Ana Sayfa Blog Sayfa 4033

Hayallerinin peşinde uç!

Bir okula çocuk kitaplarıyla ilgili konuşma yapmaya gitmiştim. Her şey çok keyifli gidiyordu. Çocuklarla okuma zevkleri, yazarlık üzerine söyleştik hatta gözlerini televizyondan ayırmadan sürekli okumalarını yineleyen ebeveynlerini dahi çekiştirdik. Ardından onlara yazarlığın en önemli sırrını verdim: Hayal kurmak… Her birinin birer yazar adayı olduğunu çünkü en güzel hayalleri çocukların kurduğunu söyledim. Sonra arka sıralardan bir el kalktı. Bir kız çocuğu ağlamaklı biçimde, “Ben hayal kurmayı bilmiyorum,” dedi, “Bana nasıl kurulacağını anlatın!” Başımdan aşağı kaynar su boşalmış gibi yandım. Ne yapmıştık biz çocuklara? Onları kendi sığ gerçeklerimize boğmuş, hayal kurmayı unutturmuştuk. Oysa Michael Ende’nin fantastik gençlik kitabı Momo da bile, insanların zamanlarını çalan duman adamların yalanlarına büyükler kolayca inanırken, çocukların hiçbiri kanmaz. Çünkü çocuklar bambaşka bir dünyada yaşarlar; oranın gerçeği para, mal mülk değil, oyunlar ve hayallerdir.

Orhan Bahtiyar
Orhan Bahtiyar

Orhan Bahtiyar da büyüdüğü halde hayalleriyle çocuk kalmayı başarabilmiş kişilerden biri. Yönetici olarak çalıştığı işinden ayrılarak kitap yazma hayalinin peşinde koşan günümüz şövalyesi ya da daha bizden bir deyişle eşkıyası.  Felsefeyle macerayı harmanlayan romanları Ideon / Tanrıların Yolu ve Elohim’in Çocukları’ndan sonra yeni kitabının kahramanının, ömrünü hayallerinin peşinde uçmakla geçiren Vecihi Hürkuş olacağını kendisinden duymuştum. Yetmiş üç yıllık ömrüne yetmiş üç kişilik macera sığdıran Vecihi Hürkuş’un hayat hikâyesini anlattığı romanı beklerken çocuklar için hazırladığı Hürkuş ile Göklerde ile karşımıza çıktı.

Kitabın içeriğine geçmeden hemen kapağı ile başlamak istiyorum. Öylesine hoş bir kapak tasarımı var ki, insanda kitabı karıştırma, resimlerine bakma isteği uyandırıyor. Keyifli ve güzel resimlerin çizeri Burcu Yıldız sayesinde Vecihi Bey gözümüzün önünde tayyaresiyle uçmaya başlıyor…

21 hürkuş ile göklerde
Orhan Bahtiyar’ın son kitabı Hürkuş Göklerde’yi Burcu Yıldız resimledi

Pilot olma hayalleri kuran on yaşındaki küçük kahramanımız kitap okurken birden 1920’lerden kalma bir uçağın evlerinin yakınlarındaki boş arsaya inmesiyle kitabı elinden bırakır. Mahallenin tüm çocukları gibi o da uçakla bir tur atabilmeyi arzularken pilot onu kucakladığı gibi uçağın içine oturtuverir. Kemerlerini bağlarlar, motor çalışır, tekerlekler dönmeye başlar, uçağın burnu gökyüzüne doğru yükselir ve macera başlar…

Pamuk gibi bulutların arasında dolaştıkları sırada çocuk, pilota dikkatlice bakar ve onun okuduğu kitabın kahramanı Vecihi Hürkuş olduğunu anlar. Heyecanla onunla konuşmaya başlar, onu tanımaya çalışır, hayatını öğrenmek ister. Vecihi Bey de çocuğa hayat hikâyesini anlatır: Birinci Dünya Savaşı’na katılmasını, Tayyare Mektebi’ne yazılıp pilot olmasını, Kafkas Cephesi’ndeki hava savaşlarını, düşürdüğü uçakları ve uçağının düşüp Ruslara esir olmasını, ardından esir kampından kaçıp yurda dönüşünü heyecanlı bir macera tadında anlatır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere Anadolu’ya geçmesini, ülkenin kurtarılmasına yaptığı katkıları ve aldığı İstiklal Madalyasını göğsümüz kabararak okuruz. Kurtuluş Savaşı’nın ardından yıllardır kafasında planlayıp durduğu düşünceyi hayata geçirerek kendi uçağını yapmasını anlatır. VECİHİ K-6’dır ilk uçağının adı. Ancak bürokrasinin Vecihi Bey’in hızına yetişemediğini, uçağı yaptığı için takdir edilmek yerine izin almadan uçtuğu için cezalandırıldığını okuyunca; Hezarefen’den 300 yıl sonra değişen bir şey olmadığını anlarız. Bu topraklarda bilimin, teknolojinin, ilerlemenin ödülü kırk satırla kırk katırdır. Ama Vecihi Bey’in hiçbir zorluktan yılmamasını, bürokrasiyi bile alt etmesini, ‘Yaşşaaa’ nidalarıyla karşılarız. Ülkemizin ilk sivil yük ve yolcu taşıyan hava yolunu kurduğunu, dört yüze yakın uçak imal edip yabancı ülkelere sattığını, ömrünün son demlerinde bile ilk yerli helikopteri yapmak için uğraştığını öğreniriz. Hayallerinin peşinden uçmayı bir ömür sürdüren bu eşsiz adamın, insanlığın Ay’a ayak basmak üzere uzaya doğru uçtuğu 16 Temmuz 1969 tarihinde ölmesi de, onun uzay mekiğine bedenen olmasa bile ruhen sızdığının kanıtı gibidir.

