Prens William ve eşi Cambridge Düşesi Kate Middleton, oğullarına George Alexander Louis adını verdi.
Aylardır bahislerin yapıldığı isim, Kraliyet bebeğinin doğumundan iki gün sonra kamuoyuna açıklandı. Prens William’ın ofisinden yapılan açıklamada, bebeğe George Alexander Louis adının verildiği belirtildi.
George, bahis listelerinde de başı çeken isimlerden biriydi. Pazartesi günü dünyaya gelen ve tahtın üçüncü sıradaki varisi bebek, “Majesteleri Cambridge Prensi George” olarak bilinecek.
İsimlerin anlam ve önemi
George, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin geleneksel isimlerinden biri. Tarihte 6 İngiliz Kralına George adı verilmişti. Adı George olan en son Kral, Kraliçe II. Elizabeth’in babasıydı. George, aynı zamanda tahtın birinci sıradaki varisi ve bebeğin büyük babası Prens Charles’ın da isimlerinden biri.
Alexander ismi ise yine geleneksel Kraliyet isimlerinden birisi. Ancak Kraliyet tarihinde George kadar önemli bir konumu bulunmuyor. Bu ismin Cambridge Düşesi Kate Middleton’ın favorisi olduğu iddia ediliyor.
Prens William ve Cambridge Düşesi Kate Middleton, Louis adını da İngiltere Kraliçesi II. Elizabet‘in eşi Prens Philip’in amcası Lord Louis Mountbatten’ın anısını yaşatmak için tercih etti. Kraliyet Ailesi’nde Dickie Amca olarak anılan Lord Louis Mountbatten, İrlanda Cumhuriyet Ordusu IRA’nın 1979 yılının Ağustos ayında düzenlediği bir saldırda hayatını kaybetmişti. Ayrıca Louis Prens William’ın da isimleri arasında bulunuyor.
Liverpool’un sahibi John W. Henry, Luis Suarez için yaptığı teklifi 40 milyon + 1 sterline yükselten Arsenal’e Twitter’dan cevap verdi.
İngiltere Ligi’nde Arsenal‘in Liverpool’un başarılı ismi Luis Suarez‘i ısrarla kadrosuna katmak istemesi bir süredir gündemden düşmüyor.
Uruguaylı futbolcu için son olarak 35 milyon sterlin ile Liverpool’un kapısını çalan Arsenal, ’40 milyon sterlin ile gelen takımın Suarez ile görüşmesine izin veririz’ cevabını almıştı. Londra ekibinin bu gelişme karşısında teklif arttırımı ise şu şekilde gerçekleşti: 40 milyon + 1 sterlin.
Liverpool’un sahibi John W. Henry‘nin bunun üzerine Twitter hesabından verdiği tepki ise biraz sert oldu: Arsenalliler Emirates Stadın’nda ne içiyor?
Endenozyalı iş adamı Erick Thohir yaklaşık 350 milyon avroya Inter’ın %75’ini satın almak içinMassimo Moratti ile anlaştığı iddia edildi.
İtalyan madyasında yer alan haberlere göre Massimo Moratti ile Erick Thohir arasında süren pazarlıklar sonuca ulaştığı belirtildi. Milano ekibinin %75 hissesinin yeni sahibi 43 yaşındaki iş adamı daha önce Inter’in hisselerini 300 milyon avroya satın aldığı haberlerinin ardından henüz bunun gerçekleşmediğini açıklamıştı.
Medyada yer alan haberlere göre bu satın alma gerçekleşirse Massimo Moratti, futbolun takımının yönetilişindeki söz hakkını kaybedecek. Pazarlıklar süresince açıklamalarda bulunan Inter başkanı kulübü bir başkasına devretmeye henüz hazır olmadığını birçok defa açıklamıştı.
Philadelphia 76ers’ın ortaklarından biri olan ve Amerika Ligi takımlarından D.C. United’ın da sahibi Thoir, ayrıca Endonezya Basketbol Federasyonu başkanlığını da yürütüyor.
2010’da bu yana kupa kazanamayan Inter, geçen sezonu 9. sırada tamamlayarak Avrupa kupalarının da dışında kalmıştı. İngiltere ve Fransa’nın aksine İtalya’da futbol kulüpleri yabancı yatırımcıların dikkatini çekmiyor.
Özellikle 90’lı yıllarda futbolun zirvesi kabul edilen Serie A, daha sonraki yıllarda şike, ırkçılık ve takımların kendi stadyumlarına sahip olmaması gibi birçok nedenle diğer liglerin gerisinde kaldı.
Gezi Parkı’nın yıkılmaması için yapılan eylemlere destek verdiği için yönetmenliğini yaptığı “Mi Minör” oyunuyla hedef gösterilen Memet Ali Alabora, Yeni Şafak gazetesi aleyhine 1 TL’lik tazminat davası açtı.
Alabora, kişilik haklarına yönelik saldırının tespitini ve kararın gazetelerde de yayımlanmasını talep etti.
Sinemaya da uyarlanan yeraltı edebiyatının kült romanı ‘Dövüş Kulübü’nün çizgi roman olarak devam edeceğinin müjdesini, kitabın yazarı Chuck Palahniuk verdi.
Yazıldığı 1996 yılından itibaren yeraltı edebiyatının klasiklerinden biri olarak anılan ‘Dövüş Kulübü’ milenyumun ve deliliğin eşğinde, yaşadığı hayattan nefret eden bir adamın hikayesini anlatıyordu. Palahniuk, hikayenin, bu anti-kahraman Tyler Durden üzerinden ilerleyecek bir çizgi romanla devam edeceğini açıkladı.
Türkçesi Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘Dövüş Kulübü’ romanı, 1999 yılında aynı adla sinemaya uyarlanmıştı. Filmde Brad Pitt , Edward Norton ve Helena Bonham Carter başroldeydi. David Fincher’in yönettiği film, ABD ’de 37 milyon dolar, uluslararası olarak 63 milyon dolar hasılat yaptı. 2000 yılında film, en iyi ses efektleri dalında Akademi Ödülleri’ne aday gösterildi. İçinde Pixies ve Tom Waits şarkıarı da barındıran ünlü soundtrack’i ise 2001’de en iyi film müziği dalında Brit Ödülü aldı.
Paliç Avrupa Filmleri Festivali’nde, Uğur Yücel’in yönettiğ ‘Soğuk’, Parallels and Encounters bölümünün en iyi filmi seçildi.
3-19 Temmuz 2013 tarihlerinde Sırbistan’ın Paliç kentinde 20.si düzenlenen Paliç Avrupa Filmleri Festivali’nde, Uğur Yücel’in yönettiği, başrollerinde Şebnem Bozoklu, Ezgi Mola ve Cenk Alibeyoğlu’nun oynadığı ‘Soğuk’, Parallels and Encounters bölümünün en iyi filmi seçildi.
Bu yıl 20.inci yılını kutlayan festival, her yıl bir ülke sinemasıyla ilgili özel bir bölüm düzenliyor. Bu yıl da ‘ Türkiye Sineması’ üzerine bir bölüm düzenlenen festivalde Uğur Yücel’in yönettiği ‘Soğuk’ bu yıl ödül sahibi oldu. Filmin başrolündeki Cenk Alibeyoğlu’nun amatör bir oyuncu olması izleyicilerin büyük ilgisini topladı. Irena Biliç, Carmen Gray ve Kristina Dukoviç’ten oluşan jüri, gerekçeli kararında “Türkiye’deki insan ilişkilerini, çok katmanlı, şiirsel ve cesur bir üslupla anlatan; iyi oyunculuk ve etkileyici sinematografisi ile göz dolduran filmi” ödüle değer bulduklarını açıkladı.
Paliç Avrupa Filmleri Festivali’nde bu yıldan itibaren Seyfi Teoman’ın anısına bir özel ödül verilmeye başlandı. İlk ya da ikinci filmini çeken yönetmenlere verilen bu ödülü Finlandiya’dan Open Up to Me kazandı. Seyfi Teoman’ın yapımcılığını üstlendiği ‘Tepenin Ardı’, geçen yıl Palic’te büyük ödüle layık görülmüştü.
Paliç’te bu yıl Ankara Sinema Derneği tarafından organize edilen Yeni Türkiye Sineması bölümünde Ali Aydın ’ın Küf, Zeki Demirkubuz’un Yeraltı, Seyfi Teoman’ın Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Yeşim Ustaoğlu’nun Araf, Reha Erdem’in Jin, Onur Ünlü’nün Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi ve Tolga Örnek’in Kaybedenler Kulübü filmleri gösterildi. Ali Aydın, Zeki Demirkubuz ve Onur Ünlü festivalin konukları arasındaydı.
Nurgül Yeşilçay’ın ana yarışma jürisinde yer aldığı ve Onur Ünlü’nün ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ filmi ile yarıştığı festivalde En İyi Film ödülü Alex van Warmerdam’ın ‘Borgman’ filmine gitti. En İyi Yönetmen ödülünü Tudor Giurgiu ‘Of Snails and Men’ filmi ile alırken Özel Mansiyon ‘In the Name of…’ filmindeki performansıyla oyuncu Andrzej Chyra’ya verildi.
Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da hükümetin istifasını isteyen eylemciler meclisi ablukaya aldı. 3’ü bakan 100’den çok kişi 2 saat mahsur kaldı.
Bulgaristan ’da Sosyalist Partili Başbakan Plamen Oreşarski hükümetine karşı yaklaşık 50 gündür süren gösteriler önceki gün parlamentonun kapısına dayandı. Bütçe görüşmeleri oturumu sırasında çıkan olaylarda, eylemciler söktükleri kaldırım taşları ve caddelerdeki çöp kutularıyla parlamento çevresine barikat kurarken, bir grup da binayı abluka altına aldı. Milletvekillerini dışarı çıkarmak için bekleyen otobüslere şişe ve çeşitli maddeler fırlatan eylemciler yolsuzlukla suçladıkları Oreşarski’ye yönelik “Hükümet istifa” ve “Mafya” sloganları attı.
Olaya yerel saatle sabah 03.00’te müdahale eden polis, ablukayı saat 05.00’te yarıp içeri girebildi. Polis, binada mahsur kalan ve aralarında 3’ü bakan siyasetçiler, gazeteciler ile meclis personelinin olduğu 109 kişiyi dışarıya çıkarırken, iş makineleri de protestocuların barikatlarını yıktı. Mecliste mahsur kalan gazeteciler, binadan ilk olarak ekonomi , maliye ve çalışma bakanları ile Sosyalist Parti ve Türk nüfusunu temsil eden koalisyon ortağı Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin (HÖH) üyelerinin çıkarıldığını aktardı. Abluka nedeniyle çıkan arbedede 2’si polis olmak üzere 10 kişi de yaralandı. Bir eylemci, gösterilerin ilk kez meclise yansımasına dair “Protestolar 40 gündür barışçıl biçimde sürüyordu ama sesimizi duymadılar. Bu yüzden belki daha radikal davranmalıyız” dedi.
Devlet Başkanı Rosen Plevneliev, sadece protestoculara değil polise de ‘barışçıl ve medeni hareket edilmesi’ çağrısı yaptı: “Protestoların başladığı günden bu yana ilk defa gerilim ve provokasyona şahitlik ettik. Hepimiz burada yaşıyoruz ve bu sebeple ülkemizden biz sorumluyuz” dedi. Ancak tepkilerin odağındaki Oreşarski istifa taleplerini reddetti. AB’nin en ‘yoksulu’ Bulgaristan’da aylardır süren siyasi kaos, Oreşarski hükümetinin mayıstaki erken seçimle işbaşına gelmesinden sonra da sona ermedi. Gösteriler HÖH vekili de olan tartışmalı medya patronu Delyan Peevski’nin, 14 Haziran’da Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (DANS ) Genel Müdürlüğü’ne getirilmesiyle tetiklenirken, Oreşarkski’nin bu atamayı geri alıp özür dilemesi de sokağın ateşini düşürmedi.
AB eylemcilerin yanında
Bu arada önceki günkü eylemlere AB Komisyonu’nun adaletten sorumlu üyesi Viviane Reding’den destek gelmesi de dikkat çekti. Diplomatik dilin dışına çıkan Reding, Twitter hesabından eylemcileri desteklediğini açıklayıp “Bugün Sofya’dayım. Desteğim yolsuzlukları protesto eden Bulgar vatandaşlarından yana. Bulgaristan reform çabalarını sürdürmeli” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Mısır’da darbe sonrası askerin Cumhurbaşkanlığı makamına atadığı Adil Mansur’a Mısır’daki milli bayram nedeniyle tebrik mesajı gönderdi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mısır’da ordunun geçici cumhurbaşkanı olarak atadığı Adil Mansur’a, Mısır’ın milli günü dolayısıyla tebrik mesajı gönderdi.
Mesaj, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla 1952 yılından itibaren Mısır’da milli bayram olarak kutlanan 23 Temmuz günü gönderildi.
Dışişleri kaynakları, mesajın Mısır devletini temsilen geçici cumhurbaşkanı olan Adil Mansur’a hitaben gönderildiğini ancak Mısır halkının bayramını kutlama amaçlı “mutad, her yıl gönderilen bir mesaj” olduğunu vurguladı.
Mısır’da geçen ay gerçekleşen askeri darbenin ardından, seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi görevden alınmış yerine geçici cumhurbaşkanı olarak Adil Mansur getirilmişti.
Ancak Türkiye, Mısır’daki yeni yönetimi tanımıyordu ve seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi’nin göreve iade edilmesi gerektiğini savunuyordu.
Madrid-O Ferrol seferi yapan ve 240 yolcu taşıdığı belirtilen trenin, Santiago Compostela istasyonugirişinin yakınlarında raydan çıkmasıyla meydana gelen kazada en az 60 kişinin öldüğü bildirildi.
Dün TSİ 22.15’te meydana gelen kazada trenin 13 vagonunun da devrildiği, özellikle baştaki 8 vagonun büyük zarar gördüğü bildirildi. Çok sayıda itfaiye, sağlık ve kurtarma ekibi bölgeye sevk edilirken, görgü tanıkları, vagonlarda sıkışan yolcuların çıkarılması çalışmalarının sürdürüldüğünü aktardı.
Kazayla ilgili resmi bir açıklamada bulunulmamasına rağmen, ülkedeki siyasi partilerin sözcüleri ölenler için başsağlığı mesajı yayımladı. Bayındırlık Bakanı Ana Mato ile çok sayıda yetkilinin olay yerine gittiği, Başabakan Mariano Rajoy’un da kazayla ilgili gelişmeleri yakından takip ettiği kaydedildi. Bu arada Santiago Compostela Belediyesi, kentte bayram dolayısıyla yarın yapılacak kutlamaların kaza nedeniyle ertelendiğini duyurdu. Galisya özerk yönetimi başkanı Alberto Nunez Feijoo, İspanya’da meydana gelen tren kazasında en az 60 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.
Feijoo, Cadenaser radyosuna yaptığı açıklamada, Galisya bölgesindeki tren kazasında en az 60 kişinin öldüğünü, 100 kişinin yaralı olduğunu söyledi. İspanya tarihinin en büyük tren kazalarından birinin yaşandığını söyleyen Feijoo, “Yürekleri sarsan bir durum. Diğer vagon ile içiçe girmiş bir vagon ve acil yardım ekipleri henüz buraya giremediler” diye konuştu. Bu arada İspanyol basını, tren kazasının meydana geldiği Santiago Compostela kenti yakınlarındaki hastanelerden sürekli kan bağışı çağrısı yapıldığını duyururken televizyonlar da kan bağışı anonsları geçiyor.Öte yandan Galisyalı olan İspanya Başbakanı Mariano Rajoy’un da sabah kazanın olduğu bölgeye gideceği bilgisi verildi.
Ülkelerin ekonomik açıdan büyümesinde ve ekonomik büyümeyle birlikte sosyal ve çevresel açıdan gelişmesinde coğrafi konumları önemli bir role sahiptir. Gelişmekte olan çoğu ülke tropik bölgelerde yer almaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin tropik bölgelerde yer alması, yıllık yağış değişimleri ve çok yüksek sıcaklıkları içeren aşırı iklim olaylarına daha fazla maruz kalmaları anlamına gelmektedir.
