Taksim’deki Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle tutuklanan 8 kişi tahliye edildi. Serbest kalanlar arasında bayrak satıcısı Ali Sarıçiçek de var.
Ali Sarıçiçek’in ve diğer tutukluların avukatı Tülay Odabaş dün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na giderek müvekkillerinin tahliyesi yönünde talepte bulunmuştu. Talebi değerlendiren nöbetçi 6. Sulh Ceza Mahkemesi, Ali Sarıçiçek’in de aralarında bulunduğu 8 şüphelinin tahliyesine karar verdi. Tahliye kararında, “Şüpheliler hakkında uygulanan tutuklama tedbiri ile verilmesi beklenen ceza arasındaki orantılılık ilkesi gereğince tutuklama kararlarının kaldırılması” denildi.
Ancak şüpheliler hakkında adli kontrol tedbiri konuldu. 8 şüphelinin de her gün mesai saatleri içinde karakola giderek imza atma şartı getirildi.
Ali Sarıçiçek’in de aralarında bulunduğu 8 şüpheli “Görevi yaptırmamak için direnme ve toplantı ve yürüyüşleri kanunuma muhalefet” suçlarından tutuklanmıştı.
Tahliye müjdesi, görüş sonrası geldi
Gezi Parkı olaylarıyla ilgili 6 Temmuz’da gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemede tutuklanan Ali Sarıçiçek’i avukatı Tülay Odabaş ve oğlu Selami (17) cezaevinde ziyaret etti. Ziyaretin ardından basın mensuplarına açıklama yapmak için hazırlanan avukat Odabaş’a adliyeden Sarıçiçek’in tahliye olduğu haberi geldi. Avukat Tülay Odabaş ve Selami Sarıçiçek (17), öğlen saatlerinde Metris Cezaevi’ne geldi. Odabaş, yaklaşık iki saat kaldıkları cezaevi çıkışında basın mensuplarına açıklama yapmak için hazırlandı. Tam bu sırada Odabaş’ın cep telefonu çaldı. Asistanının baktığı telefonda Ali Sarıçiçek’in tahliye edildiği haberi geldi. Avukat Tülay Odabaş, “Şu anda tahliye oldukları haberini aldık. Daha önce de beyan etmiştik. Türkiye’de maalesef yasaları uygulamak hakime göre savcıya göre değişiyor. Demek ki, şu anda yasaları doğru yorumlayan doğru uygulayan bir hakime denk gelmiş dosyamız ki müvekkillerimiz tahliye olmuş. Bu da ülkemiz adına sevindirici” dedi.Avukat Tülay Odabaş ve beraberindekiler daha sonra Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na gitmek üzere bir taksiye binerek yola çıktı.
Bayrak satıcısının eşi: Adalet yerini buldu
Gezi Parkı olaylarının ardından 6 Temmuz’da gözaltına alınan ve çıkarıldıkları mahkemede tutuklanan bayrak satıcısı Ali Sarıçiçek’in de aralarında bulunduğu 8 kişi, tahliye edildi. Sarıçiçek’in avukatı Tülay Odabaş da Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na gelerek mahkemenin tahliyeye ilişkin kararını aldı. Adliye önünde bekleyen Ali Sarıçiçek’in eşi Merhamet Sarıçiçek de tahliye kararına sevindiğini belirttİ. Merhamet Sarıçiçek, “Tahliye kararına çok sevindik. Çünkü haksız yere hiçkimsenin özgürlüğü elinden alınamaz ki. Haksız yere yatmalarının hiçbir anlamı yoktu. Adalet yerini buldu” dedi.
Eşi Ali Sarıçiçek’in ekmeğini kazanmak için çalıştığını söyleyen Merhamet Sarıçiçek,d “11 günden beri ne çektiğimizi bir Allah, bir biz biliyoruz. Bizim suçumuz yoktu. Biz her tarafta bayrak satan insanlarız. Biz Kazlıçeşmede de bayrak sattık, onun parasını yedik. Biz burada da satarız” iye konıştu. Eşi Ali Sarıçiçek’in tahliye edildiğini televizyondan öğrendiğini söyleyen Merhamet Sarıçiçek, “8 kişinin serbest bırakıldığını öğrenince hemen adliyeye koştum. Çocuklarımda babalarının tahliye olmasına sevindi” ifadelerine konuştu. Gezi Parkı olaylarına ilişkin bayrak satıcısı Ali Sarıçiçek’in de aralarında bulunduğu 8 kişi, 8 Temmuz’da “2911 sayılı Gösteri ve Yürüyüş Kanunu’na muhalefet etmek” ve “Polise mukavemet”iddiasıyla tutuklanmıştı.
