Ana Sayfa Blog Sayfa 4326

KCK davasında toplu tahliye

Eski BDP Milletvekili Fatma Kurtulan ve eski DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın da aralarında bulunduğu 13’ü tutuklu 21 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşmasında tüm tutuklu sanıklar tahliye edildi. Mahkeme ayrıca iddia edilen suç eylemlerinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın alanına girdiğini belirterek yetkisizlik kararı verdi. Toplam 21 sanık bundan sonraki süreçte Ankara TMK ile yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanacak.

İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan ve BDP Milletvekillerinin de izlediği duruşmada görüşü sorulan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Murat İnam, suç yerinin Ankara olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmesini ve dava dosyasının suç yeri olan Ankara’daki ağır ceza mahkemelerine gönderilmesini talep etti.Tutuklu yargılanan 13 sanığın, cezaevinde bulundukları süre ve yetkisizlik kararı verilmesine yönelik talebin değerlendirileceği sürecin de gözönüne alınarak tahliyelerini de isteyen savcı İnam, tahliye edilmeleri durumunda bu sanıklarla ilgili adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasını da talep etti.

Mahkeme verdiği 1,5 saatlik aranın ardından kararını açıkladı. Sanıkların işlediği iddia edilen eylemlerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetki alanına girdiğine karar verdi. Dava dosyasının yetkisizlikle Ankara Adliyesi’ne gönderilmesine hükmeden mahkeme tutuklu 13 sanığın ise tahliyelerine karar verdi.

Sanıklar KCK yöneticisi olmak ve eylemleri organize etmekle suçlanıyordu. İddianamede sanıkların 22,5 yıla kadar hapisleri isteniyor. Davanın iddianamesinde, Kurtulan ve Bakırhan ile diğer 19 sanığın, ”silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan 15 ile 22 yıl 6’şar ay arasında hapisle cezalandırılması isteniyor.

Biz kimle barışacağız? – Sennur Baybuğa

son zamanlarımız sanki derin bir kavgadan bahsediyor gibi barış üzerinden yapılan tartışmalarla dolu.. insanın; bir çatışmasızlık bir ölümlerin sone ermesi, asker annelerinin tedirginliğini, bölgede yaşayan halkın rahatça sokağa çıkabilmeye başlamasının geleceği günlerin umudunu, kan kokan bahaneli cümlelerle karşılayan bir başka yer var mıdır acaba dünyada diyesi geliyor..

gerçekten anlamakta zorlanıyorum, bu ülkede yaşayan halkları bu kadar yakından ilgilendiren bir meseleyi politik soslarla süslemenin anlamı nedir bilmiyorum.. biliyorum da bilmezlikten geliyorum belki de diyelim..

adına barış deyip de utanmazca muhalefet yaptığınız şeyin aslında; biz kan istiyoruz, dışımızda oturmadığımız sokaklarında gezmediğimiz yerlerde gençler ölsün, silah tacirleri dışında kimse bi şey kazanmasın demekten ne farkı var bilmiyorum.. adına barış dediğimiz şey şu anda, bu günde sadece silahların susmasını istemekten başkaca bir içeriğe bürünmemiş olsa bile -ki bu da normal değil mi-bundan bile rahatsız olan bir zihin dünyasının sözlüklerde ne anlama geldiğine bakıyor musunuz bilmiyorum…

12 eylül darbesi olduğunda ben küçük bir çocuktum…üzerimde ilk olarak hissettiğim sonucu darbenin o dönemde; dinlediğimiz kasetlerin ve okuduğumuz kitapların bahçelere gömülmüş olmasından başka zorunlu olarak birden bire din dersine girmeye başlamam oldu.. hayatımın bana attığı en büyük kazığı o sanıyordum, zira evde biz aleviydik ama okulda bana başka bir şey anlatılıp bilmediğim bir dilin ritmiyle yazılmış dualar ezberletilmeye çalışıyordu.. öğrenmeye gönüllü olanlara hiç itirazım yok, ben inanç düşmanı değilim, inançlara inanılmak istenenlere karşı değilim, ama 11 yaşında bir çocuğun zihin dünyası ne olduğunu saklamayı kendine bir görev olarak dikte ettirilmişse ne halde olur anlatmak açısından bunu söyledim..

