Ana Sayfa Blog Sayfa 4307

‘Behzat Ç. sansürsüz devam edecek’

Geçtiğimiz Cuma günü biten Behzat Ç adlı dizinin başrol oyuncusu Erdal Beşikçioğlu, “Behzat Ç. sansürsüz devam edecek” dedi.
Özellikle AKP ve MHP’lilerin yoğun saldırılarına uğrayan, RTÜK tarafından birçok kez para cezası verilen televizyon dizisi Behzat Ç. geçtiğimiz günlerde sona erdi.

Dizinin başrol oyuncusuErdal Beşikçioğlu, dizinin son bölümünün ardından Söz Sende adlı programda Balçiçek İlter’in sorularını yanıtladı.

Gazeteciler.com’un haberine göre, Beşikçioğlu, şu ifadeleri kullandı:

Behzat Ç.’nin bitmesine hiç üzülmedim. Çünkü 3 yıl boyunca evlere bir şekilde konuk olmak için kendimizi zorladık biz. Saat 20:00’de başlayan bir iş 22:00’ye geldi, 23:00’e geldi, yaş sınırı konuldu. En çok biplenen dizi de Behzat Ç. Suçluların arasında yaşayan bir adamın beyefendi diye konuşması inandırıcı olur mu? Buna o gözle bakmak gerek.

Behzat Ç. bitmedi. Televizyonda özgür bir söylem içerisinde olmamız çok güç, bu yüzden bu mecrada istediğimiz işi yapmamız mümkün değil. Son bölümü çektikten sonra Serdar Akar’la 8-10 salonlu sinemalar var, bütün bir yıl boyunca bir salonu bize tahsis etsinler, her ay bir tane Behzat Ç. çekip bu salonlarda sansürsüz olarak seyirciyle buluşturalım diye konuştuk. Serdar Abi, dizinin yapımcısıyla da senaristlerle de konuşacaktır. Ancak hepsinden önce Ankara Yanıyor’u çekip sinemada ne kadar özgür olduğumuzu görmemiz lazım.

(sol)

ÇED muafiyetinin yasalaşmaması için imza kampanyası

Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanıp Meclis’e sunulan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na gizlenen bir madde ile Danıştay’ca defalarca iptal edilen ÇED muafiyeti yasallaştırılmaya çalışılıyor. 17 Mayıs Cuma günü yasanın ilk 8 maddesi onaylandı. ÇED muafiyeti getiren 11. madde ise 20 Mayıs Pazartesi günü saat 14:00’da TBMM Genel Kurulu’nda oylanacak.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi eş sözcüsü Sevil Turan, doğayı geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip edecek projelerin halkın söz sahibi olmaksızın hayata geçirilmesi anlamına gelen bu düzenlemenein yasalaşmaması için Change.org üzerinden bir imza kampanyası başlattı. İki günde binbeşyüz doğa korumacının imza attığı kampanya mecliste grubu bulunan tüm partilerin başkan vekilleri ile Çevre Komisyonunu oluşturan tüm milletvekillerini muhatap alıyor.

Türkiye, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ile 1993 yılında ÇED Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesiyle tanıştı. Son yıllarda da siyasi iktidarların uyguladığı ekonomik politikaların sonucu olarak var olan koruma hukuku ortadan kaldırılıyor, bu arada ÇED Yönetmeliğinde de istisnalar kaide haline getirilmeye çalışılıyor.

ÇED muafiyeti yasalaşırsa hükümet halkın ve tabiatın karşılaşacağı doğa tahribatına bakmaksızın 3. Köprü, Ilısu Barajı ve nükleer santraller gibi projeleri hayata geçirme imkanına sahip olacak

ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) yaşam alanlarımızı koruyabilmenin şu anda yegane yolu olarak görünüyor. AKP hükümeti ÇED muafiyeti getirerek yaşam alanlarımnıza, suyumuza, doğamıza, hayatımıza engel tanımadan müdahale etmek amacında.

ÇED muafiyetinin yasalaşmaması için sen de imza kampanyasına katılmak istiyorsan buradan destek verebilirsin

TBMM önünde eylem

TBMM Genel Kurulu’nda bugün saat 14:oo’de oylanacak torba yasa öncesinde Yeşiller ve Sol Gelecek Ankara İl Örgütü bugün ÇED muafiyetinin yasalaşmaması için bir protesto eylemi düzenliyor.

