Ana Sayfa Blog Sayfa 434

Erkekler altı ayda en az 152 kadını öldürdü

Erkekler Haziran’da en az 25 kadını öldürdü. Erkekler, en az 62 kadına şiddet uyguladı, en az 17 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az yedi kadını taciz etti. Haziran’da erkekler en az 41 kadını seks işçiliğine zorladı. Haziran 2023’te basına yansıyan tecavüz vakası olmadı.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlerle oluşturulan ve Evrim Kepenek‘in kaleme aldığı Erkek Şiddeti Çetelesi’ne göre; Haziran’da en az 33 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı. Haziran’da bir çocuğun ölümü de basına şüpheli olarak yansıdı.

Fotoğraf: Ozan Mercan / csgorselarsiv.org

2023’ün ilk altı ayında erkekler 152 kadını öldürdü  

2023’ün ilk altı ayında erkekler 152 kadını öldürdü, 27 kadını taciz etti, 64 çocuğu istismar etti, 357 kadına şiddet uyguladı, altı kadına tecavüz etti. Erkekler en az 173 kadını seks işçiliğine zorladı. 128 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler 13 çocuğu öldürdü.

Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Haziran’da erkekler 25 kadını öldürdü

Erkekler, Haziran’da en az 25 kadını öldürdü; geçen yıl aynı ay bu sayı 32 idi. Erkekler, kadınların yanındaki beş erkeği de öldürdü.

Erkekler, en az dört kadını koruma kararına rağmen öldürdü. Erkeklerin öldürdüğü dört kadın Türkmenistan vatandaşıydı.

Erkekler 12 kadını “ayrılmak istediği, barışmak istemediği”, iki kadını “kıskandığı” için öldürdü. Erkeklerin en az 11 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı.

Fotoğraf: Fatoş Sarıkaya / csgorselarsiv.org

15 kadını kocası, eski kocası, sevgilisi erkekler, altı kadını oğlu/abi, kuzen ve kardeşi olan erkekler, iki kadını arkadaşı erkekler öldürdü. İki kadını öldüren erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. Erkekler, 11 kadını sokak, tarla gibi ev dışı alanlarda, 14 kadını ev içinde öldürdü.

Kadınları öldüren 24 fail vardı. Sadece 11 fail tutuklandı. Üç fail gözaltına alındı. Yedi fail intihar etti. İki fail kaçtı. Bir failin hukuki süreci basına yansımadı.

Erkekler en az yedi kadını taciz etti

Haziran’da erkekler en az yedi kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ayda 27 idi.

Erkekler, beş kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. İki kadını da karşısında cinsel tatmin yaşayarak ve video çekerek taciz etti. Erkekler, yedi kadını da sokak, üniversite kampüsü, mağaza, durak ve toplu taşıma araçlarında taciz etti.

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.or

Bir kadını eski sevgilisi, bir kadını kocası, bir kadını taksi şoförü, çok sayıda kadını üniversitedeki hocaları taciz ederken iki kadını taciz eden erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Kadınları taciz eden yedi fail vardı. Faillerden hiçbiri tutuklanmadı. Bir fail serbest bırakıldı. Bir fail üniversitedeki görevinden istifa etti. Üç fail hakkında soruşturma başlatıldı. İki fail hakkında hiçbir işlem yapılmadı.

Erkekler Haziran’da en az 62 kadını yaraladı

Haziran’da basına yansıyan tecavüz vakası olmadı. Bu, tecavüz olmadığı anlamına gelmiyor.

Erkekler Haziran’da en az 62 kadını yaraladı. Geçen yıl aynı ay bu sayı 89 idi. En az 41 kadını kocası, sevgilisi erkekler yaraladı. 10 kadını babası, abisi, damadı oğlu gibi erkekler yaraladı. 10 kadını yaralayan erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı. Bir kadını da bindiği aracın şoförü yaraladı.

Erkekler, 32 kadını “ayrılmak istediği, barışmak istemediği, reddettiği” için yaraladı. Dokuz kadını kıskandığı için yaraladı. Erkeklerin 21 kadını neden yaraladığının “bahanesi” basına yansımadı.

Fotoğraf: Gülnaz Bingöl / csgorselarsiv.org

Erkekler, 37 kadını ev içinde, 16 kadını sokak, araç, park gibi ev dışı alanlarda yaraladı. Erkeklerin dokuz kadını nerede yaraladığı bilgisi basına yansımadı.

Kadınları yaralayan 61 fail erkek vardı. Sadece altı fail tutuklandı. Beş fail gözaltına alındı. Üç failin süresi basına “kaçtı” diye yansıdı. Dört fail serbest bırakıldı. En az 14 failin hukuki süreci basına yansımadı. En az 29 fail hakkında da yasal süreç başlatıldı.

Erkekler 41 kadını seks işçiliğine zorladı

Haziran’da erkekler en az 41 kadını seks işçiliğine zorladı. Geçen yıl bu sayı 24 idi.

23 kadın Türkiye vatandaşı değildi. Seks işçiliğine zorlananlar arasında çocuklar da vardı. Kadınları seks işçiliğine zorlayan en az 18 fail vardı. Hepsi tutuklandı.

8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü – Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

En az 17 çocuğa cinsel istismar

Erkekler, Haziran’da en az 17 çocuğu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 41 idi. Bazı failler aynı suçu daha önce işlemiş ve yargılanmıştı. İstismarlardan biri sistematikti. Erkeklerin istismar ettiği çocuklardan biri Suriyeli idi.

Erkekler, 17 çocuğu okul, sokak gibi ev dışı alanlarda istismar etti.

İki çocuğu komşusu erkekler, 11 çocuğu öğretmeni, bir çocuğu arkadaşı, bir çocuğu spor antrenörü istismar etti. İki çocuğu istismar eden erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Çocukları istismar eden yedi fail erkek vardı. Sadece üç fail tutuklandı, iki fail de gözaltına alındı. Bir fail intihar etti. Bir failin hukuki süreci basına yansımadı.

8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü - Fotoğraf: Cansu Acar
8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü – Fotoğraf: Cansu Acar

Danıştay, zeytinliklerde madenciliğe karşı çıkan HKP davasını ehliyet yönünden reddetti

Zeytinlik alanlarda madencilik yapılmasının önünü açan maden yönetmeliğindeki değişikliğin iptali istemiyle Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) tarafından açılan dava Danıştay’da reddedildi.

Davaya bakan ve aynı zamanda İstanbul Sözleşmesi’nden cumhurbaşkanı kararıyla çıkılmasını da hukuka uygun bulan daire olan Danıştay 8’inci Dairesi, davayı “ehliyet” yönünden reddetti.

Kararda, “yönetmelik ile davacı siyasi parti arasında güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunmadığı” savunuldu.

İki hakim şerh düştü

Karara muhalif kalan iki üye ise HKP’nin ülke düzeyinde örgütlendiğini belirterek,“ülke menfaati”ne dikkat çekti.

