Ana Sayfa Blog Sayfa 4286

Gezi Parkı, 3 Haziran Pazartesi, saat 18:30

Gezi’de şenlik devam ediyor. Taksim ve civarından günlerdir haber paylaşımı yapan. Atmosferi sürekli okurlarımıza yansıtmamızı sağlayan Yeşil Gazete’den Durukan Dudu 18:30 itibarı ile son durumu aktarıyor.

Foto 2 Haziran tarihli. twitterdan bulduk. Şimdi parkta Durukan'ın anlattığına bakılırsa tarihin en renkli cümbüşlerinden biri var
Foto 2 Haziran tarihli. twitterdan bulduk. Şimdi parkta Durukan'ın anlattığına bakılırsa tarihin en renkli cümbüşlerinden biri var

“Taksim Gezi Parkı’nda ünlü sanatçılar occupy hareketindeki gibi insan mikrofonu yöntemiyle çok ama çok güzel bir basın açıklaması yapıyor. İnsan mikrofonuna 1.000 kişi katılıyor.

Gezi, hiç olmadığı kadar şenlikli. Her köşede yemek, su, müzik, bando.

AKM tarafında az önce kimliği belirsiz kişilerce devrik bir araba ateşe verildi ama kimse bu provakasyona gelmiş gibi görünmüyor.

Şenlik devam ediyor”

(Yeşil Gazete)

 

Buğday Derneği, “Gezi Parkı dayanışması hepimiz için bir umut kaynağı oldu”

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, 31 Mayıs’ta direnişin tırmanışa geçtiği gün yaptığı basın açıklamasının ardından bugün de Gezi Parkı Direnişi ve katlanarak artan polis şiddeti hakkında bir basın açıklaması yayınladı.

Derneğin basın açıklamasının tam metni;

“Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmemesine yönelik barışçı direnişle başlayıp polisin müdahalesi nedeniyle tüm Türkiye’ye yayılan destek gösterileri, beşinci gününde polisin çekilmesiyle, paylaşımın hakim olduğu bir sivil dayanışma hareketine dönüştü.

Bütün bu eylemlerin yayılmasının ardında elbette baskı ve yasakların etkisi ve insanların bu yasaklara birikmiş tepkisi yatıyor. Bununla birlikte Buğday Derneği olarak çok temel, yaşamsal bir neden olduğuna da inanıyoruz.

Kent kültürünün tüketime yaslanması ve bunun ürettiği her türlü zihniyetin insan ve gezegenin doğasının sınırlarını zorlamasının yarattığı dönüşüm ihtiyacı.

Bu bir yanıyla eylemler sırasında AVM ve inşaat istemiyoruz cümleleriyle pek çok insan tarafından dile getirildi.

Kırsaldaki üretimlerin, üretim biçimlerinin ve dolayısıyla geleneksel köy yaşamının yok edilmesi, kentlerin bu denli kontrolsüzce büyümesi, temel ihtiyaçlarımızı değil gereksiz tüketimi özendiren AVMlerin de bir sembolü olduğu tüketim kültürünün bir sonucu.

Yüz binlerce insanın desteklediği eylemlerde bizim AVMlere ve yeni inşaatlara değil, kırsalı destekleyen üretim ve kullanım modellerine, doğrudan iletişimi mümkün kılan ortamlara ihtiyacımız olduğunu bir kere daha idrak ediyoruz. Bugün Gezi Parkında gördüğümüz dayanışmada da bu yaşam biçiminin minyatür bir örneği sergileniyor.

Tam da sözünü ettiğimiz ihtiyaçla kendiliğinden oluşan gruplar inisiyatif alarak çöpleri topladılar, bağışla işleyen sağlık, gıda ve giysi paylaşım merkezi kurdular. Sokak hayvanları için hemen her ağacın altında gıda ve su bulunuyordu. Parkın ortasındaki bir masada hukuksal yardım, organizasyon ve anlaşmazlıkların çözümünde arabuluculuk yapmak için gönüllü listeleri hazırlanıyordu. Bir köşede halkın kürsüsünde her yaştan ve her kesimden insan düşüncelerini söylüyor ve herkes tartışmaksızın dinliyordu. Parkın başka bir köşesinde yine kendiliğinden inisiyatif alan bir başka grup taşların arasına giren cam kırıklarını evini temizler gibi süpürüyordu. Bir grup insan da bundan sonra parkta bulunacak insanlar için gıda, çadır, tuvalet gibi yaşamsal ve ekolojik çözümler üretmek için planlar yapıyordu. Çünkü insanlar biliyordu ki bu park aslında bizim yuvamızın bir parçası.

