Ana Sayfa Blog Sayfa 4361

Kimyasal cennet: Kaz Dağları

Şimdi düşünelim;

“Kaz Dağları’nda bir köyde yaşıyoruz. Orada doğmuşuz. Hatta babamız, onun babası ve dedemizin babası da Kaz Dağları’nda doğmuş. Yaşamımızı doğadan, ekip biçerek, kazanıyoruz. Para biriktirmek, sermaye oluşturmak gibi bir derdimiz de yok. Çünkü para biriktirip, bir dağ köyüne, bir kıyı kasabasına yerleşip emekliliğin tadını çıkarmak gibi bir hayalimiz yok. Zaten o hayalin içerisinde nesillerdir yaşıyoruz.

Günün birinde birileri geliyor ve köyümüzün yakınlarında altın olduğunu söylüyorlar. Maden diyorlar, zenginlik diyorlar, para diyorlar, kalkınma diyorlar. Ne kadar tehlikesiz olduğunu anlatıyorlar bize madenciliğin. Bizi de işe alacaklarını ekliyorlar. Hayatınız kurtulur diyorlar. Karşı çıkacak gibi olunca, ülkemizi sevip sevmediğimizi sorguluyorlar. Karar verilmiş bir kere. Aslında tüm bu konuşmalar formalite. Altının nasıl çıkacağı, nereye gideceği, kimin işleyeceği bile belli. Sadece kimin reklamını yapıp, kimin takacağı belli değil. Fakat bir de anlatılanlar var.

Biraz güneyimizde Bergama var. Oradaki köylülerin madencilere karşı çıkışları var. Madencilikte kullanılan zehirler var. Dedemizin babasının su içtiği dereler, geçimimizi sağladığımız bitkiler, yaşadığımız yere özünü veren canlılar var. Madencilikte kullanılan zehrin, bunlar üzerine etkisi var. Fakat karar verildiği için bir kere ne kadar karşı çıksak da durduramıyoruz. Maden çalışmaya başlıyor. Doğanın, dağların altı oyuluyor. Günün birinde sularda bir değişiklik oluyor.”

Buraya kadarı gerçeğe yakın bir perspektif denemesi. Bundan sonrası ise gerçek:

Kaz Dağları’ndaki bazı köylerde altın arama sahasındaki sondaj borularının patlaması sonucu kimyasal atıklar dereye karıştı. Karaköy Köyü ile Kızılelma Köyü arasında yer alan altın arama sahasındaki borunun patlaması köylüleri endişelendirirken, Karaköy Köyü Muhtarı Ramazan Çakır içme suyu kaynaklarına ulaşan ve aynı zamanda tarımda ve hayvancılıkta sulama kaynağı kaynağı olarak da kullanılan dereden su örneği alarak savcılığa suç duyurusunda bulundu. (…)

Suyun griye dönen rengini farkeder farketmez hayvanların dereye yaklaşmasını engellediklerini ve tarımsal sulamayı kestiklerini anlatan Çakır, “Dere suları temizlendi gibi gözüküyor ama tehlike geçmiş değil. Kiminle konuşsak, hangi avukatla görüşsek ‘Siz madencilerle baş edemezsiniz’ diyorlar ama biz mücadeleyi bırakmayacağız. Şimdi halktan imza toplayıp bu imzalarla Ankara’ya gitmeyi düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Maden ocağının altında 25 köye içme suyu veren doğal bir kaynak olduğunu kaydeden Karaköy Köyü Muhtarı, “Bu adamlar bu kaynağı kökten yok edecekler. Baraj yapıp insanlara oradan içme suyu vereceklermiş. Kaç gün, kaç ay su vereceksin? Havalar yağmazsa nasıl olacak? Doğal su kaynağını yok etmenin ne alemi var? Kendi elimizle yaşamımızı yok ediyoruz burada. Biz çocukluğumuzda orada balık avlardık. Şimdi bırak balık avlamayı, bir kurbağa bile göremiyoruz. Burası yapılırken bizi hep kandırdılar, ‘Sizi etkilemeyecek’ dediler ama gerçek öyle değil. Biz de kandık, kendi başımıza çare arıyoruz” dedi.

