Ana Sayfa Blog Sayfa 4114

Bangkok’ta hükümet karşıtı gösterilerde 4 can kaybı

Güneydoğu Asya’nın en büyük ikinci ekonomisi olan Tayland’da hükümet karşıtı gösterilere kan bulaştı. Çatışmalarda 4 kişi öldü. Polis göstericilere karşı göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi kullanıyor.

Yönetim karşıtı gösterilerin geçen haftadan bu yana devam ettiği Tayland’da güvenlik güçleri ile göstericiler arasındaki çatışmaların devam ettiği bildirildi. Yetkililer, güvenlik güçlerinin Başbakanlık ile diğer hükümet binalarına taş ve molotof kokteylleri atan göstericileri dağıtmak için göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve plastik mermi kullandığını söyledi.

Savaş alanına dönen başkent Bangkok’ta okullar ve resmi kurumlar geçici olarak tatil edildi. Televizyondan halka seslenen Başbakan Yardımcısı Surapong Toviçakçaykul, göstericilere ülke ekonomisine ve imajına daha fazla zarar vermemeleri çağrısında bulundu.

Surapong, “Hükümetimiz, sabırlı olmaya ve şiddet karşıtı ilkelerini uygulamaya devam edecek. Sabrımızın ve ilkelerimizin Tayland’da barışın yeniden sağlanmasına yardımcı olacağına inanıyoruz” dedi.

Başbakan Şinavatra gizli bir yerde

Cumartesi gününden bu yana halk karşısına çıkmayan ve güvenliği için açıklanmayan bir yere götürüldüğünü sanılan Başbakan Yinglak Şinavatra ise sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta üst düzey hükümet yetkilileri ile yaptığı toplantının fotoğraflarını yayınladı.

Yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip Bangkok’taki merkez ofisinin kapılarını kapatan Birleşmiş Milletler, çalışanlarına gönderdiği e-postada, gösterilerin devam ettiği başkentte şiddet olayları yaşanabileceğine dikkat çekerek, hükümet binalarından uzak durmalarını istedi.

Protestocuların lideri Suthep Thaugsuban, yeni başbakanı seçmek üzere halk konseyi kurulması talebinde bulundu. Eski başbakan yardımcılarından Thaugsuban’ın talebi, birçok çevre tarafından demokrasiye aykırı olduğu için eleştiriliyor.Çatışmalarda şimdiye kadar 4 kişinin öldüğü, 100’den fazla kişinin de yaralandığı bildirildi.

Perde arkasındaki isim: Taksin Şinavatra

Endonezya’nın ardından Güneydoğu Asya’nın en büyük ikinci ekonomisi olan Tayland’da yönetim karşıtları, ağabeyi eski Başbakan Taksin Şinavatra’nın çıkarlarına hizmet ettiğini ileri sürerek, Başbakan Yinglak Şinavatra’nın istifasını istiyor.

Askeri darbe ile 2006 yılında görevden uzaklaştırılan Taksin Şinavatra, görevini kötüye kullanmak ve yolsuzluk yapmaktan suçlu bulunmuş, 2 yıllık hapis cezasından kaçmak için 2008’de ülkeyi terk ederek sürgün hayatı yaşamaya başlamıştı.

(DW)

 

Sarısülük davasında tutanak çelişkisi

Ethem Sarısülük’ü vuran polisin imzası, ‘raporlu’ olduğu gün Olay Yeri Tutanağı’ndan çıktı. Tutanak, polisin “Vurduğumu bilmiyordum” sözünü yalanladı.
Ethem Sarısülük’ün polis kurşunuyla öldürülmesine ilişkin davada skandal bir gelişme ortaya çıktı. Sanık polisin, raporlu göründüğü tarihte ‘Olay Yeri Tutanağı’nda imzasının bulunduğu anlaşıldı. Tutanakta Ethem’in vurulduğu net bir şekilde anlatıldı. Oysa sanık polis savcılık ifadesinde “Olay sırasında bir kişinin yaralandığını iki-üç gün sonra öğrendim” demişti.

Ankara’daki Gezi olaylarında Ethem Sarısülük başına isabet eden polis kurşunuyla hayatını kaybetmişti. Ankara Başsavcılığı, Ethem’i vuran polis memuru Ahmet Şahbaz hakkında ‘meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle öldürme’ suçundan dava açmıştı. Davanın üçüncü duruşması bugün Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Şanlıurfa Koruma Şube Müdürlüğü’ne atanan ve tutuksuz yargılanan sanık polis memuru Ahmet Şahbaz’ın mahkemeye video konferans sistemiyle bağlanarak ilk ifadesini vermesi bekleniliyor. Kritik duruşma öncesinde Radikal çarpıcı bir detaya ulaştı.

