Ana Sayfa Blog Sayfa 4444

Ilısu Barajı Mühürlensin, Hasankeyf Yok Olmasın!

Ilısu Baraj projesinin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu olmadan yapılamayacağına ve yürütmesinin durdurulmasına karar veren Danıştay’a rağmen Devlet Su İşleri inşaatı sürdürüyor.

Bu duruma tepki göstermek ve yetkili kurumları görevlerini yerine getirmeye çağırmak için 30 Ocak 2013 Çarşamba günü (yarın) saat 10.00’da Ankara’da Orman ve Su İşleri Bakanlığı önünde Peyzaj Mimarları Odası ve Hasankeyflilerle ortak bir basın açıklaması yapılacak. Saat 09.00’da Doğa Derneği ofisi önünden ayarlanan araçla hep birlikte Bakanlığa gidilileceği kaydedildi.

(Yesil gazete)

Nükleersiz bir dünya için Uluslararası ICAN Türkiye Konferansı – Fatoş Çırnaz

0

“Nükleersiz Bir Dünya ve Nükleer Silahlardan ve Kitle imha Silahlarından Arındırılmış Bir Orta Doğu İnşa Etmek” konulu konferans ICAN (International Campaign to Abolish Nuclear Weapons – Uluslararası Nükleer Silahlardan Arınma Kampanyası) tarafından Taksim Hill Otelinde düzenlendi.

Saat 11.00’de hoş geldin konuşmasını ICAN Türkiye Koordinatörü Arife Köse yaptı. Ardından Nükleer Silahların İnsani ve Çevresel Boyutunun anlatılmasını (ICAN Orta Doğu, Afrika Koordinatörü) Arielle Denis, Hilal Atıcı (Greenpeace Akdeniz Kampanyalar Sorumlusu), Leila Moein (IPPNW İran) ve Sharon Dolev (İsrail Silahsızlama Hareketi) temsil ettikleri STK’lar adına yaptılar.

İranlı katılımcı, İran-Irak savaşı sırasında 250 bi kişinin kimyasal silahlardan etkilendiğini, Hilal Atıcı en çok silahlanan ülkelerle en mutlu ülkeleri karşılaştırarak en çok silahlanan ülkeler ABD, Rusya, Çin’in mutluluk endeksinde en alt sıralarda yer alırken, Vietnam ya da ordusu olmayan Kosta Rika gibi ülkelerin  mutuluk endeksinde ilk sıralarda olduklarını anlattılar.

Bu bölümün sonunda, İranlı katılımcı Doktor Leyla’ya İranın nükleer silahlara sahip olup olmadığı ve bu konudaki samimiyeti soruldu. O da bilimsel amaçlı çalışmalar yapıldığını, güneş ve petrolün biteceğine inanıldığını, insanları iyileştirmeye çalışan bir hekim olarak ülkesinde nükleer silah olduğuna inanmadığını söyledi. Tahran Barış Müzesi projesinden bahsetti.

İkinci Toplantının konusu Nato’nun Nükleer Politikası ve Orta Doğu’ya komşu ülkelerin bölgedeki rolü üzerineydi. Konuşmaları Susi Snyder (IKV Pax Christi), Arif Ali Cangı (Yeşiller ve Sol Geece Eş Sözcüsü), Mete Çubukçu (Gazeteci), Şenol Karakaş (Küresel Bak-DSİP eş Sözcüsü) ve Selin Bölme (Araştıracı- Yazar) yaptılar. Avukat Ali Arif Cangı, Nükleer santrallere karşı olmadan, nükleer silahlanmaya karşı olunamayacağını; Fukişima kazası örneğiyle “güvenli nükleer santral”in olamayacağını, Türkiye’nin seksenli yıllardan itibaren nasıl nükleer silah deposu olduğunu; özellikle bu yıllarda 485 nükleer silahla dünyadaki 4. silahlanan ülke olduğunu; İncirliğin denetimsiz bir üs olduğunu; İncirlik üssüne karşı yürüttüğü hukuk mücadelesini anlattı. Bu mücadelenin sonuçsuz kaldığını, İncirlik’te halen nükleer silah bulunduğunu ve İncirliğin denetilemeyen gizemliliğini koruduğunun altnı çizdi. Özellikle de İncirlik üssünün Türkiye’nin denetiminde olmadığını vurguladı.