Şimdi de soralım;

Ne hakla? Ne hakla bu yapılıyor, ne hakla insanlara bunlar yaşatılıyor ve doğa yok ediliyor? Kaz Dağları’nın altında 338 ton altın olduğu tahmin ediliyor. Bu 338 ton altını ortaya çıkarmak için kullanılacak olan siyanür miktarı ise 400 bin ton. Tüm işlem 10 sene içerisinde başlayacak ve bitecek. 10 sene sonra ne maden kalacak, ne altın. Fakat siyanür kalacak. Hatta sadece siyanür kalacak. 10 sene içerisinde doğaya binlerce ton siyanür verilecek, 338 ton altın alınacak ve para kazanma peşinde koşanların Kaz Dağları ile işi bitecek. Başka bir madene, başka bir doğal yaşama gidecekler ve oradaki insanları kandıracaklar. Peki geriye ne kalacak? Geriye zehirlenmiş toprak, içilemeyen su kalacak. Muhtarın söylediği gibi balık tutulan sularda, şimdiden kurbağa bile görülmüyor. İşleri bitince daha da kötü bir durum ortaya çıkacak.

Soruya geri dönersek, 10 senelik bir maden ve tahmini 40 milyar dolarlık bir gelir için binlerce yıllık bir yaşam alanı ne hakla yok edilir peki? Bahsi geçen yer de herhangi bir yer değil, ki herhangi bir yer olsa bile böyle bir hakkı kimseye vermiyor yaşam. Bahsi geçen yer, sadece ekonomik olarak, yine hesaplamalara göre yılda 7.5 milyar dolar artı değer üreten bir bölge. Bu gibi örneğine sıkça rastladığımız durumları açıklamak için kullanılan güzel bir tespit var. Bu tespit bu davranışın ardındaki düşünceyi çok güzel özetliyor: “Kazanç özelleştiriliyor, risk kamulaştırılıyor.”

Kamulaşan risk patladı Kaz Dağları’nda, derelere karıştı tarlalara, Kaz Dağları’ndan kıyılara akıyor. Özelleşen kazanç da birilerinin cebine akıyor. Türkiye durdurulması gereken bu sistem ile binlerce yıllık yaşamı, 10 yıllık, 20 yıllık kazançlara “bozduruyor”, yaşamı yok ediyor. Hayalleri para olanlar, insanların emeklilik hayallerini ya da yaşam gerçeklerini öldürüyor. Ve bunu Türkiye’nin her köşesinde yapıyorlar.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/#!/Urbarli

 

İnternetin en iyilerinin seçildiği BOBS 2013’de Yeşil Gazete de adaylar arasında

2004’den beri 30 dilde yayın yapan Alman kamu yayıncılık kuruluşu Deutsche Welle tarafından düzenlenen BOBS’un (Best of Online Activizm – Dijital Aktivizmin En İyileri) 2013 adayları arasında Yeşil Gazete olarak biz de yer alıyoruz.

Bobs, dünyanın bloglar, sosyal medya ve internet sitelerini kapsayan en büyük uluslararası yarışması ve Almanya’nın 30 dilde yayın yapan kamu yayıncılık kuruluşu Deutsche Welle tarafından 9 yıldır düzenleniyor. Bobs Ödülleri, internet üzerinden düşünce özgürlüğü ve açık tartışma ortamını geliştirip zenginleştirmek üzere 14 dilde veriliyor. Bobs yarışmasıyla, internetteki yeni iletişim araçlarının çeşitliliği ve giderek artan önemine dikkat çekilmesi, seçkin örneklere vurgu yapılması ve bu medya araçları üzerinden diller üstü bir diyalog oluşturulması hedefleniyor.

Türkçe bu sene eklendi

İnternet aktivizmini en iyi ve en aktif şekilde yürüten sitelerin oylandığı yarışma pekçok dilde yapılıyor. Geçen sene 11 dilde Dijital Akltivizmin en iyilerini kullanıcıların kendi oylarıyla belirlediği yarışmada bu sene dil sayısı 14’e çıktı ve bu dillerin arasına Türkçe de eklendi.

Sonuçlar 7 Mayıs’ta

BOBS’un sitesi üzerinden devam eden oylama 7 Mayıs’a kadar devam edecek. 15 kişilik uluslararası jüri tarafından yapılacak değerlendirmenin ardından tüm kategorilerdeki sonuçlar da aynı tarihte ilan edilecek.