Hakimler, karara “Uyuşmazlık, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile korunma altına alınan çevre hakkı ile ilgili olduğundan ve davacı partinin kamu yararı gözeterek çevre hukuku ile ilgili düzenlemelere karşı dava açma ehliyetinin olduğu tartışmasız bulunduğundan, davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki karara katılmıyoruz” şerhi düştü.

‘Karar, siyasi baskı altında verildi’

Cumhuriyet‘in aktardığına göre, HKP avukatlarından Pınar Akbina, “Kararın siyasi baskı altında verilmiş olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomasına ilişkin yargı sürecinde ehliyet yönünden ret kararı verildiğini ancak itiraz sonucu bu kararın kaldırıldığını anımsatan Akbina, HKP’nin seçimlere katılma yeterliğinin de olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

“Kesinlikle hükümsüz, gerekçesi olmayan bir karar. Karara itiraz edeceğiz. Daha önceki davalarımızı da emsal göstereceğiz. Diploma davası, en önemli örneklerinden biri.”

‣ Danıştay, zeytinlikleri madenciliğe açan yönetmeliği durdurdu: Kanuna ve kamu yararına aykırı

Ne olmuştu?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan zeytinlik alanlarda madencilik faaliyeti yapılmasına yönelik yönetmeliğin iptali için Çiftçiler Sendikası’nın (Çiftçi-Sen), açtığı davada Danıştay 8. Dairesi, yönetmeliğin yürütmesini durdurmuştu.

Danıştay 8’inci Dairesi ve 10’uncu Dairesi‘nden oluşan müşterek heyeti, yönetmelik değişikliğini iptal etmişti.

Davalı Bakanlık dosyaya Danıştay’da itiraz etmiş ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da yargılamanın hem Danıştay 8’inci Dairesi hem de Danıştay 10’uncu Dairesinden oluşan müşterek bir heyetle karara bağlanması gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararını kaldırmıştı.

Danıştay tarafından oluşturulan müşterek heyeti, verdiği kararda, Zeytincilik Kanunu uyarınca zeytinlik alanlarda madencilik yapılamayacağına hükmetmişti.

İkizdere’de davacıdan sakınılan bilirkişi keşfi: Hukuk endemik bir tür gibi…

İkizdere’de Cengiz İnşaat’ın yürüttüğü taş ocağı projesi için bilirkişi keşfi gerçekleştirildi. Davacı İkizdereliler jandarmalarla korunan keşif alanına alınmadı. Yapımı devam eden lojistik liman inşaatı için Eskencidere Vadisi‘nde hayata geçirilmek istenen taş ocağı için yapılan bilirkişi keşfine İkizderelilerin alınmamasına tepki gösteren Avukat Yakup Okumuşoğlu, İkizdereliler alana alınana kadar keşfe katılmadı. Davacılar keşif alanına ancak direnerek girebildi.

‣ [Bir konu/k] İkizdere’nin kızından köyün mücadelesi: Bir milat olarak Cengiz İnşaat

Bu 2021’den bu yana taş ocağına karşı direnişin sürdüğü İkizdere’de yapılan ilk keşif değil. Daha önce yapılan keşif ve ortaya koyulan raporlarda birbirleriyle çelişen ifadelere yer verilmişti. Davanın avukatı Okumuşoğlu, bugün gerçekleşen keşfe ilişkin Yeşil Gazete’ye konuştu:

“Yılın sonuna kadar zaten lojistik liman bitmiş olacak. Bu rapor gelip de mahkeme karar verene kadar zaten bu taş ocağıyla Cengiz‘in işi kalmayacak diye düşünüyoruz. Dolayısıyla ‘adalet gerçekleşti mi? Hukuk yerini buldu mu?’ diye sorarsanız, hukuk yerini bulmadı. Hukuk endemik bir tür gibi, bir türlü ortaya çıkamıyor. Bizim davalarımızda maalesef gerçeklik bu. Kendilerine de bunu söyledik; siz bu davada ister öyle, ister böyle deyin burada olan oldu. Zaten burada giden gitti. Biz onu tarihe not düşmek için yapıyoruz. Daha bunu uluslararası hukuka götüreceğiz. Buradaki hukuksuzluğu bütün dünya görsün isteyeceğiz, dedik.”

‘Rezil taş ocağını hep beraber gördük’

İkizdere’de bugün üç keşif gerçekleştirildi, bir keşif ise yarına ertelendi. Söz konusu keşiflerin yapıldığı projelerden üçü taş ocağı, biri ise hidroelektrik santrali (HES). Bugün keşfi gerçekleştirilen Cengiz İnşaat’ın taş ocağı projesi için ise vatandaşlar önce alana alınmadı. Davacıların alana alınmaması sonrası tartışmalar yaşandı, Yakup Okumuşoğlu o anları şöyle anlattı:

“Mahkeme heyeti geliyor, kapıları açın, diyor. Kapılar açılıyor giriliyor. Arkasından gelen kimseyi içeri almıyorlar. Ondan sonra alan da büyük olduğu için telefonla irtibat kuruluyor hakimle, Mahkeme de demiş ki; ‘iki üç tane davacıyı, bir de avukatları alın’. ’Siz geçin’ diyor. Biz ona itiraz ettik. Dedik ki; öyle bir şey yok. Yani burası keşif alanı. Keşif alanı duruşma alanı gibidir. Duruşmaları nasıl halka açık bir şekilde yapıyorsak keşifi de halka açık yapmamız gerekir. Diğer türlüsü keşif alanının ve buradaki rezaletin iki üç tane avukatın, bilirkişilerin ve mahkemenin bildiği şekliyle gerçekleşmiş olur ve buradaki rezaletin dünyaya gösterilmesi eksik kalmış olur. Bunun üzerine tartışmalar büyüdü. En son mahkeme hakimi geldi alana. Onla da aynı tartışmaları yürüttük. Onun üzerine ‘tamam herkes girebilir’ dendi. Bunun üzerine de girdik.”

Alanda keşif sırasında droneların uçurulduğunu belirten Okumuşoğlu “Rezil taş ocağını hep beraber gördük. Umarım ki bilirkişiler de bu taş ocağının gerçekten de rezalet bir taş ocağı olduğunu düşünür. Ona göre yazarlar, çizerler. Ve ona göre raporlarlar ve arkasından ona göre de bir karar çıkar. Ama karar çıkar da sonuçta ne olur? İşin gerçeği şu: Ne yazık ki Rize İdare Mahkemesi dosyayı bu noktaya kadar getirdi” diyor.