“TBMM Önüne Gidiyoruz: Torbaya Gizlenen Doğa Yıkımı Tasarısı Geri Çekilsin” çağrısı ile düzenlenen eylem TBMM Dikmen Kapısı önünde saat 12:30’da gerçekleşecek

Yeşiller/Sol’dan basın açıklaması, “Hiçbir Faaliyet ÇED’den ve Halkın Katılımından Muaf Tutulamaz”


Yeşiller ve Sol Gelecek 17 Mayıs Cuma günü, yasanın ilk 8 maddesinin oylanmasının hemen ardından bir basın açıklaması ile ÇED’e getirilmeye çalışılan muafiyetin yasalaşmaması için gereken her türlü tedbirin parti tarafından alınacağını açıklamıştı.

Parti genel eş sözcüleri Sevil Turan ve Arif Ali Cangı’nın imzası ile yayınlanan basın açıklamasının tam metnine buradan ulaşmak mümkün.

(Yeşil Gazete)

 

[Özel Haber] Nehirler Konferansı’ndan ortak mesaj: “Barajlar yıkılsın, Nehirler özgür aksın”

Doğa Derneği ve DAMOCRACY[1] hareketi işbirliğiyle düzenlenen Dünya Nehirler Konferansı[2]’nda suyu, yaşamı ve kültürü koruma dayanışması için yerli halklar, uluslararası sivil toplum örgütleri Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde 18 Mayıs’ta, bir araya geldi.

Konferansta, Brezilya’nın Amazon bölgesinde baraj karşıtı mücadeleleri ile dünya çapında tanınan Kayapo yerlileri başta olmak üzere, Irak, Kenya, Arjantin, ABD ve AB’den katılımcılar yer aldı.Konferansta, katılımcılarla birlikte su için, doğa için birliktelik mesajı verildi.

“İnsani değerleri ve yaşamı korumak istiyoruz”

Brezilya’da Xingu Nehri’ne yapılması planlanan Belo Monte Baraj[3] Projesi’ne karşı mücadele eden Kayapo[4]lardan, Megaron Txucarramae, inançlarınca nehrin kutsallığını aktardı, gösterilenden daha fazla baraj yapımının planlandığını eğer hayata geçerse hayatlarını eskisi gibi yaşayamayacaklarını ifade etti.

Brezilya’nın enerji sorunu olmadığını, enerji israfının sorun olduğunu ekleyen Txucarramae, bir nehre baraj yapıldığında eskisi gibi olamayacağını söyledi. Orada yaşayan canlıları nereye koyacaklarını da soran Txucarramae, hükümetin ILO 169. madde gereğince,yerli halkları ve onların kültürlerini koruması gerektiğini ancak bunu yapmadığını, aksine müteahhitleri, maden şirketleri adına hareket edildiğini ve onların korunduğunu ifade etti. Kendi gelenekleriyle yaşamlarını sürdürmek istediklerini söyleyenKayapolu kabile şefi Txucarramae: “Direneceğiz, buna izin vermeyeceğiz” dedi.

Kabile şefi Megaron’un kızı Mayalu Txucarrama “Barış içinde birleşmiş sevgili kardeşlerim” diye başladığı konuşmasında, yaşam hakkının engellendiğini, kendilerinin insani değerleri ve yaşamı korumak istediklerini belirtti.

Brezilyanın yerli hakından Kayapo kabile şefi Megaron ve kızı Mayalu Txucarrama

“Nehir bize günlük yaşamımız için her şeyi verir. Dünya üzerinde herşeyin bir ruhu olduğu bize öğretildi.” şeklinde konuşan Mayalu Txucarramae, “Hükümetin teklif ettiği paraları istemiyoruz. Doğa satın aldığınız her şeyden daha önemli. Nehirler için neden bu kadar uğraşılıyor diye sorabilirsiniz. Sular taze, güçlü, yaşamsal, yaşam için gerekli. Yaşam, doğanın bir sonucu.” dedi

“Doğa son derece güçlü ve dirençli”

Irak Doğa Derneği Başkanı AzzamAlwash ise, Basra’daki durumu aktaran bir sunum yaptı. AzzamAlwash, coğrafyanın insanın üzerinde olduğunu vurgulayarak, doğanın güçlü ve son derece dirençli olduğunu belirtti. Ilısu Barajı projesi tamamlanırsa Basra bataklıkları yeniden kuruyacağını ve binlerce insanın yerinden edileceğini söyleyen Alwash, nehirler için birlikte hareket etmenin öneminden söz etti.