Türkiye’den tek jüri üyesi Özgür Uçkan

BOBS’un Türkiye’deki tek jüri üyesi konumunda olan Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Özgür Uçkan yarışma hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

BOBS’da bu yıl ilk kez Türkçe içeriğin de yer aldığını belirten Uçkan, “Uzun bir prosedür sonucunda, diğer kategorilerin yanı sıra “en iyi Türkçe blog” kategorisinde de finalistler belirlendi. 6 Şubat’ta başlayan bir süreç sonunda internet kullanıcıları tarafından adaylar önerildi ve ben de bunlar arasından 10 blogu seçtim. Şimdi yine online olarak yapılan halk oylaması sonucunda kazanan belirlenecek” şeklinde konuştu.

BOBS’a bu yıl Türkçe’nin yanında katılan diğer diller, Hintçe ve Ukraynaca. 14 dilde yayın yapan blog ve haber siteleri arasından belirlenen adaylar BOBS’un sitesindeki açık oylamaya tabi tutuluyor. Dünya üzerinde internet aktivizmi, digital yayıncılık alanında gerek akademik gerek işin mutfağından gelen on beş jüri üyesi tarafından da yılın kazananları belirleniyor.

2012 yılında BOBS’un istatistikleri

  • 17 kategori
  • 11 dil (Almanca, Arapça, Bengalce, Çince, Endonezce, Farsça, Fransızca, İngilizce, Portekizce, Rusça, İspanyolca)
  • 3 bin 200’ü aşkın aday
  • Online oylamada kullanılan 66 bin 800’ü aşkın oy.

Yeşil Gazete oylarınızı bekliyor


Bu sene Yeşil Gazete olarak biz de aday gösterilmiş olmanın gururunu yaşıyoruz. Yeşil Gazete’nin de adayları arasında yer aldığı BOBS 2013 Dijital Aktivizmin En İyileri oylamasına katılmak için thebobs.com/turkish/category/2013/best-blog-turkish-2013/

(Yeşil Gazete)

Bize, “Kara Ayna” tutan dizi!

Bilimkurgu sever misiniz?

Peki; distopya izler misiniz?

Ya ingiliz mizah anlaşını sever misiniz?

Bunların hepsini seviyorsanız, Black Mirror izleyin!

Black Mirror, bir ingiliz distopya dizisi. Bence böyle.

Tüketim toplumuna kara ayna tutuyor!

Sanata, mizaha kara ayna tutuyor!

Sisteme kara ayna tutuyor!

Giderek, yabancılaşan, teknoloji ile özgürleştiğini zanneden herkese diyeceği var bu dizinin.

Adalet sistemine diyecekleri var.

Üçer bölümlük sezonları olan mini bir dizi Black Mirror. 2. Sezonu yeni bitti. Bu Şubat’ta yayınlandı.

Her bölümde ayrı bir hikaye anlatılıyor. Diziden öte, her sezonu üç kısa filmden oluşan bir televizyon programı.

Ne ararsanız var!

Devlet eleştiriliyor. Devleti oluşturan bireyler: toplum eleştiriliyor.

Katılım tartışması var. Adalet anlayışımıza dair eleştiri var.

Temsili demokrasi eleştirisi var.

Var da var.

Şu anda yaşadığımız toplumun, düzenin nereye gittiğini  gösteriyor.

Ayna tutuyor bize.

Her birimize.

Kara bir ayna bu.

Dizinin her bölümü, kendi başına, birer akademik tez konusu olur.

Dizinin içeriğinden detay vermemek için, yazı yazarken zorlanıyorum. Ancak izleyince göreceksiniz, ne demek istediğimi anlayacaksınızdır.

Gittiğimiz yol yol değil diyor Black Mirror. Distopyaya gidiyoruz diyor. Kötü bir gelecek bizi bekliyor diyor.

Bunun dışında da harekete geçin, birşeyleri değiştirin de demiyor. Sadece karanlık yüzümüzü gösteren ayna tutuyor bize.

Aynadaki görüntümüz ile ne yapacağımız ise bize kalmış.

Black Mirror’un IMDB linki: http://www.imdb.com/title/tt2085059/episodes?season=2&ref_=tt_eps_sn_2

 

 

Devin Bahçeci

Kaş’ta Yunus Parkı’na itiraz var

Kaş’taki “Yunus Parkı” işkencesine yönelik protestolar devam ediyor.

Yunusların özgürlüğünü kısıtlayan ve onlara işkence eden yunus parklarına yönelik protestolar Kaş’ta devam ediyor.

Yeşil Gazete olarak geçmişte yayınladığımız haberlerde ve köşe yazılarında da değindiğimiz tepkiler, 8 Nisan Pazartesi günü sokağa iniyor.

