Galatasaray’ın flaş transferi Didier Drogba, sarı kırmızılı formayı giydi.
Fildişili oyuncu Galatasaray’ın parçalı formasıyla giydiği resmi Instagram’dan paylaştı.
Yıldız futbolcu fotoğrafın altına da, “Hayatımda yeni bir dönem başlıyor. Tanrı benimle olsun. Şangay’ı özleyeceğim” mesajını yazdı.
Galatasaray’a transferi hakkında açıklamalarda da bulunan Didier Drogba, ““Şu anda Fildişi Sahili ile Afrika Uluslar Kupası için Güney Afrika’da bulunuyorum. Galatasaray ile bir buçuk yıllık sözleşme imzaladım. Galatasaray 18 kez Türkiye Ligi’nde şampiyon oldu ve 2000 yılında UEFA Kupası’nı kazandı.
Süper Lig’de lider durumdalar ve Şampiyonlar Ligi’nde gruplardan çıktılar. Ki Şampiyonlar Ligi benim için çok özel bir organizasyon. Burada Schalke 04 ile son 16 turunda karşılaşacağız.” dedi
İstanbul’da kendisini çok heyecanlı bir mücadele beklediğini belirten yıldız futbolcu, “Böylesine tarihe sahip bir kulüpte oynamak ve taraftarın muhteşem desteğiyle tanışmak için sabırsızlanıyorum. Benim için yeni bir maceranın başlangıcı olacak.” ifadelerini kullandı
Drogba’nın maliyeti
Galatasaray, Drogba ile anlaşıldığını dün borsaya bildirmişti. Bu açıklamayla, yıldız futbolcunun alacağı ücret de netlik kazandı. Galatasaray Spor Kulübü tarafından yapılan açıklama şu şekilde;
”Shanghai Shenhua FC oyuncularından Didier Yves Drogba ile 2012-2013 2.yarı sezonundan itibaren 1,5 futbol sezonu için anlaşmaya varılmıştır. Buna göre, oyuncuya 2012-2013 2.yarı sezonu için 2 milyon avro ve 2013-2014 sezonu için 4 milyon avro sabit transfer ücreti ve 15 bin avro maç başı ücreti ödenecektir. Ayrıca oyuncuya imza ücreti olarak 2012-2013 ve 2013-2014 sezonlarında toplam 4 milyon avro ödenecektir. Oyuncunun Uluslararası Transfer Sertifikası, Türkiye Futbol Federasyonu aracılığıyla Çin Futbol Federasyonu’ndan talep edilmiştir.”
The Guardian’ın pazar günleri çıkardığı The Observer’ın ekonomi editörü Heather Stewart ve The Guardian’ın ekonomi editörü Larry Elliott‘un ortak imzalarını taşıyan haberi, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Bora Kabatepe‘nin çevirisiyle ve ön-yorumuyla sunuyoruz.
***
2006 yılında yayınlanan Stern raporu iklim değişikliği konusunu araştırmış herkesin bildiği önemli bir rapor. Bazı çevrelerce bu raporun iklim değişikliğini abarttığı ve gerçekleri yansıtmadığı iddia ediledursun, raporun yazarı Lord Stern, Davos zirvesinde işlerin tahmin edilenden çok daha kötü bir noktaya geldiğini ve bu kötü gidişatı öngörmüş olsaydı raporu çok daha açık sözlerle ve sert bir üslupla kaleme almış olacağını açıkladı. Aynı dönemde iklim değişikliğine bakışında değişiklik olan bir kurum da Dünya Bankası gibi gözüküyor. Geçtiğimiz yıl sonu yayınladıkları raporla 4 derecelik bir yükselişin getireceği tehditlere işaret eden kurumun yeni başkanı Jim Yong Kim’in iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğunu kabul eden açıklamaları umut verse de, Davos’ta yaptığı ve aşağıdaki çeviride görebileceğiniz kâr ve büyüme odaklı çözüm çağrıları, iklim değişikliği mücadelesinin neden hükûmetlere ve şirketlere bırakılmaması gerektiğini kanıtlıyor gibi.. (Bora Kabatepe)
***
Birleşik Krallık tarafından görevlendirilerek iklim değişikliği konusunda politikacıların ve çevre örgütlerinin en çok atıfta bulunduğu raporlardan birisini yazan Lord Stern, riskleri hafife aldığını ve raporu yazarken sıcaklık artışlarının ekonomileri üzerinde getirdiği tehditler açısından daha “açık sözlü olması” gerektiğini açıkladı.
Artık bağımsız çalışan Stern, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda verdiği bir röportajda, “Geriye baktığımda, riskleri hafife almış olduğumu görüyorum. Gezegen ve atmosfer, beklediğimizden daha az karbon emiyor ve salımlar hızlı bir şekilde artıyor. Hal böyle olunca bazı etkiler beklediğimizden çabuk gerçekleşiyor” dedi.
2006’da yayınlanan Stern Raporu, uzun dönem sıcaklık ortalamalarının 2-3 C derece yükselmesi olasılığını %75 olarak vermişti. Raporun yazarı Nicholas Stern, bugünkü görüşünü ise “4 C civarında bir artışa doğru giden bir yoldayız” diye ifade ediyor: “İşlerin böyle gideceğini bilseydim sanırım çok daha açık sözlü olurdum. 4-5 C’lik bir artışın riskleri konusunda çok daha kararlı olurdum.”
Lord Stern, sıcaklık artışlarının ekonomilere olan etkisi konusunda daha açık sözlü yazmış olması gerektiğine inanıyor. Fotoğraf: Guardian adına Sarah Lee
Stern, Çin’in de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin, risklerin ciddiyetini kavramaya başladıklarını, ancak hükümetlerin ekonomilerini daha az enerji tüketen ve çevre açısından sürdürülebilir teknolojilere doğru kaydırmak konusunda daha güçlü adımlar atmaları gerektiğini söylüyor: “Bu kadar güçlü adımlar atmak zorunda olmamız çok ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Rus ruletini bir kurşunla mı oynamak istiyoruz, yoksa iki kurşunla mı? Bahsedilen riskler bazıları için ölüm-kalım anlamına geliyor.”
Stern, Birleşik Krallık’ın, hükümeti iddialı karbon hedeflerine zorlayan İklim Değişikliği Kanunu”nu da desteklediğini, ancak ekonomiyi yeşillendirme konusunda daha fazla yatırım yapılması gerektiğini “Bu heyecan verici bir büyüme hikayesi” sözleriyle ifade ediyor.
David Cameron çevrecilerden aldığı desteğin çoğunu, 2010 seçimlerinden önce, iklim değişikliği konusunda kararlı olduğunu göstermek için yaptığı Kuzey Kutbu ziyaretiyle toplamıştı. Ancak koalisyonun yeşil poltikalara olan bağlılığı, rüzgar santrallerinin faydaları üzerindeki şüpheci yaklaşımı ve Britanya’nın kaya gazı rezervlerini genişletmek için gösterdiği çabaların ortasında daha fazla sorgulanmaya başladı.
Stern’in yorumları, Dünya Bankası’nın yeni başkanı Jim Yong Kim’in Davos’ta 4 C’lik sıcaklık artış tahminlerinin gerçekleşmesi halinde “doğal kaynakların kontrolü üzerinde yaşanacak anlaşmazlıklar” konusunda uyarılarda bulunduğu günlere denk geldi.
Kim, “Heryerde su ve gıda savaşları olacak” demiş, beş yıllık döneminde iklim değişikliği ile mücadele etmenin öncelikleri arasında olduğunun altını çizdi.
Kim, bir karbon pazarı yaratılması, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması ve küresel salımların %60-70’inden sorumlu olan dünyanın 100 mega şehrinin yeşillendirilmesi için hemen harekete geçilmesi gerektiğini de belirtti.
2012’de ABD’de yaşanan ve buğday ile mısır fiyatlarını yukarı çeken kuraklığın geliri düşük halkların daha kötü beslenmesine neden olduğunu hatırlatan Kim, aşırı hava olaylarının ilk defa insan kaynaklı iklim değişikliğiyle bağlantılandırıldığını belirterek, “İnsanlar noktaları birleştirmeye başlıyorlar. Eğer unutacak olurlarsa, ben hatırlatmak için buradayım” dedi.