“Barajlar temiz enerji değildir”


Dünya Nehir Örgütü’nden JasonRainey ve Avustralyalı yönetmen UlrichEichelmann[1] barajların etkileri konusunda bilgi aktarımında bulundular. Barajların temiz enerji olarak sunumunun karşısında, aslında karbon salınımı olmadığı için temiz adledildiği; ancak metan gazı salınımı olduğu eklendi.

JasonRainey, nehirlerin barajlanmasının kültürlere etkilediğini söyledi. UlrichEichelmann ise, barajların su kaybettirdiğini ve iklim değişikliğiyle birlikte bu kaybın daha da artacağına değindi.

Konuşmalardan diğer başlıklar:

Amazon Watch Brezilya Kampanya Koordinatörü ChristianPoirier:  “Nehirler damarlamızdır. Barajlar damarlarımızı kesiyor.”

Su Hakkı Kampanyası Koordinatörü Dr. Akgün İlhan: “Su bir yaşam hakkıdır.Su hakkı büyük bir tehlikeyle karşı karşıya.”

Doğa Derneği Hasankeyf Kampanya Koordinatörü Dicle Tuba Kılıç: “Bütün nehirler birbirine bağlı. Ilısu barajı, Mezopotamya’yı etkileyecek.”

Patagonya’dan Mapuçi halkının lideri Moira Millan: “Bütün nehirlerin bir şarkısı vardır. Nehirlerin sesleri susturulduğunda, insanların da sesleri susturulur.”

Turkana Gölü Kardeşliği’nden Joshua Angelei: “Kalkınma ancak sosyal adalet çerçevesinde gerçekleşmelidir.”

Dünya Nehirler Konferansının uluslararası katılımcıları 20 Mayıs Pazartesi günü Diyarbakır’ı, 21 Mayıs Salı günü ise Hasankeyf’i ziyaret edecek.

[1]Kanadalı yönetmen ToddSouthgate, dünyanın en çok tartışılan iki baraj projesi olan Brezilya’daki Belo Monte ve Türkiye’deki Ilısu’yu konu alan bir belgeseli Damocracy izlemek için: http://dogadernegi.org/damocracy-izle.aspx

[3]Belo Monte Barajı yapılırsa eğer, 40 bin insan yerinden edilecek. 688 km2 lik yağmur ormanı su altında kalacak. Balıkçılık etkilenecek, nehir ulaşımı sekteye uğratılacak. Belo Monte için çevre etki değerlendirme raporu şirketler tarafından hazırlandı. 2012’de proje kapsamında kabilelere danışılmadığı için baraj projesinin askıya alınması kararı çıkmıştı ancak; federal mahkeme yerel mahkemenin bu kararını iptal etti. Baraj için 15 ayrı suç duyurusu yapıldı.

[4]Kayapolar, nehrin kuzeyinde yaşıyorlar, orada 18 etnik grup var, 25 bin yerli yaşıyor.

Haber: Büşra Akman

(Yeşil Gazete)

 

 

Boğazpınarlılar HES mücadelesinde yeni aşamaya hazırlanıyor

Mersin Kadıncık Vadisinde yapımı düşünülen Akhan I-II Regülatörü ve HES projesine karşı çıkan Boğazpınar köylüleri son gelişmeleri değerlendirmek üzere Cuma akşamı Tarsus’ta bir araya geldi. 2 Mayıs günü HES için ÇED olumlu kararının açıklanması üzerine köylüler kararın yargı yoluyla ÇED olumlu kararının iptali için çalışmalara başladı.

Avukatlar Semra Kabasakal ve Fevzi Özlüler’in de katıldığı toplantıda yargı süreci hakkında bilgilendirme yapıldı. Toplantıda söz alan Av. Semra Kabasakal, bu konuda Av. Fevzi Özlüer’in tecrübesine inandıklarını ve sürece katılmasının önemli olduğunu dile getirdi.

Av. Fevzi Özlüler ise ÇED sürecinin tamamlanması ile projenin başlaması için alınması gereken bütün izinlerin tamamlandığı gibi bir algının var olduğunu fakat projenin inşaatının başlayabilmesi için imar planı, ruhsat ve lisans gibi başkaca koşulların da yerine getirilmesi gerektiği konusunda katılımcıları bilgilendirdi. Dosya üzerinden yaptığı incelemeler sonucunda yargı yoluyla kazanımların elde edilebileceğinin gördüğünü belirten Özlüler diğer taraftan mücadelenin sorumluluğu ve yükünün büyük oranda Boğazpınar köylülerinde olacağını belirtti. Özlüler bu aşamadan sonra en az dört dava sürecinin kendilerini beklediğini de sözlerine ekledi.

