Ana Sayfa Blog Sayfa 4306

Devletin ilk Kürtçe tabelası

‘Ombudsman’, alfabede olmadığı için ‘yasaklı’ sayılan’ Kürtçe ‘w, x, q’ harfleri açılımı yaptı. Sitede Kürtçe “Devletimiz kendisine güveniyor” yazıldı.Kürtçe tabela, mahkeme kararıyla kaldırılmıştı. 2011 yılında da Batman da BDP li belediyenin dört dilli tabelası sökülmüştü.

Kamuoyunda ‘Ombudsman’ olarak bilinen Kamu Denetçiliği Kurumu, ‘anayasal kurum’ olarak bir ilke imza attı. Kurum çalışmalara başlar başlamaz BDP ’li belediyelerin park isimleri koyarken karşılaştığı ‘alfabede yer almayan harf’ yasağını fiili olarak aştı.

Yurttaşlara, şikâyetlerini iletmesi için çağrı yapan kurum, Kürtçeye de yer verdi. Kurum, resmi internet sitesinde Türkçe anlamı “Devletimiz kendisine güveniyor ve kendisini milletin denetimine sunuyor”olan slogana yer verirken, bu sloganda Türkçe alfabede yer almayan ‘w, x’ gibi harfler kullanıldı.

Resmen çalışmaya başlayan kurum, Türkçe, Arapça, İngilizce yanında Kürtçe duyuru da yaparak vatandaşları başvuru yapmaya çağırdı. Kurumun, resmi internet sitesinde Kürtçe duyuru da yer aldı. Duyuruda,“Devletimiz kendisine güveniyor, kendini milletin denetimine sunuyor” yazısı Türkçe’nin yanı sıra Kürtçe, Arapça ve İngilizce duyuruldu. Kurum bu duyuru sırasında BDP’li belediyelerin sık sık karşılaştığı Kürtçe park ve sokak isimleri ile ilgili yasak kararlarını da fiili olarak aşmış oldu. Kurum çağrı için Kürtçe olarak hazırlanmış sloganlarda, yasak kararlarına neden olan ‘x, w ve q’ gibi harflere yer verdi.

Şikâyet listesi

Ombudsmanlık (Kamu Denetçiliği) Kurumu’na başvurular 29 Mart itibariyle başladı. Şikâyet konularını, ‘kamu personel rejimi, emeklilik, terfi, idari kadro talebi, imar, ihale iş ve işlemleri, eğitim ve sınav işlemleri, mali konular, vergilendirme, kamulaştırma, sendikal haklar, orman ve taşınmaz kültür varlıklarının korunması, gümrük, kolluk hizmetleri, sosyal güvenlik işlemleri, mülkiyet hakkıyla’ ilgili konular oluşturdu.

Kamu Başdenetçisi Nihat Ömeroğlu’nun başkanlığındaki kurumda, kamu denetçisi olarak Zekeriya Aslan, Mehmet Elkatmış, Serpil Çakın, Abdullah Cengiz Makas, Muhittin Mıhçak görev yapıyor.

Everest’in buzulları eriyor

Bilim insanlarının gerçekleştirdiği son gözlemler, dünyanın zirvesi olan Everest Dağı’ndaki buzulların çok hızlı bir şekilde eridiğini ortaya koydu.

Küresel ısınmanın etkileri, dünyanın en yüksek noktası Everest Dağı’nı da etkilemeye başladı. Meksika’nın Cancun kentinde düzenlenen ve Amerikan Jeofizik Birliği (AGU) tarafından desteklenen konferansta, Everest’te yaşanan endişe verici erimeye dikkat çekildi.

Araştırmanın başını çeken İtalya’nın Milano Üniversitesi’nden Sudeep Thakuri, son 50 yıl içinde Everest’teki buzulların yüzde 13 azaldığını, kar örtüsünün ise onlarca metre yükseldiğini gösterdi.

‘İnsanların neden olduğu sera gazlarının değişimlerde parmağı olduğunu’ ifade eden Thakuri, buna rağmen yaşanan değişimlerin kesin sebebinin belirlenmediğini ifade etti.

