Akil İnsanların tam listesi ve çalışacakları bölgeler açıklandı. Edinilen bilgilere göre Akil insanlar Heyeti toplam 63 kişiden oluşuyor.
Meseleye dair birikimi bulunan ve toplumun çeşitli kesimlerinin itibarını kazanmış olan yazar, sanatçı, akademisyen ve STK temsilcilerinden müteşekkil akil insanlar heyetinin dokuzar kişilik gruplar halinde 7 bölgede faaliyet göstermesi planlanıyor.
Bölgelere göre oluşturulan her grubun birer başkan, başkan vekili ve sekreteri olacak.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan akil insanlar heyetiyle, yarın saat 18.00’de Dolmabahçe Başbakanlık ofisinde biraraya gelecek.
Erdoğan, dün grup toplantısında yaptığı konuşmada, akil insanlar heyetinin isimlerini kısa bir süre zarfında kamuoyuna duyuracaklarını açıklayarak, “Hem biz bu heyetteki akil insanların görüş ve önerilerini dinleyecek, onlarla istişarelerde bulunacağız, hem de onlar bölgelerimizde bir kısım etkinlikler gerçekleştirerek halkımızla, kanaat önderleriyle buluşacaklar” demişti.
Dünyaca ünlü sinema oyuncusu Patricia Arquette İmralı Açılımı olarak bilinen barış sürecine destek verdi.
32. İstanbul Film Festivali’nin konuğu olarak İstanbul’da bulunan sanatçı sosyal paylaşım sitesi twitter üzerinde hesabından Sırrı Süreyya Önder ile birlikte göründüğü bir fotoğrafı paylaştı.
Arquette fotoğraf ile birlikte, “Türkler ve Kürter arasında 40 yılı aşkın süredir devam eden savaştan sonra geçen hafta başlayan barış sürecinde kilit rol oynayan Sırrı Süreyya Önder ile birarada olmaktan minnettarım” mesajını yazdı.
Arquette, festivalin 29 Mart Cuma akşamı İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılan açılış törenine de katılmıştı. 32. İstanbul Film Festivali’nde Arquette’in rol aldığı “Erkek Aklı” (A Glimpse Inside the Mind of Charles Swan III) filmi de gösterilecek.
Emek Sineması için de destek mesajı
Patricia Arquette, 31 Mart Pazar akşamı Emek Sineması’nın “Emek Bizim” platformu tarafından işgal edilmesine de gene twitter üzerinden yazdığı mesaj ile destek verdi.
Ünlü oyuncu #Emekbizim hashtagi ile yazdığı mesajında, “İstanbul, Cumhuriyet kurulduğundan beri ayakta olan en eski sinemasını alışveriş merkezi inşaa edilecek bahanesi ile kaybetmek üzere” yazdı.
Yeşil Gazete’de dün, açık kaynak kodlu Pardus işletim sisteminin 2013 sürümünün TÜBİTAK tarafından yapılan bir açıklamayla kamuya sunulduğunu, ve bununla birlikte, kamu kurumlarında açık kod/özgür yazılımlara geçişin de başladığını, FATİH projesi kapsamında dağıtılan akıllı tabletlere de Pardus işletim sisteminin yükleneceğini haber olarak vermiştik.
Twitter üzerinden Yeşil Gazete’ye ulaşan Pardus projesi gönüllüleri ve özgür yazılım savunuculuğu yapan gruplar ise haberimize tepki gösterdi.
Bu birey ve grupların bloglarında, TÜBİTAK tarafından sunulan “Pardus 2013” sürümünün yıllardır devam eden ve rafa kaldırılmaya çalışılan “gerçek” Pardus projesiyle hiç bir ilgisinin olmadığı, kamu kurumlarında kullanılacağı bildirilen işletim sisteminin, bu tür özgür işletim sistemlerinin üstüne inşa edildiği kaynaklardan biri olan Linux temelli Debian işletim sisteminin amatörce Türkçe’ye çevrilmiş bir versiyonu olmaktan öteye geçmediği vurgulanıyor.
Pardusadokunma gibi bloglar üzerinden seslerini duyuran Pardus severler, TÜBİTAK’ta yıllar boyunca emek vererek Pardus’u geliştirmiş ekibin 1 yıl önce işten çıkarıldığını ve yerine getirilen ekiple “farklı bir yöntemle” Pardus’un geliştirileceğinin açıklandığını belirterek, “Bu 1 yılın sonunda Debian’ın kötü bir çevirisinin üzerine Pardus logoları konarak karşımıza ‘Pardus 2013’ diye çıkılıyor” yorumları yapıyor.