Yargı Sürecinin Mali Yükü Ağır

Tarsus'taki toplantıya hem Boğazpınar köyünden hem de Mersindeki ekolojistlerden katılım yoğundu

İdari yargılama sürecinde keşif ve bilirkişi ücretlerinin yüksekliğine dikkat çeken Özlüler açılacak davaları ücretsiz olarak üstlenebileceğini ve bu durumu da bağlı olduğu Baroya bildireceğini ancak buna rağmen vekaletname ve dava harcı gibi masrafların da olacağını dile getirdi. Sorular üzerine Özlüler, yargılama sürecinde bilirkişilerin niteliğinin ve sayısının mahkeme heyeti tarafından belirlendiğini, idari yargılama sürecinde en yüksek maliyetin de bilirkişi masraflarından kaynaklandığını belirtti.

ÇED Sürecinde Neler Olmuştu?


Akhan I-II Regülatörü ve HES Projesi için ÇED sürecine halkın katılımı toplantısı 2 Ekim 2012 günü yapılmış ve köylülerin protestosuna sahne olmuştu. İlan edilen yer ve saatte yapılamayan toplantı için başka bir yerde tutanak düzenlenmiş ve toplantı yapılmış gibi süreç devam ettirilmişti.

Kadıncık Vadisinde daha önce inşa edilen Gök HES nedeniyle Boğazpınar köylüleri tarımsal ürünlerin zarar gördüğünü, Vadiye ulaşımlarının engellendiğini ve yaban hayatının etkilendiğini görmüştü. Bu defa ÇED süreci boyunca her aşamada itirazlarını dile getirmeyi ihmal etmediler. Halkın katılımı toplantısındaki usulsüzlükler bir tarafa ÇED sürecinde yaptıkları hiçbir itiraz ne rapora yansıdı ve ne de süreçte karşılık buldu. Nihayetinde Bakanlık tarafından verilen ÇED Olumlu kararı 2 Mayıs 2013 günü Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü internet sitesinde duyuruldu. Bu aşamada ÇED Olumlu kararının iptali için 60 gün içinde idari yargıya başvurmak gerekiyor.

Ekolojistlerden Destek

Toplantıya Mersin’den katılan ekolojistler ise Boğazpınar halkının yalnız olmadığını, doğanın talanın karşı durmak söz konusu olduğunda, mücadelenin her aşamasında Boğazpınar köylülerinin yanında olacaklarını ilettiler.

Direniş Kararı

Boğazpınarlı kadınlar da HES karşıtı mücadelenin en ön saflarında yer alıyor

Boğazpınar köylüleri toplantıda HES projesini engellemek için yasal haklarını sonuna kadar kullanmaya, projeyle ilgili izin ve ruhsatların iptali için yargıya başvurmaya karar verdiler. İnşaat başladıktan sonra geri dönüşü imkansız zararlara neden olacağın için yargı süreci bitmeden inşaat çalışmalarına izin vermeme kararı aldılar. Köylüler adalete güvenlerini bu vesileyle bir kez daha dile getirdiler.

Haber ve Fotoğraflar: Yılmaz Kilim

(Yeşil Gazete)

İklim değişikliği tüm bitkilerin yarısını, hayvanların ise üçte birini yok edecek

İngiltere East Anglia Üniversitesinin yaptığı iklim çalışmasına göre mevcut karbon salım artma değerleri devam ettiği takdirde dünyada varolan bitki türlerinin yarısı ve hayvan türlerinin 1/3’ü 2080 yılına kadar yaşam alanlarının yarı yarıya azalması tehlikesi ile karşı karşıya.

Geçen hafta Pazar günü yayınlanan raporda, insan eliyle yaratılan sera gazlarının, 18. Yüzyıl sanayi devrimi öncesi dönemle karşılaştırıldığında 2100 yılına kadar dünyanın 4 derece ısınması sonucunu doğuracağına dikkat çekiliyor.

Görülmemiş bir hızla artan sıcaklılar türlerin yaşayabilecekleri iklim aralığını olumsuz etkileyeceğinden birçok tür üzerinde şok etkisi yaratacak.

48.786 tür üzerinde inceleme

Araştırma kapsamında East Anglia Üniversitesi araştırmacıları 48.786 tür üzerinde inceleme yaptı ve karbon dioksit emisyonlarının yaşadıkları iklim aralığını nasıl etkileyeceğini gözlemlediler.

Araştırma sonuçlarına göre bitki türlerinin %55’i ve hayvan türlerinin %35’i 2080 yılına kadar artan karbon emisyonları sebebiyle yaşam alanlarının yarı yarıya azaldığını görecekler. Değerler göz önüne alındığında artan sıcaklıklar sebebiyle türlerin göç kabiliyetlerinde artmalar meydana gelebilir.

Aynı araştırma sonuçlarına göre en fazla tehlike altında olan türler amfibiyanlar (hem karada hem de denizde yaşayan hayvanlar) ve sürüngenler olarak belirtirken en fazla tehlike altında olan bölgeler Sahraaltı Afrika, Orta Amerika, Amazonlar ve Avustralya olarak sıralandı.

Baş araştırmacı Rachel Warren tahminlerin sadece artan küresel ısı derecelerine dayandığını, iklim değişikliğinin sebep olacağı diğer faktörler de işin içine katıldığında yıkımın çok daha fazla olmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti.

İklim değişikliğinin diğer etkileri olan fırtınalar, kuraklıklar, seller ve zararlı böcekler sorunu daha da büyütecek.

Warren basın toplantısında özellikle bitkilerden sağlanacak besinlerde yaşanacak kaybın hayvan türlerindeki azalmayı daha çok etkileyeceğini düşündüklerini belirtti.

Nesli tükenme tehlikesi altında olan türler; su ve hava temizliği, sel kontrolü, besin zinciri ve eko-turizm gibi konularda etkin rol oynadıklarından, kayıplarının insanlar üzerinde zincirleme etki yaratması bekleniyor.

Nature Climate Change’de yayınlanan çalışmaya göre bir umut ışığı var.

Eğer karbon emisyonları 2016 yılında maksimum seviyeye ulaşır ve o andan itibaren yıllık %3-4 oranında düşerse 2100 yılın ısınma seviyesi 2 C (3,6 F) de kalır ve bu karbon emisyonlarının normalde beklenen etkisini 60% oranında engeller.

Fakat eğer tepe noktasına ulaşması 2021 yılını bulursa, 2 C’ lik artışın yakalanması için emisyonların yıllık %6 oranında düşmesi gerekir ki bu da enerji kontrolü için daha çok çaba sarfedilmesi anlamına gelir.

Bir diğer senaryo ise emisyonların 2030 yılında tepe noktasına ulaşarak yıllık %5’ lik bir düşüşle ısınmayı 2,8 C (5 F) de tutması ve olağan kayba kıyasla iklim aralığı kaybının %40 azalması.

Birleşmiş Milletler uluslararası iklim toplantılarında 2c artış hedefini koyarken 2015 yılına kadar karbon emisyonları ile ilgili yeni bir anlaşma yapmayı ve 2020 yılında kadar bunu yürürlüğe sokmayı hedeflemişlerdi.

Ama ne yazık ki görüşmeler beklenen hızda ilerlemiyor ve gelişmekte olan ülkelerde kömüre dayalı enerji kullanımı sebebiyle emisyonlar birçok bilim insanını, gezegenin bu yüzyıl sonunda 3 C veya 4 C’ lik (5,4- 7,2 F ) ısınmaya ulaşacağı sonucuna götürüyor.

Bu yeni çalışmaya göre iklim aralığının kaybı türlerin kaybolma riskinin daha da artmasına sebep olacak.

Nobel ödüllü Milletlerarası İklim Değişikliği Paneli araştırmalarına göre sıcaklık artışı sanayi öncesi döneme göre 2-3 C’nin (3,6 F-5,4 F) üstüne çıkarsa bilinen türlerin %20-%30’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelecek.

Haber: Gizem Hasırcıoğlu

(Yeşil Gazete, AFP, Raw Story)

 

Türk Günü yürüyüşünde Fair Play mesajı

ABD’nin New York şehrinde, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu tarafından bu yıl 32.’si düzenlenen Geleneksel Türk Günü Yürüyüşünde bir ilke imza atıldı. New York’ta kurulu Fenerbahçe USA ve Galatasaray USA, ikişer temsilcisi ile 19 yaşında öldürülen Burak Yıldırım için ”Formalardan Ter Aksın, Kan Değil, Spor Kardeşliktir” pankartıyla birlikte yürüdü.

