Ana Sayfa Blog Sayfa 4119

Skyturk360 ve Akşam Sancak’a satıldı

İşadamı Ethem Sancak, TMSF’nin el koyduğu Skyturk360 televizyonu ile Akşam ve Güneş gazetelerinin de bünyesinde bulunduğu Turkmedya’yı satın aldı.
Ethem Sancak‘ın Turkmedya‘yı satın almasından sonra binanın Show TV’nin Ayazağa’daki eski binasına taşınması bekleniyor. Bu satın alma işleminden önce Ethem Sancak, Akşam Gazetesi yöneticileriyle bir araya gelerek satın alma işlemini açıklamıştı.

Satış sözleşmesinin bugünden 2 gün önce imzalandığı belirtildi.

Konuyla ilgili olarak yapılan yazılı açıklamada, Çukurova Holding ile Ethem Sancak arasında gerçekleşen satışın 62 milyon dolara mal olduğu belirtildi. Açıklamada Turkmedya’nın yola, TMSF’nin el koymasının ardından göreve gelen Turkmedya Grup Başkanı ve Skyturk360 Genel Yayın Yönetmeni Cengiz Özdemir ile devam etme kararı aldığı ifade edildi. Turkmedya bünyesinde, Skyturk360 televizyonu, Akşam ve Güneş gazeteleri, Alem, Platin, Stuff, Autocar ve FourFourTwo dergileri, Lig Radyo ve Alem FM radyoları yer alıyor.

Cim bom İspanyol garibanların umudu

Galatasaray İspanya’daki garibanların yeni umudu oluyor. Şampiyonlar ligi grup eleme maçı öncesi Real Madrid kulübü ilginç bir kampanya başlattı. Kulüpten yapılan açıklamaya göre 2000 maç bileti temel gıda malzemeleri karşılığında dağıtılacak ve toplanan gıda malzemeleri muhtaç kişilere dağıtılacak. Real Madrid – Galatasaray maçı bileti alabilmek için 5 kg yağ, pirinç, şeker gibi temel gıda maddeleri götürmek gerekiyor.

Çarşamba günü Santiago Bernebau stadında oynanacak Real Madrid – Galatasaray maçı için en ucuz maç biletin 70 Euro. Gıda karşılığı dağıtılacak 2 000 biletin parasal karşılığı 380 000 TL olup, bu yolla 10 ton gıda toplanması hedefleniyor.

Akşam Gazetesinin haberine göre Real Madrid’in sosyal sorumluluk projesine katkı vermek isteyenler bugünden 27 Kasım’a kadar Bernabeu’daki standa başvuracak. Yardımseverler, yağ, pirinç, şeker, bakliyat ve makarna gibi bozulmaz 5 kiloluk gıda maddesi karşılığında G.Saray maçına bilet alacak. Bir kişiye en fazla 5 bilet veriliyor. Bağışlanan gıdaların paketinin açılmamış ve son kullanma tarihinin geçmemiş olması gerekiyor.

İspanyol kulübü, büyük takdir toplayan bu sosyal sorumluluk projesiyle İspanya’da yaşanan ekonomik krizden olumsuz etkilenen insanlarla ilgili farkındalığın da artırılmasını amaçlıyor.

Akşam

Bozcaada’da kadınların yeni adresi : Kadınlar Kahvesi

0


Bozcaada’da yazın hediyelik eşya dükkanı olarak kullanan mekan, kışın kadınlar kahvesi olarak kullanılmak üzere hizmete girdi.

Kahvede örgü ve okuma köşesi gibi çeşitli imkanlar sunulurken, nakış, boya ve örgü örneklerinin yer aldığı kitaplardan oluşan küçük bir kütüphane de var. Kahvenin ilk açıldığı gün bir araya gelen kadınlar aşure günü yaptı.

Üretim ve atölye faaliyetlerinin yanında, yemek tarifi gibi bilgi paylaşımı ile gündelik sohbetlerin yapılabileceği mekanda, kadınlar, kahve eşliğinde sohbet edip, fal da bakıyorlar. Diğer sosyalleşme etkinliklerinden biri de kahvelerin vazgeçilmezi okey. Kahveye aynı zamanda çocuklar da alınıyor.

Dantelanın Kadınları ismiyle hizmete sokulan kahveni yayınladığı tanıtım metni şöyle :

“Yazın hediyelik eşya dükkanı olarak kullandığımız Dantelayı kışın Dantelanın Kadınları olarak kadınlar kahvesi yapmaya karar verdik. Bilgilerimizi, sohbetlerimizi, kahvelerimizi, örgülerimizi paylaşalım dedik.”

Kadınlar kahvesine şu adres üzerinden ulaşabilirsiniz :
https://www.facebook.com/pages/Dantelanın-Kadınları/635765569807051

Bozcaada Gündem

Hamide Teyze ile kapı önü sohbeti – Alakır Nehri

Hamide Teyze kim mi?

Bizi durduran, daha doğrusu bulduran, bulduran derken arayışımızın olmadığını anlamlandıran.

Şöyle;

Doğup büyüdüğümüz şehirden göçümüzde arayışındaydık yaşayacak bir toprak parçasının.

Sırtımızda evimiz yürüyorduk Toroslarda bakına bakına yuvamızı kurup aşımızı çıkarabileceğimiz bir toprak parçası.

Doğu Toroslardan başlayan bu yürüyüşümüz dere tepe, kamp yapa yapa, ateş yaka yaka, hayran kala kala ilerlerken gelmişiz Alakır Vadisine Teke Dağlarını aşaraktan.

Nehrine vardığımızda, köprünün yanıbaşında ki eski taş değirmenin önünde erzağımız için un sormaya durduk.
Seslendiğimizde, değirmenin hemen arkasındaki toprak damlı taş evin sedir çerçeveli penceresinden kafasını uzatan, iki yandan örgülü beyaz saçları renkli yemenisinden sarkan, kalın çerçeveli gözlüklü teyze;

Değirmenci öldü! Un yok! diye seslendi sualimize.

Biz nehrin yanına çöğreklendiğimizde inip vardı elinde değnek ettiği çoban sopasıyla yanımıza ve sordu sırtımızda taşıdığımız bunca yükle yürümemizin nedenini.

Dedik;

“Şehirde doğduk büyüdük ama artık orada yaşamak istemiyoruz. Köyümüz yada bir toprağımız yok. Kendi ekip biçtiklerimizle yaşayabileceğimiz bir toprak parçası arıyoruz”

3 yıl kadar önce değirmenci eşi vefat eden ve o zamandan beri tek başına, 70’e yaklaşmış yaşında, vadinin dibinde, ormanın içinde, köyün merkezine dahi 9km uzaklıkta, sütünden peynir, yoğurt, tereyağı yaptığı keçileri, tüm sebze ihtiyacını karşıladığı sebze bahçesi, meyva ağaçları, taşıdığı odunun ateşiyle ısıtarak çekip çevirdiği evi, ambarı, kendi yaptığı yufkaları ile tam bağımsızlığın sembolü bu teyzenin cevabı, 2 ayı aşkın süredir devam eden yüzlerce km’lik yürüyüşümüzün sonuna geldiğimizi müjdeliyordu;

“Ulan her yer toprak ya!”

Onun eteklerinin dibine, Alakır Nehri’nin kenarına kuruverdik çadırımızı ve geçirdik dört mevsimi başbaşa.

Heryerin toprak olduğunu hatırlattıktan sonra eklemişti hemen;

“Yapabilecek misiniz asıl önemli olan o!” diye.

O aracı oldu tanıştırdı biz çocuklarını tekrar toprakla.

O tanışıklık toprakla, aşk’a dönüştü o senenin sonunda.

Seneler boyu hiç çıkmadılar hatta o topraklardan bir daha.

O çocuklar bizdik, hala büyüyemedik.

O da hâlâ Hamide Teyze.

(Bu yazı Alakır Nehri facebook sitesinden alınmıştır.)

