Ana Sayfa Blog Sayfa 4327

Dink cinayeti terfilerinde “Durmak yok yola devam!”

Hrant Dink’e yönelik yapılacak ilk eylem bilgisine ulaşan ve Erhan Tuncel’i muhbir yapan Engin Dinç, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığına atandı.

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü sırasında Hrant Dink’e yönelik yapılacak ilk eylem bilgisine ulaşan ve Erhan Tuncel’i yardımcı istihbarat elemanı yapan Engin Dinç terfi etti. İstihbarat Daire Başkanlığına atanan Dinç’in ataması dün akşam saatlerinde gerçekleştirildi.

Hürriyet Gazetesi’nden Toygun Atilla’nın haberine göre, dün gerçekleştirilen atama ile İstihbarat Daire Başkanlığı görevini yürüten Ömer Altıparmak’ın yerine Engin Dinç getirildi. Altıparmak’ın da yurt dışında görevlendirileceğini ifade etti.

Hrant Dink’e suikast ihbarını ilk alan isim olan Engin Dinç, cinayetin planlayıcısı olarak yargılanan Erhan Tuncel’i de Trabzon İstihbarat Müdürlüğü görevi yürütürken yardımcı istihbarat elemanı yapan kişi.
Dink cinayeti sırasında Afyon İstihbarat Müdürlüğü yapan Dinç, cinayet kapsamında TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu tarafından da dinlenmişti. Engin Dinç komisyona verdiği ifadede, cinayet ihbarını alınca İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü aradığını, Hayal’i de cinayetten vazgeçirmeye ikna etmesi için Tuncel ile konuştuğunu söylemişti. Dinç yine komisyonda verdiği ifadede “Biz görevimizi yaptık. Aynı gün İstanbul İstihbarat Müdürü’nü de arayarak konuyu aktardım. Ses getirici eylem denildiğinde bunun ne olduğu bellidir” demişti. “Tuncel’in ihtiyaçlarının karşılanması için talimat verdim” diyen Dinç, “Bunlar istihbarat teknikleridir. Bu tür yöntemler kullanılır, gerekirse koçum deriz, gerekirse makam arabası veririz” ifadelerini kullanmıştı.

DÖNEMİN YETKİLİLERİNİN ÖNLEMEYEN YÜKSELİŞİ!

Hrant Dink cinayeti işlendiğinde İstanbul Valisi olan Muammer Güler şu an İçişleri Bakanı, dönemin Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah Osmaniye Valisi, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı, Hrant Dink’in ‘Ölüm fermanım’ dediği Yargıtay kararında imzası bulunan Mehmet Nihat Ömeroğlu da Türkiye’nin ilk ombudsmanı oldu… Yine dönemin İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler terfi edip emniyet müdürlüğü sırasına girdi.

Morales, üçüncü kez aday olacak

0

Anayasa Mahkemesi, Morales’in devlet başkanlığı seçimine katılabileceğine hükmetti.

Bolivya Anayasa Mahkemesi, Devlet Başkanı Evo Morales’in üçüncü kez seçilebileceğini açıkladı.

Mahkeme, 2009’da değişen ve devlet başkanının sadece iki kez üst üste seçilebileceğini öngören anayasanın geriye dönük olmadığına, bu nedenle ilk kez 2005’te seçilen Morales’in ilk dönemini kapsamadığına hükmetti.

Bolivya’da devlet başkanlığı seçiminin, Aralık 2014’te yapılması planlanıyor.

Bolivya’nın ilk yerli devlet başkanı Morales, Aralık 2005’te iktidara gelmiş, 2009’daki seçimde de tekrar seçilmişti.

Mahkemenin kararı, muhalefetin sert eleştirilerine neden oldu. Muhalefet partileri, Morales’i yargıyı etkilemekle suçladı.

(Ajanslar)

CHP’den biber gazı için kanun teklifi

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, polisin, göz yaşartıcı gaz vaya toz kullanmasını yasaklayankanun teklifi verdi.
Sezgin Tanrıkulu, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nda değişiklik yapan kanun teklifini, TBMM Başkanlığı’na sundu.

Teklif, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkili olan polisin, bu yetki kapsamında kimyasal veya başkaca bir gaz veya toz kullanmasını yasaklıyor.

Teklifle, insan sağlığına zararlı olan tüm gaz ve tozların (göz yaşartıcı gazlar dahil olmak üzere) ithalatı veya imalatının da yasaklanması öngörülüyor.

Teklifin gerekçesinde, bir çok bireysel veya toplumsal tepki, eylem gibi demokratik hakların kullanıldığı ortamlar ve spor müsabakaları da dahil kolluk kuvvetlerine her tür müdahale imkanının, yasayla tanındığı; yasayla tanınmamış olanlar ise uygulamada sürekli olarak artarak yoğunlaştığı belirtildi.

Gerekçede, ”Özellikle de biber gazı olarak adlandırılan kimyasal gazların kolluk kuvvetlerince her ortamda ve orantısız güç olarak kullanıldığı bir gerçektir. İnsan sağlığına açıkça zarar veren, kullanım şartları ve yetkileri herhangi bir sınıra tabi olmadan kullanılan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da Türkiye aleyhine verilen kararlar sonrasında anılan kimyasal gazların kullanımının yasaklanması artık zorunlu hale gelmiştir” denildi.

(Ajanslar)

Ağar 1 yıl erken serbest

“Susurluk” davasından hükümlü eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Yenipazar Cezaevi’nden tahliye edildi. Ağar’a, cezasının kalan 1 yılı için denetimli serbestlik hükümleri uygulanacak.

“Susurluk” davasından hakkında kesinleşmiş 5 yıl hapis cezası bulunan ve 25 Nisan 2012’den bu yana Yenipazar Cezaevi’nde bulunan Mehmet Ağar’ın dosyası, Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun çerçevesinde incelendi. Ağar’ın avukatı Abdullah Egeli, verilen dilekçenin ardından yapılan inceleme sonucunda Ağar’ın 1 yıl 4 gündür bulunduğu cezaevinden bu sabah tahliye edildi.

“Bunu bir devlet görevi olarak gördüm”

Ağar, Bodrum ilçesine bağlı Turgutreis beldesindeki evinde gazetecilere yaptığı açıklamada, 2 yıl olması gereken cezanın bir yılını bitirdikten sonra herkesin istifade ettiği Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümlerinden yararlanarak serbest kaldığını ifade etti.
Cezaevinde kaldığı süre boyunca yurdun her köşesinden binlerce kişinin kendisini ziyaret ettiğini söyleyen Ağar, “Hepsine şükran borçluyum, gönülden teşekkür ediyorum. Dediğim gibi başlangıçta girerken, bunu bir devlet görevi olarak gördüm, tamamladım. Devlet ‘gel’ dedi geldik, ‘git’ dedi gittik. Şu anda yapacağımız 76 milyon gibi sade bir vatandaş gibi ailemle, çocuklarımla, torunumla yaşamaktır” dedi.

Bu süreçte kendisine yakınlığını esirgemeyen milletin tüm fertlerine, dostlarına teşekkür eden Ağar, “Umudumuz odur ki, Türkiyemizin geleceği bugününden daha iyi olacaktır. Bizim gönlümüzden geçen samimi temennimiz budur, Allah milletimizin, memleketimizin yardımcısı olacaktır, buna da gönülden inanıyoruz” diye konuştu.

2 yıl cezaevinde kalacaktı

Beş yıllık hapis cezası onanan Mehmet Ağar, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun gereğince, 2 yıl cezaevinde kalacaktı. Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümlerinden yararlanan Mehmet Ağar’ın kalan 1 yıllık cezası için bu kanun kapsamında denetimli serbestlik hükümleri uygulanacak. Bugün saat 11.00’de tutulduğu cezaevinden tahliye edilen Ağar’ın ailesinin yanına gittiği öğrenildi.

 

Okul sütü zehirledi

Aydın’ın İncirliova ilçesinde okul sütü içtikten sonra rahatsızlanan 28 öğrenci hastaneye kaldırıldı.

Aydın’ın İncirliova ilçesindeki Hürmüz Ayaydın İlköğretim Okulu’nda, okul sütü içtikten sonra rahatsızlanan 28 öğrenci, ambulanslarla Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’ne kaldırıldı.
İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Eker öğrencilerin sağlık durumlarının ciddi olmadığını söyledi.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü ‘Okul Sütü Akıl Küpü’ projesi kapsamında İncirliova İlçesi’ndeki Hürmüz Ayayadın İlkokulu’nda öğrencilere bugün de süt dağıtıldı.
Saat 11.30 sıralarında okul sütünü içtikten sonra öğrencilerde karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi şikayetler başladı. Okul yönetimi öğrencilerin rahatsızlanması üzerine sağlık ekiplerine haber verdi.
Çocuklarının rahatsızlandığını öğrenen aileler okula akın etti. Sağlık ekipleri tarafından ilk müdahaleleri yapılan 28 öğrenci ambulanslarla Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’ne kaldırıldı. Bazı öğrenciler gözyaşlarını tutamazken, veliler çocukları sakinleştirmeye çalıştı.
1’inde zehirlenme belirtisi, 27’si psikolojik
Acil servise getirilen öğrencilere, ilk kontrollerinin ardından serum takıldı. Öğrenciler serum tedavisinin ardından gözlem altına alındı. Aydın Kamu Hastane Birlikleri Genel Sekreteri Mehmet Özkan hastaneye gelerek, acil servise getirilen öğrencilerin sağlık durumları hakkında doktorlardan bilgi aldı.
Özkan, zehirlenme teşhisiyle hastanede gözlem altına alınan 28 öğrenciden birinde zehirlenmeye bağlı ishal tespit edildiğini, diğer öğrencilerde zehirlenme bulgusuna rastlanmadığını ve psikolojik olarak çocukların etkilendiklerini tahmin ettiklerini dile getirdi.
Aileler tepkili
Çocuklarını hastaneye kaldırıldığını öğrenen bazı aileler de hastaneye koştu.
Sütten zehirlendiği ileri sürülen öğrencilerden N.G.’nin babası Ferit G., okul sütü istemediklerine dair dilekçe vermelerine rağmen çocuklarına süt verildiğini iddia edip, “Kızımın süte alerjisi yok. Ancak okul sütüne ilişkin yapılan ankette okul sütü istemediğimizi belirmiştik. Buna rağmen kızıma süt içirilmiş. Kızım o sütten zehirlenerek ishal oldu” dedi.
Okulda inceleme
İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Eker, Tarım İl Müdürlüğü ve Toplum Sağlığı yetkilileriyle okulda dağıtılan sütlerle ilgili okulda inceleme yaptı.
Sütlerin geçen hafta okula geldiğini ve kapalı alanda muhafaza edilen sütlerin son kullanma tarihine 3 ay süre olduğunu ifade eden Eker, “Sütten kaynaklı bir zehirlenme olduğunu düşünmüyoruz. Bununla ilgili incelemeler yapıldı ve analiz için numuneler alındı. Öğrencilerden birkaçında mide bulantısı olunca diğer öğrenciler de psikolojik olarak etkilenmiş. Her ihtimali göz önüne alarak öğrenciler hastaneye kaldırıldı. Öğrencilerin korkulacak bir sağlık durumları yok” diye konuştu.
Geçen hafta okula dağıtılan 167 paket okul sütünün incelemeye alındığı belirtildi. Konuyla ilgili olarak Aydın Cumhuriyet Savcılığı da soruşturma başlattı.

‘1 Mayıs’ta Taksim’deyiz’

1 Mayıs katliamlarında öldürülenler, Taksim Kazancı Yokuşu’nda, Şişhane ve Kadıköy’de anıldılar.

DİSK, Türk-İş, KESK ve TTB’nin öncülüğünde oluşturulan 1 Mayıs Tertip Komitesi, 1 Mayıslarda öldürülenleri, Taksim Kazancı Yokuşu, Şişhane ve Kadıköy’de düzenlenen törenlerle andılar. Taksim Kazancı Yokuşu’un girişine kırmızı karanfiller bırakan DİSK Genel SekreteriArzu Çerkezoğlu, büyük mücadele ile kazanılan Taksim’in işçi sınıfına inşaat gerekçesiyle kapatılmak istendiğini, asıl amacın fiziki değil siyasi bir kararla yasaklaması olduğunu söyledi. KESK Genel Başkanı Lami Özgen de fiziki şartların bahane olduğunu belirterek, “1-2 saat içinde gerekli düzenlemeler yapılabilir. Yaşadığımız sürece uygun adımlar atılmalıdır” dedi.

1 Mayıs 1977’de Taksim’de yaşanan katliamın 36.yıl dönümünde Taksim Kazancı Yokuşu’nda anma töreni düzenlendi. Yaşamını yitirenler için 1 dakikalık saygı duruşunun ardından konuşan KESK Genel Başkanı Lami Özgen, “1 Mayıs 1977 yılında katliamı yapanlar karanlık güçlerdir. 1 Mayıs 1977 olayları başta olmak üzere 89, 96 ve 98 yıllarındaki kutlamalarda hayatını kaybedenlere borçlarımızı ödemek için alanları dolduracağız” dedi. 1 Mayıs 1977 katliamı gerekçe gösterilerek, Taksim’in yıllarca işçilere ve emekçilere kapatıldığını vurgulayan Özgen, “Taksim’i tekrar kaybetmemek için 1 Mayıs’ta Taksim’de olacağız. Taksim’de birkaç gün önceden konulan bariyerlerin kaldırılmasını istiyoruz. Bu bariyerlerin kaldırılması ve gerekli düzenlemelerin yapılması 1-2 saati alır. Barışa sevgiye kardeşliğe ihtiyaç duyulduğu bugünlerde böyle bir yasaklama uygun değildir. 1 Mayıs günü Şişli ve Beşiktaş’tan alana giriş yapacağız. Bizim bu konuda geri adım atmamız mümkün değildir” diye konuştu.

DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu da Taksim Meydanı’nın sermaye ve iktidara karşı direnme meydanı olduğunu belirtererk, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) Taksim’i 1 Mayıs alanı olarak tescil etmiştir. Bu meydan emekçilere kapatılmak istenmektedir. Alanın dörtte biri inşaat alanıdır. Burasının kapatılıp geri kalan dörtte üçü işçilere kutlamaya hazır hale getirilebilir. Bu meydanda çalışma yapanlarda işçilerdir. İstenirse işçiler bu maydanı 1 Mayıs’a da hazırlayabilir” ifadesini kullandı. Kazancı yokuşuna karanfil bırakan grup daha sonra İstiklal Caddesi boyunca “1 Mayıs’a Taksim’e” çağrı bildirilerini dağıttı. Grup daha sonra Şişhane’de 1 Mayıs 1989 yılında katledilen Mehmet Akif Dalcı için anma töreni düzenledi. Tertip Komitesi, Kadıköy Hasanpaşa’da da 1 Mayıs 1996 yılında yaşamını yitiren Hasan Albayrak, Dursun Odabaş ve Yalçın Levent için anma töreni düzenledi. Komite üyeleri, katliamın yapıldığı yerlere kırmızı karanfiller bıraktı.

Toplu taşıma olmayacak

İstanbul Valiliği ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Taksim’de güvenlik önlemleri alınmaya dün de devam etti. Taksim çevresine bariyer koyma işlemi devam ederken, yayaların geçebileceği bölümler açık bırakıldı. Özellikle Taksim Meydanı’nın bulunduğu bölüm çok sayıda demir bariyerle kapatıldı. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, 1 Mayıs’ta İstanbul’da bazı toplu taşıma seferlerinin yapılmayacağını belirtti. Mutlu, idareciler olarak güvenlik almak zorunda olduklarını kaydederek,“Güvenlik inşaat alanı için değil, oraya gelecek 100 bini aşkın emekçinin güvenliğidir. Ben idareci olarak orada vuku bulacak bir sorunu göze alamam. Bizim amacımız üzüm yemek, bağcı dövmek değil” dedi. Konfederasyon, emek örgütleri ve siyasi partilerin Taksim Meydanı’na yaptığı çağrıya geniş emekçi kesimlerin yanıt vermeyeceğini savunan Mutlu, “Bir kısım marjinal gruplar hariç, geniş emekçi kesimler sıkıntı doğmasına izin vermeyecek. Şiddetten beslenen gruplar sorun çıkarmak istiyor. Bu marjinal gruplar şiddetten her zaman beslenmeye hazırdır. Bu gruplara yönelik tedbirlerimizi alacağız. Gerçek emekçi kesimlerimizle karşı karşıya geleceğimizi düşünmüyorum” ifadesini kullandı.

Yürüyüş Güzargahları

1 Mayıs Tertip Komitesi, Taksim’e Şişli ve Beşiktaş olmak üzere iki ana güzargahtan 16’sı siyasi parti toplam 50’ye yakın kurum ve kuruluşun katılımıyla yürüyüşler düzenleneceğini belirtti. Şişli’de kortej DİSK öncülüğünde DİSK Genel Merkezi’nden başlayacak. Korteji çok sayıda parti, demokratik kitle örgütü ve meslek odası oluşturacak. Beşiktaş güzergahı ise Dolmabahçe ve Beşiktaş kollarından oluşacak. Beşiktaş’ta Türk-İş’in öncülüğünde, Dolmabahçe’de ise KESK ve TTB’nin öncülüğünde Taksim’e çıkacak.

Memur-Sen Çanakkale

Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet gün doğdu, 1 Mayıs’ı Çanakkale’de kutlayacaklarını açıklayarak, “Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Alevisiyle, Sünnisiyle kurtuluş destanı yazanların oluşturduğu birlik ve beraberlik ruhunu yeniden yakalamak için 1 Mayıs’ı Çanakkale’de kutlayacağız” ifadelerini kullandı.

Kadınlar: 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz

Galatasaray Lisesi önünde dün akşam saatlerinde toplanan kadınlar, “1 Mayıs 1977 katliamında kaybettiklerimizi unutmadık” pankartı açıp, “Her yer Taksim her yer direniş”, “Taksim işçiye kapatılamaz”sloganları atarak Kazancı Yokuşu’na kadar yürüdü. Burada grup adına yapılan açıklamada, “Bizler 1 Mayıs 77’de bu meydanda yaşamını yitiren işçi kadınlarla birlikte tüm sınıf kardeşlerimizin anılarını yaşatmak ve bugün karşı karşıya kaldığımız sorunlara karşı mücadeleyi yükseltmek, işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma gününde kadınlarla alanlarda buluşma çağrısı yapmak için buradayız” denildi.

Açıklamanın ardından Kazancı Yokuşu’nda ki anıta kırmızı karanfiller bırakılırken, gruba İsveç ve Yunanistan’dan gelen kadınlar da destek verdi.

(Cumhuriyet)

İzmir’de “Radyasyon Canavar”lı Çernobil anması

26 Nisan’da Çernobil nükleer felaketinin 27. yıl dönümünde Greenpeace, Küresel Eylem Grubu (KEG), Fide-Der, Antikapitalist Öğrenciler ve Felsefi Muhalefet grupları tarafından Alsancak’ta bir yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirildi.

7 metrelik "Radyasyon Canavarı" nükleer santral tehdidine dikkat çekmek için dört aktivist tarafından canlandırıldı

Yapılan bu etkinlikte 4 kişi tarafından canlandırılan 7 metrelik bir “radyasyon canavarı” maketi de yer aldı. Etraftaki insanların epey ilgisini çeken bu maket, insanların radyasyon canavarından kolayca kaçamayacaklarını dile getirmek için kullanıldı.

KEG’den Nalan Damarsardı ve Greenpeace’den Berk Butan’ın okuduğu ortak basın açıklamasında, Çernobil kazasının sağlık etkilerinden, Termik santrallerden ve özellikle nükleer ile bir tutulan kalkınma kavramından bahsedildi. Nükleer’in hiç kimse için kalkınma sağlamayacağını belirten grup tepkilerini şu sözlerle dile getirdi:

“Bizler biliyoruz ki, nükleer santralin kalkındıracağı “ulus”a dâhil değiliz ve dünya üzerindeki tüm yaşamı ve yaşayan canlıları, nükleer ve termik santrallerin ölümcül varlığına susmamız karşılığında faturamıza yansıtılacak kırıntı “sus payı”na değişmeyecek kadar olanın bitenin farkındayız. Bizler dünyanın bütün canlıları ve canlılığı ile aynı ulustanız. Ve ulusumuzun kalkınmasının, nükleer santrallere, termik santrallere karşı çıkmaktan, yani, yaşayan her bir canlının ekolojisine saldırıların bertaraf edilmesinden geçtiğini biliyoruz. Yaşamlarımıza yönelik bu tehdidin savuşturulması için gerekli bütün yollarla mücadele etmek zorunda olduğumuzu biliyoruz.”

Çözüm olarak yenilenebilir ve temiz enerjileri sunan grup açıklamayı şu sözlerle sona erdirdi: “Doğa, insanlar ve gezegen için felaket anlamına gelen enerji üretim biçimleri kabul edilemez. Hükümete sesleniyoruz,  Akkuyu nükleer santral kararını derhal iptal etmelisiniz. “Radyasyon Canavarı” koşarak kaçılabilecek kadar masum değildir.Akkuyu’da, Sinop’ta, İğneada’da, Türkiye’nin, ya da dünyanın hiçbir yerinde nükleer santral istemiyoruz.

Ne kömür, ne petrol, ne de nükleer! Güneş, rüzgar bize yeter!

Nükleersiz Türkiye, nükleersiz kalsın!”

Fotoğraflar: Ali Şengün

Haber: Berk Butan

(Yeşil Gazete)

 

 

Köyler arası futbol turnuvasında maça “HES istemiyoruz” pankartı ile çıktılar

Tarsus Belediyesi tarafından 13.sünü düzenlenen köyler arası futbol turnuvasında Boğazpınar’lı futbolcular sahaya “Boğazpınar’da HES istemiyoruz” pankartı ile çıktılar.

13 yıldır düzenlenen köyler arası futbol turnuvasında altı grupta 25 köy takımı mücadele ediyor. Gruplarında ilk iki sırayı alan takımlar bir üst tura çıkmaya hak kazanıyor. İkinci turdan sonra eleminasyon sistemi ile finale kadar devam eden turnuva şampiyon köy takımının belirlenmesi ile sona eriyor. Köyler arası futbol turnuvasında maçlar 35’er dakikalık iki devre halinde oynanıyor.

Geçtiğimiz hafta Tarsus’un dağ köylerinde devam eden HES mücadelesini yakından takip etmek üzere düzenlenen gezide tanışma imkanı bulduğumuz Boğazpınarı Köyü HES Karşıtı Platform’dan Ahmet Öztürk‘e bu turnuvanın kendi mücadelelerini tüm civar köylere de anlatma fırsatı sunduğunu belirterek nasıl bir tepki aldıklarını sorduk.

Adana’da sınıf öğretmenliği yapan ve kendi köyünde faaliyete geçen ilk HES’in ardından HES karşıtı mücadelenin içinde yer almaya karar veren Öztürk, diğer köylerin konuda fazla duyarlı olmadıklarını belirterek yine de her fırsatta kendi mücadelelerini aktarmakta kararlı olduklarını söyledi.

Öztürk’e “HES’e Hayır” pankartı ile çıktıkları ve Taşkuyu köyü ile karşı karşıya geldikleri maçın skorunu da sorduk. Kırktan fazla seyircinin takip ettiği maçı 3 – 2 kaybetmişler.

Boğazpınar Köyü HES Karşıtı Platform facebook sayfası

Köyler arası futbol turnuvasının internet adresi

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Tarım zehiri Glifosatın insan sağlığını tehdit ettiği kanıtlandı

Entropy dergisinde yayınlanan Massachusettes Institute of Technology (MIT) kaynaklı bir makale, temel gıda maddelerinde glifosat kalıntılarına rastlandığını ve bu kalıntıların insan sağlığı üzerindeki etkilerinin bugüne kadar küçümsenmiş olduğunu ortaya koydu.

Foto TheEcologist.org'dan alınmıştır

Glifosat bugün dünya üzerinde en çok kullanılan tarım zehiri olan ve sektörün dev şirketi Monsanto tarafından üretilen Round-Up ürününün ana etken maddesi. Şirketler bugüne kadar glifosatın bitki dışındaki canlıların sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratmayacağını, zehirin sadece bitkilerin büyüme mekanizmasını hedef aldığı iddiasını tekrarlıyordu. Ancak yapılan yeni bir araştırma glifosatın uzun dönemde memeli sağlığı üzerinde de olumsuz etkileri olabileceğini ortaya koyuyor.

Entropy dergisinde yayınlanan araştırma , vücuda alınan glifosat zehiri ile ksenobiyotik olarak adlandırılan, organizmaya yabancı maddelerin etkisiz hale getirilmesinde önemli rol üstlenen P450 enzimlerinin çalışması arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak, uzun vadede yaşanacak sağlık problemlerine dikkat çekiyor. Araştırmaya göre P450 enziminin çalışamaması nedeniyle, gıda kaynaklı diğer istenmeyen maddeler zararsız hale getirilemiyor ve sürekli bir iltihap durumu yaratarak uzun vadede hücre yapılarına ciddi zararlar veriyor.

Glifosat kalıntılarına rastlanan ürünlerin soya, mısır, şeker ve buğday gibi Batı ülkelerinin diyetleri içerisinde önemli yer tutan ürünler olması, ABD’de bağırsak rahatsızlıklarının son 10 yılda gösterdiği tırmanışın sorumlusunun bulunması konusunda önemli bir ipucu. Bu veri, glifosata uzun süre maruz kalan dişi deney farelerinde gelişen tümörlerle bir araya geldiğinde, akıllara “firmaların açıklamalarından başka gerçeklerin de mi var?” sorusunu getiriyor.

Bu araştırma glifosatla ilgili endişeleri dile getiren ilk araştırma değil. 2005 yılında Environmental Health Perspectives dergisinde yayınlanan bir makale glifosatın plasenta hücrelerinde verdiği zararı kanıtlamış ve Roundup’ın sadece bitklere değil memelilere de zarar verdiğini ortaya koymuştu.

Bahsedilen olumsuz etkilerin tarımda kullanımı önerilen dozların yalnızca yüzde biri olduğunu hatırlamak tehlikenin gerçek boyutlarını ortaya koyuyor. Araştırmalar bu zararlara işaret ederken sadece ABD’de RoundUp kullanımı 2001’den 2007’ye kadar iki katına çıkarak yılda 84 milyon kilograma ulaştı. Bugün ekimi yapılan GDO’lu ürünlerin %80inin “Roundup Ready” olarak adlandırılan Round Up kullanımına dayanıklı ürünler olması zehirin tüketimindeki artışı açıklıyor.

Araştırmanın yazarları makalenin sonuç bölümünde “Glifosatın bu araştırmada da gösterilen zararlı etkileri bilinirken konuyla ilgili daha fazla bağımsız araştırma yapılması gerekmekte ve sonuçlar zararları kanıtladığında tarımda glifosat kullanımının sınırlandırılması için önlemler alınmalıdır” diyerek hükûmetleri harekete geçmeye çağırıyor.

Haber: Bora Kabatepe

(Yeşil Gazete, Food Poisoning Bulletin)

 

 

AB’de arı nüfusunu yok edecek tarım ilaçlarına yasak geliyor

AB üyesi ülkeler kıta genelinde neonicotinoidi (sinir sistemine zarar veren böcek ilaçları) yasaklamak için oy kullandılar.

Avrupa Komisyonu’nun Pazartesi günü yaptığı oylama ardından, Avrupa ilk kez kıta genelinde arılara ciddi zararlarlar veren böcek ilaçlarını yasaklayacak.

Bu karar arı populasyonunu korumak için bir çok kampanyaya imza atan milyonlarca aktivist için zafer anlamı taşıyor

Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) tarafından desteklenen arı  popülasyonunda son zamanlarda yaşanan çarpıcı azalmadan ardından alınan bu karar milyonlarca aktivist için zafer anlamı taşıyor. Karara karşı çıkanlar yani bu zehirlerden her yıl milyonlar kazanan kimya üreticileri ve yasaklama aleyhine oy kulanan İngiliz bakanlar için ise bu durum kötü bir haber.

Böcek sinir sistemini hedef alan etken maddelerin kullanımını askıya almak için yapılan oylamada oy kullanan 27 üye ülkeden 15’i desteklemiş durumda. Çekimser oylar Avrupa Komisyonunun kararı uygulaması için belirleyici olacak.

Halk Sağlığı ve Tüketici Komisyoncusu Tonio Borg “Bizim önerimiz EFSA tarafından belirtilen arılar üzerindeki riskleri temel alıyor. Bu sebeple Avrupa Komisyonu gelecek haftalarda planlandığı şekilde çalışmaya devam edecektir” şeklinde demeç verdi.

Friends of Earth (FOE) baş kampanyacısı Andrew Pendleton ise “Bu karar sağduyu ve baskı altındaki arı nüfusu üzerinde kayda değer bir zaferdir. Bu böcek ilaçlarının kullanımını yasaklamak bu önemli polen taşıyıcılarının toparlanması için bir kilometre taşıdır” diye konuştu.

Bir önceki oylamada oy vermekten kaçınan İngiltere Pazartesi günü oyunu “Hayır” a çevirdi.

Parlementonun gözlemcilerinden, araştırmaları yasaklamaya destek veren ve bakanları akıl almaz kayıtsızlıkla suçlayan çevresel denetleme komitesi üyesi Joan Walley ; “Oylama doğru olan yönde atılmış önemli bir adımdır” dedi ve “Tüm bakanların bulunduğu tam katılımlı bir müzakere düzenlemek hiçbir zaman olmadığı kadar önemli” diye ekledi.

Greenpeace baş bilim insanı Doug Parr “Çevre Sekreteri Owen Paterson yasaklamayı desteklemeyerek İngiliz hükümetinin büyük kimya şirketleri ve endüstriyel tarım lobisinin avcunda olduğunu gösterdi” diye konuştu.

Çevre Bakanı Lord de Mauley ise bu ithama “Bizim için en öncelikli olan sağlıklı bir arı popülasyonuna sahip olmak fakat elimizdeki bilimsel veriler bu durumu desteklemediği için öneriyi kabul etmedik. Şimdi kayda değer maliyetlere maruz kalacak çiftçilerle birlikte çalışacağız” şeklinde yanıt verdi.

Yasaklanan üç neonicotionidten birini üreten Syngenta “Öneri arıların sağlığını etkilemediğini işaret eden ve sahada edinilmiş birçok bulguyu görmezden geliyor. Avrupa Komisyonu arı nüfusunun azalması arkasındaki asıl sebeplere dikkat çekmeli: hastalık, virüs ve yaşam alanı kaybı” dedi.

Arılar ve diğer böcekler tüm ekinlerin üçte birini dölledikleri için gıda üretiminde hayati rolleri var. Dölleyicilerin sayılarındaki hızlı azalmaya son yıllarda hastalıklar, yaşam alanı kaybı ve artarak her yerde kullanılan neonicotinoid böcek ilaçları sebep olarak gösterilmekte.

Bir dizi üst düzey bilimsel çalışma dünya genelinde en yaygın kullanılan böcek ilacı olan neonicotinoid ile üretilen kraliçe arıların sayılarında azalma ve polen toplamadan geri dönemeyen “kaybolan” arıların sayısında artma arasında bağlantı olduğunu kanıtladı.

Komisyon yasaklamayı EFSA’nın ocak ayında Thiamethoxam, Cloathianidin, Imidacloprid olarak üç neonicotinoidin arılar üzerinde kabul edilemezler riskler taşıdığını ortaya koyduktan sonra teklif etti. Bu üçlünün arıların beslendiği çiçeklenen ekinlerden mısır, kolza ve ayçiçeğinde iki yıl için kullanılması yasaklanmış olacak.

Bayer Cropscience sözcüsü “Sorumluca ve uygun şekilde kullanıldığı taktirde neonicotinoidlerin arılar için güvenli olduklarını Bayer temin etmektedir” dedi.

Reading Üniversitesi’nde arı uzmanı olan Prof. Simon Potts “Dölleyiciler için yasaklama harika bir haber. Araştırmacılardan gelen eldeki veriler açık şekilde göstermektedir ki neonicotinoidlerin aşamalı olarak yasaklanması gerekmektedir. Neonicotinoidlerin kullanılmasının çeşitli alternatifleri var ve çiftçiler sağlıklı dölleyici nüfusuyla ekin döllenmesinden sürdürülebilir ekonomik fayda sağlayabilirler.”

On yıldan fazla süredir neonicotinoidler geniş bir şekilde kullanılmakta ve muadili olan diğer ilaçlardan daha az zarar veriyorlar fakat bilimsel araştırmalar bu ilaçları düşük arı sağlığına bağlı olduklarını gösteriyor.

Ulusal Çiftçiler Birliği’ninde içinde olduğu birçok gözlemci sadece bal arıları üzerinde testler yapıldığından ve döllenmenin %90’nından sorumlu vahşi dölleyiciler üzerinde çalışılmadığından Avrupa Komisyonu düzenlemesinin yetersiz olduğunu kabul ediyor. Ayrıca zorunlu testler kısa vadeli etkilerle ilgilenip farklı böcek ilaçlarının birlikte kullanılmasının etkilerini içermemekte. Kimyasal endüstrisi neonicotinoidlerin yasaklanmasının eski daha zararlı tarım ilaçlarına geri dönüşe ve ekin kayıplarına sebep olacağı yönünde uyarıda bulunsa da kampanyacılar Fransa, İtalya ve Almanya’daki geçici yasaklamalar sırasında bunun olmadığı ve doğal avcıların ile toprağın rotasyonda kullanılmasının sorunu çözeceğine işaret etmekteler.

“Muadili olabilecek kimyasallar neonicotinoidlerin geçemediği testlerden geçmek zorundalar” diyor Dundee Üniversitesi’nden Dr. Christopher Connolly ve ekliyor “Yeni bulgular daha titiz güvenlik kurallarına acilen ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır”

Brüksel’de oylamaya karşı oy kullanan ülkeler: Büyük Britanya, Çek Cumhuriyeti, İtalya, Macaristan, Romanya, Slovakya, Avusturya ve Portekiz. İrlanda, Litvanya, Finlandiya ve Yunanistan çekimser kaldılar. Belçika, Bulgaristan, Danimarka, Estonya, İspanya, Fransa, Kıbrıs, Almanya, Letonya, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Polonya, Slovenya ve İsveç lehinde oy kullandılar.

Haber: Damian Carrington – Guardian

Çeviri: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil Gazete, Guardian)