İklim değişikliği dünya ölçeğinde doğal felaketleri katladı. Hollanda'sa sel suları içinde kalmış bir ev
Önümüzdeki yıllarda özellikle gelişmekte olan ülkelerden, iklim değişikliğine bağlı milyonlarca insanın “çevresel mülteci” olması beklenmektedir. İklim değişikliği kaynaklı bu göç yalnızca insani bir tehdit olarak değil, aynı zamanda uluslararası ve bölgesel güvenlik için de bir risk olarak görülmektedir. Yapılan araştırmalara göre son 20 yılda yaşanan doğal felaketlerin sayısı neredeyse ikiye katlanmış ve 2008’de 20 milyondan fazla insan göç etmek zorunda kalmıştır. Bu durumun daha da kötüleşeceği ve özellikle de sıcaklık dalgalanmaları ile yağışlar ve fırtınaları içeren aşırı hava olayları sonucu gelişmekte olan ülkelerin çok daha büyük felaketlerle karşılaşacağı tahmin edilmektedir. Buna bağlı olarak bölgelerin kırılganlıklarının da artacağı ve bölgede yaşayan nüfusun temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geleceği ifade edilmektedir. Kırılganlık, iklim değişikliğinin yaşanan coğrafyaya bağlı olarak insanlar üzerindeki etkisi beraberinde, potansiyel kayıplar ve zararlar, olarak tanımlanmaktadır.
İklim değişikliğine karşı savunmasız olduğu düşünülen bölgelerde kıyı şeridinde düşük kotta yaşayan nüfus yoğunluğu oldukça fazladır. Bu alanlar dünya yüzölçümünün sadece % 2’sini kaplamakta ancak bu bölgelerde yaşayan nüfus dünya nüfusunun % 10’unu oluşturmaktadır. Bu bölgeler aşırı hava olaylarından ve deniz seviyesinin yükselmesinden en çok etkilenecek bölgeler olduğu için buralardaki nüfus büyük önem taşımaktadır. Ortalama sıcaklıklarda yaşanacak artışla birlikte buzulların erimesi sonucu deniz seviyesinde meydana gelecek 1 metrelik yükselme bu nüfusu yaşamsal açıdan tehdit edeceği gibi, bir bölgenin coğrafyasının da kaybına neden olacaktır. Örneğin, kıyı şeridinde yer alan Bangladeş’te 1960-2010 yılları arasında 289 adet doğal felaket yaşanmış ve toplam olarak 416 milyon kişi, ölümler, yaralanmalar ve barınma anlamında bundan etkilenmiş, yaklaşık 631 bin kişi yaşamını yitirmiştir. Bu felaketlerin ülkeye maliyeti ise yaklaşık 18 milyon dolardır.
Ayrıca, yüzyılın sonlarına gelindiğinde, tahminlere göre deniz seviyesinde meydana gelecek 1m’lik yükselme Bangladeş’in beşte birinden fazlasının sular altında kalmasına neden olacaktır. Bu da Bangladeş’te kıyı bölgesinde yaşayan nüfusu nasıl bir yaşamsal felaketin beklediğinin açık bir kanıtıdır. Diğer taraftan gelişmiş bir Avrupa ülkesi olan ve yine kıyı şeridinde yer alan Hollanda 1972-2010 yılları arasında 29 adet doğal felaket yaşamış, yaklaşık 2000 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu felaketlerin ülkeye maliyeti ise yaklaşık 4.5 milyon dolardır. Görüldüğü gibi, iklim değişikliğinin etkileri dünya çapında ekonomik, sosyal ve çevresel olarak eşit dağılmamıştır.
Gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere göre çok daha erken ve çok daha fazla zarar göreceği rakamlarla kanıtlanmaktadır. Çünkü gelişmekte olan ülkelerin ekonomik yetersizlikleri ve demografik yapıları dolayısıyla adaptasyon süreçleri çok daha sancılı olmakta ve iklim değişikliğinin bedelini ağır ödemektedirler. Bu bedelin bir ölçüde hafifletilebilmesi, bu bölgelerin ekonomik, sosyal ve çevresel koşullarının ve demografik yapılarının iyileştirilmesine dayanan adaptasyon stratejilerinin acil olarak değiştirilmesi ve geliştirilmesine bağlıdır. Yani aslında, gelişmiş ülkeler kendilerini düşünmeyi bırakıp tüm dünya insanlarını düşünmeye başladıkları zaman, o bölgelerdeki yaşamların kurtarılabilmesi için bir şans yaratılabilir…
Nazan An
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Çalışma Grubu