‘Artık yargının yargılandığı bir süreci yaşıyoruz’

Projenin yapımına ise devam ediyor. Taş ocağı için sürekli kamyonların hareket halinde olduğu Eskencidere’de ÇED Raporu’nda yer verilen herhangi bir taahhüdü gösteren uygulamanın olmadığını belirtiyor Avukat Okumuşoğlu ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Vahşi bir şekilde madencilik yapılmış orada ve dağ havaya uçurulmuş, soyulmuş, yıpratılmış, törpülenmiş, yok edilmiş. Kalkıp da bir bilim insanı, bir bilirkişi heyeti ‘evet ya burada her şey madencilik mevzuatına uygundur’ diyecek mi demeyecek mi? Bunu da göreceğiz bakalım. Bence demezler. Umut ederim ki demezler ama ancak onların raporunu gördükten sonra bunun cevabını verebiliriz.”

İkizdere’de yapılan ilk keşiften sonra alanın daha da beter bir hale geldiğini aktaran Yakup Okumuşoğlu, son olarak şunları aktarıyor:

“Biz artık yargının yargılandığı bir süreci yaşıyoruz burada. Yargı, hukuk kendi kendini yargılayacak. Bu davalar böyle davalar olmaya başladı. Hukuk var mıydı, yok muydu? Bu süreç bunu da gösterecek ve hepimiz yargımızı o tarihlerde karar çıktığı zaman ortaya koyacağız.”

Ne olmuştu?

İkizdere’deki Cengiz İnşaat tarafından yapımına devam edilen taş ocağı projesinde bugüne kadar projede çalışan vatandaşlardan bazılarının iş makinelerini kullanırken gerçekleşen kazalar nedeniyle hayatını kaybettiği, taş ocağı nedeniyle bugüne kadar bölgedeki yaban hayatının olumsuz etkilendiği, bölgedeki ağaçların zarar gördüğü bildirilmişti. 

Öte yandan söz konusu projeye “Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) gerekli değildir” kararına karşı açılan dava için 9 Eylül 2021’de yapılan keşif sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda projenin usulsüz olduğu ve yapımının uygun olmadığı belirtilmişti. Bilirkişi raporunun detaylandırılmadığı gerekçesi sonrası mahkemeye Mart 2022’de ek bilirkişi raporu sunulmuştu. 

İlk bilirkişi raporunda arıcılığın, bitki örtüsünün, doğanın, yaban hayatının olumsuz etkileneceği yönünde görüşler bildirilmiş ama daha sonra mahkeme tarafından ek bilirkişi raporu istenmesi sonrası gelen ek raporda söz konusu görüşlerin tam tersine yer verilmişti: Özenle ağaç kesmek, arıcılığın üzerindeki olumsuz etkilerin bertaraf edilmesi vb…

Kök raporda neler söylenmişti?

Bilirkişi kök raporunda bilirkişi heyeti, Cengiz Holding’in taş ocağı projesine dair daha önce şu tespitleri yapmıştı:

  • Heyelana duyarlılık ve izleme çalışmalarına ilişkin yeterli çalışma yapılmadığı; kazı çalışmalarının yamaç stabilitesini olumsuz yönde etkilemesinin olası olduğu,  beşeri heyelan olaylarının yaşanabileceği,
  • Çalışmalar dolayısıyla meydana gelen tozlanma nedeniyle köy halkının geçim kaynağı olan çay yetiştiriciliğinin olumsuz etkileneceğini,  taş ocağı bölgesinde toplam 163 adet büyükbaş ve 953 adet faal arılı kovan bulunduğunu,  tozlanma nedeni ile döllenemeyen çiçeklerde nektar miktarındaki azalma o yıl balın verimini etkileyebileceği gibi, sonraki yıllarda çiçek popülasyonlarında azalmaya neden olacağını,
  • Çok geniş bir alanda çalışma yapılacağı, her gün patlatma yapılacağı ve kamyon trafiği de göz önüne alındığında toz indirgeme sisteminin yetersiz olacağı, bu kadar fazla miktarda oluşabilecek tozun indirgenmesinin fiili durumda çok zor ve maliyetli olacağı,
  • Ne 30 metrelik dere koruma bandı ne de 6 metrelik şev üst kotu taahhütlerine uyulmadığı, dere yatağının yol çalışmaları başta çıkan hafriyat atıkları dökülerek daraltıldığı, yüzey kazısı ile yürütülecek taş ocağı faaliyetinin doğaya yeniden kazandırma planı uygulamalarına kadar bölgenin doğal görünümünü bozacağı ve özellikle üst bitkisel toprak ve yapılan kazılar sonucu zeminin su tutma kapasitesinin değişeceği ve yağış-akış-sızma dengesinin bozulacağı,
  • ocağın işletilmesi sırasında su kaynaklarının görebileceği zararlar ve bu kaynakların korunmasına yönelik alan özelinde alınacak tedbirlere değinilmediği, taşkın değerlendirmeleri yapılmadığı,
  • 20’nin üzerinde yapraklı ağaç türünün de bulunduğu yöre halkının yaşam alanı ve geçim kaynağı konumundaki  orman alanını tahrip edeceği ve bu durumun yöre halkı açısından yaşam alanları yönüyle kabul edilemez olacağı.

 

 

Gaziantep’te dev yangın fabrikayı kül etti

HaberJiyan ERKILIÇ

*

Gaziantep‘te 5’inci Organize Sanayi Bölgesi‘nde yer alan ve sağlık ürünleri üreten bir fabrikada, henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.

Yangında büyük maddi hasar meydana geldi.

Alevler çok sayıda itfaiye ekibinin müdahalesiyle beş saatin ardından güçlükle kontrol altına alındı.

Dumandan etkilenen 10 kişi, ambulansla kentteki çeşitli hastanelere kaldırıldı. Kişilerin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.

Olay yerinde soğutma çalışmaları devam ederken, yangının çıkış nedenine ilişkin inceleme sürüyor.

Fotoğraf: Jiyan Erkılıç

Antarktika’daki ‘Kan Şelalesi’nin gizemi sonunda çözüldü

Buz ve karın solgun dünyasında, ufukta görmeyi beklediğiniz son renktir kırmızı.

1911’de, Antarktika‘ya yapılan bir İngiliz keşif gezisi sırasında araştırmacılar, buzla kaplı bir göl üzerinde “kanayan” bir buzul fark ederek şaşkına uğramıştı.

Kızıl renkli ve salyamsı sıvı, Kan Şelalesi olarak biliniyordu ve uzmanların ürkütücü renge gerçekte neyin neden olduğunu anlaması bir asırdan fazla zaman aldı.

Astronomy and Space Science dergisinde yayımlanan bir makaleye göre, ABD‘li bilim insanlarından oluşan bir ekip Kasım 2006’da ve Kasım 2018’de Taylor Buzulu’nun üzerindeki salyadan örnekler alarak içeriğini güçlü elektron mikroskopları kullanarak analiz ettiğinde, kızıl rengin gerçek nedenini anladı.

Antarktika’nın Kan Şelalesi’nin kimyası ve sızan akıntıda yaşayan mikroplar üzerinde pek çok çalışma yapılmış olsa da, mineralojik yapısının tam bir dökümü henüz yapılmamıştı.