Vecihi Hürkuş, bir savaş kahramanı olduğu halde, kitabın savaş karşıtı söylemi dikkat çekici
Vecihi Hürkuş, bir savaş kahramanı olduğu halde, kitabın savaş karşıtı söylemi dikkat çekici

Vecihi Hürkuş, bir savaş kahramanı olduğu halde, kitabın savaş karşıtı söyleminin dikkat çekici olduğunu belirtmeliyim. Orhan Bahtiyar, sadece bu topraklarda yetişmiş farklı bir insanın hikâyesini anlatmakla takdirimizi toplamıyor, çocuklara savaşı değil, barışın güzelliklerini anlatmasıyla da alkışlarımızı alıyor.

Çocuğun, “Bir savaş kahramanı mısın yani?” sorusuna Vecihi Hürkuş’un cevabını keşke her büyük çocuğuna söylese ve savaşlar hiç olmasa: “Bak evlat. Savaş iyi bir şey değildir. İnsanlar ölür, yakınlarını evlerini kaybeder. Çocuklar anne baba ve oyuncaklarını kaybeder. Bu yüzden savaşın kahramanı yoktur. Savaşın kurbanları vardır. Birilerine zarar verdin diye sana kahraman diyeceklerse hiç demesinler daha iyi. Ancak… İnsanlık için faydalı bir şey yapıyorsan, aydınlanma yolunda ilerliyorsan, işte o zaman gerçek bir kahramansın.”

Aşağıdaki satırları okuyan çocukların büyüdüklerinde dünyanın başka yerlerindeki çocukları düşünerek savaşmayacaklarına umut bağlayabilir miyiz, bilmiyorum… Ama birkaçı bile böyle düşünse gene de önemli bir iş başarmış oluruz.

“Savaşmak nasıl bir şeydi?”

“Evlat, ben uçmaya sevdalıyım. Savaşmaya değil. Uçağımla gökyüzünden çocuklara oyuncak atmayı ne kadar çok isterdim biliyor musun? Ama yine de merak ediyorsan anlatayım. Orada bir Rus uçağı düşürerek Kafkas Cephesi’nde düşman uçağı düşüren ilk pilot oldum.”

“Yaşşaaaa!” diye bağırdım sevinçle.

“Peki ya düşen benim uçağım olsaydı yine böyle sevinir miydin?” diye sordu.

“Asla… Asla sevinmezdim. Çok üzülürdüm,” diye yanıt verdim.

“Emin ol, uçağını düşürdüğüm Rus pilotun da tanıdığı bir çocuk vardır ve o da çok üzülmüştür,” dedi şefkat dolu sesiyle.

Çok şaşırmıştım. Ben sevinirken dünyanın başka bir yerinde bir çocuk hayal kırıklığına uğruyor ve kalbi kırılıyordu. 

22 hürkuş ile göklerde...

Son olarak hayal kurmayı bilmeyen o kıza ne mi söyledim. Gözlerini kapatmasını, güzel şeyler düşünmesini, hayallerin gelip kendisini bulacağını, söyledim. Bir de kitap okumasını, kitapların birer hayal perisi olduğunu ve kollarından tutup hayaller ülkesine götüreceğini fısıldadım. Şimdi siz de gözlerinizi kapatın… ya da iyisi mi Hürkuş İle Göklerde kitabını alın ve hayal perilerinin gelip sizi uçurmasını bekleyin.

