Ana Sayfa Blog Sayfa 4038

Uganda Başkanı eşcinsellik karşıtı yasayı imzaladı

0

ugandayasa456467565Başkan Yoweri, eşcinsellere karşı sert yaptırımların önünü açacak olan tasarıyı imzaladı.

The Guardian’ın haberine göre, Başkan Yoweri, eşcinsellere karşı sert yaptırımların önünü açacak olan tasarıyı imzaladı.

Uganda Başkanı Museveni’nin, ağır cezalara izin veren eşcinsel karşıtı yasayı imzalaması bekleniyordu. Uganda basını pazartesi günü Yoweri’nin yerel saat ile 11’de, resmi ofisinde yasayı imzalayacağını duyurmuştu.

Tasarı, Uganda’da biliniyordu fakat eşcinsel gruplar, eşcinselliğin zaten yasak olduğu bir ülkede bu kadar acımasız cezaların olmasını kınadı. Yasaya göre suçlular ilk olarak 14 yıl hapis ile cezalandırıyor, ayrıca yasada eşcinsellik suçundan ağırlaştırılmış müebbet de yer alıyor.

Yasa, aslında bazı eşcinsel eylemler için ölüm cezası öngörüyordu, ancak tasarının uluslararası kamuoyu tarafından kınanması üzerine bu madde değiştirildi ve müebbet hapis cezasına çevrildi.

ABD Başkanı Barack Obama Doğu Afrika ile Washington arasındaki değerli ilişkilerin karmaşık olacağını söylerek, tasarıyı imzalamaması için Museveni’yi çağırmıştı.

(Sol)

Mısır’da hükümet istifa etti

fft81_mf2012645Mısır ‘da ordunun desteklediği hükümet istifa etti. Başbakan Hazım Biblavi, hükümetin istifasını geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur’a sunduğunu söyledi. Kabinenin sürpriz istifası, özellikle ekonomi alanında eleştirilen Biblavi’nin bir dizi grevle karşı karşıya kaldığı bir döneme denk geldi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olması beklenen darbeci Genelkurmay Başkanı Abdülfettah Sisi de hükümette savunma bakanı görevini yürütüyordu.

3 Temmuz 2013’te Müslüman Kardeşler kökenli Muhammed Mursi’nin askeri darbeyle devrilmesinin ardından 9 Temmuz’da başbakan atanan ve ordu destekli hükümeti de 16 Temmuz’da yemin eden Biblavi, ‘kabinesinin zor şartlar altında sorumluluk üstlendiğini’ vurguladı. Ekrandan halka seslenen Biblavi, “Hükümet sadece aldığı sonuçlar değil aldığı kararlar temelinde de değerlendirilmeli” dedi.

Biblavi’nin yerini kimin alacağı açıklanmadı. Ancak basına konuşan bir yetkili, Biblavi kabinesinde Bayındırlık ve İskan Bakanı olan İbrahim Mehleb‘in başbakanlığı üstleneceğini söyledi. Reuters’a konuşan bir yetkili de, “Bu, Sisi’nin nisan ortasında düzenlenecek cumhurbaşkanlığına seçimlerinde adaylığını açıklaması için atılması gereken bir adımdı” dedi.

(Radikal)

ÇHD baskınının görüntüleri ortaya çıktı

fft81_mf2012408Çağdaş Hukukçular Derneği yöneticisi ve üyesi 9 avukatın tutuklandığı soruşturma kapsamında Halkın Hukuk Bürosu’na yapılan polis baskınının görüntüleri ortaya çıktı. Bu görüntüler sonrasında “Bürolarında 11 çelik kapı var, evrak yakıyorlardı, sahte kimlikler bulundu” iddialarının doğru olmadığı anlaşıldı.

Çağdaş Hukukçular Derneği yöneticisi ve üyesi 9 avukatın tutuklandığı soruşturma kapsamında Halkın HukukBürosu’na yapılan polis baskınının görüntüleri ortaya çıktı.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) yöneticisi ve üyelerinden 9 avukat, geçen yıl DHKP-C adı altında yürütülen bir soruşturma kapsamında tutuklanmıştı. Aralarında ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, İstanbul Şubesi Başkanı Taylan Tanay’ın da bulunduğu avukatlara yönelik 18 Ocak 2013’te yapılan polis baskınının görüntüleri ortaya çıktı.CNN Türk’ten Süleyman Arıoğlu’nun haberine göre, 9 avukatın tutuklandığı soruşturma sırasında hukuk bürolarında 11 çelik kapının bulunduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan yazılı açıklamayla duyurulmuş ve avukatlarla ilgili “ajan ve örgüt üyesi” suçlamaları yapılmıştı. Basında da geniş yer bulan bu iddialar, baroların protestolarına ve siyasilerin tartışmalarına yol açmıştı. Ancak görüntülerde iddiaları doğrulayacak hiçbir şey çıkmadı.

