Ana Sayfa Blog Sayfa 4408

Genç tiyatrocu evinde ölü bulundu

Genç Tiyatrocu Rahmet Uysal, Cihangir’de bulunan evinde iple tavana asılı halde bulundu.

Olay saat 14.00 sıralarında Beyoğlu Cihangir Kazancı Yokuşu’ndaki bir binada meydana geldi. Rahmet Uysal’dan (26) haber alamayan arkadaşı eve geldi. Yatak odasına giren ev arkadaşı Uysal’ı iple tavana asılı halde buldu. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri geldi. Sağlık ekiplerinin yaptığı ilk incelemede Uysal’ın hayatını kaybettiği tespit edildi. OIay yeri inceleme ekipleri de eve gelerek çalışma başlattı. Uysal’ın intihar edip etmediği yapılan incelemelerin ardından belli olacak. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

Rahmet Uysal kimdir?

1987 yılında Mersin’de doğdu. İlk ve orta öğretimini Ankara’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünden 2010 yılında mezun oldu. Üniversite ile eş zamanlı olarak Tiyatro Boyalı Kuş’ta bir çok projede dramaturg olarak çalıştı. 2010 yılından bu yana başta Sosyal Hizmetler ve Kültür AŞ olamak üzere, çeşitli kurum ve kuruluşta tiyatro öğretmenliği ve yönetmenlik yaptı. 2011’de kurulan Psiko-Tiyatro Atölyesi’nin eş kuruculuğunu ve Sanat Yönetmenliğini üstlendi. 2002-2006 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tasavvuf Musikisi Ana Bilim Dalı’nda görev yapan Araştırma Görevlisi Fatih Koca’dan ney dersleri aldı. Uysal Türkiye’nin sayılı kadın neyzenlerinden biri olarak gösterilmekteydi.

(DHA)

İMC TV, sendika üyesi oldukları için 8 gazeteciyi işten çıkardı

İMC TV sendika üyesi oldukları için 8 gazeteciyi işten çıkardı.

İMC TV’de çalışanların sendikal örgütlenmesine karşı yönetim, çalışanların sendikalı olması sebebiyle birlikte baskılarını arttırdı ve geçtiğimiz gün kanalda yaşanan bir tartışmayı nedeniyle 8 çalışanın işine son verdi.

Bu duruma İMC TV Haber Müdürü Mustafa Alp Dağıstanlı istifa ederek tepki gösterdi. Tepkilerin artması üzerine kanal yönetimi pazartesi günü istifalar ile alakalı açıklama yapacağını söyledi.

Beklenen açıklamayı yapan İMC yönetimi, 8 kişinin işten atılması hakkında karar aldıklarını, ama iten atılanların isterlerse yeniden iş başvurusu yapabileceği dair bir açıklama yaptı. Bu açıklama üzerinde İMC çalışanları da iş bırakma eylemine giderek tepkilerini gösterdi.

Gelen haberlere göre, İMC yönetimi kanalda yürütülen sendikal faaliyetlerden ötürü son 15 gün içerisinde 13 kişinin işine son vermişti.

İMC çalışanlarının yaptığı basın açıklaması şu şekilde:

Kamuoyuna…

Biz İMC TV çalışanlarıyız. Bu metnin ilk cümlesinin bu olmasının sebebi şu; biz bununla gurur duyuyoruz. Bu bir ayrıcalık, bu, ilkesel duruşun önemli bir parçası.

İnsanı odağa alan, demokratik, özgürlükçü, emeğin kutsallığına inanan, barışa susamış bir televizyon kanalı İMC. Asıl ayrıcalık ise bunların sözde kalmaması, hayali olmaması. Çünkü bu gerçek.

Yayın çizgisiyle, kurulduğu ve yayın hayatına başladığı ilk andan itibaren farklı bir yerde durdu İMC. Ona bağlanan umutlar, sahiciydi. Zira, 1 Mayıs günü yayın hayatına başlaması tesadüf değil.