Dava dosyasına göre Sarısülük 1 Haziran 2013 günü Kızılay’daki olaylar sırasında kafasına isabet eden polis kurşunuyla hayatını kaybetmişti. Sanık polis memuru Ahmet Şahbaz ise olaylar sırasında kendisine atılan taşlar nedeniyle yaralandığı gerekçesiyle 1 Haziran tarihinden itibaren iki günlük rapor almıştı. Ancak 2 Haziran tarihli ‘Olay Yeri Tutanağı’nda Şahbaz’ın da imzasının bulunduğu ortaya çıktı. Şahbaz’ın raporlu olduğu tarihte düzenlenen olay yeri tutanağına imza attığı anlaşıldı.

 

Tutanakta ne denildi?

Sanık polis, 24 Haziran 2013 günü savcıya verdiği ifadesinde, “Ben olaydan iki gün sonra internet ve televizyonlarda olay görüntüleri yayımlanınca ateş ederken birinin yaralandığını öğrendim. O ana kadar haberdar değildim” demişti. Ancak 2 Haziran tarihli ve kendisinin de imzasının bulunduğu Olay Yeri Tutanağı’nda Ethem Sarısülük’ün vurulduğu bilgisine sahip olunduğu anlaşıldı. Tutanakta şöyle denildi:

“Polis memuru Ahmet Şahbaz’ın uyarı ateşi yaptığı esnada eylemci grup tarafında yakın mesafede atılan çok sayıda taş kendisine isabet etmiştir. Bu esnada saldırgan grubun arasında bulunan Ethem Sarısülük’ün yere düştüğü ve devamında ambulansla hastaneye gönderildiği gözlemlenmiştir.”

Sarısülük ailesi, olay tutanağında imzası olan polis amirleri hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Ahmet Şahbaz’a talimat veren polis amirleri hakkında da dava açılması talep edilmişti. Ancak savcılık soruşturmada amirler hakkında takipsizlik kararı verdi. Ailenin avukatları takipsizlik kararına itiraz etti. İtirazı görüşen Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi de savcılığın verdiği takipsizlik kararını hukuka uygun bularak yapılan itirazı reddetti.

(Radikal)

“Kuzey Ormanlarına Dokunma”

Kuzey Ormanları Savunması, 3. Köprü inşaatı nedeniyle yapılan ağaç katliamını protesto etmek ve Belgrad Ormanları’na yönelik tehditlere dikkat çekmek için dün kitlesel eylem yaptı. Belgrad ve 3. Köprü’nün yapılacağı güzergâhlarda yürüyüş yaparak incelemede bulunan topluluk daha sonra Maslak’taki Orman ve Su İşleri Bakanlığı İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü önünde protesto gösterisi düzenledi. “Ormanlarımıza kıyanlara, şehirlerimizi yağmalayanlara karşı ayaktayız, birlikteyiz” diyen çevreci topluluk, 22 Aralık’ta Kadıköy’de yapılacak İstanbul mitingine katılım çağrısında bulundu. Alkışlar ve ıslıklarla… Kuzey Ormanları Savunması adlı çevreci grup, dün sabah saatlerinde Belgrad Ormanı Neşet Suyu mevkiinde bir araya geldi. Çok sayıda bisikletlinin de katıldığı etkinlikte grup, Ayazma Yangın Kulesi mevkisinden Şahin Tepesi yönünde bisiklet sürdü, doğa yürüyüşüyaptı. Grup, öğle saatlerinde ise Hacıosman Metro İstasyonu önünde bir araya gelerek “Sahibinden satılık orman”, “Gereksiz proje değil, ormanımızı istiyoruz”, “Belgrad ormanı sermayenin oyun parkı değil”, “Muhteşem çözüm toplu ulaşım”, “Ulaşım değil, rant projesi”, “İstanbul’u büyütme, yaşam alanlarımızı küçültme” yazılı pankart ve döviz açtı. Alkışlar ve ıslıklar eşliğinde Maslak’taki Orman ve Su İşleri 1. Bölge Müdürlüğü önüne yürüyen kalabalık “Ormanıma,suyuma, İstanbuluma dokunma”, “Köprü değil, toplu ulaşım”, “Ormanlar halkındır, satılamaz”, “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganlarını attı. Yoldan araçlarıyla geçen yurttaşların da kornalarıyla destek verdiği eylemde, bir yurttaşın eyleme tekerlekli sandalyesi ile katılması dikkat çekti.   Kimi katılımcıların çocuklarıyla katıldığı grup adına açıklama yapan Serin Erengezgin, AKP iktidarının ve sermayenin doyumsuz rant hırsına, betonlaştırmaya karşı Kuzey Ormanları’nda aylardır katliam yaşandığını anımsattı. Açıklamanın ardından grup, geçen günlerde İstanbul Boğazı’ndan yüzerek geçen domuzların varlığına da dikkat çekerek, bunun ekolojik dengenin de bozulmasının bir işareti olduğunu kaydetti.

‘Camiye bira kutuları sonradan konuldu’

Zaman gazetesi İstihbarat Şefi İbrahim Doğan, Dolmabahçe’deki Bezmi Alem Valide Sultan Camii’nde bulunan bira kutularının sonradan koyulduğunu yazdı.

Zaman gazetesi İstihbarat Şefi İbrahim Doğan, Twitter’dan yaptığı açıklamada “Evet, o bira kutularını sonradan biri koydu, müezzin de bunu teyit etti” dedi.

Doğan, takipçilerinden gelen tepkiler üzerine bu iddiayı Gezi eylemleri sürerken 9 Haziran’da da dile getirdiğini söyledi.”Gazeteniz camide içki içilmediğini niye yazmadı?” sorularıyla karşılaşan Doğan, “Bunu o iddianın sahiplerine sorun, biz o iddiayı yazmadık” yanıtını verdi.

Gezi Parkı direnişinde polis şiddetinden kaçanların sığındığı  Dolmabahçe’deki Bezmi Alem Valide Sultan Camii Başbakan Erdoğan tarafından ‘orada içk içildi bira kutuları çıktı’ iddialarıyla gündeme oturmuştu.

Olayın ardından yapılan işlemler sonucu müezzini ve imamıyla birlikte Beyoğlu müftüsü görevlerinden alınmıştı.

Kiev’de protestolar büyüyor

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de başlayan gösteriler, büyüyerek devam ediyor.

Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in Ukrayna’nın Avrupa Birliği ile yürüttüğü yakınlaşma sürecine son verip Rusya’nın etki alanına girme kararı vermesinin ardından haftasonu başlayan gösteriler, pazar akşamı itibariyle büyüyerek devam ediyor.

 

Kiev'deki protestolar pazar gecesi doruk noktasına ulaştı.

İçişleri Bakanlığı’nın Kartal Birlikleri’nin (Berkut), Yanukoviç’in istifasını talep eden göstericilere gerçekleştirdiği sert ve kanlı müdahalesinin ardından Kiev Emniyet Müdürü Valeriy Koryak istifa etti. Cumartesi sabahı 04:30’da, Kiev’in “Bağımsızlık Meydanı”nda toplanmış olan AB yanlılarına düzenlenen baskın, 35 kişinin polis şiddeti nedeniyle hastaneye kaldırılmasıyla sonuçlanmıştı. Polis, ardından meydana girişleri kapatmıştı.

Bağımsızlık Meydanı 2 Aralık Pazar gecesi yine protestocular tarafından dolduruldu. Yeryüzü sofraları düzenleyen eylemciler devlet başkanı Yanukoviç’in istifasını talep ediyor. Yanukoviç, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan AB Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde, AB ile Ukrayna’nın imzalamayı planladığı ortaklık anlaşmasını suya düşürdüğü için eleştiriliyor.

Kiev'de "Yeryüzü Sofraları" kuruluyor.

Gösterilerde konuşan muhalif politikacılardan, dünya boks şampiyonu Vitali Kliçko, ‘Bir Avrupa ülkesinde yaşama hakkımız elimizden çalındı’ derken, Turuncu Devrim’in ismi ve Ukrayna eski başbakanı Yulia Timoşenko, hapishaneden yaptığı açıklamada “1 Aralık’ta sokaklara dökülerek yönetime hesap sormasını” istemişti.

FEMEN, Paris'te Yanukoviç'in fotoğrafının üzerine işedi.

Ukraynalı ünlü kadın aktivist örgütü FEMEN de, haftasonu Paris’teki Ukrayna Büyükelçiliği önünde gerçekleştirdiği eylemde devlet başkanı Yanukoviç’in fotoğrafının üzerine işemiş ve istifasını talep etmişlerdi.

 

(Yeşil Gazete, Milliyet, Zaman, Deutsche Welle)

 

Ülkemizin iklim değişikliği performansı

Germanwatch, gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülkeler üzerindeki negatif etkilerini sürdürülebilir kalkınma bağlamında gözlemleyen, analiz eden ve bu etkilerin giderilmesi üzerine fikir üreten bir düşünce

Levent Kurnaz

kuruluşu. Bu kuruluş, her sene sonunda atmosfere en fazla karbondioksit salan ülkelerin iklim değişikliği performanslarını değerlendirdiği bir rapor yayımlıyor.

Germanwatch raporunda, öncelikle ülkelere bir iklim değişikliği notu veriliyor. Bu not çok iyi – iyi – orta – kötü – çok kötü ölçeğinde değişiyor. Bu ölçeğe göre ülkemiz geçen seneki “çok kötü” notunu bu sene de korudu. Geçen sene olduğu gibi bu yıl da hiçbir ülke “çok iyi” notuna layık görülmedi; “iyi” notu alan ülkeler arasında Danimarka bu sene de en üstte yer aldı.

İklim Değişikliği Performans İndisi için yapılan analize şu etmenler katkıda bulunuyor:

  • %30 Ülkenin ne kadar karbondioksit saldığı
  • %30 Ülkenin karbondioksit salımındaki değişim miktarı
  • %5 Ülkenin enerji verimliliği
  • %5 Ülkenin enerji verimliliğndeki değişim miktarı
  • %2 Ülkenin enerji üretiminde yenilenebilir enerjinin payı
  • %8 Ülkede üretilen yenilenebilir enerjinin değişim miktarı
  • %20 Ülkenin iklim değişikliği alanında uyguladığı ulusal ve uluslararası politikaların uzmanlar tarafından değerlendirilmesi

Geçen sene 46.60 puanla 57. sırada bulunan Türkiye’nin bu seneki notu 100 üzerinden 46.47 ve bu notla 61 ülke arasında 54. sırada bulunuyoruz. Yani geçen seneye göre notumuz düşmesine rağmen bizden daha sert düşüş gösteren ülkeler olduğundan sıralamadaki yerimiz yükselmiş. “Çok kötü” kategorisinden “kötü” kategorisine yükselebilmemiz için de 52 puan toplamamız gerekiyor, bu da sadece “kötü” olabilmek için ne derece çaba sarf etmemiz gerektiğinin bir göstergesi.

Değerlendirme kategorilerine baktığımızda, bizi sonuncu olmaktan az da olsa kurtaran faktörün karbondioksit salımlarımızın çok yüksek olmaması olduğu görülüyor. Sadece bu kategoride 61 ülke arasındaki notumuz “iyi”, bu da devletimizin karbondioksit salımı konusuna önem vermemesinin temel sebebi. “Biz nasılsa toplamda az karbondioksit salıyoruz” düşüncesi bugün için bizi az da olsa kurtaran bir argüman olsa da, ikinci kategoriye, yani salımların değişimine baktığımızda notumuz hemen “çok kötü”ye düşüyor. Salımlar konusunda çok kötü ülkelerden ABD bizim tersimiz bir eğilim göstererek salımların değişiminde “iyi” not alıyor. Bu da günümüzde çok salan ülkelerin salımlarını azaltma yolunda çaba sarf ettiğini, bizim ise bu politikalarla yakın vadede uluslararası alanda ciddi sorunlar yaşayacağımızı gösteriyor.

Geri kalan üç ana değerlendirme kriterinde, yani enerji verimliliği, yenilenebilir enerji üretimi ve enerji politikalarında notumuz hep “çok kötü”. Devlet politikası olarak karbondioksit salımlarına önem vermememizi hep “daha gelişmekte olan ülke olduğumuz” savına dayandırmamıza rağmen İklim Değişikliği Performans İndisi bizi bu konuda çok üzecek bir sonucu barındırıyor. Bu listede, bizimle birlikte gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan Meksika 61.50 puanla 20., Hindistan 57.16 puanla 30., Brezilya 55.53 puanla 36., Çin 52.41 puanla 46. sırada yer bulurken, ülkemiz 46.47 puanla listenin en altında yer alıyor.
Kişisel olarak kabullenmesem de devletimizin “ben gelişmek için fosil yakıtlara bağımlı enerji üretmeye mecburum” söylemini anlayabilirim. Ancak diğer kategorilerde, yani enerji verimliliğini sağlama, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme ve gerek ulusal gerekse de uluslararası alanda iklim politikaları üretme konusunda atacağımız adımların tamamı aslında gelişmekte olan ülke çabamıza koşut olarak atılamayacak adımlar değil. Enerji verimliliği, çoğunu dışarıdan aldığımız kaynaklarla sağladığımız enerjinin boşa gitmemesini sağlar. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek gene aynı sebeplerden dış ülkelere olan enerji bağımlılığımızı azaltarak ekonomimizi güçlendirir. Tüm bunları sağlamak için üreteceğimiz politikalar da bizi iklim konusunda toplantılarda yalnız ve köşeye saklanan ülke konumundan lider ülke konumuna yükseltebilir. Burada ihtiyacımız olan şey bahanelerin ardına saklanmadan gerçekçi politikalar üretmektir, bu da özellikle tek parti iktidarı ile yönetilen bir ülkede istense sağlanabilir.