Yine Galatasaray USA’nin girişimi ile Amerika’da dernekleri bulunan Fenerbahçe USA, Beşiktaş USA, Trabzon USA, Karşıyaka USA, Eskişehir USA ”Sporda şiddet, provokasyon ve ırkçılığa karşıyız. Dostluk ve samimiyetin taraftarıyız” pankartı açtı.

Haber: Cemil Özyurt

(Yeşil Gazete)

TRT’den Eurovision’a “ahlak” ayarı

İsveç’te yapılan ve Türkiye ’nin katılmadığı 58. Eurovision Şarkı Yarışması’nda, Danimarka’dan katılan sanatçı Emelia de Forest, seslendirdiği ‘Only Teardrops’ şarkısıyla birinci oldu.

Finlandiya adına yarışmaya katılan Krista Siegfrids, "Marry Me" (Evlen benimle) şarkısı sırasında temsili bir evlilik töreninde vokalisti ile öpüştü

Türkiye, 58. Eurovision Şarkı Yarışmasına katılmamakla kalmayıp Eurovision’a ilk katıldığı yıldan bu yana ilk defa yarışmayı TRT’ten yayınlama geleneğini de bu sene için rafa kaldırdı. TRT’nin Eurovision’u yayınlamama gerekçesi ise evlere şenlik, yarışmada bu sene gerçekleşecek şovların eşcinsel evliliklere destek verecek içeriklere sahip olması.

TRT’nin bu akıl tutulması hali yarışma programını avrupanın dört bir yanına sunan BBC spikerlerinin de dikkatinden kaçmadı, yarışmayı sunan spiker Finlandiya’nın sahne şovu sırasında “Türkiye bu şov yüzünden yarışmayı yayınlamadı” ifadesini kullandı.

İşte Finlandiyalı Krista Siegfrids’in’Marry Me’ isimli şarkısı

Yarışma bu yıl eşcinsel evliliklere destek vermek amacıyla sergilenen sahne şovlarıyla dikkat çekti. Finlandiyalı Krista Siegfrids, ‘Marry Me’ isimli şarkısını söylerken kadın vokalistiyle öpüştüğü performansı da gecenin konuşulan anları arasına girdi. Siegfrids sahne şovu sonrası yaptığı açıklamada ülkesi Finlandiya’nın geçen yıl eşcinsel evlilikleri yasaklayan bir kanunu geçirdiğini ve kendisinin bunu protesto etmek amacı ile sahne şovunda vokalisti ile öpüştüğünü açıkladı.

58’inci Eurovision Şarkı Yarışması’nda Danimarka adına yarışan Emmelie de Forest ‘Only Teardrops’ şarkısıyla 281 puan alarak birinci olurken, Azerbaycan 234 puanla ikinci, Ukrayna 214 puanla 3’üncü, Norveç ise 191 puanla 4’üncü sırada tamamladı.

(Yeşil Gazete, Daily Mail)

 

THY’de kaza: Uçağa ikram aracı çarptı!

Türk Hava Yolları’nda yaşanan grevi kırmak amacıyla tecrübesiz çalışanları sahaya süren THY yönetimi, bu hareketin ilk sonucunu aldı.

Türk Hava Yolları’nın (THY), İstanbul-Kahire seferini yapmak için son hazırlıklarını yapan TC-JSE kuyruk tescilli Airbus A-321 tipi yolcu uçağına dün saat 17.30’da DO&CO şirketine ait ikram yükleme aracı çarptı. Kaza sonucu uçağın arka bölümdeki ikram kapısında hasar meydana geldi. Kaza sonrası uçak seferden çekildi.

Reyhanlı’daki İslamcı çeteler: Silahları gece sivil Türklerden alıyoruz

Taraf gazetesi yazarı Amberin Zaman, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde “silahlı sakalı Suriyeliler” olarak bilinen Esad güçlerine karşı savaşanlarla konuştu. Zaman’ın konuştuğu kişiler, sivil giyinimli Türklerin gece yarısı, karanlıkta sınıra yakın bir bölgede kendilerine silah ve mermi verdiklerini söyledi.