Ancak geldiğimiz noktada, bizi hayal kırıklığına uğratan olumsuzluklarla karşı karşıyayız. İMC’nin misyonuyla taban tabana zıt bir davranış, şahit olduğumuz.

Sorun yönetiliş biçimimizle ilgili hoşnutsuzluğumuzdu. Sorunlarımıza yaklaşım biçimi, çoğu zaman çözüm odaklı olamadı. Sağlıklı ve saygılı bir iletişim kurulamadı. Mesleki yeterliliği ya da yetersizliğine bakılmaksızın, kolayca işten atılabilen arkadaşlarımız oldu. Bunların yanında taleplerimiz, düzelmesini istediğimiz koşullarımız vardı. Örgütlü olmaya, birlikte hareket etmeye karar verdik. İlk seçenek sendikalı olmaktı. Zira, İMC TV gibi bir yerde, sendikalı olmak bir başkaldırı değil, bir hak olmalıydı. Ama olamadı.

Önceleri bu girişim, olumlu karşılandı, daha sonra ise biraz bekleyin dendi. Beklemedik. Çünkü, belki herkes olmasa bile bu hareketi başlatan arkadaşlarımızın birer birer işten atılacağı kanaatine sahiptik. Güvenemedik. Ve sendikaya üye olma işlemlerini hızlandırdık. Amacımız herşeye rağmen sendikayı arkamıza alıp, pazarlık masasına oturmak, sendika temsilcilerini yönetimin karşısına çıkarmak değildi.

Üstelik; “Sendikalı olmak, İMC’nin anayasasına ters, örgüt istemiyoruz” dediler. “Sendika ağaları bu kapıdan giremez” tavrını takındılar. Üstelik bizim “emek dünyası” diye bir programımız, hemen her gün sendikal mücadeleye desteğimizi gösterdiğimiz haberlerimiz varken ve emek dünyasından konuklarımız kendilerine ses ve yer bulurken…

Ve hatta kendi aramızda temsilcilerimizin olmasını dahi kabul etmediler.

Yönetim bize taleplerimizin imkanlar ölçüsünde karşılanması sözünü de verdi. Herşeye rağmen bu söz, bizim umudumuz, sevincimiz oldu. Beklemeye karar verdik. Bu süreç içerisinde istediğimiz en önemli şey, hiçbir arkadaşımızın işten çıkarılmamasıydı. Ve yine olmadı.

Önce iki arkadaşımız tatmin edici bir açıklama yapılmaksızın işten çıkarıldı. Başka iki arkadaşımız arasında yaşanan bir tartışma ve sarfedilen sözler ise, o insanlar arasında çözülebilecek bir sorunken büyük bir krize dönüştü. Nihayetinde iki arkadaşımız daha işten atıldı.

Bu olay sonrası Eyüp Bey’in istifasını isteyen, yönetim anlayışı ve biçiminin değişmesi gerektiğini seslendiren arkadaşlarımız oldu. Yönetim bunu bir restleşme olarak algılamayı seçerek, 8 kişinin daha işten çıkarılmasına karar verdi. Bu noktada İMC TV yöneticilerine düşen görev, biraz çuvaldızı kendisine batırmak, özeleştiri yapmak, süreci bu noktaya getiren yaşanmışlıkları gözden geçirmek, sorunu çözme iradesi göstermekti. Hiç yanaşılmadı.

Eyüp Bey, bu kanalın temizlenmesi gerektiğine inanıyordu, işten çıkarılan arkadaşlarımızın bir zehir olduğunu açıkça dillendiriyordu.

Kanal yönetimiyle yaşanan olumsuzluklar, biriken kırgınlık ve kızgınlıklar, İMC TV’yi hak etmediği bir sona hazırlıyor. Hazırlarken, burayı var eden değerler aşınıyor. Bir yapıyı ayakta tutan ilkeler çatırdamaya başlıyor.

Arkadaşlarımızın ve bizlerin asıl kaybı, işsiz kalmak bir yana, inandığımız ve inandırıldığımız değerlere sahip olunamaması.

Biz bu nedenle sizden destek istiyoruz. Herşeye rağmen yıkıcı değil yapıcı olunabilmesi için yöneticilerimizden de hassasiyet bekliyoruz. İMC herhangi bir işyeri değildir. Siz de buna inanıyor ve gerçekten öyle olmasını diliyorsanız, sizi ses vermeye çağırıyoruz. Her ne yaşanırsa yaşansın, “emek kazansın” diyoruz.

Saygılarımızla…”

İMC yönetimininden yapılan açıklamada ise, “İmc tv yönetimi sendikal örgütlenmeyi bir hak olarak görmektedir. İşten çıkarmaların sendikal örgütlenmeyle hiçbir ilgisi yoktur. Sadece iş ve çalışma ahlakına uymayan, iş ortamını birlikte çalışılamaz hale getiren kişilerin iş kanunları çerçevesinde iş akitlerine son verilmiştir.” denildi.

(Yeşil Gazete, Başka Haber)

AB: Fransa ve Almanya’nın müzakereleri hızlandırma kararından memnunuz

Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle’nin sözcüsü Peter Stano, Almanya ve Fransa’dan gelen, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin hızlandırılmasına yönelik açıklamaların kendilerini memnun ettiğini söyledi. Stano, müzakerelerin hızının, üye ülkeler tarafından belirlendiğinin altını çizerek, önümüzdeki süreçte yeni bir ivmenin yakalanacağına inandıklarını belirtti.

Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle’nin sözcüsü Peter Stano, günlük basın brifinginde Fransa ve Almanya’dan gelen, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin hızlandırılmasına yönelik açıklamalar ve Güney Kıbrıs’ta gerçekleşen başkanlık seçimlerinin Türkiye ile ilişkiler üzerindeki olası etkileriyle ilgili soruları yanıtladı.

‘Geçtiğimiz yıl Ekim ayındaki genişleme stratejimizde iki toplum arasında [Kıbrıslı Rum ve Türkler] görüşmelerin yeniden başlatılması için acil bir ihtiyaç bulunduğunun altını çizmiştik’ diyen Stano, sürecin Birleşmiş Milletler öncülüğünde ilerlediğini hatırlatarak, Komisyon olarak kendilerinin de bu sürece verebilecekleri her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi.

Katılım müzakerelerinin hızına karar verenin aslında üye ülkeler olduğunu ifade eden Stano, ‘Çünkü her faslın açılması ve kapanması için onlar karar veriyor’ dedi.

Komisyon olarak Fransa ve Almanya’dan, Türkiye’nin katılım müzakerelerinde ilerleme sağlanmasına yönelik kararlar çıkmasının kendilerini memnun ettiğini belirten Stano, ‘Bu, Aralık ayındaki Konsey kararlarıyla da örtüşüyor. Üye ülkeler, aktif ve güvenilir bir müzakere sürecine verdikleri desteği yineledi’ dedi.

Sürecin ilerlemesi için Türkiye’nin AB standartlarını yakalamasının altını çizen Stano, ‘Aynı zamanda üye ülkeler de yeni bir ivme yakalanmasına destek verdi. Bu ivmenin yakalanacağına inanıyoruz’ şeklinde konuştu.

(euractiv)

Bodrum’da taş ocaklarında inceleme

Muğla’nın Bodrum İlçesi’nde taş ocaklarında incelemelerde bulunan İl Genel Meclisi Üyeleri, çam ormanları arasındaki ocaklarının yaptığı çevre tahribatına tepki gösterdi. Taş ocaklarında ruhsat ve çıkış irsaliyelerini de kontrol eden üyeler, il genelindeki 450 taş ocağının yılda 7 milyon liraya kiralanarak ormanların talan edilmesine göz yumulduğunu iddia etti.

Muğla İl Genel Meclisi üyeleri, Bodrum’un Kızılağaç ve Çamlık köyleri sınırları arasında bulunan kayrak taşı ocaklarında incelemelerde bulundu. Heyette Denetleme Komisyonu Başkanı CHP’li Dursun Kaplan, Denetim Kurulu üyeleri CHP’li Şükrü Şehir, CHP’li Selami Karakaya, MHP’li Miraç Özcan, AK Parti’li Süleyman Can, Çevre ve Sağlık Komisyonu Başkanı CHP’li Cesur Öncel ile İl Özel İdare Müdürlüğü’nün teknik elemanları yeraldı.

“Doğa Katliamı var”

Komisyon Başkanı Dursun Kaplan, 8 taş ocağını gezdikten sonra yaptığı açıklamada, bölgenin durumun içler acısı olduğunu belirtti. Kaplan, “Buralarda bir doğa katliamı var. Çıkan taşların atıklarını rastgele etrafa saçmışlar, dere yataklarına doldurmuşlar. Dere yatakları, yollar kapanmış. Başıboş bir şekilde sanki bu ülkede devlet yok gibi hareket eden bir yapı var. Devletin bütün kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor. Bilhassa Bodrum Kaymakamlığı ile Yalı Belediyesi’nin harekete geçerek yaptırım gücünü kullanması gerekiyor. Bir aydan bu yana Muğla’nın bütün taşocağı ve maden işletmelerini geziyoruz. Muğla elden gitmek, ormanlar bitmek üzere. Bu katliama dur denilmeli” dedi.

“Bürokratlar Muğla’ya tatile gidiyor”

İncelemelerinin bölgenin çevre değerlerinin yanısıra sevk fişlerinin usulünce olup olmadığını kontrol etmek, ruhsatlar, kiralanan alan ile çalışma yapılan alanların birbirleri ile örtüşüp örtüşmediğini denetlediklerini belirten Kaplan, “Elbette ekonomik değeri olan madenler ve taşlar işlenecek ve ekonomiye kazandırılacak. İzin alınmış ise çevreyi de, insan değerini de göz önüne alarak çalışmak gerekir. Bu incelemelerde, ilimizde denetim mekanizmalarının çalışmadığını tespit ettik. Muğla’ya gelen bürokratlar, maalesef sadece tatil yapmaya geliyorlar” dedi.

Tarih sarnıç atık taşlar ile çevrilmiş

Komisyon üyesi Şükrü Şehir, bölgede bulunan tarihi sarnıcın etrafının hurda taşlarla çevrilmiş olduğunu söyledi. Şehir, “Bölge talan edilmiş durumda. 150 yıllık tarihi sarnıcın durumu da içler acısı. Buraların yeniden düzenlenmesi ve korunması için elimizden geleni yapacağız. Sarnıç artık su sızdırıyor, bakımının yapılması için çalışacağız” dedi.

‘7 milyon liraya ormanı talan ediyorlar’

Çevre ve Sağlık Komisyonu Başkanı CHP’li Cesur Öncel, Muğla’daki 450 taş ocağından devletin sadece 7 milyon lira kira geliri elde ettiğini, bu paraya ormanların talan edildiğini ve ruhsatların da sağlıklı olmadığını savundu.

(haberler.com, Yeşil Gazete)

 

Kürt askerler: “Rütbelilerin de olduğu 40 kişi saldırısına uğradık”

Ağrı 12. Mekanize Tugay Komutanlığı’nda “Kürt-Türk” tartışması nedeniyle saldırıya uğrayan Kürt asker, aralarında rütbelilerin de olduğu 40 dolayında askerin cop, bırçak ve çeşitli kesici aletli saldırısına uğradıklarını açıkladı.

Bazı arkadaşlarının  kolu, ayağı kırıldığını da belirten bir asker, Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) bilgi verdi.

Ağrı 12. Mekanize Tugay Komutanlığı’nda birliklerine dağıtılmak için Askeri Toplama Merkezi (ATM) alınan Kürt askerler, “Kürt-Türk” tartışması üzerine saldırıya maruz kalmış ve 9 asker çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. Bu durum üzerine telefonla İHD Van Şubesi’ne başvuran askerler, can güvenliklerinin olmadığını İHD yetkililerine bildirdi.

Saldırıya uğrayan Kürt askerlerin birinin ayağında bıçak darbesi, birinin kafasında cop ve sert madde darbeleri ve diz kapaklarından yaralanmalar olduğu görüldü.

DİHA’ya bilgi veren bir asker, “Biz iki gündür burada bekletiliyorduk. Dün biz kantine giderek bir şeyler almak istedik. Kantine bakan asker, satışın bittiğini söyledi. Biz de sesimizi çıkartmadık, ama biz daha oradayken başka askerler gelip alış veriş yaptılar. Biz de dedik ‘hani satış bitmişti, niye böyle ayrımcılık yapıyorsun, Kürt olduğumuz için mi vermiyorsun?’ diye sorduk. Bize ‘Ya siz ne laf anlamaz insanlarsınız, anlayın artık tipiniz hoşuma gitmedi, hepiniz teröristsiniz’ dedi. Biz de buna tepki gösterdik. Aralarında rütbelilerin de olduğu 35-40 kişi ellerinde bıçak, cop ve çeşitli kesici aletlerle bize saldırdılar. Biz de kendimizi korumak için yatakhaneye doğru koşmaya başladık, önümüzü kestiler, bazılarımız da Tugay’ın içinde koşmaya başladık. Arkamızdaki askerler ‘onları bırakmayın, kaçmasınlar, bunların hepsi terörist’. Sanırım bunları söyleyen rütbelilerdi. O sırada nöbet tutan askerler etrafımızı sardılar ve bizi dövmeye başladılar. Arkadaşlarımıza baktığımızda kimisinin kolu, kimisinin ayağı kırılmış, bir arkadaşın bacağından bıçaklanmış ve çeşitli yerlerinde darp edilen arkadaşlarımızı gördüm. Herkes yerlerde kıvranıyordu, daha sonra Tugay’da bulunan revire götürüldük ve daha sonra Ağrı Devlet Hastanesi’ne sevk edildik. Ayakta tedavi edildikten sonra yaralı halde bizim ifadeler alındı.”
İfadeler alındığında işin ilginç yanı saldırıya uğramalarına rağmen kendilerinin haksız duruma düştüğünü belirten asker, ” ‘Bize restleşiyorsunuz arkadaşlarınızla? Niye o kadar asker arasında tepki gösteriyorsunuz? dediler. Haksız biz, haklı bize saldıranlar çıktı” dedi.

İsmini vermek istemeyen asker, yaralı 9 kişinin ifadesi alınırken, kendilerine saldıranlardan sadece 4 kişinin ifadeleri alındığını aktararak, “Can güvenliğimiz yok, ailelerimiz gelsinler bizi buradan çıkartsınlar. Yetkililer bu konuda duyarlı olmasını istiyorum” çağrısında bulundu.

“Saldırı” meclise taşındı

BDP Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, Ağrı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda Kürt askerlere yönelik ırkçı saldırıyı Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’a sorarak konuyu Meclis’e taşıdı.

Aksoy, Bakan Yılmaz’a şu soruları yöneltti: “Ağrı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda yaşanan olayla ilgili Bakanlığınıza ulaşan bir bilgi var mıdır? Varsa bu olay nasıl ve kimler tarafından çıkarılmıştır? Ayrımcılığa ve daha sonra fiziki saldırıya uğrayan Kürt askerlerin güvenlikleri neden sağlanamamıştır? Fiziki saldırıyı gerçekleştiren askerler ve rütbeliler tespit edilip, haklarında idari ve cezai soruşturma başlatılmış mıdır? Olay sonucunda yaralanan askerlerin tedavisi nerede yapılmış ve son durumları nedir? Tedavi sırasında da herhangi bir ayrımcılığa ya da saldırıya uğramışlar mıdır? Son 20 yıl içinde Türkiye genelindeki askeri kışlalarda, etnik kimlik ya da herhangi farklı bir kimliği nedeniyle ayrımcılığa veya fiziki saldırıya uğrayan asker sayısı kaçtır. Bu alanda yaşanan vaka sayısı kaçtır? Yaşanan olaylar neticesinde yaşamını yitiren asker varsa bunların sayısı kaçtır? Askeri kışlalarda, askerlere ayırımcılık ve ırkçılık hakkında herhangi bir eğitim veriliyor mu? Veriliyorsa içeriği nedir? Verilmiyorsa neden? Vermeyi düşünüyor musunuz?”

(haberdiyarbakır, evrensel)

 

Cudi’de yıllar sonra barış halayı

Güneydoğu’da operasyon ve çatışmalar nedeniyle boşaltılan köylere 20 yıl sonra dönen vatandaşlar, Cudi Dağı’nda piknik yapıp halay çekti.

DHA’dan Ramazan İmrağ’ın haberine göre, Cudi Dağı eteklerindeki köylerinin yanında mangalda kebap pişiren, halay çeken gençler kurdukları masada okey oynadı. Daha önce güvenlik gerekçesiyle kimsenin gitmeye cesaret edemediği Cudi Dağı eteklerinde piknik yapanlara PKK ’ya karşı nöbette bulunan köy korucuları da müdahale etmeyerek onları uzaktan seyretti.

Cudi Dağı’na giden bir grup 20 yıldan sonra ilk kez boşaltılan Irak sınırındaki köylerine giderek piknik yaptı. Cudi Dağı eteklerindeki köylerinin yanında mangalda kebap pişiren, halay çeken gençler kurdukları masada okey oynadı. Daha önce güvenlik gerekçesiyle kimsenin gitmeye cesaret edemediği Cudi Dağı eteklerinde piknik yapanlara PKK’ya karşı nöbette bulunan köy korucuları da müdahale etmeyerek onları uzaktan seyretti. Kalaşnikof tüfeklerini çatan köy korucuları da gençlerle birlikte kebap pişirdi.

Güvenlik gerekçesiyle boşaltılmıştı

Cudi Dağı’nda bulunan ve 1990’lı yıllarda güvenlik gerekçesiyle boşaltılan Serave, Hisar, ile Çağlayan Köyü’ne yıllar sonra gelenler, güzel havanında etkisiyle gönüllerince bir gün geçirdi. Serave Köyü’nde doğduktan sonra güvenlik gerekçesiyle 2 yaşındayken ilesiyle birlikte köyü terk etmek zorunda kalan ve 22 yaşındaki Mehmet Aktekin, şöyle dedi:

“Güvenlik gerekçesiyle 20 yıl aradan sonra ilk kez köyüme gelebildim. Gelirken hiç bir müdahaleyle de karşılaşmadık. Barış havasının olumlu yönleri bunlar. Annemin söylediklerinden yola çıkarak doğduğum evi buldum. Ancak, ev yıkık. Yine de buraya gelmekten mutluyum. Cudi Dağı’nın doğası ve havası bambaşkadır. Barış sürecinin başarıyla sonuçlanmasını istiyoruz. Bölgeye barış gelirse biz de köylerimize döneceğiz.”

Çatışma istemiyoruz

Cudi Dağı eteklerinde piknik yapıp, okey oynamaktan büyük keyif aldıklarını belirten Rodi Dağdibi de artık çatışma istemediklerini, bölgeye barış gelmesi halinde herkesin mutlu ve huzurlu olacağını ifade ederek, “Cudi Dağı’na operasyon, çatışmalar yüzünden kimse gelemiyordu. Güzel havayı görünce biz geldik. Güvenlik noktalarından kimse de müdahalede bulunmadı. Boşaltılmış köyleri yıllar sonra tekrar görmekten mutlu olduk. Barış gelirse herkes gelip evini onarır” diye konuştu.

(DHA)

Buzullar eriyor, işgücü düşüyor

Oxford üniversitesi tarafından yayınlanan rapora göre, yaşanması muhtemel 1.5 derecelik sıcaklık artışının neden olacağı büyük miktarlarda karbondioksit salınımının küresel ısınmayı hızlandıracağı ortaya koyuldu.