“Ekonomik büyümeyi devam ettirecek iklimle dost yollar bulmalıyız. İyi haber şu ki, bunların olduğunu düşünüyoruz” diyen Kim’e göre özel sektörün katkısı olmadan iklim değişikliğine çözüm bulmak mümkün değil. Kim, şirketleri de “bu fırsatı kâra dönüştürme” konusunda teşvik etti: “İklim değişikliğini tersine çevirme mücadelesinde ve bunu getirecek teknolojilerin geliştirilmesinde çok para var.”
Serbest gazeteci Oliver Milman‘ın Guardian’da yayımlanan haberini, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Bora Kabatepe‘nin çevirisiyle sunuyoruz.
***
Greenpeace tarafından yayınlanan bir rapora göre Çin ve Avustralya, yeni petrol, gaz ve kömür projeleri içerisinde başı çeken ve “karbon bombası” olarak adlandırılabilecek projelerle gezegeni felaket boyutlarında bir iklim değişikliğine itmeye devam ediyor.
Danışmanlık şirketi Ecofys tarafından Greenpeace için hazırlanan “Geri Dönülmeyecek Nokta” çalışması, bahsedilen 14 dev projenin 2020 yılına gelindiğinde yılda 6.3 gigaton CO2 –yani ABD’nin mevcut yıllık salımı kadar- salacağını hesapladı.
En büyük oyuncular ise kömür üretimlerini 2015 yılına kadar 620 milyon ton arttırmayı hedefleyen ve buna bağlı olarak 1.4 milyar ton sera gazı salacak olan Çin’in beş kuzeybatı bölgesi.
İç Moğolistan Özerk Bölgesi’ne bağlı Xilin Hot’taki Shengli açık ocak kömür madeni. Çin’in beş kuzeybatı bölgesi, kömür üretimini 2015’e kadar 650 milyon ton arttırmayı hedefliyor. Fotoğraf: Lu Guang/Greenpeace
Avustralya’nın dünyanın en büyüğü olan kömür ihracatı endüstrisi ise 2025 yılına kadar planlanan 408 milyon tonluk artış ve buna 760 milyon ton CO2 salımı ile ikinci sırada.
Bu arada, kutup bölgesindeki tartışmalı petrol ve gaz istismarı ise yılda 520 milyon ton CO2 salımına neden olurken, diğer büyük katkı da Kanada’daki katran kumulları ve ABD’deki kaya gazı gibi yeni fosil yakıt cephelerinden gelecek.
Greenpeace raporuna göre “karbon bombası” olarak adlandırılan bu 14 proje yüzünden küresel salımlar %20 artacak. Bu, Uluslararası Enerji Ajansı tarafından tehlikeli iklim değişiklikleri için kritik eşik olarak açıklanan 2 C’lik ısınmayı engellemek için önerilen salım limitlerinin üçte birini doldurmuş olacak.
Analiz gösteriyor ki, şu an farklı onay ve planlama aşamalarında olan bu 14 proje iptal edilirse, salımlar 2015 yılında tepe noktasına ulaştıktan sonra yıllık %5 düşecek, böylece sıcaklık artışını 2 C’nin altında tutmak için %75 şansımız olacak.
Greenpeace Avustralya’dan Georgina Woods, “Eğer bu projeler geri çekilmezse, 2050 yılına kadar 300 milyar ton ekstra CO2 salımına katlanacağız demektir, ki bu da 2 C hedefini tutturabilmek için işleri oldukça zorlaştırıyor” diyor.
Woods, “Fosil yakıt endüstrisi çeşitleniyor ve kaynakları çıkarmak için çoğunlukla tehlikeli ve zehirli yeni yolllar buluyor. Bu, şirketlerin değişen enerji piyasasında tutunmak için yaptıkları son hamle. BM iklim müzakerelerinde 2 C’yi aşmamak gerektiği konusunda anlaşmaya varan ülkeler bu projelerin devamına izin veremezler.” diye devam ediyor
Rapor, en büyük iki artışın sahibi konumundaki Çin ve Avustralya’nın büyük çaplı fosil yakıt projeleri konusunda tekrar düşünmeye zorlandığı bir zamanda yayınlandı. Pekin endüstriyel çıktılara bağlı olağanüstü hava kirlilikleri ile boğuşurken Avustralya da iklim değişikliği ile bağlantılı rekor seviyelerinde ısı dalgaları ile mücadele ediyor.
Greenpeace’in listesindekine benzer projeler ekonomik istikrara sistematik bir risk getirdiği için bilim insanı, yatırımcı ve politikacılardan oluşan bir grup tarafından geçtiğimiz yıl “eşik altı” varlıklar olarak ilan edilmişti.
Grup, Bank of England yöneticisi Sir Mervyn King’e açık bir mektup yazarak küresel sıcaklık artışını 2 C altında tutma hedeflerinin Londra borsalarında işlem gören karbon-yoğun varlıkların değerlerini düşüreceğini ve bunun da kurumsal yatırımcıları ve emeklilik fonlarını etkileyeceğini söylemişti.
Fantastik edebiyat konusunda faaliyet gösteren, hem bir bilgi portalı hem de buluşma noktası olan Kayıp Rıhtım, yayıma başlayışının 5. yılını iki hafta sürecek şenliklerle kutluyor. Şenlik günlerini dünya yazarlarıyla röportajlar, benzersiz makaleler, şenlik günlerine özel radyo programları, öykü çevirileri ile dolduracak olan Kayıp Rıhtım, ilk olarak “Yaşlı Adamın Savaşı” evreninin yaratıcısı, dünyaca ünlü yazar John Scalzi ile yapmış olduğu röportajı yayıma koydu.
Kayıp Rıhtım 5 yaşında
Röportajda John Scalzi’nin Yaşlı Adamın Savaşı serisi irdeleniyor, yazarın SFWA (Amerikan Bilimkurgu ve Fantastik Kurgu Yazarları Derneği) başkanlığını, yazarlığını, Türkiye’ye gelmek isteyip istemediğini, genç yazarlara tavsiyelerini, bilimkurguyu ve çok daha fazlası konuşuluyor.
Kitap değerlendirme ve duyurularının yer aldığı, hem bir forum hem de haber sitesi gibi davranan internet sitesi, şenlikler süresince daha bir çok sürprizin yer alacağını duyuruyor.
Pencere, neredeyse her gün N.Ç., O.C., H.H. gibi kısaltmalarla bir habere konu olduğu halde sürekli üzeri örtülmeye çalışılan, maruz kalanın suçlu bulunduğu, faillerinse korunduğu çocuk cinsel istismarı konusuna odaklanıyor. Bu odaklanma sürecinde yaşanan şiddete bir pencere açmak yerine, baskın söylemlerden ve yargılamalardan sıyrılıp sözü konunun öznesi olan çocuklara bırakıyor.
Maya Cüneyt Türel Sahnesi: 1/8 Şubat Cuma 20.30
Ray Performans Kolektifi, 2012 yılında Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz Bölgelerinde çocuklarla Ezilenlerin Tiyatrosu üzerine yaptığı çalışmaların deneyiminin ivmesiyle üretken yolculuklarında yan yana ve beraber hareket etme heyecanında bir grup oyuncu, yönetmen, yazar, ressam, akademisyen, tasarımcı ve müzisyenin ortak çalışma zemini olarak ilk ürününü ortaya koyuyor.
Kollektif, Pencere ile bir yandan tiyatro üzerinden ortak bir dil oluşturmaya çabalarken bir yandan da Ezilenlerin Tiyatrosu alanında çalışmaları ile bireysel ve ortaklaşa üretimlerini çok çeşitli alanlarda sürdürüyor.
AyşeBayramoğlu’nun yazdığı Doğu Yaşar Akal’ın yönettiği Pencere’de Lara Aysal ve Sedat Can Güvenç rol alıyor.
İlk olarak 30 Kasım’da sahnelenen oyun, son iki gösterimini 1 ve 8 Şubat tarihlerinde Maya Cüneyt Türel Sahnesi’nde gerçekleştirecek.
Oyun Tarihleri
Maya Cüneyt Türel Sahnesi: 1/8 Şubat Cuma 20.30
NOT: Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Kadıköy İlçe Örgütü üyeleri oyuna gitmek üzere küçük bir organizasyon gerçekleştiriyor. Katılmak isteyenler Ezgi Özcan ([email protected]) ile iletişime geçebilir.
Pencere
Yazan: Ayşe Bayramoğlu
Yöneten: Doğu Yaşar Akal
Oynayanlar: Lara Aysal, Sedat Can Güvenç
Yardımcı Yönetmenler: Ozan Cihan, Damla Ekin Tokel, H. Merve Kaya
CHP Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın Kaz Dağlarında 500 hektarlık alanı yok eden yangının nasıl söndürüldüğüne ilişkin sorusunu Orman ve Su İşleri bakanı Veysel Eroğlu’ndan çarpıcı yanıt geldi.
T24’den Hülya Karabağlı’nın haberine göre, Eroğlu, “En yakın su kaynağı 6,3 km uzaklıkta bulunduğundan; yangın söndürmek maksadıyla yangın alanına bitişik maden göletinden bir miktar su, zorunlu olarak kullanılmıştır” dedi. Eroğlu’nun yanıtını ‘inanılmaz’ bulan Akova, “Çevre sağlığı düşünüldüğünde zehirli maden atık suyunu kullanmak için ciddi ve gerçekçi bir bahane olamaz” dedi. Akova’nın, bakanın yanıtına yer verdiği değerlendirmesi şöyle: ‘Yangına bitişik maden göletinden bir miktar su kullanıldı.’
Eylül ayında çıkan ve 500 hektarlık orman alanını yok eden yangının, nasıl söndürüldüğü ile soru önergesine inanılmaz bir cevap verildi. Bilindiği üzere, Kaz Dağlarında başlayan yangının söndürülmesinde Orman İşletmeye ait helikopterlerin denizden su almak yerine Kaz Dağlarının tam ortasında bulunan bakır ve molibden madeninin çökertme havuzundaki suyu kullandıkları dile getirilmişti. Yangının söndürülmesinde kullanılan bu zehirli suların yanan alanın zemininde kalıp, yağan yoğun yağmurlarla da süzülerek Havran çayına ulaştığı ve böylece balıkların ölmesine sebep olduğu belirtilmişti. Bu bağlamda verilen soru önergesine Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun verdiği cevaba göre; “Havran yangınında aşırı rüzgar sebebiyle Tepeoba, Kalabak ve Fazlıca Köyleri yangın tehlikesine düşmüştür. Mülki Amirce, köylerin boşaltılması için hazırlık yapılması talimatı verilmiştir. Köylerde yaşayan vatandaşlar açısından hayati tehlike bulunması sebebiyle can ve mal kaybını önlemek için zamanla yarışılmıştır. En yakın su kaynağı 6,3 km uzaklıkta bulunduğundan; yangın söndürmek maksadıyla yangın alanına bitişik maden göletinden bir miktar su, zorunlu olarak kullanılmıştır.”
Yangın helikopterle söndürülmeye çalışıldığına göre, en yakın su kaynağının 6,3 km uzakta olması uzun dönemli insan ve çevre sağlığı düşünüldüğünde zehirli maden atık suyunu kullanmak için ciddi ve gerçekçi bir bahane olamaz.
Ünlü sanatçı Ferdi Özbeğen tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayata veda etti.
Sanatçı Ferdi Özbeğen, solunum yetmezliği nedeniyle dün öğle saatlerinde tedavi altına alındığı İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde saat 21.45 sıralarında hayata gözlerini yumdu.
Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavisi süren Özbeğen’in doktorları bugün yaptıkları açıklamada sanatçının hayati riskinin devam ettiğini söylemişlerdi. Doktorları sanatçının solunum yetmezliğinden değil tedavisi devam eden kanser hastalığı nedeniyle risk altında olduğunu açıklamışlardı.
Yeşil Gazete olarak değerli sanatçının yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyor ve Ferdi Özbeğen anısına en bilinen eserlerinden Dilek Taşı’nı tüm sevenleri ile paylaşıyoruz.
Ve yılın transferi Galatasaray Spor Kulübü resmi sitesi www.galatasaray.org üzerinden de açıklandı. Didier Drogba Galatasaray’da.
Drogba’nın transfer olacağı dedikodusu yılın ilk derbisi öncesi önce kulaktan kulağa yayıldı. Galatasaray taraftarı, Beşiktaş maçı için konsantre olmuşken bu haber üzerine derbi günü başka bir heyecana yelken açtı.
Daha dünyanın en iyi 10 numaralarından Wesley Sneijder’in floryada antrenmana çıkmasının şaşkınlığı atılamamışken hiç beklenmedik şekilde Drogba’nın da sarı kırmızı forma yolunda olduğu haberleri derbi heyecanının bile üzerine çıktı.
Bu sabah gene resmi site üzerinden Drogba transferi hakkında girişimlerin başladığını açıklayan Sarı Kırmızılı ekibin teknik kurmayları az önce görüşmelerin mutlu son ile noktalandığının müjdesini de galatasaray aşıkları ile paylaştı.
Şimdi herkes sezon başında Başkan Ünal Aysal’ın çilek esprisinin geldiği son noktayı konuşuyor. Sneijder ve Drogba akla hemen bir başka dünya yıldızını, Barcelona efsanesi ile Guardiola henüz ortaya çıkmamışken gezegenin en iyi teknik direktörü olduğu konusunda herkesin hemfikir olduğu Jose Mourinho’yu getiriyor.
Sosyal Medyada Galatasaray taraftarları şimdiden çilek derken Sneijder ve Drogba ile manavda meyva bırakmamaya başladık, acaba manavın sahibi Jose Mourinho mu esprilerini dillendirmeye başladı.
Wesley Sneijder da Florya’daki ilk toplantısında Galatasaray’a gelmesi konusunda kendisini ikna edenlerin başında eski hocası Mourinho’nun geldiğini belirtmişti. Mourinho’nun iki vazgeçilmezi şimdi Galatasaray’da. Ne var ki Galatasaray taraftarı ile imparatorunun arasına girmek Mourinho’nun bile harcı olmayabilir
Bulgaristan ‘da “Yeni bir nükleer santral kurularak nükleer enerji sektörü geliştirilsin mi?” sorusu için yapılan referanduma katılım düşük oldu.
Ülkede dün, yeni bir nükleer santral kurularak nükleer enerji sektörünün geliştirilip geliştirilmemesi konusundaki düşüncesi sorulan Bulgaristan halkları, araştırma şirketlerinin erken analizlerine göre, referanduma fazla ilgi göstermedi ve katılım yüzde 20 civarında kaldı.
Yapılan referandumun geçerli olabilmesi için, oy kullanan seçmen sayısının ülkedeki son parlamento seçiminde oy kullanan 4,3 milyon kişinin altında kalmaması gerekiyordu.
Başbakan Boyko Borisov da, referandumun geçerli olabilmesi için gereken katılım oranına ulaşılamadığına dikkati çekerek, “Referandumun yapılması için toplanan 500 bin imza boşa gitti. Yaptığımız masraflar da boşa gitti. Öyle olacağını zaten bekliyorduk. Boş bir çabanın sonucunu gördük” açıklamasında bulundu.
Merkez Seçim Komisyonu’nun kesin sonuçları 3 gün içinde açıklaması bekleniyor.
Ülkesinden kaçıp komşu ülkelere sığınanların Suriyelilerin sayısı 665 bini buldu. Türkiye‘deki Suriyeli mülteci sayısı 160 bini aştı. Sayıları her geçen gün artan Suriyeli mültecilerin durumu giderek kötüleşiyor.
Sayıları 600 bini bulan Suriyeli mültecilerin durumu her geçen gün aralarına yenilerinin katılması ve sert geçen kış nedeniyle giderek daha da kötüleşiyor. Hayatta kalabilmek için gerekli en temel ihtiyaçların bile sıkıntısı çekiliyor. Bu nedenle gözler, Suriyeli mültecilerin durumunuh aciliyeti karşısında gözler 30 Ocak’ta Kuveyt’te yapılacak uluslararası yardım konferansında.
BM Mültecilere Yardım Kuruluşu’ndan Sybella Wilkes durumu şöyle özetliyor:
“Şu an her gün 4 bine yakın yeni mültecinin kaydını yapıyoruz. Her gün ortalama 2 bin ila 3 bin kişi kaçarak sınırı geçiyor. Çadır, battaniye ve mutfak gereçlerine ihtiyaç var. Mültecilere malî destek vermemiz de gerekiyor.“
Yardım kuruluşlarının işi zorlaşıyor
Mültecilerin sayısının her geçen gün artması, bölgesel ve uluslararası yardım kuruluşlarının işini de zorlaştırıyor. Suriye’de 22 aydır süren çatışmalar iki milyon kişiyi evinden etti. BM verilerine göre komşu ülkeler Türkiye, Ürdün ve Lübnan’daki Suriyeli mültecilerin sayısı 665 bine ulaştı. Bölgede soğuk geçen kış ve yoğun yağışlar nedeniyle son haftalarda mültecilerin durumu daha da aciliyet kazandı.
Türkiye’deki mülteci kampı
Uluslararası Kızılhaç Komitesi‘nin Şam bürosu sözcüsü Rima Kemal, en temel ihtiyaçların bile lüks haline geldiğini belirterek “Şu an çoğumuz için en basit olarak görülebilecek temel ihtiyaçların bile sıkıntısı çekiliyor. İnsanların hayatta kalabilmesi için içme suyu, gıda, aynı zamanda tıbbî malzeme. Çoğumuzun normal gördüğü bu temel ihtiyaçlar Suriye’de bir lüks“ diyor.
Kendi ülkeleri içinde mülteci konumuna düşenlerin durumu daha da kötü. BM Mültecilere Yardım Kuruluşu’ndan Sybella Wilkes şunları söylüyor: “Suriye içinde evinden olanların durumunun gerçekten de acil olduğunu biliyoruz. Güvenlik durumu, yardımların ulaştırılması önünde çok büyük bir engel teşkil ediyor. Suriye içindeki mültecilere en büyük destek yine Suriyelilerden geliyor.“
BM verilerine göre her beş Suriyeli’den biri insanî yardıma muhtaç durumda. Dört milyon kişinin gıda, ilaç, elektrik ya da su gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor.
Halk dağlara kaçmaya başladı
Suriye’de iç savaştan kaçmaya çalışan halk, “en güvenli yer” diye niteledikleri dağlara çıkmaya başladı. Kent merkezlerinin artık tamamen güvensiz hale gelmesi, diğer ülkelere iltica etmenin de zorlaşması üzerine mağaralara sığınan Suriyelilerin sayısı her geçen gün artıyor. Britanya gazetesi Telegraph’ın muhabiri Ruth Sherlock, Türkiye sınırı yakınlarındaki İdlib’te dağlık bölgeye yerleşen 100 kadar Suriyelinin yaşam koşullarını görüntüledi. Aralarında küçük yaştaki çocukların da bulunduğu bu grup, ağır kış şartlarına rağmen, sarp kayalıklar arasında kurdukları derme çatma evlerde yaşam mücadelesi veriyor. İki ay önce kasabada bulunan isyancı grupların hükümet askerleriyle çatışmasıyla birlikte her gün havadan ve karadan saldırılara maruz kalmışlar. Gün geçtikçe artan çatışmaların ardından çareyi kayalıklar arasında sığınmakta bulmuşlar. Kayalıklara sığınan Suriyeli mülteciler, ülkede 2.5 milyon insanın yerinden olduğunu ancak kendi durumlarının çok daha zorlu olduğunu söylüyor