“Bürolarında 11 çelik kapı var, evrak yakıyorlardı, sahte kimlikler bulundu” denilen baskında, ne kanun gereği orada bulunması gereken savcı var ne de büroda olduğu söylenen 11 çelik kapı ile avukatların evrak yakmalarına ilişkin bir görüntü. Hukuk Bürosu’na baskına nezaret etmeyen savcı ise MİT, 17 Aralık soruşturmalarıyla 7 bin 500 kişiyi dinlettirmekle suçlanan Adem Özcan.

Muhittin Kurban – !f2 izlenimleri

İf İstanbul film festivalinin “taşrada” ikamet eden sinemaseverleri kaale aldığını gösteren !f2 film gösterimleri 26 farklı Anadolu şehrinde ve sınırları aşarak komşu şehirlerde de gösterildi.Bu yılki !f2 seçkisinde üç film ve iki belgesel yer alıyordu.

if-istanbul-canakkale-7

!f2, film festivallerini uzaktan takip ederek, iç çeken izleyiciler için bulunmaz bir fırsat.Bu etkinlikle sinemaseverler sinema salonlarında gösterilme şansı olmayan bağımsız yapımları izleyebilme fırsatı yakalıyor. Anadolu’nun farklı şehirlerindeki sivil toplum kuruluşları ve sinema dernekleri gösterimlere ön ayak olarak büyük bir hizmete imza atıyor. Fakat bazı illerde gösterimlerin ücretli olması sinema adına üzücü bir durum. Zaten Anadolu’da az olan festival izleyicisinin katılımını düşüren bir etken.

miele-di-valeria-golino-03

Ölüm Meleği “Bal”

Cuma akşamı !f2 film gösterimlerinde izleyicileri karşılayan film, “Miele / Bal” filmiydi. Farklı bir konuya sahip olan filmde anlatılan hikaye, hayattan umudunu kesmiş, hasta, ölümü bekleyen bireylerin acı çekmeden son yolculuklarına çıkmasını organize eden azrailden hallice ölüm meleği Bal’ın hayatını merkeze alıyor. Acısız ölüm imkanı sağlayan kadın karakter, kendi hayatında uç noktalarda yaşayan bir kişi. Filmin konusunun farklılığı ve Bal karakterinin özellikleri filme heyecan katan bir etken. Bunun yanı sıra baş karakterin yaşantısı feminist bir duruş sergileyen bir kadının hikayesi olarak da yorumlanabilir. Filmin finalinin İstanbul’da geçmesi ise filme karşı ayrı bir yakınlık duygusu uyandırıyor.

Belgesel seçkisi tatminkar

indir (3)

!f2’nin ikinci günü ise belgesel yapımlarına yer verilmişti. İlk gösterilen yapım olan “Tek Başına Dans“, Türkiye’den uzaklarda yaşayan bir ailenin hikayesini, geçmişle bağlarını anlatıyor. Dramatik yanı ön planda olan bu belgesel, ülkenin acılı hikayelerinden bir kesit şeklinde. Belgeselin izleyiciye samimi gelmesini sağlayan etken ise “bize” benzeyen bir hikaye olması. Eksi yönü ise bir ailenin geçmişte yaşadıklarını belgesel formatında kaydetmek, bireysel bir anlatım olduğu için her izleyicinin ilgisini çekmeyebilir.

Şiddetsiz Eylem mümkün!