Himalaya böglesindeki buzul hareketini takip etmek için uydu görüntüleri ve topografik haritalardan yararlanan bilim insanları, aynı zamanda Nepal İklim Gözlemevi ve Nepal Hidroloji İdaresi’nin verilerini kullanarak sıcaklık ve kar yağışı oranlarını ölçtü.

NBC News’in haberine göre, sonuçlar, son 20 yılda Everest bölgesindeki sıcaklığın 1.8 derece arttığını, muson yağmurları ve kış aylarında ise yağışların az da olsa azaldığını ortaya koydu.

Bilim insanları, çok küçük sıcaklık farklarının bile bölgede önemli değişimlere neden olabileceğini belirtirken, heyelan ve çığların ekosistemi olumsuz etkileyebileceğini de not düştü.

Tahakuri, ‘değişimlerin insanları da etkileyebileceğini’ belirterek, “Himalaya buzulları ve buz örtüsü, Asya’nın su kuleleri konumunda ve kuru mevsimlerde su ihtiyacını karşılıyor… Bu su tarım, içme suyu ve enerji üretimi için gerekli” dedi.

 

GDO yarası… – Ali Ekber Yıldırım

Amerika’dan ithal edilen pirinçte (çeltikte) Genetiği Değiştirilmiş Organizma(GDO) tespit edildiği iddiası tam bir ay tartışıldı. Skandal üzerine skandal yaşandı. Bakanlar, siyasetçiler ve nihayetinde Başbakan olaya müdahil oldu. İnsanlar mağduriyet yaşadı. Bilim yara aldı. Zaten kafası karışık olan tüketicinin kafası iyice karıştı, güveni sarsıldı. Pirinç tüketimi düştü.Bütün bu tartışmalardan sonra geçen bir aylık süreçte somut bir sonuca varıldı mı?

Somut bir sonuca varmak bir yana GDO konusunda kuşku ve endişeler daha da arttı. O süreci tekrar hatırlamakta yarar var. Bir ihbar üzerine Amerika’dan Mersin Limanı’na ithal edilen binlerce ton pirinçte yapılan analizler sonucunda GDO tespit edildiği ve cumhuriyet savcılığının soruşturma açtığı bildirildi. İthalatı yapan 3 firmaya yönelik operasyonlar yapıldı. Firma yöneticileri gözaltına alındı. Sonra tutuklandı ve daha sonra da serbest bırakıldı. Türkiye’nin bu alanda tanınmış 3 büyük firması/markası onarılması güç olan çok büyük zarara uğradı.

Pirinçte GDO olup olmadığı tartışılırken hükümetin iki bakanı karşı karşıya geldi. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı pirincin GDO’lu olduğunu ısrarla savundu. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ise GDO’lu pirinç olmadığını söyledi. Bu tartışma sürerken Hayati Yazıcı Trakya’da da GDO’lu pirinç yakalandığını açıkladı.

Pirincin elde edildiği çeltiğin en fazla üretildiği Trakya Bölgesi’nin milletvekili olan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu elinde pilav tabağı, yanında Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz ile “yerli pirinci yiyebilirsiniz” diyerek toplumun bu tür kriz dönemlerinde pek alıştığı bir görüntü verdi.

Bir süre sonra Bakan Hayati Yazıcı, “pardon” dedi. “GDO’lu pirinç konusunda hata oldu” diye açıklama yaptı. Normal ülkelerde istifayla sonuçlanacak böyle bir vahim hatayı tereyağlı pirinç pilavı tarifi vererek geçiştirdi. Bakanlar “tereyağlı pirinç pilavı” yiyerek barışırken mahkemenin bilirkişi olarak tayin ettiği İstanbul Teknik Üniversitesi’nin raporu bomba gibi patladı. Raporda pirinçte iki farklı GDO geni tespit edildiği ifade ediliyordu.