Amberin Zaman’ın Taraf’ta “İşte silahlı sakallı Suriyeliler” başlığıyla yayımlanan (17 Mayıs 2013) yazısı şöyle:

İşte silahlı sakallı Suriyeliler

Onlarca vatandaşımızın hayatını yitirdiği Reyhanlı saldırısının ardından ilçede kol gezdikleri iddia edilen “silahlı sakallı Suriyeliler” söylentileri jet hızıyla yayılmaya başladı. Reyhanlı’da sığınmacıların yanı sıra muhaliflerin de yaşadığı ve örgütlendiği sır değil. Geçen yıl Suriye ordusundan kaçan bir general ile Reyhanlı’da mülakat yapmıştım. Evi muhaliflerle dolup taşıyordu. Ancak patlama sonrası geldiğim Reyhanlı’da bunca iddiadan sonra şu “sakallıların” izini yeniden sürmek gerekiyordu. Sürdüm ve de buldum.

‘Fizik Tedavi Rehabilitasyon Merkezi’

Bomba yüklü araçların patladığı kent merkezinin az aşağısında, kuytu bir binada… Binanın girişinde Türkçe ve Arapça olarak “Fizik Tedavi Rehabilitasyon Merkezi” yazılı bir levha asılı. Aralarında Arapça konuşan sakallı erkekler binanın içine girip çıkıyor. Ancak ne ellerinde ne bellerinde silah var. Koltuk değnekleri var. Kimisi topallıyor, kimisi tekerlekli sandalyede. Hepsi Suriyeli ve —biri hariç— Esad güçlerine karşı savaşırken yaralanmışlar. Türkiye’ye tedavi için gelmişler. Tekerlekli sandalyede olan adamın adı Imad Ali Khaled. 37 yaşında. Humuslu. Boynunda çekirdekten dizilmiş bir tespih var, elinde sigara. Gözleri kapkara, keder saçıyor. Bir ay önce gelmiş. Kaçak yollardan. El Faruk Tugayı’nda savaştığını anlatıyor. Geçtiğimiz günlerde YouTube’a düşen dehşetengiz videoda Suriyeli bir askerin göğsünü yararak kalbini çıkartıp yiyen Abu Sakkar isimli muhalifin komutanlığını yürüttüğü ve lügatimize yeni giren “ılımlı Selefi” diye tarif edilen El Faruk Tugayı’ndan bahsediyor. “Ilımlı” çünkü diğer İslami gruplardan farklı olarak hilafet düzenine sıcak bakmıyorlar. Tam anlamadım ya, neyse… İmad rejim güçleriyle çatışırken beline mermi isabet etmiş. Artık yürüyemiyor. Beş erkek kardeşi aynı şekilde savaşta hayatını yitirmiş. Mekanik şekilde not alıyorum. İmad birden sert bir tonla; “Karımı ve beş çocuğumu da o caniler öldürdü” diyor. “Onların ne suçu vardı?” Donup kalıyorum.

Yan masada temiz yüzlü bir genç oturuyor. Adı Hani El Agâh. O da Humuslu. Daha yirmi yaşında. “Benim de amcam ve iki kızını katlettiler,” diyor. “Askerliğimi yapıyordum derhal kaçıp Liva El Hak Tugayı’na katıldım.” Liva El Hak, El Faruk’la yakın işbirliği yapan bir örgüt. İdeolojileri de benziyor. Anladığım kadarıyla örgütlenme farklı figürler etrafında yapılınca isimler de farklı oluyor. Bu parçalı yapı muhalefetin en büyük zaaflarından biri.

Hani, iki ay önce Humus’ta Esad güçleriyle birlikte savaşan “İranlı Şiiler” tarafından vurulduğunu söylüyor. Ayağında karnında ve omzunda kurşun yaraları var. Otururken aslan gibi duruyor. Ayağa kalkınca birden çöküveriyor.

‘Hafif silahlar, mermi veriyorlar’

Hani koltuğuna yeniden oturtulunca cesaretimi toplayıp kritik soruyu atıyorum ortaya. “Türkiye’nin sizlere silah verdiği iddia ediliyor, doğru mu?” İlk cevap Hani’den. “Türkler bizim kardeşlerimiz. Dünya bizi yalnız bıraktı ama Türkler bize yardım ediyor.” Tekrar soruyorum: “Silah veriyorlar mı?” “Allah razı olsun,” diyor Hani. “Hafif silahlar, mermi veriyorlar.” Silahların nasıl ve nerede teslim edildiğini soruyorum. Bu kez adı Firuz El Zobhi olduğunu söyleyen biri cevap veriyor. Kolunda yılan gibi yürüyen ince ama derin bir yara izi var. O da El Faruk’tan. “Silahlar sınırın sıfır noktasında teslim ediliyor. Teslim eden Türkler sivil giysili” diyor. Ve ekliyor: “Teslimat gece yapılıyor.” “Tam olarak nerede peki?” “Sınırın muhtelif noktalarında,” derken Firuz aniden susuyor. Sorularımın artık şüphe uyandırdığını fark ediyorum. Oysa silah veren Türklerin devletle ilgilerinin olup olmadığını soracaktım. Havayı yumuşatmaya çalışıyorum. “Erdoğan’ı çok seviyorsunuz değil mi?” Hepsi birden rahmetli Erbakan gibi başparmaklarını kaldırıyor. “Erdoğan’ı çok ama çok seviyoruz, Şükran (teşekkürler) Erdoğan,” diyorlar Hani coşku dolu bir sesle.

Ama Türkiye’de birçok insan kendileri gibi rejime karşı savaşanlara radikal İslamcı etiketini yapıştırıyor ve burada bulunmalarından rahatsızlık duyuyor. Hükümet bu konuda yoğun eleştiri bombardımanına tutuluyor. Farkındalar mı? Söze giren kumral yakışıklı bir genç “Biz radikal değiliz biz sadece özgürlük istiyoruz,” diyor. Adı Muhammet El Musa. “Benim elim asla silah tutmadı mesela. Humus’ta üniversitede İngilizce edebiyatı okuyordum. Tarih 3 Ocak 2012. Sınavlardan eve dönüyordum. Sokakta telefonla konuşurken birden kendimi çırılçıplak hâlde hastanede buldum. Durup dururken beni sokak ortasında vurdular, beynim etkilendi artık doğru dürüst yürüyemiyorum. Geleceğim kayboldu, bundan sonra ne olurum hiç bir fikrim yok,” diyor. Musa’nın en sevdiği yazarlar Charles Dickens ve Emily Brontë, ama artık bol bol Kuran-ı Kerim okuyordur.

Birden orta yaşlı (ve evet sakallı) bir adam geliyor yanımıza. Adı Abu Abdo. Ayaklanmanın ilk günlerinde 14 yaşındaki oğlu muhaliflere katılmış. Çatışmada beyninden yaralanmış. O da yürüyemiyor. Acısını dindirmek için Abdo oğlunun durumunda olan Suriyelilere yardım etmeye karar vermiş. Sekiz ay önce Reyhanlı’daki fizik tedavi merkezini kurmuş. “Gel içeri gezdireyim seni” diyor.

50’ye yakın Suriyeli savaşçı tedavi görüyor

Çaktırmamaya çalışıyorum ama karşılaştığım manzara içimi iyice karartıyor. Rehabilitasyon merkezi demek için bin şahit lazım. Aletler gayet iptidai. Medikal havası veren tek şey masanın üstünde duran alçıdan yapılmış omurga modeli. Ama çocuklar büyük sebatla egzersizlerini yapıyorlar. “Eyvah, çocuklarım mı oldular şimdi. Ya kalbi yiyen yamyam, tarafsız kalman gerekiyor tarafsız” diye ikaz ediyorum kendimi. 50’ye yakın Suriyeli savaşçı burada tedavi görüyormuş. Reyhanlı’da kalacak yerleri olmayanlar merkezde yatıyor. Yerde. Doğru dürüst mutfak dahi yok. Abu Abdo merkezi Suriyelilerin finanse ettiklerini anlatıyor. Türk hükümeti nakdî herhangi bir yardımda bulunmuyormuş. “Bize kapılarınızı açmış olmanız yeterli” diyor Abu Abdo.

Tedavi görenler arasında El Nusra Cephesi’nden olan var mı? “Olur mu hiç” yanıtında bulunuyor Hani. “Onlar en güçlülerimiz, onlar canlı bomba, onlar içeride savaşıyorlar.” Birden gözleri doluyor “biz ise…” Odaya uzunca bir sessizlik çöküyor.

Tuzla’da tersanede patlama: 1 işçi öldü

0

Tuzla’da bir tersanede meydana gelen patlama sonucu 1 işçi hayatını kaybetti.

Tuzla Aydıntepe Mahallesi Tershaneler Caddesi üzerinde bulunan Tersan Tersanecilik’te sabah saat 05.00 sıralarında henüz bilinmeyen bir nedenle patlama meydana geldi. Patlama sonucu Ali Yakar isimli bir işçi hayatını kaybetti.

Olay yerine itfaiye, ambulans ve polis ekipleri sevk edildi. İlk bilgilere göre, hayatını kaybeden işçi Yakar’ın kaynak yaptığı sırada patlamanın meydana geldiği öğrenildi. Yakar’ın cesedi Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı.