Ana Sayfa Blog Sayfa 4364

Ekoloji Kolektifi dayanışma partisine çağırıyor

Ekoloji Kolektifi, tüm destekçilerini ve dostlarını bu cumartesi düzenledikleri dayanışma partisine  çağırıyor.

Ekoloji Kolektifi ile dayanışma için düzenlenen gece, 6 Nisan Cumartesi 20:00 – 04:00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.

Sırasıyla Ehl-i Keyf ve Umut Töre Bandosu, Hariçten Bi’şeyciler, FitiSound ve Emre Gözgü’nün (Ayak Oyunları) sahne alacağı gece, İstanbul Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Orhan Adil Apaydın Sokaktaki Quit isimli mekanda gerçekleştirilecek.

Detaylı bilgi için kolektife mail adresinden veya facebook gruplarından ulaşılabilir.

 

(Yeşil Gazete)

Temel Demirer davası üzerinden Düşünce Özgürlüğü toplantısı

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ve PEN Yayınlama Özgürlüğü Komitesi birlikte düzenlediği toplantı dün akşam Cezayir Toplantı Salonu’nda yapıldı. Düşünce Özgürlüğü Toplantısı’nda, düşünce özgürlüğü kapsamında yargı paketlerinin reform özelliği tartışıldı.

Hırant Dink’in ölümünün ardından “Hırant, soykırım gerçeğini dile getirdiği için öldürüldü” diyen ve bu nedenle hakkında Türklüğe hakaret ve resmi Türk tarih tezine aykırı beyanda bulunma gerekçesiyle dava açılan (TCK 301/2 ve 216) Temel Demirer’in hukuki süreci hakkında bilgi verildi.

3. yargı paketiyle “ceza ertelemesi” alan Demirer için, adliye çıkışı aynı suçu bir kez daha işliyorum demesi üzerine hakkında yeniden soruşturma açılmıştı. Toplantıda bir yandan 2007’den beri süregelen “devletime katil dedirtmem” algısı üzerinden yürüyen dava,  bir yandan da yargıda reform için çıkarılan paketlerle ifade özgürlüğünün gerçekleştirilmesi üzerine adım atıldığı sunumu ele alındı.

Ragıp Zarakolu, açılış konuşmasında dolaylı oto sansüre yönelik düzenlemelerin reform olarak sunulduğunu belirterek, “Getirilen 301. maddenin, 159. maddeyi arattığını, yeni maddede bazı ifadeler eklenerek ideolojik kapsamın da genişletildiğini” söyledi

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi’nden Sait Çetinoğlu, ben devletime katil dedirtmem diyen bir zihniyet tarafından, Temel Demirer’in, cezalandırıldığını ve yeniden cezalandırılmaya çalışıldığını ifade etti.

Temel Demirer hakkında, "Hırant, soykırım gerçeğini dile getirdiği için öldürüldü" sözleri nedeni ile dava açılmıştı

301. maddenin kendi hikayesi olmasını istemediğini ancak 141-142. maddelerle başlayan mücadelesinde yılların geçtiğini belirterek sözlerine başlayan  Temel Demirer, kendi mücadelesini, birilerinin insanlara nasıl düşüneceğini dikte etmemesi olarak tanımladı ve “Bugün öyle düşün, şöyle konuş diyenler, onlar gibi düşünmemizi istiyor.” şeklinde konuştu.

Düşünce suçunun toplumu terbiye edecek bir sopa olarak gördükleri için ellerinden bırakmak istemeyen egemenler tarafından demoklesin kılıcı gibi muhaliflerin başında sallandırıldığını söyleyen Sibel Özbudun, karşı koymak için bu sopanın asılı olduğu yerden koparılması gerektiğini ifade etti.

Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Vangelis Kechriotis, Yunanistan ve Bulgaristan’dan örnekler vererek, tarihin bugün ne devletin ne de tarihçilerin elinde olmadığını ancak devletin de tarihçilerin de hakim olmak istediğini ifade etti.

Temel Demirer Davası

20 Ocak 2007’deAnkara Yüksel’de düzenlenen düzenlenen gösteride Temel Demirer:

“Hrant Ermeni olduğu için öldürülmedi.O soykırım gerçekliğini dile getirdiği için katledildi. Bu devlet soykırım suçu işlemiştir. Bu devlet, katildir. Hrant’ı katletmiştir. Susmak bu suça ortak olmaktır. Hepinizi 301 kere 301 suçu işlemeye çağırıyorum…” demişti.

Demirer hakkında TCK 301/2 ve 216’dan Türklüğe hakaret ve resmî Türk tarih tezine aykırı sözler beyan etme suçuyla dava açıldı.Demirer’in ve avukatlarının cezalandırma ya da beraatistemine karşın, dava üçüncü yargı paketi düzenlemesi gereği ceza ertelemesiyle sonuçlandırıldı. (“Sanığın aynı suçu üç yıl boyunca işlememesi koşuluyla cezasının ertelenmesi…”) Temel Demirer, adliye binası önünde yaptığı açıklamada, T.C. Devleti’nin Ermeni soykırımı yaptığını tekrar etmesi üzerine yeni soruşturma açıldı.

Haber: Büşra Akman

(Yeşil Gazete)

Kuzey Kore tehdidin boyutunu arttırıyor

Kuzey Kore yetkilileri, ülkenin resmi haber ajansı KCNA’ya yaptığı açıklamada, 2007 yılında yürütülen uluslararası müzakereler sonucu kapatılan Yongbyong nükleer santralinde, 5 megavat gücündeki nükleer reaktörün yeniden çalıştırılacağını duyurdu.

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un

Yongbyong’da onarım işlemlerinden geçirilen diğer tesislerinde de faaliyetlerin başlayacağını kaydeden Kuzey Koreli yetkili, bu politikanın amacının, ülkenin nükleer gücünün nitelik ve nicelik açısından güçlendirilmesinin yanı sıra ülkenin enerji açığının giderilmesi ve elektrik kesintilerinin önlenmesi olduğunu söyledi.

Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise bu karardan üzüntü duyulduğu ifade edildi.

Kuzey Kore, başkent Pyöngyang’ın birkaç yüz kilometre kuzeyinde bulunan Yangbyong’daki nükleer reaktörü 2007’de Güney Kore, Çin, Japonya, ABD ve Rusya ile yürütülen, ancak daha sonra tıkanan nükleer silahsızlanma müzakerelerinin bir parçası olarak kapatmayı kabul etmişti. Reaktör yılda bir kere nükleer bomba yapabilme kapasitesine sahip. Kuzey Kore’nin 2006 ve 2009’daki ilk iki nükleer denemesinde plütonyumdan imal edilen düzenekleri patlattığı sanılıyor.

(DW Türkçe)

 

Pardus 2013 geldi, kamuya ve akıllı tahtalara da yerleşti

Sonradan gelen önnot: Bu habere özgür yazılım camiasından ciddi itirazlar geldi. İtirazları incelediğimizde haklı olduğunu gördük ve bunun üzerine şu haberi yaptık.

İlke olarak yayınladığımız bir haberi kaldırmıyoruz, haliyle bu da burada kalacak.  Ancak “meselenin iç yüzü” için söz konusu haberimizi okuyabilirsiniz.

***

Türkiye’li bir ekipçe geliştirilen açık kaynak kodlu özgür işletim sistemi Pardus’un 2013 sürümü sunuldu.

Pardus 2013, TÜBİTAK tarafından düzenlenen bir basın toplantısında tanıtıldı.

Kamu ve özel sektör başta olmak üzere 7’den 77’ye herkes için tasarlanan Pardus 2013’le birlikte kamu sektöründe Pardus’a geçişin başladığı da bildiriliyor.

Milli Savunma Bakanlığı, İSKİ, SGK gibi önemli kamu kuruluş ve kurumlarında Pardus’a geçişin kolaylaştırılması için haftaiçi 09-18 saatleri arasında çalışacak olan “Pardus Danışma Hattı'”nın kurulduğu da gelen bilgiler arasında.

Bunun yanısıra, özgür bir işletim sistemi olan Pardus’un FATİH projesi dahilinde 85 bin akıllı tahtaya yüklendiği, proje kapsamındaki toplam 550.000 akıllı tahtada da Pardus kullanılacağı bilgisi basın toplantısında paylaşıldı.

 

“Kararlı” bir sürüm olan Pardus, kamu kurumları, KOBİ’ler ve bireysel kullanıcılara hitap ediyor

TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde yürütülen Pardus projesi, kamu kurumlarıyla yakın çalışma ortamı oluşturulması amacıyla geçen yıl Ankara’daki TÜBİTAK Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM) bünyesine taşındı. Kamu kurumları ve KOBİ’lerin güvenle kullanabileceği, yüksek performanslı, Türkçe destekli uygulamaların barındığı, sürekli güncel ve güvenli tutulan, düşük maliyetli, işlevsellik ve görselliğin ön planda tutulduğu bir işletim sistemi hedefleyen ULAKBİM, Pardus 2013 sürümünü tamamladı.

ULAKBİM’in Bilkent’teki binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan TÜBİTAK Başkanı Prof. Yücel Altunbaşak, 32 ve 64 bit mimarilerde paylaşılan kararlı sürümün kamu kurumları ve KOBİ’lere hitap ettiğini açıkladı. Ev kullanıcıları içinde yazılım deposunda ihtiyaçlara cevap verebilecek çok sayıda yazılım bulunduğunu belirten Prof. Altunbaşak, ev kullanıcılarının kurumsal sürüm üzerine istedikleri uygulamaları ekleyerek özelleşmiş işletim sistemine sahip olabileceklerini kaydetti.

Toplantıda konuşan Altunbaşak, “Milli Savunma Bakanlığı yerel ağında 9 bin 500 kullanıcılı sistem Pardus’a taşındı. İstanbul Su ve Kanalizasyon İşletmesi merkez ve çevre ofislerinde şu an için bin 500 bilgisayarın göçü tamamlandı. Yılsonuna kadar bu rakamın 3 bin 500 olması hedefleniyor. Genelkurmay Başkanlığı Sağlık Komutanlığı geniş alan ağında yer alan yaklaşık 4 bin bilgisayarlık sistem ile analiz çalışmalarının başlatıldığı Sosyal Güvenlik Kurumu’nda (SGK) bu yıl içinde Pardus’a geçiş başlayacak. Adalet Bakanlığı için de test ve uyarlama çalışmaları sürerken, TÜRMOB ile mali müşavir ve muhasebecilerin kullanıma sunulmak üzere özel bir sürüm çalışması devam ediyor” dedi.

 

550 bin akıllı tahtada Pardus kullanılacak

FATİH Projesi kapsamında 85 bin akıllı tahta üzerinde Pardus İşletim Sistemi’nin yer aldığını hatırlatan Prof. Altunbaşak, ilerleyen tarihlerde dağıtımı planlanan 550 bin akıllı tahtada Pardus’un kullanılacağını dile getirdi. Akıllı tahtaların yazılımsal yönetimi amacıyla uzaktan yönetim ve günce (Log) takibi konularında yazılım geliştirilmesi ve Ar-Ge faaliyetlerinin yürütüldüğünü ifade ederek, Milli Eğitim Bakanlığı ile eş güdümlü çalışmalar kapsamında geliştirilen tüm uygulama ve içeriklerin Pardus üzerinde problemsiz çalıştığını belirtti.

 

 

Linux tabanlı biz “özgür” işletim sistemi olan Pardus’la ilgili tartışmalar yakın zamana kadar devam ediyordu. Sosyal medyada ve çeşitli bloglarda, Pardus’un “geleceği” ve TÜBİTAK’ın Pardus’a yeterince destek olmaması hakkında paylaşılan endişeler, FATİH projesi kapsamında Pardus yerine kapalı kaynak kodlu Microsoft Windows işletim sistemleri kullanılabileceği korkusuyla birlikte dile getiriliyordu.