Dünyada geniş yankı uyandıran Prizma olayının “başrolünde” bulunan ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) eski yetkilisi Edward Snowden’in, geçici siyasi sığınma için Rusya hükümetine dün (16 Temmuz) resmi başvuruda bulunduğu açıklandı.
Rus avukat Anatoly Kucherena dün Moskova Şeremetyevo hava alanında Snowden ile bir araya geldi ve hukuki danışmanlık yaptı. Snowden daha sonra Rusya Federal Göçmenler Bürosu’na geçici sığınma talebini iletti. Rusya Federal Göçmenler Bürosu’nun sığınma talebine yanıt vermek için 3 ay süresi olduğu bildirildi.
Rusya Devlet Başkanlığı Basın Sekreteri Dmitry Peskov aynı gün yaptığı açıklamada, Rusya hükümetinin siyasi sığınmayı onaylamak için bazı şartlar öne sürdüğünü hatırlattı, ancak, Snowden’den bu şartları onayladığına ilişkin yazılı bir belge almadıklarını söyledi.
Rusya hükümeti, siyasi sığınma sağlayabilmek için Snowden’in ABD’ye yönelik incitici eylemlerini durdurması koşulunu öne sürmüştü.
Beyaz Saray aynı gün bir açıklama yaparak, Rusya hükümetinden Snowden’i sınır dışı etmesini istedi. Buna karşın, Rus Meclisi’nin alt kanadı olan Duma Uluslararası İşler Komitesi Başkanı Alexei Pushkov yaptığı açıklamada, siyasi sığınma talebinde bulunan her birinin sınır dışı edilemeyeceğini, bunun dünyada genel kabul gören bir kural olduğunu vurguladı. Pushkov, ABD’nin Snowden olayına doğru bir tavırla yaklaşması ve ABD-Rusya ilişkilerini gerginliğe sürüklememesi gerektiğini belirtti.
Başbakan Hazım El Beblavi liderliğindeki Mısır geçici hükümeti, dün (16 Temmuz) geçici cumhurbaşkanı Adli Mansur’un karşısında yemin ederek göreve başladı. 33 üyeden oluşan yeni kabinede islami parti temsilcilerinin yer almadığı belirtiliyor.
Eski cumhurbaşkanı Mursi’yi 3 Temmuz’da görevden ayrılmaya zorlayan hareketi yöneten Abdülfettah El Sisi, Başbakan Birinci Yardımcısı ve Savunma Bakanı oldu. Eski ABD büyükelçisi Nebil Fehmi Dışişleri Bakanı oldu. Mursi döneminde içişleri bakanı olan Muhammed Ahmed İbrahim ise görevine ve Mısır emniyetini yönetmeye devam edecek.
“Teknokratlar hükümeti”
Kahire Üniversitesi’nden siyaset profesörü Hassan, Çin Uluslararası Radyosu’na verdiği deneçte, yeni oluşturulan kabineyle ilgili olarak şunları söyledi:
“Kabine üyelerinin bazıları Mısır siyasi çevrelerinde büyük etkiye sahip isimler, bazıları ise teknokrat diyebiliriz. Karma bir yapı oldu. Yeni kabine çok büyük zorluklarla karşı karışıyadır. Nasıl bir perfomans göstereceğini, bekleyip göreceğiz.”
Nitekim, Mısır geçici hükümeti, kısa süre önce ülkenin gelişmesini hızlandırmak için bir “teknokratlar hükümeti” kuracağını açıklamıştı.
“Hükümette İslami güçler de yer almalı”
Mısır basınında yer alan haberlere göre, uzun yıllar adalet alanında çalışan 77 yaşındaki Emin Mehdi, eski adalet bakanlığı yerine yeni kurulan Adalet ve Uzlaşma Bakanlığı’na atandı.
Profesör Hassan, başlıca siyasi güçleri içeren bir geçici hükümetin kurulmasını, ulusal uzlaşmayla barışın gerçekleştirilmesi için son derece önemli olduğunu savundu. Profesör Hassan şöyle konuştu:
“Yeni hükümetin, bütün siyasi güçlerin katılımına ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Siyasi güçler arasında fikir birliğine varılamaması durumunda, devletin gelişmesi önünde engeller oluşacak. Bu nedenle hükümete Müslüman Kardeşler dahil bazı İslami güçlerin katılması gerektiğini savunuyorum.”