12 eylül darbesinin bu ülkede sola, düşünceye, düşünen insana, gençlere ve tüm ülke halklarına ve asıl olarak sonraki yıllarda da kürtlere neler yaptığını gördüm, hissettim okudum ve dinledim.. bizzat yaşadım.. sol 12 eylülün yarı suçlu yarı yenik ve yarı mahçup travmasını atlatamamışken birden bire karşısına; yine aynı darbenin mağduru ,ölmeye öldürülmeye inat seçilmiş bir bölgede toplu halde yaşayan ve sürekli çoğalan bir halk ve bu halkın ölüme yemek yemek kadar sıradan bir işmiş gibi yaklaşan yeni yetişen büyüyen doğan insanları çıktı.. kürtler.. tümümüzün tüm ezberlerini bozan, tümümüzü ölme konusundaki cesaretlerine ya da başka çarelerinin bulunmamasına hayran bırakan bir halk, tarlalarına kardeşlerinin babalarının çocuklarının kemiklerini ektiriyordu..

uzun süre bu halkın verdiği savaş ve bu halk üzerinde denenen tüm savaş hileleri ve kirli cinayetleri görmezden gelip, bildiğimiz sol teorilerle masa başlarında bolca konuştuk, onlara ve kendimize yeni akıllar vermeye çalıştık…

en kibarımız bu siyasi hareketin soldan başlamakla beraber milliyetçi bir hareket olduğunu dolayısıyla solun ilgi ve destek alanı içinde olmadığını söyledi durdu.. türkiye sol hareketi kürt hareketinin manasını ve evet aslında bir halkın sadece kendi özgün kimliği ile ve bu kimliğin kabulü talebi ile bir mücadele başlatıp devam da ettirebileceğini kendi öz dinamikleri ve aklı ile değil, kusura bakmayalım diyerek söylüyorum yine o halkın çığlığının ve ölmedeki sone ermez kararlılığının yükselmesi ile fark etti.. bu arada kürt hareketi elbette kendisine batıdan batıdan bakan sol ile hak etmediği dostluk ve güven ilişkisini kurmadı, ve neden kursundu…

günahlarımız sevaplarımız bir yana bu kirli savaşın batı ile kurduğu tek ilişki sevgili arkadaşlar askere gidip ölen gençlerden ibaretti.. hamasetin, ölüme göndermedeki arzunun ajite edilmesi eskisinde solculuk olan tüm batıda yaşayanlarda bir tuhaf milliyetçilik ve bir tuhaf ulusalcılık algısının gelişmesine sebep oldu.. beni hayretlere düşüren aslında da tam da bu…

şimdi geldiğimiz günün ruh halini anlamaya çalışırken bazen bunları düşünüyorum.. çok derin siyasi analizlere gerek var mı bilmiyorum yapabilen yapsın …

şimdi buradan bakmaya başlayınca söylemek istediğim ve dert ettiğim şu; barış kimler arasında olacak bu ülkede..

bana bu soruyu sorduran şey üzülerek söylemek isterim ki bir hafta evvel bir panelde dinlediğim saygı duyduğum bir gazetecinin ‘bu devletin mağdur ettiği iki taraf vardı biri dindarlar ve biri de kürtler, dolayısıyla ve evet barış da bu iki taraf arasında olacak’ diye başlayan konuşmasıydı..

hiçbir zaman mensubu bulunduğum alevi topluluğunun bir üyesi olarak siyaset yapmayı düşünmedim, aidiyetimi de sadece beni de aşan doğduğum ve geldiğim aile ile tarif ettim… ben bir alevi değilim, tıpkı başka bir inanca mensup da hissetmediğim gibi kendimi, inançlar üzerinden siyaset tesisi bana kendi açımdan akıllı işi gibi de gelmedi… ama ve fakat, böyle başlayan bir konuşmada sünni dindarların ve kürtlerin mağduriyeti üzerinden inşa edilmiş bir cumhuriyette yaşadığımız tespitinin aslında barışın değil başka şekilde bir ‘savaşın’ dili olduğunu düşündüm..