Bakanları ofsaytta bırakan bu rapor, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı kızdırdı. Baştan beri sessizliğini koruyan Başbakan Erdoğan duruma müdahil oldu. Ankara Kızılcahamam’da partisinin basına kapalı toplantısında bu konuda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’i fırçaladığı haberi basına tek sütun da olsa yansıdı.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Sabah Gazetesi’nde 8 Mayıs’ta yayınlanan habere göre, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kamuoyuna yansıyan ve ithal pirinçte GDO tespit edildiği belirtilen analiz raporu karşısında Bakan Eker’in gerekli duruşu sergilemediği ve kamuoyunu yönlendirmediği için Başbakan tarafından eleştirildi.

Bakan Eker, Kızılcahamam toplantısından sonra atağa geçti. İstanbul Teknik Üniversitesi analiz raporunun yanlış olduğunu söyledi. Bununla da yetinmedi, üniversite yönetiminin raporu yalanlayacağını duyurdu.

Aynı saatlerde İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, kendi raporunu yalanlayan bir açıklama yaptı. Raporu yazan öğretim üyesi açığa alındı. Bilim yara aldı. Yapılan analizler sorgulandı.

Greenpeace Ankara’ya Tarım Bakanına GDO’lu pirinçle yapılan pilavı ikram etmeye gitti. Tereyağlı olmadığı için olsa gerek pilavı kimse yemedi. Greenpeace, daha önce “yemezler” demişti.

Bu süreci en iyi değerlendiren Amerika’nın üst düzey yetkilileri oldu. Fırsattan yararlanarak Türkiye’nin GDO’lu ürünlere kapılarını açması için yoğun lobi çalışmaları yaptılar.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken tüketicinin zaten karışık olan kafası iyice karıştı. Pirinç tüketimi azaldı. İthal pirinç “yerli” diye satıldı.

Şimdi herkes bir birine soruyor “biz ne yiyeceğiz.”

Bütün bu sürecin yaşanmasına neden olan ve GDO’lu pirinç ithal etmekle suçlanan o firmalardan birinin yöneticisi ile konuştuk.
Anlattıkları özetle şöyle:

“Yaklaşık 40 yıldır ithalat yapıyoruz. Ömrümde karakola hiç gitmedim. İlk kez bu olay nedeniyle gittim. Tutuklandım. Gerçekler ortaya çıkınca serbest kaldık. İddia ediyoruz bizim ürünümüz tertemiz. İsteyen istediği yerde analiz yapsın. Ama doğru analiz yapılsın. Uzun taneli pirinçle kısa taneli pirinci bilen analiz yapsın. Biz uzun taneli pirinç ithalatı hiç yapmadık. Yıllar önce yapılan bir çalışmayı getirip bize bağladılar. Bizim ithal ettiğimiz orta tanelidir. Almanya’da analizini yaptırdık. Temiz çıktı. Ürünü aldığımız firma dünyaca ünlü bir firma. Dünyanın her yerine mal satıyor. Bize verdikleri ürünün GDO’ suz olduğuna dair belgeleri var. Malımızı yüklediğimiz gemide Türkiye’de çok tanınan, bilinen iki firmanın ürünü varmış. Birisi GDO’lu soya küspesi, diğeri soya fasulyesi. Buradan bir bulaşıklık olabilir mi diye düşünüyoruz. Bizim hiç kimseyle bir sorunumuz yok. Kamuoyunda bilinen, güvenilen markamız var. Çok büyük zarara uğradık. Zulme uğradık. Bunu hak etmedik.”

Özetle, GDO’lu pirinç tartışmasının üzerinden tam bir ay geçti. Çok kötü bir kriz yönetimi ile karşı karşıyayız. Bilgi kirliliği had safhada. Bakanlar “pirinçte GDO yok” diyor. İthalatçı firmalar GDO’lu pirinç ithal etmek suçuyla yargılanıyor. Yargı elbette en doğru kararı verecektir. Fakat, kendinizi bir an için bu insanların yerine koyun. Ya gerçekten GDO yoksa bu insanların uğradığı maddi zarar bir yana, sarsılan itibarını, onurunu kim tazmin edecek?

Bu yazı ilk olarak tarimdunyasi.net/ da yayınlanmıştır.

 

Ali Ekber Yıldırım – Tarım Dünyası

Manhattan’da Central Park nasıl hâlâ duruyor? – Güven Sak

Türkiye, aynı Amerika’nın iki yüzyıl önce tamamladığı gibi, sermaye birikim sürecinin o ilk aşamasını tamamlamıştır.