“Müslüman Kardeşler’in istekleri, gerçekçi değil”
Mısır geçici hükümeti Başbakanı Hazım El Beblavi kapsayıcı bir hükümet kurmak için çaba harcadıklarını ve Müslüman Kardeşler’e görev vermeye hazır olduklarını söyledi. Ancak Beblavi’nin açıklaması Müslüman Kardeşler’i tatmin etmedi. Mursi’nin görevden ayrılmaya zorlanmasının “Mısır halkının demokrasisini yıktığı”nı ve geçici hükümetin “yasa dışı” olduğunu savunan Örgüt, Mursi’nin serbest bırakılması için büyük çaplı protesto düzenlemeye devam edeceklerini bildirdi.
Profesör Hassan, Müslüman Kardeşler’in arzusunun gerçekçi olmadığını belirterek, şunları söyledi:
“Müslüman Kardeşler, yalnızca Mursi’nin serbest bırakılmasını değil, Mursi’nin yeniden cumhurbaşkanı olmasını istiyor. Bunun imkansız olduğunu düşünüyorum.”
Üç kadın bakan
Yeni oluşturulan kabinede bilişim, sağlık ve çevre bakanlıklarına kadın bakanlar atandı. Basında yer alan yorumlarda, Mısır hükümetinde kadın bakan sayısının onlarca yıl boyunca 2’yi geçmediği, geçici hükümetin üç kadın bakan atamasının “açık bir tutum”u yansıttığı kaydedildi.
Benzine 9 kuruş zam geldi. Bu gece yarısından itibaren geçerli olan zamla 95 oktan kurşunsuz benzinin litre fiyatı 4,92 kuruşa yükseldi. 97 oktan kurşunsuz benzin fiyatları da 5,02-5,03 liraya çıktı.
Akaryakıt dağıtım şirketleri, benzin satış fiyatlarını litrede 9 kuruş artırdı. Yapılan fiyat değişikliğiyle Ankara, İstanbul ve İzmir’de litresi 4,83-4,84 lira arasında satılan 95 oktan kurşunsuz benzin fiyatları 4,92-4,93 liraya yükseldi.
Litresi 4,93-4,94 lira arasında satılan 97 oktan kurşunsuz benzin fiyatları da 5,02-5,03 liraya çıktı.
Motorin fiyatları ise değişmedi.
Akaryakıt ürünlerinin perakende satış fiyatları, dağıtım şirketlerinin maliyetine ve rekabet şartlarına, illere ve söz konusu şirketlere göre litrede birkaç kuruş farklılık gösterebiliyor.
Benzine en son zam 8 Temmuz’da yapılmış ve fiyatlar 11 kuruş artırılmıştı. 10 Temmuz’da ise motorine 7 kuruş zam yapılmıştı.
Ethem Sarısülük’ü öldüren polis memuru Ahmet Şahbaz hakkında hazırlanan iddianame Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 81. ve 27/1. maddeleri uyarınca “meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle öldürmek” suçundan hazırlanan iddianamede, sanık polisin Gezi Parkı eylemlerine destek için 1 Haziran 2013’te Ankara’da gerçekleştirilen gösterilere ilişkin tedbirler kapsamında görevlendirildiği belirtildi.
Çevik Kuvvet’in, Güvenpark’ta düzen almasından sonra bölgedeki göstericilerin taş, demir bilye, sert cisimler ve maytap atarak polise saldırdığı belirtilen iddianamede, “göstericilerin saldırılarının yoğunlaşması ve Kumrular Caddesi’nden yaklaşık dört bin kişilik gösterici grubunun yaklaşması üzerine Güvenpark içerisinde ve YKM Alışveriş Merkezi önünde bekleyen Çevik Kuvvet birliklerinin Milli Müdafaa Caddesi ile Kumrular Caddesi’nin kesişme hattının yukarısına çekilme emri aldığı” bildirildi.
Sanığın da arasında yer aldığı Çevik Kuvvet birliğinin, arkalarındaki beton banklar, ağaçlar ve telefon kulübelerinin yanı sıra göstericilerin saldırıları sebebiyle hızlı ve düzenli çekilemediği, bazı polislerin telefon kulübelerinin üzerinden atladığı anlatılan iddianamede, sanık polisin de arasında bulunduğu bir grubun parktan en son çekildiği aktarıldı.
Çekilen gruba, göstericilerin yakın mesafeden taş ve sopayla saldırdığı, saldırılar nedeniyle beton bankların arasına düşen polisler olduğu, bazı polislerin ise kalkanlarını düşürdüğü belirtilen iddianamede, Güvenpark’tan çıkan A.Ş’nin Milli Müdafaa Caddesi ile Güvenpark arasındaki kaldırıma geldiğinde üzerine gelen bir göstericiyi uzaklaştırdığı ve yere düşen göstericiye doğru ilerleyip tekmeyle vurduğu belirtildi.
Bu sırada metro çıkışı önündeki yaklaşık 40 kişilik grubunun A.Ş’nin üzerine gelerek taş atmaya başladığı bildirilen iddianamede, göstericiye tekme vurmadan önce tabancasını çeken sanık polisin taşlanınca tabancanın mekanizmasını çektiği, bu sırada namluyu yere doğru tuttuğu kaydedildi. A.Ş’nin, tabancasını omuz hizasından yukarıda tutarak havaya iki kez ateş ettiği, bu sırada geriye ve yana doğru çekildiği anlatılan iddianamede, sanığın arkasını göstericilere dönüp gitmek istediği sırada tabancayı tuttuğu elinin ve tabancanın bir an yere paralel hale geldiği, bu konumdayken tabancasını üçüncü kez ateşlediği bildirildi.
Bu sırada Ethem Sarısülük’ün elindeki taşı A.Ş’ye attıktan sonra uzaklaşmak için sola döndüğü ve tabancadan çıkan merminin sağ kulak hizasından Sarısülük’ün başına isabet ettiği kaydedilen iddianamede, A.Ş’ye, eylemcilere yaklaşmasından silahını üçüncü kez ateşlemesine kadar geçen sürede göstericilerce ondan fazla taş atıldığına işaret edildi.
İddianamede, “ateş edildiği esnada Sarısülük tarafından, ateş edilmeden 1/3 saniye önce, ateş edilmeden 1/2 saniye önce, ateş edildiği esnada ve üçüncü ateş esnasında atılan taşların, A.Ş’nin vücudunun muhtelif yerlerine isabet ettiği” aktarıldı.
Harry Potter serisinin dünyaca ünlü yazarı J.K. Rowling’in, takma isim kullanarak yeni bir roman yazdığı ortaya çıktı. Rowling’in gizli kitabını İngiliz basını açığa çıkardı.
Romanlarıyla dünyaca ünlü karakterler kurgulayan yazar J.K. Rowling’in bu kez kendisi için bir karakter kurguladı.
Rowling, kendini Robert Galbraith adında evli ve iki çocuk babası, emekli bir gizli dedektif olarak tanıttı ve bu isimle roman yayımladı.
‘The Cuckoo’s Calling’ isimli polisiye türündeki roman, İngiltere’de yılın en iyi ilk romanları arasında gösterildi ve büyük övgü topladı.
GAZETENİN ŞÜPHESİNİ ÇEKTİ
Romanın daha önce hiç kitap yazmamış bir yazar için bu derece iyi olması, İngiliz Sunday Times gazetesinin de şüphesini çekti.
Roman ve yazarla ilgili bir araştırma yapan gazete, ilginç bir gerçeği ortaya çıkardı.
Kitabın asıl yazarı daha önce adı hiç duyulmamış Robert Galbraith değil, Harry Potter serisiyle dünyaca ün kazanan JK Rowling idi.
ROWLING’DEN TEŞEKKÜR
Konuyla ilgili açıklama yapan Rowling, bu sırrı biraz daha saklamak istediğini zira başka bir isimle yazmanın kendisini özgürleştirdiğini söyledi.
Kimliğini bilmeksizin romanı yayımlayan yayımcıya ve okuyucuya da teşekkür eden Rowling, ”Abartılı reklam ya da beklenti olmaksızın yazmak harika, farklı bir isim altında romanla ilgili geri dönüş almak büyük zevk” dedi.
Şu ana kadar 1,500 kopya satan kitap, olayın ortaya çıkmasıyla birlikte İngiltere’de en çok satanlar listesine girdi.
Rowling’in olaylı kitabın 2’ncisini de yazdığı belirtildi. Kitap İngiltere’de gelecek yıl basılacak.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Üçüncü Köprü yapımı sırasında yanlış güzergahta yüz binlerce ağacın kesilmesine sebep olan sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Orman ve Su Bakanlığı hakkında yapılan suç duyurusunda Türk Ceza Kanunu’nun 181, 182, 184 ve 257. maddelerini ihlalden kovuşturma açılarak sorumluların cezalandırılmaları istendi.
Av. Sennur Baybuğa
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adına Avukat Sennur Baybuğa tarafından bu sabah Çağlayan’da, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda Üçüncü Boğaz Köprüsü yapımında imar planı değişikliklerine gidildiği ve bununla ilgili olarak Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Müdürlüğü’nün olur talepli yazısına Bakan Binali Yıldırım tarafından 10 Haziran 2013 tarihinde olur verildiğine dair basında çıkan haberler hatırlatıldı.
ÇED’den muaf tutuldu, halkın katkısı alınmadı
Suç duyurusunda İstanbul’un 15 ilçesini ve Büyükşehiri ilgilendiren, bölgede yaşayan halkın ve çevrenin, yeşilin, ağaçların ve orada yaşan canlıların tümünün kaderini belirleyecek olan bir planı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bir gecede kendi kendine yaptığı söylenerek, merkezi yönetimin bu kararı vermesinin demokrasi, yerel yönetim, yaşam alanlarının korunması ve canlıların yaşam alanlarına saygı prensipleri açısından tartışılabilir bir durum olduğu belirtiliyor.
Merkezi idarenin bu kararının kanuna uydurularak, ilgili meslek odalarının, doğa derneklerinin ve bölgede yaşayan yerel halkın talepleri ve önerileri dinlenmeden oldu bittiye getirildiği ve Üçüncü Köprü için belirlenen güzergahla ilgili çalışmanın ÇED’den muaf tutularak, halkın katılımı ve karar alma sürecine katkısı alınmadan hazırlanmış başından tartışmaya açık bir proje olduğu belirtilen suç duyurusunda şimdi yeni bir durumun ortaya çıktığı ve İstanbul’un kuzey ormanlarında bulunan binlerce ağacın kesinleşen imar planı ve alınan izne rağmen, fiili olarak uygulama hatasına düşülmesinden dolayı kesildiği söyleniyor.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın 4 Haziran 2012 tarihlii yazısı ile imar tadilatına gidildiğinin öğrenildiği ve bunun binlerce ağaç kesilip, binlerce canlı yerinden edildikten ve çevre tahribi gerçekleştikten sonra yapıldığı belirtilen suç duyurusunda Üçüncü Köprü nedeniyle 2,5 milyon ağaç kesileceği ve Orman ve Su Bakanlığı’nın Haziran ayındaki açıklamalarından inşaat başladığından bu yana 2 ay içinde 250 bine yakın ağacın kesilmiş olduğu aktarılıyor.
Suç duyurusu bu bilgilerin aktarılmasından sonra şöyle devam ediyor:
“Halihazırda aylardır binlerce ağacın yanlışlıkla kesildiği ve köprü inşaat ve yol güzergahının değiştirildiği bakanlıkça da doğrulanmıştır. Ortadaki fiili durum da, önceden alınmış izinlere uyulmadığını ortaya koymuştur. İlgili kurum ve uzmanların üç yıldan fazla süredir planları üzerinde çalışılan Üçüncü Köprü projesinde yaptıkları ağır ihmal ve kusurları neticesinde çevrenin ağır tahribata uğradığı binlerce ağacın kesildiği, yanlış kamulaştırmalar yapılarak özel mülkler üzerindeki yanlış tasarruflarla hem devletin ve hem de halkın zarara uğratıldığı ortaya çıkmıştır. Bu büyük ihmal ve görevi kötüye kullanma fiilinin yargı bağımsızlığının esas olduğu demokrasi ülkesinde bir karşılığının olması gerekir.”
Sanıklar görevde yetkiyi kötüye kullandılar
İhbar edilen sanıkların görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu işledikleri belirtilen suç duyurusunda bu suçun kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olması ya da kişilere haksız kazanç sağlaması ile oluştuğu belirtiliyor. Suç duyurusu şöyle devam ediyor:
“Yıllarca sözümona uzmanlarca hazırlanan raporlar ve alınan izinlerle başlayan ve binlerce ağacın kıyımına yol açacağı için zaten yerel halkça tepki ile karşılanan inşaat projesi, herkesle dalga geçercesine binlerce ağaç kesildikten sonra planda değişikliğe gidilerek başka bölgelere kaydırılmış ve böylece binlerce ağaç boş yere kesilmiş ve bölgede yaşayan insanlar da dahil tüm canlılar zarar görmüştür.”
WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Türkiye tarafından ilan edilen Avrupa ormanlarının acil olarak korunması gereken 100 sıcak noktasından 9’unun Türkiye’ de bulunmakta olduğu ve dünyada kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye önemli birkaç kuş göç rotasından biri olduğundan buradaki ormanların tahribinin aslında bütün kuş popülasyonlarını ilgilendirdiği söylenen suç duyurusunda “yanlışlıkla kesilen binlerce ağacın bulunduğu bölge ve Üçüncü Köprü için bundan sonra kesilecek ağaçların bulunduğu bölgenin kuşların göç yolları üzerinde olduğu yönünde daha evvelce onlarca uyarı yapılmış olmasına rağmen, imar plan ve güzergahlarında bu uyarıları dikkate almayan bakanlık, şimdi binlerce ağacı boş yere kestikten sonra Bakan Binali Yıldırım’ın kuş yolları zarar görmesin diye güzergahta küçük değişiklikler yaptık beyanı ile kendini aklayamaz. İdare açıkça hizmet kusuru işlemiş ihmali ya da kasti olarak tüm dünyanın doğal mirasının ve canlılarının korunması ile ilgili yükümlülüğünü de ihlal ederek çevre suçu işlemiştir” deniyor.
Bir yıldan üç yıla kadar hapis
Suç duyurusunda ihbar edilen kişilerce kamuya gerekli şeylerin yokluğuna neden olma başlığını taşıyan TCK’nın 238. maddesinin ihlal edildiği belirtiliyor. Bu maddede “Taahhüt ettiği işi yerine getirmeyerek, kamu kurum ve kuruluşları veya kamu hizmeti veya genel bir felâketin önlenmesi için zorunlu eşya veya besinlerin ortadan kalkmasına veya önemli ölçüde azalmasına neden olan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.” deniyor.
Suç duyurusunda ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 181, 182 ve 184. maddelerinin bu idari tasarrufla ihlal edilmiş olduğu belirtiliyor. Böylece işlenen çevre suçu bir yana, idarenin eyleminin hukuka aykırılığı nedeni ile TCK 184. maddesinde belirtilen “(1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tâbi yerlerde uygulanır. (5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar plânına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.” hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtiliyor
Suç duyurusunda sonuç olarak:
“Açıklanan neden ve gerekçelerle yasalara aykırı olarak, alınmış imar izinlerini mülga ederek, çevreye, doğaya ve özel mülkün dokunulmazlığı ilkelerine aykırı hareket eden; bildirilmiş ve Makamınızca bulunacak isimler ve sorumlular hakkında gerekli soruşturma başlatılarak kamu davası açılması talep olunur”
deniliyor.
Savcılık takipsizlik veremez
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adına suç duyurusunda bulunan Av. Sennur Baybuğa ile Yeşil Gazete olarak konuştuk. Baybuğa, bu suç duyurusu sonucunda savcıların, bu karar ve eylemlerin altında imzası bulunan bütün kamu görevlileri ve siyasi sorumlular hakkında, hem çevreye zarar verme suçundan, hem kamuya zarar verme suçundan, hem de görevi ihmalden dava açması gerektiğini söyledi.
Savcılığın bu konuda takipsizlik kararı vermemesi gerektiğini belirten Baybuğa, suç duyurusunun ardından Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak hizmet kusurundan kaynaklı eylemden dolayı tazminat davaları da açacaklarını belirtti.
Gezi’den yükselen itiraz çevre konularını Türkiye’nin gündemine dâhil etti demek abartı olmaz. Çevrecilerin yıllardır dikkat çektikleri tehlikeler, Anadolu ve Trakya’da verilen çevreci mücadeleler, hepsi birdenbire yeniden kamusal meşruiyet kazandı. Önümüzdeki yerel seçimlerin temalarından biri kaçınılmaz şekilde çevreye saygı olacak. AKP’nin yanlış kalkınma stratejisi, diğer yanda danışsız, denetsiz ve dengesiz iş yapma âdeti tüketim toplumunun bütün cazibesine rağmen er veya geç çevreci itirazlara yol açacak derim yıllardır. Bu aşamaya birdenbire geldik! Ama daha yapacak çok iş var. Zira saplantılar, yanlış karar ve seçimlerden kurtulmak kolay olmayacak. Üçüncü köprüdeki kepazeliğe bakmak kâfi.
Oysa büyük usta müjdeyi vermişti: “Gerçek çevreci AK Parti iktidarıdır”! Maalesef çevrecilik ağaç-çiçek dikmek değil, çevredostu altyapı ise her babayiğidin harcı değil. İktidarın laubali çevreciliği gezegenin önündeki tehlike ve aciliyete cevap verecek çapta olmadığı gibi elinin altındakini korumaktan aciz.
Avrupa Yenilenebilir Enerji Konseyi’nin Greenpeace ile gerçekleştirildiği ve 2007’de açıklanan Enerji (d)evrimi başlıklı rapor yenilenebilir enerji kaynakları ve tasarruf önlemlerinin 2050’de dünya enerji ihtiyacının yarısını karşılayabileceği sonucuna varmıştı. Bu sayede karbondioksit salımının yüzde 50 azaltılması da mümkün. Yenilenebilir enerji kaynakları artık pilot proje aşamasından ciddî boyutlarda altyapı aşamasına geldi. Bu kaynakların en büyüğü ise tartışmasız, güneş!
Almanya’nın devasa ekonomisinin çarkları 2050’de yüzde 100 yenilenebilir enerjiyle dönecek. Oysa Türkiye’den yarı yarıya az güneş ve rüzgâr enerjisine sahip. Hâsılı kelam siyasî irade olunca herşey mümkün. Şimdi bakalım o irade bu memlekette nerede.
Greenpeace Akdeniz’in 5 temmuzda yaptığı duyuru net: “Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 500 KW üzeri kapasiteli proje müracaatlarını davet ederek, 10 Haziran’da Türkiye’nin güneş enerjisi programını başlattı. 14 Haziran’da son bulan güneş enerji ihalesine beş günde içinde İspanyol, İtalyan, İngiliz ve Alman şirketlerinin yanı sıra, Türkiye’den Fiba-Enerjisa, Zorlu, Aksa, Çalık, Bereket ve Boydak tarafından toplam 500 müracaat gerçekleşti. Hükümetin 600 MW ile sınırlandırdığı güneş enerjisine, 500 yatırımcıdan toplam 8.9 GW’ı bulan 500 farklı müracaat geldi.
Güneş enerjisine belirlenen limitten birçok yatırımcı şikâyet ediyor. Oysa kömür ve doğal gaz kapasitesi için böyle bir limit yok. Hükümet, 2023’e kadar kurulmuş 3 GW güneş enerjisi hedeflediğini açıkladı, ancak Türkiye’nin güneş potansiyelini göz önünde bulundurulduğunda bu hedef oldukça düşük. Aynı zamanda 2023’e kadar 3 GW güneş enerjisi hedefi, hükümetin büyümekte olan yerli kaynaklardan yurt içi elektrik talebini artırmayı amaçlayan genel politikası ile çelişiyor.
Güneş enerjisi Türkiye için büyük bir fırsat. Enerji geleceğini düşünen bir hükümetin bu fırsatı göz ardı etmek gibi bir lüksü yok. Hükümet destek yerine, zorlaştırıcı düzenlemeler uyguluyor. Buna rağmen, yatırımcılar güneş enerjisini hayata geçirmek istiyor. Güneş enerjisinin getireceği fırsatlar, iş potansiyeli, enerji bağımsızlığı ve teknoloji gelişimi Türkiye’nin enerjide güçlü bir aktör olmasının tek yolu. Bu yolu seçmek yerine sınırlı ve kirli kömür yatırımları ya da nükleer gibi tehlikeli ve pahalı enerjilere yönelmek kısa vadeli ve sürdürülemez bir enerji yol haritası.Artık dünyanın benimsediği enerji trendlerini görerek vakit kaybetmeden Türkiye’den yatırımcıların da desteklediği bu stratejiye yönelmek gerekiyor.”
Gördüğünüz gibi konu vatan haini çevreciler, taşdevrine dönmek isteyen sorumsuz enteller filan değil. İktidara en yakın şirketler dahi işin farkında ve üstünde. Kimse de mumla aydınlanalım filan demiyor. Gereken bir nebze beceri, öngörü ve duyarlılık.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) polisin toplumsal olaylarda biber gazı kullanımıyla ilgili Türk yasal mevzuatının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle uyumlu olmadığına hükmetti.