bu ülkede yaşayan tüm halklar, inanç grupları, nizamdışı kimlikler hep mağdur edilmiştir, bu mağduriyetin tek kaynağı devletin örgütlenme biçimi de değildir.. bu mağduriyeti yaratan ve devam ettiren büyük oranda bu ülkede yaşayan yukarıda saydığım toplulukların mensubu insanların bizzat kendisidir de..

ve şimdi buradan bakınca şöyle bir şey söylemek istiyorum; yaklaşımım ne siyasi ve ne de teorik değildir, bu ülkede barış sadece silahı bırakarak ölümleri sona erdirecek kürtler ve olmayanlar, devlet arasında değil evet bu ülkede yaşayan tüm halklar ve inanç grupları arasında olacaktır, olmalıdır..

biz birbiri ile kavgalı bir toplumuz, yüz yıl evvel ermenileri topraklarından kovarak, kovamadığımız yüzbinleri yaşadığı yerlerde su içtiği derelerde boğarak kavgayı düşmanlığı başlatmış bir toplumuz.. kanın gözyaşının üzerine inşa ettiğimiz bu devlet, hem gücünü bizim merhametsizliğimizden aldı ve hem de o merhametsizliğimizi kendi varoluşunun çok güçlü bir dayanağı olarak yıllarca kullandı..

bu devleti biz yarattık, bu ülkede yaşayan halklar yarattı, dindarlar yarattı kendi dininden olmayanları ezdirdi, yaktırdı yok ettirdi, kürt olmayanlar yarattı kürtleri ezdirdi yok ettirdi, sağcılar yarattı solcuları öldürttü işkencelerden geçirtti, solcular yarattı kendisi dışında hiçbir mağduriyetin arkasında durmayı beceremedi, küçümsedi ve mağduriyetleri kitaplar üzerinden tarife çalıştı.. ermeni türkü, türk ermeniyi, rum ikisini, alevi sünniyi, sünni aleviyi.. sevmedi, devletin sevmemesi için elinden geleni yaptı yüksek minareli camiler yaparken ve yapabiliyorken, kenar mahallerde yapılmaya çalışılan cemevlerinden rahatsız oldu, devleti kullanarak bunu engelledi, kiliseleri yok etti ahıra çevirdi, en iyisini camiye çevirdi yine devleti kullandı…

bu devleti biz bu ülkede yaşayan tüm halklar birlikte var ettik ve işimize geldiğinde işimize geldiği gibi onun gücünü kullandık, ona kulluk eder gibi yaptık ama işimize gelene her şeyi pervasızca ona yaptırmaktan utanmadık..

bu ülkede barış içinde yaşamak herkes için gereklidir.. barış; kürtlerin kürt olmayanlarla barışı değildir.. öyle olsaydı sadece sanırım işimiz çok daha kolay olacaktı, barış tüm halkların kendilerine soracağı ve birbirini yok etmenin ve bir ardada yaşamayı imkansız kılmanın ne büyük bir insanlık suçu olduğunu anlamasıyla mümkün olacak..

evet önce kürtleri öldürmemeyi ve onlara dilinizde bağırın demeyi öğreneceğiz, ama bizi savaştıranın sadece silahlar olmadığını da bileceğiz… hem kürtlere yaptıklarımızla daha taze iken yüzleşmeyi başaracağız ve hem de birbirimize de neler yapıyor olduğumuzu, yapmakta olduğumuzu bileceğiz.. hiçbirimizin katilini bir diğerinin katilinden onurlu yapmayacağız, devlet soyut bir canavar değildir, arkasına sığınmayacağız.. herkes bir diğerinin hakkı için bağırmadığı sürece, hayır barış olmayacak..

şimdi bir sebebimiz, bir fırsatımız var; barışı savunanlarla dalga geçen zihniyete seslenmek istiyorum; bu ülkede savaşı ölümü ve tahammülsüzlüğü isteyen yüzyıllardır senin zihniyetindir ve bu zihniyete hangi kitaptan afili ad bulursan bul sen suçlusun; insanlık ve dünyada var olan tüm canlı cansız her şeye karşı sadece sen suçlusun.. ve seninle bir arada yaşamak bu halklar için zulümdür, ama biz seninle de yaşamayı öğreneceğiz..