Gezi Parkı dayanışması hepimiz için bir umut kaynağı oldu.

Her geçen gün tüketim kültürü ile yok olan ve kirlenen dünyamızda sürdürülebilir ve kendiliğinden işleyen takas ekonomisi, ekolojik ve kendine yeterli gıda üretimi, ihtiyaca yönelik zanaatler ve ustalıklar, yenilenebilir ve etkin enerji kullanımı, toplum destekli tarım modelleri, permakültür, yavaş şehirler, geçiş kasabaları, ekoköyler, mahalle bahçeleri, ikinci el ve geri dönüşüm sistemleri gibi yaşam biçimi modellerine ihtiyacımız var. Bu modeller aslında çok yakınımızda. Gezi Parkı bu modeller açısından bir laboratuvar, bir deneme alanı ve bu modellerin arkasındaki düşünce ve uygulama platformu olabilir.

Gezi Parkı’nın içinden çıkacak bütün çözümlerin hayata geçirilmesi için halkın ve sivil inisiyatiflerin kullanımına bırakılması gerekiyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği

www.bugday.org

(Yeşil Gazete)

Doğa Derneği’nden Taksim Manifestosu, “Köklerinizi Vermeyeceğiz!”

Doğa Derneği, Gezi Parkı Direnişi’nin önce ülke içinde hemen akabinde de dünya çapında yayılmasının fitilini ateşleyen 31 Mayıs sabah 05:00’teki polis saldırılarının yaşandığı gün, “Köklerimizi Vermeyeceğiz” başlıklı bir “Taksim Manifestosu” yayınlandı.

Hatırlanacağı üzere şu anda tüm dünyanın gözünü Türkiye’ye çevirmesine yol açan olaylar dizisi 27 Mayıs akşamı 22:30’da Gezi Parkı’nı gözlerden ırak yok etmek isteyenlere karşı Gezi Parkı Nöbetçilerinin park içinde kamp kurması ile başlamış. Tamamı ile barışçıl gösterilere peşpeşe iki gün sabah 05:00’de aşırı şiddetli polis saldırılarından sonra ise dalga dalga yayılmıştı.

Doğa Derneği’nin, Taksim Manifestosu’nun tam metni,

Köklerinizi Vermeyeceğiz!

“Size göre bu dünya kendi haliyle güzel değil. Amacınız onu yeni baştan inşa etmek.
Bizse doğanın insanlarıyız. Dünyamızı sırf var olduğu için, var olduğu gibi seviyoruz.

Siz bilimi ve vicdanı birbirinden ayırdınız. Öyle olduğu için bizi inandırmaya çalıştığınız gerçeklerin hepsi ölü.
Bizim için doğru, vicdanımızın sesi ve doğanın kendisi, doğası ve vicdanı öldürülmüş biliminiz değil.

Siz bir tohumun patentini alıp satmaktan hoşlanıyorsunuz. Bizse tohumun filiz vermesini izlemekten.
Sizin hayallerinizde gökdelenler ve alışveriş merkezleri var. Bizim hayallerimizde ise ağaçlar ve doğa.

Siz derelerin boşa aktığına inanıyor, üzerine barajlar kuruyorsunuz. Biz onları yaşam enerjimiz kabul ediyoruz.
Sizin için hayat kapalı odalarda ve televizyonda. Biz meydanları, zeybeği, halayı, horonu, sanatı ve birbirimize sımsıkı sarılmayı seviyoruz.