Buzullar deniz seviyesini ne kadar yükseltecek – Prof. Dr. Levent Kurnaz

Küresel iklim değişikliğinin beklenen etkilerinden biri küresel deniz seviyelerindeki yükselmedir. Deniz seviyesindeki yükselmenin iki sebebi vardır ve bunlardan ilki hepimizin bildiği gibi buzulların erimesidir. Dünya yüzeyindeki buzulların ise iki türü vardır. Birincisi deniz üzerindeki buzullar, diğeri de kara üzerindeki buzullardır. Her ne kadar Titanik filminde buz dağının çoğu denizin üzerinde görünse de denizde yüzen buz dağlarının ana kısmının denizin altında olduğunu biliriz. Dolayısıyla bu buz dağları eridikleri zaman, deniz seviyesini ciddi biçimde değiştirmezler. Kutup ayılarının yaşadığı Kuzey Buz Denizi aynen bu durumdadır. Kuzey Kutbu’ndaki buzların erimesi ciddi bir felakettir; ancak bu, deniz seviyesini fazla yükseltmez.

Kara üzerindeki buzulların durumu ise farklıdır. Zira kara üzerindeki buzullar eridikleri zaman, buradan denizlere akan sular deniz seviyesini, eriyen buzulların kalınlığı kadar yükseltir. Buzullar deyince gözümüzün önüne her ne kadar Alpler ya da Himalayalar gelse de esas dikkat edilmesi gereken buzullar Grönland ve Antarktika’da bulunur. Grönland ve Antarktika’daki buzullar dünyanın bugünkü sıcaklığında bile erimeye başladılar. Gelecekteki daha sıcak dünyada bu buzulların erimesi daha da hızlanacaktır.

Dünyanın iklim değişikliği alanındaki en büyük otoritesi olan Birleşmiş Milletler’in bir alt kuruluşu olan IPCC’nin raporları, yaşadığımız yüzyıl içerisinde deniz seviyesinin 1 metre yükselebileceğini söylüyor. Ancak ilk yayınlanan IPCC raporundan bugüne kadar geçen sürede tüm IPCC raporlarının aslında gerçekleşenden çok daha iyimser senaryolar ortaya koyduğunu biliyoruz.

IPCC’nin bu iyimser senaryoları iki temele dayanır. Bunların birincisi Grönland ve Antartika buzullarının aslında 2100 yılına kadar erimeyeceği, ikincisi ise 2100 yılına kadar iklimde beklenmeyen bir değişikliğin olmayacağıdır. Eğer Grönland ya da Antarktika’daki buzullar oldukları yerde erimek yerine parçalanıp kayarak denize karışacak olursa bu buzulların erimesi ciddi anlamda hızlanır. Böylesi bir senaryo özellikle Grönland için bu yüzyılda beklenebilir. Grönland’daki buzulların erimesi durumunda dünyadaki deniz seviyesi 6-7 metre artış gösterecektir. Bu yüzyıl içerisinde olması beklenmese de Doğu Antartika’daki buzulların erimesi deniz seviyesini yaklaşık 80 metre yükseltecektir. Bu iki olay, bugün her ne kadar bize bilim kurgu gibi görünse de çok uzak olmayan bir gelecekte dünyanın baş etmesi gereken sorunlar listesinin tepesine yerleşebilir. Dünya nüfusunun yarısına yakın kısmının deniz seviyesinden itibaren ilk yüz metrelik yükseltide yaşadığı düşünülecek olursa bu sorunun boyutu daha rahat anlaşılabilir.

HORTUM, TÜRKİYE’YE UZAK MI?

Kasım ayı başında Filipinleri vuran Haiyan Tayfunu on binin üzerinde insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Ölen insanların çoğunluğu Samar Adası’ndaki 220 bin nüfuslu Tacloban kentinde yaşıyordu. Bu kentin temel özelliği, fırtına yolunun üzerinde olmasının yanında deniz kıyısında ve düzlükte kurulu olmasıydı. Dolayısıyla da fırtınayla birlikte kabaran deniz 5 metre yükseklikteki dalgalarla Tacloban şehrini yerle bir etti. Bu olay bize gelecekte göreceğimiz felaketlerin de bir göstergesi olmalıdır.

Türkiye’den bakarak bu tür fırtınaların bize çok uzak olduğunu düşünebiliriz. Ama en iyimser iklim raporlarında bile deniz seviyesinin bizim yaşam süremiz içinde bir metre artacağını okuyoruz. Bu bizim açımızdan şu demek: Ülkemizde bizleri besleyen tarım üretiminin önemli bir kısmı denize yakın ovalardan elde edilir. Kısa sürede deniz seviyesi bir metre yükseldiğinde Karadeniz’de Bafra ve Çarşamba Ovaları, Ege’de Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Gediz Ovaları, Marmara’da Sakarya ve Meriç Ovaları ve Akdeniz’de Çukurova ciddi anlamda toprak ve verim kaybına uğrayarak önemli kısmı sular altında kalacaktır. Bu topraklar her ne kadar Türkiye yüzölçümünün küçük bir kısmını oluştursalar da tarım üretimimizin önemli bir kısmı buralardan gelmektedir.

ADANA’DAN TEKNEYE BİNMEK

Deniz seviyesinde 1 metrelik bir yükselme, neredeyse, günümüzdeki en iyimser beklentiyi yansıtıyor. Ancak daha kötümser görüşler deniz seviyesinin yüzyılın sonuna dek 4-6 metre arasında artabileceğini de söylüyor. Kıyı şehirlerinde yaşayanlar bu 4-6 metre artışın ne anlama geleceğini çok daha iyi anlayacaklardır. Çukurova’da deniz seviyesinden 6 metre yüksekliğe ulaşabilmek için Karataş’tan Adana yönüne 25 km gitmek gerekir. Sular 6 metre yükseldiğinde Adana ile Akdeniz arasındaki mesafe yarıya inmiş olacaktır. Çarşamba Ovası, Çukurova’ya göre daha şanslıdır, orada deniz seviyesinde 6 metrelik bir yükselme sadece denizden 7-8 km mesafedeki alanları sular altında bırakacaktır. Daha az şanslı Söke Ovası’nda bu mesafe 25 km’yi, Meriç Havzası’nda ise 30 km’yi bulmaktadır.

Öncelikle bilmemiz gereken konu şu: İklim değişikliği vardır ve etkilerini yeni yeni görmeye başlıyoruz; ancak şu anda bunu durdurmak için bir şeyler yapmayacak olursak gelecekte bunun etkileri çok daha büyük olacaktır. Yani “Eğer deniz seviyesi yükselecek olursa” demiyoruz, “Deniz seviyesi yükseldiğinde” diyoruz. Tam olarak emin olamadığımız ise, bu yükselmenin bizim hayat süremizde mi yoksa torunlarımızın hayat süresinde mi gerçekleşeceği. Ancak şu anda, dünyanın ortalama sıcaklığı sadece 0,9oC arttığında bile kutuplardaki buzlar eriyor. Dünyanın ortalama sıcaklığı arttıkça bu erime de hızlanacak ve sonunda, bu 2100 yılı olabilir veya 2300 yılı olabilir, kutuplardaki tüm buzullar eriyecek. Bu noktadaki Türkiye haritası bugünkünden ciddi anlamda farklı olacak. IPCC Üçüncü Değerlendirme Raporu’na göre tüm buzullar eridiğinde dünyadaki deniz seviyesinin 60-80 metre arasında yükselmesi bekleniyor. Bu Türkiye açısından şu anlama geliyor:

‘NAZİLLİ’YE DENİZ GELECEK’

Bugünkü şehirlerimizden, Trabzon’un önemli kısmı, Giresun, Ordu, Samsun’un önemli kısmı, Sinop, Bartın, Zonguldak’ın önemli kısmı, Adapazarı, İzmit, İstanbul’un önemli kısmı, Tekirdağ, Edirne, Yalova, Çanakkale, Aydın, İzmir ve Manisa’nın önemli kısmı, Antalya, Mersin, Adana ve İskenderun tamamen sular altında kalacak. Kalan insanlar kıyıdan motora binip 15 km açılıp çocuklarına “Bak işte burası Çarşamba, eskiden senin dedelerin burada yaşarmış” diyecekler.

İSTEMEDEN’ KANAL İSTANBUL
Bununla birlikte bazı yerler de deniz kenarı olarak kıymetlenecek, mesela deniz, Ege’de Salihli, Ödemiş ve Nazilli’ye ulaşacak. Deniz seviyesindeki yükselmeden en kötü etkilenecek bölgelerin başında Çukurova gelecek. Bugün insanların yoğun olarak yaşadığı bu bölgenin tamamı deniz seviyesindeki yükselmeyle sular altında kalacak: Bir de günümüzün çok tartışılan projesi Kanalİstanbul biz istesek de istemesek de gerçekleşmiş olacak.

Eğer iklim değişikliğine karşı acilen önlemler almaya başlamazsak torunlarımızı bekleyen dünya böyle bir yer olacak. Daha bu değişikliği durdurabilmek için çok geç değil, yeter ki bizler konunun önemini anlayıp harekete geçelim.

Bu yazı ilk olarak birgun.net/ de yayınlanmıştır

 

Prof. Dr. Levent Kurnaz

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Mercator/İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı

Ve sivil toplum delegeleri kendi haline bıraktı: Kirletenler konuşuyor, biz çıkıp gidiyoruz

Varşova – Sivil toplum örgütleri Varşova iklim zirvesini topluca terk etti. İklim zirveleri tarihinde sivil toplum örgütleri bu düzeyde büyük bir tepkiyi ilk kez gösteriyor.

Bugün TR saatiyle 14:30’da giriş katında bir araya gelen sivil toplum örgütü temsilcileri yaptıkları basın açıklamasıyla bugüne dek sabırla izledikleri zirvede hükümet temsilcilerinin konuşmaktan başka bir şey yapmadıklarını, bu nedenle zirveyi terk ederek ülkelerine dönmeye karar verdiklerini, gelecek yılki zirveye kadar insanları mobilize etmeye çalışacaklarını söyledi.

Sivil toplum örgütleri bu kararlarının uluslararası iklim politikalarını kendi haline bırakmak anlamına gelmediğini, gelecek sene çok daha güçlü olarak geri döneceklerini vurguladılar.

Sivil toplum örgütlerinin ortak basın açıklaması özetle şöyle:

“Yeter artık!

Filipinler’de Haiyan tayfunundan ve dünyanın her yerinde iklim değişikliğinden zarar gören bütün insanlarla dayanışma içinde olduğumuzu söylemiştik. Bu dayanışmamız bizi COP 19 zirvesi hakkında gerçekleri söylemeye mecbur bırakıyor.

Gerçekte sürdürülebilir bir geleceğe geçiş yolunda önemli bir adım olması gereken Varşova İklim Zirvesi, sonuçta hiçbir şeyin çıkmayacağı bir yola girmiştir. Gerçekte pek çok zengin ülkenin burada yaptığı tek şey, eğer iklim değişikliği sorununu çözmek istiyorsak çok önemli bir çok taraflı süreç olan UNFCCC’nin altını oymaktır.

Aynı zamanda Kömür ve İklim Zirvesi düzenlenmesine sahne olan Varşova Konferansı, dünya yurttaşlarının değil, büyük şirketlerin çıkarlarını ön plana koyuyor. Konferans salonunun her yerinde afişleri asılı büyük ve kirletici şirketlerin sponsorluğuyla yapılıyor. Ve kömür ve kaya gazı endüstrisinin etkisi altındaki Polonya’nın başkanlığında düzenleniyor. (…)

Bu hafta finans bakanlarının ellerinde gerçek anlamda finansa dair hiçbir şey olmadan geldiklerini ve gelişmiş ülkeler bir mekanizma kurulmasını istemedikleri için kayıp ve zarar mekanizmasının kurulamadığına tanıklık ettik. (…)

Biz sivil toplum örgütleri olarak buraya, iyi niyetle müzakere etmeye gelmiş bakanlarla ve delegasyonlarla birlikte çalışmaya hazır olarak geldik. Ama gelişmiş ülkeler Varşova Konferansı’na hiçbir şey vermemek üzere gelmişler. Pek çok gelişmekte olan ülke  hükümeti de mücadele ediyor, ancak halklarının ihtiyaç ve haklarını savunmayı başaramıyorlar.  Ülkeler böyle davranmaya devam ederlerse önümüzdeki iki gün dünyanın ihtiyaç duyduğu kararların alınması mümkün olmayacak.

Bu nedenle yeryüzünün dört bir yanındaki halkları ve insanları temsil eden sivil toplum örgütleri ve hareketler olarak, zamanımımız en iyi şejilde kullanmak için Varşova İklim Zirvesin’nden gönüllü olarak çekilmeye karar verdik. Bunun yerine kendi ülkelerimizde insanların mobilize olması ve hükümetlerimizin iklim için ciddi bir şekilde harekete geçmesi için çalışacağız. Ülkelerimizde ve küresel düzeyde gıda ve enerji sistemlerimizi dönüştürmek ve bu bozuk ekonomik sistemi herkese iş ve geçim imkanı sağlayacak sürdürülebilir ve düşük karbonlu bir şekilde yeniden inşa etmek için çalışacağız. Ve herkesin bu vizyon için çalışması için baskımızı sürdüreceğiz.

Varşova iklim zirvesini terk ederken, hükümetlerimizin böyle bir baskı yapmadan dünyanın ihtiyacı olan şeyi yapacağına güvenilemeyeceğini görüyoruz. Lima’ya, halkımızın sesini taşıyarak ve hükümetlerimizi sürdürülebilir ve adil bir gelecek vizyonu için sorumlu tutarak geri döneceğiz.

Aksyon Klima Pilipinas,  ActionAid, Bolivian Platform on Climate Change,  Construyendo Puentes (Latin America), Friends of the Earth (Europe), Greenpeace, Ibon International, International Trade Union Confederation, LDC Watch, Oxfam International, Pan African Climate Justice Alliance, Peoples’ Movement on Climate Change (Philippines), WWF

Eyleme katılan çevre örgütlerinden Friends of the Earth Internatonal başkanı Jagoda Munic basın açıklamasında, “Kirleticiler ve şirketler boş konuşmalarıyla bu zirveye egemen oldular, biz de bu durumu protesto etmek için zirveyi terk etmeye karar verdik. Kirletenler konuşuyor, biz çıkıp gidiyoruz” dedi.

Basın açıklamasında konuşan Greenpeace International direktörü Kumi Naidoo ise dünya hükümetlerinin iklim mücadelesine ihanet içinde olduklarını ve bu duruma seyrci kalmayacaklarını belirtti.

WWF’den Samantha Smith ise şöyle konuştu:

“Hükümetlerin bu müzakereleri ciddiye almaması nedeniyle bu eylemi yapmaya mecbur bırakıldık. İklim değişikliğiyle ilgili BM sürecinden ayrılmıyoruz, sadece en kirletici sanayilerin çıkarlarını dünya yurttaşlarının çıkarlarının önüne koyan bu konferansı terk ediyoruz. ”

Kanada Yeşiller Partisi lideri Elizabeth May ise Yeşiller tarafından düzenlenen basın toplantısında bunun çok önemli bir gelişme olduğunu, yıllardır iklim zirvelerine katıldığını ve ilk kez böyle bir durumla karşılaştığını söyledi.

Haber: Ümit Şahin – Yeşil Gazete

 

[Son Dakika] Sivil toplum Varşova iklim zirvesini terk ediyor!

Varşova – BM İklim Zirvesi’nin başında beri izleyen ve etkide bulunmaya çalışan sivil toplum örgütleri ve aktivistler, hükümetlerin iklim değişikliğine karşı ciddi bir adım atmamalarını protesto ederek zirveyi terk ediyor.

Bugün TR saatiyle 14:30’da zirvenin yapıldığı stadyumun giriş katında toplanmaya başlayan csivil toplum temsilcileri sessizce yürüyerek zirveyi terk etmeye başladılar.

Yeter artık! diye başlayan bir basın açıklamasıyla zirveyi terk edeceklerini açıklayan sivil toplum örgütleri şöyle:

Aksyon Klima Pilipinas,  ActionAid, Bolivian Platform on Climate Change,  Construyendo Puentes (Latin America), Friends of the Earth (Europe), Greenpeace, Ibon International, International Trade Union Confederation, LDC Watch, Oxfam International, Pan African Climate Justice Alliance, Peoples’ Movement on Climate Change (Philippines), WWF

Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

Haber: Ümit Şahin – Yeşil Gazete

 

[Son Dakika] Ve Gizem kefaletle serbest!

Rusya’da yargılanan Greenpeace üyesi Gizem Akhan kefaletle serbest bırakıldı.

Rusya tarafından tutuklanan ve kefaletle serbest bırakılan Gizem Akhan, duruşma için St Petersburg’a gelen CHP milletvekilleri Veli Ağbaba, Melda Onur ve İlhan Cihaner ile görüştü. :

Fotoğraflar Veli Ağbaba'nın twitter hesabından alınmıştır

Yaşadığım dünyayı koruma güdüsüyle bir eylem yaptım. Şiddet kullanmadım. Dünyayı kirletenlere karşı mücadele verdim diyen Akhan, “Hiçbir suç işlemediğim için zaten hiç korkmadım. Ceza almaktan da hiç endişe duymadım” şeklinde konuştu ve  duruşmasına gelen CHP’lilere teşekkür etti.

Akhan ve 29 arkadaşı Greenpeace’in Arctic Sunrise gemisi ile Rus Gazprom şirketinin kuzey buz denizinde petrol arama faaliyetlerini protesto ettikleri sırada Rusya sınır polisi tarafından göz altına alınmıştı.  Gizem ile birlikte kefaletle serbest bırakılan Greenpeace aktivistlerinin yargılanmaları tutuksuz olarak devam edecek.

(Yeşil Gazete)

Ali İsmail Korkmaz’ın kaçırılan davası 3 Şubat’ta

Eskişehir’deki Gezi Parkı odaklı eylemlerde darp edilmesi sonucu hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüne ilişkin Kayseri’ye kaçırılan davanın ilk duruşması 3 Şubat 2014’te yapılacak.

Eskişehir’de 2 Haziran gecesi Gezi Parkı eylemleri sonrasında darp edilen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, 10 Temmuz’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmişti. Soruşturmayı yürüten savcının talimatıyla Korkmaz’ın darp edilmesi olayına karıştığı iddiasıyla mahkemeye sevk edilen, aralarında bir polisin de bulunduğu İ.K, M.S, R.K, M.V. ve E.H. tutuklanmıştı. Polis memurları Ş.G, H.E. ve Y.A’nın ise tutuksuz yargılanmasına karar verilmişti.

MP3 efsanesi 15 yıl sonra veda ediyor

PC’de 90’lı yılların sonundan itibaren müzik dinlemeye başlayanlar için vazgeçilmez bir program olan Winamp, yaklaşık 16 yıl aradan sonra dijital hayatına son veriyor. Programın yapımcıları, Winamp’in 21 Aralık günü kapatılacağını belirtti.

90’lı ve 2000’li yıllarda PC’lerin bir numaralı MP3 yazılımı olan Winamp, gelecek ay dijital dünyaya gözlerini yumacak. 21 Nisan 1997 tarihinde hayata geçen uygulamanın web sitesinden yapılan açıklamada, yazılımın 21 Aralık’ta online varlığına son vereceği ve bir daha indirelemeyeceği belirtildi.

Winamp’in açılış ekranı.

Yapımcısı Nullsoft tarafından 2002 yılında ABD merkezli internet sağlayıcısı AOL’ye satılan Winamp, o tarihten bu yana yeni müzik yazılımlarının arkasında kalmaya başladı. Her ne kadar Winamp’in kaldırılması için açık bir sebep verilmemiş olsa da, iTunes ve benzeri müzik platformları, bir zamanların efsane uygulamasını saf dışı bıraktı.

Winamp’in ilk genel müdürü olan Rob Lord, geçtiğimiz yıl Ars Technica sitesine verdiği röportajda, efsane uygulamanın içine düştüğü durumdan AOL’yi suçlamış ve “Eğer satın alımın ardından gerekli adımlar atılsaydı, Winamp’in bugün iTunes ile aynı noktada olmaması için bir neden yoktu” ifadesini kullamıştı.

(ntvmsnbc)