Ana Sayfa Blog Sayfa 4481

Mimarlığın kışla ile imtihanı – Korhan Gümüş

Diyelim ki bir mimar Taksim Gezisi’nin yerine 70 küsur yıl önce yıkılan kışlanın bir benzerinin yapılmasını istiyor. Hatta bununla da kalmıyor, İstanbul’da yol genişletme, imar, vesaire gibi nedenlerle ne kadar yıkılmış bina varsa, onların da yeniden inşa edilmesi için uğraşıyor. Onun bu isteğini dile getirmesine elbette ki kimsenin bir diyeceği olamaz. Bu kişinin bunu isteme, hayal etme hakkı olmalı. Bu fikrini hiç benimsemesek de bu önerisini özgür bir ortamda tartışmaya açılmasını destekleyebiliriz. Bu kişinin fikrini ifade etme özgürlüğünü sonuna kadar savunmamız gerekir.

Ancak bu mimar bunu yalnızca istemekle kalmıyor, başka bir şey yapıyor:

Bu yaptığını da “tarihe sahip çıkmak, ecdad eserlerini ihya etmek” gibi gerekçelerle yöneticilere, kurullara, kamuoyuna kabul ettiriyor. Bunu bir kamusal müdahaleye, iktidar uygulamasına dönüştürüyor. Bu yolla Büyükşehir Belediyesi’nden bir dolu iş alıyor. SİT alanlarında da inşaat denince onun adı akla geliyor. Çünkü biliyor ki ancak inşaatla özdeşleştirildiği, anonim bir bilgiyle örtüldüğü takdirde bu işleri böyle ihale yöntemiyle kolayca alabilir, “korumacı mimar” statüsünü kullanılarak mimarlığın deneyimleme alanını kapatabilir, kendisi için bir fırsata dönüştürebilir. Bu tür uygulamaları sorgusuz sualsiz, ancak otoriter bir işleyiş içinde yapabilir.

Sonra karşımıza çıkıp “kendi projesinin kazandığını” ve “en iyisini yapacağını” açıklıyor!

Kamusal bir alanda, bir mimar “yalnızca benim fikrim geçerlidir, başkası olamaz” diyorsa, burada bir sorun olmalı. Çünkü mimarlık eylemsel sonucu ne olursa olsun, mekan üzerine düşünsel bir deneyimleme alanıdır. Bu açıdan yıkım ve “ihya”nın da türdeş olduğu, aynı otoriter yaklaşım biçiminden beslendiği söylenebilir.

“İhya” uygulamaları da tıpkı Menderes yıkımları, Dalan yıkımları gibi otoriter bir işleyişin tezahürleri olarak karşımıza çıkıyor:

Taksim Gezisi’nin yerine kışla projesi tasarlayan mimar (Halil Onur) 28 Kasım’da Habertürk gazetesine verdiği röportajda “ihaleyi kendi projesinin kazandığını” açıklıyor.

Büyükşehir Belediyesi tarafından atanmış bir yönetici olan bu mimar, röportajı yapan Habertürk muhabiri Ezgi Evcil’e “yarışma yapılmasını teklif ettim ama Büyükşehir ihale usulünü tercih etti. Onlar önerdi, ihaleye girdim ve projem kazandı.” diyor.

Bir kere konuşmaya başlayınca arkası da geliyor. Konuştukça da kafalarımızdaki soru işaretleri azalacağına artıyor: Henüz ortaya çıkmamış olan bir fikir ürünü, bir proje bir ihaleyi nasıl kazanabilir? İhale ile kereste, beton, demir satın alınabilir. Bitmiş bir proje uygulanmak, inşa edilmek üzere ihale edilebilir. İhale kapalı uçlu bir süreçtir. Farklı proje alternatifleri, teklifleri içeren bir yöntem değildir. O zaman sormazlar mı, henüz daha ortaya çıkmamış bir proje bir ihaleyi nasıl kazanabilir?

Mimar kendinden emin: “Projesi kazanmış.”

Peki nasıl kazanmış? Bunu anlayamayanlar soruyor:

“Kazanan proje”yi kimlerden oluşan bir kurul değerlendirmiş? Diğer (kazanamayan) mimarlar kimlermiş? Hangi projeler, hangi alternatifler değerlendirilmiş?.. Madem mimar projesinin kazandığını iddia ediyor, bunlara da cevap vermeli. Öyle ya, madem İstanbul’un en önemli kamusal alanını yeniden biçimlendirecek bir projeden söz ediliyor, o zaman herkesin bu soruların cevabını bilmeye hakkı olmalı.

Röportajda bu soruların cevapları yer almıyor.

Yer almıyor, ama mimar kamuoyunu ferahlatıcı açıklamalar yapıyor. “En iyisini yapacağını” iddia ediyor: “Daha ne istiyorsunuz, ben en iyisini yapacağıma göre” diyerek bizim de “ha öyle mi, tamam” dememizi bekliyor.

Peki bu mimarın en iyisini yapacağından nasıl emin olacağız? Bu projenin en iyisi olduğuna nasıl karar verilmiş?

Bu çaptaki projeler için genellikle proje yarışması düzenir. Hadi bunun için zaman olmadı diyelim, mimarlar bu konuda deneyimli, hakem rolü oynayacak kişi veya kuruluşlar aracılığıyla seçilir. Ortaya konan proje alternatifleri açık bir şekilde tartışılır, geliştirilir. Ama bu durumda mimar “benim projem kazandı” diyemez. Olsa olsa “beni seçtiler” diyebilir.

Mimar da röportajda bu ihtiyacı hissetmiş olmalı. Projesi için sanki onayını almış gibi, Mimarlar Odası’nın da görüşünü aldığını söylüyor. Mimarların meslek kuruluşu acaba bu projeyi onaylıyor mu? Röportajda bu önemli bilgi de yer almıyor.

Ancak iş bununla da bitmiyor:

Mimarın açıklamalarından projenin kendisine hangi yöntemle verileceği konusunda yönetimle görüştüğü anlaşılıyor. Kendisi zaten şu anda Büyükşehir Belediyesi’nin bir çalışanı. Görevi itibarıyla proje ihalesini gerçekleştiren birimle teşriki mesai içinde. Ayrıca bu mimarın Büyükşehir Belediyesi’nden sayısız proje işi aldığı da biliniyor. Bu durumda söyledikleri kafalarda başka sorular uyandırıyor:

Acaba mimar yıkılan kışlanın yeniden inşasını kendisi mi teklif etmiş? Yöneticileri kendisi mi ikna etmiş?

Büyükşehir tarafından yapılan açıklamada “mimarın 22.11.2011 tarihinde işe başladığı” açıklanıyor. Öte yandan kışlanın yapımı ilk olarak 8 Temmuz 2011 tarihinde kamuoyuna tanıtılan 61. Hükümet programında yer alıyor.

Bu durumda “kazanan proje”mimar daha işe başlamadan tam dört ay önce açıklanmış olmuyor mu?

Böylece kafalar daha da çok karışıyor.

 

2012’nin en önemli 10 çevre olayı

Mongabay.com ‘da Jeremy Hance ve Rhett A. Butler imzasıyla yayınlanan “2012’nin En Önemli 10 Çevre Olayı” derlemesini, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Baturay Palas‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Aşağıda 2012 yılının en önemli çevre olayları kısaca anlatılmıştır. “Olaylar” belli bir sıralamada değildir.


Bilim insanları: Dönüşü olmayan bir noktaya geliyoruz

Nature dergisinde yayınlanan çalışmaya göre, iklim değişikliği, nüfus, tüketim ve ekolojik yıkım, Dünya’yı dönüşü olmayan bir noktaya sürüklüyor. Bu durum insanoğlunun daha önce hiç görmediği kadar ağır sonuçlara yol açabilir. Bilim insanlarına göre, eğer bir ekosistem yüzde 50-90 arası değişim yaşarsa, yok olma tehlikesiyle karşılaşabiliyor. Günümüzde, tahminlere göre, Dünya’nın karasal ekosisteminin yüzde 43’ü tarım alanı ve şehirlerin işgalinde. İnsan girmemiş alanlar ise kirlilik ve iklim değişikliği yüzünden etkileniyor. Araştırmacılar, bu geri dönülmez aşamaya gelmemek için ekosistemimizin yüzde 50’sinden fazlasının değişmesinin önlenmesi gerektiğini söylüyorlar. Ancak toplum bilinci sağlayıp nüfus artışını durdurmadıkça bu pek mümkün gözükmüyor. Biyolojik çeşitliliğin azalmasıyla gıda üretimi ve diğer ekosistem hizmetleri aksayacak, Dünya muhtemelen uç noktalarda sıcaklık rejimleri yaşayacak ve azalan doğal kaynaklar insanların çatışmasına yol açacak. Diğer bir deyişle, insan toplulukları birbiri ardına felaketlerle karşı karşıya kalacak. Ancak bunu tersine çevirmek gene bizim elimizde.

Kuzey kutup buzlarının erimesi tahminlerin ötesine geçiyor

Küresel ısınma dünya çapında büyük değişikliklere neden oluyor, ancak hiç biri kuzey kutbundaki erime kadar dramatik değil. Bu yıl, buz denizi şimdiye kadar kaydedilen en düşük seviyeye ulaştı: 3,4 milyon kilometrekare. Bu yeni kayıt, sadece 5 yıl önce kaydedilen eski rekoru kırarak en kötümser tahminlerin de ötesine geçti. Erimenin boyutu, bölgenin ısınmasının daha da artmasına sebep oluyor. Fakat erimenin etkileri sadece kuzey kutbuyla sınırlı kalmıyor. Kutuplardaki erime okyanuslardaki akıntıların yönünü değiştirerek meteorolojik olayların dengesizleşmesine yol açıyor. Bilim adamları Kuzey kutbundaki buzların birkaç on yıl içinde tamamen eriyeceğini tahmin ediyor. Böyle bir olay en azından 2,5 milyon yıldır hiç yaşanmadı.

Colorado Waldo kanyonunda çıkan yangının uydu görüntüsü

 

Sandy Kasırgası, iklim değişikliğini tekrar gündeme taşıyor

Karayipler’de yüzden fazla insanı öldürdükten sonra, Sandy Kasırgası ABD’nin doğu kıyılarını vurarak büyük hasara yol açtı. Fırtına 153 kişinin ölümüne neden olurken 80 milyar dolarlık kayıp yaşattı. Yükselen su seviyesi ve ısınan deniz suyu ile dengesizleşen hava durumu fırtına sezonlarının daha da artacağına işaret ediyor olabilir. Aslında, son çalışmalar iklim değişikliğinin genel kasırgaların sayısını artırmaktan çok kasırgaların şiddetini arttıracağını öngörüyor.

Yeni araştırmalar, kuraklık, sel ve sıcak hava dalgaları ile iklim değişikliği arasında bağ buldu

Mart ayında, Nature’da yayınlanan bir inceleme, ısınan dünya ile kuraklık, sel ve ısı dalgaları arasında “güçlü kanıtlar” buldu. Temmuz ayında, Amerikan Meteoroloji Derneği tarafından yayınlanan bir raporda da benzer bir sonuca ulaşıldı.