Sadece Sibirya’da yaşanacak sıcaklık değişimi yüzünden bin gigaton karbondioksit ve metan gazı salınımı olabileceğini belirten uzmanlar uyardı. Raporda dünyada görevde olan tüm hükümetlerin sadece 2 derecelik bir artışla başa çıkabilecekleri vurgulandı. Birleşmiş Milletler’in çevre raporlarına göre ise 19. yüzyıldan bu yasa sıcaklık değerlerinde 0.7 derecelik bir artış yaşandı. Sibirya’da yürütülen araştırma sayesinde yaklaşık olarak 500 bin yılı kapsayan bulgulara ulaşan Oxford’lu araştırmacılar buzulların çözüleceğine dair yeterli delile sahip olduklarını belirtti. Araştırmayı yürüten uluslararası ekibin kaptanı Dr. Anton Vaks “Bu çözülme ekosistemi ve insan hayatını inanılmaz boyutlarda etkileyecek” dedi.

İşgücü düşüyor

ABD’de, Princeton üniversitesi’nden John Dunne ve ekibinin, Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nden (NOAA) için yaptıkları bir diğer araştırmaya göre, son yıllarda ortalama sıcaklığın ve nemin artmasının iş veriminin yüzde 10 azalmasına neden olduğunu görüldü.

İngiliz “Nature Climate Change” dergisinde yayımlanan araştırmada, 2050’ye kadar iş gücünün toplamda yüzde 20 azalabileceği, tarım, inşaat ve silahlı kuvvetler alanlarında çalışanların iş gücünün azalmasından en fazla etkilenecekler olduğu belirtildi.

Yapılan incelemelerde sıcaklık stresine maruz kalacak risk grubundaki ülke ve bölgelerin Arap yarımadası, Hindistan , Güneydoğu Asya, Avustralya ‘nın kuzeyi ve Karayipler olduğu vurgulandı.

1860-1960 döneminin yıllık ortalaması referans alındığında, 2010’daki sıcaklığın 0,8 derece, nemin yüzde 5 arttığı modelinden yola çıkan araştırmacılar, 2050’ye kadar sıcaklığın 1,4-1,7 derece, nemin yüzde 11 artmasını öngörüyor.

(Milliyet, AA, Yeşil Gazete)

Albay baba polis korumasındaki eşcinsel oğlunu kaçırdı

Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberine göre Ankara’da partneri ile birlikte yaşayan U.G.S, albay olduğu belirtilen babası ve polis olduğu belirtilen amcası tarafından evi basılarak silah zoru ile kaçırıldı.

Kaçırılan gencin partneri polis merkezinde ifade verdi

Daha önce de babasının şiddetine maruz kalan U.G.S’nin 3 Ocak’ta polise başvurarak koruma talep ettiği öğrenildi. Aile Mahkemesi tarafından kendisine çağrılı koruma verilen U.G.S’nin önceden polisi uyarmasına rağmen babası ile amcasının evi basıp kendisine kaçırması ile ilgili bir işlem yapılmadığı iddia ediliyor.

20 yaşındaki U.G.S’nin partneri R.K. ile bür süredir Ankara’da birlikte yaşadığı ifade edilen haberde, eşscinsel olduğunu saklayan U.G.S’nin Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nda görevli olup kısa bir süre önce emeklilik dilekçesi veren albay babası tarafından durumunun farkedilmesi üzerine silahla tehdit edilmiş olduğu da belirtildi.

R.K.’nin Dikmen Polis Merkezi’nde alınan ifadesine göre yaklaşık sekiz kişi apartman kapısını zorla açarak iki sevgiliyi yere yatırıp tekme ve yumruklarla vurdu. Baba S.S. ve amca silah çıkarıp R.K.’nın kalbine ve kafasına doğrulttu. U.G.S. apartmandan karga tulumba çıkarılıp bir araca bindirilirken baba S.S. de R.K.’ye “U.’yu öldüreceğim, sebebi sen olacaksın. Seni de aileni de yok edeceğim” dedi.

R.K.’nin avukatı Ahmet Toköz, Dikmen Polis Merkezi’nin U.G.S.’yi korumadığı gibi kurtarmak adına hiçbir çaba göstermediğini de öne sürerek, “U.G.S.’nin yaşam hakkı tehlikeye düşmüşken etkin soruşturma yürütülmemesinin sebebini, mağdurun eşcinsel olması ve faillerin asker ve emniyete yakın kişilerden oluşması olarak değerlendiriyoruz. U.’nun bir an önce kurtarılmasını bekliyoruz” dedi.

(Radikal)

Trans*Savun Atölyesi

İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı ve İstanbul LGBT’in birlikte yürüttükleri “TransXTürkiye” projesi kapsamında Transaktivistlerin kapasite geliştirme atölyesi yapıldı.

Atölyenin birinci kısmında, Türkiye genelinde ve daha bölgesel kapsamda İstanbul’da trans aktivizmi tartışıldı. Trans erkeklerin LGBT hareket içinde yaşadıkları sorunlar ele alındı.

Atölyenin ikinci kısmında ise, İstanbul LGBT’in sorunları tartışıldı. Derneğin sürdürebilirliği, trans pride, trans sığınmaevi toplantda tartışılan konuların başında yer aldı.

Hebun LGBT, Siyah Pembe Üçgen, Kaos GL, İstanbul LGBT, Lambdaistanbul’dan aktivistlerin katıldığı toplantıda Trans Pride hazırlıklarına başlanması kararı alındı.

Kaos GL ve SPoD Derneklerinin birlikte yürüttüğü, Global Diyalog Vakfı tarafından desteklenen LGBT Örgütlerin kapasitesinin güçlendirilmesi programı kapsamında İstanbul LGBT’ye 2013 yılı içinde desteklerin devam edeceği açıklandı.

(Kaos GL)

Suluova’da Çevre Sağlığı Toplantısı

Suluova’da çevre sağlığı ve hayvan atıkları konulu toplantı düzenlendi.

Suluova Kaymakamlığı’nda düzenlenen toplantıda konuşan Kaymakam Harun Sarıfakıoğulları, ilçe genelindeki besi atıklarından kaynaklanan kirliliğin minimize edilmesi için sosyal sorumluluk projesi çalışmaları yapılmasının şart olduğunu söyledi.

İlçedeki besi ahır atıkları nedeniyle hava, toprak, su ve çevre kirliliğinin yoğun olduğuna dikkati çeken Sarıfakıoğulları, “Besi atıkları aynı zamanda bölgemizden geçen Tersakan çayı ile Yeşilırmak havzasında da büyük kirlilik oluşturmakta. Bu durum anayasamıza ve çevre kanununa aykırıdır. Mevcut anayasamızda herkesin temiz bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmekte. Kimse buna aykırı bir davranış sergileyemez” dedi.

Kirliliğe sebep olanlara çevre kanununa göre Amasya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 80 bin liraya kadar cezai müeyyide uygulandığını hatırlatan Sarıfakıoğulları, “Bu kirliliğin minimize edilmesi için ilçemizdeki tüm kamu kurum, kuruluş, sivil toplum örgütleri ve besicilerimiz ile el ele bölgemizin rehabilitasyonun sağlıklaştırılması için proje çalışmaları yapmalıyız. Bu önemli ve derin konunun bir an önce ilçemiz gündeminden düşmesi için el birliğiyle alternatifler geliştirmeliyiz. Bu, bizden sonraki nesillere bir borcumuzdur” diye konuştu.

Toplantıda işletmeci Nurettin Yanılma tarafından yaşanılabilir bir çevre ve hayvansal atıkların doğaya tekrar kazandırılması kapsamında “hayvansal atık yönetimi” konusunda hazırlanan “hayvansal atıkların organik gübre yapılması raporu” proje çalışması tanıtımı yapıldı.

(haberler.com)