Kaş Çevre Platformu’nu oluşturan STK’lar ve Change.org’da 20.000 destekçiye ulaşan imza kampanyasını başlatan Buket Uzuner’in katılımıylai, 8 Nisan Pazartesi günü saat 11:00 – 12:00 saatleri arasında Kaş Cumhuriyet Meydanı’nda bir basın açıklaması yapılacak.

Etkinliğin facebook sayfasını bu bağlantıdan ziyaret edebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Özgür Yazılım Günleri başlıyor!

Özgür Yazılım Günleri yarın (5 Nisan) başlıyor.

Linux Kullanıcıları Derneği ve İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından senede bir defa düzenlenen Özgür Yazılım Günleri, 5-6 Nisan tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü’nde düzenleniyor.

Katılımın ücretsiz olduğu ve herhangi bir kayıt işleminin gerekmediği Özgür Yazılım Günleri, “Türkiye’de Linux ve Özgür Yazılım ile ilgili herkesin buluşma yeri” olarak nitelendiriliyor.

Öte yandan etkinlik, toplumun her kesimine uygun düzeyde tanıtıcı ve teknik seminerlere ev sahipliği yapacak. Yani Özgür Yazılım’a yeni olan, hatta sadece “tanışma” hevesinde olanların bile rahatlıkla katılabileceği bir etkinlik.

Etkinlik boyunca kamu kuruluşları ve özel sektörden ilgili şirketler stand açarak ürün ve hizmetlerini tanıtıyor, ziyaretçiler ücretsiz Linux CD’leri edinebiliyor, hatta yanlarında getirecekleri bilgisayarlarına Özgür Yazılım işletim sistemleri ücretsiz olarak gönüllü uzmanlar tarafından kurulabiliyor.

Etkinlik boyunca oyun turnuvaları da eksik olmayacak.

Özgür Yazılım Günleri, sektörde çalışan uzman ve profesyonellere yönelik tüm Özgür Yazılım iş ilanlarını astıkları bir pano aracılığıyla “iş-güç” meselelerine de hizmet edecek.

Etkinliğin düzenleneceği Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü’nün açık adresi şöyle: Eski Silahtarağa Elektrik Santralı Kazım Karabekir Cad. No: 2/13 34060 Eyüp. Kampüsün harita üzerindeki yerini görmek için şu bağlantıya tıklayabilirsiniz. Etkinlik süresince çeşitli yerlerden Santralİstanbul’a Bilgi Üniversitesi’nin servislerinin bulunacağı da gelen bilgiler arasında.

Detaylı bilgi için etkinliğin sayfası ziyaret edilebilir.

Özgür Yazılım, tüm içeriği kolektif çabayla oluşturulan ve kaynak kodları tüm insanlığa açık olarak geliştirilen bilgisayar programları ve işletim sistemlerini tanımlamak için kullanılan bir terim. Bilgiye özgürce ulaşılmasını ilke edinen Özgür Yazılım, günümüzde Linux tabanlı Debian ve onun türevleri olan Ubuntu gibi işletim sistemlerinin ve OpenOffice, LibreOffice gibi ofis programlarının “pahalı ve kapalı kodlu muadillerini aratmayan” başarıları sayesinde hızla yayılıyor.

 

(Yeşil Gazete)


Uçurtma şenliğine gelen?

7 Nisan pazar günü Heybeliada’da uçurtma şenliği düzenleniyor.

Arka Güverte adlı sivil toplum kuruluşu tarafından düzenlenen uçurtma şenliği, Heybeliada Değirmen Burnu’ndaki piknik alanında, 7 Nisan Pazar günü saat 13:00’de başlayacak.

Arka Güverte, yaşadıkları yeri Son İstanbul olarak gören adalıların ada ve adadaki yaşamları için kendi gayretleri ile bir araya gelip kurdukları bir sivil yoplum kuruluşu . Adanın sosyal-çevresel-ekonomik yapısı için gayretler sarf eden bu ada gönüllüleri bir araya gelişlerinin 1.yılını içlerindeki ve dışlarındaki tüm çocukları ile beraber kutluyorlar.

 

(Keşfetmekiçinbak, Yeşil Gazete)


En Az Gelişmiş Ülkeler: “Bizi takip edin”

En Az Gelişmiş Ülkeler Grubu, “İklim değişikliğine karşı harekete geçiyoruz, karbon salımlarımızı azaltıyoruz” dedi.

49 ülkeden oluşan En Az Gelişmiş Ülkeler Grubu, “Düşük-karbonlu ekonomiler yaratmak birincil hedefimiz. Bizim izleyeceğimiz yol budur” dedi.