Rio +20 hüsranı

Rio +20 zirvesi ile ülkeler çevresel hedefleri ekonomik hedeflerle (örneğin, yoksulluğun ortadan kaldırılması gibi) birleştirerek, sürdürülebilirlik yolunda bir adım atmak amacındaydı. Ancak birçok çevreler tarafından yoğun eleştiriye maruz kaldı. Greenpeace, anlaşmanın ümitsiz olduğunu vurgularken, WWF zaman kaybına yol açtığı yorumunda bulundu. Eleştiri sadece dış gruplardan gelmedi, AB temsilcisi IDA Auken’den de “hoşnut olmadıkları” açıklaması yaptı. Rio +20 ile küresel çevre krizi, yoksulluğun önlenmesi, yeni bir ekonomik model sürecine geçiş gibi konularda ülkeler anlaşmaya varacaktı, onun yerine ülkeler zirveyi hiçbir anlaşmaya varamadan terk ettiler.

Tazminat talebi hakkı anlaşmaya eklendi

Doha’da yapılan iklim zirvesi, ülkelerin çoğunun isteksizliğinin bir tezahürü olduysa da, zirvede ülkelerin politikalarını yeniden gözden geçirmelerine sebep olacak sürpriz bir adım atıldı: tazminat hakkı. Bu önemsiz gibi gözükebilir şu an için, ancak gelecekte çok önemli sonuçlar doğuracak. Zirvede varılan anlaşmaya göre tehdit altındaki ülkeler maruz kaldıkları zararlar ve kayıplar yüzünden doğayı kirleten ülkelerden tazminat talep edebilecek. Ancak beklendiği üzere bu küçük değişiklik gelişmiş ülkelerin çoğunun hedefinde.

Gergedan ve fil avcılığı arttı

Çin ve Vietnam’daki orta direk gelirlilerin artışıyla paralel olarak artan gergedan boynuzu ve fildişi talebi, kaçak avcılığın artmasına sebep oldu. Fillerin kitle halindeki katliamları birçok ülkede, özellikle Çad ve Kamerun’da kaydedilmeye başlandı. Sumatra’da da fil ölümleri artarken, Güney Afrika gergedan ölümlerinde rekor düzeye ulaşıldığını açıkladı. Aynı zamanda Java Adası’nda yaşayan 38 gergedanın popülasyonunun korunduğu ve Nepal’de 2011’de tek bir gergedanın dahi öldürülmediği iletildi.

Arı nüfusunun azalmasında böcek ilaçlarının rolü olduğu kanıtlandı

Bir takım yeni araştırmalar gösteriyor ki, ortalıkta dolaşan arılara sıkılan böcek ilaçları anlık olarak onları yok etmese de, uzun vadede ölümcül bir şekilde arı kolonilerinin yok olmasına yol açabiliyor. Science dergisinde yayınlanan iki çalışmaya göre, ilk 1990’lı yıllarda kullanıma sunulan ve neonikotinoid olarak adlandırılan böcek ilaçlarının, kraliçe arıların ölümlerine yol açarak işçi arıların kovanlarını kaybetmesine yol açtığı belirlendi. Başka bir çalışma, arıları beslemek için kullanılan mısır şuruplarında bulunan eser miktardaki neonikotinoidlerin, bütün bir kovanın nüfusunu 6 ay içinde yok edebileceğini gösteriyor. Mısır şurubundaki neonikotinoid, mısır tarlalarında kullanılan böcek ilaçları yoluyla arılara ulaşıyor. Diğer başka çalışmalar da böcek ilaçlarının arılar üzerinde benzer etkilere sebep olduğunu gösterdi. Öte yandan Fransa bu sene bir böcek ilacı türünü yasakladı, diğer AB ülkelerinde de benzer çalışmalar yapılıyor. Böcek ilacı üreticileri ise arı ölümleriyle ürünlerinin arasındaki bağı inkar etmeye devam etseler de, yeni çalışmalardaki veriler kanıtları gittikçe güçlendiriyor. Asıl soru ise hükümetlerin bu konuda ne kadar çabuk önlem alacağı.

 

Amazon’lardan çelişkili mesajlar

Ekim ayında Brezilya, ülkedeki orman mülklerinin ne kadarının korunacağına ilişkin yasayı onaylayınca çevreci gruplar arasında büyük yankı uyandırdı. Brezilya hükümeti bu yasayla amazon havzası boyunca altyapı çalışmalarını arttırmak istiyor, bu ağaç katliamlarında önemli bir artışa sebep olabilir. Öte yandan, Belo Monte barajındaki çalışmalar mahkeme emriyle ertelendi. Belo Monte, dünyanın en büyük barajlarından biri olacak şekilde inşa ediliyordu. Proje ile, Xingu Nehri’nin sularının %80’in baraja verilecekti. Bu nehir Amazon bölgesini besleyen ırmağın önemli bir kolu ve on binlerce hektarlık ormanı besliyor. Bu gelişmeler endişeleri arttırsa da, Brezilya Aralık ayında Amazon’daki yıllık ağaç kaybı miktarının bu sene en düşük orana gerilediğini bildirdi. Bu miktar, 2003-2004 dönemindeki ağaç kaybı miktarının %80’inden daha az.

Chut Wutty ve Pray Lang temsilciler, Kasım 2011. Fotoğraf: Fran Lambrick

 

Aktivist Chut Wutty Kamboçya’da öldürüldü

Dünyada en çok orman kaybı yaşanan ülkelerden biri olan Kamboçya, halihazırda çevreyle arası en kötü ülkelerden biri. Ancak işler 2012 yılında çevrecilerin öldürülmesiyle daha da kötü bir hal aldı. Nisan ayında, orman aktivisti Chut Wutty yasadışı bir ağaç kesim bölgesinde jandarma tarafından vurularak öldürüldü. Onun şaibeli ölümünü, yasadışı ağaç kesimlerini gazetesinde yayınlayan Hang Serei Oudom’un arabasında öldürülmüş olarak bulunması izledi.

Kongo’da vahşet

Morgan ismiyle de tanınan azılı haydut Paul Sadala önderliğindeki bir grup 24 Haziran sabahı Okapi Doğal Yaşam Alanı’nı bastı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bulunan parkı ateşe vererek binalara ve ekipmanlara zarar veren haydutlar 2 orman korucusunu ve 4 başka kişiyi öldürürken 13 okapiyi de telef ettiler. Saldırıların doğal yaşam parkındaki yasadışı fil avcılığı ve altın aramalarıyla mücadele sebebiyle yapıldığı düşünülüyor. Henüz yeni iç savaştan çıkmış açlık ve sefaletle mücadele eden Demokratik Kongo Cumhuriyeti, çeşitli yağmur ormanlarına, fillere ve dağ gorillerine ev sahipliği yapıyor. Morgan ve çetesi tarafından yapılan saldırı, aynı zamanda dünyada artış gösteren kaçak avcılığın organize olarak doğal yaşam savunucularına yönelen şiddetini gözler önüne seriyor.

 

Gurur duyduklarımız…


Avustralya, dünyanın en büyük deniz koruma alanlarının oluştururuyor

Rio +20 Zirvesi’nden çıkan bir sonuç da, Avustralya’nın dünyanın en geniş deniz koruma bölgesini oluşturacağını açıklamasıydı. Duyuruda korunan bölge sayısının 27’den 60’a çıkarılacağı söyleniyor, böylece ülke denizlerinin neredeyse %4o’ı koruma altına alınmış olacak. Yeni korunan deniz alanlarında balıkçılık, petrol ve gaz aramaları sıkı regülasyonlarla kısıtlanacak. Deniz bilimciler aşırı avlanma, kirlilik ve okyanusların asidifikasyonu neticesinde deniz yaşamının gün geçtikçe daha çok tehlikeye girdiğini söylüyorlar.

Soyu tükenen kurbağa tekrar ekosisteme kazandırıldı

Tanzanya’da 1996’da keşfedildikten sonra soyu tükenen bir tür kurbağa, oluşturulan yapay ekosistem içinde üretilerek doğaya yeniden kazandırıldı. Kinashi karakurbağası ismindeki canlı bulunduktan yalnızca 13 sene sonra soyu tükenmişti. Bir baraj inşaatı, kurbağanın yaşadığı Kinashi Irmağı’nın yönünü değiştirerek yaşam alanının kurumasına sebep olmuştu. Ancak başarılı bir çalışmayla kurbağa soyu tamamen yok olmaktan son anda kurtuldu. Bu yılın Ekim ayında, ürettikleri kurbağalardı ilk sefer doğaya saldılar.

Avustralya ve Meksika’da iklim yasaları

Bu yaz Avustralya, ülkedeki en büyük 300 çevre kirleticiyi hedef alan vergi yasasını geçirdi. Vergi sekiz yıl içinde 159 milyon metrik ton karbon azaltmaya yönelik, her metrik ton için 24$ olarak belirlendi. Vergiyle toplanacak para, gelir vergisini düşürmek ve refahı arttırmak için kullanılacak. Ancak yasaya muhalefette bulunan merkez sağcılar şiddetle karşı çıkıyor ve eğer güç kazanırlarsa yasayı geri çekeceklerini belirtiyorlar. Bu arada, Meksika’da oldukça önemli bir iklim mevzuatı yürürlüğe kondu. Mevzuata göre karbon salımının 2020’ye kadar yüzde 30 azaltılarak 2000’ler seviyesine düşürülmesi öngörülüyor. Ancak, yeni cumhurbaşkanı Enrique Peña Nieto, seçim ile, bu yasanın uygulanmasına engel olabilir. Nieto, 11. büyük karbon salıcısı olan Meksika’nın, petrol ve gaz üretimini artırmak için söz verdi.

 

Baraj protestoları

Brezilya ve Sarawak’da yerli protestocular tartışmalı yağmur ormanı baraj projelerine karşı ayaklandılar. Belo Monte alanında bir grup protestocu hendek kazarak, inşa edilen barajın Xingu Nehri’nin bir kısmını kurutacak olmasını protesto etti. Baraj, Amazon’un en önemli kollarından biri olan Xingu nehrinin akışını değiştirerek yağmur ormanlarını tahrip edecek, on binlerce insanı yerinden edecek ve balık göçlerini engelleyecek.

Endonezya hükümeti, tartışmalı palm yağı ekimini yasakladı

Çevreciler ve yerel toplulukların uzun süren kampanyasından sonra, Endonezya hükümeti Sumatra adasındaki palm yağı üretimini incelemeye aldı. Yetkililer, PT Kallista Alam ismindeki şirketin ruhsatını usulsüzlükler sebebiyle iptal etti. Endonezya’da palm yağı ekimine yer açmak için ormanlar yok ediliyor.

Avustralya yasadışı kereste ithalatını yasakladı

Kasım ayında Avustralya, yasadışı yollarla kesilmiş kerestelerin ithalatını kısıtlayan yasayı yürürlüğe soktu. Yeni yasa illegal yollarla kesilmiş kütüklerin ithalatı halinde işletmeleri suçlu duruma düşürecek. Avustralya hükümeti, ülkede her yıl 400 milyon dolar değerinde yasadışı kereste satıldığını tahmin ediyor.