Bu günlerde Helene Wecker’in, yeni çıkan, ilk ve tek romanı The Golem and the Jinni’yi okuyorum. Son derece zevkli bir okuma serüveni olduğunu hemen söyleyeyim. Hikâye, 19. yüzyılın ikinci yarısında bir zamanda geçiyor. New York’un ilk göçmenlerinin hikâyeleri diyelim. Okurken, New York’taki devasa Central Park’ın, bir nevi roman kahramanı gibi, hikâyeye durmadan girip çıktığını fark ettim. Sonra doğal olarak, merak ettim: Bu Amerikalılar, New York’un göbeğinde, Manhattan Adası’nda bu devasa parkı nasıl olmuş da kurmuşlardı? Daha önemlisi, bugüne kadar nasıl korumuşlardı? Öyle ya, dünyanın en pahalı arazisi, Amerika’nın New York kentindeki Manhattan Adası üzerinde bulunuyor. Metrekaresi 2500 dolar gibi bir yerlerde. Nasıl olmuş da olmuş? Gelin bir bakalım.

21. yüzyıl, kentlerin yüzyılı olmaya aday. Dünyada, 2008 yılında, kentlerde yaşayanların sayısı köylerde yaşayanların sayısını geçti. Bugün artık dünya milli gelirinin yüzde 80’i kentlerde üretiliyor. Halbuki daha 1960’ların başında kentlerde yaşayanların oranı yüzde 30 civarındaydı. 1900’lerin başında ise kentlerde yaşayanların toplam nüfusa oranı yüzde 10’lar düzeyindeydi. Kentler hızla büyüdü. Size isterseniz birkaç rakam daha vereyim: 1880’lerin başında, Çin’in başkenti Beijing 1 milyondan fazla kişinin yaşadığı tek şehirdi. 1900’lerin başında dünyada nüfusu 1 milyon ve daha fazla olan kent sayısı 16’ya çıktı. 2000 yılında bu durumdaki kentlerin sayısı 378 oldu. Kentleşme ve kentleşmenin meseleleri artık hepimizin problemleri demek bu. New York şehri 1900’lerin başında milyonu aştı, şimdi ise 8,5 milyonu aşkın bir nüfusa sahip. Kalabalık bir yer yani. Manhattan Adası ise New York’un en kalabalık yeri. İşte dünyanın en kalabalık kentinin en kalabalık yerinde hâlâ yaklaşık 3000 dönümlük bir alan park olarak korunmaya devam ediyor. Ne zamandan beri devam ediyor? 1859 yılından beri Central Park yerinde duruyor. Beni şaşırtanları alt alta sıralayayım ve bir sonuç çıkarayım. Birincisi, ben parkın sonradan toprak taşınarak ve özel mülkler istimlak edilerek yapay bir biçimde kurulduğunu bilmiyordum. Orada dururken korunmuş zannediyordum. Değilmiş. Kul yapısıymış. Benim eksikliğim, doğrusunu isterseniz. Türk olunca, insanın böyle bir deneyimi ne yazık ki olamıyor. Bizim buralarda böyle bir deneyim yaşamak ne yazık ki kolay değil. Kocaman katlı otopark yapılabiliyor ama mendilden büyük park pek yapılmıyor, en azından ben pek görememiş olabilirim. İkincisi, Central Park ilk kurulduğundan beri hiç küçülmemiş, tam tersine ek istimlak kararları ile büyütülmüş bir halde yerinde duruyor. Üçüncüsü, New York Belediye Meclisi tartışmalarında, Central Park’ı imara açmak ile ilgili tartışmalar yer almıyor. Garip yani.

TEPAV iktisatçılarından Ozan Acar bir süreden beri New York Belediye Meclisi’ndeki (NYBM) tartışmalarla, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki (İBBM) tartışmaları karşılaştırıyor. NYBM toplantılarını internetten de izlemek mümkün. Onu da söyleyeyim… Size hızlı bir gözlem aktarayım: Bizim mecliste sürekli imar değişiklikleri ve imar meseleleri tartışılıyor. New York’ta ise kentin nasıl daha yaşanabilir, daha fazla içinde yürünebilir bir kent haline getirilebileceği konuşuluyor. Geleyim sonuca: Peki, Central Park nasıl Central Park olmuş ve de korunmuş? Gayet basit bir nedenle, kentte yaşayan seçmenler öyle istediği için. 1810 yılından başlayarak, bu konu, New York Belediye seçimlerinin temel meselesi haline gelmiş. Yapacağım diye işbaşına gelen de sözünü tutmuş. Central Park’ın Central Park olmasının ve de öyle kalmasının sebebi nedir? Ben size söyleyeyim, seçim sandığıdır. Oralarda kentte yaşayanların hayat kalitesini arttıran eserler yaratan seçim sandığının buralarda rant yaratmasını engellemek de artık hepimizin görevi olmalıdır. Ben size boşuna, “Faiz rantı haram da arsa rantı helal midir?” diye sormuyorum. Türkiye, aynı Amerika’nın iki yüzyıl önce tamamladığı gibi, sermaye birikim sürecinin o ilk aşamasını tamamlamıştır. Dama çıkanların sayısı yeterince arttığına göre artık merdiveni çekme zamanı gelmiştir. Arsa rantı artık vergiye tabi olmalıdır.

 

Güven Sak – Radikal

 

 

ÇED muafiyeti tasarısı TBMM önünde protesto edildi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi üyeleri TBMM Dikmen Kapısı önünde, bugün TBMM’de görüşülecek olan ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) muafiyet tasarısını protesto etti. Hükümetten bu tasarının tümden geri çekilmesi istendi.

Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanıp Meclis’e sunulan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na gizlenen bir madde ile Danıştay’ca defalarca iptal edilen ÇED muafiyeti tasarısı ve torba yasanın tamamı Yeşiller/Sol üyeleri tarafından protesto edildi.

Ankara İl Eş Sözcüsü Akın Atauz ve Ankara İl Sekreteri Gülnur Öztaş tarafından okunan açıklamada;  “Bu yasa geçtiğinde iktisadi adalet, söz adaleti ve çevre adaleti biraz daha hırpalanacak” denilerek tüm milletvekillerini bu yasayla gelen adaletsizliklere ve yasayı torbalaştırarak eklenen 11. maddeye karşı çıkmaya; hükümeti de yasayı tümden geri çekmeye çağrıldı.

Açıklama sonrasında 2 gündür devam eden imza kampanyasında toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi. Kampanya hala devam ediyor.

Açıklamanın tamamı şu şekilde:

SSGSS YASAI GERİ ÇEKİLSİN

HİÇBİR FAALİYET ÇED’DEN VE HALKIN KATILIMINDAN MUAF TUTULASIN

 

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, TBMM’de görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nı ve bu yasayı torbalaştırarak eklenen ÇED muafiyetinin genişletilmesi maddesini, adil bulmuyor, gerçekçi bulmuyor, bu ülkenin in insanlarına, özellikle en yoksul ve en korumasız durumda olan insanlarına ve doğasına, canlı bütün varlıklara karşı bir tehdit olarak görüyor.

Yeşiller ve Sol gelecek Partisi, her şeyden önce,

çevre adaletiyle, doğanın ve canlı yaşamın tahrip edilmemesini,

iktisadi adaletle, onurlu ve insanca, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çalışma yaşamını,

söz adaleti ile de, toplumun demokratik katılımını, yani gelecekle ilgili belirlemelerde sivil toplumun sözünün dinlenmesini,

öngörüyor. Oysa bu yasa, bu adalet istemlerinden hiç birisini karşılamıyor ve çevrenin, büyük devlet projeleri eliyle acımasızca yok edilmesini hızlandırmak ve güçlendirmek istiyor.

Bu yasa geçtiğinde iktisadi adalet biraz daha hırpalanacak. Çünkü bu yasa ile

Sağlık, hak olmaktan çıkarılıyor, bir tür kişisel tüketim olarak piyasa koşullarına göre sunuluyor,

Sağlık hizmetlerinin kapsamının daraltılıyor ve sağlık satın alınan bir hizmet oluyor,

Sağlık hizmetlerinin finansmanı büyük ölçüde hastaya yükleniyor,

Ödeyebilenler, genişleyecek olan katkı paylarına katılmak zorunda kalıyor,

Sağlık güvencesi yetersiz olanlar, işsizler, kayıt dışı sektördeki küçük şirketlerde çalışanlar, tarım kesimindeki düzensiz gelir sahipleri ve primini sürekli ve düzenli ödeyemeyecek durumda olan on milyonlarca yurttaş, sağlık güvencesinden mahrum kalıyor, GSS’nin dışına itiliyor ve

GSS, eşitsizliği artıran bir sistem oluyor.

Bu yasa geçtiğinde, söz adaleti biraz daha hırpalanacak. Çünkü bu yasa hazırlanırken,

Çalışanların ve sağlık hizmetlerine en çok ihtiyacı olan kesimlerin, sivil toplum örgütlerinin sözleri dinlenmiyor,

Az ya da çok bir çevresel denetim yolu olan ve halkın çevresel konularda tam ve doğru bilgi alabildiği, yatırım kararlarıyla ilgili sözünü söyleyebildiği bir zemin olan ÇED süreçleri, Yasa’nın 11 madde ile toplumdan kaçırılıyor,

“Reddi reddederiz” mantığı, tüm yönetim teşkilatına bulaştırılıyor.

Bu yas geçtiğinde, çevre adaleti biraz daha hırpalanacak. Çünkü bu yasa ile

Bakanlık, termik santraller, havaalanları, demiryolları, otoyol ve otobanlar, 3. Boğaz Köprüsü, 3. Havalimanı, Akkuyu nükleer santrali, Ilısu Barajı gibi pek çok projenin ÇED raporu olmadan yapılmasının ve böylece, ortaya çıkacak çevresel risklere karşı ve iş güvenliği/ sağlığı sorunlarında önlem alınmamasının önünü açıyor,

Ekonomik bir getirimi var diye halkın sağlığını, sağlığın çevre ile olan ilişkisi ve doğanın kendi değerlerini ve doğayı gelecek kuşaklara sağlıklı bir biçimde aktarmanın önemini görmezden geliyor,

Doğayı kirletecek ve ciddi denetimsizlikler yaratacak bu yasa maddesi ile iklim adaletine karşı büyük bir suç işleniyor.

TBMM’deki bütün vekilleri, bu yasayla gelen adaletsizliklere ve yasayı torbalaştırarak eklenen 11. Maddeye karşı çıkmaya çağırıyoruz.

Yasanın geri çekilmesini istiyoruz.

Yeşiller/Sol Ankara

Kupa finali Fırat Aydınus’un

0

Fenerbahçe ile Trabzonspor arasındaki Türkiye Kupası final maçını Fırat Aydınus yönetecek.

51. kez düzenlenen Ziraat Türkiye Kupası’nın final maçında düdük çalacak hakemeler Merkez Hakem Kurulu tarafından açıklandı.

TFF’nin internet sitesinden yapılan açıklamada, 22 Mayıs Çarşamba günü saat 20:45’te başlayacak maçın hakeminin FIFA kokartlı isim Fırat Aydınus’un olacağı ilan edildi.

Aydınus’un yardımcılıklarını Serkan Ok ve Aleks Taşçıoğlu yapacak. Tolga Özkalfa ise dördüncü hakem olarak görev alacak.

Kupa finali Ankara 19 Mayıs Stadı’nda oynanacak.

 

Karlı etabı Giovanni Visconti kazandı

0

İtalya Bisiklet Turu’nun 15. etabını Giovanni Visconti kazanırken, genel klasman lideri Vincenzo Nibali takipçileri ile farkı korumayı başardı.

İtalya Bisiklet Turu’nun Cesana Torinese ile Col du Galibier Valloire arasında koşulan 15. etabını 148 kilometrelik etabın galibi 4:40:48’lik derecesiyle İtalyan Giovanni Visconti oldu. İtalyan sporcunun 42 saniye ardından ikinci Carlos Betancur olurken kürsüyü ise Prezemyslaw tamamladı.

Genel klasman lideri Vincenzo Nibali yarışı yedinci sırada tamamlarken takipçisi Cadel Evans da aynı sürede yarışı bitirince klasmanda zaman farklı açılmadı.

İtalyan Nibali toplamda 62:02:34 ile genel klasman liderliğini sürdürürken onu 1:26 farkla Cadel Evans takip ediyor. Genel klasmanda üçüncü sırada liderin 2:46 dakika gerisinde Team Sky’dan Rigoberto Uran bulunuyor.

31 Mayıs’ta Metin Lokumcu için Hopa’ya

31 Mayıs 2011’de AKP mitingine gelen Tayyip Erdoğan’ı protesto eden halka karşı polisin kullandığı gaz sonucu yaşamını yitiren Metin Lokumcu ölümünün ikinci yıldönümünde Hopa ve Kemalpaşa’da anılacak.

TMMOB’ye bağlı Odaların Lokumcu ailesi ile birlikte sürdürdüğü çalışmalar sonucunda bu yıl anma etkniliklerinde Anıt Mezar açılışı da yapılacak.

Ailesi ve düzenleyici Odalar adına TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Harita Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Makina Mühendisleri Odası Ankara Şubesi ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından yapılan çağrı şöyle;

DAVETİMİZDİR, ÇAĞRIMIZDIR!

Dün Karadeniz’in şair ceketli çocuğunu uğurladık Hopa’da.
“Bu gün su olmazsa yaşam olmaz,
Siz bizim yaşamımıza kastedenlersiniz”
diye mücadele eden emekçi devrimci öğretmenimizi uğurluyoruz Hopa’da Kemalpaşa’da.

Bilimi ve tekniği halkın hizmetine sunan, meslek ve meslektaş sorunlarının halkımızın sorunlarından ayrılamayacağını benimseyen TMMOB bu güne kadar tüm hak mücadelelerinde, ülkenin demokratikleşmesi için yürütülen tüm çalışmalarda yer almıştır. Son yıllarda AKP siyasal iktidarının tüm alanları vahşi kapitalizmin hizmetine sunmak için uyguladığı politikalar yeraltı yer üstü kaynaklarımızın, doğamızın, ormanımızın ve suyumuzun ticarileşmesinin önünü açmıştır.

Karadeniz’de halkımızın yaşam kaynağı olan suların üzerine zincir zincir halka kuran, Loç Vadisi’ni yok eden, Atatürk Orman Çiftliği’ni talan eden, Haydarpaşa, Taksim ve nice tarihi dokuyu ticarileştirerek talan eden AKP iktidarı, tüm bunları sermayenin hizmetine sunmak için halkımızın üstüne faşist uygulamalarını insan canına kastedecek şekilde her gün arttırarak varlığını devam ettiriyor.

Metin Lokumcu bu şiddete karşı mücadelenin adıdır. Deresine zincir vurmaya çalışanlara inat, suyumuzu, havamızı ticarileştirenlere inat, özgürlükleri yok sayanlara, emeğini sömürenlere, baskıya ve zulme inat AKP ‘ye karşı canı pahasına verilen mücadelenin simgesidir.

Bu mücadele yaşama karşı sorumluluğumuzun bir parçası, onun sürekliliğini sağlamak gelecek kuşaklara bellek bırakacak şekilde taşımak amacıyla Metin Lokumcu anısına deresini suyunu, havasını savunanları ve tüm özgürlük, bağımsızlık mücadelesinde aramızdan ayrılan devrimci demokrat yurtsever değerlerimizi ifade edecek, “Metin Lokumcu için açılan anıt mezar yarışması” Füsun Kavalcı ve Hüseyin Erol’un ürettiği eserle kalıcılaştı. Bu kalıcı eserin Metin Lokumcu’nun yetiştiği topraklarda yeniden hayat bulması için Hopa’da ve Kemalpaşa’da düzenlenecek anma etkinliğine desteğiniz ve katılımınız bizleri onurlandıracaktır.