Sizin mutlu olmak için fethetmeniz, savaşlar kazanmanız, insanlara diz çöktürmeniz gerek.
Bizim evimiz ise bütün dünya. Onunla birlikte döndükçe ve savruldukça mutluyuz.
Yeryüzünün tüm renkleri, ayrılmaz bir parçamız. Doğadan geldik, doğaya gidiyoruz.

Ne tuhaf ki, bunca farka rağmen, ne kadar çabalasanız da bizden kopamıyorsunuz.
Borularınızdan fışkıran tazyikli suyu, boşa akıyor dediğiniz derelerimize borçlusunuz.
Üzerimize sıktığınız gazın biberi, kapatmaya çalıştığınız köylerimizde üretildi.
Parklar, ormanlar, ağaçlar olmasa, alacak tek bir nefesiniz yok.
Anlayacağınız, hakikatte siz biz yok.

Taksim ise artık sadece Taksim değil.
Taksim, tüm Anadolu. Hasankeyf, Loç, Alakır, Sinop, Karadeniz, Burdur.
Taksim, tüm dünya. Amazon, Ganj, kutuplar ve Afrika.

Ve konuşan biz… Artık biz değiliz. Dünyanın ta kendisiyiz.
Ağacı betonla, insanı dumanla, vicdanı güçle örtseniz dahi, biz sizin için de buradayız.

Sizin kökleriniz, aslında bizim renklerimiz.
Renklerimizi vermeyeceğiz!
Köklerinizi vermeyeceğiz!

Taksim Manifestosu, 31 Mayıs 2013
Doga Derneği

(Yeşil Gazete)

Emniyet’ten dev hizmet: Tatlı biber gazı!

Sabah, Mersin’den Seda’nın, “Bu gaz bir harika dostum” dövizli eylem fotoğrafını yayınlamıştık.

Hatta YG ekibinden Serdar’ın Ankara semalarında yediği onca gazdan sonra, “Bu gaz iyi kafa yapıyor abi bu arada”yı çıtlattığını da sizden esirgememiştik

İşte şimdi tüm bunların videolusu var

Arkadaşlar yeni gazlanmışlar belli, gözleri yaş içinde, ama emniyeti de bu en son gazdaki ahçılık mahareti nedeni ile takdir etmekten de geri durmuyorlar.

Sözü, Gezi Parkı için direnen yüzbinlerce güzel insandan ikisi olan bu arkadaşlarımıza bırakalım.

tıklayınız

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Slavoj Zizek’ten Gezi Parkı Direnişçilerine destek mesajı

Gezi Parkı Nöbeti, Gezi Parkı Direnişi, Direne Direne Kazanma Azmi 7. gününde. 1 haftasını dolduran direnişe dünyanın saygın isimlerinden de birbiri peşisıra destek mesajları geliyor.

Slavoj Zizek de bu saygın insanlardan biri.

Zizek’in ingilizce olarak hazırladığı ve 1 Haziran tarihinde Bülent Somay aracılığı ile duyurulan destek mesajını bize bu mesajı ileten Ezgi Keskinsoy’un çevirisi ile yayınlıyoruz.

Zizek’i mesajını da her iki dilde yayınlıyoruz;

” İstanbul’un göbeğindeki bir parkın ticari amaçlarla tahrip edilmesi gibi mütevazı bir yerel meseleden kaynaklanıyor gibi görünse de, Türkiye’de devam etmekte olan protestolar açıkça çok daha derin bir hastalığa işaret ediyor. Bu protestoların yaygın bir şekilde“ılımlı İslamcılık” modeli olarak algılanan, hızla gelişen bir ekonomiye sahip bir ülkede patlak vermesi, hastalığın nedenleri hakkında kilit bir gösterge oluşturuyor: Vahşi neoliberal ekonomi ile dini-milliyetçi otoriterliğin kaynaştırılması girişimi. Bu iki sürecin de kurbanları aynı: Bağımsız sivil toplumun dayanışma ruhu ve kültürel hoşgörüsü; bir ulusun ahlaki sağlığının belkemiğini oluşturan ruhun ta kendisi. Buradan da anlıyoruz ki bu protestolar, serbest piyasanın toplumsal özgürlük anlamına gelmediğinin, ancak otoriter politikalarla bal gibi de bir arada bulunabileceğinin canlı kanıtıdır.

Bu protestoların neden dünya çapında kurulu düzeni sarsan aynı küresel ajitasyonun bir parçası olduğunun da göstergesidir bu. Özgürlük ve kurtuluşa önem veren bütün insanlar, Türkiye halkına “Hoşgeldiniz!” demelidir. Şimdi aynı küresel mücadelenin parçalarıyız. İspanya, İsveç, Yunanistan, Türkiye… Ancak yan yana savaşırsak bir şansımız olacak!

Slavoj Zizek”

* * *

Although triggered by the apparently modest local issue of protecting a park in the very center of Istanbul from commercial destruction, the ongoing protests in Turkey obviously refer to a much deeper malaise. The fact that protests exploded in a country widely perceived as a model of “moderate Islamism” with a booming economy are a key indicator of what causes this malaise: the prospect of combining the ravaging neoliberal economy with religious-nationalist authoritarianism. The victim of these two processes is the same: independent civil society with its spirit of solidarity and cultural tolerance, the spirit which forms the very backbone of the ethical health of a nation. As such, the protests are a living proof that the free market does not imply social freedom but can well co-exist with authoritarian politics.

This is why the protests are part of the same global agitation that is shaking the established order around the globe. All people who care about freedom and emancipation should thus say to the Turkish people: welcome! We are now part of the same global struggle! Spain, Sweden, Greece, Turkey… only if we fight together we have a chance!

Slavoj Zizek”

Çeviri: Ezgi Keskinsoy

(Yeşil Gazete)

 

Gezi Parkı direnişinden çıkan beş ders – Bekir Ağırdır

Taksim’de ne oldu? Gezi Parkını koruma amaçlı, Taksim Platformu etrafında uzun zamandır çok az sayıdaki kararlı ve dirençli insanın yürüttüğü eylem, nasıl oldu da bir kitle hareketine dönüştü? Geçtiğimiz beş günlük süreç birçok şehir efsanesini de yerle bir etti.

  1. Apolitik gençlik efsanesi yıkıldı

 

En yaygın, kabullenilmesi en kolay efsaneydi bugünün gençliğinin apolitik olduğu. Zaman ve mekandan bağımsız, ritmi hızlanmış yeni gündelik hayatı anlamaya çalışmadan herkes bu efsaneye sarıldı. Örgüt, hiyerarşi, örgüt disiplini gibi kavramlarla büyümüş ve yaşamış kuşakların anladığı siyaset yapma tarzı bugüne uygun değil. Şube binalarına sıkıştırılmış hayatı, ne slogan atacağını, ne yapacağını hiyerarşi içinde büyüklerin kararlaştırdığı eylemleriyle geleneksel politikada ısrar etmek asıl bugünün apolitikliğiydi. Sonu gelmez toplantılar, uzlaşmanın değil uzlaşmazlığın hedeflendiği tartışmalar, muhalefet ettiği devletten geri kalmayan tek tipçilik bugünün gençlerine göre olmadı hiçbir zaman. Ama değişeni anlamak yerine apolitik gençlik efsanesi herkesin kolayına geldi.

Giderek büyüyen direniş sırasında ve olaylar bittiğinde sokaklar, meydanlar gençliğindi. Doğrudan bir örgütlenmeye ait olmadan anlık sokak örgütlenmeleriyle, tüm farklılıklarıyla, tüm yaşam sevinçleriyle gençlerin ve kadınların eylemi ve direnişiydi olanlar. En sert polis müdahalelerinin olduğu sırada bile gençler ve kadınlar en öndeydi.

Gençlerin ve kadınların politika yapmaktan anladıklarının önceki tanımlara uymadığı da böylece anlaşılmış oldu. Onlar “feda kültürüyle” ve “söze dayalı” politika yapmak yerine, “haz alarak” ve “eylemlilik” içinde bir başka tarzdan politika yapıyorlar.