1182639_Everyday-Rebellion

Günün ikinci belgeseli ise İran’lı yönetmenleri Riahi Kardeşler’in, son dönemlerde sokaklarda ortaya çıkan halk hareketinin psikolojisini ve nereye doğru evrilebileceğini anlatan başarılı bir yapım. Farklı coğrafyalarda gerçekleşen hak arayışlarının ortak noktasını anlatmaya çalışan Riahi Kardeşler, şiddetsiz eylemlerin mümkün olabileceğini, geçmişte yaşanılan deneyimlerle sunmayı başarıyor. Belgeselin genelinde sokak hareketlerinde alternatif eylem biçimlerinin daha insancıl ve hedefe ulaşma yolunda daha somut adım olduğunu mesajını veriyor. Belgeselin biraz uzun olması eksi bir yön olarak sayılabilir. Artısı ise şiddet görüntülerinden uzak, gerçek mesaj olan “şiddetsiz eylemsizlik” konusundan hiç abartıya kaçmadan bir yol haritası çizmesi.

!f2’de son gün bağımsız film seçkisi

724767

!f2’nin son gününde ise iki farklı film gösterimi yapıldı. İlk film Venezüella’da geçen bir ana-oğul hikayesi. Küçük Junior’ın makus kaderi olan kıvırcık saçlarını düzleştirmek ve bir okul fotoğrafı çektirme çabalarını anlatıyor. Bu istediğinin karşısında ise sert bir anne yer alıyor. Yokluk içinde devam eden hayat içinde küçük çocuğunu anlamaktan uzak dul annenin kendi ayakları üstünden durmasını alt metin olarak işleyen yapım, Venezüella’nın fakir banliyölerindeki hayat hikayelerine de kısa kısa değinmekten geri durmuyor. Sosyalist lider Chavez’in hastalandığı dönemde çekilen filmin arka görüntüsünde Chavez Venezüelle’sı ve sosyalist liderin iyileşmesi konusunda halkın reflekslerine de yer veriliyor.

Farkındalık yaratan film Gabrielle

gabrielle-movie-distribution

Son dönemde Kanadalı yönetmenler, sinemanın eksik kalmış hikayelerini başarılı bir şekilde beyazperdeye yansıtmaya başladılar. Yönetmen Louise Archambault, bir bakım evinde Williams sendromu olarak bilinen hastalıkla mücadele eden insanların hayata tutunma çabalarını anlatıyor. Gabrielle her şeye rağmen yaşamaya çalışan, her insan gibi sevilmek, aşkı yaşamak isteyen bir karakter. Bakım evinde kalan Martin’le aralarındaki duygusal çekim ve bir şeyleri paylaşma istediği, “normal” olarak tanımlanan ebebeyinler tarafından engelleniyor. Sinema izleyicisine uzak gelen bu hikaye, doğal müziklerle bezenmiş sahnelerle samimiyetini göstermek istese de, yan karakterlere değinilmemesi sonucunda vasat bir yapım olmaktan ileriye geçemiyor.

Katılım beklenenin altındaydı 

!f2 film gösterimlerine katılımın beklenenin altında kalması üzücü bir durum. Etkinliğin çok fazla tanıtımının yapılmaması bu sonucu doğuran en büyük faktör. Bu konuda yetkililerin biraz daha kafa yorması ve farklı sivil toplum kuruluşlarıyla dirsek temasında bulunmaları gerektiğini düşünüyorum.

(Yeşil Gazete)

Kuraklıkla ilgili bizim mi kafamız karışık, hükümetin mi?

Her gün kuraklığı teyit eden yeni bir gelişme oluyor. İstanbul ve Ankara’da barajların su oranı yüzde 30’a düştü. Ülkenin çeşitli bölgelerinden nehirlerin kuruduğuna dair haberler geliyor. Kuraklık planına sahip olması gereken Türkiye’de, hükümet yetkilileri şimdiye kadar birbirini tekrar eden demeçlerden öteye geçmedi.  Tarım ve Gıda Bakanı Mehdi Eker “beklenen yağışın gelmemesi durumunda kuraklık yaşanacağını” söylerken Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu kuraklıla ilgili “meslek sırrı” bir planları olduğunu açıkladı.

Yağmur bereketiyle gelmedi

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, kuraklığa bağlı olarak gıda fiyatlarının artması üzerine 19 Ocak’ta “yağmurun bereketiyle gelmesi için dua etmemizi” salık vererek “Ama endişe ediyoruz” demişti, “Şu anda tarımsal kuraklıkla ilgili bunu söyleyebilirim. Yağmur gelirse büyük ölçüde rahatlarız.”

