Ana Sayfa Blog Sayfa 4542

Çağrı: Tren Kaçıyor Dostlar!

Dün twitterdan yazdım.. 140 karaktere pek sığdıramadım. O yüzden buradan da yazma gereği duydum. Gelen gümbür gümbür otoriter kapitalist rejimdir.  Bu rejimin Şili’deki Pinochet rejiminden de; Kenan Evren rejiminden de farkı yoktur.

AKP’nin ve devletin 29 ekimi terörize etmesini kınıyorum; bunun üzerine pek de konuşmaya gerek yok; isteyen istediği görüşü istediği bayramı şiddetsiz bir biçimde istediği gibi kutlamalıdır.

Ancak; 29 ekimde olanlar umarım bu ülkenin kemalistlerine ve ulusalcılarına birşeyler öğretir: bu ülkede belki de AKP iktidarı ile başınıza bu ilk defa gelenleri ; yıllardır kürtler yaşıyor; yıllardır chpli olmayan sol yaşıyor.

Umarım artık biraz empati yapabilirsiniz; dün diyarbakır’ı teksasa çeviren, açlık grevi yapanları hiçe sayan, dün ODTÜ’yü yakıp kavuran da aynı polis, aynı devlet; aynı şiddet.

Lütfen görün bunu ve bırakın Kürtleri “bölücü, hain, şerefsiz vs.” gibi etiketlendirmeyi. Beraber yaşamak için empati yapmayı öğrenmemiz lazım. AKP tehditi işte bize empati yapma fırsatını sunuyor.

Biraz empati yapın artık. Kürtlerin başına gelen sizin başınıza da gelmeye başladı. Ama bunu kürtler 50 yıldır, 100 yıldır yaşıyor! Hem de geçmişte çoğunlukla bazen sizin de desteklediğiniz fikirler yüzünden yaşadılar!

Geleceğe dair tek umudum bu empati artık!

Kendini solcu, yeşil, kızıl, sosyalist vs. tanımlayanlara da bir çağrım var: bırakın artık kavgayı itişip didişmeyi; bıktım ortalıkta dolaşan “yetmez ama evet”ciler, “hayırcılar” tartışmasından. 29 Ekimdeki olayları da bağladık ya referanduma pes doğrusu.

Solculardan evet diyenler yardakçı filan değil, hayır diyenler de darbeci filan değil. Geçin yaftalamayı; herkes kendi doğrusu üzerinden oy kullandı.

Ortak noktalarımız kadar farklılıklarımızdır da bizi birleştiren; güzel kılan, çoğulcu kılan.

Çoğulculuk, demokrasi gibi kelimeler kalmasın dilimizde, hareketlerimize de yansısın.

Bu bölünmüşlüğümüz bize ve inandığımız politikalara fayda mayda getirmiyor. Ne daha çok üyemiz oluyor, ne de oyumuz artıyor.

Bu ülkenin nasıl olması gerektiğine, insanların nasıl daha adil, eşit bir ortamda, mutlu mesut yaşayabileceğine dair fikirlerimiz var.

Aynı düşünmek zorunda değiliz ama artık aynı masaya oturmak zorundayız. Fikirleri çakıştıralım; egoları değil.

Ah biraz birbirimizi ikna etmeye çalışmak yerine, tek doğrunun kendi söylediklerimiz olduğuna inanmak yerine, birbirimizi dinlemeye çalışsak ne güzel olur!

Kemalistler, CHPliler, Kürtler, BDPliler, Yeşiller, Solcular, Sosyalistler, Anarşistler ve adını sayamadığım daha nice muhalif unsurlar, artık sizce de üzerimizdeki elbiseleri çıkarıp, egoları bir yana bırakıp, ortaklıklarımız üzerinden fikirlerimizi paylaşmanın; kimsenin adını cilalamadan, kimsenin altında kalmadan, minimum ortak payda için harekete geçmenin?

Bence artık ortak çıkarlarımız o kadar belirgin ki, bunu bir şansa çevirip beraber hareket etmeyi öğrenebiliriz. Tek yumruk filan olmadan, hep konuştuğumuz klişeleri bir yana bırakarak, kişisel ve kurumsal / hareketsel egoları dizginleyerek, çoğulculuğumuzu koruyarak  ve de birbirimizi dinleyerek, empati yaparak beraber hareket etmeyi öğrenmenin zamanı geldi.

Tren kaçıyor, kaçmadan lütfen…

 

Yeşiller Partisi Başkan adayı Jill Stein Teksas’ta tutuklandı

ABD’de 6 Kasım’da yapılacak seçimlere Yeşiller Partisi’nin başkan adayı olarak katılan Jill Stein, Kanada’dan – ABD’ye zift petrolü (tar sands oil)  taşımak üzere inşasına devam edilen Key Stone XL petrol boru hattına karşı protesto gösterilerine katılması nedeniyle Doğu Teksas’ta tutuklandı.

Petrol Boru Hattını inşasına karşı olanlar 38 gündür devam eden eylemleri boyunca Teksas, Winsboro’daki hat üzerindeki ağaçların üzerine tırmanmış halde protesto gösterilerine devam ediyorlar.

Zift Petrolüne Hayır (Tar Sands Blockade) platformunun sözcüsü Kim Huynh konu hakkında yaptığı açıklamada Jill Stein’in tutuklandıktan sonra Wood County cezaevine götürüldüğünü söyledi.

Jill Stein daha önce yaptığı açıklamalarında, Petrol, Kömür ve Gaz şirketlerince finanse ettikleri kampanyaları ila başkanlık yarışını sürdüren Obama ve Romney’in iklim değişikliği hakkındaki sessizliklerine iklimin kendisinin afetlerle yanıt vereceğini ve bu iklim sessizliğinin ülkeyi felakete götüreceğini  ifade etmişti.

Stein, ayıca Sandy Kasırgasının Obama ve Romney gibi siyasilerin iklim değişikliği konusundaki umarsız politikalarına karşı ilerde yaşanacakların bir habercisi olduğunu da sözlerine eklemişti

(Yeşil Gazete, Washington Post)

Tutunma çabası olarak yıkıcı nefret – Selçuk Candansayar

İnsanda nefret duygusu çoğun suçluluktan kökenlenir. Arızalı suçluluk duygusu nefretle birlikte haseti de eker ruhun karanlık kuytularına. Haset ki, imrenme ve kıskanmadan öte bir haldir, düşmancılıkla örülü. Haset ve nefret bir arada insandaki yıkıcılığı yönetirler. Haset sahip olmadığının başkasında olmasına katlanamama halidir. Bende yoksa, onda da hatta kimse de olmasın; hasetin özüdür.
Yıkıp, yok etmek böylece sahip olamadığının başkasında da olmamasını sağlamak derin bir suçluluk sarmalından türer. Eksik olmak, eksik ve yoksun bırakılmakla ve bu yoksunluğunun suçlusunun da kendisi olduğuna inandırılmakla biçimlenir.
Dünyanın en güzel coğrafyalarından biri olan Anadolu’nun Karadeniz kıyılarındaki Müslüman olmayana yönelik yıkıcılığın açıklaması ancak bu bağlantılarla mümkün gibi görünüyor.
Karadeniz bölgesindeki bu nefretle örülü yıkıcılık, Türkiye’nin kolektif bilinçdışını belirleyen temel duygunun suçluluk olduğunun en önemli tanıtlarından biri.
Sümela Manastırı’ndaki fresklere yapılanları görünce insan derin bir utanca kapılıyor önce. Bir dine inanmak ya da kutsal olanın dokunulmaz kılınmasından kaynaklanan bir utanç değil. Fresklere yazılan yazılar, yüzleri kazınmış figürler; yapılan tahribatın tek açıklaması yıkıcılık olabilir. O yüzden utancı izleyen düşünce acı oluyor. İnsanların fresklere verdikleri zarar özensizlikle, bilgisizlikle açıklanabilecek gibi değil.
Başka türlü bir nefretle zarar verilmiş fresklere. Aynı durum Trabzon’un göbeğindeki Aya Sofya Kilisesi, Ordu’da yine şehrin merkezindeki Taşbaşı Kilisesi, Yason burnundaki Yason Kilisesi için de geçerli. Bütün bir Karadeniz bölgesinde İslami olmayan yapılara, özellikle ibadet yerlerine sanki bile isteye, nefretle zarar verilmişe benziyor. Ordu’daki Taşbaşı Kilisesi yetmişli yıllara kadar cezaevi olarak kullanılmış!
Bütün bu yapılara arızalı bir nefretle zarar verilmişken hemen yanı başlarına yapılan binalar sanki inadınaymışçasına çirkin ve ‘ucube’; şehir merkezlerindeki çoğu apartmanın sıvası bile yok. Hele camiler, hiçbir estetik anlayışa sahip olmadan bile isteye çirkin inşa edilmiş gibiler. Cumhuriyet öncesi Osmanlıdan kalan camiler çok güzeller, ama sonradan yapılanlar içler acısı, üstelik halen inşa edilenler daha da kötü, sadece büyükler.
Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize’de sanki ‘bir şey’ olmuş ve insanlar o şeyden sonra o güne kadar yapılanları yıkıp, tahrip edip yerlerine çirkinin çirkini yapılar inşa etmişler gibi. Hızlı kentleşme, artan nüfus, arsa kıtlığı ile açıklanamayacak bir durum bu.
Bu şehirlerin tümünün yüzyıl öncesine kadar ağırlıklı olarak Sünni Müslüman olmayan nüfustan oluştuğu biliniyor. Oysa şimdilerde Sünni Müslüman olmayan ne varsa bir nefret nesnesine ve yıkıcılık hedefine dönüşmüş. Trabzon’da Aya Sofya Kilise’sine giden yolu tarif etmesini istediğimiz iki gençten biri ağız ucuyla tarif ederken, diğeri bize duyurarak küfreder gibi ‘bırak nasıl bulurlarsa bulsunlar’ diye çıkıştı arkadaşına.
Mesele bu bölgenin insanlarının ağırlıklı olarak tutucu vs olmasından kaynaklanmıyor. Çünkü aynı insanların aslında dünya tatlısı, iyi kalpli, cana yakın, duygusal olduklarının da çok sayıda örneği var. Mesele bir genelleme yapmak da değil. Ama özellikle Sünni Müslüman olmayan her şeye insanlara, evlere, ibadet yerlerine ne varsa her şeye dönük nefret ve yıkıcı haset ancak derin bir suçluluk duygusundan kaynaklanabilir gibi görünüyor.
Sanki korkuyla örülmüş, yoksunlukla tehdit edilmiş bir suçluluktan kaynaklanan bir tür kendi kendisinin inkârı, yok sayılması. Korkudan türemiş bir kendisinin olanı tahrip eden, kendisine dönük bir yıkıcılık hali.
Tekil insan ya da grubun ruhu tarihsel dönüşümlerin nedeni değil sonucudur. Daha önce de yazmıştım, bence Türkiye halklarının kolektif bilinçdışındaki baskın duygu, yoksun bırakılmaktan ve korkutulmaktan kaynaklanan bir suçlulukla biçimlenmiş nefret ve haset duygusu. Arızalı suçluluk duygusuna takılı kaldığı ve bu duygu yaşantılayan için de tahripkâr olduğundan, aslında en kendisinden olmayan sert Sünni Müslümanlığa bu denli kuvvetlice sarılıyor.
Selçuk Candansayar – http://www.kaosgl.com/anasayfa.php

ABD’den Sandy Kasırgası geçti

Bilinen tarihin en kuvvetli kasırgalarından Sandy, Haiti’yi yakıp yıkmasının hemen ardından ABD üzerinden  de taş üstünde taş bırakmadan geçti. Sandy Kasırgası, Haiti’de 68, ABD’de şimdiye kadar bildirilen 12 kişi ile birlikte 80 insanın da hayatına mal oldu. Uzmanlar, Sandy Kasırgası’nın temel nedeninin Küresel İklim Değişikliği olmadığını ancak  okyanus yüzeyinde artan ısının kasırganın şiddetini katbekat arttırdığını ve önümüzdeki yıllarda Sandy’den çok daha kuvvetli kasırgalara hazırlıklı olmamız gerektiğini belirtiyorlar.

The Atlantic.com, Sandy Kasırgası’nın ABD’de bıraktığı izleri bir foto galeri ile paylaştı. Uzmanların uyarısını akılda tutarak fotoğraflara göz atmakta fayda var. Şu anda gördüklerimizin bundan sonra yaşayacaklarımız yanında esamesi bile okunmaz

Aşağı Manhattan’ın cepheden bir fotoğrafı. New York, Sandy Kasırgası nedeni ile elektrik kesintileri ile karanlığa boğulmadan hemen önce 29 Ekim akşamı çekilmiş. Görevliler harıl harıl elektrik şebekelerini kasırga gelmeden önce iyileştirme çalışmalarına başlamış. (Foto: Keith Bedford)

New York şehrinin kalbinin attığı Brooklyn. Manhattan Köprüsünün aşağısı sel sularına kapılmış. Pazartesi günü ABD’de etkisini göstermeye başlayan Sandy, şehirde finansal merkezler ile okulların kapanmasına , şehir içi ulaşımın durmasına neden oldu. Yetkililer sahil şeridinde ikamet edenlere evlerini bir an önce terketme çağrısında bulundu. (Foto: Bebeto Matthews)

Okyanus suları Sıfır Noktası’nda (Zero Point) bulunan çukura dökülüyor. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından İkiz Kuleler’in bulunduğu alan Sıfır Noktası (Zero Point) olarak adlandırılıyor. (Foto: John Minchillo)

New Jersey, PATH metro istasyonunun kamerası metroyu basan sel sularını izliyor. New York metrosu 29 Ekim Pazartesi günü yerel saatle 09:30 itibarı ile sele teslim oldu. Sel suları çekilse bile tuzlu suyun çalışamaz hale getirdiği elektrik sistemi nedeniyle New Yorklular (New Yorker) daha daha haftalarca metrodan mahrum kalacak. (Foto: New York ve New Jersey metro idaresi)

29 Ekim akşamından bir görüntü. New York, 14. caddece bir araç sel suları ile birlikte sürükleniyor. Sandy, New Yorkta yaşayan yaklaşık 1,1 milyon kişiyi elektriksiz bıraktı. New York’un Manhattan’da bulunan ana elektrik şebekesi Sandy Kasırgası nedeni ile çalışamaz hale geldi. Manhattan adası üç yerinden sel suları ile kaplandı. Bölgede yaşayan 250bin kişi elektriksiz kaldı, raylı ulaşım sel nedeni ile iptal oldu, metro sele teslim oldu (Foto: John Minchillo)

Karanlığa hapsolmuş bir Manhattan görüntüsü. Her zaman ışıl ışıl, reklam panoları ile rengarenk aydınlanmış caddelerde yolunu bulmak için el fenerine ihtiyaç duyan insanlar geziniyor. (Foto: Allison Joyce)

New York’un finansal merkezi Wall Street sel sularına teslim. “Occupy Wall Street” (Wall Street’i İşgal Et) aktvistlerinin kastettikleri bu olmasa gerek. (Foto: Andrew Burton)

New York, East Quogue marinası. Görüntü 30 Haziran’dan. Sandy kasırgası sonrası marinada demirli tekneler birbirinin üstüne çıkmış durumda.(Foto: Lucas Jackson)

Wall Street’te bir araba park alanı. Sandy Kasırgası New York’un finans merkezini tamamen teslim almış. (Foto: Andrew Burton)

New York, Queens’in Breezy mevkinden Sandy Kasırgası sonrası görünüm. Yangın 80 ila 100 arasında evi oturulamaz hale getirdi. 190 kadar itfaiyeci yangın alarmları sürekli çalar halde oradan oraya koşturdular gün boyu. Yine de şehrin pek çok noktasında halen devam eden yangınlar var (Foto: Frank Franklin)

(Yeşil Gazete, TheAtlantic.com)

 

Avustralya’da “Zihinsel Engellilerin Kısırlaştırılması” kanunu sorgulanıyor

Avustralya Senatosu zihinsel engellilerin zorla kısırlaştırılmasına imkan tanıyan yasayı inceleme altına aldı. Mevcut Avustralya yasaları dahilinde zihinsel engelli vatandaşlar ebeveynleri tarafından, rıza şartı olmaksızın kısırlaştırılabiliyorlar. Kamuoyundan gelen baskılar ve Birleşmiş Milletler Sözleşmelerinin bu uygulamayı yasaklamasının bir sonucu olarak Avustrayla Senatosu konuyla ilgili bir inceleme başlattı. İncelemenin 2013 Nisan ayında tamamlanması bekleniyor.

(Yeşil Gazete, abc.net.au)

İngiliz bakan Don Kişot, Rüzgar Santralleri Değirmen

İngiltere Enerji Bakanı John Hayes

İngiltere’nin Muhafazakar Partili Enerji Bakanı John Hayes rüzgar  santralleriyle ilgili sert bir açıklama yaptı. Karada yapılan rüzgar santrallerine ilişkin ‘artık yetti’ şeklinde konuşan Hayes, ‘kendi başıma Kudüs’ü inşa edemem ama yeşil ve güzel toprağımızı koruyabilirim. Bundan böyle politikamız burjuva bir sol dogma üzerinden değil bu gerçek üzerinden şekillenecektir’ şeklinde konuştu.

Hayes ‘Rüzgar santralleri halkımıza empoze edilemez’ görşünü de dile getirdi. Enerji Bakanı Hayes’in bu çıkışının İngiltere’nin enerji politikasını pratikte nasıl etkileyeceği bilinmemekle birlikte, iktidar ortağı Liberal Demokrat Parti’de hoşnutsuzluk yaratması bekleniyor.

Öte yandan, rüzgara karşı ‘yeşil ve güzel toprağı’ korumak adına bu sert tutumu takınan İngiltere’de, hükümetin Dişbudak ağacı ölümleri konusunda yavaş ve etkisiz politikası tepki çekiyor. Kıta Avrupasından İngiltere’ye sıçrayan hastalık şimdiden yüz binden fazla ağacın sonunu getirdi.

(Yeşil Gazete, The Independent)

Yeni anayasa ve devlet şiddeti

Anayasasında, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” yazarken; düzenlenen her yürüyüşe kimyasal gazlarla, TOMA denen zırhlı araçlarla, yani silahlarla ve saldırıyla, müdahale edilen ve meclisinde yeni “demokratik ve sivil” anayasa tartışmaları yapılan başka bir ülke tarihte görülmüş müdür araştırmak lazım. Olan bitene bakınca, insanın “Neden yeni bir anayasa yapmaya çalışılıyor? Eskisi üzerinden gerçekleşen pratikler, uygulanmayınca maddelerin hiçbir anlam ifade etmediğini göstermiyor mu?” diye sorası geliyor. Türkiye gitgide kağıtta yazanın değil, ağızdan çıkanın uygulandığı bir ülke durumunu pekiştiriyor.

Tahmin etmek zor değil. Yeni anayasada da toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile ilgili çok “güzel” ifadeler olacak. Ve yine tahmin edebiliriz ki, hemen bir satır altında olabildiğince muğlak ifadelerle o hakkın nasıl engelleneceği gerekçelendirilecek (millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi gerekçeler mevcut anayasanın kısıtlama nedenleri) ve sonuç olarak iktidar partisinin lideri ne olmasını isterse, o olacak. Bunun da adına demokrasi diyeceğiz.

Demokrasimizin geldiği noktada, Türkiye’de, devlet tüm güçleriyle, hükümet gibi düşünmeyenlere şiddet uyguluyor artık. 29 Ekim’de kendi idealleri için toplananlara da, 30 Ekim’de kendi idealleri için toplananlara da… Bugün ve diğer günlerde de kendi idealleri için toplanacak olanlara karşı ilk önce gaz daha etkili olsun diye su sıkılacak, daha sonra kimyasal gaz atılacak ve en sonunda da fiziki şiddet devreye girecek. Buna maruz kalan kişiler, bir de ertesi gün gazeteleri açtıklarında hükümetten bir kişinin onları hangi terör yapısına uygun gördüğünü ve hangi “gizli odaklar” için çalıştıklarını okuyacaklar. Şiddet sadece fiziki düzeyde kalmayacak yani.

Çünkü, 2012’de artık Türkiye’de bir terör örgütüne, bir illegal fikre gönül vermeden hükümete karşı çıkmak mümkün değil! Bunun yolları kapandı. Adalet ve Kalkınma Partisi’ni desteklemiyorsanız, ya kendinize örgütlerden örgüt beğenin ya da siz uğraşmayın zaten hükümet ya da özel yetkili gazeteciler sizin için uygun bir örgütü çoktan bulmuşlardır. O kadar ki, uluslararası tenis karşılaşmalarına holiganların ama saf holiganların da değil terörist holiganların gittiği tek ülke Türkiye. Neden? Çünkü orada bakanlar protesto edildi. Hemen analizler yapıldı, reçete yazıldı. Ulus’ta sokağa çıkanlar Suriye bağlantılı, İstanbul’da sokağa çıkanlar PKK üzerinden tüm dış odaklarla bağlantılı, tenis maçına gidenler ise hepsiyle bağlantılı.

Gelinen noktada paranoyaya düşmüş ve bu paranoya sebebiyle sokakları olabildiğince devlet şiddeti ile doldurmuş bir hükümet tarafından yönetiliyoruz. Bir şeylerin ters gittiğinin farkındalar. Yönetememe, başarısız olma hali daha çok şiddet olarak yansıyor. Düşünün bazı illerde atılan gazların yoğunlu sebebiyle sinek görülmüyor artık. Rusya ile Mısır arasına sıkışmış bir düzeyde demokrasiyi yaşama halinin sonuçları bunlar.  Ortada bir şiddet var ve bu şiddet muhalif olan tüm yapılara yönelmiş olan devlet şiddeti. Kural, yasa hatta anayasa tanımayan bir devlet şiddeti. Fakat bunun sebebi artık başarısız olma ve kendi kendini yeme durumunun başlamış olmasından başka bir şey değil. Artık iş, despotluğun değil, özgürlüğün; kendine muhalif olanı ezmeye çalışmanın değil, onun da iktidar olma imkanı olduğunu bilmenin siyasetini yapmakta ve bunu insanlarla paylaşmakta. Yoksa tüm ülkede sinek kalmayacak.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/#!/Urbarli

Hrant Dink Vakfı’ndan Mardin’in tarihi konferansı

Önceki yıllarda Adana ve Diyarbakır ile çevrelerini ele alan toplantılar gerçekleştiren Hrant Dink Vakfı bu hafta sonu da ‘Mardin ve Çevresi Toplumsal ve Ekonomik Tarihi’ başlıklı bir konferans düzenleyecek.Bu konferansın da amacı 1838-1938 yılları arasında Anadolu’nun çok çeşitli din, dil ve kültürünü barındıran bölgelerinden olan Mardin ve çevresindeki illerde yaşanan toplumsal ve ekonomik değişimlerin ayrıntılı ele alınması ve bu konuda yapılan yeni çalışmaların akademik dünyaya duyurulması.

Mardin Tabipler Odası, Mardin Barosu, Mardin KAMER, Mardin Sinema Derneği, Turabdin Süryani Kültür ve Dayanışma Derneği’nin de destek verdiği konferans Mardin Erdoba Elegance Otel’de, 2-3 Kasım tarihleri arasında yapılacak. Konferans, Hrant Dink Vakfı’nın hrantdink.org adresli sitesi üzerinden canlı olarak yayımlanacak. Türkçe ve İngilizce olarak izlenebilecek toplantıda; 1838-1938 yılları arasında Mardin ve çevresindeki illerde yaşanan ekonomik ve toplumsal dönüşümler ele alınacak.

Konferansın programı şöyle:

‘Mardin ve Çevresi Toplumsal ve Ekonomik Tarihi’ Konferansı

2 Kasım Cuma

Kayıt ve Açılış: (10.30- 11.30)

Karşılama Konuşması:

Rakel Dink, Hrant Dink Vakfı

Açılış Konuşmaları:

Evgil Türker, Süryani Dernekler Federasyonu Başkanı

Cengiz Aktar, Hrant Dink Vakfı

Açılış Tebliği:

David Gaunt “Çatılardan Görünen- Mardin’de Herkes Çatılardan Ne Görebiliyordu-1915”

Yemek Arası  (12.00-13.00)

I – Mardin ve Çevresinin Genel Görünümü

Panel 1 (13.00-14.30)

Oturum Başkanı: Suavi Aydın

Cafer Sarıkaya

“1873 Viyana Evrensel Sergisi’nde Mardin ve Çevresinin Toplumsal ve Ekonomik Tarihine Bakmak”

Füsun Alioğlu

“Mardin’in Geleneksel Kent Dokusu”

Osman Köker

“20. Yüzyıl Başı Mardin Sancağında Kültürel Çeşitlilik”

Kahve Arası (14.30-15.00)

II- Bölgenin Etnik Çeşitliliği

Panel 2 (15.00-16.30)