  1. Hani bunlar futbolcuydu

 

Yukarıdaki gözlemimi teyit eden bir başka şey Taksim’de spor takımları taraftar gruplarının varlığı ve yaptıklarıydı. Benim kuşağımın yaygın tekerlemesiydi “ne sağcı ne solcu, futbolcudur futbolcu” sözü. Ülkenin en fanatik taraftar gruplarının tümü sokaklarda ve meydanlardaydı. Yeni kentli gündelik hayatın önemlice aidiyetlerinden birisi olan “taraftarlığı” apolitiklik ve yalnızca futbol muhabbetinden ibaret sanan efsane de yerle bir oldu.

Yeni gündelik hayatın aidiyetlerinin, siyaset tanımının, siyaset yapma tarzının ne denli bildiklerimizden farklı olduğu ortaya çıktı.

  1. Aktöre göre değil, meseleye göre pozisyon almanın ne denli doğru olduğu görüldü.

 

Bu sivil başarı hikayesinin tohumlarını Taksim Platformu ekti. Taksim Platformu farklı siyasi geleneklerden gelseler de bir mesele etrafında nasıl birlik olunabileceğini gösterdi. Taksim Platformu siyasetlerin ittifak görüşmeleriyle oluşmadı. Gerçekten Gezi Parkı ve Taksim için dertlenenlerin bu dertle baş edebilmelerinin yolunu bulmak için oluştu. Gerek oluşumuyla, gerek aylardır gösterdiği kararlılık ve dirençliliğiyle, gerekse de seçtiği eylem biçimlerindeki çeşitlilik zenginliğiyle, sabırla ve umutla çalıştılar. Onların direngenliği ve çoğulculuğu her gün geniş kitlelere bulaştı.

Önce Gezi Parkını korumak şeklinde başlayan eylem, üçüncü gün polis şiddetine tepkiye ve dördüncü gün hayatı ve özgürlükleri koruma eylemine dönüştü.

Eğer eski bildik siyaset tarzıyla ve bir örgütün yönettiği eylemler olsaydı söz konusu olan bugün bu noktada olunamayacağı açık.

Statükonun askerlerinin, provakatörlerin, başarıyı sahiplenmeye çalışan “liken ve kimliksiz” ama kendini sol sanan siyasetlerin çabalarına karşı binlerce genç, kadın ve insan kendi hayat tarzı ve özgürlük alanı üzerindeki tehdit algısına başkaldırdı. Ama kimsenin kuyruğuna da takılmadı.

Cumhuriyet mitinglerindeki gibi geniş kitleleri manipüle edebileceklerini sananlar da yanıldıklarını ve hala ne olup bittiğini anlayamadıklarını yakın zamanda görecekler.

  1. Yeni siyasetin yeni siyasetçisi

 

Uzun süredir direnin küçük grubun başından beri yanındaydı Sırrı Süreyya Önder. Partisi ve örgütü adına değil, Gezi Parkı ve Taksim adına, İstanbul’un bir milletvekili olarak oradaydı. Bir tek gün, başkalarının yaptığı gibi partisi adına Gezi Parkında ve Taksimde nutuk atmadı. Partisi adına değil, Taksim ve İstanbul adına konuştu ve en önde direndi. Başarıyı da partisine yazmaya kalkışmadı.

  1. Hükümetin “bildik gruplar” efsanesi

 

Bu ülkede yeni bir siyasi muhalefet örgütlenecekse bu çevre hareketinden ve çevreye dair meselelerden toplumsal taban bulabilir. Bu toplumun çevre bilinci ve farkındalığı sanılandan daha yüksek. Daha bir kuşak içinde derelerin, nehirlerin yok olduğunu görmüş toplumun belleğinde çevreye dair olumsuz deneyimler çok diri. Toplumun ihtiyaç ve taleplerinden beslenen, toplumun çevre duyarlılığından hareketle yeni bir vaat ve ütopya üretmeyi başarabilecek bir hareket yaşam şansı bulacak.

Ak Parti ise yıllardır büyüme fetişizminin arkasına saklanarak çevre meselesini küçümsüyor. Toplumun örgütlenme hünerindeki eksikliğe ve muhaliflerinin de beceriksizliğine yaslanarak bazı hatalarını sürdürebileceğini umuyor.

Güçlü ekonomi, güçlü devlet, güçlü asker, güçlü polis ve dindar toplum idealini tüm tabanının desteklediğini sanıyor. Kendi tabanından güç alarak da özgürlük yerine güvenlik, demokrasi yerine çoğunluğun değerlerini geçerli kılabileceğini sanıyor.

Daha da önemlisi Ak Parti varlığına itiraz edenler ile politikalarına karşı çıkanları aynı damardan beslenen ve aynı derdi olan insanlar sanıyor. Üstelik bu kategoriye koyduğu milyonları rakibi sanıyor ve hala “onlar şu kadar ben de meydana bu kadar insan dikebilirim” diyebiliyor.

Taksimi AVM’ler ve rezidanslarla soylulaştırırken, genel ahlak kuralları bahanesiyle özgürlük alanlarını ve hayat tarzlarını da disiplin altına alabileceğini sanıyor.

Öte yandan da Ak Parti de diğer partiler kadar Taksim’de ne olup bittiğini anlamlandıramıyor. “Samimi vatandaşları ayrı tutuyoruz ama…” diye başlayan cümlelerle Başbakan da, Belediye Başkanı da, Vali de farklı bir şey olduğunu görmüş olsa da hala anlamlandıramamış olduklarını açık ediyor.

Malum gruplar, Ergenekoncu zihniyetin manipülasyonları elbette bolca vardı Taksim’de. Ama bu beş güne damgasını vuran belirleyici karakter bunlar değildi. Öyle olmadığını muhalefet partileri, statükonun askerleri kadar hükümet de anlayacak.

 Bekir Ağırdır – www.t24.com.tr

NEWS-NOTİCİAS-NACHRİCHTEN #occupygezi

7th day of the Occupy Gezi. Flash news onair

* * *

English: 16:30

Latest decisions from Taksim Solidarity, the coordination body of #occupygezi:

The declaration reads: “We united on the streets, We’ll triumph on the streets! Hands off  our labour, our living environments, and nature!” These are the initial four demands:

-Gezi Park will remain a park, neither the Topçu Kışlası Project will be built, nor the remainder of our natural areas or commons be pillaged.
-Starting from Gezi and encompassing the rest of Turkey, all who have ordered the restriction of the public’s exercise of democratic rights, all who’ve enforced these orders, those who are responsible for the injury of hundreds must resign, beginning with Security General Director and the Governor of Istanbul. The use of teargas and similar agents must be banned.
-Every last friend of ours who’s been arrested for participating in the resistance must be released from custody, no charges should be brought against them.
-Taksim Square first and foremost, restriction on gathering and demonstrations in all piazzas and public spaces must be lifted.

The streets also have widespread call for the resignation of the government, for freedoms, and a general demand for participatory democracy, for accountability, and freedom from violence. There is of course no consensus on the wording!

* * *

French 15:33

Le Président Erdoğan maintenant donne discours d’abord partir pour visiter le Maroc.  Par commenter les manifestations que continue depuis vendredi, il dit que “jouer” chaudrons et casseroles est le fragment de manifestations que sont mêmes et insensés.

Occupé Taksim mouvement déploie à autres villes et le peuple estdécidé de continuer cette calme résistance.

En hier nuit, les brutal attaques du police continuait à Beşiktaş. D’après police reculait en matin, occupants commençait à  nettoyer le terrain comme ils font en Taksim.


English 14:30

One of the biggest mass media organ NTV who is avoiding one of the basic right freedom of information is protested  due to impassive and profit minded attidues, towards protests started in Gezi Park, Taksim and spreading all over Turkey.

Hundreds of people asked “How much does it cost to broadcast?” and show their reaction by swinging Money.

Español 14.30:

Uno de los mayores medios de comunicación órgano NTV que está evitando una de las libertades básicas , derecho de información, se protestada (por los empleados de cuello blanco), debido a actidudes impasibles y el mente el lucro, a las protestas iniciadas en Gezi Park, Taksim y la difusión de toda Turquía.