3aylik_nyi (1)

Aradan geçen bir ayda beklenen yağışlar bir türlü gelmedi. Meteoroji Genel Müdürlüğü’nün üç aylık kuraklık analizi raporuna göre, Marmara, Doğa Akdeniz ve Batı Karadeniz olağanüstü kurak, İç Anadolu ve Doğu Anadolu orta kuraklıkta, İç Ege ise şiddetli kuraklık çekiyor.

Hava sıcaklığı düşüyor, kuraklığa çözüm mü?

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden bugün yapılan açıklamaya göre, hava sıcaklığı batı bölgelerde 2 ila 4 derece azalacak. Kuzeybatı kesimler ile öğleden sonra iç ve batı bölgelerin sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Fakat uzmanlar, bahar yağışlarının kuraklığa çözüm olmayacağını belirtiyor.

tarim-bakani-eker-kuraklik-endisemiz-var-ilkb-2-5705362_400

Eker: Yağış olursa endişelerimiz ortadan kalkar

Bakan Mehdi Eker, dün kendisine kuraklığı soran gazetecilere şu cevabı verdi: “Özellikle Akdeniz, yer yer Orta Anadolu’da bizi endişeye sevk edecek gelişmeler oldu. Ocak ayının sonunda yağan bir miktar yağış endişemizi biraz giderdi. Ama halen bazı bölgelerde endişemiz devam ediyor. Önümüzdeki aylarda yağış olursa endişelerimiz ortadan kalkar. Eğer beklenen yağış gelmezse, Türkiye’de bir kuraklık meydana gelebilir.”

Eroğlu: Vatandaşlarımız kuraklığı siz düşünmeyin, bize bırakın 

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ise, “gizli bir planla” kuraklıktan kurtulacağımızı iddia ediyor. Fakat önce, Bakanın konuyla ilgili ay başındaki açıklamasına bakalım:

3 Şubat’ta konuyla ilgili soruya “bir kuraklık var, bunu itiraf edeyim” cevabını veren Eroğlu, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını vurgulayarak “2000 ve 2007’den sonra 2014’te kuraklık görülüyor. Buna karşı tedbirleri aldık. Geçmişte bir kuraklık olduğunda bile şehirler susuzdu, ama şu anda susuz şehrimiz yok. Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Kars dahil nereyi isterseniz, her şehrimizde su var. 76 büyük proje ile şehirlerimizin 2040 hatta 2050 yılına kadar su meselesini çözdük” demişti.

veysel-eroglu

Kuraklıkla ilgili üç gizli plan 

22 Şubat’ta aynı sorunun cevabına Eroğlu “Dünyada su denilince biz bilinen isimiz. Bizim büyük bir tecrübemiz var. ” diyerek başladı.
Bütün illerin su meselesini baştan sona masaya yatırdıklarını aktaran Eroğlu, “Ama herhangi bir tehlike olmadığını ifade edeyim. Mesela özellikle Sabanca Gölü’nde azalma olduğundan Kocaeli ve Sakarya’nın su sorunu olacağı yönünde iddialar vardı. Ama baktım hiçbir problem yok. Sapancamız da yeteri kadar su var. Vatandaş endişe etmesin. Ama endişesini de haklı görüyorum. Ankara’da, İzmir’de, İstanbul’da nereye bakarsanız bakın bu sıkıntıları bildikleri için, su taşımaktan dolayı genelde çok büyük sıkıntılar çekmişlerdi. Değerli vatandaşlarımızı lütfen bunu düşünecek olan biziz, bunu siz düşünmeyin, rahat olun. Allah’ın izniyle eski günleri yaşatmayacağız. Su her daim akacaktır” dedi.

Türkiye’nin kuraklık konusunda şu an A planını uyguladığını belirten Eroğlu, ardından B ve C planlarına geçeceğini söyledi. Bu planların ne olduğu sorusuna ise “Bu teknik bir konu tamamen meslek sırrı” cevabını verdi.

(Yeşil Gazete)

Uganda’da hayat LGBT bireyler için daha zor olacak

Uganda’da LGBT haklarına darbe vuracak yasa tasarısı bugün imzalanacak. Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni‘nin imzalamaya hazırlandığı yasa geçerse ülkede yaşayan LGBT bireyler uzun süreli hapis cezasına çarptırılabilir.

Demonstrators protest outside the Uganda

Eşcinsel birliktelik zaten Uganda’da yasak; LGBT bireyler devlet tarafından korunmuyor. Yeni yasa ise LGBT bireylerin 14 yıla kadar hapsini öngörüyor. Bir LGBT bireyi bildirmemek “yardım ve yataklık” suçu kapsamına giriyor. Yasa tasarısı eşcinsellikten bahsetmeyi bile suç kapsamına alıyor.

Tasarının orijinal halinde, bazı ‘eşcinsel davranışlar’ için ölüm cezası öngörülüyordu fakat uluslararası eleştiriden çekinen meclis bu maddeyi tasarıdan çıkardı.

Yine de hükümet yasayı uluslararası eleştirilere rağmen çıkardığının altını çiziyor. Hükümet sözücü Ofwono Opondo, Reuters’e verdiği demeçte, “Cumhurbaşkanı uluslararası medyanın gözü önünde bu yasayı imzalayacak, böylece Batı’nın baskısı karşısında Uganda’nın özgürlüğünü göstermiş olacak” dedi.

“Bugün işe gitmedim, ne olacağını bilmiyorum”

BBC’de konuşan Ugandalı LGBT aktivistleri, yasayla ilgili tedirgin olduklarını söylüyorlar.

“Bugün (pazartesi) işe bile gitmedim. Kendimi eve kapattım. Bundan sonra ne olacağını bilmiyorum.”

Tutu: ayrımcılığı meşru gösterecek hiçbir gerekçe olamaz

Güney Afrikalı başpiskopos Desmond Tutu, LGBT haklarına aykıtı  tasarıyı  kınadığını açıklayarak, “önyargı ve ayrımcılığı meşru gösterecek hiçbir bilimsel ve ahlaki gerekçe olmadığını” açıkladı. Museveni’nin kararının Nazi Almanya’sında ya da Apartheid döneminde yaşananlara yol açacağını söyledi.

_72350907_gay_africa464

Afrika’daki 55 ülkeden 36’sında LGBT birliktelikleri yasak. Bazılarında ölüm cezası bulunuyor.

(BBC/Guardian/Yeşil Gazete)

 

 

 

Pabuçdere Barajı kurudu

Vize İlçesi Kıyıköy Beldesi’nde, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’ne (İSKİ) bağlı olan Pabuçdere barajı son yılların en büyük su kaybına uğradı. DHA’dan Mehmet Yirun ve Şenol Aksoy’un haberine göre, mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklığı nedeniyle yağış görmeyen ve İstanbul’a yıllık 60 milyon metreküp su sağlayan barajın seviyesi yüzde 0,32 olarak ölçüldü.

fft81_mf2011860

2000 yılında hizmete alınan barajın uzun yıllardır ilk kez bu seviyede kuruduğunu ifade eden Kıyıköy Beldesi Kale Mahallesi Muhtarı Şaban Turan şunları söyledi: “30 metre yüksekliğinde su bulunuyordu. Fakat 3 aydan bu yana kadar su seviyesi sıfıra kadar indi. Şu an İstanbul’u Kıyıköy Pabuçdere barajından su gitmediği için büyük bir felaket bekliyor. İstanbul için büyük bir tehlike arz ediyor. Eğer yağmur olmazsa veya önlem alınmazsa, bir iki ay sonra İstanbul büyük bir su sıkıntısı yaşayacaktır.”

doluluk oranı 10 barajda yüzde 29

İSKİ verilerine göre İstanbul’a su sağlayan 10 barajda geçen yılın bu zamanları yüzde 83.3 olan doluluk oranı bugünlerde 29.84’e kadar geriledi. Aynı verilere göre İstanbul’a yıllık 60 milyon metreküp su sağlayan Pabuçdere barajında şu andaki su seviyesi 0.18 milyon metreküpe olarak ölçüldü.

Eroğlu’nun kuraklık planı ‘meslek sırrı’

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, geçtiğimiz hafta toplu açılış törenlerine katılmak için geldiği Edirne’de İstanbul’un su sıkıntısına da değinerek “kimseyi susuz bırakmayız” demişti. Yaşanabilecek su sıkıntısı için A, B ve C planları olduğunu ifaden Bakan Eroğlu, planların detayları sorulduğunda ise, “O bizim meslek sırrımız, bunlar teknik konu. Bakın yağışlar da geliyor” cevabını vererek elindeki hava tahmin raporlarını göstermişti.

(DHA/Yeşil Gazete)

24 Şubat 2014

Sırrı Süreyya Önder: “CHP bizi destekleyin ama kimse bilmesin diyor”

CNN Türk’te gazetecilerin sorularını cevaplayan HDP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sırrı Süreyya Önder, CHP’ye ittifak teklifi için “Yerel yönetim konusunda, ilkesel yaklaşımınızı, bu neo liberal belediyecilik anlayışını reddiyenizi söyleyin, biz seçim için güç birliği yapalım ama bu da kamuya açık olsun dedik. Sayın Kılıçdaroğlu bize dediki bu bize zarar verir” dedi.

Başbakan Erdoğan Devlet Bahçeli’yi çocuğu olmadığı için eleştirdi

Başbakan Erdoğan Kütahya mitinginde “Ben aile reisiyim. MHP’nin başındaki zat rahatsız olmuş. Evlenmemiş de olabilirsin ayrı mesele ama sen ailenin kadir kıymetini bilmezsin. Çünkü anne olmak, baba olmak ayrı bir şey” dedi.

Gül: “(İnternet sansür yasasında) değişiklikler yapıldıktan sonra tatmin oldum”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül İstanbul’da Tarabya’daki Cumhurbaşkanlığı Konutu’nda gazetecilerle yaptığı sohbette internet sansür yasasını onaylamasıyla ilgili istediği değişiklikler, tüm trafik bilgisi için mahkeme kararı gerekliliği ve TİB Başkanı’nın sansür uyguladıktan sonra uygunluğunu sorgulaması, yapıldıktan sonra tatmin olduğunu söyledi. HSYK yasa teklifinde de anayasaya çelişir noktalar vardı. Adalet Bakanı’nı uyardım.”

İçişleri Bakanı Ala konuşurken ayakkabı kutusu diye bağıran vatandaş gözaltına alındı

İçişleri Bakanı Efkan Ala, Niğde’nin Bor İlçesi’nde çay bahçesinde konuşurken protesto edildi. ‘Ayakkabı kutusu’ diye bağıran Cüneyt Tetik’e önce korumalar susturmak için ağzını kapatmaya çalışarak saldırdı. Tetik gözaltına alındı.

Üzerinden torpil çıkan protestocu genç patlayıcı bulundurmaktan gözaltına alındı

Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz’ın haberine göre İstiklal Caddesi’nde yapılan internet protestosunda, ‘kızkaçıran’ adı verilen 40 torpil ve bir havaifişekle yakalanan 19 yaşındaki V.B., adlı genç ‘patlayıcı madde bulundurmak’ suçundan tutuklandı. Oysa aynı adliye koridorundaki bir başka duruşma salonunda hakim karşısına çıkan iki çocuk, deliller ve suçlama aynı olmasına rağmen, “Kızkaçıran ve havafişeğin patlayıcı nitelikte olup olmadığı belli değil” diye tedbir talebi de reddedilerek, serbest bırakıldı.

Urla’da seçim bürosu açma hazırlığındaki HDP’lilere saldırı

İzmir’in Urla İlçesi’nde, seçim bürosu açma hazırlığındaki Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyelerine çevrede toplanan yaklaşık bin kişi slogan atarak tepki gösterdi, HDP’lilere izin vermeyeceklerini söyledi. Çevik kuvvet ekipleri uyarılara rağmen dağılmayanlara gaz bombasıyla müdahale etti. Grup dağılmayınca HDP yetkilileri, seçim bürosu açılış etkinliğini iptal etti. HDP’liler polis konvoyu eşliğinde ilçeden çıkarıldı.

Ankara’da Antep’te yaşanan trans cinayeti protesto edildi

Bianet’ten Serhat Korkmaz’ın haberine göre Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği,  Antep’te 19 Şubat’ta sevgilisi tarafından öldürülen trans birey Sevda Başar’ın öldürülmesini protesto etmek için Ankara Yüksel Caddesi’nde bir eylem düzenledi.

Bir değer olarak, yeter! – Defne Koryürek

Slow Food Fikir Sahibi Damaklar Hareketi lideri Defne Koryürek
Defne Koryürek

Devreden lotoların, piyangoların ve hızla zengin olma hayallerinin eşliğinde büyütüyoruz çocuklarımızı. Ölçüsünü kim koydu meçhul, bir verimlilik ve tüketim denklemi var tutması gereken. Gene de evlerimiz bir oda küçük, bankada ki bakiye ise hep yetersiz. Ne katarsak katalım var olana…

Derken neredeyse mitolojik bir karakter çıkıp onu kıtasının en zenginleri arasına katacak bir miktarı, “Beyazların bana şunu veya bunu teklif etmesi beni ilgilendirmiyor; parayla da ilgilenmiyorum. Bir işim var. Yiyecek satın alabilir, balık tutmaya ve avlanmaya gidebilirim (…) Koongarra’da uranyum çıkarılmasına hayır dedim, çünkü halkımın toprağı, kültürü ve inançları uranyum ve paradan daha önemlidir” diye reddediyor.

Yeter ne zaman yeterli manasına gelir? Çırptığında kabartacağın, adım adım bir kara dönüştürüp bezeden kerebiçe onlarca lezzete temel kılacağın yumurta akı ile çırpmanın ucunu kaçırıp dağıttığın, işe yaramaz hâle getirdiğin yumurta arasındaki ilişki; konu bir mevsimde alabileceğin beyaz gömlekler olduğunda nasıl kurulur? Evde kar yapmak üzere çırpmaya yeniden başlayabileceğin bir yumurta daha olması ne anlama gelir, birini yeterinden fazla çırpıp işe yaramaz hâle getirdiğinde? Kim tutar bunların hesabını, hele sözkonusu olan indirimde satılan t-shirt’se? Yani illa zengin olma miktarını mı tarif etmek gerekiyor, yani sonsuz yumurta harcama kabiliyeti mi gerek insana? Yeter ne zaman yeterdir de, cüzdanda bitti değildir? Cüzdan doluyken ihtiyacın tamamlanmışlığı nasıl belirlenir?

İnsan düşünüyor.

Bir isim olarak Yeter, yumurta akını çırpma süresi bağlamında yeter, alabileceğin beyaz gömleklerin sayısı ne zaman yeter…

Doluya koyar olmaz, hadi boşa aktarırken kafamda bunları, bir videoyla karşılaştım. Olay Norveç’te geçiyor. Bir tür kamera şakası ya da küçük bir deney diyelim: 10-12 yaşlarında bir oğlan otobüs durağında ceketsiz, atkı ya da eldivensiz oturuyor. Hava soğuk ve hatta kıyıda köşede karın iması beyazlıklar var. Durağa gelen hemen herkes donanımlı. Atkılar, şallar. Havaya uygun giyinmek makul olan, onlar da giyinmişler. Bizim için bariz zıtlık onları da kısa bir süre içinde soğuk üzerinden muhabbete sokuyor. Hemen hepsi, ama hepsi çıkartıp bir şeylerini veriyorlar çocuğa. Biri atkısını, biri iç ceketini, biri eldivenini. Evet, belki çok şeyleri var zaten ve evet, belki bir şeyi olmayanı da çok görmüyorlar. Sıradışı bir ülke, sıradışı koşullar ve reaksiyon da sıradışı belki. Ama etkisi tuhaf bir biçimde sıradan: izleyen herkesin içi titriyor. Gözleri doluyor.

Seyrettiğimden bu yana, o kısacık videoyu, yeter olana karar verebilmenin cömertleştirdiği fikrini kafamdan atamıyorum. Öyle paylaşabiliyorlar, diye tekrarlıyorum. Çünkü “cömertçe vermekle”, “fedakârca vazgeçmek” arasındaki fark burada yatıyor ve fedakârlıkla başa çıkmak zor. Mahcup eder, borçlandırır. Oysa soğukta üşüdüğünü gördüğün ama tanımadığın birinin boynuna, “senin” olan, kendi boynundan çıkarttığın atkıyı dolayabilmek borçlandırmayan türde bir cömertlik ve muhabbet dolu misafirperverlik! Videoda seyrettiğim insanlar “yeter” olan üzerinden ve daha fazlasını da çok düşünmeden eşitleyiveriyorlar koşulları.

Yeterin yanına cömertlik ve misafirperverlik ekledim onun üzerine, şimdi de kimseye muhtaç olmamak sahiden iyi bir şey mi acaba diye düşünüyorum.

Ben düşünürken sizi de katmak istedim sürece ve sormak istiyorum: vitrinlerden, ambalajlardan, ekranlardan ve dergi, gazete her köşeden gelen “satın al beni” fısıltılarına kulak tıkayıp şu “askıda” meselesine biraz kafa yorsak mı? Kendimize dahi kıymadığımız öğle yemeği kuponlarıyla sık gittiğimiz esnaf lokantasında bir çorba askıya koysak, ne değişir mesela? Peki, ya ekmeğimizi aldığımız fırına “ihtiyacı olan alsın” diye bir ekmek emanet etsek? Bir türlü yetmeyen paramızla başkasını da düşünmeye başlasak? Biz tüketebilmek için biriktirmesek de paylaşmak üzerinden eşitlenmeye çalışsak?

Yeter, bir değere dönüşür mü acaba?

Defne Koryürek – Taraf

Düzene direnmek mi zor, toplumu ikna etmek mi? – Ayhan Bilgen

ayhan bilgenBazen zoru başaranlar, daha kolay olanı yeterince önemsemedikleri için aşamazlar. Siyasal mücadelenin özü toplumu ikna etmektir. Bu ikna olmadan, yapısal dönüşümü gerçekleştirmek de imkansızlaşır. Gerek yetmişli yılların sol sosyalist hareketleri, gerekse Kürt özgürlük mücadelesi, toplumu ikna edebileceğine dair somut bir pozisyon elde etmiştir.

Seksenli yıllardan sonra sol toplumdan uzaklaştı ya da uzaklaştırıldı. Kürt hareketi ise kendi tabanında büyük bir toplumsal irade inşa etmesine rağmen, yürüttüğü mücadelenin ulusal karakteri dolayısı ile Türkiye toplumuna hitap etmekte zorlandı.

HDP, bu açıdan hem Kürt siyasetinin Türkiye toplumuna ulaşmasını kolaylaştırmalı hem diğer geleneklerin sistem mağduru kitlelerle ortak inisiyatif geliştirmesinin önünü açabilmelidir. Alışkanlıkları değiştirmek kolay değildir. Bir kez bu buluşmanın mümkün ve zorunlu olduğuna dair bir inancın yerleşmesi gerekir. İnanmadığınız bir çözüm projesine halkı inandırmanız da imkansızlaşır.

İşkence tezgahlarında çökertilemeyen hareketlerin sandık ve seçim düzleminde çok daha güçlü ve etkin bir irade ortaya koyması beklenir. Oysa gerçek bazen böyle olmaz. Kolay olan insanı rehavete, gevşekliğe sevk eder.

Siyasal çalışmalarda başarı elde etmenin asgari gereklerini yerine getirmediğiniz taktirde, deryayı geçer ama derede boğulursunuz.

Çok daha zor mücadele koşullarında üzerine düşen fedakarlığı yapan ve en ağır bedelleri ödemekten kaçınmayan bir halkın siyasal mücadelede de gereğini yapacağından kimsenin şüphesi olamaz. Eğer halkta bu iştah ve heyecanı oluşturamıyorsak dönüp kendimize bakmaktan başka çıkar yol yoktur. Kişisel küçük hesaplarla yapılan yanlışlar yada yeterince özverili çalışmanın yapılmamış olmasını halk çok kolayca görür ve o doğrultuda hareket eder.

30 Mart’ı gerçekten bir ülkenin kaderini belirleyecek referandum olarak görüyorsak gereğini de yapmak zorundayız. İddialı sözler iddialı çalışma yapmayı gerektirir. İddianıza yakışan ölçekte araçlar geliştirmeyi, bu doğrultuda somut sonuç doğuracak planlama içinde olmayı gerektirir.

Türkiye siyasetinde tarihi bir kırılma yaşanırken de toplumsal alternatif inşası için ciddi kazanımlar elde edilemezse önümüzdeki on yılları heder etmekten başka ihtimal kalmaz.

Henüz geç olmadan toparlanmalı ve tüm tartışmaları 30 Mart sonrasına bırakarak, hiçbir noktada zafiyete fırsat bırakmayacak bir çalışma iklimi içine girmeliyiz. Çevre hareketinin meşhur ifadesi ile “İçinde bulunduğumuz ortam bize bırakılan miras olmaktan çok gelecek kuşakların emanetidir.” Emaneti hak ettiği yere taşımak siyasal sorumluluğun ilk şartıdır.

Ayhan Bilgen – Özgür Gündem