Sennur Baybuğa – demokrathaber.net

Kaş’taki yunuslara özgürlük mücadelesinden müjdeli haber

Kaş’taki yunus parkında esaret altında tutulan iki yunus tepkiler üzerine 25 Nisan’da tesis yetkilileri tarafından Kemer’deki Moonlight Dolphinarium adlı yunus gösteri merkezine nakledildiği öğrenildi. Yunusların naklinin ardından tesis adım adım boşaltılıyor.

İki yıldır Türkiye’de ve dünya çapında protestolara neden olan, iki kez ruhsatsız şekilde müşteri kabul ettiği için geçtiğimiz yaz mühürlenen yunus parkına karşı yazar Buket Uzuner önderliğinde, Change.org üzerinde 20.000 imza toplamıştı. İmzalar kampanyaya destek olan yerel STK’lar, Yunuslara Özgürlük Platformu ve WWF-Türkiye ile birlikte Kaş Belediye Başkanlığına ve Kaş Kaymakamlığına teslim edilmişti.

Gelişmeler parkın fiilen kapandığını gösteriyor. Artık Kaş’ta esaret altında yunus yok, ancak “yunuslara özgürlük” diyenler mücadeleyi hala sürdürüyor. İhbar sonucu yunusları takip etmek için harekete geçen sivil toplum kuruluşları yunusların sağlığından endişe ediyor. Kemer’e taşınan iki yunusa uzman yunus veterineri tarafından sağlık kontrollerinin yapılması ve yunusların varolan yasal düzenlemeler gereği koruma altına alınması için STK’lar resmi kurumlara bir kez daha talepte bulunacak.

Sıra diğer yunus parklarında

Kaş Sualtı Derneği (KASAD) Yönetim Kurulu Üyesi Belma Tosun, “Tesis yetkililerinin Kaş Belediyesi’ne yaptığı ruhsat başvurusu ret cevabı aldı. Bunun üzerine işletmeciler Belediye’ye dava açtı. Dava sonuçlanmadan yunusları başka bir tesise taşımaları, Kaş’ta umutlarının kalmadığını gösteriyor. Bu çok sevindirici bir gelişme. Kaş’taki sürecin Türkiye’de yunus parkı barındıran diğer şehirlere de örnek teşkil etmesini, halkı harekete geçirmesini umuyoruz ve bu bölgelerdeki STK’lara destek olmaya hazırız” dedi.

İki yıl önce Kaş’a dört yunusun getirildiğine dair ilk ihbarı alan ve ardından Kaş’taki süreci başlatan Yunuslara Özgürlük Platformu sözcülerinden Derya Özkan ise, Kaşlıların ve yerel STK’ların işletme üzerinde önemli bir baskı unsuru olduğunu, Buket Uzuner’in Change.org üzerinde başlattığı imza kampanyasının da çok yararlı olduğunu söyledi

Yunus dostu ve yazar Buket Uzuner gelişmelerin umut verici olduğunu, Change.org üzerinde açılan kampanyanın amacına ulaşmasından mutlu olduğunu ancak Kemer’e gönderilen iki yunusun sağlığından endişe duyduğunu ve acilen sağlık durumlarının uzman yunus veterineri tarafından kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Devam eden mücadelede de yerel oluşumlara, Yunuslara Özgürlük Platformu ve WWF-Türkiye’ye destek sözü verdi.

WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak, “Yunus gösteri merkezlerindeki yunusların sağlık kontrollerinin yapılması, kimliklendirilerek sisteme yeni bireylerin girişi gibi engelleyici yasal düzenlemeler acilen getirilmelidir. Bu konuda tüm tarafların bir araya gelerek yunus gösteri merkezleri konusunda bir yol haritası belirlenmelidir. Tür koruma konusunda 40 yıla yakın deneyimimiz ve bilgi birikimimizle her türlü platformda işbirliğine açığız,” şeklinde konuştu.

(Yunuslara Özgürlük.com)

Yeşiller/Sol, “1 Mayıs Kutlu Olsun…”

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi eşsözcüleri yazılı bir basın açıklaması ile 1 Mayıs’ı kutladı.