Ntvmsnbc’den Kayhan Karaca’nın haberine göre;
Strasbourg Mahkemesi, bugün açıkladığı bir karar çerçevesinde Ankara’dan bu alandaki yasal mevuzatını değiştirilmesini talep etti.
AİHM, Diyarbakır’da 2006 yılında düzenlenen bir gösteri sırasında polisin göstericileri dağıtmak için kullandığı biber gazı kapsülü yüzüne isabet eden 13 yaşındaki Abdullah Yaşa tarafından açılan davayla ilgili kararını bugün açıkladı.
Kararda, göstericilerin biber gazı kapsülleriyle yakın mesafaden ve doğrudan hedef alınmasının, “ölümcül vakalara veya ciddi yaralanmalara yol açabileceği için, uygun bir polis davranışı olmadığı” not edildi.
’45 DERECE EĞİK ATIŞ’
Mahkeme polisin biber gazı kapsüllerini “eğik atış” (45-50 derecelik açı) yaparak kullanması gerektiğine hükmetti.
Mahkeme, olayın meydana geldiği tarihte polisin biber gazı kullanımına ilişkin Türk yasal mevzuatının “şahısların fiziksel bütünlüklerinin korunması için Avrupa’nın çağdaş demokrasilerinden beklenen düzeyde güvence sağlamadığı ve barışçıl olmayan bir gösterinin dağıtılması için aranan hedefe orantılı yanıt oluşturmadığı” sonucuna vardı.
Bu tespitten yola çıkan AİHM, biber gazının bu şekilde kullanılmasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kötü ve insanlık dışı muameleyle mücadeyi kapsayan 3’üncü maddesinin Ankara tarafından ihlal edildiğine hükmetti.
ANKARA’DAN ‘ORANTILI’ TEZİ
Türk hükümeti davayla ilgili olarak AİHM önünde, güvenlik güçlerinin biber gazı kullanmalarının “polise saldıran ve yasadışı gösteri yapan bir grubun dağıtılması için orantılı” olduğu tezini savunmuştu.
‘MEVZUATI GÖZDEN GEÇİRİN’
AİHM, kararını 2006 yılındaki davayla sınırlamayıp, Türk hükümetinden yasal mevuzatını gözden geçirmesini de talep etti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ıncı maddesini temel alan AİHM, biber gazı kullanımıyla ilgili 15 Şubat 2008 tarihli sirkülere rağmen ölme ve yaralanma riskini asgariye indirmek amacıyla Türk yasal mevzuatının kapsamlı biçimde gözden geçirilmesini istedi.
20 BİN EURO CEZA Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ıncı maddesi, sözleşmeye taraf devletleri taraf oldukları davalarda AİHM’nin kesinleşmiş kararlarına uymakla yükümlü kılıyor. Karara gelecek üç ay içinde itiraz edilmemesi halinde, AİHM kararlarının uygulanışını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi yasal mevzuat değişikliği hakkında Türk hükümetinden bilgi talep edecek.
Karar gereği Türk hükümeti davacıya 15 bin Euro tazminat, 5 bin Euro da mahkeme masrafı ödeyecek.
Türkiye’de bisikletin şehir içinde her koşulda kullanılabilirliğini, modern bir ulaşım aracı olduğunu o yerdeki yerel yönetimlere ve halka göstermek ve buludukları yeri bisikletli yaşam merkezi yapmayı hedefleyen PAB (Perşembe Akşamı Biskletçileri) Samsun grubu ikinci kez HES’lere karşı pedal basıyorlar.
İlki 5 Ağustos 2012 tarihinde Samsun – Batum arasında yapılan 850 km’lik turun ikincisini düzünleyen PAB Samsun ekibi bu sefer Çanakkale – Alanya arasında 1500 km pedal basacak ve HES’lere hayır diyecekler. Çanakkale-Balıkesir-İzmir-Aydın-Muğla il ve ilçelerinden geçerek Antalya’ya varacak olan tur 14 Temmuz 2013 tarihinde başlayacak 30 Temmuz 2013 tarihinde Alanya’da noktalanacak.
“Bizim enerjiye ihtiyacımız var ama temiz enerjiye” şiarıyla yola çıkan PAB Samsun Ekibi kendilerine eşilk etmek isteyen herkesi şehir içlerinde yapılacak geçişlerde şehir girişinden çıkışına kadar kendilerine katılmaya davet ediyorlar.
HES’lere karşı ikinci bisiklet turu tanıtım videosu şöyle: