan Hobsbawm’ın hayatı ve çalışmaları radikal sosyalizme bağlılığıyla şekillendi. Hitler’in iktidara geldiği yıl ailesiyle birlikte Berlin’e yerleşen Hobsbawm, 14 yaşında Komünist Parti’ye üye oldu. Hitler’in etkisinin arttığı 1933 yılında Londra giden Hobsbawm, Cambridge Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayıp, 1947’de Birkbeck Koleji’nde eğitmen oldu. Hobsbawn 1970 yılında profesör unvanını alarak 1978’de İngiliz Akademisi üyesi oldu.

(Bianet)

 

Küre Dağları Milli Parkı’na PAN Parks sertifikası

PAN Parks Vakfı tarafından 26 – 29 Eylül 2012 tarihleri arasında Finlandiya Doğa Koruma İdaresi’nin ev sahipliğinde düzenlenen 11. Avrupa Yabanıl Günleri Konferansı’nda Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın 13. PAN Parkı olmaya hak kazanan Küre Dağları Milli Parkı’na sertifikası teslim edildi.

Konferansta ortak sunum yapan Orman ve Su İşleri Bakanlığı 10. Bölge Müdürü Ercan Yeni ve WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem, Küre Dağları’nın 2000 yılında milli park ilan edilmesinden 2012 yılında PAN Park olmasına kadar kaydedilen aşamaları ve bundan sonra atılması gereken adımları Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen katılımcılara sundular. Sunum sonrası gerçekleştirilen tören ile Küre Dağları Milli Parkı’nın PAN Parks sertifikası PAN Parks Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Louis Frankenhuis tarafından takdim edildi.

2008 yılından beri Küre Dağları Milli Parkı’nda yürütülen Küresel Çevre Fonu (GEF) destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi”nin kapanış töreni 8 Ekim 2012 tarihinde Ankara’da “Biyolojik Çeşitliliğin Korunmasında Orman Ekosistemlerinin Önemi: Küre Dağları Milli Parkı Sempozyumu” ile yapılacaktır. Bu sempozyumda PAN Parks Vakfı Genel Müdürü Zoltan Kun tarafından Küre Dağları Milli Parkı’nın PAN Parks sertifikası, Milli Park yöneticilerine takdim edilecektir.

PAN Parks nedir?

PAN Parks (Korunan Alanlar Ağı Parkları), Avrupa’ya özgü, bağımsız bir korunan alan sertifikalandırma sistemidir. Bir korunan alanda sürdürülebilir turizmin geliştirilmesi yoluyla tabiatın daha iyi korunmasını sağlamayı amaçlıyor. PAN Parks logosu Avrupa’da milli parklar için hem doğal değerler hem de sürdürülebilir turizm açısından bir seçkinliğin işareti.

Bir korunan alanın PAN Parks sertifikası alabilmesi için aşağıdaki 5 kritere sahip olması gerekiyor:

Kriter 1 – Zengin doğal miras: Korunan alan içinde en az 10.000 hektar yabanıl alanın varlığı.

Kriter 2 – Doğa Yönetimi: Korunan alanın yönetim planının olması.

Kriter 3 – Ziyaretçi Yönetimi: Korunan alanın ziyaretçi yönetim planının olması.

Kriter 4 – Sürdürülebilir Turizm Stratejisi: PAN Parks bölgesi için sürdürülebilir turizm gelişme stratejisinin olması.

Kriter 5 – Yöresel ortaklıklar: Bölgede belirli kriterler çerçevesinde çalışan yerel işletmeler ve korunan alan yönetimi arasında yerel iş ortaklıklarının kurulması.

Bir kadın cinayeti daha

Adana’da 38 yaşındaki Hülya Işık’a, resmi nikah olmadan yaşadığı 42 yaşındaki Hacı Demirtaş tarafından kendisine şiddet uygulandığı grekçesi ile jandarma tarafından koruma verildi. Koruma süresini uzatmak için evden çıkan Hülya Işık, Hacı Demirtaş tarafından pompalı tüfekle öldürüldü.

Nikahsız olarak köyde düğün yapıp evlenen Demirtaş, eşi Hülya’ya şiddet uygulamaya başlayınca araları bozuldu. Yediği dayaklara artık katlanamayan Işık, 7 ay önce köyde yaşayan annesi Havva’ Işık’ın evine sığındı. Demirtaş nikahsız eşini, “Eve dönmezsen seni öldürürüm” diye tehdit etmeye başladı. Bu tehditler üzerine Işık, jandarmaya giderek eşinin kendisini tehdit edip öldüreceğini belirterek koruma istedi.

Işık’a verilen koruma süresinin bitmesinden sonra  eşinin tehditlerinden korktuğu için öğlen saat 12.45’de koruma süresini uzatmak için evden çıktığı sırada Hülya Işık, evin 10 metre uzaklığındaki bahçede pusuya yatan Hacı Demirtaş’ın pompalı tüfekli saldırısına uğradı. Yaralı kadın doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.

Kocası tarafından öldürülen Işık’ın cenazesi otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırılırken, katil zanlısı kocası ise yakalanmaya çalışılıyor. Jandarma, katil zanlısı Demirtaş’ın yakalanması için çevre il ve ilçe emniyet müdürlüklerine bilgi verdi

(Haber Molası.com)

Dünya Kuş Gözlem Günü 6 – 7 Ekim’de

Doğa Derneği bu yıl 6-7 Ekim’de kutlanacak olan Dünya Kuş Gözlem Günü’nde dünyanın pek çok bölgesinden binlerce kuş gözlemcisiyle birlikte kutlamaya hazırlanıyor.

6-7 Ekim tarihlerinde kuş gözlemcileri ya da kuş gözleminde blunmak isteyenler yaşadıkları şehirlerde hep birlikte gözlem yaparak bir araya gelecek ve gördükleri, seslerini duydukları kuşların listelerini tutacaklar. Bu vesile ile yeni kuş gözlemcilerinin de katılarak  kuş gözlemcisi sayısının çoğalması hedefleniyor.

Avrupa’nın birçok ülkesinde aynı anda organize edilen bu etkinliğin sonuçları bu sene Çek Ornitoloji Derneği tarafından derlenerek dünya kamuoyuyla paylaşılacak. Dünya Kuş Gözlem Günü’nün bir parçası olmak, bu uluslararası kuşçuluk bayramını kutlamak ve yaşadığımız bölgelerde kuşları tanıtmak açısından harika bir fırsat.
Genel Bilgi

Dünya kuş gözlem günü, Dünya Kuşları Koruma Kurumu’nun (BirdLife International) üyeleri tarafından her yıl ekim ayının ilk hafta sonu gerçekleştirilerek tüm dünyada çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

Bu etkinliklerle; Halkın, kuşların ve yaşam alanlarının korunması konusunda bilinçlenmesi; kuş göçlerine ve doğal yaşam alanlarına, beslenme, konaklama ve göç rotalarına dikkat çekmek; ulusal ve uluslararası medyanın ilgisini bu konuya çekmek; kuş gözlem ağını güçlendirmek amaçlanıyor.

(Doğa Derneği)

İstanbul’da Alış&Değiş Partisi

İngiltere’de Futerra Sürdürülebilir İletişim Şirketi tarafından başlatılan swishing (Gönüllü Değiş Tokuş) etkinliği Alış&Değiş, REC Türkiye tarafından Türkiye’ye uyarlandı.

Haziran ayında REC Türkiye Ankara ofisi’nde yapılan ilk ‘Alış&Değiş’ etkinliğinin ikincisi 5 Ekim’de  Akatlar’da bulunan REC Türkiye İstanbul Ofisi‘inde gerçekleşecek.

Kıyafet değiş tokuşu üzerine kurulu olan etkinlikte katılımcılar kullanmadıkları kıyafet ve aksesuarları diğer katılımcılarınkiyle değiştiriyorlar.

Parasal değerlendirmenin yapılmadığı etkinliğin en büyük amacı sürdürülebilir tüketim alışkanlıkları geliştirerek çevre duyarlılığını artırmak.

Alış- Değiş Partisine herkes dilediği kadar kıyafet, aksesuar ve ayakkabı iyi  durumda ve kaitede oldukları sürece getirebiliyor . Alış-Değiş kurallarına göre eşyalar, durumlarına göre renklerle kategorilere ayrılıyor.3 renk kategorisi mevcut. 10 puan değerindeki Pembe Etiket sokak modası, 20 puan değerindeki Sarı Etşket Vintage, 60 puan değerindeki Mavi Etiket ise tasarım kıyafetler için belirlenmiş durumda. Alış-Değiş partisi sırasında alış değiş yapılırken bu etiketler ederinde gerçekleşecek pazarlıklar.

Alış&Değişçiler, getirdikleri eşyalarla elde ettikleri puanları Alış&Değiş zamanı diledikleri gibi kullanabilecekler. Örneğin 6 parça pembe etiketli  eşyası olan kişi, Alış&Değiş sonunda 1 mavi etiketli/3 sarı etiketli ya da 6 farklı pembe etiketli eşya ile geri dönebilecek.

Etkinliği düzenleyen Rec Türkiye ofisi diğer alış-değiş kurallarını da şu şekilde özetlemiş.

1) Alış&Değiş başlamadan önce Alış&Değişçiler etrafı diledikleri gibi gezebilirler ancak sadece Alış&Değiş Zamanında eşyaları alabilirler.
2) Herkes en az bir parça eşya getirmelidir.
3) Alış&Değişe girecek giysilerin kapsamına hijyenik sebeplerden dolayı iç çamaşırı dahil değildir.
4) Alış&Değiş zamanından önce yarım saat kadar eşyaları karıştırıp gözden geçirmek için vaktiniz olacak.
5) Alış&Değiş zamanı bir anonsla başlayacaktır.
6) Alış&Değiş başlar başlamaz herkes dilediği eşyayı alabilir ancak öncesinde bir eşyanın üzerinde hak iddia edemez.
7) Bir eşyaya bir kişiden fazla talep olması durumunda eşya, kura ile sahibini bulur.

Alış Değiş partisi sonrasında kalan eşyaların bir hayır kurumuna bağışlanacağı etkinliğie giriş ücreti ise  20 tl olarak belirlenmiş. Etkinliğin facebook sayfasına buradan erişmek mümkün..

(Yeşil Gazete)

 

Gazetelerden “İzinsiz içeriğe hayır” bildirisi

Türkiye’de yayın yapan 20 ulusal gazete içeriklerinin izinsiz olarak kullanılmasına karşı ortak bildiri yayınladı.

Akşam, Bugün, Cumhuriyet, Fanatik, Fotomaç, Güneş, Habertürk, Hürriyet, Daily News, Milliyet, Posta, Radikal, Sabah, Star, Takvim, Today’s Zaman, Türkiye, Vatan, Yeni Şafak ve Zaman gazeteleri ortak bir bildiri yayımladı.

Buna göre, yukarıda ismi geçen gazetelerin ürettiği hiçbir haber, yorum, köşe yazısı, fotoğraf, karikatür, grafik, çizgi ve sayfa dizaynı gibi materyallerin hiçbir şekil ve hacimde kullanılmasına izin verilmeyecek. 1 Ekim 2012 tarihinden itibaren, hiçbir televizyon kanalı, internet sitesi ve haber portalı, söz konusu gazetelerin içeriklerini kaynak göstererek dahi kullanamayacak.

Bildiride, ciddi emek ve maliyetle çıkarılan gazete içeriklerinin kimi internet siteleri tarafından fikir ve emek hırsızlığı yapılarak kullanılmasına ve haksız bir rekabet oluşmasına karşı böyle bir uygulamaya gidilmesine karar verildiği belirtildi.

Söz konusu gazetelerin içeriklerini kullanan kişi ve kurumlar aleyhine hukukî ve meslekî takipte bulunulacağı belirtildi.

Bu haberin sosyal medyada yaygınlaşmasının ardından ise gazetelerin bloglardan, sosyal medyadaki tartışmalardan, şahıslara ait görsellerden, alternatif iletişim kanallarından derleyerek yayınladığı haberler için de mahkeme yoluna gidilmesi gerektiği konusu tartışılmaya başlandı.

 

Büyükçekmece’de kapattırılan kaçak asfalt fabrikasının sonrası konuşuldu

İstanbul Büyükçekmece Muratbey Mahallesi’nde halkın faaliyetlerine son verilmesi için mücadele ettiği kaçak asfalt fabrikasında çalışmalar durdu. Muratbey halkı bir buçuk yıldır çevreye, tarım arazilerine ve insanlara zehir saçan fabrikayı çalıştıran ve çalışmasına göz yumanlardan hesap soracaklarını söylüyor.

Toplumcu Mühendis ve Mimar Meclisi ile İstanbul Büyükçekmece Muratbey Mahallesi halkı yaklaşık bir buçuk yıldır mahallede kaçak olarak faaliyette bulunan asfalt fabrikası ile ilgili olarak dün mahalle kahvesinde bir etkinlik düzenledi. Mahallelinin yoğun bir katılım gösterdiği ve asfalt fabrikası kapanırken sonrasına ilişkin neler yapılacağının tartışıldığı etkinliğe, Toplumcu Mühendis ve Mimar Meclisi’nden ve TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Adalet İçin Hukukçular’dan temsilciler katıldı.

(Haber Sol)

İnegazi’de çimento fabrikası isyanı

Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı İnegazi Köyü, yeni bir çevre tehdidiyle karşı karşıya. Uzunca süredir taş ve mermer ocaklarının tozlarından, köy içinden geçen kamyonlardan rahatsız olan İnegazi köylüleri, çimento fabrikası kurulacağı haberini duyduklarında büyük bir tepki gösterdiler.

İnegazi Köyü sınırları içinde kurulması düşünülen çimento fabrikası için plan değişikliği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda askıya çıkması üzerine DOĞADER üyeleri tarafında İnegazi köyüne önce bir inceleme gezisi yapıldı. Ardından 28 Eylül 2012 gecesi İnegazi köyünde yapılan tanışma toplantısında DOĞADER üyeleri köylülere çimento fabrikası zararlarını ve mücadele yöntemleri konusunda bilgiler verdi.

Kirletici sanayi olarak değerlendirildiğinden pek çok ülke günümüzde yeni çimento fabrikası kurulmasına izin verilmiyor. Bu ülkelerdeki kurulu bulunan çimento fabrikaları ise çevre koruma önlemlerini gerektiği şekilde yerine getirmeden üretim yapamıyor.

Türkiye’de ise özellikle son 10 yıl içinde yasalar tırpanlanarak yok edilen çevre koruma önlemlerinin boşluğuyla çimento ve demir-çelik gibi kirletici sanayi yatırımları inanılmaz boyutta arttı.

Avrupa ülkeleri arasında çimento üretiminde birinci sıraya yerleşen Türkiye, dünya çapında da hızla üst sırala tırmandı. Yarattığı yoğun kirliliği ülkemizde kalmak üzere çimento üretiminin %20’sini ihraç eden Türkiye’de çimento fabrikası yatırımlarına devam ediliyor.

DOĞADER üyelerinin İnegazi köylüleriyle toplantısında birlikte mücadele kararı alındı. Tepkilerini dile getirmek için ilk olarak askıya çıkan “Bursa 2020 Yılı 1/100 bin Ölçekli Çevre Düzeni Planı” değişikliğine DOĞADER ile birlikte İnegazi köylülerinin de her birinin ayrı ayrı itiraz etmesi kararlaştırıldı. DOĞADER ve İnegazi köylüleri yeni toplantıların düzenlenmesini de karara bağladı.

(Yeşil Gazete)

Yazarlar da hayvan haklarına sahip çıktı

5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na bir tepki de yazarlardan geldi. 103 yazar ortak bildiriye imza atarak yeni yasayı eleştirdi ve duyarsız kalmayacaklarını ilan etti.

Yazarların hayvanlar için “çağdaş, adil ve merhametli bir yasa” talep ettikleri dilekçeler, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı makamlarına yarın gönderilecek.

İşte 103 yazarın imzaladığı dilekçe:

Biz aşağıda imzası bulunan yazarlar;

‘5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nu değiştirecek yeni yasa tasarısıyla ‘hayvan dünyasının sessizliğini ve bu sessizliğe eşlik eden acıyı’ çoğaltmamanızı umuyor ve bekliyoruz. Yaşadığımız dünya yalnız bize değil hayvan dostlarımıza da aittir. Çağdaş, adil ve merhametli bir yasa ile onların büyük çaresizlik ve acısına duyarsız kalmayacağınıza inanmak istiyoruz.

İMZACILAR: Ahmet Büke, Ahmet Ümit, Altay Öktem, Armağan Tunaboylu, Aslı Tohumcu, Attilâ Şenkon, Aycan Aşkım Saroğlu, Ayfer Tunç, Ayşe Kilimci, Ayşe Sarısayın, Ayşegül Devecioğlu, Barış Müstecaplıoğlu, Başar Başarır, Behçet Çelik, Beliz Güçbilmez, Birhan Keskin, Buket Uzuner, Burhan Günel, Cem Atbaşoğlu, Cem Sancar, Cem Uçan, Cemil Kavukçu, Deniz Durukan, Elif Şafak , Emine Algan, Emine Çaykara, Erendiz Atasü, Esra Yalazan, Ethem Baran, Faruk Duman, Fatih Özgüven , Feryal Tilmaç, Feyza Hepçilingirler, Figen Şakacı, Fügen Ünal Şen, Füruzan, Füsun Saka, Gamze Güller, Gaye Boralıoğlu, Gonca Özmen, Gülenay Börekçi, Gürsel Korat, Hakan Akdoğan, Hakan Bıçakçı, Hakan Şenocak, Hande Altaylı, Hasan Ali Toptaş, Hikmet Çetinkaya, Hilmi Yavuz, Hülya Soyşekerci, Hüseyin Peker, İbrahim Altun, İclâl Aydın , İhsan Oktay Anar, İnci Aral, Jaklin Çelik, Jale Sancak, Karin Karakaşlı, Kerem Işık, Kıvanç Koçak, Latife Tekin, Leylâ Erbil, Mahir Öztaş, Mahir Ünsal Eriş, Mehmet Bilal Dede, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Menekşe Toprak, Metin Kaçan, Mine Söğüt, Murat Yalçın, Murathan Mungan , Mustafa Mutlu, Müge İplikçi, Müjgân Halis, Nalân Barbarosoğlu, Nazan Bekiroğlu, Nazlı Eray, Neslihan Acu, Necati Güngör, Nedim Gürsel, Nihat Ziyalan, Nur Yazgan, Onat Bahadır, Oya Baydar, Özcan Karabulut, Özen Yula, Sadık Yalsızuçanlar, Sadık Yemni, Sebahattin Demiray, Sedat Demir, Selim İleri , Semih Gümüş, Seray Şahiner, Serkan Türk, Sevengül Sönmez, Sezer Ateş Ayvaz, Solmaz Kâmuran, Tarkan Barlas Öz, Tolga Meriç, Tuna Kiremitçi, Yalçın Tosun, Yavuz Ekinci, Yiğit Değer Bengi.

(Radikal)