Devlet, 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanmasını engellemek için İstanbul'da tüm toplu taşımayı bir günlüğüne rafa kaldırma yoluna gitti

127 yıllık mücadeleye rağmen gelinen noktanın halen işçi ve emekçilerin istediği düzeyde olmadığının belirtildiği açıklamada “Egemenlerin yarattığı adaletsizliklere karşı iktisadi adalet; çevre ve iklim adaleti; katılım adaleti, tanınma adaleti mücadelemiz sürecektir. Adaletsizlik ve vicdansızlık karşısında, toplumsal adalet ve eşitlik için mücadele ediyoruz. Onlar çözümsüzlüğün ve sorunların, biz çözümün adresiyiz!” vurgusu ile Yeşiller/Sol’un çizgisi de belirtiliyor.

Açıklamanın tam metni şu şekilde;

1 Mayıs Kutlu Olsun…

33 yıl yasaklı olan “Taksim 1 Mayıs Alanı” ısrarlı mücadelenin ve ödenen bedellerin bir sonucu olarak 2010 yılında işçilere, emekçilere, gençlere, kadınlara, halklara açıldı… Ve şimdi 2013 yılında, 1 Mayıs kutlamaları yine Taksim tartışmaları ile gölgeleniyor. 1 Mayıs bütün ülkede bir meydan tartışmasının değil, işçi ve emekçilerin, ücretli çalışanların taleplerinin ve sorunlarının kitlesel olarak dile getirildiği bir dayanışma ve mücadele günüdür.

İşçi sınıfının 127 yıl önce Şikago’daki 8 saatlik işgünü başkaldırısı 1 Mayıs’ı yarattı. Ancak bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen bu başkaldırı gerekçesi hâlâ ortadan kalkmadı. Dünyanın neredeyse her yerinde günlük çalışma süresi hâlâ sekiz saatten fazla. Güvencesiz ve sigortasız çalışma giderek yaygınlaşıyor. Küresel şirketlerin rekabetlerinde ucuz emek kullanılıyor. Sermaye, bitmez tükenmez kâr hırsıyla doğayı tahrip ediyor, ekolojik dengeleri bozuyor, emek ve doğa sömürüsünü sürdürüyor.

  • Emekçilerin sigortasız ve sekiz saatten fazla çalıştırılmaması, haftalık çalışma süresinin otuz saate düşürülmesi, işsizlere istihdam olanaklarının yaratılması için önemli bir taleptir.
  • Emekçilerin pazarlık haklarını ve taleplerini gerçekleştirebilmeleri için örgütlenme ve gösteri yapma özgürlüğü önündeki her türlü engelin kaldırılması insan haklarının gereğidir.
  • İşsizlerin çalışma hakkından mahrum bırakılmaması; işsiz yurttaşlara iş bulunması ve insanca yaşatacak bir yurttaşlık ücreti ödenmesi toplumsal adaletin gereğidir.
  • Emeğin taşeron firmalarca pazarlanması, sömürünün katmerlenmesi, iş güvenliğinin maliyet olarak görülmesi ve binlerce emekçinin her yıl iş kazalarında ölmesi karşısında sessiz kalınamaz. Emekçinin insanca çalışma ve yaşama hakkının yasal güvenceye kavuşturulması insan haklarının gereğidir.
  • Küresel şirketler sadece emekçileri sömürmekle sınırlı bir program uygulamıyor. Küresel şirketler, doğayı ve canlı yaşamını tahrip eden projeleri birer birer gerçekleştiriyor. Ortadoğu’daki fosil yakıtlara sahip olmak için yüz binlerce insanı öldürmekten çekinmiyor; kendi çıkarları için akarsuların yönlerini değiştiriyor, altın çıkarmak için ormanlara siyanür döküyor; insanlığın ve tüm canlı yaşamın geleceğini tehdit eden nükleer enerjiye yatırım yapıyorlar. Ekolojik dengeyi bozan, her şeyi ticarileştiren, doğayı ve insanı sömüren küresel şirketler sistemine karşı mücadele bu 1 Mayıs’ın da ana konularındandır.
  • 2013 1 Mayıs’ında da emekçilerin gündemi Türkiye’nin gündeminden kopuk değildir. 30 yıldır süren, 40 binden fazla gencin öldüğü, 400 milyar dolara yakın silah ve savaş harcamasının yapıldığı çatışma emekçileri, yoksulları, işsizleri ve bir bütün olarak Türkiye halklarını her düzeyde etkiledi. Bugün silahların susması, demokratik siyaset kanallarının açılması, Kürt sorununun çözümü doğrultusunda demokratikleşmenin gerçekleşmesi en acil taleplerdir.