Cientos de personas se preguntaron “¿Cuánto es el costo de transmitir?” Y muestra su reacción moviendo el dinero.

Deutsh 12:30

Nach Protesten in Gezi Park, Taksim sowie überall in der Türkei wird der Sender NTV, der zu den größten Massenmedienorgan der Türkei gehört und die Ereignisse seit Tagen nicht überträgt, wird wegen seiner profitorientierten und teilnahmslosen Einstellung  protestiert. Hunderte von Menschen zeigen ihre Reaktion, in dem sie Geldscheine schwenken und fragen „was kostet es, zu senden?“.

* * *

English 11.55:

Prime Minister Erdoğan is giving speech right now before leaving for a visit to Moracco. By pointing protests from the ones who couldn’t reach resistance areas  since Friday by playing pots and pans, he mentioned they are all same and meaningless.

Español 11.55:

El Primer Ministro Erdoğan está dando discurso en estos momentos antes de irse a Marruecoas. Al señalar las protestas de los que no se pudo llegar a zonas de resistencia desde el viernes por jugar ollas y sartenes, mencionó que son todos iguales y no tiene sentido.

Deutsch 11.55:

Vor seinem Besuch nach Marokko hält der Ministerpräsident Erdogan im Augenblick eine Rede. Mit einer Andeutung auf die Menschen, die mit Kochtöpfchen und Bratpfannen demonstriert und seit Freitag die Widerstandsgebiete nicht erreicht haben, meinte Erdogan „das alte und sinnlose Lied“.

* * *

English 11.37:

Occupy Taksim movement is spreading to other cities and people are determined to continue this peaceful resistance.

Last night police brutal attacks continue in Besiktas. After police stepping back in the morning, occupiers started to clean up, as they did in Taksim.

Español 11.37:

El movimento Occupy Taksim se esta extendido a otras ciuadades. La gente esta determinada continuar la resistencia pacifica.

Anoche los brutales ataques de la policia continuan en Besaiktas. Despues que la policia dando un paso atras en la manana los ocupantes comenzaron a limpiar, como lo hicieron en Taksim.


NTV’ye sordular: Canlı yayın kaç para

Gezi Parkı’nda başlayan ve tüm Türkiye’ye yayılan protestoları görmeyerek halkın haber alma hakkını, patronların para kazanma hakkının gerisine atan NTV protesto edildi.

Yüzlerce kişi “Kaç para, kaç para? Canlı yayın kaç para?” sloganlarıyla ellerinde tuttukları paraları NTV’ye salladı.

(Fotoğraf: Bahar Çuhadar)

Tear Gased Airspace!

I just want to keep you updated!

Taksim (inluding gezi park) and istiklal street is occupied by civilians. Yesterday morning; everybody was happy. There was no police around; people were established community kitchens, health centers; etc.

People were cleaning the streets, having fun: without police; we were secure!

Then letter, we have started to hear news from Akaretler Besiktas!  Besiktas airspace was tear gased.

There were many effected people from tear gase; and we heard that medical supplies were insufficient.

While still people in taksim in peace without police; with some medical supplys; (asthma medicines, first aid medicines etc.; we started to walk Akaretler, which was brutally attacked by police.

Although, Akaretler and Taksim is so close; around 3 km; we had to take different ways; because the ordinary ways were blocked by police; thanks whatsup application; we were informed by every second.

We reached Akaretler; we just delivered the supplies to voluntary doctor stations and we resisters were started to be attached. All the streets were under tear gase!

We even could not see 50 meter away.

Brutality was every were! There were undercover polices on the top of buildings and they were tear gasing the ways protestors tried to escape!

There were people with police (in civilian clothes; dont know whether undercover police or civilian pro governments) carrying big stones and throwing them to resiters.

Only thing we can do on the streets was to support people who was tear gased! So we mixed vinegar with water and went to streets for supporting people; to neutralized  the effects of tear gas.

People were building barricades againist police panzers, so we started to carry everything useful for barricade.

This is the video of barricade: http://www.youtube.com/watch?v=BGdbZYz2F90

Hundreds of people were carrying stuffs to construct barricade. There was solidarity.

But then police started to hit more brutally. Until I uploaded the video to  youtube. they fired numberless tear gases to thousands people. They started to move, they started to going up the street; we started to run; but there was also tear gase on our run away!

Many inhabitats opened their houses for resisters. But all the sideways were tear gased.

The tear gasing ended around 3 am. Protestors again in solidarity started to clean streets. Pick up garbage; sweeping the streets etc. Because these streets are our streets not police; not goverment; we will regain our streets!

We are safe now; but streets are still smelling tear gase.

 

Ey ahali süper bir şey oldu ya!

Ey ahali, Hayalgücü sınır tanımıyor burada.

Dün gece yüzlerce gençle elden ele tuğla taşıdım. Bir anda oldu herşey. Söz yok, konuşma yok. Hal diliyle ve göz temasıyla çalıştık… Gençler süper! Gençler harika! Gençler bi’tane!

Ey ahali, burada yabanıl kurallar işliyor. Baktığım, gördüğüm her sahne doğanın bir simulasyonu. Olması gereken oldu, herkes özüne döndü.  Birbirini seviyor, birbirine saygı duyuyor. Kimsenin kimseyle bir derdi yok. Herkes feylozof, herkes sanatçı, herkes mizah yazarı, herkes gazeteci, herkes akil adam, herkes arabulucu, herkes aklıselim, herkes ırgat, herkes lider, herkes ekip arkadaşı, herkes hür, herkes eşit, herkes farklı, herkes duruma teslim…

Ey ahali, Gezi parkı bize şimdiye kadar korktuklarımızın korkulacak şeyler olmadığını gösteriyor. Tınısı kulaklarımızı tırmalayan sözcüklerin ifadelerini değiştiriyor. İçimize su serpiyor. Aklımızın karışıklığını alıyor. Ham düşünceleri pişiriyor. Yaratıcılığımızı ateşliyor. Küllerimizdeki koru kıpraştırıyor.

Ey ahali, Gezi Parkı, bizi ana kucağı gibi sarıyor.. Ilık ve tertemiz bir iklimi var. İnsan burada nefes aldığını hissediyor… Zihnimiz açılıyor. Aklımız çalışıyor. Algımız değişiyor….

Ey ahali, Gezi Parkı bize akraba olmasak da kardeş olduğumuzu hatırlatıyor. Tehlikenin farklılıkların birlikteliğinde değil bilakis tektipleşmekte olduğunu gösteriyor.

Ey ahali, Gezi Parkına kadar birbirimize bayağı hoyratça davranıyorduk. Şimdi özen ve zerafetin şifasını tadıyoruz.

Ey ahali, şimdi bildiklerimizi unutmanın tam sırası. Şimdi önyargılarımızı farkedip onları terketmenin zamanı. Şimdi masalları yeniden anlatabiliriz, iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı, güzeli ve çirkini yeniden tanıyabiliriz. Uzun zamandır yüzünü bizden saklayan umudu yeniden taşıyabiliriz genişleyen göğüs kafesimizde, hakkını vererek… Zira bayağı bir daralmıştık….

Herşey değişecek! Çok şey değişiyor…

Sabah Gezi Parkındaydım. Girişteki bir ağacın üzerine bir pano dayanmıştı. Üzerinde “Gezi’yi temiz tutalım” yazıyordu. Parkın adı: Gezi. Yaşayan bir varlık olduğu tescillendi!

NOT:
Bu yazıyı diğer şehirlerden aldığım haberlerden sonra oralarda yaşayan tanıdık, tanımadıklarım için yazdım… Görüntüsü sizden yana olsun olmasın şiddetin olduğu ortamlardan uzak durun. Şiddet umudunuzu yok eder. Yanlı medyayı seyrederek moralinizi bozmayın. Buradaki olumlu tablonun parçası olun… Parçası olmak demek fiziken burada olmak demek değil, dikkatinizle de burada olabilirsiniz. Ve o zaman farkedeceksiniz, umut ve barış mümkün ve yaşanıyor….