Ana Sayfa Blog Sayfa 4193

Yunanistan’ın şiddet yanlısı yeni anarşist grupları

Reuters’in sitesinde Renee Maltezou ve Deepa Babington imzası ile 14 Ağustos tarihinde yayınlanan makaleyi Yeşil Gazete ekibinden Özde Çakmak‘ın çevirisi ile sunuyoruz

* * *

2,500 yıl önce demokrasinin doğduğu Atina harabelerinden çok da uzak olmayan bir yerde, Yunanistan’ın siyasal sistemini devirmeye niyetli genç anarşistler, biranın ucuz olduğu ve sanat eserlerinde ateşe verilmiş polis arabalarının öne çıktığı bir kafe işletiyorlar.

Yıkık binaları işgal eden anarşistlerin bir yıl önce başlattıkları K*Vox, ilk bakışta, bohem Atina semti Exarchia’daki diğer kafelerden farklı görünmüyor. Ama içeride silah tutan gerilla savaşçılar ile anarşi sembolünün – daire içinde büyük A – posteri var.

Geçtiğimiz günlerde, polisin iki anarşisti alıkoyduğu haberiyle çalkalanırken, adamın biri aşırı sağcı aktivistlerin saldırdığı bir dükkanda yardıma ihtiyaç duyulduğunu bağırarak içeri girdi. Yunanistan’daki ekonomik kriz sırasında, aşırıcı uçtaki bu tür kimseler, yaptıklarını inkar etseler de, sokak saldırılarındaki yükselişten sorumlu tutuluyorlardı.

“Devrim zamanı gelmedi mi daha?” diye sordu 34 yaşında kafedeki olayları izleyen bir anarşist sigarasını sararken. “Ya şimdi ya da asla. Şimdi birşey yapmazsak, hiçbir şey değişmeyecek.”

Medyanın büyük bir kısmı Yunanistan’daki siyasi radikallere yer verirken Yunanlılara bedava yiyecek dağıtan ve göçmen karşıtı sert sözleriyle destek aldıktan sonra oy anketlerinde %14 yükselen aşırı sağcı Altın Şafak’a odaklandı. Oysa, ülkedeki ekonomik kriz, solu da aşırılığa itmekte.

Yunanistan ekonomisi düşüşe geçtikçe, yalnızca zenginlere hizmet ettiğini söyleyerek politik sistemi alaşağı etmeyi hedefleyen anarşist gruplar halkın giderek artan desteğini aldı.

Röportaj yapılan diğer anarşistler gibi ismini vermeyi reddeden kafe müşterisi, “”Eskiden bu daha çok bir gençlik hareketiydi,” diyor. “Şimdiyse, 40, 50, hatta 60 yaşında anarşistler görüyorsunuz – on yirmi yıl önce olduğu gibi sadece 20’li yaşlardakileri değil.”

Kendilerini anarşist – kelime, Yunanca “anarchia” ya da otorite yokluğundan geliyor – ilan edenlerin çoğu barış yanlısı olduğunu söylüyor; fakat, belli gruplar, şiddet uygulamada sakınca görmüyorlar. Yetkililer, anarşistler ve mahkeme ifadelerine göre, altı yıldır süren ekonomik durgunluk, yeni bir militan sol-kanat dalgasını ateşledi.

Piraeus Üniversitesi profesörlerinden, militan sol kanat hakkında Yunanistan’ın önde gelen uzmanlarından Mary Bossis, çoğu kişinin “bunu alternatif bir siyasi dil olarak gördüğünü” söylüyor. “Artık, marjinal değiller.”

ŞAKA DEĞİL

7 haziran günü erken saatlerde, iki Yunan haber kurumu Atina’nın Dafni yerleşim bölgesinde bir bombanın patlayacağına dair uyarıda bulunan bir telefon aldı.

Telefondaki kişi, telefonu kapatmadan önce “Bu, bir şaka değil,” dedi.

Yirmi dakika sonra, en az 1 kg ağırlığında dinamitli bir bomba, şüpheli anarşist gerillaların tutulduğu Atina’daki yüksek güvenlikli hapishanenin müdürü Mari Stefi’nin kullandığı BM’nin altında patladı. Patlama, arabayı kullanılmaz hale getirdi ve yakınlardaki binaların camları kırıldı; araçta olmayan Mari Stefi, yara almadı.

Ertesi gün, Conspiracy of Fire Cells denen bir grup bombayı üstlendi. Patlama, bu sene Atina’da sinirleri geren bir dizi saldırıdan – alışveriş merkezinde patlama, Başbakan Antonis Samaras’IN ofisine hareket halindeki araçtan açılan ateş ve çok sayıda siyasetçi ile gazetecinin ev ya da ofislerinin dışında patlayan gaz bombaları – sadece bir tanesiydi.

Polis verilerine göre, 2012’de 527, bu yılın ilk altı ayında ise 254 adet kundaklama ve bomba saldırısı meydana geldi. Güvenlik ve polis güçleri, bu saldırıların çoğunu anarşist ya da solcu, “düzen karşıtı”  gruplara yüklüyorlar.

Bu rakamlar, 1974-86 arasında Yunanistan’ın sol kanat militanların geniş çaplı şiddetiyle ünlendiği 12 yıldan fazla bir süredeki  542 kundaklama ve bomba saldırısıyla – o dönemdeki saldırıların daha kanlı sonuçları olsa da –  kıyaslanıyor.

Son zamanlardaki şiddet içeren saldırıları üstlenen anarşist gruplar arasında, Kanunsuzluk Aşıkları, Vahşi Özgürlük ve Toplumsal Patlama Elebaşları, Şuur Çetesi, Yalnız Kurt, Dokunulmaz İntikam Hücresi ve en yakın geçmişte de temmuz ayında savcıları temsil eden bir derneğe gönderilen bir bomba paketinin arkasında olduğunu söyleyen Dizginlenemeyen Arzular var.

Fakat, ekonomik kriz patlak verdiğinden beri en öne çıkan grup, polis tarafından 2009’dan beri 150 cezai eylem gerçekleştirmekle suçlanan Ateş Hücreleri Komplosu (CFC). CFC’nin bombaları genellikle düdüklü tencere ya da benzer kutuların içine sıkıştırılan az miktarda patlayıcıdan oluşuyor. Buna benzer bir alet 2010’da meclisin dışında patlayarak az hasara yol açtı, patlamada yaralanan olmadı.

2009’dan beri 30’dan fazla şüpheli CFC üyesinin tutuklanması ve 2011’den beri görülen dört dava, analistlere göre zengin ailelerden gelen ve ideolojiyi önemsemeyen yeni nesil anarşistlerin somut hali olan grubun saldırılarını önlemede başarısız oldu. Analistler ve avukatlar, geçmişteki daha çok Marksizm’den etkilenen aşırı sol militanların aksine, bu grubun büyük kısmının kendilerini  sık sık “nihilist” olarak tanımlayan muhalif, eğitimli gençlerden oluştuğunu söylüyorlar.

Yetkililerin ve avukatların söylediğine göre; CFC’nin kişisel hücrelerinin gevşek ve yatay yapısı, müdaheleyi zorlaştırıyor. Bazıları, grubu Hydra’ya – kesilen her başı için iki baş çıkaran mitolojik yılan – benzetiyor. “Birini yakalıyorsun, ardından mantar gibi bitiyorlar,” diyor eski üst düzey güvenlik görevlilerinden biri Reuters’e.

Grubun felsefesinin göstergelerinden biri, anarşist websitelerinde dönen, savcıların CFC üyelerine atfettikleri – ve CFC üyelerinden birini temsil eden bir avukatın CFC dokümanı olduğunu doğruladığı – bir 2011 yılına ait bir kitapçık. Kitapçıkta CFC üyelerinin, devlete karşı “kentsel gerilla savaşı” açan “devrimci anarşistler” oldukları ilan ediliyor.

Kitapçıkta şunlar yazıyor: “Herkes araba ve motosiklet çalmayı; sahte araba plakası, nüfus cüzdanı ve resmi belge düzenlemeyi; kazanç ve paraya el koymayı; hedefe ateş açmayı ve ateşli silah ile patlayıcı kullanmayı öğrenebilir ve bunları nasıl gerçekleştireceğini tasarlayabilir.” Kitapçıkta anarşistler, saldırılar için kolayca elde edilebilen benzin, bidon ve kampçılıkta kullanılan gaz bombası kapsüllerinin yanı sıra internetteki talimatlardan yararlanılarak üretilen saatli bombaları kullanmaya teşvik ediliyorlar.

Eski bir üst düzey güvenlik görevlisi, bazı açılardan CFC’nin Devrimci Mücadele (Revolitionary Struggle – RS) – 2003’de ortaya çıkan, tüm yönetim biçimlerine savaş ilan eden ve daha sonra kemer sıkma politikasını protesto eden anarşist grup – gibi diğer Yunan militanlardan daha büyük güvenlik riski teşkil ettiğini söyLüyor.

RS üyesi olduklarını kabul eden üç kişi, 2010’da tutuklandı ve bu yılın nisan ayında hapis cezasına çarptırıldı. Yetkililer, kapitalist sistemi ve rüşvetçi politikacıları ülkeyi ekonomik krize sokmakla suçlayan ve sade Yunan vatandaşların desteğini isteyen grubun dağıtıldığını söylüyorlar.

“Devrimci Mücadele…kimsenin canına kastetmiyordu”, diyor eski güvenlik görevlisi. “Ateş Hücreleri Komplosu, daha vahşi ve daha uçarılar; ellerinden bir kaza çıkabilir.”

CFC kitapçığında, grubun hiçbir sınıfı ve kimseyi temsil etmekle ilgilenmediği yazıyor. Eski güvenlik görevlisi: “Organizasyonun, hiç umudu olmayan oldukça öfkeli genç insanlardan oluştuğunu yabana atmamalıyız.”

KATALİZÖR

CFC ve diğer anarşistler, baskıcı bir devlete karşı savaşmaktan başka seçenekleri olmadığını söylüyorlar. Özellikle de, aşırı sağcı Altın Şafak aktivistlerine büyük ölçüde hoşgörülü davranan polis güçlerini, polis vahşetiyle suçluyorlar.

Polis, bu suçlamaları reddediyor. Polis sözcüsü Christos  Parthenis gönderdiği email’de, Yunan polisinin ihbar edilen her tür polis şiddetini hemen soruşturduğunu belirtti. Şüpheli tutuklanmaya direndiğinde polisin yasal olarak güç kullanmaya izni olduğunu da ekledi.

Bazı sıradan vatandaşlar, anarşistlerin yasadışı göçmenleri ve solcuları ülkenin en büyük üçüncü siyasi partisi olan ve ilk kez geçen yıl mecliste koltuk sahibi olan Altın Şafak’a karşı koruyan etkili tek cephe olduğunu hissediyor.

Birçok genç Yunan anarşist için, Exarchia’da 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos’un polis tarafından öldürülmesi, kırılma noktası oldu. Gençlerle sözlü bir dalaşmadan sonra, polis, ateşin kaza eseri açıldığını söyledi; ama, Atina’nın lüks Psychiko semtinde büyüyen bir kuyumcunun oğlu olan Grigoropoulos’un ölümü, haftalarca devam eden isyanları tetikledi. Daha sonra, bir polis cinayetten suçlu bulundu.

“Grigoropoulos’un ölümü, katalizördü,” diyor, Atina’da davası süren bir CFC üyesi sanığın annesi. “(Anarşistler) güçlerinin farkına vardılar, değişimi getirebileceklerini ve halkın yanlarında olduğunu hissettiler.”

Sarsılanlar arasında, öldürüldüğü akşam Grigoropoulos’un yanında olan yakın arkadaşı Nikos Romanos da var. Şubat ayında Romanos ile birlikte üç şüpheli banka soymaktan tutuklandı. Silahlı bir grubun parçası olduğunu reddetse de, anarşist olduğunu belirtti.

Halkın duruma tepkisi, Yunanlıların tutumundaki değişikliği gösterdi. Polisin, tutuklanmaları sırasında maruz kaldıkları çürükleri gizlemek için diğer üç şüpheliyle birlikte Romanos’un sabıka fotoğrafını dijital olarak değiştirdiği ortaya çıkınca, çoğu kişinin gözünde nerdeyse kahraman konumuna yükseldiler. Solcu spikerler ve blog yazarları, polisi sert taktiklere başvurmakla suçladılar. Polis, bu morlukların şüphelilerin tutuklanmaya direnmelerinden kaynaklandığını söyleyerek bu suçlamaları reddetti.

CFC üyesi olduğu iddia edilen – gruba üye olduğunu reddeden ama Anarşist olduğunu belirten – Costas Sakkas adlı birinin, yargılanmadan 31 ay gözaltında tutulmasını protesto etmek için haziran ayında açlık grevine başlamasıyla, halkın sempatisi günyüzüne çıktı. Anaakım sol partiler ve işçi sendikaları, bu vahim olaya karşı öfkelerini dile getirdiler. Protestocular kısa süreliğine Crete’deki turizm acentelerini işgal ederken, bazı oyuncu ve avukatlar açlık grevi yapma tehdidinde bulundular.

Temmuzda, yargıtay sağlık sorunları nedeniyle Sakkas’ın kefaletle serbest bırakılmasına hükmetti. Sakkas’ın Atina dışına çıkması yasaklandı, düzenli olarak polise rapor sunmak zorunda ve hala CFC üyesi olmaktan yargılanmakla karşı karşıya.

Anarşistlere verilen destek, polisin ocak ayında anarşistlerin uğrak yeri olan Atina’daki popüler bir işgal binasına baskın düzenlemesinden de belliydi. Bu baskın, 10,000 protestocuyu sokağa çıkardı.

Emniyet görevlileri, anarşistlere göz açtırmayarak yalnızca işlerini yaptıklarını söylüyorlar. Polis sözcüsü Parthenis, emniyetin “hiçbir koşulda siyasi hareketlere karşı önlem almadığını”, ama bomba ya da kundaklama saldırısı düzenleyen gruplarda yer alanların kovuşturulması gerektiklerini söyledi.

DAVALAR VE BAŞKALDIRI

Yunanistan’ın “terörist” organizasyonlar olarak nitelediği yasadışı gerilla grupların şüpheli üyeleri, özel bir mahkeme odasında yargılanıyorlar. Bu oda, on yıl önce Atina’daki bir cezaevinin içine şimdi kendilerine ayrılan yeraltında bir koğuşta mahkum olan ölümcül 17 Kasım solcu gerilla grubun üyelerinden bilgi almak için düzenlendi. Bu grup, liderleri 2002 yılında tutuklandığından beri hiçbir saldırıya sahip çıkmadı, ama mahkemenin işi yine de başından aşkın.

Gerilla gruplarıyla ilişkisi olduğunu reddeden bir anarşistin avukatlığını yapan Dimitris Katsaris, “Polisin terörist dediği bu anarşist gruplara açılan davaların özel koşullarda, özel mahkemelerde ve özel bilirkişiler önünde görülmesi, tesadüfi değildir,” diyor. “Bu durumda, her şey özel. Özgürlüğe savaş açan, devlettir; devlete karşı olan anarşistler değil.”

Yunanistan’ın Asayiş Bakanı, yorum yapmayı reddetti. Gerçek ismini saklama şartıyla konuşan bir hükümet yetkilisi, şunları söyledi: “Hükümetin esas ilkesi, kanunu uygulamaktır. Bundan böyle bu tür (şiddet yanlısı anarşist) olaylara müsamaha göstermeyeceğiz ya da geçmişte olduğu gibi harekete geçmekte başarısız olmayacağız. Terörizmle mücadelede birçok savaş kazandık.” Ayrıca, “siyasetçiler, kışkırtıcı sözlerle ateşe körükle gitmeyi bırakmalılar,” diye de ekledi.

Duruşmalarını hedefleri ve inançları hakkında ateşli savunmalar yapmak için kullanan diğer solcu gerillaların aksine, CFC üyeleri mahkemeleri meşru görmediklerini açıkladılar – ve hatta “boş boş bakan,” “koca göbekli,” “dolgun maaşlı” hakimlerle dalga geçtiler.

Mahkemedeki soruları öfkeyle ve bıkkın bir umarsızlıkla yanıtladılar.

Mart’ta cinayete teşebbüs ve gerilla örgütüne üyelik gibi suçlardan yargılanan CFC üyesi olduğunu kabul eden 34 yaşındaki Christos Tsakalos, “Bizi mahkum edeceğinizi biliyoruz ve umursamıyoruz,” dedi. “Bunun bitmesini istiyoruz. Ateş Hücreleri Komplosu üyeleri olduğumuzu söyledik size, hadi durmayın, mahkum edin bizi.”

CFC üyesi olduklarını açıklayan diğerleri gibi, kovuşturan ve soruşturan yetkilileri tanımayı reddettiği için suçlamaları yanıtsız bıraktı.

Örgüt lideri olduğunu reddetse de savcıların CFC lideri olduğu söylenen Tsakalos, geçen yıl ayrı bir duruşmada CFC’nin sahiplendiği saldırılardan hüküm giydi. “Terörist” bir örgütte yer almaktan yedi yıl hapis cezası aldı. İnternette yer alan bir bildiride, mahkumiyeti çok kısa olduğu için “yoldaşların” alaylarına maruz kaldığını belirtti.

CFC’nin başkaldırma ruhunu, CFC üyesi olduğunu açıklayan bir kişiyi temsil eden avukat Spyros Fitrakis Reuters’e özetledi: “Yeni bir sürece girdik…şimdi ülkenin sahip olduğu demokratik siyasi sistemin temel yapısını reddediyorlar.”

 

Makale: Renee Maltezou ve Deepa Babington

Yazının özgün hali

Çeviren: Özde Çakmak

(Yeşil Gazete, Reuters)

2013-2014 Futbol sezonu “Gezi”nin gölgesinde başlıyor

Süper Lig’de 2013-14 sezonu Medical Park Antalyaspor-Kayseri Erciyesspor karşılaşmasıyla başlıyor. Bu sene geçen yıllardan farklı olarak futbola ara verilen dönemde gündeme transferler değil “Gezi Direnişi” vurdu. Spor Bakanı’nın Süper Kupa maçından önce yaptığı açıklamalar herkesin gözüne tribünlere çevirdi.

Gezi Direnişi’nin ilk günlerinde Beşiktaş’ın Çarşı, Fenerbahçe’nin Sol Açık ve Galatasaray’ın Tek Yumruk taraftar gruplarının liderliğinde bir araya gelen ‘üç büyüklerin’ taraftarları, ‘İstanbul United’ (Birleşik İstanbul) adı altında birleşmiş hatta, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın amblemlerini içeren, ortak bir amblem bile hazırlamışlardı. Yine Gezi direnişi sırasında İzmir’in düşman kardeşleri Göztepe ve Karşıyaka’nın taraftarları da ortak hareket etmişti.

Spor Bakanı Suat Kılıç’ın Kayseri’de oynanan Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki Süper Kupa maçı öncesinde yaptığı, “Siyasi slogan atan taraftarlar sonuçlarına da katlanır” açıklaması ilgili maç için etkili olsa da aynı gün takımlarının sezon açılışı için Adana 5 Ocak Stadını dolduran Adana Demirspor taraftarları tribünleri “Her yer Taksim, Her yer Direniş” diye inleterek bu sezonun çetin geçeceğinin işaretlerini verdi.

Gezi Parkı olaylarının ardından alınan önlemlerin bir kısmı şöyle:

– Tribünlerde ideolojik ve siyasi slogan ile pankartlar yasaklandı. Bu tür eylemlerde bulunanlar hakkında yasal işlem yapılacak. Ancak ‘ideolojik’ ve ‘siyasi’ slogan tanımı netleşmiş değil. Hangi sloganın ideolojik, hangi sloganın futbol ile ilgili olduğuna kimin karar vereceği, olası bir müdahalenin nasıl yapılacağı şimdiden tartışma konusu…

– İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara ve Trabzon’daki maçlarda spor savcısı görevlendirilecek. 6222 sayılı, yani, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hakkında özel olarak bilgilendirilen savcılar sezonla birlikte göreve başlayacak. Savcılar maçları tribünden izleyecek.

– E-bilet uygulamasıyla taraftarlar bilet alırken kimlik numarasını verecek, yaşanan olaylarda kişilerin tespiti kolaylaşacak. Çeşitli taraftar grupları ise bu uygulamaya ‘fişleme’ iddiası nedeniyle karşı çıkıyor. Elektronik bilete ve kamera sistemine geçmeyen kulüpleri ise ağır yaptırımlar bekliyor.

– Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in, “Maçlar gece olunca işin içine içki de giriyor” sözlerinin ardından, statlara girişte alkol kontrol uygulaması gündeme geldi. Polis, Kayseri’deki Süper Kupa maçında olduğu gibi şüphelendiği kişilere alkol kontrolü yapabilecek.

– Müsabakalarda gözlemci polis görevlendirilecek. Ayrıca Spor Büro Amirliği, bundan sonraki süreçte daha aktif rol oynayacak.

İlk hafta maçlarının fikstürü ise şu şekilde;

16.08.2013 21:45   M.P. Antalyaspor – Kayseri Erciyesspor

17.08.2013 20:00   KDÇ Karabükspor – Kasımpaşa

17.08.2013 20:00   Çaykur Rizespor – Gençlerbirliği

17.08.2013 21:45   Torku Konyaspor – Fenerbahçe

18.08.2013 20:00   Akhisar Bld.Spor – S.B. Elazığspor

18.08.2013 20:00   Eskişehirspor – Bursaspor

18.08.2013 21:45   Beşiktaş – Trabzonspor

19.08.2013 20:00   Kayserispor – Sivasspor

19.08.2013 21:45   Galatasaray – Gaziantepspor

 

(Yeşil Gazete, T24)


Artvin’in Kafkasör Yaylası’nda ekoloji kampı

Karadeniz İsyandadır ve Artvin Çevre Platformu, Artvin’in Kafkasör Yaylası’nda 17-24 Ağustos tarihlerinde ekoloji kampı düzenliyor. HES’lerin, maden ocakları ile termik santrallarin çevreye verdiği zararlara dikkat çekmek amacıyla düzenlenen kampın öncelikli hedefi, maden araması sırasında ilk etapta kesileceği belirtilen 52 bin ağacı kurtarmak.

Paneller, söyleşiler (yerellerin kendi mücadele – deneyim aktarımları), forumlar, atölyeler, dinletiler, sergiler, doğa sporları ve gezilerin olacağı ekoloji kampına şu ana kadar 300’ü aşkın kişinin katılacağının belli olduğu kamp organizatörlerinden Hatice Hacı tarafından belirtildi.

Kamp ücretinin tüm kamp süresince 50 tl olarak belirlendiğini belirten Hacı, kampa gelmek isteyenlerin yanlarında Çadır, Mat ve Uyku Tulumu getirmeleri gerektiğinin altını çizerek yemeklerin ise kolektif bir şekilde yapılacağını söyledi.

Ekoloji kampı için Artvin’in Kafkasör Yaylasının seçilme nedeni kampın çağrı metninde şu şekilde açıklanıyor;

Neden ARTVİN?

Dünyanın en yüksek debili nehirlerinden coşkun Çoruh’un derince yardığı, sarp yamaçlarında aynı anda dört mevsimin yaşandığı, yedi iklimin meyvesinin yetiştiği, yüzlerce endemik türün can bulduğu eşsiz bir ekosistem, benzersiz bir mikro klimadır Artvin.

Dünyada sadece 100 tane kalmış olan doğal ormanlardan biri Genya’dır, Türkiye’nin tek biyosfer rezerv alanı Maçahel’dir, Kafkas ekosisteminin Türkiye’deki tek uzantısı, yaşlı doğal ormanların son yaşam alanı, en önemli yırtıcı kuşların göç yoludur Artvin.

20 yıldır üzerine çöken bir kabustan kurtulmaya çalışıyor Artvin: MADEN belası! Artvin halkı 1990lı yılların başından beri Cerattepe’de madencilik faaliyetlerine karşı mücadele ediyor. Baraj ve HES projeleriyle yok edilerek insansızlaştırılmaya çalışılan Artvin’in halkı yılmadı, pes etmedi “buradayız, gitmiyoruz” diyor. Çünkü Cerattepe yoksa Artvin de yok. Cerattepe ve Genya’nın madencilere teslim edilmesinin; şehrin doğası, insanları, tarihi, kültürüyle yok olması, haritadan silinmesi demek olduğunu Artvin halkı çok iyi biliyor.

Artvin halkının haklı mücadelesinin yanında olmak için; karayemişin moruna, fındığın yeşiline, çay makasının sesine, tuluma, akordeona, kemençeye, kırmızı benekli alabalığa, kahvedeki amcaya, patik ören neneye ve tüm bunların can bulduğu yaşam alanlarımız yok olmasın diye 17-24 Ağustos tarihlerinde Doğanın Talanına Karşı Ekoloji Kampına, HAYDE ARTVİN’e !”

Ekoloji kampı hakkında bilgi almak için:

www.facebook.com/doğanıntalanınakarşıekolojikampı
www.facebook.com/artvincevre.platformu
www.facebook.com/groups/karadenizisyandadir
www.facebook.com/karadenizisyandadir
www.twitter.com/karadenizisyan

(Yeşil Gazete)

Karabük’te “Faturanı güneş enerjisi ödesin” projesi

Karabük İl Özel İdaresi tarafından kırsalda içme suyu için açılan sondajlardan depoya suyun taşınmasında ve su depolarının otomatik olarak klorlanmasında kullanılmak üzere güneş enerjisinden üretilen elektrik projesinin ilki Ovacuma beldesinde hayata geçti.

İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Hakan Eski, Karabük’te daha önce “Faturanı Güneş Enerjisi Ödesin” projesi başlattıklarını ve bununla ilgili yaptıkları çalışmalarda sona gelerek ilk uygulamayı Safranbolu’nun Ovacık beldesi Kehler köyünden start verdiklerini söyledi.

“Faturanı Güneş Enerjisi Ödesin” projesinin startını Kehler köyünden verdiklerini ve projenin 6 bin 500 TL’ye mal edildiğini kaydeden Eski, “Kırsalda içme suyu için açılan sondajlardan terfili olarak depoya kadar suyun taşınmasında, su depolarının otomatik olarak klorlanmasında, kanalizasyon hizmetlerinde fosseptik kuyularının arıtılmasında kullanılmak üzere ihtiyaç olan bölgelerde uygulamaya konulan güneş enerjisinden üretilen elektrik sayesinde köylülerimiz elektrik parası ödemeyecek. Burada Kehler köyüne bağlı Yağmurlu ve Bulamaç mahallerinde yaşayan yaklaşık 80 kişinin su ihtiyacını güneş enerjisi panelleri ile evlere su basacağız” diye konuştu.

Proje sayesinde vatandaşların elektrik parası ödemediğini belirten Eski, “Karabük ilinde güneş enerjisinden elektrik üreterek, içme suyu terfili sistemlerde bu çalışmayı yapmak istiyoruz” şeklinde konuştu.

(İha)

Vicdani ret hakkı tanınsın, Onur Erden serbest bırakılsın

Askerlik yapmak istemediği için 11 Hazirandan bu yana tutuklu bulunduğu Gelibolu Askeri Cezaevinde tutulan Onur Erden için Change.org’da bir imza kampanyası başlatıldı.

Onur Erden, 2006 yılında askere alındıktan sonra, iki kez firar etti. Bu firarlardan dolayı iki kez 10’ar ay hapis cezası aldı. Buna rağmen hapisten çıktıktan sonra yine birliğine teslim olmadı. Bu nedenle 11 Haziran 2013 yılında tutuklandı ve hakkında yeni bir firar davası daha açıldı.

Vicdani ret hakkı tanınmadığı sürece Erden’in ömür boyu bu yargılamalarla karşı karşıya kalma ve tekrar tekrar hapsedilme riski altında bulunduğu belirtilen ve şu ana kadar 8.500 kişinin imza verdiği imza kampanyası Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in konu ile ilgili gerekli hukuki prosedürü devreye sokarak vicdani ret hakkının Türkiye’de de tanınmasını ve Onur Erden’in serbest bırakılmasını amaçlıyor.

Kampanyaya katılıp imza vermek için: change.org/vicdani-ret-hakkı-tanınsın-onur-erden-serbest-bırakılsın

(Yeşil Gazete)

 

Karadenizde festival zamanı: 8. Yeşil Yayla Festivali başladı

Gola Derneği’nin 8 yıldır düzenlediği Yeşil Yayla Kültür Sanat ve Çevre Festivali başladı.

16 – 18 Ağustos tarihlerinde üç gün boyunca Karadeniz’in üç güzide köşesi Arhavi, Fındıklı ve Hopa’da gerçekleşecek fstivalin bu yılki teması, “Arılar ve geleneksel arıcılık” olarak belirlendi.

Festivalin ilk günü Arhavi’nin Kamilet Vadisi’nde, ikinci gün Hopa’nın Başköy (Mxigi) köyünde, üçüncü gün ise Rize Fındıklı’nın Cennet (Ç’enneti’) köyünde gerçekleşecek festivalde bu yılın temasına uygun olarak bal sağımı yapılacak ve baldan yapılan yiyecekler festival katılımcıları tarafından tadılacak. Festival sırasında düzenlenecek çeşitli atölyelerde karakovanın yapımı ve ağaca yerleştirilmesi, geleneksel arıcılıkta kullanılan malzemelerin tanıtımı gibi arıcılığa ilişkin her ayrıntıda paylaşılacak.

Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden geleneksel arıcı ve doğa bilgesi İlyas Can’a ithaf edilen bu yılki 8. Yeşil Yayla Kültür, Sanat ve Çevre Festivali’nin son gününde ise Kardeş Türküler, 20. sanat yılını Karadeniz’de vereceği konser ile kutlayacak.

7. Yeşil Yayla Festivalinin teması “Geleneksel Meyveler” olarak belirlenmişti

Yeşil Yayla Festivali’nin düzenleyen Gola Derneği yöneticisi Refika Kadıoğlu, Bianet’e verdiği mülakatta geçen sene teması “Geleneksel meyveler” olarak belirlenen 7. Yeşil Yayla Festivali hazırlığı sırasında meyve ağaçlarının, “arıların” hatırına ilaçlanmadığını öğrendiklerini, Doğu Karadeniz insanı için arılar ve geleneksel arıcılığın ne kadar kutsal olduğunun delili bu bilgiden sonra bu seneki temanın şekillendiğini belirtti.

Festival Koordinatörü Esin Demircioğlu, festival programını ise şu şekilde özetledi;

İlk gün Arhavi’nin Kamilet Vadisi’nde ikinci gün Hopa’nın Başköy (Mxigi) köyünde, üçüncü gün ise Rize Fındıklı’nın Cennet (Ç’enneti’) köyünde gerçekleştirilecek festivalde tematik etkinlikler olarak bal sağımı, baldan yapılan yiyecekler, karakovanın yapımı ve ağaca yerleştirilmesi, geleneksel arıcılıkta kullanılan malzemelerin tanıtımı, doğa yürüyüşleri, slayt gösterileri, Denizhan Özer’in küratörlüğünde LandArt (Arazi Sanatı) sergisi yer alacak.

GOLA Laz Halk Şarkıları Çocuk Korosu, Ordu’da bulunan Deniz Yıldızı Zihinsel Engelliler Derneği’nin Ebruli Ritim Grubu, Şafak Velioğlu yönetiminde Geri Dönüşüm ve Ritim Atölyesi, Emre Pehlivanlar&Ali Baran Konseri, Tulum&Erbane Buluşması festivalin ilgi çekici etkinlikleri arasında. Yine her yıl devam eden etkinliklerden olan “Karadeniz Kadın Sahnesi” BGST’li Kadın Müzisyenlerin hazırladığı özel bir atölye/performansla, BGST’li Dansçılar ise; Dans Atölyesi ile festivalde yer alacaklar”

8. Yeşil Yayla Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye facebook sayfası üzerinden de ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete, Bianet)

 

Yelena Isinbayeva’dan homofobik Rusya hükümetine destek

Dünya spor tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı atletlerinden Yelena Isinbayeva’nın Moskova’da devam eden Dünya Atletizm Şampiyonası sırasında yaptığı homofobik açıklama tepki çekti.

Rus atlet, Rusya hükümetinin önümüzdeki yıl Soçi’de gerçekleşecek Kış Olimpiyatları’nda LGBT sporculara yasak getirmesini ve Rusya’daki LGBT bireyleri baskı altında tutan yasaları destekleyerek, “Biz kendimizi normal insanlar olarak değerlendiriyoruz. Bizde erkekler kadınlarla, kadınlar erkeklerle yaşar. Tarihimizden gelen bir şey. Bu konudaki protestolar ülkemize saygısızlıktır. Yurttaşlarımıza saygısızlıktır çünkü biz Rusyalıyız. Avrupalılardan farklı olabiliriz. Biz onların ülkelerine gittiğimizde onların kurallarına uyuyoruz” şeklinde konuştu.

http://www.youtube.com/watch?v=wJuBRm-DzX0

Atletizm’in sırıkla yüksek atlama branşında spor tarihinin an başarılı atleti olarak gösterilen sporcu Moskova’daki şampiyonada da dünyanın kendi branşında en iyisi olduğunu aldığı altın madalya ile kanıtladı.

Isinbayeva, Şampiyona sırasında Rus hükümetinin LGBT karşıtı tutumunu tırnaklarına sürdüğü gökkuşağı rengindeki ojelerle protesto eden İsveçli atlet Emma Green Tregaro’ya da tepki gösterdi.

(Yeşil Gazete)

Eko-Jin Ilısu’dan, “Kuşlara yuva yapacak ağaç, Balıklara yüzecek nehirler bırakın” diyerek geçti

Eko-Jin “Dersim’den Erbil’e” bisiklet turu uğradığı her durakta, geçtiği her güzergahta köylülerle tohum paylaşarak, kendi içinde atölyeler yaparak, umudu çevirdiği her pedalda bir parça daha çoğaltarak ilerlemeye devam ediyor. Ilısu durağında da bisikletli ekoloji aktivistleri boş durmadı ve Ilısu Barajı’nın yarattığı doğa tahribatına karşı Ilısu köprüsünü üzerinde “Kuşlara yuva yapacak ağaç, Balıklara yüzecek Nehirler bırakın” yazılı pankartı açıp yolu kısa süreliğine trafiğe kapatarak basın açıklaması yaptı.

Eko-Jin: Jîn ekoloji derneği, Diyarbakır bisiklet ve doğa sporları kulübü, Diyarbakır ağaçlandırma derneği, Diyarbakır Tiyatro ve Sinema Derneği, Şırnak çevre Platformu ve bağımsız ekolojistlerin oluşturduğu bir kolektif. Kolektifin 9 Ağustos’ta Dersim’den ““Ji bo jiyaneke nû, pê li pedalê bike – Yeni bir yaşam için pedalla” başlattığı bisiklet turu 25 Ağustos’ta Erbil’de sona erecek. 14 Ağustos’da Ilısu’ya ulaşan bisikletli ekoloji aktivistleri burada bir basın açıklaması ile Ilısu Barajı’nın yarattğı doğa tahribatına dikkat çekti.

Şeytan taşladılar


14 Ağustos sabah saat 04:00’da Hasankeyf’ten yola çıkan yirmisi bisikletli yirmi beş eko-jîn aktivisti saat 12:20’de ılısu baraj alanından geçip Ilısu köprüsünü üzerinde “Kuşlara yuva yapacak ağaç, Balıklara yüzecek Nehirler bırakın” yazılı pankartı açıp yolu kısa süreliğine trafiğe kapatarak basın açıklaması yaptılar. Açıklama sonrası, “Baraja inat yaşasın hayat”, “yaşam barajdan değerlidir”,  “Dicle Munzur özgür akacak” sloğanları attılar çevrelerinde toplananlara “Şeytan taşlıyoruz” diyerek köprüden baraja doğru temsili olarak taş attılar.

Eko-Jin Kolektifi’nin Ilısu’dan sonraki durakları Şırnak, Roboskî, Silopi, Duhok, Amedi, Barzan, Akre, Soran, Shaqlawa ve Erbil.

Eko-Jin Kolektifi’nin Ilıusu Köprüsü üzerinde okuduğu basın açıklamasının tam metni şu şekilde;

Bizler evimizden işimize, okulumuza  gidip gelirken, yemeğinizi yerken, konuşurken, otururken yani hayat bildiğimiz gibi akarken. Yerle bir edilip baraj altında kalan eski Ilısu köyünün üzerinde  iş makineleri  karınca gibi çalışıyorlar.

Adsız emekçilerin emekleriyle Dicle nehrinin üzerine çekilecek su kapanına dönüştürülüyor. Adına baraj denilen bu kapan Mardin’in Ilısu köyünden Diyarbakır’ın Bismil ilçesine kadarlık yüzlerce kilometrelik bir alanda yaşayan canlıların hayatını karartacak. Biz bu basın açıklamasını özellikle Ilısu barajında yaptık.  Hasankeyf’in sular altında kalmasın diye Hasankeyfte yapılan basın açıklamalarında, aktivitelerde barajın görünmeyen yıkımı görünsün istedik. Baraj setlerinin üzerinde ot bile yetişmediği görünsün istedik. Baraj inşaatının bölge halkına inşaata amelelik, şoförlük gibi geçici işler dışında iş sağlamadığı bilinsin istedik. Gürül gürül akan Dicle nehrini önemli bir kısmını bataklığa dönüştürenlerin bir tür Nuh tufanıyla cezalandırılacaklarını anlamalarını istedik.  Ve bu yıkımı planlayanlar burunlarının dibinde olduğumuzu, baraja karşı direnişimizden asla vazgeçmediğimizi ve iki elimizin yakalarında olduğunu görsünler istedik.  Baraj yapan firmalara boşa emek harcadıklarını, Ilısu barajının yapımını eninde sonunda durduracağımızı anlasınlar istedik.

Şeytan yerin dibinde, yükseklerde bir yerlerde ya da karanlık mağaralarda değil. Ilısu da şu an tam karşımızda doğayı talan etmek isteyenlerin projelerinde bu devasa büyüklükteki barajın setinde. Bizler basın açıklaması sonrası şeytanı taşlayacağız. Ekolojik yıkıma karşı olan herkesi Ilısu barajına, şeytanı taşlamaya çağırıyoruz.

Eko-Jin Kolektifi

Bisiklet turunda yaşanan tüm gelişmeleri her gün güncellenen eko-jin.blogspot.com/ dan takip edebilirsiniz.

Eko Jin facebook sayfası

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Olympiakos’a büyük ceza

0

Geçen sezon finalde Panathinaikos’a yenilen Olympiakoas, taraftarlarının çıkardığı saha olayları nedeniyle büyük cezaya çarptırıldı.

Yunanistan Ligi playoff finalinde ezeli rakibi Panathinaikos’a mağlup olan Olympiakos, taraftarlarının çıkardığı olaylar nedeniyle çok büyük ceza aldı. Kırmızı-beyazlılar 40 bin dolar para cezasına çarptırılırken, lige de iki puanı silinerek başlayacak.

Son Euroleague şampiyonuna verilen cezalar bununla da sınırlı kalmadı. Olympiakos dört iç saha maçını boş tribünler önünde oynayacak.

Olympiakos iki sezon önce yine Panathinaikos finalinde yaşanan olaylar nedeniyle altı maç seyircisiz oynama cezası almıştı.

Kittel yalan makinesine girdi

0

Bu yıl Fransa Bisiklet Turu’nda dört etap kazanan Argos-Shimano sprinteri Marcel Kittel doping yapmadığını göstermek için yalan makinesine girdi.

SportBild dergisinin isteği üzerine yalan makinesi testine giren Marcel Kittel, psikoloğun uyguladığı testin sonucuna göre “hiç doping yapmamış, temiz bir sporcu”.

Test dahilinde Marcel Kittel’e çeşitli sorular soruldu ve sıra doping yapıp yapmadığına geldiğinde Kittel hayır cevabını verdi. Bu cevabın doğruluğu poligraf tarafından kaydedildi.

Adli psikolog Holger Leutz ise röportaj sırasında kaydedilen değerlerin son derece stabil olduğunu ve bu durumun testin güvenilirliğini gösterdiğini söyledi.

Kittel ise, “Saklayacağım hiçbir şey olmadığı için testi yaptım. Sporun temizliğinden yanayım ve bu test de benim temiz olduğumu kanıtladı” diyerek teste katılmanın kendisi için bir sorun olmadığını açıkladı.

Kittel’in dopinge karşı duruşu ve dopingin cezalandırılması gerektiğini savunan görüşleri olduğu biliniyor.