 

Levent Kurnaz – Yeşil Gazete


Arhavi’de İdari Mahkeme’den ÇED’e durdurma!

Akkömür firmasının, Artvin Arhavi’ye bağlı Kavak köyünde kömür eleme-depolama-paketleme tesisi için Çevre Bakanlığının verdiği “ÇED onayını” Rize İdari Mahkemesi, alınan bilirkişi raporu üzerine, durdurma kararı verdi.

Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde verilen bilgilere göre, Akkömür firması, Artvin Arhavi’ye bağlı Kavak Köyü’nde bulunan Arhavi Çimento Yonga Levha Fabrikası yerine kömür eleme-paketleme-depolama tesisi kurmak istedi. Bu istemle yaptığı başvuru üzerine Çevre Bakanlığı tesis için “ÇED raporundan muafiyet” verdi. Habergazete’nin 19 Haziran tarihli haberine göre halk, Rize İdari Mahkemesi yoluyla bu kararın iptali istedi. İdari Mahkemenin verdiği iptal kararı sonucunda Çevre Bakanlığı’ na şirketin gönderdiği ÇED raporu, bakanlık tarafından onaylandı. Bu kez de ÇED raporunun iptali için İdari Mahkemece açılan dava sonucunda, mahkeme bilirkişi heyetinin raporunu gözeterek ÇED raporunu iptal etti ve yürütmeyi durdurma kararı aldı.

Proje, bölgenin doğal varlıklarına karşı ciddi tehdit anlamına geliyor

 

ÇED raporundaki eksikliklere bilirkişiler dikkat çekti

Rize İdare Mahkemesi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Leyla Karaoğlu, Atatürk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden Doç. Dr. Hanefi Bayraktar, Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Metin Deveci’den oluşan bilirkişi kurulu 24 sayfalık rapor hazırladı. Rusya’dan ithal edilecek olan kömürde, Çernobil faciası sonrasında radyoaktif kirlenmenin bölgeye taşınma riskine dikkat çeken raporda, suya karışan kömür tozunun temizlenmesinin imkansız olduğu, arsenik başta pek çok kanserojen madde içerdiği, tesis için yol düşünülürken, yakın mesafedeki okul ve caminin dikkate alınmadığı vurgulandı.

Rapordaki eksikliklere dair yapılan tespitler şöyle:

  • Dere yatağında ağır metal incelemesi yapılmamış. Çöktürme havuzu ve atık su deşarjının nasıl yapılacağı net değil. İhtiyaç fazlası hafriyatın nasıl bertaraf edileceği, tozutmadan nasıl saklanacağı açıkça ÇED raporunda belirtilmemiş.
  • Kızılağaç, sarıçam, ladin, böğürtlen, çayır üçgülü, yer mürveri, sarı çiçekli gazal boynuzu, yabani çilek, ak üçgül bitki örneklerine kömür tozu bulaşmasında özellikle böğürtlen ve yabani çilek insanlar tarafından yenildiğinde önemli sağlık problemleri ile karşı karşıya kalınacak.
  • Tesisin en yakın yerleşim yerlerine yakınlığı yaklaşık 100 metre. 30-40 metre ileride cami, 180-200 metre ileride okul bulunmakta. Kavak köyü, engebeli topografyada nadir rastlanan düzlük alanlara sahip, çay, fındık, kivi tarımının yapıldığı tarımsal potansiyeli yüksek bir köy. 200 metre uzaklıkta okul var ve ÇED raporunda tesisin okuldaki çocuklara vereceği zarardan bahsedilmemiş.

12 Kasım 2013 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanan Ekoloji Hareketleri Gündemi programında bölgedeki kömür depolama-eleme-paketleme tesislerindeki sorunlardan bahseden Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları’ndan (ÇEHAV) İsmail Atal’ın belirttiği üzere ithal edilen kömürün kırılması, paketlenmesi ve taşınması esnasında ortaya çıkan kömür tozu, özellikle de bölgedeki rüzgar sistemleri nedeni ile köylerin üzerine taşınıyor.

 

Arhavi ve Kavak köyü sakinleri, projeye karşı çıkıyorlar.