Oturum Başkanı: Rober Koptaş

Ramazan Turgut

“Dom- Kayıp Kavim”

Mehmet Ali Aslan

“Turabdin Tarihinin Gizemi Mıhallemiler”

Ara Sarafian

“Toplumları Haritalama: Arisdages Dengants ve onun 1878 Siirt raporu”

Abdürrahim Özmen

“Hafiza ve Hayat: Turabdin Süryanileri Sözlü Tarihinden Örnekler”

3 Kasım Cumartesi

Bölgeye Müdahaleler, Milliyetçiliklerin Ortaya Çıkışı

Panel 3 (8.30-10.00)

Oturum Başkanı: İşaya Üşür

Elçin Macar

“Mardin’deki Amerikalı Protestan Misyonerler ve Kurumları”

Eden Naby

“Mardin’de Kadın Misyonerler, Süryaniler ve Ermeniler”

Michael Abdalla

“19. Yüzyıl Ortalarıyla Birinci Dünya Savaşı Sonrası Arasında Mardin ve Mardin Halkı: Misyonerler ve Şehrin Önceki Sakinleriyle İlişkileri”

Kahve Arası (10.00-10.30)

Panel 4 (10.30-12.00)

Oturum Başkanı: Elçin Macar

Suavi Aydın

“II. Abdülhamid ve II. Meşrutiyet Döneminde Turabdin’de Yerel İktidar Mücadelesi: Aşiretler ve Cemaatler”

Andrew Palmer

“1840- 1915 dolaylarında Süryani Köyü Maare’nin Kürt Köyü Marin’e Dönüşmesi”

Nineb Lamassu

Eski Süryanilerin Milli Uyanışı ve Etnik Kimliği”

Martin Tamcke

“Bağdat Demir Yoluna Giderken: Mardin’de Almanlar”

Öğle Yemeği (12.00- 13.00)

IV- Mardin’de Şiddet, Pogrom ve Soykırım

Panel 5 (13.00-15.00)

Oturum Başkanı: Ali Bayramoğlu

Naures Atto

“1918-1926 yıllarındaki Geçiş Döneminde Süryani Ortodoks Kilisesinin Önderliği ve Patrikhanenin Türkiye’den Taşınması”

Suphi Aksoy

“1843-1846 yıllarında Cizre Emiri Bedirhan Bey ve Hakkâri Beylerinden Nurullah Bey ile diğer Kürt Beylerin Doğu Süryanilerine (Nasturi) Yaptıkları Katliamlar”

Hilmar Kaiser

“Ezidi Şarkiyan Kabilesi ve Şehirli Elitler: İttihat ve Terakki’nin İlk Soykırımı”

Raymond Kevorkian

“Süryani ve Ermeniler: 1915’teki Ortak Yazgı”

Tuma Çelik

“Nasturilerin 1924’te Hakkâri’den Tehciri”

Kahve Arası (15.00-15.30)

V- Travma Sonrası Yaşam

Panel 6 (15.30-17.30)

Oturum Başkanı: Ayhan Aktar

Ayşe Gül Altınay

Mardin’de Torunlar: Müslümanlaştırılmış Ermenileri Hatırlamak

Ramazan Aras

“Ermeni Köklerine Dair Akıldan Çıkmayan Anılar:  1915 Sonrası Müslüman Ermeni Kimliğinin Oluşumu”

Ishkhan Chiftjian

“Ermeni ve Süryani Soykırımından Kurtulanların Tanıklıkları”

Aryo Makko

“Denizaşırı Sürgününden Hatıralar: 1900-1938 Süryani Muhacir Söylemlerinde Son Dönem Osmanlı İmparatorluğu ve Erken Dönem Türkiye Cumhuriyeti”

Lokman Sazan

“Derik’te Sözlü Tarih”

Kahve arası (17.30-18.00)

Genel Değerlendirme ve Tartışmalar (18.00- 19.00)

Oturum Başkanı: Cengiz Aktar

Değerlendirme: David Gaunt

(Agos)

 

Van Belediyesi Basınla İlişkiler Müdürü Adnan Bilen, “Açlık grevi sona erdi haberleri asılsız”

50. gününe gelinen Açlık Grevinin Van F Tipi Cezaevi’nde sona erip ermediği konusunda bilgi vermek üzere Van Belediyesi Basınla İlişkiler Müdürü Adnan Bilen, bu sabah Açık Radyo’da hafta içi her sabah yayınlanan Açık Gazete programına telefon ile bağlandı.

PKK ve PJAK’lı tutukluların Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması, ana dilde eğitim ve ana dilde savunma hakkı talepleri ile başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde 50. güne gelindi. Hükümet kanadında Sağlık Bakanının bayram öncesi yaptığı açıklamalar açlık grevinin sona ermesini bekleyenleri umutlandırmış olsa da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dün yaptığı açıklamalar tüm umutları bitme noktasına getirdi.

Dün yaşanan bir başka gelişme ise BDP’nin 30 Ekim tarihini, “Hayatın tüm alanlarında yaşamı durdurma” eylemi sırasında yaşandı. Van ve Diyarbakır’da tüm sivil hayatı durma noktasına getiren sivil itaatsizlik eylemi sırasında Anadolu Ajansından geçen, “102 tutuklu açlık grevini sona erdirdi” haberi üzerine başbakan Erdoğan  sosyal medya sitesi twitter üzerinden yayınladığı ancak kısa süre sonra kaldırılan mesajında bu haberin çifte bayram olduğunu belirtti.

Açlık Grevinin Van F Tipi Cezaevi’nde sona erip ermediği konusunda bilgi vermek üzere Van Belediyesi Basınla İlişkiler Müdürü Adnan Bilen, bu sabah Açık Radyo’da hafta içi her sabah yayınlanan Açık Gazete programına telefon ile bağlandı.

182’si Van’da olmak üzere 300 tutuklunun açlık grevini sona erdirdiği habrlerinin gerçekleri yansıtmadığını belirten Bilen, Grevi sona erdiren 182 kişinin tutuklu olmadığını, dışarıda bulunup eyleme destek vermek için bir haftalığına açlık grevi yaptıklarını ifade etti.

Tutukluların süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine devam ettiklerini belirten Van Belediyesi Basınla İlişkiler Müdürü Adnan Bilen, 182 kişinin ise süreli ve dönüşümlü açlık grevi yaptıklarını. Bir hafta sürecek açlık grevi eylemini de bu tarihin bitiminde sona erdirdiklerini açıkladı. Van F Tipi cezaevinde ve ülkedeki diğer cezaevlerindeki süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerinin ise 50. gününde devam etmekte olduğunu belirtti.

BDP’nin “Hayatın tüm alanlarında yaşamı durdurma” adı altında yaptığı sivil itaatsizlik eyleminin Van ayağını da aktaran Bilen, esnafların %100 oranında kepenk kapattığını, okullara hiçbir öğrencinin gitmediğini, sivil hayatın durma noktasına geldiğini belirterek 25bin kişinin de cezaevi önünde toplandığını söyledi.

(Yeşil Gazete)

 

 

McKibben, “Fırtınalara petrol şirketlerinin ismini vermeliyiz”

İklim aktivisti ve 350.org’un kurucularından Bill McKibben, New York Daily News’a yaptığı açıklamada fırtınalara petrol şirketlerinin isimlerini vermeyi önerdi. McKibben, Sandy fırtınasının küresel ısınma yüzünden meydana gelmediğini ama okyanus sıcaklıklarının normalin 5 derece üzerinde seyretmesinin fırtınayı bir “canavara” dönüştürdüğünü vurguladı. Ayrıca New York’taki deniz seviyesinin iklim değişikliği nedeniyle yaklaşık 30 santim yükselmiş olmasının da şehrin sel altında kalmasını kolaylaştırdığını belirtti.

McKibben, petrol şirletlerinin küresel ısınmayla mücadelenin önündeki en büyük engel olduğuna dikkat çekerek, “ismi Sandy olan birisinin kötü şakalarla karşı karşıya kalması yerine fırtınalara petrol şirketlerinin isimlerini vererek en azından töhmeti doğru yere yükleyelim” çağrısında bulundu. Bu şekilde spikerleri örneğin “Chevron 375.000 kişiyi evinden etti” derken izleriz, en azından eğlenceli olur” diye konuştu.

350.org şu anda yatırımcıların fosil yakıt şirketlerinin hisselerine yatırım yapmaması için bir kampanya yürütüyor.

(Yeşil Gazete, NYDaily News)