Pardus 2013’ün kullanıma açılması ve TÜBİTAK tarafından “kamu sektöründe özgür yazılıma geçiliyor” açıklamalarının özgürlükçü bilişim dünyasında sevinçle karşılandığı belirtiliyor.

“Özgür” yazılımlar, Windows gibi kapalı kaynak kodlu yazılım ve işletim sistemlerinin aksine, tüm kaynak kodlarını sürekli olarak kamuya açık tutuyor ve bu haliyle “bilginin özgürlüğü” ilkesine sadık kalıyor. Dünyanın dört bir yanından bilgisayar uzmanları ve yazılımcılar tarafından kolektif biçimde, gönüllü olarak geliştirilen bu yazılımlar, istendiği gibi değiştirilerek amaçlara uygun biçimde kullanılabiliyor. Bu işletim sistemleri, açık olmaları nedeniyle güvenlik açıkları hızla kapaılabilen, dolayısıyla çok daha güvenli olarak nitelendirilen yazılımlar.

Pardus da, açık kaynak kodlu Linux sisteminin Türkiye’deki kamu sektörü ve KOBİ’lerin ihtiyaçlarına uygun olarak değiştirilmiş halleri.

Pardus’un 2013 sürümünü edinmek için Pardus Portalı ziyaret edilebilir.

 

(Yeşil Gazete)

 


 

Kahve “bitmek” üzere!

Jason Koebler imzasıyla USNews’de yayımlanan haberi, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Gizem Hasırcıoğlu‘nun çevisiriyle sunuyoruz.

***

Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan güne demli bir kahveyle başlıyor. Fakat sektörün içinde olanları bütün gece ayakta tutan kafein değil, iklim değişikliği sebebiyle kahve çiftliklerinde yaşanan sıkıntılar.

Kahve dünyada en fazla ticareti yapılan ürünlerden biri. Her yıl 52 ülkeden, ki bu ülkelerin ekonomileri bu sayede ayakta duruyor ve gelişiyor, 15 milyar doların üzerinde ihracatı gerçekleşiyor ve kahve endüstrisi dünya çapında 26 milyon kişiye istihdam sağlıyor.

Fakat son yıllarda, tüketicilerin kahve taleplerini karşılamak çok zorlaştı. Kahvenin yetiştiği tropik ülkelerde araştırmacılar, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın sebep olduğu bir çeşit zehirli mantar ve oluşturduğu tehditler sebebiyle kaliteyi düşürmeden elde edebilecekleri yeni kahve çekirdekleri üzerinde çalışmak zorunda kalıyorlar.

Kahve araştırmacıları iklim değişikliğini önlemek için bir şeyler yapabilseler bile önümüzdeki birkaç on yılda artan sıcaklıklarla talepleri karşılamakta işleri çok zor.

Amerika Özel Kahve Derneği (Specialty Coffee Association of America-SCAA) Başkanı Ric Rhineart’ a göre “Kahve, iklim değişikliğinin felaket habercisi.” Rhineart sözlerine “Uzun vadede iklim değişikliğinin gezegen üzerine olan etkilerini tahayyül edemiyorsanız, kısa dönemde kahveniz üzerinde oluşturacağı tehdidi düşünün ve bilin ki kahvesiz günler kapıda olabilir.” diyerek devam ediyor.

Sorun o kadar büyüdü ki, Starbucks iklim değişikliğine dayanaklı kahve çekirdekleri araştırmaları yapmak için ilk kahve çiftliğini 18 Mart’ta satın aldı.

Starbucks yetkililerinden Haley Drage iklim değişikliğinin kahve üzerindeki tehditlerinin kendileri için sürpriz olmadığını söylerken, 10 yılı aşkın süredir çiftçilerle birlikte bu konu üzerinde çalıştıklarını belirtti.

 

 

Birçok kahve severin en iyi olarak nitelediği ve Amerika’da en çok tüketilen kahve çeşidi olan Etiyopya menşeili ve çeşitli tropik bölgelerde de yetişen “Arabica” çekirdeği için ise haberler kötü. Çünkü bu çekirdek iklim değişikliğine özellikle duyarlı bir çeşit. 2012 yılında İngiltere Kraliyet Botanik Bahçeleri araştırmacıları, artan sıcaklıklar sebebiyle Arabica’nın tarihin tozlu sayfalarına karışabileceğini ve bugüne kadar yetiştiği topraklarda -özellikle Etiyopya, Uganda ve Kenya- ekiminin 2080 yılına kadar bitebileceğini belirtti.

Arabica’nın yetiştiği diğer Kuzey ve Orta Amerika ülkelerinde de durum pek parlak değil. Araştırmacılar, kahvenin birkaç yıl içinde hali hazırda yetiştiği ve ekonomisinin dayanağı olduğu ülkeleri zor durumda bırakarak, Kuzey Yarımküre’de yetiştirilmesi gerekliliğinden ihtimalinden korkuyorlar.

Jason Koebler haberini Dünya Kahve Araştırmaları Merkezi ( World Coffee Research Center) Başkanı Tim Schilling’in sözleri ile bitiriyor “2050 yılında Nikaragua artık bir kahve üreticisi olamayabilir ve kahveyi Guatemala yerine Teksas ya da Kuzey Fransa’dan temin etmek ihtimali doğabilir.”

 

( ÇN: Özel kahve (speciliaty coffee) ilk defa 1978 yılında Knutsen Coffee Ltd.’ den Erna Knutsen tarafından Montreal’de gerçekleşen uluslararası kahve konferansında zikredildi. Özel kahve, özel coğrafik mikro klimalarda yetişen benzersiz tat profiline sahip çekirdekler için kullanılan bir tanım ve bu tip çekirdekler hazırlık ve üretim aşamalarında özel ihtimam istiyor. SCAA ise bu tanımı ve bakış açısını esas alan bir dernek olarak çalışmalarına devam ediyor. Kaynak: http://scaa.org/?page=RicArtp1)

 

Yeşil Gazete için çeviren: Gizem Hasırcıoğlu

Özgün metin (ingilizce)

(USNews, Yeşil Gazete)

 


Ombudsmanı Ombudsmana şikayet ettiler

Genç Siviller oluşumu, Hrant Dink’i mahkûm eden kararın altında imzası olan ve daha sonra Ombudsman (Kamu Başdenetçisi) olarak atanan Nihat Ömeroğlu’nu, Ombudsman’a şikâyet etmek için harekete geçti.

Nihat Ömeroğlu, 301. maddeden Hrant Dink'i mahkum eden kararı onayan hakimler arasında idi

2010 Referandumu’yla kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık) 29 Mart 2013 tarihi itibarıyla resmen çalışmaya ve vatandaşların şikâyetlerini almaya başladı.

Radikal.com.tr”de yayınlanan habere göre Ombudsmana yapılan ilk başvurulardan birinde Genç Siviller’in Hrant Dink kararında imzası olan Ombudsman’ı Ombudsman’a şikâyet etti.

Genç Siviller’den konuyla ilgili yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Ombudsmanlık koltuğuna oturan eski Yargıtay Üyesi Nihat Ömeroğlu, Türkçe bilen herkesin doğru anlayacağı bir yazıyı yanlış anlayarak, Hrant Dink’i mahkûm eden 301 davasının altına imza atmış ve daha sonra kendisini “Kim olduğunu bilmiyordum, rutin olarak imzaladım” diye savunmuştu. Böyle bir kararın altında imzası olan ve bugüne kadar özür dilemeyen bir kişinin Kamu Denetçiliği Kurumu’yla amaçlanan vatandaşı idareye karşı koruma görevini yerine getirebileceğini, bireysel hak ve özgürlüklerimizi savunabileceğini düşünmüyoruz. Bu yüzden eski Yargıtay üyesi, Ombudsman Nihat Ömeroğlu’nu, Ombudsman’a şikayet ediyoruz.”

Genç Siviller, bu fikri paylaşanları ebasvuru.ombudsman.gov.tr linkindeki formu doldurarak Ombudsman’ı Ombudsman’a şikayet etmeye çağırdı.

(Radikal.com, Agos)

Alamos Gold CEO’su: “Türkiye’de altın çıkaracağız”

Kitconews’den Allen Sykora imzasıyla Forbes.com’da yayınlanan yazıyı, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Deniz Menemenci’nin çevirisiyle sunuyoruz.

Allen Sykora

***

Editörün notu: Aşağıda çevirisini okuyacağınız yazı, altın çıkarmak için Türkiye’ye giren fimalardan birinin yöneticisinin görüşlerini içeriyor. Türkiye’de hükümetin altın madenciliğine nasıl baktığını  “dışarıdan” (yani hem farklı bir ülkeden, hem de bir madenci gözüyle) anlatması açısından önemli bir yazı. Altın madenciliğine karşı mücadele eden yerel halklar ve gruplar için de yararlı olacağını düşünüyoruz.

***

Düşük fiyatlı, orta ölçekli altın üreticisi Alamos Gold Inc. (AGI) CEO’su Türkiye’nin madencilik konusunda önemli bir etki alanına sahip olmak istediğini ve altın madenciliği sektöründe başka oyuncular da aradığını açıkladı.

Meksika’daki Mulatos Madeni’nin hem sahibi hem de işletmecisi olan Kanada merkezli Alamos Gold 2012’de onsu $355’dan 200.000 ons (=5670 kg) altın üretmiş. Şirket yetkilileri bunu şimdiye kadarki en başarılı yılları olarak değerlendiriyor ve buna bağlı olarak Türkiye’deki maden arama projelerini bir üst seviyeye taşıyor.

Florida’da düzenlenen 2013 BMO Uluslararası Metalurji ve Madencilik Konferansı’nda konuşan CEO John A. McCluskey, Türkiye’deki tesislerini 2010 yılında aldıklarını ve kaynaklarını 1 milyon onstan 3 milyon onsa çıkardıklarını ifade etti. Projeleri şu sıralar ÇED sürecinde olan olan şirket, 2014’ün sonlarına doğru Kirazlı’da inşa edecekleri madende altın eritmeyi, 2016’da ise Ağı Dagı’nda üretim yapmayı planlıyor. Şirket, aynı zamanda Çamyurt’taki yatırımları geliştirmek üzerine de çalışmalar yapıyor.

McCluskey yatırımcılardan Türkiye’deki madencilik ile ilgili sık sık şüpheci yorumlar duyduğunu söylüyor ve ekliyor: “Türkiye bu konuya bütün gücüyle eğiliyor. Bir madencilik endüstrisi oluşturmayı samimi bir şekilde istiyorlar. Hatta vergi teşviği ve madencilikteki yeni yasalarla ilgili fikir alışverişinde bulunmak üzere Kanada Maden Arayıcıları ve Geliştiricileri Derneği’nin (Prospectors & Developers Association of Canada) Toronto’da düzenlediği konferansa büyük bir temsil heyeti göndermeyi planlıyor. “

McCluskey Türkiye’nin ekonomik refah aradığını belirterek sözlerini “Kanada madencilikteki uzmanlığını dünyada nereye götürürse götürsün, o yerin ekonomisini canlandırdığımız kesin” şeklinde sürdürüyor.

Ağı Dağı ve Kirazlı altın madeni projeleri

 

Türkiye’nin cari işlem açığı şu anda gayrisafi milli hasılasının %9.9’u oranında ve McCluskey bunun dünyadaki en kötü oranlardan biri olduğunu ifade ederek “Türkiye, bu konuyu ancak ülkeye yabancı yatırım getirerek ve ihrac edilebilecek ürünler üreterek ele alabilir” diyor.

Ülkede şu anda üretim yapan beş adet maden ocağı bulunuyor ve Alamos’un üç adet daha kurmayı hedeflediğini belirten McCluskey sözlerini söyle sürdürüyor: “Arkamızdan daha çoklarının kurulacağına dair olan güvenim tam”.

10 yılı aşkın süredir Alamos’un CEO’su olan McCluskey aynı zamanda daha küçük altın şirketleriyle de konsolidasyon fırsatı arayışında. Altın fiyatlarının kendi içinde düzenlenme aşamasında olduğu şu sıralarda sektör koşullarını “çok zor” olarak nitelendiren CEO, buna rağmen bunun şirket satın almaları için iyi bir zaman olduğu görüşünde. Alamos Aurizon Mines Ltd. şirketini bünyelerine katmak üzere teklif verdi bile.

“Pazarın bu tür gelişmeler nedeniyle karışacağını düşünüyorum” diyen McCluskey sözlerini “Olması gerekenden fazla şirket var. 200.000 onsun altında altın üreten 78 tane şirket var ve bu şirketlerin çoğu 100.000 onsun altında üretim yapıyor. 400.000 onsun üzerinde üretim yapan ise sadece 24 şirket var” şeklinde sürdürüyor.

Bir değişim rüzgarı öngören McCluskey 200.000 onsun altında üretim yapan bu 78 şirketin varlıklarını ispat edebilmek üzere yatırımcılardan yeterli ilgiyi göremedikleri şu andaki durumda, 400.000 onsun üzerinde üretim yapan daha çok şirket olabilmesi için bu şirketlerden bazılarını konsolide etmeleri gerektiğini düşünüyor. McCluskey, büyük ölçekli şirketlerin bireysel üreticilere göre daha verimli sonuçlar getirmesinin yanı sıra, aynı zamanda hisse senedi fiyatlarının değişken olmayan, sağlam bir zeminde seyretmesi açısından da daha güvenilir olduğu görüşünde.

McCluskey “Bunu ilk defa ben söylüyorum ‘büyümek için büyümemek gerekiyor’ ama yine de şirket birleşmelerinin gerçekleşmesi için çok sağlam sebepler olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuşuyor.

 

 

Yeşil Gazete için çeviren: Deniz Menemenci

Yazının özgün hali (ingilizce) için tıklayınız.

(Forbes, Yeşil Gazete)

 


ÇHD, “Kitap sınırlaması bitti ama ihlaller sürüyor”

Tekirdağ 1 ve 2 Nolu F tipi cezaevlerindeki 10 kitap sınırlaması cezaevi idaresinden gelen açıklamayla kaldırıldı.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi Cezaevi İzleme Komisyonu, yaptığı basın açıklamasında Tekirdağ 1 ve 2 Nolu cezaevlerindeki hak ihlallerini ve kitap yasağını anlattı.

Avukatlar Evrim Deniz Karatana, Halil Kocabaş ve Ekim Selimoğlu’nun söz aldığı toplantıda, “cezaevi idarelerinin, yasağın Adalet Bakanlığı’ndan gelen bir yazıyla bitirildiğini tutuklu ve hükümlülere Cuma günü açıkladığı” ifade edildi.

Mektup geç, Radyo yasak, Yemekler zehirli

Cezaevine yollanan mektupların da mahpusların eline iki ay kadar geç ulaştığını belirten avukatlar, mahpusların radyolarının da ellerinden alındığını söyledi

Açıklamada mahpusların anlatımlarına da yer verildi. C.Ş. isimli bir mahpus, devlet eliyle zehirlendiklerini, bakanlığın zararlı olduğunu açıkladığı BAYELLA markasının ürünlerini yemek zorunda bırakıldıklarını açıkladı.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Aralık 2012’te hileli süt ve süt ürünleri üreten 25 firma ile bunların ürettiği 37 markayı teşhir etmişti.

Süt ve süt ürünlerine bitkisel yağ, jelatin ve nişasta kattıkları tespit edilen markalar arasında BAYELLA da vardı.

ÇHD’li avukatlar da konuyla ilgili birçok kez suç duyurusu yaptıklarını, ancak savcılıkça soruşturma açılmadığını açıkladı.

Ş.Y. isimli mahpus da konuyla ilgili şunları söyledi:

“Geçenlerde bir gardiyan da yemekleri yiyemediklerini söyledi, bize ‘Dilekçe yazın az kaldı cezaevi yönetimini yıldıracaksınız, biz de yiyemiyoruz bunları’ dedi.”

(Bianet)

 

 

 

Murakami’nin son romanı daha çıkmadan çok satanlar listesinde

Dünyaca ünlü Japon yazar Haruki Murakami’nin son romanı daha piyasaya çıkmadan en çok satanlar listesine girdi.

Japon yazar Haruki Murakami’nin yeni romanı 12 Nisan’da piyasaya çıkacak. Türkçe’ye “Renksiz Tasaki Tsukuru ve Hac Yolculuğundaki Bir Yılı” adıyla çevrilebilecek roman daha okuyucuyla buluşmadan en çok satanlar listesine hızlı bir giriş yaptı.

Pek çok okur kitabın piyasaya çıkmasını beklemeden online rezervasyon yaparak, kitabı şimdiden satın aldı. Romanın ilk etapta Japonca yayımlanması bekleniyor.

Murakami’nin üç ciltlik son romanı “1Q84” 2010 yılında çıkmış ve dünya çapında milyonlarla ifade edilen satış rakamlarına ulaşmıştı.

Murakami, son romanının konusu hakkında ipucu vermedi. Romanları beyaz perdeye de uyarlanan ve “Sahilde Kafka”, “İmkansızın Şarkısı” gibi romanları ile tüm dünyada ciddi bir okur kitlesine ulaşan Haruki Murakami, geçen yıl Nobel Edebiyat Ödülü’nin favori adayları arasında gösterilmişti.

(DW)

DİSK’te başkanlığa iki aday

0

DİSK’in 6 Nisanda yapacağı Olağanüstü Genel Kurulu yaklaşırken genel başkanlık için iki adayın ismi geçiyor: Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu ve Genel-İş Genel Sekreteri Kani Beko.

Evrensel’den Gökhan Durmuş’un haberine göre;

Adnan Serdaroğlu’nun DİSK Genel Sekreterliği’nden istifa etmesinin ardından başlayan tartışmalar sonucunda Genel Başkan Erol Ekici de istifa etmiş, DİSK yönetimi 6 Nisanda olağanüstü genel kurul kararı almıştı.

Adaylığıyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Serdaroğlu, genel başkanlığa aday olmak istediğini daha önce kamuoyuna duyurduğunu hatırlattı. DİSK’in içinde bulunduğu sıkıntıları atlatması, daha katılımcı ve güçlü bir DİSK yaratılması hedefiyle aday olduğunu belirten Serdaroğlu, “Olabilecek en iyi yönetimi oluşturmaya çalışıyoruz. DİSK’in etkin bir mücadele ortaya koyması için geniş bir birlik sağlanmalıdır. Bu birlik için biz de üzerimize düşeni yapmaktan kaçmayacağız” dedi. Serdaroğlu, adaylığının yarın DİSK Başkanlar Kurulu’nda netleşeceğini kaydetti.

Kani Beko ise geçtiğimiz haftasonu Diyarbakır’da toplanan Genel-İş Başkanlar Kurulu’nun oy birliği ile genel başkanlığa aday gösterildiğini ifade etti. Başkanlar Kurulunda adayların netleşeceğini aktaran Beko, “Önümüzde 1 Mayıs var. Türkiye işçi sınıfına ve DİSK’e yakışan bir birlik, mücadele ve dayanışma günü kutlaması yapmamız gerekiyor. Bunun için de birliğimizi sağlamlaştırmalıyız” dedi. Adnan Serdaroğlu’nun adaylığını da değerlendiren Beko, “Demokrasilerde bunlar güzel şeyler. Arkadaşların bu işi sahiplenmesi, aday olmaları mutluluk verici bir şey. Bu sıkıntılı süreçte DİSK’in başarılı olabilmesi için insanların elini taşın altına koyması önemli”diye konuştu.