Grup bu hamlesiyle iklim değişikliğinde gelişmiş ülkelerin harekete geçmesini bekleyen, edilgen pozisyonundan çıkarak pro-aktif bir konuma geçiyor.

Dünya nüfusunun %12’sini oluşturan 49 ülkelik grubun iklim başmüzakerecilerinden Quamrul Chowdury şunları söylüyor: “Ülkeler grubumuzun iklim müzakereleri başkanı Prakash Mathema’nın yeni sloganı ‘Bizi takip edin’. Bundan sonra iklim değişikliğiyle mücadelede yaptıklarımızla örnek olacağız ve diğerlerinin harekete geçmesini beklemeyeceğiz.”

 

 

“Düşük karbon ekonomiler bütün dünya için geçerli olan bir çözüm. En Az Gelişmiş Ülkeler Grubu olarak bu noktada küresel emisyonların azaltılması için yardımcı olmayı bile hazırız; atmosferdeki sera gazının sebebi biz olmasak da..”

Chowdury’ye göre, tüm ülkeler hukuksal olarak bağlayıcı karbon salım azaltım hedefleri koymalılar. Gelişmekte olan ülkeler ise bu süreçte desteklenmeli.

Chowdury “mücadele mi uyum mu?” sorusuna da şu cevabı veriyor: “Gayretimiz mücadeleye dönük olmalı. Sonuçta, en başarılı uyum yöntemi de salımları azaltarak krizin büyümemesini sağlamak. Ayrıca şurası kesin, uyum çabalarının sınırı var, her şeye uyum sağlayamazsınız.”

Uyum maliyetlerinin de her geçen gün arttığına dikkat çeken Chowdury, “Bir kaç avrupalı insaflı ülke dışında sanayileşmiş ülkeler salımlarını azaltmadığı için uyum maliyetleri de artıyor” diyor.

“Büyük salımcılar gayretlerini arttırmalı. Bilimin kabul ettiği eşik olan 2 derece sıcaklık artışını geçmememiz için tek yol bu, tek çözüm bu”

Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız 350.org GPS Koordinatörü Mahir Ilgaz, açıklama hakkında “En Az Gelişmiş Ülkeler olarak bilinen grubun açıklaması çok önemli.” diyor. ” Zaten bu ülkeler bir süredir, iklim değişikliğinin sınırlanamaması halinde oluşacak uyum maliyetlerinin “ne pahasına olursa olsun büyüme” yaklaşımından elde edecekleri faydayı katbekat aşacağının bilincindeydi.” diyen Ilgaz “Elbette bu ülkelerin yapacağı sera gazı indirimi iklim değişikliği açısından tek başına fazla bir anlam ifade etmiyor. Ancak, uluslararası iklim müzakerelerinde LDC’ler grubunun liderliğini yapan Prakash Mathema’nın bir sözü var: “Bizi Takip Edin”.” şeklinde devam ediyor.

“Burada yapılan da aslında bu mesajın altının çizilmesinden ibaret. İklim müzakerelerinin önünü tıkayan ve “onlar adım atmazsa ben atmam” yaklaşımını benimseyen tüm diğer grupların inadını kırmaya yönelik bir girişim bu. Bu bakımdan da çok önemli.”

“Yıllardır gelişmekte olan bir ülke olduğu bahanesiyle sera gazı emisyonu indirimine yanaşmayan ama buna rağmen emisyon artışında rekor üzerine rekor kıran Türkiye gibi ülkelerin pozisyonunu da iyice sürdürülemez bir hale getireceğini düşünüyorum.”

 

(The Guardian, Yeşil Gazete)


Brezilya kuraklığa karşı teyakkuzda!

Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff, ülkenin kuzeydoğusunda hüküm süren büyük kuraklığa karşı “devasa” önlemler alacaklarını açıkladı.

 

Ülkenin kuzeydoğusunda hüküm süren kuraklık, “son 50 yılın en kötü kuraklığı” olarak nitelendiriliyor ve bir çok eyaleti derinden etkiliyor.

Uzmanlar, kuraklığın şiddetini anlatmak için “Bazı bölgelerde 1 yılı aşkın süredir tek damla yağış olmadı” örneğini veriyor.