Hollandalı katılımcı Susi Snyder nükleer enerji ve nükleer silahlardan arınmış bir ülke istediklerini, ancak  kendi ülkesinde de 20 nükleer silah bulunduğunu ve bu konuda şeffaflığın olması geretiğini savundu. Nato’nun şeffaf olmazken, üye ülkelerden şeffaflık beklentisini çifte standart olarak değerlendirdi. Halkın büyük bir güç olduğunu, kendi ülkesinde hükümeti devirdiğini de ekledi.

Şenol Karakaş, Nükleer Santrallerin Nükleer bombanın alt yapısı olduğunu; Nato’nun Varşova Antlaşmasının sona ermesinden sonra varlığını sürdürmesinin anlamsızlığını; Nato’nun bir ülkenin egemeliğinin üzerinde bir egemenlige sahip olamayacağının üstünde durdu. Türkiye’de nükleer silahların yayılmasına karşı yaptıkları çalışmaları, eylemleri anlattı. Bilinçlenmenin eylem sırasında oluştuğuna değindi. Kapitalizmin rekabet ve hırsızlığa neden olduğunu, Afganistanda Nato işgali sonucu 40 bin kişinin ölmesine karşın Nato’nun islah olmadığını, Nato’nun dağıtılması gektiğini vurguladı. Bu arada ben dinleyici olarak solun, devrimcilerin nasıl da Natoya karşı direndiğini, “Nato’ya Hayır” sloganının nasıl da israrla haykırıldığını hüzünle anımsadım.

Mete Çubukçu ise, kontrol altındaki silahlanmaya karşı olunmadığını, silahın kimin elinde olduğunun silahtan önemli olduğunu vurguladı. Özellikle de İsrail-Filistin sorunu halledilmeden barışın mümkün olamayacağını anlattı. İran’a yönelik tehdit ve yaptırımların İranı daha fazla tetiklediğini ve nükleer silahlanmayı artırdığını belirtti. Ortadoğudaki siyasi gelişmeler parelelinde, hükümetimizin aldığı tavra değindi. Adana ve Maraş’a konuşlandırılan Patriot füzelerinin Nato şemsiyesi altında olduğunu, İnciriği korumak ve Kürecik Dinleme Tesisi sayesinde de İran’ın dinlenmesinin amaçlandığını anlatı. İsrail’in politik tutumunu bu şekilde sürdürmesi halinde Ortadoğu’da bu hareketliliğin normal olduğuna değindi. Mezhep eksenli silahlanmayı çok tehlikeli bulduğunu ekledi.

Selin Bölme de İncirlik Üssünün artık eskisi gibi denetimsiz ve gizemli olmadığını anlattı.

Üçüncü toplantının konusu “Nükleersiz Bir Ortadoğu İnşa Etmek Mümkün mü? Bizim rolümüz nedir” idi. Muteber Öğreten (Mayınsız Bir Türkiye Girişimi) hareketin küçücük bir güçle başlayıp, nasıl büyüdüğünü ve kazanımlarını anlatı. Sharon Dolev özellikle nükleere sahip dokuz ülkenin bundan vazgeçmeyeceğini, Ortadoğudaki ülkelerin de birbirine güvenmediğini; ABD’nin İsraili desteklemesini ya da tüm dünyada nükleerin toptan yasaklanmasının gerektiğini belirtti.

Ahmed Sa’ada (IPPNW Mısır) ICAN ‘in 1985 Barış ödülünü aldığını, tüm dünyayı nükleerden arındırmak istediklerini; Mısır’daki aktivislerin yüzde yetmişinin kadın olmasının müthiş br pozitif enerji sağladığını; sitelerinin ve facebook sayfalanın olağanüstü bir eğitim aracı olduğunu anlattı. Dünyanın 21 aralıkta sona ermediğini ve ermeyeceğini ama nükleer silahlanma bitmezse dünyanın sona ereceğini ekledi.

Bahreyn (ICAN) temsilcisi Nasser Burdestani kara mayınları ve misket bombaları alanında çalıştıklarını, aktif bir katılıma sahip olduklarını anlattı. Nazım Hikmet’in “En güzel günler henüz görmediklerimizdir” dizesini çok sevdiğini ve sıkça kulladığını ve buna inandığını belirtti.

Sharon Dolev yetmişli yıllarda Mısır ve İranın Orta Doğuyu nükleerden arındırma antlaşması yaptıklarını ama bunun uygulanamadığını belirterek, Orta Doğuda bir tek İsrail’in elinde mi nükleer silah var diye sordu. Aslında tüm kitle imha silahlarından arındırılmanın önemli olduğunu; kimyasal, biyolojik silahların da insanlık için nükleer silahlar kadar tehlikeli olduğunu vurguladı.

Ümit Şahin(Küresel Bak-Yeşiller ve Sol Gelecek PM Üyesi), Noam Chomsky’nin çok tehlikeli bulduğu iki durumdan, Çevre Felaketi ve Nükleer Savaş öngörüsünün gerçekliğinden yola çıkarak Türkiye’nin nükleere kara sevdasının hikayesini anlattı. Akkuyu nükleer santrali ile başlayan bu sevdanın kırk yılı doldurduğunu, Sinop ve İğneadayla da sürdürülmek istendiğini belirtti. Rusya ile yaptığımız nükleer antlaşmayla Türk olarak hukuksal yönden hiçbir itiraz hakkımız olmadığını, hukukun üstünde uluslararası bağlarla elimizin kolumuzun bağlı olduğunu vurguladı.

Nükleer denemelerin ekonomik ve sosyal açıdan yetersiz ülkelerde yapıldığı (Kazakistan, Mikronezya) ve genetik havuzun mahvolduğundan bahsetti; iklim değişikliğinden özellikle ABD ve İsrail’in anlaşmayı imzalamayan ülkeler olarak sorumlu olduklarını belirtti. İran’ın Teknoloji ve nükleer santrale sahip olmakla birlikte Orta Doğuda İsrail’den başka henüz nükleer silaha sahip ülke olmadığını, ancak sivil adı altında herkesin nükleerle ilgilendiğini belirtti. Ayrıca İran nükleer enerjiye sahip olduğu için Orta Doğu ve körfez ülkelerinin de  “bizde de olmalı” duygusuna kapıldıklarını anlattı.

Avrupa’daki duruma da değinerek, örneğin Fransa’nın ısısını atık enerjisinden sağlaması sebebiyle nükleer enerjiden yana olduğunu belirterek nükleer silahlara sahip ülkelerin atıklarını temizlemek zorunda olduğunu vurguladı. Ayrıca Avrupa’nın atıklarının nereye gideceğini sorguladı.. Japonya’nın bu anlamda Dünyanın en gizli saklı ülkesi olduğunu, Fukuşima  kazası sonrası 150 bin insanın mülteci konumuna düştüğünü vurguladı. 2020’ye kadar nükleer silahlanmanın yanı sıra konvensiyonel silahlanma açısından da Orta Doğu’nun “münbit bir arazi” olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan, Katar ve İsrail’in sürekli konvensiyonel silahlarını artırdığını söyledi. Kabaca bir hesaplamayla bugün 225 bin nükleer silah yapmaya yetecek kadar plutonyumun var olduğunun çarpıcı örneğini verdi.

Tüm bunlara rağmen dünya genelinde nükleer silahların 60.000’den 27.000’e inmesi barış ve silahsızlanma adına bir umut olabilir hatta olmalıdır. Bu kadar silahlanma,güçlenme yarışı ve kapitalist sistemin sonucu,nükleer santraller ve onun ikinci adımı nükleer silahlanmaya karşı mücadele boynumuzun borcudur.Çocuklarımız,gelecek kuşaklar,ekoloji,barış ve adalet adına…

 

 

Fatoş Çırnaz

 

Rakamların ötesindeki Drogba – Hakan Karakoca

Drogba, 2007 yılında Birleşmiş Milletlerden "İyi Niyet Elçisi" unvanı da almıştı

Yaşanan iç savaş bir çok yakınını ondan ayırdı, ülkesi bölünmenin eşiğinde ve o dünya kupasına katıldıkları gün verdiği demeçte şunları söylüyor: “Bir an önce ateşkes olmalı ve halkımız istediği barışa kavuşmalı…”

Bu sözlerin sahibi ülkemize transfer edilen en iyi isimlerden biri olan Didier Yves Drogba Tébily

Onun ülkesindeki savaş Kuzeyliler ve Güneyliler arasında aslında yabancılık çekmeyeceğimiz bir savaş. Bir  tarafta Kuzeyli göçmenler, diğer tarafta “Fildişi Fildişililerindir” diyen Güneyliler var. Fildişililer Kuzeyli Göçmenleri ülkelerinde istemiyor. Onların getirdikleri kültüre bir düşmanlık barındırıyorlar.  Kurulan nizam da en başından beri Güneylilerin nizamı olduğu için Kuzeyliler bir çok hak gaspına uğruyor. Demokratik hakları engelleniyor, seçimlerde defalarca hile ile alt ediliyorlar. Seçimleri kazansalar Güneyliler bu seçimleri tanımıyoruz diyerek kafalarına estikleri gibi kan dökebiliyorlar.

Artan savaş ortamı ve bir türlü anlaşamamazlık ortaya bir akil adamlar kurulu çıkarmış durumda. On üyesi bulunan bu kurul ülkede karışıklıklara son vermek ve barışı tesis etmek için var. Bizde böyle bir kurul olduğunda oradaki on tane adamı rahatlıkla “vatan haini” ilan edip çoktan meydanlarda ip sallandırılırdı. Futbolculara sorduğumuzda ya da meclise bir şekilde girebilmiş eski futbolculara mikrofon uzatıldığında da “büyüklerimiz daha iyi bilir” der geçerlerdi böyle hassas bir konuyu. Ama Drogba öyle değil, kariyerinin önüne koyduğu bir politik tutumu var. Apolitikliğin derin uykuları yerine ülkesinin barışı için çalışıyor. Ve bir gün barış tesis edilecekse Kuzeylilerin de Güneyliler ile aynı haklara sahip olması sağlanacaksa işte o zaman bu olayların altında Drogba’nın da ismi olacak. Milli takımı tamamen barış için kenetleyen bir adamdan bahsediyoruz sonuç olarak. Kuzeyliler ile Güneylileri birleştiren Drogba en karışık dönemlerde milli takımın maçlarını Kuzeye aldırarak oradaki insanlar ile Güneylilerin buluşmasını sağlamış ve bir “kader birliği” olduğunu hatırlatmıştı.

2007 yılında Birleşmiş Milletlerden “İyi Niyet Elçisi” unvanı da alan futbolcu gelirinin büyük bir bölümünü de ülkesine yatırıyor. Kurduğu bir yardımlaşma ve dayanışma derneğinin yanında bir hastane yaptırdı ve futbola başladığı takımın stadında ismi yer alıyor.

Kupalar kaldırmış, goller atmış milyon dolarlık,euroluk anlaşmalara imza atmış bir futbolcunun almış olduğu bu risk bence asıl ayakta alkışlanması gereken mesele. Golcüler ya da goller, giyilen formalar, sözleşmelere atılan imzalar unutulur gider ama bir halkın kalbine atılan imzalar hiç bir zaman silinip gitmez. İşte o yüzden Drogba bir futbolcudan fazlası oldu her zaman…

Bu yazı ilk olarak sportifmeseleler.blogspot.com/ da yayınlanmıştır.


Hakan Karakoca – Tribün Dergi

twitter.com/hknkrkc

Malezya’da cüce fil cinayetleri

Malezya’da türü tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu için koruma altına alınan 10 Borneo cüce filinin ölü bulunduğu bildirildi.

Yetkililer, Borneo Adası’ndaki Sabah eyaletinde yer alan Gunung Rara Ormanları’nda bulunan fillerin zehirlendiğinden şüphelenildiğini açıkladı.

Fillerin yan yana bulunduğu, ölü annesini uyandırmaya çalışan 3 aylık yavru filin ise kurtarıldığı belirtildi.

Sabah Eyaleti Orman Bakanı Masidi Manjun, fillerin zehirlenip zehirlenmediğinin belirlenmesi için otopsi yapılacağını, otopsi sonucuna göre suçluların adalet karşısına çıkarılacağını söyledi.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), Borneo cüce fillerinin sayılarının hızla azaldığını ve doğada yaklaşık bin 500 cüce fil kaldığını tahmin ediyor.

Borneo Adası’ndaki Sabah eyaletinde yaşayan cüce filler, kocaman kulakları, uzun kuyrukları ve bebeksi yüzleri ile diğerlerinden ayırt ediliyor.

(Yesil Gazete, CNNTürk)

ABD, “Nato üyesi Türkiye’yi Şangay Beşlisinde görmek ilginç olacak”

0
Şangay 5lisini oluşturan Rusya, Çin, Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri birarada

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gündeme getirdiği, ‘Avrupa Birliği’ne karşılık Şangay Beşlisi üyeliği’ tartışmasına ABD’den, ‘Türkiye’nin NATO üyesi olduğu göz önünde bulundurulursa kesinlikle ilginç bir durum olur’ açıklaması geldi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland, düzenlenen günlük basın brifingde ‘Başbakan geçtiğimiz Cuma günü Türk kanalına verdiği mülakatta Türk hükümetinin artık ciddi olarak Şangay İşbirliği Örgütü üyeliğini değerlendirdiklerini ve bunu Devlet Başkanı [Vladimir] Putin’e ilettiğini söyledi. Eğer Türkiye’yi örgüte kabul ederlerse, Avrupa Birliği’ne güle güle diyecekler. Bu konuyla ilgili bir yorumunuz var mı?’ sorusunu yanıtladı.

Başbakan Erdoğan’ın bu açıklamasını görmediğini dile getiren Nuland, ‘Türkiye’nin NATO üyesi olduğu göz önünde bulundurulursa kesinlikle ilginç bir durum olur. Ne olacağını göreceğiz’ dedi.

Başbakan Erdoğan 25 Ocak Cuma günü 24 TV’ye verdiği mülakat sırasında ‘Türkiye AB sürecini unuttu mu?’ sorusuna verdiği yanıtta ‘AB sürecini unutmak, kaybetmek diye bir şeyin söz konusu olmadığını’ belirtmiş, ancak ‘AB bizi bizi unutmak istiyor ama çekiniyor, unutamıyor. Halbuki açıklasa biz rahatlayacağız. Oyalayacağına bizi, açıklasın biz de işimize bakalım’ diye de eklemişti.

NATO’nun zamanında Türkiye’yi, halkı Müslüman olan bir ülke olarak üyeliğe kabul ettiğini hatırlatan Erdoğan, ‘AB’nin de NATO’nun düştüğü yanlışa düşmek istemiyorum dediğini’ savunmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e daha önce ‘Bizi Şangay Beşlisi’ne alın, biz de AB’ye ‘allahaısmarladık’ diyelim’ önerisini dile getirdiğini söyleyen Erdoğan, Şangay Beşlisi’nin ‘daha iyi ve daha güçlü’ olduğunu öne sürmüştü.

(Euractiv, 24TV)

 

Jirinovski’ye lahana turşulu saldırı

0

Rusya aşırı sağcı Liberal Demokrat Parti (LDPR) lideri Vladimir Jirinovski, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de düzenlediği basın toplantısında bir kadın gazetecinin lahana turşusu saldırısına uğradı. Korumalarını göreve çağıran Jirinovski, kadın gazeteciye bu saldırıyı yapması için birilerinin para ödediğini iddia etti.

Jirinovski, basın toplantısında Ukrayna’nın Avrupa Birliği ile entegrasyon yerine, ortak tarih, kültür ve dile sahip olduğu Rusya ile daha yakın ilişki kurmasını istedi. “Ukrayna birilerinin sarayının koridorunda mutfakta geçici bir iş ya da arka bahçede bahçıvanlık için beklemek istiyorsa, oraya gidebilir” eleştirisinde bulunan Jirinovski, “Ya da kardeş bir devlette ortak kültür ve tarih içinde yaşarız. Ben Ukrayna, Belarus ve Rusya halklarının tek millet olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Avrupa Birliği’ne dahil olan hiç bir ülkenin ekonomik başarı elde edemediğini savunan Jirinovski, “Euro Bölgesi ve NATO gibi, Avrupa Birliği de düşüşe geçti” değerlendirmesinde bulundu. Jirinovski tarihi olarak Avrupa bölgesinde Slav ırkının ikinci sınıf görüldüğünü öne sürdü.

http://www.youtube.com/watch?v=vCfEF7XHz6Y

(Agos)

 

Engelli gençler için Akıllı Web Sitesi projesi

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği, engelli gençlerin web tasarımcısı ve içerik yöneticisi olmalarını sağlayan ”Afalina Akıllı Web Sitesi” projesini hayata geçirdi.

Konuyla ilgili açıklamaya göre, LED Bilişim ile Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’nin ortak projesiyle, engellilerin eğitimin ardından web tasarımcı olarak ekonomik hayatın içinde yer almaları amaçlanıyor.

Adını yunus balığı türü afalinadan alan projesiyle engel tanımayan gençler web tasarımcısı olarak iş hayatında aktif rol almaya başladı.

Projenin ilk öğrencisi, spastik deparazi hastası, 19 yaşındaki milli yüzücü Okan Çınar, derneğin imkanlarıyla önce grafik ardından da web tasarımcısı olduğunu belirtti.

Çınar, grafik tasarım kursunun kendisini sosyalleştirdiğine dikkati çekerek, ”Afalina ile beraber artık kendi parasını kazanan özgür bir birey oldum” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği Başkanı Ramazan Baş ise engellilerin ekonomik hayata katılması için ellerinden geleni yapacaklarını anlattı.

Baş, engelli üyelerinin www.engelsizwebtasarim.com adresi üzerinden web sitesi yaptırmak isteyenlere, maksimum 3 gün içerisinde işi teslim ettiklerini kaydetti.

(Dünya Bülteni.net)

Antalyalı çocuklara tatil hediyesi: 2. Avrupa Çocuk filmleri Festivali

0
Festival kapsamında "Afacan ve Kurbağa Surat" filmi de izlenebilir

Antalya’da düzenlenen 2. Avrupa Çocuk filmleri Festivali 28 Ocak Pazartesi günü başladı. Cumartesi günü sona erecek festival kapsamındaki tüm filmler ücretsiz olarak izlenecek..

“Paris’te Çılgın Macera” filmiyle açılışı yapılan festivalde gösterimi yapılacak diğer filmler ise şöyle:

Sevimli Dinozor Talde, Niko: Yıldızlara Yolculuk, Asterix ve Vikingler, Keloğlan, Donkişot, Afacan ve Kurbağa Surat, Arthur ve Minimoylar, Paris’te Çılgın Macera.

Filmler Antalya Kültür Merkezi, Yenimahalle Kültür Merkezi, Aksu Atatürk Çocuk Kültür Merkezi’nde gösterilecek ve ücretsiz izlenebilecek.

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın ortaklaşa düzenlediği festivalde son gösterim 2 Şubat Cumartesi günü yapılacak.

Festivalin programı:

Pazartesi

11.00 Sevimli Dinozor Tatilde 84′ (YKM)

13.30 Pariste Çılgın Macera 90′ (AKM Aspendos)

15.00 Niko: Yıldızlara Yolculuk 80′ (Aksu)

15.30 Asterix Ve Vikings 78′ (AKM Aspendos)

Salı

11.00 Niko: Yıldızlara Yolculuk 80′ (YKM)

13.30 Keloğlan 80′ (AKM Aspendos)

15.00 Sevimli Dinozor Tatilde 84′ (Aksu)

15.30 Donkişot 85′ (AKM Aspendos)

Çarşamba

11.00 Afacan Ve Kurbağa Surat 78′ (YKM)

13.30 Niko: Yıldızlara Yolculuk 80′ (AKM Aspendos)

15.00 Pariste Çılgın Macera 90′(Aksu)*

15.30 Sevimli Dinozor Tatilde 84′ (AKM Aspendos)

Perşembe

11.00 Pariste Çılgın Macera 90′ (YKM)

13.30 Keloğlan 80′ (AKM Aspendos)

15.00 Afacan Ve Kurbağa Surat 78′(Aksu)

15.30 Arthur Ve Minimoylar ‘102 (AKM Aspendos)

Cuma

10.00 Afacan Ve Kurbağa Surat 78′ (AKM Perge)

11.00 Sevimli Dinozor Tatilde 84′ (YKM)

12.00 Niko: Yıldızlara Yolculuk 80′ (AKM Perge)

14.00 Pariste Çılgın Macera 90′ (AKM Perge)

Cumartesi

10.00 Pariste Çılgın Macera 85′ (AKM Aspendos)

10.30 Sevimli Dinozor Tatilde 84′ (Aksu)

11.00 Niko: Yıldızlara Yolculuk 80′ (YKM)

12.00 Afacan Ve Kurbağa Surat 78′(AKM Aspendos)

13.30 Pariste Çılgın Macera 90′ (Aksu)

14.00 Donkişot 85′ (AKM Aspendos)

15.30 Afacan Ve Kurbağa Surat 78′(Aksu)

(Bianet)

 

Çocuklar tamam sıra gençlerde. “Semerkant”ı okuttu diye öğretmene soruşturma

“Müfredat Dışı” ve “Doğu kültürünü ve İslamiyeti aşağılıyor” şikayeti üzerine ” Amin Maalouf’un Semerkant adlı kitabını öğrencilere okuttuğu gerekçesi ile İstanbul Bahçelievler’de Necip Fazıl Kısakürek Lisesi’nde görev yapan bir öğretmene İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından soruşturma açıldı.

Derste yardımcı kaynak olarak okutulduğu belirtilen kitap hakkında şikayet ise çocuğu ilgili okulda eğitim görmeyen bir veliden geldi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne iletilen şikayet dilekçesine Semarkant’ta müstehcen olduğu iddia edilen kısımların fotokopisi de eklendi.

Bu şikayet üzerine öğretmen hakkında açılan soruşturma dosyasında öğretmenin daha önceki yıllarda da okul idaresince hoş karşılanmayan Server Tanilli’nin “Uygarlık Tarihi” ve Segal’in “İnsan Nasıl İnsan Oldu” gibi kitapları da okuttuğu belirtildi.

Şikayete konu olan ve Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan dünyaca tanınan Amin Maolouf’un kitabı ” Semerkant”, Türkiye’de 66 baskı yaptı. Kitap, korsan satışları hariç bugüne kadar yaklaşık olarak 300 bin sattı. Semerkant, 1988’de Prix Mezon de la Presse ödülüne layık görüldü. Yazar Maalouf ise 1993’te prestijli Prix Goncourt ödülünü aldı.

(Birgün)

Eril şiddetten rahatsız erkekler için İktidar ile yüzleşme atölyesi

Cinsiyet Ayrımcılığından, Heteroseksizmden ve Eril Şiddetten Rahatsız Erkekler grubu 2 Şubat’ta “Erkeklik ve iktidar ile yüzleşme” atölye çalışmasını geçekleştirecek.

Ataerkil sistemin ürettiği erkekliğe karşı koymak, verili erkekliği reddetmek ve toplumsal cinsiyetin zorlayıcı kalıplarından çıkmanın tartışılacağı atölye öncesi trans, trans olmayan, gey, biseksüel, heteroseksüel tüm erkeklere sesleniliyor.

Atölye çalışmasının çağrı metni

“Erkeklerle iktidar arasındaki bağlantı nedir? Erkek egemen sistemle her günkü işbirliğimizi, yararlandığımız ayrıcalıkları kendimize itiraf edebilir miyiz? Erkekler, erkek egemen sistemi üretmeye, kendilerine biçilen iktidar rolleri benimsemeye mahkûm mu? Erkek olmak, bugüne kadar bize sunulduğu halleriyle kabul etmemiz gereken değişmez bir olgu mu yoksa dönüştürülebilen bir şey mi? Değişim mümkün mü? Mümkünse ne şekilde, hangi yollarla? Erkeklerin, erkekliğe ve erkek egemen iktidara karşı mücadele etmesinin yolları neler olabilir?

Ataerkil sistemin ürettiği erkekliğe karşı koymak, verili erkekliği reddetmek ve toplumsal cinsiyetin zorlayıcı kalıplarından çıkmayı amaçlayan bir tartışmayı trans, trans olmayan, gey, biseksüel, heteroseksüel tüm erkeklerle beraber yürütmek istiyoruz.”

Düzenleyen: Cinsiyet ayrımcılığından, heteroseksizmden ve eril şiddetten Rahatsız Erkekler

Atölye çalışmasında üst sınırımız 30 kişi olacağından katılımcıların email ya da telefon ile haber vererek kaydolmalarını rica ediyoruz:

İletişim için:

0505 738 89 26 –  [email protected]

2 Şubat 2013 Cumartesi, Saat 12.00-16.00
Yer: Çıplak Ayaklar Stüdyosu
Adresi: Firuzağa mah. Çukurcuma cad. – No: 6/ 3 Beyoğlu / İstanbul

(Uçan Süpürge Haber Merkezi)