Araştırmacılar bir dizi analitik ekipman kullanarak ikonik kırmızı tonu daha iyi açıklamaya yardımcı olan birkaç beklenmedik gerçeği de ortaya çıkardı.

‘Antik mikroplardan evrilen minik nanosferler’

Johns Hopkins Üniversitesi‘nden malzeme bilimcisi Ken Livi, “Mikroskop görüntülerine bakar bakmaz, bunların küçük nanosferler  olduğunu ve demir açısından zengin olduklarını fark ettim” diyor.

İnsanların kırmızı kan hücrelerinin yüzde biri büyüklüğündeki bu çok küçük parçacıklar, antik mikroplardan geliyor ve Taylor Buzulu’nun eriyik sularında oldukça bol miktarda bulunuyor.

Nanosferlerde demirin yanı sıra silikon, kalsiyum, alüminyum ve sodyum da bulunuyor ve bu eşsiz bileşim tuzlu, buzul altı suyu uzun bir zaman sonra oksijen, güneş ışığı ve sıcaklıkla buluştuğunda kızıla çeviriyor.

Livi, “Bir mineral olabilmesi için atomların çok özel, kristalimsi bir yapıda olması gerekir. Bu nanosferler ise kristalimsi değil; daha önce katı maddeleri incelemek için kullanılan yöntemler bu yüzden onları tespit edemedi” diye açıklıyor.

Adını 1910-1913 keşif gezisinde Kan Şelalesi’ni keşfeden İngiliz bilim insanı Thomas Griffith Taylor‘dan alan Taylor Buzulu’nun, binlerce, hatta muhtemelen milyonlarca yıldır izole bir şekilde evrimleştiği ve buzun yüzlerce metre altında eski bir mikrobiyal topluluğa ev sahipliği yaptığı tahmin ediliyor.

Bu açıdan, diğer gezegenlerde de gizli yaşam formlarını keşfetmeyi uman astrobiyologlar için yararlı bir deneme ortamı sunuyor.

‘Mars’ta bu yüzden yaşam tespit edilemiyor olabilir’

Ancak yeni bulgular, Mars Gezgini gibi robotların gemide doğru donanıma sahip olmadığında, bir gezegenin buzlu gövdesinin altında yer alan bazı yaşam formlarını tespit edemeyebileceğini gösteriyor.

Örneğin, bu çalışmada nanosferleri tespit etmek için kullanılan spektroskopik ekipman Antarktika’ya götürülememişti ve bunun yerine numunelerin denizaşırı laboratuvarlara gönderilmesi gerekti. 

NASA’nın Mars Gezgini Perseverance. Görsel: NASA

Bazı bilim insanları Mars’ta henüz hayat keşfedilememiş olmasının, mevcut teknolojilerin yaşam belirtilerinin tam üzerinden geçse bile her zaman onları tespit edemeyecek olmasından kaynaklandığını savunuyor. Çalışmanın bulguları da bu hipotezi destekliyor.

Örneğin, bir Mars gezgini şu an Antarktika’ya iniş yapsaydı, Taylor Buzulu’nun akıbetini kırmızı bir deltaya dönüştüren mikrobiyal nanosferleri tespit edemezdi.

Livi, şu ifadeleri kullanıyor:

Çalışmamız, gezici araçlar tarafından yürütülen analizin, gezegen yüzeylerindeki çevresel malzemelerin gerçek doğasını belirlemede yetersiz olduğunu gösteriyor. Bu, nano boyutta ve kristalimsi olmayan materyallerin var olabileceği özellikle de Mars gibi daha soğuk gezegenler için geçerli. Nihayetinde, bu malzemeleri tanımlama yöntemlerimiz yetersiz.

Ne yazık ki, bir Mars gezginine elektron mikroskobu yerleştirmek şu an için mümkün değil. Bu cihazlar oldukça hacimli olmasının yanı sıra çok enerji tüketiyor; bu da numunelerin nanoskopik yaşam kanıtı için gerçekten incelenmesi gerekiyorsa Mars’tan Dünya‘ya geri gönderilmesi gerekeceği anlamına geliyor.

Araştırma: Küresel ısınma insan beynini küçültüyor

Brain, Behavour, and Evolution‘da yayınlanan yeni bir makale, iklim değişikliğini beyin boyutunun evrimini etkileyen potansiyel bir faktör olarak ele alıyor.

Araştırma beyin boyutunda gözlemlenen küçülmelerin, yaklaşık 15 bin yıl önce başlayan çevresel strese tepki olarak doğal seçilimden kaynaklanmış olabileceğini ortaya koyuyor.

“Beyin boyutu, 100 yıllık ve 10.000 yıllık dönemlerde yüksek sıcaklıklara kıyasla düşük sıcaklıklarda daha büyüktü. Noktalar, ortalama sıcaklıklardan daha soğuk (mavi) ve daha sıcak (kırmızı) arasındaki 298 beyin kütlesi tahminini temsil ediyor. Siyah çizgiler, her dönem için ortalama beyin kütlesini gösteriyor.” (Stibel, Brain, Behavior ve Evolution 2023)

Doğa Tarihi Müzesi‘nin yönetim kurulu üyesi ve araştırmanın yazarı olan Jeff Morgan Stibel, “Bilişsel bir bilim insanı olarak, homininlerde (hominini grubundan olan primatlarda) beynin zaman içinde nasıl değiştiğini anlamak, kritik öneme sahip ancak bu konuda çok az çalışma yapıldı” diyor ve ekliyor:

“Beynin son birkaç milyon yılda türler arasında büyüdüğünü biliyoruz, ancak diğer makroevrimsel eğilimler hakkında çok az şey biliyoruz. Son kitabım Breakpoint‘te beyin boyutundaki azalmalardan bahsetmiştim, dolayısıyla bu araştırma, bu değişikliklerin nedenlerini keşfetmenin doğal bir uzantısıydı.”

‘Küresel sıcaklıkların artması insan beyni üzerinde evrimsel baskı oluşturabilir’

Çalışmada 298 insandan kalıntı örneğinin kullanıldığı; vücut büyüklüğü tahminlerinin, beyin büyümesi farklılıklarını kontrol etmek üzere enlem ve cinsiyetten elde edildiği bildirildi.

Ayrıca araştırmadaki fosillerin, son 50 bin yılla sınırlı tutulduğu belirtildi. Söz konusu zamansal sınırlamanın iki dramatik sıcaklık döneminin (son buzullar arası dönemden önce ve sonra) analizinin yapılmasına olanak sağladığı bildirildi.

Fosiller araştırma kapsamında 100 yıllık, 5 bin yıllık, 10 bin yıllık ve 15 bin yıllık gruplara ayrıldı. Çalışmada beyin boyutu verileri, dört iklim kaydıyla karşılaştırıldı.

PsyPost’un aktardığına göre; Stibel, “Anlaşılması gereken en önemli şey, insan beyninin gelişmeye devam ettiğidir. Burada beyin boyutunda 5-17 bin yıl gibi kısa bir sürede meydana gelen makro-evrimsel eğilimler bulduk” diyor. Stibel, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Holosen ısınma dönemi (yaklaşık olarak son 10 bin yılı kapsayan jeolojik evre), modern insanlarda beyin boyutunda yüzde 10’dan fazla bir küçülmeye yol açtı. Küresel sıcaklıklar artmaya devam ederse bu insan beyni üzerinde artan evrimsel baskı oluşturabilir.”

Araştırmacı ayrıca nem ve yağış seviyelerinin de beyin boyutu üzerinde etkili değişkenler olduğunu, yağmurun az olduğu veya hiç olmadığı dönemlerin daha büyük beyin boyutu ile ilişkilendirildiğini kaydetti. Bununla birlikte, bu faktörlerin tahminler üzerinde daha düşük bir etkisi bulunuyor.

Son olarak araştırmacı, “Oldukça önemli bir organ olmasına rağmen insan beyni hakkında bu kadar az şey bilmemiz şaşırtıcı” diye de ekliyor.

TTB: Kızamık salgını endişesine karşı çocuklar erkenden aşılanmalı

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye‘de de kızamık vakalarında artış gözlemleniyor. Sağlık Bakanlığı tarafından Dünya Sağlık Örgütü‘ne (DSÖ) bildirilen resmi verilere göre, Türkiye’de 2023’ün ilk 4 ayında bin 440 kızamık vakası görüldü.

Hastalık, ocak ayında 193, şubat ayında 340, mart ayında 445 ve nisan ayında 462 vaka olarak kayıtlara geçti. Veriler, Türkiye’de kızamık vakalarında düzenli bir artış olduğunu gösteriyor.

Ölümcül olabilen ve yüksek derecede bulaşıcı olan bu hastalığı önlemek aslında aşıyla mümkün. DSÖ’nün verilerine göre kızamık aşısı 2000-2021 yılları arasında 56 milyon ölümün önüne geçti. Bu nedenle de vakalardaki artışın sebeplerinden birinin COVID-19 salgını döneminde yükselen aşı karşıtlığının olduğu tahmin ediliyor. Ancak uzmanlar göre tek neden aşı karşıtlığı değil.

‘Aşılanmayan ciddi bir nüfus var’

Deutsche Welle‘nin aktardığına göre, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Halk Sağlığı Kolu Başkanı Gamze Varol, hastalıktaki artışın “salgın” olduğunu savunuyor.

2000’li yılların başına kadar yıllık vaka sayısının 10’u bulmadığını, bu tarihlerden sonra ise aşılanmayan nüfus biriktiğini ifade eden Varol, “Aşılanmayan ciddi bir nüfus var. Aşı ile sadece bireyi korumaya yönelik değil. Bulaşmayı da engelleyerek toplumsal koruyuculuğu da sağlamış olursunuz” diyor.

Sağlık sistemindeki sorunlar nedeniyle aşılanmayan nüfusun da kızamık vakalarının artışına sebep olduğunu vurgulayan Varol, “2010 yılından sonraki sistemin kapsayıcı herkesin erişebileceği, bölge tabanlı, nitelikli sağlık hizmetlerini başvurana, başvuranın ayağına götürecek bir örgütlenmeden; nüfus tabanlı, kişiye bırakılacak hizmetlere doğru indirgediğimiz için aslında bunları yaşıyoruz. Aslında olması gereken bölge bölge çalışıp o bölgedeki aşılanacak çocuk nüfusunun belirlenmesiydi. Yani hedef nüfusun net ve bilinir olması gerekir. Temel sağlık hizmeti dediğimiz birinci basamakta olmazsa olmaz dediğimiz, sakatlığı engelleyen hayat kurtaran hizmetin bu şekilde yürütülmesi lazım” diyor.

Sistemin değiştiğini, insanların istediği zaman hekime kaydolduğunu ya da olmadığını söyleyen Varol, “Kayıtlı olmayan, göç halinde olan, yer değiştiren vesaire pek çok faktör burada etkili olabiliyor. Bu nedenle aile hekimliği sistemine kayıtlı olmayan çocukların olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla aşı düzeyleri çok yüksekmiş gibi görünse de bunlar aile hekimlerine kayıtlı olup da aşı yaptıranlar üzerinden değerlendiriliyor olabilir. Biz o zaman hiç kayıtlı olmayanları bilmiyoruz, değerlendirme dışında bırakıyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Bakan Koca: Salgın söz konusu değil

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da iki hafta kadar önce Türkiye’de kızamık hastalığındaki artışı doğrularken aşı kapsayıcılığının yüzde 95 seviyesinde olduğunu duyurmuştu.

Bakan Koca, yabancılar ve göçmenlerdeki oranın ise yüzde 87-92 bandında olduğuna dikkat çekmişti. Koca, pazartesi günü yapılan Kabine Toplantısı‘nın ardından yaptığı açıklamada ise vakaların yüzde 86’sının İstanbul‘da tespit edildiğini, bir salgının söz konusu olmadığını ve durumun kontrol altında tutulduğunu söyledi. Filyasyon çalışmasının sıkı şekilde uygulandığını ifade eden Koca, ailelere de çocuklarına kızamık aşısı yaptırmaları çağrısında bulundu.

Sağlık Bakanlığı, “Bağışıklama Danışma Kurulu” ve “Kızamık Doğrulama Komitesi”nin aldığı kararlar doğrultusunda ocak ayından bu yana kızamık temaslıları ile kontrol çalışmaları yürütülüyor. Tüm temaslılar takibe alınıyor. Vaka görülen bölgelerde saha çalışmaları yapılarak aşısız ya da eksik aşılı çocukların aşılanması sağlanıyor. Aile hekimleri de kendilerine kayıtlı olan çocuklar konusunda aşıların tamamlanması için uyarılıyor.

‣ Sağlık Bakanı Koca, kızamık vakalarındaki artışı doğruladı

Vaka sayılarındaki artışın nedeni göçmenler mi?

Özellikle sosyal medyada kızamık hastalığının Türkiye’ye gelen Afganistan ve Suriyeli göçmenler nedeniyle arttığı iddia ediliyor.

Ancak Gamze Varol durumun düşünüldüğü gibi olmadığını söylüyor. Türkiye’nin 2013 yılından bu yana pek çok yerden göç aldığını hatırlatan Varol, “2013’te de benzer bir salgın oldu, Suriyeliler suçlandı. Evet, Suriyeli nüfusta da kızamık olgusu vardı ama o dönemde kızamık olgularını incelediğimizde esas duyarlı nüfusun Türk vatandaşları olduğu belirlendi. ‘Virüs ülkeye Suriyeliler tarafından girmiş olabilir’ denildi, ama moleküler genetik yapısı incelendiğinde aslında Avrupa kökenli olduğu ve esas duyarlı nüfusun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olduğu ortaya çıktı. Hatta özellikle Rusların geldiği Antalya, Alanya bölgesinde lokalize salgınlar oldu. Gelenlerin bölgesinde aşılanma politikası farklı olduğu için buraya gelen ve aslında kızamık olanlar duyarlı nüfusa tatil yörelerinde bunları yaydı” diyor.