Bilirkişi Raporundaki Halk Sağlığı Değerlendirmesi

  • Kapalı kömür depolama alanlarında toz sorunu çözülemediği için işçi sağlığı açısından sakıncalı olabileceği, iş sağlığı ve güvenliği mühendisi ile bir işyeri hekiminin görüşünün alınması gerektiği, yüksek tonajlı kamyonların yolda yapacağı tahribat, güzergahın okul önündeki kavşaktan geçeceği, aynı yoldan çay kamyonlarının geçeceği, kaza ve yaralanmalar açısından tehlike oluşturabileceği ÇED raporunda ele alınmamış.”
  • Kömürdeki arsenik kanserojen olarak kabul edilmiş bir madde. Kömür, havada gözle görülmeyen parçacıklar şeklinde asılı kalabilir ve solunumla akciğerde antrakosiz denilen hastalığa yol açabilir. Su, toprak ve bitkiler üzerine çökebilir. Yağmurla çöken parçacıklar, içecek ve yiyeceklerle birlikte sindirim sisteminden vücuda alınabilir, kan yoluyla böbrek, karaciğer ve diğer organlara taşınabilir.”
  • Yaralı, doku bütünlüğü bozulmuş ciltten ağır metaller vücuda girebilir. Astım, Koah ve solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. Hastalık aylar, hatta 20 yıl sonra ortaya çıkabilir. Akciğer ve plevra kanserine yol açabilir. İstemik kalp hastalığı, diyabet ve diğer kronik hastalıklara neden olabilir. Kansızlığı olan gebe ya da çocuklukta kömür tozunun solunmasıyla ya da sindirim yoluyla alınması ile kanda kurşun düzeyi yükselebilir. Kan kurşun düzeyi yüksek çocukların zihinsel gelişimi geriler, IQ seviyesi düşebilir, öğrenim güçlüğü gelişebilir. Toprağın kirlenmesi yetişen ürünleri de kirletecektir. Böcekler, kedi, köpek, büyük ve küçükbaş hayvanlar zehirlenebilir. Böceklerin soyu tükenebilir, genetik değişiklik görülebilir, zehir türe geçebilir. Uzun vadede mikro candaki değişiklikler, insan dahil bütün ekosistemi değiştirebilir.
  • Kömür atık suyunda arsenik, berilyum, kadmiyum, krom, flor, kurşun, civa, nikel tespit edilmiştir. Romanya’da yeraltı sularına karışan kömür atıkları nedeniyle oluşan “Balkan endemik nefropatisi” adlı hastalık yaygın görülüyor. Nefropati için diyaliz tedavisi gerekti. Amerika Birleşik Devletleri, Louisiana eyaletinde, kömür atıklarının kuyu suyuna bulaşması nedeniyle böbrek kanserleri gözlendi. Kömür tozu bulaşmış suyun tekrar kullanabilecek şekilde temizlenmesi neredeyse imkânsızdır.

 

(Ajanslar, Yeşil Gazete)

 

 

2013 S.O.S İstanbul Fikir Projesi Yarışması Sonuçlandı: Taksim için alternatif öneriler

0

İstanbul Serbest Mimarlar Derneği (İSMD), Gezi’de yaşanan deneyimden ilham alarak Taksim Meydanı ve Gezi Parkı çevresinde, nelerin yapılabileceğini veya hangi nedenlerle yapılamayacağını tartışmak amacıyla Kasım ayında bir fikir yarışması açtı.

İSMD’nin, katılımcılardan projenin tarafları konusunda modeller üretmeleri, bunlar arasındaki dengeleri tanımlamaları ayrıntılı hale getirmeleri ve ilişkilerle ilgili örüntüleri oluşturmalarını beklediği yarışmaya 18 proje katıldı. Üretilen fikirlerin, fiziksel mekan kullanımı kadar siyasi karar alma, mekân üretme ve sosyal kullanım senaryosu oluşturma açısından da ele alındığı yarışma mimarlık fakültesi öğrencileri ile beraber farklı disiplinlerden üniversite öğrencilerden oluşan karma ekiplere açık olarak düzenlendi.

Alanla ilgili analizin niteliği, düşüncelerin yazılı-çizili ifadesi yanında düşünsel altyapısı,  kamusal mekan anlayışı, mekanın belleği ile olan ilişkisi açısından değerlendirildiği yarışmada projeler ayrıca açık alan stratejisi, yeşil alan sistemi, yaya-araç erişimi önerileri, tasarımın gündelik yaşama katkısı açısından da ele alındı.

18 projenin katıldığı, 4 projenin mansiyon ödülü aldığı yarışmada birincilik, ikincilik ve üçüncülüğü İstanbul Teknik Üniversitesi’nden ekipler aldı.
Ödüllü projeler

Onur Karadeniz’e ait proje jüri tarafından “Güçlü kavramsallaştırma süreci, manifesto özelliğinin ötesine geçerek farkındalık yaratan sorgulama yaklaşımı, aktif bedeni öne çıkarması, tanımsız/esnek mekân yaratması” açısından başarılı bulundu ve 1.lik ödülüne layık görüldü.

Onur Karadeniz’in 1.lik alan projesi

İkincilik ödülünü alan İffet Huban ve Ezgi Küçükyörü’ye ait proje “Duvar” kavramını ele alışı, özgür ifade ortamının doğru kodlarını kullanarak bütünleştirici ve özgürleştirici yaklaşımı ve bunun duvar ile kurduğu güçlü tezatın etkisi nedeniyle ödül aldı.

İffet Huban ve Ezgi Küçükyörü'nün 2.'lik alan projeleri

 

Jüri, Esma Selen Aksoy’un “Tescilli parkın zedelenmesinin olası bedelini göze alarak ortaya koyduğu eleştirel fikir ve güçlü duruşu”nu başarılı bulurken projesini “Getirdiği ulaşım çözümleri, yeraltı-yerüstü ilişkisi üzerinden meydanın küçük ve farklı kotlardaki parçalanmaları, karşılaşma ve dinamik sosyal alanları güçlendiren mimari bir öneri olarak” değerlendirdi ve 3. lük Ödülü’ne layık buldu.

 

Esma Selen Aksoy'un 3.lük alan projesi

Karar vericilerin ve yatırımcı grupların kentliler, meslek örgütleri, sivil toplum ve akademiyi hiçe sayarak kentsel alanı biçimlendirmesinin sonuçları ortada. İSMD, böyle bir ortamda demokrasinin yerleşmesinde yeni fikirlerin ve projelerin geliştirilmesinin mimarlar olarak en önemli görevleri olmasından hareketle bu yarışmayı düzenlediklerini belirtti.

Mansiyon alan projeler ve yarışma ile ilgili diğer detaylar için MİMDAP sitesi ziyaret edilebilir.

Haber: Özlem Katısöz

 

(Yeşil Gazete)

 

Açık Radyo’dan “Gezi Belgeseli”

Açık Radyo, Gezi direnişi sırasında gerçekleşen röportaj, ses kaydı ve anlatımlardan derlediği “Açık Radyo’da Bir Gezi” belgeselinin tamamını geçen hafta yayınladı.

Taksim Gezi Parkı’nda 1.5 senedir devam eden mücadeleyi, ve ardından da 2013 Mayıs sonunda başlayan Gezi direnişini an be an aktaran Açık Radyo, 1995’te yayına başlamış olan ve İstanbul ve çevresine yayın yapan bölgesel bir radyo istasyonu. 92 ortaklı bir “topluluk” radyosu olan Açık Radyo’nun kuruluş bildirgesi “Özgür, bağımsız, demokratik” haysiyetli, duyarlı ve sıradışı bir radyo kurma projesine, 1995’te verdiğiniz desteğin Türkiye’de yeni projelere örnek olması dileğiyle…” ibaresiyle başlıyor.

3 bölümlük ve toplam 1.5 saat süren belgeselin tamamı Açık Radyo’nun web sitesinde dinlenebilir.

(Yeşil Gazete)


Dhaka’dan İstanbul’a yol geçer (ya da De Facto, Sevenhill, Collezione, Mavi, Batik, Colin’s, LTB) – Bilge Seçkin Çetinkaya

Geçtiğimiz günlerde Bangladeş hazır giyim ve tekstil işçilerinin protestoları ile sarsıldı. Nasıl sarsılmasın? O memleketin ihracatının %76’sını hazır giyim oluşturuyor. Büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğu dört milyon kişi bu sektörde çalışıyor. Ve dünyanın en düşük ücreti alıyorlar. Yani dünyanın dibi. Bir işçi cehennemi. 78 TL (28.48 avro-3000 taka)olan asgari ücrette 2006 dan beri herhangi bir iyileştirme yapılmamıştı. Şimdi, bütün o protestolar yoğun polis şiddeti, işçilerin sokak ortasında vurulmasından sonra %77 oranında bir iyileştirme yapıldı. Siz bütün iyi niyetinizle belki orada hayat da ucuzdur diyeceksiniz, belki bu zam durumu değiştirir? Ne de olsa artık asgari ücret 137 TL(50.32 avro-5.300 taka ). Ama bu Bangladeşli bir işçinin hayatını sürdürebilmesi için gereken paranın %21’i. Asya Taban Ücreti İttifakı’nın hesaplamalarına göre ancak aylık 712 TL (259.80 avro-25.687 taka) kazanan bir işçi mütevazi ama onurlu bir hayat sürdürebilir. Ancak böyle bir ücret alırsa geçtiğimiz aylarda olduğu gibi binler halinde ölmemek için çatırdayan binalara girmeyi reddedebilir.

Peki bu olup bitenin bizimle ne ilgisi var? İlgisi var hem de çok derin bir ilgisi var. Sizin de dikkatinizi çekmiştir mutlaka. Memlekette bir giyim kıyafet ucuzlaması aldı başını gidiyor. Ha bire kıyafet alıyoruz. Ucuzundan. Adım başı mağaza açanın haddi hesabı yok. Hele ki Türkiye’den çıkmış “yerli” markaların yurtdışında mağazalar açması birer “milli gurur” vesilesi olarak “markalaşma” olarak konuşulup duruyor. Yıllardır uluslararası markalara üreten, onların taşeronluğunu yapan yerli sermayemiz biriktirdikleri ile kendisi mi bir marka oluyor? Kapitalizmin bir rüyası gerçek mi oluyor? Heyecanlanmayın. Tam öyle olmuyor.

Anladığımız bu markalaşmanın iki kaynağı var. Birincisi, 2006 yılından beri sevgili devletimiz böbürlenerek ifade ettiği şekli ile dünyanın ilk ve tek devlet destekli markalaşma programını yürütüyor: Turquality. On yılda on dünya markası yaratacak. Eee? Yani bir marka, destek programına girince patent almaktan pazarlamaya, mağaza açmaya, fuara katılmaya “Türk markalarının pazara giriş ve tutunmalarına yönelik gerçekleştireceği her türlü faaliyet ve organizasyonlara ilişkin giderler… Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’ndan karşılanır” . Anlaşılır bir dille yazayım gidip bir ülkede mağaza açıyorsun. Kiralama giderleri için yıllık 600.000 dolar’ı geçmezsen yarısını devlet veriyor. Dedin ki “kiraladık içini yaptıracağız” yıllık 300.000 doları geçme yine yarısını devlet veriyor….bunca yıllık vatandaşıyım söyle cömertliğini görmedim. Bize varsa yoksa gaz cömertliği. Neyse.

Gelelim ikinci kaynağa. Bu “Türk kalitesi” programına dahil olmuş Türkiyeli hazır giyim markaları da tıpkı dünyanın diğer yerlerindeki benzerleri gibi, üzerine basabilecekleri yere basıyorlar. Emek maliyetinden kısmanın yolunu buluyorlar. Yani çoğu emeğin en ucuz olduğu yerde Bangladeş’te üretim yapıyorlar. Mavi, De Facto, Colin’s, LTB bu markalardan. Ettikleri karlar devasa. Böylece yüzlerce ve yüzlerce mağaza, gelsin reklamlar gitsin sponsorluklar. Mağazaları iyi ışıklandıralım ki Bangladeş’te çökmüş binalar ve açlık sınırının altındaki ücretler dikkat çekmesin.

Hadi bunlar böyle. Peki “Türk kalitesi” bu mu olmalı? Madem Turquality diye bir iddianız var, onu bari doğru düzgün yapsanız. En azından Bangladeşli işçilerle din kardeşisiniz. Turquality şartnamesinin içine, tedarik zinciri ile ilgili politikalar arasına en temel insan haklarından birini bari koysaydınız. Zira sizin global dünyanızda bile kalite en azından artık bununla birlikte tartışılıyor. Yani sizin için mal üreten işçilerin açlıktan, binaların üzerlerine yıkılmasından, yangından ölüp ölmediği ile ilişkili olarak.

İşte bu bizim “dünya markası olma yolunda yürüyen markalarımızın” gerçeği. Kendini kendinden başka denetleyeni olmadığı halde, zahmet edip “ama bizim işyerlerimiz çok güvenli” falan demelerini bekliyoruz. Hoş, onu bile demediler henüz. Üç maymunu oynamaya devam ediyorlar. Ama biz o vakte kadar boş durmayacağız. Zira üzerine kan sıçramış kıyafetler giymeyi hak ettiğimizi düşünmüyoruz.

De Facto’nun İhsan Ateş’i Sevenhill’in Hüseyin Özbek’i, Collezione’nun Ekrem Akyiğit’i, Mavi’nin Sait Akarlılar’ı, Batik’in Ziyal kardeşleri, Colin’s in Nurettin eroğlu’su ve LTB’in Hüseyin Çakoğlu’su. Sizin için üretim yapan işçilerin güvenliğini garanti altına almak için Bangladeş Bina ve Yangın Güvenliği Anlaşması’nı imzalayıp, gereklerini yerine getirin. Elinizi de çabuk tutun! İlla imza kampanyası ile mi söyleyelim:

http://www.change.org/tr/kampanyalar/kan-sıçramış-kıyafetler-giymek-istemiyoruz

Bilge Seçkin Çetinkaya – Birgün