METİN LOKUMCU ANITMEZAR AÇILIŞI VE ANMA ETKİNLİKLERİ PROGRAMI
31 Mayıs 2013
11:00 Toplanma -Hopa
11:30 Yürüyüş
12:30 Anma Programı (Hopa Meydanı)
13:30 Kemalpaşa’ya Hareket
14:00 Sergi Açılışı – Kemalpaşa (Onurumuzdur-Suların kardeşliği – Hazırlayan Mehmet Özer)
14:30 Mezar Yürüyüşü ve Anıt Mezar Açılışı
18:30 FORUM: Metin Lokumcu’nun Dostları Anlatıyor (Yer: Dereiçi Köyü İlkokul bahçesi / Metin Lokumcu Evi)

Çağrıcılar
Lokumcu Ailesi,
Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi,
Harita Mühendisleri Odası Ankara Şubesi,
İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi,
Makina Mühendisleri Odası Ankara Şubesi
Mimarlar Odası Ankara Şubesi

(muhalefet)

Esat: ‘Gelecek yılki seçimlere kadar istifa etmiyorum’

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat, gelecek yılki seçimlere kadar istifa etmeyeceğini açıkladı.

Beşar Esat, Arjantin’in Clarin gazetesine demeç verdi. Demeç, Amerika ve Rusya’nın, Suriye krizinin çözümü için muhalefet ve Esat rejimi yetkililerini bir araya getirme yönünde uzlaştıkları planın ardından Şam hükümetinden gelen ilk resmi tepki oldu.

Washington ve Moskova, Suriye krizinde karşıt tutumlara sahip. Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry, iki hafta önce Moskova’ya giderek, Suriyeli tarafları bir araya getirme planları üzerinde anlaşmıştı. Önceki gün Washington’da Başkan Barack Obama’yla görüşen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Cenevre’de bu amaçla bir uluslararası konferans düzenlenmesi önerisine sıcak baktığını açıklamıştı.

Bu arada Suriye devlet televizyonu, Şam’da bir araca konan bombanın patlaması sonucu üç kişinin öldüğü, beş kişinin de yaralandığını haber verdi. Ama muhalefete bağlı Suriye İnsan Hakları İzleme örgütü patlamada sekiz kişinin öldüğünü bildiriyor. Ölü sayısı bağımsız kaynaklarca doğrulanamıyor.

İki yılı aşkın bir süre önce Beşar Esat yönetimine karşı başlayan isyan ve daha sonra iç savaşa dönüşen Suriye’deki şiddet olaylarında 70 binden fazla kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

(VOA)

TİKKO kurucusu Kaypakkaya´yı anma etkinliğinde olay

Çorum’da TİKKO örgütünün kurucusu İbrahim Kaypakkaya, ölümünün 40’ıncı yılında mezarı başında anma töreninde olay çıktı. Jandarma, göstericilerin linç etmek istediği sivil polisi havaya ateş açarak kurtardı.

İbrahim Kaypakkaya’yı anma etkinliğine katılmak için Bursa Ankara , Amasya, Çorum’dan otobüslerle gelen yaklaşık 500 kişi, Karakaya Köyü mezarlığına geldi. Jandarma, mezarlık girişinde kimlik kontrolü yapmak isteyince kalabalık ‘Devrim şehitleri ölümsüzdür’ sloganları atarak önce Çorum- Ankara karayolunu trafiğe kapattı. Ardından jandarmanın kurduğu barikatı aşarak mezarlığa girmek isteyen grup, bu sırada kamerayla çekim yapan sivil polisi linç etmek istedi. Tarlalar arasındaki kovalamaca sırasında jandarma havaya ateş açarak polisi linçten kurtardı.

OLAYIN ARDINDAN JANDARMA BÖLGEDEN ÇEKİLDİ

Çorum Jandarma Komutanı Albay Hakan Saraç’ın girişimiyle gerginliğin daha da tırmanmaması için jandarma bölgeden çekildi. Kalabalık da mezarlığa girerek İbrahim Kaypakkaya’nın mezarı başında anma töreni yaptı. Saygı duruşunda bulunan kalabalık, yapılan konuşmaların ardından yine geldikleri otobüslere binerek bölgeden ayrıldı.

(Ajanslar)