‣ Koca: Kızamık vakalarının yüzde 86’sı İstanbul’da

‘Kızamık, nörolojik hasara yol açabilir’

Kızamık virüsü çok hızlı yayılan bir virüs. Hekimlerin tabiri ile virüs “kapı deliğinden görülse bile” bulaşabilir. Kızamık vakalarında hesaplanan ölüm oranı ise binde 6. Ancak iyi beslenememe, toplu yaşanılan yerlerde bu oranın artma riski var.

Varol, hastalığın yaratabileceği tehlikelere dikkat çekerek şunları kaydediyor:

“Ölümden koruyabilecek bir silah varken bunu kullanmadığımızda öldürücü olabilen sakatlığa yol açabilen bulaşıcı bir hastalık. Önerimiz, hastalıktan korunmanın temel yolu kızamık aşısı ile aşılanmak. Kızamık çok masum gibi görünüyor ama çok da masum değil. İshal, zatürre gibi hastalıklara yol açabiliyor. Bununla bağlantılı kızamık geçirdikten sonra genç yaşlarda nörolojik hasara neden olan bir başka rahatsızlığa da neden olabiliyor.”

İstanbul Tabip Odası, İstanbul’da iki çocuğun kızamık nedeniyle hayatını kaybettiğini açıklamış, ancak Bakanlık bu iddiayı doğrulamamıştı. Bakan Fahrettin Koca, kızamığa bağlı hiçbir ölüm gerçekleşmediğini söyledi.

‣ ‘Aşıyla önlenebilecekken çocukları kaybetmeye tahammülümüz yok’

Hastalığın belirtileri neler?

Kızamık aşısının ilk dozu bir yaşında, ikinci dozu ise çocuğun ikinci yaşında uygulanıyor. Çocuğunu aşılatmayan aileler ise bu durumu bir tutanak ile sağlık kurumlarına bildiriyor.

İki doz aşı yapılmasının hayat kurtardığını kaydeden Gamze Varol, “12’inci ay normalde en erken dönem. Ancak şu an içinde bulunduğumuz salgın ortamında çocukların daha erken aylarda aşılanması hayati önemde. Çünkü kızamık virüsü çok dolaşımdayken ve 12’nci aya kadar beklerken çocuk duyarlı olabilir. Bu nedenle dokuzuncu ayda aşılama öneriyoruz. Hatta yaygın görüldüğü bölgelerde altıncı aya çekilebileceğine dair bilimsel yayınlar var” dedi. Varol, ailelere duyarlı olunması çağrısı da yaptı.

Doktor Varol, bir çocuğun yakın çevresinde kızamık hastalığı tespit edildiyse ve çocuk aşısız ise kesinlikle bu hastalığın bulaşacağını söyledi. Varol, hastalığın grip ve nezlede olduğu gibi ateş, burun akıntısı, öksürük, halsizlik görülebileceğini ve deride döküntüler de olacağını kaydetti. Belirtilerin gerçekleşmesi durumunda hemen hastaneye başvurulması gerekiyor.

Milyonlarca yılın sıcaklık rekoru kırıldı: Bu normal bir anomali, yanmaya devam edeceğiz

3 Temmuz 2023, insanlığın yeryüzünde var olduğu tüm zamanlardaki en yüksek küresel ortalama sıcaklıkların kaydedildiği gün olarak tarihe geçti.

ABD‘de bulunan Maine Üniversitesi‘nin İklim Değişikliği Enstitüsü‘ne bağlı Climate Reanalyzer platformu tarafından sağlanan veriler, 2023 yılındaki ortalama sıcaklıkların genelde önceki yıllara göre yüksek seyrettiğini, 3 Temmuz’da ise 17,01℃ ile insanlık tarihinin rekorunun kırıldığını gösteriyor.

Fosil yakıt kullanımı başta olmak üzere insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi, küresel ortalama sıcaklıkların artmasına neden olmanın yanı sıra, bu artışın ivme kazanmasına da yol açarak yıl boyunca sıcaklık rekorları kırılmasında önemli bir rol oynuyor.

Grafik: Climate Reanalyzer

Küresel ortalama sıcaklık, hem deniz yüzeylerindeki hem de kara üzerindeki hava sıcaklıklarının ortalaması anlamına geliyor. Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) verilerine göre 2022 yılında temmuz ayı küresel ortalama sıcaklığı 15,8°C olarak hesaplanmıştı. 2022’nin yıllık küresel ortalama sıcaklığı ise 13,9°C olarak ölçülmüştü.

‣ Araştırma: Hayal dahi edemeyeceğimiz sıcak dalgalarına karşı hazırlık yapmalıyız

‘Tarihte insanın yaşadığı en sıcak gün’

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (İklimBU) Müdürü ve Yeşil Gazete yazarı Prof. Dr. Levent Kurnaz, sosyal medya platformu Twitter üzerinde yaptığı bir paylaşımda 3 Temmuz 2023’te kaydedilen 17,01°C‘nin günlük bir ölçüm olsa da insanlık tarihinde kaydedilmiş en yüksek ortalama sıcaklık olması nedeniyle önem taşıdığını vurguluyor.

‣ Araştırma: Küresel ısınma La Niña ve El Niño olaylarını daha güçlü hale getirecek

İklim Acil Durumu Enstitüsü Direktörü ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) uzman yorumcusu Peter D. Carter ise bu yıl sıcaklıkların 2°C dereceyle zirve yapabileceğine dikkati çekiyor.

Carter, sıcaklıkları artırıcı etkisi bulunan El Niño‘nun henüz başlangıç aşamasında olduğunu ve gelecek yıl zirve yapacağını hatırlatıyor.

‣ El Niño zamanı geliyor: Benzeri görülmemiş sıcak dalgaları görülebilir

El Niño nedir?

Doğu ve orta Pasifik Okyanusu‘ndaki okyanus sıcaklıklarında yaklaşık her üç ila beş yılda bir görülen yükseliş, El Niño’nun açık belirtilerinden biri. Bu durum dünya genelinde birbirini tetikleyen aşırı hava koşulları yaratarak bir yıla kadar etkili olabiliyor.

Bu dönemde doğu Pasifikte uzanan güney ABD gibi bölgelerde ortalamanın üzerinde yağış ve hatta tahribat yaratan toprak kaymaları yaşanabiliyor.

Okyanusun diğer ucundaki, Endonezya ve güneydoğu Asya gibi bölgelerde ise kuraklık etkili oluyor ve bu kuraklık yıkıcı orman yangınlarını tetikleyebiliyor.

Dünyanın diğer bölgelerinde ise yıkıcı sellergıda güvensizliğine yol açabilecek mahsul kayıplarıtropikal hastalıklardaki artış ve balık popülasyonlarında düşüş gibi etkiler gözlemleniyor.

Bu olayların tamamı, hem yerel hem de küresel ekonomileri zarara uğratabiliyor.

‣ El Niño geliyor: Dünyayı ve Türkiye’yi ne bekliyor? (Animasyonlu anlatım)

Sıcaklık rekorunun sorumlusu El Niño mu?

Son üç yıldır dünyada genelinde serinletici bir etkide bulunarak sıcaklık artışlarını baskılayan La Niña hava olayı etkili iken, bu yıl La Niña sona erdi ve bilim insanları tam tersi bir etkide bulunarak ortama sıcaklıkları artırıcı etkide bulunan El Niño hava olayının başladığını açıkladı.

El Niño, dünyanın bazı bölgelerinde sıcaklıkların düşmesine ve yağışın artmasına neden olsa da, dünya genelinde esasen daha yüksek sıcaklıklarla, sıcak dalgalarıyla ve kuraklıkla ilişkilendiriliyor.

3 Temmuz 2023’ün küresel sıcaklık haritası. Harita: Climate Reanalyzer

3 Temmuz’da küresel ortalama sıcaklıklarda kaydedilen rekor da akıllara El Niño’nun etkisini getiriyor. Prof. Dr. Levent Kurnaz, Yeşil Gazete’nin konuya ilişkin sorularını yanıtlayarak söz konusu rekorun La Niña ve El Niño ile bağlantısını açıklıyor:

Yeşil Gazete: Bu sıcaklık rekorunun başlamakta olan El Niño ile bağlantılı olduğunu söylememiz mümkün mü?

Levent Kurnaz: Şimdi doğal olarak El Niño olan seneler, La Niña olan senelere göre daha sıcaktır. Bunun üstüne bir de iklim krizi bindiği zaman La Niña olan senelerde bile hava sıcaktı. Yalnız gerçek sıcaklık artışını La Niña gizliyordu üç senedir. Dolayısıyla La Niña bittiği anda sıcaklıklar fırladı yukarı doğru. Özellikle haziran ayı bayağı yüksek bir rekordu; daha önceki senelerle kıyaslandığında çok yüksekti. Muhtemelen temmuz da çok yüksek olacak. Yani temmuzda yaşadığımız her gün şimdiye kadar tarihte kaydedilmiş en yüksek sıcaklıktı. 1 Temmuz en sıcak 1 Temmuzdu. 2 Temmuz en sıcak 2 Temmuz’du. Ama 3 Temmuz bütün senedeki en sıcak gündü. Normalde en sıcak günlerin genelde temmuzun ikinci yarısı ağustos başı gibi olması beklenir. Türkiye’de yaşadığımız üzere biz de biliyoruz; sıcaklıklar haziranda artmaya başlar, temmuzun başında biraz artar. Ama ondan sonra temmuzun sonu, ağustosun başı çok yüksektir. Daha o noktaya varmadan bu rekoru yaşamış olmamız ileride çok çok daha sıcak günlerin bizi beklediğini gösteriyor.

Y.G.: O halde El Niño’nun zirve yapacağı ilerleyen aylarda yeni rekorlar bekleyebilir miyiz?

L.K.: Evet, daha bu El Niño’nun etkisi değil. La Niña’nın etkisinin ortadan kalkmasının etkisi. Çok daha yüksek rakamlar kaydedilecek. Yalnız şöyle bir durum var: Buna, sene içerisinde yükselip alçalan bir eğri olarak bakıyoruz. Yani en yüksek olduğu nokta dediğim gibi temmuz ayının son haftası. Ondan sonra gittikçe aşağıya inecek. Ama biz aralık ayına geldiğimizde de aralık ayı muhtemelen tarihte yaşadığımız en sıcak aralık ayı olacak gene.

Y.G.: Bir sonraki küresel ortalama sıcaklık rekorunu zaman bekleyebiliriz? Bu yönde bir tahmininiz var mı?

L.K.: Dün bir tane yaşadık. Sonraki muhtemelen bugün. Olmazsa yarın… Bundan sonra yaklaşık ağustos başına kadarki her gün esasında yeni bir rekor olabilir. Hani belki bir gün azalır bir gün çoğalır ama daha epey yol var yukarı doğru.

Y.G.: Bu rekorların bir anomali olduğunu söylememiz mümkün mü? Yoksa artık iklim krizi nedeniyle yeni normalimiz bu mu?

L.K.: Bu normal bir anomali. Yani bundan sonra her sene bunlarla karşılaşacağız. Böyle gidecek hayat. La Niña olduğunda belki azıcık, azıcık daha serinleriz ama bundan sonra gittikçe artacak. Ve hatta lineer bir artış da değil; biraz daha hızlı artmaya da başlayabilir.

Y.G.: Peki bu küresel ortalama sıcaklıklardaki artışın uzun vadedeki etkilerini nasıl özetleyebiliriz?

L.K.: Yanıyoruz; gittikçe, daha da yanmaya devam edeceğiz. Bütün aşırı hava olaylarının artacağını söyleyebiliriz.

Aşırı sıcaklar iklim kriziyle mi ilgili?

Koca: Kızamık vakalarının yüzde 86’sı İstanbul’da

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kabine toplantısının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Kızamık vakalarıyla ilgili açıklamada bulunan Fahrettin Koca, “Bir salgın durumu söz konusu değil, kontrol altında. Tespit edilen tüm vakalar için gerekli tedaviler uygulanıyor” diyerek vakaların yüzde 86’sının İstanbul‘da olduğunu bildirdi.

Ayrıca filyasyon çalışmalarının son derece sıkı şekilde yapıldığını ifade eden Koca, “Şu an göç nedeniyle birçok ülkede kızamığın arttığını biliyoruz. Bizde de bölgesel, İstanbul ağırlıklı olmak üzere vakalar var. Vakaların yüzde 86’sı İstanbul’da. Ama dediğim gibi kontrol altında. Mobil sağlık ekiplerimizle takibini yapıyoruz. Vatandaşımızın hızla, eksik veya hiç aşısı yapılmayan çocuğu varsa yaptırmasını özellikle öneriyoruz. Biz üç doz aşıyı bu dönemde önemsiyoruz. İlk iki doz, dokuz ve 12’nci aylarda, üçüncü doz ise dört yaşında yapılmalı. Aile hekimlerimiz başta olmak üzere, mobil ekiplerimizle de yaygın aşılamayı sürdürüyoruz” dedi.

Koca’dan Suriyeli sağlıkçılara ilişkin açıklama

Koca, Suriyeli sağlıkçılara istihdam sağlandığı iddialarıyla ilgili bugünlerde dört bin Suriyeli sağlıkçının istihdam edilmesi durumunun yeniden gündem yapıldığını söyledi.

“Bundan iki yıl önce ‘Göç ve Sağlık‘ konulu uluslararası bir toplantıdaki sözlerim çarpıtılarak servis edilmiştir. Yabancı misyonlara bilgi vermek üzere, göçmen sağlığıyla ilgili ne yapılması gerektiğini anlattığımız bir konuşmaydı. Biliyorsunuz göçmen sağlığı merkezlerindeki giderler, Avrupa Birliği (AB) fonlarından karşılanıyor ve göçmen sağlığı merkezleri sadece yabancılara, yani ağırlıklı Suriyelilere hizmet ediyor. Çalışanları da biz bir eğitimden geçirerek, Suriyeli vatandaşlardan seçerek, orada geçici süreyle sözleşmeli istihdam ediyoruz. Ve o parayı da AB fonlarından ödüyoruz” diyen Koca, sözlerine şöyle devam etti:

“Yani Türkiye Cumhuriyeti‘nin kaynaklarından, Suriyeli çalışan herhangi bir doktor veya hemşireye herhangi bir ücret ödenmesi söz konusu dahi değil. Üstelik biz hem Suriyeli olan sağlık çalışanıyla, göçmenlere sağlık hizmeti vererek üzerimizdeki yükü hafifletmiş oluyoruz. AB fonundan da bunun giderlerini karşılıyoruz. Bu da yabancılara, AB misyonlarına özellikle anlatılmaya çalışıldı. Biz üzerimizdeki bu yükü, sağlık hizmetini bu şekilde yaparak, sistemi iyileştirdiğimizi anlatıyoruz. İki yıl önce yapılmış bir açıklamanın sanki dört bin Suriyeli sağlıkçının bugün istihdam edilmiş gibi gündeme getirilmesi de manidar. Onu da sizlerin yorumuna bırakıyorum.”

Hepatit-A, suçiçeği ve kuduz aşılarını, teknoloji transferiyle yerlileştiriyoruz’

Bakan Koca, yerli aşı üretimine dair son gelişmelerin sorulması üzerine, “Hıfzıssıhha merkezimiz şu an inşaat halinde. İlk etabı bitti, ikinci etabı devam ediyor. Bittiğinde, bugün kullandığımız tüm aşıların yüzde 86’sı yerli üretilir hale gelecek. Şu an Hepatit-A, suçiçeği ve kuduz aşılarını, teknoloji transferiyle yerlileştiriyoruz. Önemli bir aşamaya geldik, bitmek üzere. Hıfzıssıhha merkezimiz de tamamlanıp devreye girdiğinde aşıda yerlileşme oranımız hızla yükselecek. Türkiye, yıllar sonra yeniden aşı üretebileceğini Turkovac ile gösterdi. Devamı bağışıklama programındaki aşıları üreterek gelecek” yanıtını verdi.

İngiltere 140 yılın en sıcak Haziran’ını yaşadı: ‘İklim değişikliğinin parmak izi’ var

Birleşik Krallık ulusal hava durumu servisi Met Office, geçen ayın İngiltere’de kaydedilen en sıcak Haziran ayı olduğunu bildirdi. Met Office, insan kaynaklı iklim değişikliğinin bu tür sıcaklık kayıtlarını giderek daha olası hale getirdiği konusunda da uyarıda bulundu.

Met Office, Haziran’da termometrelere yansıyan ortalama 15,8C’lik sıcaklığın, 1940 ve 1976’da kaydedilen 14,9 °C’lik rekoru kırdığını, kaydedilen sıcaklık derecesinin neredeyse 140 yıldan bu yana en yüksek seviye olduğunu bildirdi.

‣Pekin’de sıcaklık rekoru kırıldı: Tüm zamanların en sıcak Haziran’ı
Fotoğraf: Toby Melville / Reuters

Reuters’in aktardığına göre; Met Office’den Meteorolog Clare Nasir “Tüm rakamlar, ısı, sıcaklığın yoğunluğu ve ne kadar uzun olduğu konusunda yanlış yöne gittiğimizi gösteriyor” dedi.

Bilim insanları ise sıcaklıklardaki artışı durdurma çabalarının küresel ısınmanın en yıkıcı etkilerini önlemek için gerekenin altında kaldığı konusunda uyarıda bulunuyor.

Fotoğraf:AP

Sıcak dalgalarında ‘iklim değişikliğinin parmak izi’ var

Artık rekor sıcak dalgaları dünya çapında sık görülen bir durum haline geldi. Geçen yıl İngiltere, sıcaklıkların ilk kez 40 Santigrat’ı aştığı, sıcaklıkların havaalanları ve demiryollarında aksamalara neden olduğu ve orman yangınlarına yol açtığı en sıcak gününü yaşadı.

En son rekoru “iklim değişikliğinin parmak izi” olarak tanımlayan Met Office, bilim insanları tarafından yapılan bir araştırmanın, Haziran ayının 14.9C’den daha sıcak olma ihtimalinin 1940’tan bu yana en az iki katına çıktığını ortaya koyduğunu bildirdi.

Met Office İklim Ekstremleri Baş Üyesi ve Baş Meteorolog Paul Davies, “Doğal değişkenliğin yanı sıra, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Dünya atmosferinin arka planda ısınması, rekor yüksek sıcaklıklara ulaşma olasılığını artırdı” dedi.

Geçen hafta İspanya, 44C’ye varan sıcaklıklar kaydetti. ABD ve Çin’de de Haziran’da bir dizi sıcak dalgası kayıtlara geçti.

Öte yandan ay başında, İngiliz su tedarikçisi South East Water, yüksek sıcaklıklar ve artan içme suyu talebinin ardından İngiltere’nin Kent ve Sussex bölgelerinde hortumlarla fıskiyelere geçici bir yasak getirdi.

Met Office ayrıca, Kuzey Atlantik‘i etkileyen bir deniz sıcak dalgasının İngiltere’deki kara sıcaklıklarının artmasında temel bir rol oynadığını ve Haziran ayındaki yağış miktarının ortalamanın yalnızca yüzde 68’i kadar olduğunu bildirdi.

Ayrıca İngiltere’nin çevreden sorumlu hükümet yetkilisi Zac Goldsmith’in istifası ve ülkenin iklim danışmanlarından gelen eleştirel bir raporun ardından İngiltere Başbakanı Rishi Sunak‘ın iklim politikaları, mercek altına alındı.

Fotoğraf:Stefan Rousseau/PA

Sunak, hükümetinin emisyon azaltma konusunda bir dünya lideri olduğunu, bir çevre iyileştirme planı olduğunu ve İngiltere’nin 2021’de önemli bir iklim anlaşmasına aracılık ederek küresel olarak önemli bir rol oynadığını söylemişti.

Greenpeace ise Met Office raporunun radikal eyleme ihtiyaç olduğunu gösterdiğini belirtti.

Greenpeace İngiltere’nin iklim başkanı Mel Evans, “Evleri enerji israf eden bir düzenden çıkarmak, yenilenebilir kaynaklarda hızlanmak, elektrik nakil hatları şebekemizi yükseltmek ve ulaşım sektörümüzü temizlemek için büyük bir hükümet çabası olmadan bu büyük tehdidin üstesinden gelemeyiz” dedi.