 

Yeşil Gazete için çeviren: Baturay Palas

(Mongabay, Yeşil Gazete)

2. Kuirfest Ankara’da

2013 Yılının ilk festivali geliyor.

Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans (LGBT) Dayanışma Derneği’nin düzenlediği 2. KuirFest 17-24 Ocak 2013 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek. Festivallerden ödüllü LGBT temalı filmleri, kuir teoriyi masaya yatıracak etkinlikleri ve drag şovlara sahne olacak partileriyle KuirFest, soğuk Ankara kışına gökkuşağını yerleştirecek.

LGBT hakları mücadelesine sanat aracılığıyla ifade alanları yaratmayı amaçlayan festival, Türkiye ve dünya sinemasından LGBT temalı filmlerin yanı sıra, kuir teoriyi tartışmaya açacak paneller ve sıradışı partileriyle geliyor.

Gösterimlerin Kızılay Büyülü Fener Sineması ve Goethe Enstitüsü’nde yapılacağı KuirFest’te bilet fiyatları öğrenci 7 TL, tam 10 TL. Biletler 7 Ocak’tan itibaren Büyülü Fener Sineması gişelerinde satışa sunulacak.

Festival programı ve ayrıntılı bilgiye 4 Ocak’tan itibaren festivalin kendi sitesinden ulaşabilirsiniz.

Yeşil Gazete ekibinden 2012 değerlendirmeleri

2012 bitmek üzere. Her gazetenin yıl sonunda geçmiş yıl değerlendirmesi yapması adettendir. Biz de her yıl başka bir yolla biten yıl değerlendirmesi yapmaya çalışıyoruz. Bu yıl şöyle oldu: 9 soru hazırladık ve Yeşil Gazete yazı işleri ekibinden cevap istedik. Tembellik hakkını kullanan arkadaşlarımız da oldu, gelen cevaplar da. Artık, olduğu kadar… Yıl bitmeden gelen yeni cevaplar olursa onları da yayınlayacağız.

Sorularımız şunlardı:

1- Dünyada 2012’nin en önemli olayı neydi?
2- Türkiye’de 2012’nin en önemli olayı neydi?
3- 2012’de dünyada yılın kişisi kimdir?
4- 2012’de Türkiye’de yılın kişisi kimdir?
5- 2012’de yılın eylemi neydi?
6- 2012’de aklınızda en çok yer eden yazı veya kitap nedir?
7- 2012’de aklınızda en çok yer eden film nedir?
8- 2012’nin en önemli grubu veya ekibi veya kolektifi veya organizasyonu neydi?
9- 2012 için tercih ettiğiniz bir “en” bulunuz!

Tabii kendi sorusunu yaratanlar da oldu aramızdan… İşte Yeşil Gazete yazı işleri ekibinin 2012 değerlendirmeleri:

***

Durukan Dudu

 

Dünyada 2012’nin en önemli olayı

21 Aralık’ta modern denen sıkıcılık ve cendereden kurtulup yeni bir çağa girmiş olmamız. Ciddiyim nan, 21 Aralık’ta bi’ şeyler oldu, bi’ şeyler başladı, hissediyorum……

Türkiye’de 2012’nin en önemli olayı

Bizim nihayetinde köye yerleşmemiz. Bunu yazarken amacımıza ulaşıp “kırsala göçüp” şenlikli ve şahane bi’ hayat yaşamak isteyen kentli ve özellikle genç insanlar için düşündüğümüz modeli uygulamaya koyabileceğimizi ve bunun hakikaten işe yarayacağını varsayıyorum. Zira bunlar olursa hakikaten, güzel günler görürüz çocuklar. (Nasıl yani diyenler için – Ed.)

2012’de dünyada yılın kişisi

Ben bu tür sorulara ilke gereği cevap vermiyorum, egosantrizmi destekliyor sanki. Bi’ gün “Ben!” diyecek duruma gelirsem bu ilkemden vazgeçerim. İlla bi’ cevap istiyorsan ama, şöyle diyelim madem: Hayallerinin saçma, anlamsız, namümkün, geleceksiz, tehlikeli, garantisiz olduğunu söyleyen herkese şöyle bi’ güzel gülümseyip yine de yoluna koyulan barış kafalılar, gözlerine baktın mı ruhunu dinlendirenler. Selam olsun hepsine.

2012’de Türkiye’de yılın kişisi

Ben bu tür sorulara ilke gereği cevap vermiyorum, egosantrizmi destekliyor sanki. Bi’ gün “Ben!” diyecek duruma gelirs…

2012’de yılın eylemi

Keystone XL’e karşı verilen sivil itaatsizlik mücadelesi, ormanda iş makinalarının önüne geçmelere varan eko-koruculuk.

2012’de aklınızda en çok yer eden yazı veya kitap

Bu sene çok kitap okuyamadım ='( Ve ama daha fazlasını da okumuş olsaydım, yine de Umberto Eco – Foucault Sarkacı derdim sanırım.

2012’de aklınızda en çok yer eden film

2009 filmi aslında ama bu sene izledim. Gece yatarken falan düşündüğüm bi’ hayat-memat meselesini şahane anlattı, sağlam ağlattı: Jaco Van Dormael’den Mr. Nobody

2012’nin en önemli grubu veya ekibi veya kolektifi veya organizasyonu

Savory Enstitüsü. Dünyanın en yaygın kara ekosistemlerinden biri olan meralar için sadece sürdürülebilir değil, aynı zamanda onarıcı da bir yöntem oluşturan Allan Savory ve ekibi, aynı zamanda hegemonik tarım sistemine de temelinden, sağlam ve takip edilebilir bi’ başkaldırıda bulunuyorlar. Üstelik mesele iklm değişikliğiyle de doğrudan ilgili: Bu yöntem Savory Enstitüsü’nün planladığı gibi 1 milyar hektar merada uygulanırsa, hayvan-insan işbirliği, dünyanın kısa zamanda gerçekleşen en büyük karbon depolama işbirliğini gerçekleştirmiş olacak gibi görünüyor. Bonus: Yöntem yerel bilgiye dayanıyor, küçük üreticiyi ve kırsal yapıyı destekliyor, teknolojinin sınırlı mucizelerinden değil doğanın müthiş döngülerinden alıyor temelini.

Tercih ettiğiniz “en”

Yılın en iyi iyi amatör/indie müzik canlı performansı (2011 Aralık sonu aslında ama 2012 sayılır-  Hem ben 2012’de izledim!)

***

Devin Bahçeci

 

Dünyada 2012’nin en önemli olayı

Bence Sandy Kasırgasıydı. Doğu ABD, Güney Kanada ve tüm Karayip ülkelerini etkileyen kasırga; çok da can aldı, insanları evsiz bıraktı. Bu kasırga başta olmak üzere, seller, kuraklıklar filan derken ne yazık ki iklim değişikliği ile mücadele konusunda son durağı geçmiş olduğumuzu da görmeye başladık.

Türkiye’de 2012’nin en önemli olayı

İki olay arasında gidip geliyorum. Biri ODTÜ olayları ve ODTÜlülerin tepkisi. Hepimiz bir şekilde direniyoruz ancak, bir çok farklı politik görüşe sahip ODTÜlü hocaların ve rektörün RTE denilen yel değirmenine kafa tutması önemliydi. ODTÜ olayları biraz da 68 Sorbonne’unu andırdı bana (duygusal tepki). Fransa’da De Gaulle de RTE’ye benzer aşırı kalkınmacı, hak ve özgürlükleri sınırlandıran bir liderdi; Sorbonne’nun ayaklanması sadece De Gaulle’ün sonu olmadı aynı zamanda tüm dünyayı dönüştüren bir harekete dönüştü. Darısı başımıza!

İkincisi de Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi derim ben. Eksiği gediği ile öğrenen, çabalayan bir hareket. Güzel günler olur mu bilmem ama mutlu etti beni.

2012’de dünyada yılın kişisi

Öyle bir kişi filan demek yalan ama kişileri olarak Yunan eylemciler ve Occupy hareketi (gerçi 2011de başladı Occupy ama). Bence önemli güzel insanlar bu insanlar.

2012’de Türkiye’de yılın kişisi

Bence RTE yılın kişisidir. Olumsayarak değil ama olumsuzlayarak. Yaptığı açıklamalar ile nefreti; şiddeti körükledi, her gelene kabadayılık yaptı. Otoriterliğine otoriterlik kattı. Hayatımızı zindan ediyor arkadaş. Başkanlık derdine herşeyi göze alıyor, dünya umrunda değil.

2012’de yılın eylemi

Gerzeliler… Gerze direnişi… Yaratıcılıkları ile eylemlilikleri ile duruşları ile bana ilham kaynağı oldular.

2012’de aklınızda en çok yer eden yazı veya kitap

70lerde yazılmış bir kitap. Yeniden keşfettim daha iyi anladım bu sene tekrar okuyunca. David Harvey – Social Justice and the City… Türkçesi de var.

2012’de aklınızda en çok yer eden film

Hobbit… Tolkien bana okumayı sevdiren adam. Bence kitaplarında ekopolitik felsefeye giriş yapıyor. Tom Bombadil’i gördüm Hobbit filminde mutlu mesut oldum. Geri döndüm orta okula.

Bir de Ekümenopolis.

2012 yılının iyi dizisi

İşler Güçler… Murat Çemcir, Ahmet Kural ve Sadi Celil Cengiz, Selçuk Aydemir yönetiminde çok güldürdüler beni. Her bölümde çok güldüm; çok eğlendim. Mutlu ettiler beni. Sığ, insanları ötekileştirerek yapılan komedilere cevap verdiler. Kendileri ile iyice acımasızlaşan dizi sektörü ile dalga geçtiler. Ayna oldular bir nevi. Güzel hoş insanlar bu insanlar.

2012 yılının en kötü dizisi

Revolution. Abi, elektrik giderse anarşi gelir. İnsan evladı şiddetle oraya buraya saldırır üzerinden şiddetseverlik yapması bir yana. Ya diyorum, elektrik gitmiş tamam da 15 yılda insan evladı yüzyıllarca kullandığı mekanik tekniklerde 15 yıl hiçbir gelişme göstermeden takılır mı ki ya!

Aptal diyor dizi bize. Değiliz biz aptal maptal :P

***

Mahir Ilgaz

 

Dünyada 2012’nin en önemli olayı

Kraliçe’nin elmas jübilesi. Değil tabii ki. Ama bir tarafa uluslararası medyanın bu ve bunun gibi olaylara gösterdiği ilgiyi öbür tarafa ise yaşam biçimimizi, hadi biçimini geçtim, yaşamımızı temelden değiştirecek gelişmelere gösterilen ilgiyi koyunca insan ister istemez kendi kendiyle tartışma noktasına geliyor. Belki de yanlış düşünen ben ve benim kafamdakiler. Sandy kasırgasının, Bopa tufanının, ortalamadan daha soğuk bir ay geçirdiğimiz en son senenin 27 yıl önce olmasının, ve bunun gibi iklim olaylarının gangnam style videosunun 1 milyar kez tıklanması kadar önemi olmayabilir gerçekten. Neyse. Yeni yıl öncesi gamlı baykuşluk yapmayalım. Bence 2012’nin en önemli olayı iklim değişikliğinin kendisini artık ötelenemez ve görmezden gelinemez şekilde hissettirmesiydi. Bir şeyleri değiştirmek için hala umut var.

Türkiye’de 2012’nin en önemli olayı

2012’de aramızdan ayrılan müteveffa tarihçi Eric Hobsbawm yüzyılları kısa ve uzun olarak değerlendirirdi. Aslında belki aynı uygulamayı yıllar için de yapmak mümkün ve faydalı olabilir. Türkiye’de 2012’nin en önemli olayı Uludere olayıydı. 28 Aralık 2011’de gerçekleşti ama herşeyiyle 2012’ye ait oldu. Siyasi kültürümüz halının altına süpürmeye meyilli ne de olsa.

2012’de dünyada yılın kişisi

“En sevdiğin beş parçayı/filmi/kitabı/vb. söyle” demeye benziyor bu. Benim en sevdiğim beş şarkı listemde yüzlerce parça var. Aklıma bir çok isim geliyor ve bunların büyük kısmı “ağırlık” olarak daha önde yer alır ama ben Lionel Messi demeyi tercih ediyorum. Egosantrik olmayan, alçakgönüllü bir takım oyuncusunun da yıldız olabileceğini gösterdiği için.

2012’de Türkiye’de yılın kişisi

RTE. Bir önceki soruya verdiğim cevapla pek benzeşmeyen gerekçelerle.

2012’de yılın eylemi

Burada bağlam Türkiye mi dünya mı? İkisine de cevap vereyim, zaten birbirine yakın cevaplar. Türkiye’de Gerze’de, İğneada’da, Amasra’da başka yerlerde termik santral karşıtı eylemler. Doğrudan yaşam alanını savunan ve doğrudan çevresel adalet kavramıyla bağlantılı eylemlerdi. Umarım hız kaybetmeden devam ederler. Dünyada ise özellikle ABD’de hızla devam eden “divestment” kampanyasını epey başarılı buluyorum. Greenpeace’in “detox” kampanyası da ses getirdi ve hedefindeki şirketleri değişiklik yapmaya zorladı.

2012’de aklınızda en çok yer eden yazı veya kitap

Makale olarak Bill McKibben’ın “Küresel Isınmanın Dehşetengiz Yeni Aritmetiği”. Gerçekten ufuk açan bir yazıydı. Yeşil Gazete’de de yayınlamıştık.

Kitap olarak Steven Pinker – The Better Angels of Our Nature. Sinirimden yumruğumu ısırarak okudum. Şiddetin insanlık tarihi boyunca nasıl azaldığını ispata çalışıyor. Sinirlenmek için epey sebep var ama bence en önemlisi bireyler arasındaki şiddeti sistemik şiddet ile eş tutması. Avrupa kıtasında veya Amerika’da cinayet oranları tarih boyunca azalmış olabilir (iki büyük dünya savaşı dahi şiddet sonucu ölüm olaylarını Pinker’ın verdiği tarih öncesi rakamlara yaklaştıramıyor) ama bu modern sistemler çöktüğünde ortaya çıkan felaket fena oluyor. İnuit’ler arasındaki bireysel şiddete de pek benzemiyor hani. Olay sadece katil ve kurbanı arasında olmaktan çıkıyor. Tüm toplumların suça ortak olduğu bir noktaya geliyoruz. Kuru istatistiklere bakıp şiddet azaldı demek o kadar da kolay değil. Neyse gördüğünüz gibi kitap aklımda yer etmiş.

Bir üçüncüsü, eğer böyle bir hakkım varsa, Sean Wilentz’in Bob Dylan in America adlı kitabı. Sadece Dylan sevenler için değil müzik tarihi okumayı sevenler için de eğlenceli.

2012’de aklınızda en çok yer eden film

Moon. Sanıyorum 2009 yapımı bir film ama benim aklımda en çok yer eden film oldu çünkü geçenlerde izledim. Bowie’lerde iş var. Cennetteki Çöplük ve Ekümenopolis de yine tırnak yiye yiye, sinir harbi içinde izlediğim filmlerdi.

2012’nin en önemli grubu veya ekibi veya kolektifi veya organizasyonu

Bu soruya ne kadar tarafsız cevap verebilirim emin değilim. O nedenle geçeyim.

Tercih ettiğiniz “en”

En iyi albüm: Fiona Apple – Idler Wheel Fiona ablamız Ramazan davulu çalsa dinleriz ama bu albüm gerçekten güzel. Mansiyon: MacDeMarco -2: “Fraking out the Neighborhood” parçası için bile dinlemeye değer.

En iyi dizi: Treme. Hem dizi hem konser. Daha ne?

***

Alper Tolga Akkuş

 

Dünyada 2012’nin en önemli olayı

Ben kafamda 100 sene öncesi ile dün öğlen öncesini bir arada taşıma alışkanlığında olduğumdan, “2012’nin” denince duraladım bi. Düşündüm (hatta “yorum”)…”Dünyada” denmiş. Nasıl “Uzayda hayat var mdır?” sorusunda “Dünya hariç” alt parentezi bulunmakta ise, bu soruda da “Türkiye” hariç parantezi var. 2012 ile Türkiye hariç Dünya’yı tarayalım önce bi zihnimizde… Buldum. “New York”.

Daha da açar isem. Dünyanın başkentinin, ABD’nin biriciğinin düştüğü aciz hal. Elektriksiz sokaklar. Karanlıkta kaynak -bile- yap(ama)yan adamlar (Attila İlhan abime saygılar).  “İklim Değişikliği yoktur” dersem dillerim lal olur düşüncesinin sırf newyorkerlara değil tüm yeryüzü sakinlerine sirayet etmesi…

Türkiye’de 2012’nin en önemli olayı

Galatasaray’ın Fenerbahçe’nin stadı Şükrü Saraçoğlu’nda (gene bir zifir karanlıkta) 2011 – 2012 Süper Lig Şampiyonluk kupasını kaldırması. Şike yapmasına rağmen kollanan bir büyüğün kendi evinde naçar kalması… Cezasızlık kültürü ülkenin tüm sinir hücrelerine sirayet etmiş iken hakkın, batıla karşı galebe çalması…

2012’de dünyada yılın kişisi

“Yılın kişisi” denince neden hemen akla yönetici sınıf gelir ve neden bu soruda aslında yönetici sınıfın kastedildiği düşünülür ki? Bu soruyu kendi kendime sorar ve aklımdan da “Türkiye hariç” dünyadan yönetenlerin simalarını geçirir iken birden aklıma -neden bilmem- Metin Erksan usta geldi.

“Türkiye hariç” Dünya ve Yılın kişisi önkoşulu vsr itirazları içimde yükselmişken aklıma gelene boşvermişlik de edemedim. Metin Erksan diyorum. Yaşamı ile. Ölümü ile. Anlaşılmazlığı ile. Esrarengizliği ile. Cevabı bulmuş ve bu cevabı paylaşmaya da çalışmış amma velakin biz “münafıklar” anlamamayı geçtim, yüzgeri etmişiz mahcupluğu ile Metin Erksan diyorum hem de… 2012’de Yeşil Gazete olarak Metin Erksan dosyası yaptığımızı da mutlulukla anımsadım, aynı duygu ile de anımsatmak isterim.

2012’de Türkiye’de yılın kişisi

Düşünürken, olumlu işler yapanların değil de yaptıkları iş her ne ise, o işi yüzüne gözüne bulaştıranların aklıma geldiğini farkettim. AKP aymazları ile Futbol düzenbazlarının yani… Hemen peşine yılın en kötü filmlerinin seçildiği “Altın Ahududu Ödül Töreni” seçkisi yapıp içlerinden birine tacı takmam gerektiğini farkettim.

Yıldırım Demirören diyorum.

Başkanı olduğu kulübü iflasın eşiğine getirip şike yaptığı -yargı kararı ile- kesinleşmiş bir kulübü kurtarma saiki ile futbol federasyonu başkanlığı makamına oturan, “yargıda pişer bize de düşer” mantığı ile “kuvvetler ayrılığı ayağımı bağlıyor” lafını yumurtlayan ağa babası RTE’nin izinden giderek başka bir dünyanın kurallarını uygulayarak “kuralsızlığı” yasa haline getiren Mordor’un Türkiye temsilcisi Demirören zannımca bu şan ile şerefin tartışmasız sahibi.Uçuk içişleri bakanı ile kaçık bu ülke başbakanı neden değil diye ben de kendime sormaktayım şu anda ama madem ki bu liste keyf-e keder, o halde bu suali sormanın da bi ehemmiyeti yok 

2012’de yılın eylemi

Yeşil Gazete vasıtası ile öğrendiğim İspanyol çobanların eylemi hem yaratıcılığı hem de odak noktayı tutturmadaki isabeti ile gönlümün birinciliğini hakederek kaptı.

Okuyun, izleyin

2012’de aklınızda en çok yer eden yazı veya kitap

“İnce Memed”i okuyorum yıllar (belki onyıllar) sonra yeniden. Hem Yaşar Kemal ustanın yarattığı ölümsüz karakterlerin yaş ilerledikçe insanın içine daha bir işlediğinin hem de “İnce Memed”de ele alınan meselenin durduğu yerde tüm haşmeti ile durduğunun ayırdına varıyorum. 2. ciltte kafasındaki soru ile savaşır tüm kitap boyunca Memed.

“Ben Abdi ağayı alt ettiğimde yerine ondan bin beter bir Hamza ağa çıkagelecek ise uğraşmanın ne faydası var?” Herkese bunu sorar, hep bunun cevabını bulmaya çalışır. Bir türlü işin içinden çıkamaz.

Beckett ustayı ve onun şu kelamını bilse belki daha rahat ederdi.

“Try and Fail
Try again,  Fail again
Fail better”yani 

“Denedin yenildin
Bir daha dene, bir daha yenil
Daha iyi yenil”

2012’de aklınızda en çok yer eden film

Yeni hayatımda (2011’in son dönemecinde emekli oldum) içimde ukde kalmış bir hayalimi de hayata geçirdim.
2012 yılında peşpeşe, önde kendi memleketim Adana’da Altın Koza, ardına da Antalya’da Altın Portakal Film Festivallerini yerinde seyrettim.

Adana’da Real Alışveriş Merkezi’nin içinde yeralan Cinemaximum sinemasında tüm film erkanı eşliğinde (filmin Türkiye galasında yani) izlediğim Pelin Esmer’in ikinci filmi, “Gözetleme Kulesi”ni bu sorunun yanıtı olarak tek geçerim. Türkiye ve Dünyadan soyutlanmış bir coğrafyada, insandan soyutlanmış iki kişi üzerinden hem dünyayı hem Türkiye’yi hem de insanı anlatmış bizlere Pelin Esmer. Film biter bitmez içimde yer eden, “ben bu filmi hemen yazmalıyım” hissiyatı ise halen hayata geçebilmiş değil. Filmden bir replikle yanıtlanabilir aslında benim filmi yazma isteğim ile yazamama gerçekliğim. “Dipsizgöl… normal…”

2012’nin en önemli grubu veya ekibi veya kolektifi veya organizasyonu

“İndignados” diyesim var ama o 2011in sonuna denk gelmişti diye anımsıyorum. 2012’yi de etkiledi ama Tahrir Gençliği, Yunanistan, İspanya’ya etkileri, Occupy hareketi, 350.org… hep bir değişimin bir dönüşümün ayak seslerini getiriyor bize.

Tercih ettiğiniz “en”

Tercih ettiğiniz “en” denince aklıma Lise matematik hocam İslam Dikmenli geldi. Derste konuşanları sözlüye kaldırıp soracağı bilinmesi güç sorudan sonra “zet küpün karesini” verip oturtmakla tehdit ederdi. “en” ön eki de bana hep matematikteki “n üstü bilmem ne kare” bağıntısını anımsatır.

***

Gülden Akyol

 

Dünyada 2012’nin en önemli olayı

Savaşlar, savaşlar, hep savaşlar…

Türkiye’de 2012’nin en önemli olayı

Türkiye – Suriye gerginliği

2012’de dünyada yılın kişisi

Başkalarına olduğu kadar kendine de eleştirel bakabilen herkes.

2012’de Türkiye’de yılın kişisi kimdir?

Liderinin ne söylediğini dinlemeden her söylediğini alkışlayan “taraftar” ruhlu seçmen.

2012’de yılın eylemi

ODTÜ’de yaşanan son öğrenci eylemleri

2012’de aklınızda en çok yer eden yazı veya kitap

Orhan Pamuk’un “Saf ve Düşünceli Romancı” başlıklı kitabı

2012’de aklınızda en çok yer eden film

“Bir Zamanlar Anadolu’da”

2012′ önemli grubu veya ekibi veya kolektifi veya organizasyonu

2. Alternatif Medya Şenliği‘nin düzenlenmesinde görev alan ekip

Tercih ettiğiniz “en”

Hala başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanmak!

***

Ümit Şahin


Dünyada 2012’nin en önemli olayı

Dünyada yaşayan insanların ezici çoğunluğunun iklim değişikliğini kabul etmekten, iklim değişikliğine karşı mücadele etmekten ve geleceği için bugünkü yaşamını değiştirmekten aciz olduğunun ortaya çıkması. Şimdi diyeceksiniz ki, sistem… Evet, tabii. İnsanlar değil, sistem… Peki ya o sisteme karşı mücadele ettiğini söyleyenler bile…, onlar ne olacak? Sisteme karşı olanlarımız da dahil olmak üzere ne klimalardan, ne otomobillerden, ne uzak “cennetlerdeki” tatillerden, ne de modern yaşamın ve tüketimin hazzından vazgeçmeye niyetimiz var. Çünkü başkalarının evleri başına yıkılıyor, başkaları sel sularına kapılıyor, kuşların, böceklerin, kurbağaların, arıların, otların soyu tükeniyor… Çünkü bizim yaşayacağımız bir dünya hala var, çocuklarımız da baksınlar başlarının çaresine… Biz mi dedik onlara doğsunlar diye… Kıyametin ise ancak bir gün içinde koparsa bir kıymeti var… Neticede ne Sandy, ne seller… Dünyada bu yılın (da) en önemli olayı budur bence.

Türkiye’de 2012’nin en önemli olayı

12.12.2012’de aralarında Çoruh vadisini yok eden barajlar, HES’ler de olan, ortak özellikleri yeryüzünün canına okumak olan 112 tesisin marifetmiş gibi açılmasına karşı neredeyse kimsenin çıkıp da gık dememesi. Aynı şekilde üçüncü köprüyü, üçüncü havaalanını, Akkuyu nükleer santralini, 50 tane termik santralı pek hoş pek güzel, ya da adaaam sen de diye seyredebilmemiz. Olay budur!

2012’de dünyada yılın kişisi

Aklıma hep bu sene aramızdan ayrılanlar geliyor. Bu yıl onları hatırlama sebebimiz tatsız kuşkusuz, ama varoldukları için tekrar şükrettik. Bu nedenle Barry Commoner.

2012’de Türkiye’de yılın kişisi

Aynı nedenle Metin Erksan.

2012’de yılın eylemi

Karamsar olduğuma bakmayın. Aslında yılın eylemini seçmek bile zor. O nedenle birkaç tane seçiyorum:

En başta 30 Eylül’de sokak hayvanlarını toplama kamplarına sürecek yasaya karşı Türkiye’nin her yerinde on binlerce insanın yaptığı eylem gelir. Eylem başarılı oldu üstelik. İstersek başka canlılar için de ayağa kalkabileceğimizi gösterdik.

Greenpeace’in net hedeflerle ve sosyal medya kullanılarak nasıl zafer kazanılır konusunda ders olarak okutulacak kampanyası Yemezler. Hala da devam ediyor.

Her zaman, her yerde 350.org ve bu seneki eylemleri noktaları birleştirin

Filor Uluk arkadaşımızın neredeyse tek başına kotardığı ve on binlerce insana barış sözü söyleten eylemi Barış İçin Bir Tülbent de Sen Bağla!

Ama bunu da unutmamak gerek: Iaio Flauta! İspanya’da yaşları 60-89 arasında değişen eylemciler dünyayı değiştirmek için sokaktalar. Hep gençlerin eylemleri, umut verir denir. Bana bu daha çok umut verdi.

2012’de aklınızda en çok yer eden yazı veya kitap

Tabii bu sene yazılmasa da bu sene okuduklarımı düşünmem gerekiyor değil mi? O zaman özellikle aklımda kalan üç romanı da söyleyeyim: John Banville’in Deniz; Kazuo Ishiguro’nun Günden Kalanlar (filmini izlemeyenlere özelllikle tavsiye ederim) ve (bu Türkiye’de galiba bu yıl yayımlandı) büyük üstat Jose Saramago’nun Kabil‘i.

Edebiyat dışı kitap olarak: Naomi Oreskes ve Erik Conway’in küresel ısınma inkarcılarının 32 tekmili birden hikayesini anlattıkları Kuşku Tacirleri (Merchants of Doubt)

Yazı olarak:  Bill McKibben’ın “Küresel Isınmanın Dehşetengiz Yeni Aritmetiği

2012’de aklınızda en çok yer eden film

Bu yıl evde kendime “ustalara saygı” kuşakları yaptım ve daha önce seyretmediğim bir sürü önemli klasik keşfettim. Bunlar içinde en çok aklımda kalanlar Woody Allen’in 1983 yapımı sahte belgeseli Zelig; Gregory Peck’in oynadığı Hanry King’in yönettiği 1950 yapımı bir western klasiği The Gunfighter; Clint Eastwood’ın Iwo Jima savaşını Japonların tarafından okuduğu 2006 yapımı savaş (karşıtı) filmi Letters From Iwo Jima.

Yeni filmlerden istiyorsanız tabii ki Fatih Akın’ın Cennetteki Çöplük belgeseli (şöyle yorumlamıştım)…

2012’nin en önemli grubu veya ekibi veya kolektifi veya organizasyonu

Tarafsız olamayacağım. Yeşiller-EDP birleşmesini ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi‘nin kurulmasını tek geçerim.

Tercih ettiğiniz “en”

Soru: Yılın en iyi ekip çalışması? Cevap: Yeşil Gazete

 

(Mutlu yıllar!, Yeşil Gazete)

2012: Higgs bosonu ve rasyonel düşünce

Higgs bosonu

Yeşil Gazete yazarlarından yıl sonu değerlendirmeleri istendiğinde iki sebepten ötürü biraz canım sıkıldı. Birincisi maalesef bu platforma hak ettiği ilgiyi gösteremiyorum. Yani gerçek anlamda bir Yeşil Gazete yazarı sayılmam. İkincisi, daha önceki deneyimlerimden gördüğüm benim yaptığım sene sonu değerlendirmeleri son derece iç karartıcı oluyor. Ayrıca 21 Aralık’ı da olaysız, hadi olaysız demeyelim de en azından dünya sona ermeden atlatınca kendimi biraz boşlukta hissettiğimi de itiraf etmeliyim. Neyse, Şirince güzeldi en azından.

Tüm bu tereddütlerden dolayı olacak, şu an okumakta olduğunuz yazı yayınlanmasından kısa bir süre önce yine maddelerce uğursuz olayın alt alta sıralanmasından ibaretti. Bu olayların büyük kısmını yazıdan çıkardım. Ancak, çıkarılamayacak öneme sahip birkaç olaydan bahsetmeden geçmek istemiyorum. Bunun da bir duyarlılık gösterisi veya vicdan yıkama çabası olarak algılanmayacağını umuyorum. Amaç önemli olayları dışarıda bırakmamak olduğu kadar bağlamı oturtmak. Yine de içim kararsın istemiyorum derseniz sonraki birkaç (tam olarak üç) paragrafı atlayabilirsiniz.

Benim için 2012, 28 Aralık 2011 sabahı başladı. O günlerde Açık Radyo için yine bir yıl sonu değerlendirmesi hazırlıyorduk. Epey uzun ve heyecan verici bir listeydi bu. Arap Baharı, Occupy hareketi, Indignados hareketleri henüz tazeydi. Kötü gelişmeler yine epey fazlaydı ama umut da ziyadesiyle mevcuttu. Bir önceki gün elli küsur sayfalık değerlendirme metninin kaydını bitirmiştik ki 28 Aralık sabahı Açık Radyo’daki Açık Gazete programında yayındayken Uludere’de bir kaçakçı kafilesi üzerine “bomba düştüğü” haberini aldık. Alışık olduğumuz üzere anaakım kaynaklardan haberler eksik geliyordu. İlgili kurumların hiçbirinin ağzını bıçak açmıyordu. Tırnakla kazıdıkça medya rezaletinin boyutu ortaya çıkıyordu. Olayın sabah değil gece 21:30 sularında olduğunu öğreniyorduk. 2012 Uludere’yle başladı.

Arap Baharı desek oradan da pek umut verici haberler gelmedi 2012 boyunca. Tunus artan yoksulluk ile boğuşuyor, Mısır’da devrimin yönü değişiyordu. Libya’da iç savaş akıllara durgunluk veren bir vahşetle sona eriyor ama hesaplaşma aynı vahşetle devam ediyordu. Belki de yakın olduğu için etkisini en fazla hissettiğimiz Suriye’deki kan banyosuydu. Tüm bunlar ve daha fazlası. 2012 yılı bir önceki yılın vaat ettiği umudu boğmak için elinden geleni ardına koymadı. Avrupa’da artan yoksulluk ve Yunanistan’da yükselen faşist dalgaya şahit olduk. Filistin’de yeni bir savaş çıktı. Tüm dünya otoriterizme kayıyor gibiydi. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, vb. gibi değerler sanki artık safra olarak görülüyor ve hızla atılıyordu.

En kötüsü ise gelecek nesilleri üzerine daha iyi bir dünya kuracakları altyapıdan mahrum kılmak için elimizden geleni, hatta daha fazlasını yapmaya devam ettik 2012 yılı boyunca. Doha’da yapılan 18. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı öncesinde bir çok kurum gidişatın felaket olduğuna dair rapor üzerine rapor yayımladı. Buna rağmen Doha’da hükümetler yine top çevirmeyi seçti. İklim krizini sona erdirecek bir karar çıkmadı. Dünya tufanlarla, kasırgalarla yıkılırken bir de sanki dalga geçiyormuş gibi kaya gazı, vb. gibi yeni fosil yakıtlar ayakta alkışlanıyordu…

İşte tüm bunlar ve daha fazlasından oluşan geniş ve ayrıntılı bir liste hazırlamıştım. Yazdıkça içim sıkıldı. Sonra böyle bir değerlendirme yazmanın anlamı üzerine biraz düşünme fırsatı buldum. Sadece olumsuz gelişmelerden oluşan listeler yapmak sinizmden başka bir şey değil. Aynı ezoterik grup içinde mevki koruma çabası olduğunu da düşünüyorum. Olumsuz olayların reddi daha zor çünkü. Dolayısıyla, olumsuzluğa vurgu yaparak gerçek bilgiye vakıf olunduğu yanılsaması yaratılabiliyor. Böyle bir tavrın aktivizm açısından da samimi olamayacağını düşünüyorum. Aktivizm her şeyden önce bir şeyleri değiştirmeyi hedefler çünkü. Değişim umudu taşımadan aktivizm rutinini tekrarlamak samimiyetsizlikten de öte sahtekarlığa giriyor.

Bunu söyledikten sonra yazının geri kalanında yukarıda saydığım olumsuzluklara bakıp tek tek Polyannacılık oynama niyetinde değilim. Zaten ne haddime. Ancak, yazının bundan sonrasını geride kalan yılı değil önümüzdeki yılı değerlendirmek için kullanmaya çalışacağım. Bunu yaparken de bir süredir hem araştırmacı hem de aktivist olarak iyi kötü içinde yer aldığım iklim krizi üzerinden gitmek istiyorum. Biraz da olumlu bir gelişmeden bahsedelim.

2012 iklim değişikliği felaketlerin iyice belirginleştiği bir yıl oldu. Dünyanın birçok yerinde kuraklık ve seller birbirini izledi. Türkiye de bu olaylardan nasibini aldı. Yine de 2012’de yaşadığımız iklim felaketlerinin eğer bir iyi tarafı olduysa o da iklim değişikliğinin dünya kamuoylarının gündeminde üst sıralara tırmanması oldu. Artık fosil yakıt sektörü başta olmak üzere ilgili çıkar grupları ve bu çıkar grupları ile karmaşık ilişkileri bulunan medya organları iklim krizini kolay kolay göz ardı edemeyecekler. Elbette denemeyi sürdürecekler ama insanların yaşamları, değişen iklimden giderek artan biçimde etkilenmeye devam ettikçe inandırıcılıklarını yitirecekler.

Tüm bunlara rağmen yukarıda da değindiğim gibi devletler iklim krizini durduracak adımları hala atamadılar. Aslında devletlerin bu konudaki ataleti uzun süredir çözüm bekleyenler arasında bir bastırılmışlık ve mahrumiyet duygusu yaratıyor. Hatta bazı gözlemciler ulus-devletlerin bu sorunu çözmek için yeterli kapasiteye sahip olmadığını söylüyor. Gerçekten de seçim dönemlerine odaklanan hükümet ve devlet başkanlarının iklim krizinin gerektirdiği uzun vadeli kararları alması pek gerçekçi gözükmüyor. İşte bu noktada devreye başka aktörlerin girmesi için fırsat doğuyor.

İklim krizine çözüm arayan uluslararası hareket 350.org bu fırsatı değerlendirmek adına bir adım attı bile. 350 ve ortakları 2013’ün Haziran ayından başlayarak 2015’deki Birleşmiş Milletler taraflar konferansına kadar iklim krizine çözüm için siyasi irade oluşturmak adına yeni bir küresel hareket oluşturuyor. Yeşil Gazete’de bunun haberini yapmıştık. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler o habere bakabilirler. Burada daha fazla uzatmadan söylenmesi gereken ise şu: Yeni ve küresel bir hareket başlıyor. Geleceğimizi korumak adına önemli hedefleri olan bir hareket bu. Sadece bu nedenle bile 2013’e umutla bakmaya değer.

Bu yıl sonu değerlendirmesini bitirmeden önce bir önemli noktaya daha değinmek istiyorum. 2012 birçok açıdan berbat bir yıldı evet. Öte yandan, yıl içinde  Higgs bosonu denen şeyin varlığı ispat edildi. Bu şeyin ne olduğunu ben hala tam olarak bilmiyorum. Tahminen anlamam için birisinin birkaç defa tane tane anlatmasına ihtiyacım var. Zaten bu keşfi benim için önemli kılan nihai ampirik gözlem değil. Higgs’in bu parçacığın var olduğu sonucuna ampirik gözlemden çok önce rasyonel düşünce ile ulaşması. İnsanlık olarak o kadar da irrasyonel değiliz demek ki. Bir şeyleri değiştirmekten bahsetmiştim az önce. Rasyonel düşünebilmek bunun ilk şartı. Kendi uzun vadeli çıkarlarını görebilmek rasyonel düşünebilmeyi gerektiriyor çünkü.

2013 hepimize hayırlı olsun.

Batı Antarktika buzulları tahminlerden iki kat daha hızlı ısınıyor

BBC News çevre muhabiri Matt McGrath imzasıyla BBC UK’de yayımlanan yazıyı, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Bora Kapatepe‘nin çevirisiyle sunuyoruz.

***

Byrd istasyonundan alınan veriler Batı Antarktika buzullarıdaki hızlı ısınmayı gösteriyor

Sıcaklık kayıtlarını içeren yeni bir araştırma, Batı Antarktika buzullarının önceki tahminlere göre iki kat daha hızlı ısındığını ortaya koydu.

ABD’li araştırmacılar yaz aylarında güney yarımkürede yaşanan ısınmanın ilk kanıtlarını bulduklarını söylüyor

Yüksek sıcaklıklara bağlı erimenin hızlanmasının deniz seviyelerinde artışa neden olacağından endişe duyuluyor.

Araştırma Nature Geoscience dergisinde yayınlandı.

Bilim insanları ABD tarafından 1950’lerin ortalarında Batı Antarktika buz tabakasının merkezinde kurulmuş olan Byrd İstasyonu’ndaki sıcaklık verilerini derlediler.

Daha önceleri araştırmacıların ellerindeki Byrd verileri ile bir sonuca ulaşmaları kayıtların eksikliği nedeni ile mümkün olamamıştı.

Araştırmanın yeni evresinde, atmosferi inceleyen bir bilgisayar modeli ile eksik kayıtların tamamlanmasını sağlayan bir nümerik analiz yöntemine başvuruldu.

Elde edilen sonuçlar 1958’den 2010’a kadar yıllık ortalama sıcaklıkların 2.4 C artmış olduğunu gösteriyor.

“Gördüğümüz şey yerkürenin yolladığı en güçlü ısınma sinyallerinden birisi” diyor Birleşik Devletler Atmosferik Araştırmalar Merkezi üyesi bilim insanı Andrew Monaghan

“Bu, yaz ayları sırasında ısınma olduğu sonucunu çıkartabildiğimiz ilk araştırma” diye ekledi.

Byrd İstasyonu'ndan alınan veriler Batı Antarktika buzullarıdaki hızlı ısınmayı gösteriyor

Yukarıdan aşağıya erime

Antarktika yazlarının yılın diğer dönemlerinden sıcak olacağını beklemek doğal. Ancak bölge öylesine soğuk ki, sıcaklıkların donma noktasının üzerine çıkması çok ender rastlanan bir durum.

Araştırmanın yazarlarından Prof. Dr. David Bromwich’e (Ohio Eyalet Üniversitesi) göre bu kritik bir eşik.

“Sıcaklıkların yazın artıyor oluşu Batı Antraktika buzullarının yalnız bugün bildiğimiz şekliyle aşağıdan değil, yukarıdan da erimeye başlayacağı anlamına geliyor.” diyor.

Daha önce Nature’da yayınlanan araştırma Batı Antarktik buzullarının okyanusun etkisiyle ısınıp eridiğini gösterse de yeni bulgular artık atmosferin de rol oynamaya başladığını gösteriyor.

Bilim insanları, sıcaklık yükselişlerinde Pasifik Okyanusu’ndan gelen rüzgar ve hava olayları düzeninde yaşanan değişikliklerin etkisi olduğunu söylüyorlar.

Dr. Monaghan “Burada Dünya’nın herhangi bir yerinde iklim değişikliğine bağlı hissedilen etkilerden çok daha dinamik bir etki görüyoruz ve bu Batı Antraktika’ya ısı aktarımını arttırıyor” diyor.

Ancak kendisi ve ekip arkadaşlarının tespit ettiği bu ısınmanın insan etkisiyle oluştuğuna dair kesin konuşmuyor: “Jüri bu konuda hala kararsız. İnsan etkisi kısmı üzerine bir araştırma yapılmadı. Benim görüşüm büyük ihtimal insan etkisi olduğu yönünde ancak kesin bir şey söyleyemem.”

Bu görüş daha ileri araştırmaları yapılması gerektiğini söyleyen Prof Bromwich tarafından da paylaşılıyor. Bromwich, “Şimdi sıra doğal değişkenliklerin tekil etkilerinin tespit edilmesinde” diyor.

“Bu bölge çok değişken bir havaya sahip, ve bu değişkenliğin bir kısmı insan kaynaklı olmasına rağmen bir kısmı da değil. Bu soruya bir cevap vermek için henüz çok erken.”

Kaynağı ne olursa olsun, araştırmacılar bu ısınmanın daha fazla erimeyi beraberinde getireceği ve doğrudan ya da dolaylı olarak küresel deniz seviyelerine etki edeceğinden endişe ediyor.

Doğrudan etkiler eriyen buzların deniz suyuna karışması. Ancak bilim insanları bunun bir kaç on yıl daha gerçekleşmesinin düşük bir ihtimal olduğunu, çünkü eriyen buzların alt katmanlara sızarak tekrar donduğunu belirtiyor.

Larsen B Buz Tabakası 2002 yılında sadece 1 ay içerisinde yok olmuştu

Buzun ritmi

Dolaylı etkiler ise buzulun kenarlarında buz kopuşlarına zemin hazırlayan bir ortam oluşturması. Araştırmacılar 2002 yılında bir ay içerisinde yok olan Larsen B Buzulu’na olanın tam da bu olduğunu söylüyorlar.

“Eriyen su aşağıda hareket etti ve buz yarıklarına doldu” diyor Dr Monaghan. “Tıpkı yollarda kışın karşılaştığımız çukurlar gibi, su tekrar donacak, genleşecek ve içine dolduğu yapıyı kıracak”

Şimdi aynı durumun Batı Antarktika’da olacağından  endişeli.

“Larsen’in çöküşünden sonra şahit olduğumuz durum, buz tabakalarıyla desteklenmiş buzulların kaybının muazzam bir hızlanma ile sekiz kata kadar çıktığıydı. Eğer yazın ölçülen ısınma eğilimi devam ederse bu Batı Antarktika buzullarının erimesinin hızlanması konusunda potansiyel bir endişe olacak”

Araştırmanın yazarları Byrd İstasyonu verilerinin tüm bölge konusunda gösterge olarak kabul edilebileceğini, çünkü istasyonun bir plato üzerinde kurulu olduğunu ve bölgedeki hava koşullarının dikkate değer bir mesafe için benzer olduğunu belirttiler.

Yeşil Gazete için çeviren: Bora Kabatepe

(BBC UK, Yeşil Gazete)

2012’nin ödül kazanan 10 açık kaynak yazılımı

Pcworld internet sitesinin yaptığı “Ödül sahibi 10 açık kaynak uygulama” derlemesini, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Onur Babacan‘ın notu ve çevirisiyle sunuyoruz.

***

Kaynak koduna serbestçe ulaşılabilen yazılımlara açık kaynak kodlu yazılımlar adı veriliyor. Kaynak koduna erişim sayesinde yazılımın bütün işleyişini teyit etmek, böylece mahremiyet ve güvenliği bozan zararlı bileşenler içermediğinden emin olmak, nasıl yazıldığını inceleyerek yöntem bilgisi edinmek, hatta kaynak koda doğrudan müdahele ederek yazılımın işleyişini değiştirmek veya başka kullanım amacında bir yazılıma dönüştürmek mümkün oluyor. Çoğunlukla kamuya açık ve katılımcı bir şekilde geliştirilen açık kaynak kodlu yazılımlar, (bazı lisanslara dayalı istisnalar dışında) herhangi bir amaç için değiştirme ve yeniden dağıtım haklarını herkese sunuyor. – Onur Babacan

***

Açık kaynak kodlu yazılım dünyası akla gelebilecek neredeyse her pahalı ticari yazılım paketine özgür alternatifler sunuyor, ama yadsınamaz ki bazı alternatifler diğerlerinden daha iyi.

Firefox, LibreOffice ve GIMP kalite ve istikrarıyla ünlü, iyi bilinen örneklerden sadece birkaçı ama aynı ünü hakeden diğer örnekleri de bulmak mümkün.

InfoWorld, açık kaynak türünün en iyi örneklerini takdir etmek amacıyla yıllık olarak verdiği “bossy” takma adlı altıncı “En İyi Açık Kaynak Kodlu Yazılım Ödülleri”nin (Best of Open Source Software Awards) kazananlarını 2012 yılı için açıkladı. Yedi kategoride 125 kazanan yazılımın arasında çeşitli açık kaynak kodlu iş ve masaüstü uygulamaları var. Listede birçok olağan şüphelinın yanında –Ubuntu Linux, WordPress ve LibreOffice birkaç tanesi-, daha az bilinen ilginç yazılım paketleri de bulunuyor.

Birçoğu ticari rakipleri kadar işlevsel ve kaliteli olan bu yazılımları kullanmayı göz önünde bulundurmak faydalı olabiliyor. Bilmenizin işinize yarayabileceği birkaç yazılım paketi şöyle:

1. Inkscape: Birçok yönden Adobe Illustrator’a benzeyen Inkscape, açık kaynaklı bir vektör grafik düzenleyicisi. Uygulama, düğüm noktalarını (node) kolayca düzenlemek, karmaşık yol (path) işlemleriniyapabilmek, bit eşlem imgeleri vektörlere dönüştürmek ve birçok diğer işlemi yapabilmek için tasarlanmış. Aynı zamanda PostScript, PNG ve SVG gibi formatlarda dışa aktarım mümkün.

2. Audacity: Audacity ses kaydetmek ve düzenlemek için kullanılan özgür, çok platformlu bir yazılım. Neredeyse bütün yaygın formatları açıp, değiştirip, kaydedebiliyor. Phaser, wah-wah, gürültü azaltma, equalizer gibi ses efekt ve işlemlerini uygulayabilmesinin yaninda, VST eklentilerini de destekleyerek daha ileri düzeyde işlemlere de olanak sağlıyor.

3. Plone: Plone, içerik yönetimi alanında, WordPress ve Movable Type’a InfoWorld’ün deyimiyle “endüstri kalitesinde güçlü” bir alternatif. Blog ve takvim yönetimi, kontrol paneli gibi standart özelliklerinin yanında, birçok eklentiyle işlevlerini genişletmek mümkün.

4. KeePass: KeePass, kullanıcısını şifre hatırlama derdinden kurtaran açık kaynaklı bir yazılım. Bütün farklı şifreleri hatırlamaya çalışmak yerine, hepsini KeePass’in en yüksek seviyede şifrelenmiş güvenli veritabanına kaydedip, sadece veritabanına erişmek için kullanılan ana şifreyi hatırlamak yeterli.

5. Gallery: Gallery, kendi sitenize fotoğraf yönetimi özelliklerini kolayca eklemenizi sağlayan ağ-tabanlı bir fotoğraf albümü düzenleyicisi. Sağladığı işlevlerin arasında yer-etiketleme (geotagging) ve toplu düzenleme desteği var.

6. Feng Office Avukatlık şirketleri, reklam ajansları gibi profesyonel hizmet işletmelerinde kendine yer bulan Feng Office, proje yönetimi, müşteri ilişkileri yönetimi (CRM), faturalama ve finansman bileşenlerini bir araya getiren ağ-tabanlı bir yazılım paketi.

7. Magento: Magento, küçük, orta ve büyük ölçekli işletmeleri için çözümler sunan bir e-ticaret platformu.

8. OpenEMR: Sağlık sektörü için geliştirilmiş olan OpenEMR bir hasta kayıt ve tıbbi uygulama yazılımı. Windows, Linux Mac OS X ve diğer işletim sistemlerinde çalışıyor.

9. GnuCash Açık kaynak kodlu yazılım severlerin zaten tanıdığı bir isim olan GnuCash, kişisel ve küçük ölçekli işletmelerde kullanım için bir muhasebe yazılımı. Banka hesaplarını, hisseleri, gelir ve giderleri takip etmeyi sağlıyor.

10. FrontAccounting FrontAccounting özel olarak küçük ölçekli işletmeleri hedef alan, kendi deyişleriyle “bütün ERP zinciri” için geliştirilmiş ağ-tabanlı bir yazılım paketi.

Yeşil Gazete için çeviren: Onur Babacan

(InfoWorld, Pcworld, Yeşil Gazete)

La Via Campesina: “İklim müzakereleri artık geçersizdir!”

Dünyaca ünlü küresel köylü örgütü La Via Campesina‘nın bu ay başında yaptığı “Hükümetler Doha’da boş sayfalar üretirken, La Via Campesina çiftçileri gezegeni ferahlatıyor” başlıklı basın açıklamasını, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Bora Kabatepe‘nin çevirisiyle sunuyoruz.

***

Jakarta, 6 Aralık 2012

İklim müzakereleri bir sona yaklaşmakta, ancak sanayileşmiş ülkeler önümüzdeki on yıl da eylemsiz kalmak için tarihsel sorumluluklarından ısrarla kaçmanın, birisi tarım üzerinde olmak üzere yeni karbon pazarları yaratmanın ve mevcut düzeni bozmadan devam etmenin yollarını aramaktalar. Hükûmetler sanayinin ve tarım sektörünün çıkarlarını ön planda tutamaya devam ederken, köylü çiftçiler dünya halklarını ve gezegeni beslemek için üretmeye devam ediyor.

COP 18 ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 8. toplantısı, üst seviye bakanların 5 Aralık’ta fosil zengini Katar’ın Doha kentinde buluşmasıyla başladı. Fakat 2 hafta süren müzakereler kesinlikle hiçbir şey üretemedi. Gelişmiş ülkeler eylemsizlik hedefleri konusunda öylesine inatçılar ki müzakere başkanının “uyuşmazlıklar mevcut” diyerek sunduğu Uzun Dönemli Hareket Planı metninin yeni hali gerçekten boş sayfalar içermekteydi; üstelik iklim değişikliğine uyum, teknoloji geliştirilmesi, finans, kapasite arttırımı ve müdahale araçlarının ekonomik ve sosyal etkileri gibi gelişmekte olan ülkeler için son derece önemli olan başlıklarda.

Kritik konulardan biri olan salım azaltım hedeflerinde sanayileşmiş ülkeler 2009’da Kopenhag’da konan düşük hedeflerin dahi altında indiler. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın bir araştırması 2009 Kopenhag hedefleri tutturulsa bile yerkürenin, bilim insanlarının bir iklim kaosunun engellemesi için kritik eşik olarak açıkladıkları 2 derece sınırını aşarak, 5 derece ısınacağını belirtmişti. Bu yok sayılarak Doha’da hedefler daha da aşağı çekildi. Örneğin AB ülkeleri 2020’ye kadar yakalayacaklarını söyledikleri %20 salım azaltım hedefinin %8’ini Kyoto Protokolü’nün birinci periyodunda hali hazırda gerçekleştirmiş olduklarını söyleyerek hedefi %12’ye çektiler. Bu %12 içinse gerçek azaltım yöntemlerini değil, pazar mekanizmalarını kullanacaklar.

Tarım konusunda ileri gidilmesi adına bundan bir önceki toplantı olan Durban toplantısı COP17’de bir çalışma programı oluşturulacağı konusunda anlaşmaya varılmıştı. Durban öncesine kadar tarım bütünüyle UNFCCC müzakerelerinin ve daha önemlisi tüm karbon pazarlarının ilgisi dışındaydı. Ancak Durban ve Katar’da gelişmiş ülkelerin yanısıra küçük çiftçileri temsil etme iddiasındaki büyük çiftçi örgütleri ve tarım sektörü mensupları tarımın müzakerelere dahil edilmesi konusunda bastırdılar. Tarım, eğer UNFCCC altında bir çalışma programına dahil edilebilirse, iklim konusunda akıllı bir tarım sistemine yani “sürdürülebilir yoğunlaştırma” ya da daha basit tabiriyle alan başına ürünü arttırma yönüne doğru ilerleyecek. Bu ise tarımın kapılarını karbon piyasasına açacak, karbon hesaplarının tarım sektörü üzerindeki politika belirleme gücünü artacak, genetiği değiştirilmiş organizmaları ve sentetik biyoloji gibi teknolojilerin propagandasını beraberinde getirecek ve küçük çiftçilere karşı tarım sektörü devlerini destekleyecektir.

Gelişmiş ülkeler finans konusunu da bir komediye çevirdiler. 2020’ye kadar eli sıkı bir şekilde (iklim değişikliğine uyum konusunda gelişmekte olan ülkelerce harcanmak üzere) 100 milyar dolar sözü vermişlerdi. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İlişkiler Departmanı tarafından 2009 yılında yapılan BM Dünya Ekonomik ve Sosyal Araştırması (UN World Economic and Social Survey) gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum için her yıl 500-600 milyar dolara ihtiyacı olduğunu ortaya koymuştu. 2009 yılında sadece ABD’nin askeri harcamalara ayırdığı pay 661 milyar dolardı. 100 milyarlık teklif bir haraket seviyesinde olmasının üstüne gelişmiş ülkeler bu sefer de Dünya Bankası’nın geçici emanetçi olmasını, fonların çeşitli kaynaklardan ve ancak kredi şeklinde sağlanmasını önerdiler.

Tarihsel sorumluluğun bir parçası olarak gelişmiş ülkelere düşen bir diğer taahhüt olan teknoloji transferi konusunda da yine hiçbir gelişme yok. Fikri mülkiyet hakları konusunu yine hiç gündeme gelmediğinden gelişmekte olan ülkeler yine ihtiyaçları olan ve erişme hakları bulunan teknolojiler için yüklü paralar ödemek durumunda kalacak.

2007 yılında Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli dördüncü raporunu yayınladığından, bulgular durumun aciliyetini gözler önüne seriyordu. Bugün bu tahminlerin çok daha kötüsü bir tablonun içindeyiz. Geçtiğimiz eylül ayında kutup buzul seviyeleri 1979’da kayıt altına alınmaya başladığından bu yana en düşük seviyeye geriledi. Bilim insanları ise bu gidişatın devam etmesi halinde 2020’ye gelmeden kuzey denizinde hiç buz kalmayacağını açıkladılar.

Bizler iklim değişikliğinin etkilerini zaten hissediyorduk ancak geçtiğimiz birkaç ay rekor sayılabilecek düzeyde aşırı iklim olaylarına şahit olduk: kuraklık, tayfunlar, seller ve aşırı sıcaklar. Bu olaylar tarlalarda, çiftliklerde, evlerde ve insanların ekmek teknelerinde büyük hasarlara yol açtı. Şu anda bile iklim değişikliği ile gıda krizi ve hızla yükselen gıda fiyatları arasında giderek büyüyen bir ilinti var. İklim değişikliği bir yandan da milyonları evlerini terk etmeye zorluyor.   Sadece 2010 yılında 30 milyon insan Asya’da yaşanan doğal afet ve iklime bağlı olaylardan dolayı yerleşim yerlerini değiştirmek durumunda kaldı. İklim müzakerelerinin bir geri adım atmak olduğu bu hafta içerisinde bile şu ana kadar Filipinleri vuran en şiddetli kasırgalardan birinden 300 kişi hayatını kaybetti (Ç.N: Bopha Tayfunu’nun faturası bu basın açıklamasının kaleme alındığı tarihten bu yana arttı ve tayfun 1067 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu)

Dünyanın dört bir yanından 200 milyondan fazla küçük çiftçiyi temsil eden uluslararası köylü hareketi La Via Campesina, mevcut halin devamını halkların ve gezegenimizin sağlığı pahasına haklı çıkarmak için kullanılan iklim müzakerelerinin geçersizliğini ilan ediyor. İklim müzakerelerinde karşımıza çıkan eylemsizlik, karlarını arttırma uğruna doğayı diledikleri gibi sömüren büyük şirketlerin hükûmetleri nasıl esir aldığının bir yansımasıdır. Hükûmetler boş sayfalar üzerine tartışmalar yapıp sorumluluktan kaçmak üzere oldukları yerde sayarken, iklim değişikliği krizinden en fazla etkilenenler olan köylüler ve küçük çiftçiler değişikliklere uyum sağlamak ve gıdayı özgür kılmak için gerçek çözümleri yerinde uygulayanlar oluyor. Araştırmalar gösteriyorki dünyanın gıdasının çoğunluğu hala küçük çiftçiler tarafından üretiliyor. Biz sadece halkları doyurmakla kalmıyor ayrıca yerel tohum çeşitliliğini ve ekolojik tarımı uygulayarak iklim değişikliğine uyum da sağlıyoruz.

La Via Campesina iklim ve gıda krizlerini daha da kötüleştirmekten başka hiçbir işe yaramayacak “kapitalist yeşil ekonomi” çözümlerini reddediyor. Köylüler insanlığı kurtarmak adına ekolojik yöntemlerle toprağı ekerken, açlıkla mücadele ve gezegenin ısınmasını önlemeye katkıda bulunmaya devam ediyor!

Yeşil Gazete için çeviren: Bora Kabatepe

(Via Campesina.org, Yeşil Gazete)

 

Seçmece Zaytung haberleriyle 2012’nin özeti

Ali Boratav, Yeşil Gazete okurları için derledi. İşte seçmece Zaytung haberleriyle, bir yıl böyle geçti:

Adalet Bakanlığı, ülkedeki tüm üniversite öğrencilerine suçsuzluklarını ispatlamaları için 1 hafta süre tanıdı.

ABD başkanlık seçimlerinde skandal: Çöpten çuval çuval CHP oyu çıktı.

OECD, 30 yıldır “gelişmekte olan ülkeler” kategorisinden çıkamayan ülkeleri “bu kadar gelişebilen ülkeler” kategorisine almaya hazırlanıyor.

Egemen Bağış “AB üyeliği en geç 2018’de” dedi.

Autoshow 2012’de laf olsun diye Irina Shayk’a evlenme teklif eden gence “evet” şoku.

Hogwarts Büyücülük Okulu’nun İmam Hatip Lisesi’ne dönüştürülmesine tepkiler çığ gibi büyüyor.

CERN üyeliği için 70 milyon lira vermeyi verimli bulmayan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, açılacak “Atom Büfe”yle portakal-greyfurt suyu işine girmeye hazırlanıyor.

Türkiye’yi ekran başına kilitleyen “kim öle kim kala” evinde, yaşlıların hayatta kalma mücadelesi nefesleri kesiyor…

Başbakan Erdoğan, iki gün sonra kimsenin hatırlamayacağı bir açıklamasıyla daha ülke gündemine oturdu.

Çankaya Belediyesi, Ankara’yı yaşayan bir dünya şehri haline getirmek için geceleri sokaklarda dolaşacak 20 bin kişi istihdam edecek.

Tam olarak ne kurultayı yaptıklarını bilmeyen bir grup CHP’li yine Zülfü Livaneli şarkıları dinlemek için toplandı.

One Love’dan cesaret alan Eyüp belediyesi, gözünü yurtdışına çevirdi: Sırada Oktoberfest ve Rio karnavalı var…

Türkiye, önemli tarihsel figürlerimizden Nasrettin Hoca’nın zihinsel engelli olduğunu ortaya koyan gizli belgelerle sarsıldı.

Son 5 yılda ezan sesinden etkilenerek müslüman olan turist sayısındaki dramatik düşüş Diyanet İşleri’ni harekete geçirdi: Müezzinlere şan dersini zorunlu hale getiriliyor.

Kapatılması kimsenin umrunda olmayan tarihi Zeytinburnu Şenyuva Sineması’nın sahibi ağır konuştu: “Allah hepinizin belasını versin!”

Motorsuz taşıt vergisi oranları belirlendi.

Kentsel dönüşüm projesi başlatan Yozgat belediyesi, şehri komple Eskişehir’e taşıma kararı aldı .

Mahsun Kırmızıgül’den yeni rekor denemesi: 120 dakikalık filmde alt metinleri hariç 400 sosyal mesaj…

Sakinlerine en geç 1 yıl içerisinde vefat garantisi veren Özel Kapanak Huzurevi, gördüğü yoğun ilgiden memnun.

Milletvekili olmak için evden kaçan E.G. (18), Ankara pavyonlarına düştü.

Uzun süredir pek sesi soluğu çıkmayan Bangladeş’in 10 gün önce öldüğü anlaşıldı.

20 yılda sadece 72 üye edinebilen cemaat, kendini fesh ederek devremülk işine girmeye karar verdi.

4 saat trafikte bekleyen bir grup İstanbullu, karın tadını çıkaran çocuklara saldırdı.

Alkol ve akaryakıt’a gelen son zamlara suriyeli mültecilerden sert tepki: “Biz Gürcistan’a gidiyoruz!”

CERN deneyiyle ilgili de söyleyecek iki çift lafı olan Rasim Ozan Kütahyalı, tam olarak kimi şerefsizlikle suçlayacağını bulmaya çalışıyor.

Ateist olduğu gerekçesiyle istifası istenen köy imamı, geri adım atmıyor: “Mesleğime profesyonelce yaklaşıyorum…”

Şarkıcı olma hayaliyle geldiği İstanbul’da bankacı olan genç kızın feryadı yürekleri dağladı.

Natematiğin Nobel’i, Facebook’ta “4*4+4*4+4-4*4=?” sorusunu ilk paylaşan Türk’ün oldu.

Sağlık Bakanlığı, obeziteyle mücadelede anne terörüne karşı savaş açtı: “Yeter artık doydu çocuk!”

2012’de Cumhuriyet Bayramı’na hak ettiği ilgiyi yeniden kazandıran AKP’de 2013 hedefi Kabotaj Bayramı.

Maliye Bakanlığı, ayrı ayrı eylem yaparak biber gazı israfına yol açan grupları tek çatı altında toplanmaya davet etti.

Derleyen: Ali Boratav

(Yeşil Gazete)

Yeşil Gazete’nin Kitap Eki bir yaşında

Yeşil Gazete’nin Haftasonu eki Haftasonu ve Kitap yayına başlayalı tam bir yıl oldu. Yayına 2012 başında başlamıştık. Amacımız bir internet gazetesi olarak Kitap eki çıkarmak, bunu da haftasonları yapacağımız için dergi yazısı tadındaki haftasonu yazılarıyla birleştirmekti. Sonuçta ortaya Haftasonu ve Kitap çıktı.

Büyük ölçüde gönüllü bir ekip tarafından çıkarılan Yeşil Gazete “her sabah yeni, gün boyu güncel” sloganıyla gerçek anlamda bir günlük gazete temposunu yakalamaya çalışıyor. Haftasonu ve Kitap aslında bize hafta sonları bir nefes alma imkanı da sağlıyor.

Ne var ki Haftasonu ve Kitap’ın ilk yılı istediğimiz kadar düzenli ve zengin bir yayına sahip olamadı. Yine de bir “yeşil kitap eki” olarak Kitap bölümünde bir yılda 76 yazı yayınladık, “haftanın yeşil kitapları”yla bu alanda gözden kaçırılan kitaplara öncelik verdik, “yeşil sahaf” köşesiyle eski kitapları hatırlattık, röportajlarla ekoloji alanında yayın yapanlara kulak verdik, tabii ki edebiyat ve diğer alanları da unutmadık.

İşte Kitap ekinin ilk yılından birkaç seçme:

Yazmasam Çıldıracaktım – Yaprak Vardar

Kışladağ’dan mektup var – Barış Gencer Baykan

Hâkim mesleklere karşı “İşsizlik Hakkı” – Ümit Şahin

İklim adaleti. Hemen şimdi. – Mahir Ilgaz

Öğle uykusu hak mıdır? – Mahmut Boynudelik

Kaçacak yerimiz yok! Kulak verelim Slavoj Žižek’e… – Burcu Ertunç

Ve insan köpekle tanıştı – Bilgi Buluş

Gazze’nin Dipnotları – Sezai Ozan Zeybek

Kapağına bak, kitabını al! – Güneşin Aydemir

Ayrıca Yeşil Sahaf yazılarına buradan ve Son Dönemin Yeşil Kitapları tanıtımlarına buradan topluca ulaşabilirsiniz.

Bütün okurlarımızı yeni yılda bize gönderecekleri kitap tanıtımı yazılarıyla yeşil kitap ekimizi yaşatmaya davet ediyoruz.

İyi yıllar!

(Yeşil Gazete)