Pardus projesinde önce stajyer olarak yer alan, ardından tam zamanlı çalışan olarak devam eden ve 2011’deki “değişikliklerin” ardından ekipten ayrılan bilgisayar mühendisi Ozan Çağlayan, kişisel web blogunda yazdığı “Benim Pardus hikayem” yazısında, geçtiğimiz gün açıklanan Pardus 2013 hakkında şu yorumu yapıyor: “Tübitak ekibi ve o zamanki gönüllü arkadaşlarımız olarak bizlerin geliştirdikleri Pardus dağıtımı, 2011 ve Kurumsal 2 sürümleriyle yaşamını noktalamıştır. Etrafta dolaşan, uğruna yeni internet siteleri tasarlanan, Fatih Projesi’nde 400bin akıllı tahtaya yükleneceği söylenen “şey” adı değiştirilmiş bir Debian’dan başka bir şey değildir.”
TÜBİTAK’ın Pardus projesiyle ilgili gittiği “değişikliklerle” ilgili olarak, CHP Milletvekili Umut Oran da Ocak ayında bir soru önergesi vermişti. Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün’ün cevaplaması istemiyle verilen soru önergesinde, “Pardus ekibi neden dağıtıldı?” ve “Pardus neden FATİH projesinde kullanılmıyor?” soruları sorulmuştu.
Yeşil Gazete olarak Pardos severlere “kamunun Pardus ve/veya özgür yazılımlara geçme kararını” nasıl değerlendirdiklerini sormak için ulaşmaya çalıştıysak da bu haberin yazıldığı saatlerde henüz başarılı olamadık.
Avustralya’daki bağımsız İklim Komisyonu’nun yayınladığı rapor; ürkütücü veriler içeriyor.
Avustralya’da son dönemde ciddi sel, yangın ve kuraklık görülüyor. İklim Komisyonu’nun hazırladığı rapora göre ise, eğer, Dünya hızlı bir biçimde CO2 emisyonlarını kesmez ise, bu felakelterin daha da şiddetleneceği ve sıklaşacağı belirtiliyor.
İklim değişikliği konusunda, bilimsel veriler ve çözümler sunmak üzere 2011 yılında kurulmuş olan Komisyon, Kritik On Yıl: Kötü ve Şiddetli Hava Koşulları, adlı raporunda, Avustralyalıları uyardı.
Rapora göre, şimdiden iklim değişikliğinden etkilenen Avustralya’da, her geçen gün; meteorolojik afet riski, iklim değişikliği yüzünden artıyor. Seller, yangınlar ve kuraklık artık daha sık ve daha şiddetli olacak.
Rapor; iklim değişikliğini önlemek için, küresel düzeyde emisyonların hızlı bir biçimde azaltılması ve 2050 yılı itibari ile sıfıra yaklaşması gerektiğini iletirken, iklim değişikliği konusunda küresel bir anlaşmanın halen olmadığını ve emisyonların azalmanın aksine giderek arttığını da hatırlatalım.
Türkiye’de ise böyle bir komisyon halen bulunmuyor. Ama, yukarıdaki haberde, Avustralya yerine Türkiye’yi konulursa, ciddi bir hata yapmış olunmaz.
TBMM Genel Kurulunda görüşülerek 14 Mart 2013’te kabul edilen Elektrik Piyasası Kanunu Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Kanun ile yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretimi kurulumları için halihazırda 500 kW olan üst sınır 1 MW’a yükseltiliyor.
Bu sınır Bakanlar Kurulu kararı ile rekabetin gelişmesi, iletim ve dağıtım sistemlerinin teknik yeterliliği ve arz güvenliğinin temini ilkeleri çerçevesinde, kaynak bazında beş katına kadar artırılabilecek.
Kanun aynı zamanda lisansa tabi olarak rüzgar veya güneş enerjisi üretim tesisinin kurulacağı sahaların sahipleri tarafından başvuru yapılması halinde aynı saha için yapılan diğer başvuruların dikkate alınmayacağı ve başvurularda tesislerin kurulacağı saha üzerinde son üç yıl içinde elde edilmiş en az bir yıl süreli standardına uygun rüzgar veya güneş ölçümü bulunması zorunluluğu da hüküm altına alıyor.
Lisanssız Elektrik Üretim Derneği Başkanı Yalçın Kıroğlu ise yenilenen Elektrik Piyasası Kanunu’nun, yönetmeliği 21 Temmuz 2011’de çıkan hukuki altyapısı ise 26 Haziran 2012’de tamamlanan lisanssız elektrik üretimi sektörü için “doping” etkisi yaratacağını ifade etti.
Kıroğlu TBMM’deki Elektrik Piyasası Kanunu görüşmeleri sırasında 9 Ocak 2013 tarihindeki komisyon toplantısına Lİ-DER’i temsilen kendisi ve Yönetim Kurulu Üyesi Mürşat Özkaya ile katıldıklarını, bu toplantıda sınırın 1 MW’a çıkarılmasının özellikle güneş enerjisi firmaları için oldukça önemli sonuçları olacağını, rüzgar enerjisi açısından ise 500 kW’lık sınır nedeni ile kısıtlı sayıda ürün ve üretici ile çalışmak zorunda kalan firmaların sektöre daha fazla ürün sunabilmelerini sağlayıp, ellerini güçlendireceği görüşlerini paylaştıklarını söyledi.
Lİ-DER Başkanı Kıroğlu’na göre karar sektörün pazar kapasitesini daha fazla arttırmanın yanında toplam yatırımlarda kW başına maliyetlerin de düşmesini sağlayacak. Bu durum iç verimlilikleri artacak projeler için yapılacak yatırımların geri dönüş sürelerini azaltıp, yatırımcıların finansman desteklerine daha kolay ulaşmalarını sağlayacak
Yalçın Kıroğlu’na göre kararın yürürlüğe girmesi sonrası tek bir tesis ile üretilecek elektriğin artacak olması daha fazla yatırımcının sektörde yatırım gerçekleştirmesini sağlayacak iken, bu durum ise Türkiye’nin lisanssız elektrik üretimi alanında artacak kurulu gücü sayesinde enerji ithalatının azalmasına katkı sağlayacak.
Kamunun kamulaştırılması lazım
Konuyla ilgili Yeşil Gazete’ye konuşan Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği Mütevelli Heyeti üyesi ve Türkiye temsilcisi ve Marmara Üniversitesi Enerji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar “Esas yapılması gereken kamunun kamulaştırılması” diyor.
“Bu üst sınır değişiklikleri önemli ancak bir bakımdan da detay. Önemli olan Türkiye’nin ekoloji-enerji-ekonomi üçgeninde uzun vadeli modellemeler yapması. Bu modeller dünyanın her ülkesinde yapılıyor ancak bizde ne yazık ki yok.” diyen Uyar, yeni çıkan yasanın felsefesinin yenilenebilir enerjinin serbest piyasada işleyebilir hale getirilmesini sağlamak olduğunu belirtiyor.
Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar
“Burada yapılan kamunun denetimini serbestleştirmek ve kısıtlama yetkilerini azaltmak. Bu süreci Avrupa Birliği de yaşadı, ancak sonra baktılar böyle olmuyor, “kamu denetlesin” dediler. Tartışmalar hala devam ediyor. Türkiye’de enerji politikalarının her birey ve topluluk tarafından denetlenebilmesini sağlamamız, bu anlamda kamuyu kamulaştırmamız gerekiyor” diyen Uyar’a göre mevcut durumda amaç, özel sektörün taleplerini karşılamak.
“Kömür, petrol, nükleer gibi enerji “çözümlerine” hemen “buyrun” deniyor. Yenilenebilir enerji çözümlerine ise direniyor. İhtiyacımız olan, uzun vadeli ve enerji-ekoloji-ekonomi ayaklarını içeen modeller oluşturmamız, çözüm üretmemiz gerekiyor” diyen Uyar, lisanssız yenilenebilir enerji üretiminde üst sınırın 500 kW’tan 1 MW’a yükseltilmesi kararını ise yetersiz buluyor: “Bu karar güneş enerjisi için iyi, çünkü toplulukların fotovoltaik güneş pilleriyle üretim yapmasında ölçeği genişletmelerini sağlar. Ama rüzgar için bu geçerli değil. 500 KW’lık rüzgar tribünleri 1996’da kaldı, şu anda piyasada bulmanız bile zor bunları. Bunu söylediğimizde ‘O halde 1 MW’a çıkartalım üst sınır, hatta gerekirse 2.5 MW yapalım’ dediler. Bu durum, orta ve büyük ölçekli rüzgar enerjisi üretmek isteyenlerin lisans başvurularıyla uğraşmamak için bir yol olarak görülüyor.” cümleleriyle durumun göründüğü kadar basit olmadığını belirtiyor.
Mevcut elektrik dağıtım şebekemizi “fosil” sıfatıyla tanımlayan Uyar, “Akıllı şebekeler olmadan olmaz. Aksi halde siz üst sınırı 5 MW’a da çıkarsanız, . şebeke bunu alıp, fazlasını depolayıp ihtiyaç halinde kullanacak altyapıya sahip olmaz” diyor.
Prof. Uyar’a göre, 500 kW altı üretim topluluk ölçeği için desteklenmesi gereken bir üretim şekli. Örneğin Kaliforniya Lanchester’da 1 Ocak 2014 tarihinden itibaren her evin çatısında 1 kW’lık güneş enerjisi sistemi konması zorunluluğu getiriliyor” diyen Uyar, bu konuda ABD’de katılacakları uluslararası bir etkinliğin haberini de paylaşıyor.
“Enerji sisteminin özgürleşmesi lazım” diyor Uyar.
“6 senedir sürüncemede bırakılan, 83.000 MW’lık yenilenebilir enerji lisans talebini önce 7.000 MW’a indiren, ardından da bürokratik engeller çıkaran sistemin özgürleşmesi lazım. Uzun vadeli bütüncül modellerin oluşturulması, kamunun kamulaştırılması, her birey ve topluluğun enerji meselesinde etkin özne yapılması… Enerjide çözümün şartları bunlar.”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, çözüm sürecine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Mutlak tamamlanması gerektiğini söylediği sürece, başta ana muhalefet olmak üzere siyasi partilerin dahil edilmesi gerektiğini belirten Gül, yeni anayasadaki vatandaşlık tanımıyla ilgili Osmanlı örneği verdi:
“Osmanlı İmparatorluğu da, Selçuklu İmparatorluğu da tarihte Türk devletleri olarak bilinir. Ama ‘Bu Osmanlı’nın vatandaşlarının hepsi Türk’tür’ diye bir şey yok…”
Gül, alışılmışın aksine, kendisine Letonya yolunda eşlik eden köşe yazarları ve bazı gazetecilere uçakta değil, Riga’da kaldığı otelde konuştu.
Kürt sorunun çözümü konusunda iyi bir hava olduğunu, sürecin tamamlanması gerektiğini söyleyen Gül, hükümetin cesaretinin takdir edilmesi gerektiğini belirterek, “Başta ana muhalefet partisi olmak üzere diğer siyasi partilerin de sürece dahil olması gerekir ” şeklinde konuştu.
Norveç’te 5 okul, sınav tarihlerini Justin Bieber’ın konseriyle aynı güne denk geldiği için değiştirdi.
Norveç’te 5 okulda, Kanadalı şarkıcı Justin Bieber’ın konseriyle aynı gün yapılacak sınavların tarihinde değişikliğe gidildi.
Ülkenin batısındaki Aalesund kentinde sınav tarihlerini erteleyen 5 okuldan birinin müdürü Roar Aasen, öğrencilerin, Bieber’ın Oslo konseri için biletleri aylar önce aldığını ve aynı gün yapılacak sınavlara girmeyecekleri için böyle bir düzenleme yapmak zorunda kaldıklarını söyledi.
Aasen, değişikliğin bir kereye mahsus olduğunu, başka konserler için böyle bir uygulamaya gidilmeyeceğini belirtti.
Oslo’ya 500 kilometre mesafedeki Aalesund’daki 5 okulda 16-17 Nisan’da yapılacak sınavların, 10-11 Nisan’a alındığı kaydedildi.
Uluslararası Para Fonu (IMF) yarattıkları eşitsizlik, sebep oldukları sera gazı salımı artışı ve yenilenebilir enerji sektörüne yatırımlarını kısıtladıkları gerekçeleriyle hükümetlere enerji sübvansiyonlarını (teşviklerini) kesme çağrısında bulundu.
Yayımlanan IMF raporuna göre, tüketicileri artan fiyatlardan korumak ve daha ucuz fiyat sağlamak amacıyla yapılan enerji yardımları yıllık 1,9 trilyon dolarlık ek bir külfet getirmesinin yanı sıra dar gelirliden daha çok yüksek gelirli tüketicilere fayda sağlıyor. Bu harcamalar ayrıca altyapı, eğitim ve sağlık gibi alanlarında kullanılabilecek kaynakları da zayıflatıyor.
Raporda, yardımların petrol ürünleri, kömür, doğalgaz tüketimini arttırırken, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımını düşürdüğü, bunun yanısıra artan tüketimin ise küresel ısınmayı ve kirlenmeyi körüklediği vurgulanıyor.
Enerji yardımları uygulamasının kaldırılmasıyla karbondioksit salımları 4.5 milyar ton- ki bu Avustralya’nın yıllık salım miktarının 8 katı- sülfür dioksit kirliliği ise 13 milyon ton kadar düşecek.
IMF raporuna göre fosil yakıtları en çok sübvanse eden üç ülke sırasıyla, yıllık 502 milyar dolarla ABD , 279 milyar dolarla Çin ve 116 milyar dolarla Rusya.
IMF’nin verdiği bilgilere göre; petrol ve elektrik teşvikleri vergi öncesi teşviklerin dörtte üçünü oluştururken, doğalgaz ise kalan dörtte birini oluşturuyor. Kömür teşvikleri ise yaklaşık 6 milyar dolar değerinde. Bu istatistiklere, yenilenebilir enerji kaynaklarından alınan sübvansiyonların dâhil olmadığı biliniyor.
IMF’nin yayınladığı bir diğer “politik reform önerisi” deklarasyonunda ise, başarılı bir yardım politikaları reformu için tek yok olmadığı belirtilirken, edinilen tecrübeler ile aşağıda belirtilen noktalara dikkat edilmesi gerektiği vurgulanıyor:
Kapsamlı, uzun dönem hedefleri açıkça belirlenmiş kapsamlı bir enerji sektörü reform planı
Yardımların boyutu ve hükümet bütçelerini nasıl etkileyeceğini de içeren pay sahipleri ile şeffaf ve güçlü bir iletişim
Karşılaşılan fiyat artışları
Üretici teşviklerini azaltmak için devlete ait işletmelerde verimliliği artırmak
Hedeflenen nakit veya yakın nakit transferleri yoluyla dar gelirlileri koruyacak tedbirleri veya bu seçenek mümkün değilse hızlı yayılabilecek mevcut hedefli programlar üzerine odaklanmak
Otomatik fiyatlama mekanizmaları gibi enerji fiyatlandırması depolitize edecek kurumsal reformlar
Gecenin yeri ayrıdır İstanbul’da bisiklet sürenler için. Günün curcunası bitmiş, korna sesleri yerini ışıklı binalar üzerinde son turlarını atan martıların ya da sahile vuran dalgaların sesine , egzoz kokusu ise yerini Marmara’nın sularının ya da kuzey ormanlarının kokusuna bırakmıştır. İşte böyle anlarda yol ile bisiklet, yazar ile kağıdın sessiz bir odada başbaşa kalması gibi nereye gideceği önceden kestirilemeyen, ama her seferinde bir öncekinden farklı bir hikayeye başlamak için buluşur ve yazmaya başlarlar.
Bu buluşmaların bir benzeri, 2007 yılının bir Moskova gecesinde mimarlık tarihçisi ve kentbilimci Sergey Nikitin’in başından geçtiğinde, kendi kendine “Bir şehrin sakladığı hikayeleri yerinde işitmek için sessiz bir gece ve bisikletten daha iyi bir ikili olabilir mi?” diye sormuş ve o dönemde içinde yer aldığı Moskova kültür yürüyüşü etkinliklerinden (Moskultprog) esinlenerek Velonotte’nin tohumlarını serpmiş. Velonotte: İtalyanca bisiklet ve gece.
Bugüne kadar 5 farklı şehirde (Moskova, St. Petersburg, Roma, New York ve Londra) gerçekleştirilen Velonotte bir bisiklet turu, ama bildiğiniz bisiklet turlarından değil. Onu sıradan turlarından ayıran birçok özelliği var. İlki, yazının başından da anlayabileceğiniz gibi gece düzenlenmesi. Tüm katılımcılar gecenin karanlığını farlarıyla aydınlatmak zorunda. Bir diğer özelliği ise sadece bisiklete binmeyi değil aynı zamanda o şehrin mimarisini, tarihini, hikayelerini öğrenmeyi de hedeflemesi. Buna ulaşmak için belirlenen rota boyunca bisikletlilere eşlik eden bir radyo programı yayınında tarihçiler, mimarlar, kentbilimciler bisikletlilerin geçtiği güzergahla ilgili eş zamanlı bilgiler verirken bisikletliler de bu yayını dinleyerek yola devam ediyorlar. Böylece şehirleri ile ilgili daha önceleri duymadıkları hikayeleri yerinde, görerek, dokunarak, koklayarak dinleme şansları oluyor. Bu senenin şanslıları ise İstanbullular çünkü 13. Velonotte turu 18 Mayıs gecesi İstanbul’da gerçekleştirilecek.
İstanbul turu Nazım Hikmet’e ithaf edildi
Son dönem Türkiye-Rusya ilişkilerinde önemli bir yere sahip olan ve 1963 yılında Moskova’ya hayatını kaybeden Nazım Hikmet’e ithaf edilen tur gece yarısı Sultanahmet Meydanı’ndan başlayacak ve Beyazıt, Unkapanı, Karaköy, Fındıklı, Beşiktaş rotasını geçtikten sonra Ortaköy’de tamamlanacak.
Henüz kesinleşmese de Ortaköy’e ulaştıktan sonra ya bir meydan partisi ile ya da bir tekne turu ile güneşin doğuşu beklenecek. Tur boyunca 94.9 Açık Radyo’nun yapacağı Velonotte özel yayınında ise uzmanlar güzergah boyunca İstanbul’u anlatacak.
İlber Ortaylı, Sultanahmet ve Beyazıt’tan geçilirken Osmanlı mimarisinin tarihini ve Avrupa’ya etkilerini anlatırken, ilerleyip Bankalar Caddesine döndüğünüzde yayını “Konstantinniye: Dünya’nın Arzuladığı Şehir” eserinden tanıdığınız Philip Mansel devralacak ve Osmanlı ekonomisinin son günlerini bisikletlilere aktaracak. Bu ikili dışında Survey of London projesi koordinatörü Andrew Saint, Moskova Eyalet Üniversitesi Asya/Afrika Araştırmaları Enstitüsü başkanı Mikhail Meyer ve Newsweek dergisi Moskova ve İstanbul editörü Owen Matthews da Açık Radyo’daki programa katkıda bulunacak. Hikayelerden vakit kaldıkça gece için seçilmiş tematik müzikler bisikletlilerin pedal keyfine eşlik ediyor olacak.
Bisiklet arkadaşlığı
Bu keyfe katılmak için tek ihtiyacınız olan bir bisiklet, bir ışık kaynağı ve bir FM radyo alıcısı. Bisikletiniz yoksa da üzülmeyin çünkü Velonotte, bisikletin bütünleştirici yönünü de öne çıkarmak isteyen bir tur. Bisikleti olmayanlar ile fazladan bir bisikleti olan katılımcılar arasında “bisiklet arkadaşlığı” kurarak bisiklet talebini olabildiğince grubun içerisinde karşılamayı hedefliyorlar. Tek yapmanız gereken kayıt sırasında fazladan bisikletiniz varsa ya da katılım için bisiklete ihtiyacınız varsa bunu belirtmek.
Velonotte Istanbul 2013 gecesinin kayıtları devam ediyor. Etkinlik ile ilgili detaylı bilgiye ve kayıt forumuna velonotte.com/#!istanbul-2013/ adresinden ulaşabilirsiniz.
TBF Disiplin Kurulu, Galatasaray Medical Park oyuncusu David Hawkins’e doping yaptığı gerekçesiyle 4 yıl ceza verdi.
Türkiye Basketbol Federasyonu Disiplin Kurulu, Galatasaray Medical Park’ın ABD’li oyuncusu David Hawkins’e, doping numunesinde yasaklı maddeye rastlandığı için 4 yıl hak mahrumiyeti cezası verdi.
David Hawkins, Roma’dayken 5 Haziran 2007’deki Siena maçından sonra testi benzer bir sebeple pozitif çıkmış ve 3 ay ceza almıştı. David Hawkins’in cezası yaz dönemine denk geldiği için hiç maç kaçırmamıştı.
Türkiye’de Mire Chatman benzer bir ceza aldı ancak itiraf ettiği ve B numunesini açtırmadığı için üç ay cezayla kurtulmuştu.