Biliyoruz ki, barış ve müzakere masası kolay kurulmadı, bu uğurda çok ağır bedeller ödendi. Bu gerçekleri elimizin tersiyle bir kenara itmeye hakkımız yok. Türkiye işçileri ve emekçileri, demokrasi güçleri, barış ve demokratik çözüm sürecinde, barışın yanında duracaktır. Barış mücadelesinden yana demokratikleşme sürecine dahil olmak, yeni kurulacak Türkiye’de söz sahibi olmaya aday olmak demektir. Türkiye emekçileri ve demokrasi güçleri, kurulmakta olan yeni Türkiye’yi AKP iktidarının insafına bırakmayacaktır.

  • Seçim barajının ve Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, Siyasi Partiler Yasası’nın demokratikleştirilmesi, siyasi tutukluların salınması, yasalarda demokratik düzenlemelerin yapılması; özgürlükçü, eşitlikçi, sosyal ve ekolojist bir anayasa oluşturulması öncelikli atılması gereken adımlardır.
  • 1 Mayıs’ta ayrımcılığın ortadan kalktığı, farklı kültür, anadil, inanç ve kimliklerin eşitliğine dayanan bir anayasal yurttaşlık; din ve vicdan özgürlüğünün güvenceye alındığı, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarıldığı birdemokratik cumhuriyet için adımlar atılması gerekiyor. Devlet, kimin ne giyeceğine karıştığı yönetmelikler hazırlayan zihniyetten kurtulmalı, yurttaşlarını “nizami” yaşamaya zorlamaktan vazgeçmeli; AKP’nin devlet eliyle toplumu muhafazakârlaştırma politikaları son bulmalıdır.
  • 1 Mayıs 1977 katliamının arka planı hâlâ kozmik odalarda saklı tutuluyor. Yeni bir Türkiye kurulacaksa, resmi tarihin inkâr ettiği, gizlediği olaylarla, katliamlarla, suikastlarla ve gerçeklerle yüzleşilmelidir.

Egemenlerin yarattığı adaletsizliklere karşı iktisadi adalet; çevre ve iklim adaleti; katılım adaleti, tanınma adaleti mücadelemiz sürecektir. Adaletsizlik ve vicdansızlık karşısında, toplumsal adalet ve eşitlik için mücadele ediyoruz. Onlar çözümsüzlüğün ve sorunların, biz çözümün adresiyiz!

Yeni bir dönemi başlatmak, demokratik bir cumhuriyet yaratmak hedefiyle, Türkiye halklarının mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs kutlu olsun.

 

Sevil Turan – Arif Ali Cangı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri”


32.5 yıldır cezaevinde olan Tahir Canan serbest bırakılıyor

12 Eylül’ün sembol siyasi mahkumlarından Tahir Canan, 4. yargı paketi kapsamında tahliye olacak. Tam 32.5 yıldır cezaevinde olan ve Türkiye’nin en uzun süre cezaevinde kalan mahkumu ünvanını ‘zorunlu’ olarak elinde tutan  Canan’ın birkaç saat içinde serbest kalması bekleniyor. Canan’ın da serbest kalmasına yol açacak 4.yargı paketi dün Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylandı.

TAHİR CANAN KİMDİR

Tahir Canan, 1978’de Antep’te oturdukları mahallede sağ görüşlü iki kişinin öldürülmesi üzerine gözaltına alındı. İşlenen cinayetleri üstlenmesi için kendisine işkence yapıldığını belirten Canan, kendisine yüklenmek istenen suçlamayı kabul etmedi.  Söz konusu suçlamayı başka örgütten kişilerin üstlendiğini ve o kişilerin cezaevine konulduğunu belirten Tahir Canan buna rağmen 36 yıla mahkum edildi.

1991’DE TAHLİYE, 93’TE YENİDEN HAPİS

Tahir Canan, 12 yılı aşkın süre cezaevinde yattıktan sonra 1991’de çıkarılan “Şartlı Tahliye Yasası” ile birlikte serbest bırakıldı. 1993 yılında akraba ziyaretine gittiği Malatya’da yeniden gözaltına alınıp tutuklandı.  TDKP örgüt üyeliğinden 12,5 yıl daha ceza aldı. Üstelik şartlı salıverme yasası ile tahliye olduğu infazı yandı ve tekrar 36 yıllık cezaya çarptırıldı.

Taraftar grupları 1 Mayıs’ta Taksim’de

“1 Mayıs sabahı Gündoğduyla uyan, formanı giy, atkına dolan” sloganıyla çağrı yapan Beşiktaş taraftar grubu Halkın Takımı, Beşiktaş’tan Taksim’e yürüyecek kolda yer alacak. Beşiktaşlı taraftarlar “semtte”, yani Beşiktaş Köyiçi meydanındaki Kartal heykelinde saat 9’da buluşacaklar.

“1 Mayıs’ta Taksim’e Gidiyoruz!” diyen Fenerbahçeli “Sol Açık” taraftar grubu 1 Mayıs alanına Beşiktaş’tan yürüyecek. Fenerbahçeli taraftarlar saat 7’de Sarıgazi Demokrasi Meydanında, saat 8’de Kadıköy Beşiktaş İskelesinde ve Üsküdar Beşiktaş Motorlarında, saat 9’da da Beşiktaş Barbaros Heykeli’nde randevu kestiler.

“1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününde İstanbul´da Taksim Meydanındayız” diyen Galatasaraylı taraftar grubu Tekyumruk ise Saat 8:45´de Mecidiyeköy GS Store önünde buluşuyor.

Trabzonspor taraftarları da “Paraya karşı emeğin savaşı” pankartı altında buluşarak Uzungöl’de HES istemediklerini haykıracaklar. Trabzonsporlular saat 9:30’da Mecidiyeköy Metro durağında buluşacak.

 

Şampiyon Arkas Spor

0

Arkas Spor, Acıbadem Erkeler Ligi final serisinde Halkbank’a 3-1 üstünlük kurarak mutlu sona ulaştı. En son 2005-06 ve 2006-07 sezonlarında üst üste 2 sezon şampiyon olan İzmir temsilcisi, 5 yıllık özlemini dindirmeyi başardı.

Halkbank ile play-off’larda yedinci kez eşleşen Arkas Spor, Başkent temsilcisinin ikinciliği elde ettiği 2004-2005’te, 4 takımın yer aldığı final grubunda Halkbank’la oynadığı 2 maçı da kaybettikten sonra şampiyonluğa ulaştığı 2005-2006 ve 2006-2007 sezonlarındaki ikişer maçı da kazandı.

Arkas Spor, 2009-2010’da 1. turda, son 2 sezonda ise yarı finalde başkent temsilcisini elemeyi başardı.

İzmir temsilcisi rakibiyle oynadığı 19 play-off maçında 14 galibiyet ve 5 yenilgi aldı.

43. ŞAMPİYON ARKAS SPOR
Arkas Spor böylece bu sezon 43. kez oynanan ligde, 2005-2006 ve 2006-2007 sezonlarının ardından üçüncü şampiyonluğuna ulaştı.

Halkbank’ın 5 şampiyonlukta kaldığı ligde Eczacıbaşı’nın 12 şampiyonluğu bulunuyor. Bu ekibi Fenerbahçe Grundig (4), Galatasaray (4), Arçelik(3), Erdemir (3), Netaş (3), İETT (3), İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Muhafızgücü ve Boronkay, birer şampiyonlukla takip ediyor.

EN İYİLER ARKAS SPOR’DAN
Final serisinin en iyilerine Arkas Spor damga vurdu.

Arkas Sporlu oyunculardan Mustafa Ramazanoğlu serinin en iyi pasörü, Agamez en iyi smaçörü ve en skorer ismi, Hasan Yeşilbudak en iyi liberosu, Emin Gök en iyi blokçusu, Perrin de en iyi servis atan oyuncusu seçilirken, “en değerli oyuncu” ödülü de Agamez’e verildi.

En iyi servis karşılayan oyuncu Halkbank’tan Priddy olarak belirlenirken, Paidar Demir özel ödülü ise takım arkadaşı Emre Batur’a verildi.

 

Snooker’da Ronnie çeyrek finalde

0

Dünya Şampiyonası’nda Ronnie O’Sullivan, Ali Carter’ı 13-8 mağlup ederek çeyrek finale yükseldi.

Ronnie O’Sullivan ile Ali Carter geçen yıl Dünya Şampiyonası finalinde karşı karşıya gelmiş, zafere ulaşan taraf Ronnie olmuştu. Bu ikili arasındaki daha önceki 12 maçı da kazanan Ronnie O’Sullivan, Ali Carter’ı yine yenmeyi başardı.

Akşam seansına 9-7 O’Sullivan üstünlüğüyle girilirken burada da farkını ortaya koyan Roket, 13-8’lik skorla mücadeleden galip ayrılıp adını çeyrek finale yazdırdı.

Ronnie O’Sullivan, Crucible’da çeyrek finalde İngiliz Stuart Bingham ile karşı karşıya gelecek.

Hollanda tahtında 123 yıldır ilk Kral

0

Hollanda Kraliçesi Beatrix, 33 yıldır taşıdığı tacını oğlu Prens Willem-Alexander’a bırakacak ve teslimle, 123 yıl aradan sonra Hollanda Kraliyeti koltuğuna ilk kez bir “erkek” oturacak.

Ülke çapında kutlanacak devir teslim Kraliçe Beatrix’in feragat belgesini imzalamasıyla başlayacak.

Kaliyet Katedrali’ndeki kısa törenin ardından, 46 yaşındaki prens Willem-Alexander, parlamentonun önünde yemin edip, 1890’da ölen 3.Willem’den sonraki ilk Hollanda Kralı olacak.

Arjantin doğumlu 41 yaşındaki eşi Maxima da kraliçe olacak.

Akşam da bir balo düzenlenecek. Etkinliklere İngiltere, İspanya ve Danimarka kraliyet aileleri de katılacak.

Kutlamalar nedeniyle Amsterdam’a bir milyon ziyaretçinin akın etmesi bekleniyor. Ülke çapında da sokak partileri yapılacak.

Hollanda’da Kral 3. Willem’in 1890 yılında ölümünün ardından Hollanda yönetiminde “kadın egemenliği” dönemi başladı.

Tahta geçen Wilhelmina 1948 yılına kadar tam 58 yıl görev yaptı.

Ardından tacını kızı Juliana’ya devretti. 30 Nisan 1980’de de tacın yeni sahibi Beatrix, ya da tam adıyla Beatrix Wilhelmina Armgard oldu.

 

İşte 1 Mayıs’ta Taksim güzergahı

0

Yarın işçilerin uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs. Türkiye’de 1 Mayıs’ın kalbi, bu yıl da Taksim’de atacak.

Dünyada Küba’dan sonra en görkemli ve kitlesel 1 Mayısların yapıldığı Taksim, bu yıl kutlamalara yasaklandı. DİSK ve KESK başkanlarının, dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeden de bir sonuç alınmazken, konfederasyonlar ile siyasi parti ve örgütler, Taksim’de olacaklarını duyurdu.

Yürüyüş güzergahları da belirlendi. Buna göre, işçi ve emekçiler Şişli ve Beşiktaş olmak üzere iki kolda toplanarak Taksim’e yürüyecek.

DİSK, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Devrimci 1 Mayıs Platformu, DHF, Mücadele Birliği, Devrimci Anarşist Faaliyet’in de aralarında olduğu kurumlar, Şişli kolundan yürüyecek. Kortejler, saat 09.00’dan itibaren Şişli Camii önünde oluşturulacak.

KESK, Türk-İş, Hak-İş, TTB, TMMOB, Halkevleri, ÖDP ve EMEP ise Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nda toplanarak Taksim Meydanı’na yürüyecek.

Taksim’de herhangi bir engelleme olmazsa, ilk olarak Enternasyonal Marşı okunacak. Geçen yıl ilk defa çok dilli olarak kutlanan 1 Mayıs, bu yıl da çok dilli selamlama ile başlayacak. Barış vurgusunun da yer aldığı 1 Mayıs bildirisi Kürtçe ve Türkçe okunacak.

(Turnusol)