Kuraklık sonucunda bölgedeki büyükbaşk hayvan sayısında ciddi düşüşler ve hayvan telefleri yaşanıyor. Bir çok aile ülkenin diğer bölgelerine göç etmek zorunda kalmış durumda. Susuzluk nedeniyle insanların kirli suları içmesi, böbrek hastalıkları ve ishal baş göstermiş durumda.

 

 

Rousseff’in bu afete karşı açıkladığı önlemler içinde bölgeye gönderilen su tankerlerinin sayısını 4.746’dan 6.170’ye çıkarmak da var. Tankerlerin dağıtımının koordinasyonu ordu tarafından yapılıyor.

Bölgede 270.000 tane olan sarnıç sayısı da yıl sonuna kadar 510.000’e çıkarılacak.

 

 

Rousseff’e göre, inşa edilen sarnıçların bazıları ziraat ve hayvansal üretim ihtiyaçlarını karşılayacak kadar büyük olacak. Amaç, bölgede kuraklık nedeniyle meydana gelen ciddi hayvan telefini azaltmak.

Hükümetin kuraklığa karşı önlemler için şu ana kadar harcadığı para 9 milyar Real, yani 4.5 milyar doları bulmuş durumda.

Rousseff’in sözleri ise çarpıcı: “Şu anda yaşadığımızdan bile daha uzun ve şiddetli kuraklıklar için hazırlanmak zorundayız.”

 

(NewStraitsTimes, AlJazeera, Yeşil Gazete)


Dünyanın en yaşlı kadın taraftarı öldü

0

Dünyanın en yaşlı kadınlarından olan Inter taraftarı Maria Radaelli 114 yaşında hayatını kaybetti.

 

3 Nisan 1899’da doğan 114 yaşındaki Radaelli, Milano lentinde hayata gözlerini yumdu. İtalyan basınında çıkan haberlere yatağında ölü olarak bulunan Radaelli’nin üzerinde Inter amblemi olan bir battaniye bulunuyordu.

Inter Kulübü de Radaelli’nin ölümüyle ilgili bir açıklama yayınladı:

“Nerazzuri onu daima sevecektir. Geçen sene 113 yaşında Inter’in büyük partisine katılmıştı. Başkan Massimo Moratti ve Inter camiası kulübün sadık taraftarı Maria Radaelli’yi hiçbir zaman unutmayacaktır. Ve ona kulübe olan bağlılığı nedeniyle çok teşekkür ederiz.”

Diğer yandan Avrupa’nın en yaşlı kadını unvanı 29 Kasım 2013’te 114 yaşına basacak olan bir başka İtalyan Emma Moreno’ya geçti.

(Eurosport)

 

Notre Dame de Sion öğrencilerinden Selek’e videolu destek

İstanbul’da Notre Dame de Sion Lisesi öğrencileri, Pınar Selek’le dayanışmak için bir video hazırladı.

Kendisi de bu liseden mezun olan Pınar Selek’in Mısır Çarşısı patlamasından beri yaşadıklarının, dava sürecindeki hukuksuzlukların lise öğrencilerinin ağzından anlatıldığı videoda, öğrenciler “Pınarların gördüğü zulme tanık olmak ve bu zulmü yaşamak istemiyoruz. Sosyal bilimler biat etmez” dedi.

http://www.youtube.com/watch?v=jgq1F8NzJCc

Alara Çakmakçı, İlayda Akarca, Öykü Gürol, Elif Naz Güveniş, Dağhan Öztürk ve Doğacan Yılmaz’ın hazırladığı videoda Pınar Selek’in görüntülü konuşması da yer aldı, Selek “Dayanabilmemin tek nedeni, bu dayanışmanın kendisi” diye konuştu.

Öğrenciler videoda şu ifadelere yer verdi:

“İnsanların eserlerinin ve düşüncelerinin yargılanmadan, sansüre uğramadan özgürce dolaşabilmesi ve herhangi bir dili, dini aşağılamayan, şiddet ve nefret söylemi barındırmayan her türlü çalışmanın özgürce yapılması temel haklardan biridir.

“Bu nedenlerden dolayı, Pınar Selek için mücadele etmenin, bu uğurda çalışmış tüm insanlar için mücadele etmek olduğunu biliyorum.

“Bu insanların özgürce ve eşitlik içinde yaşaması için susmuyorum. Düşüncelerimi özgürce savunmak istiyorum. Siyasal varlığım, egemenleri rahatsız ettiği için sürgünlerde ve hapishanelerde bir hayat sürmek istemiyorum. Anti-militarist bir mücadele verip, militer suçlamalara maruz kalmak istemiyorum.”

(Bianet)