 

Orhan Bahtiyar, Hürkuş İle Göklerde, Çocuk Öykü, Aya Kitap, 48 sayfa, Kasım 2013

mehmet-fırat-pürselim

 

 

Mehmet Fırat Pürselim

Zorafina ile “İyi Farkındalıklar” – Belemir Canbek

Sen hiç Zorafina yedin mi? Ben yedim. Son zamanlarda da epey yiyorum, her gün bir tane “Zorafina” beni umutlandırıyor açıkçası.Yazılarıyla damağımı şenlendiren bir topluluk Zorafina. Aslına bakılırsa, daha doğrusu kökenine inmek gerekirse zorafina bizim karayemiş olarak Karadeniz türkülerinden bildiğimiz bir meyve ağacımız, kısacası karayemişin yerel ismi. Şu ana kadar tatma olanağım olmadı ama o günü sabırsızlıkla bekliyorum.

Topluluk olarak bakacak olursak Zorafina bu meyveden esinlenmiş,kendilerini sosyal medya üzerinden var eden bir farkındalık projesi. Eğer ki Yeşil Gazete’yi açıp okuyabiliyorsak her gün, bilgisayarı ve interneti kullanan insanlarız. Onlara ulaşmak bu kadar elimizin altında bu vesileyle. Onların amaçladıkları durum ise,insanların çevrelerine farklı bir gözle bakabilmelerine biraz (daha) yardımcı olabilmek. Kendilerini ‘Çevre adına farkındalık projesi‘ olarak adlandırmayı tercih etmişler. İlkeleriyse her gün yepyeni bir tür tanıtmak.

Zorafina - artvinhaberci.com
Zorafina – Kaynak: artvinhaberci.com. Foto: Fatih Yıldız

Aslında hepimiz birçok tür ile birlikte bir yaşama sahibiz. Okula giderken, işe giderken kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakmak; parklardan geçerken ağaçlara bakmak; tatil imkanımız varsa denize ve çevresine göz gezdirmek o kadar da zaman alıcı olmasa gerek. Bence çevremizde gördüğümüz türler umursanmaya değerler. Çok klasik bir tümce olacak belki ama biz farkında olduğumuz sürece varlar.

Peki farkındalık neden bu kadar önemli? Gelişen durumların bilincinde olmadığımız takdirde müdahale edemeyiz. Bu durumun çoğu zaman göz önünde bulundurulması gerekiyor bence. Siyasi bir eylemden tutun doğa korumacılığına kadar çoğu alanda bilmediğimiz, incelemediğimiz ve etki alanlarını keşfedemediğimiz için kaybediyoruz. Bildiğimiz şeyleri de ya yanlış biliyoruz ya da eksik biliyoruz. Örneğin bir kertenkele! Kertenkele’yi şehirde görmüyoruz. Direkt olarak kabulleniyoruz, kertenkele kırsal alanda yaşar. Peki bu kertenkele neden orayı tercih ediyor? Hangi mevsimde görebiliyoruz? Kış uykusuna yatıyor mu? Senede kaç birey veriyor? Popülasyon artma mı gösteriyor azalma mı? Bunların nedenleri neler? İklim değişikliğinin buna etkileri var  mı? gibi art arda daha nice soru oluşturabileceğim gibi bu soruların cevaplarını araştırmıyoruz.. İşte Zorafina’nın yapmak istediği şey bu. Devamında koruma çalışmalarına destek vermek ya da koruma çalışmalarını başlatmak çok daha verimli olabililir. Türleri tanıyarak bu duruma başlamanın doğru olacağını düşünmüşler.

Trakya Tosbağası   -    Kaynak: http://www.tortue-hermann.eu/
Trakya Tosbağası – Kaynak: http://www.tortue-hermann.eu/

Bu oluşum neden zorafina meyvesini önemsemiş peki? Anladığım kadarıyla Zorafina yerelin temsili oluyor. Yerelle birlikte, onlara da ulaşmadan yaptıklarımız sonuç vermez bana kalırsa da. Onlar bizden daha çok doğayla iç içe yaşayan insanlar ve onların tecrübelerinden yararlanmak, bilgiyi otomatik olarak kalıcığını sağlamak, bir sonraki kuşağa aktarmak bağlamında önemli.

İleride belki Türkiye’nin bir veri tabanı olmak gibi bir amaçlarının olduğunu belirten Zorafina yazarlarından Buse Ebrem ile iletişime geçtiğimde en çok zorlanılan noktanın bilgiye ulaşmak olduğunu söylüyor. Her türü tek tek araştırıp inceleme gibi bir fırsatlarının ne yazık ki olmadığını söyleyen Buse, Türkiye’nin veri tabanı konusunda çok eksik olduğunu ekleyip, çeviri ile bilgilere ulaşmaya çalıştıklarını söylüyor. Bu çevirileri, uyarlamayı ve yararlanılabilecek kaynakları da yazılarının sonunda belirtiyorlar. Açıkçası Zorafina’nın beni Gezi Parkı’ndan sonra parklara bağlayan tümcesi şu; “Eve gitmeden evvel bir parkta yorgunluğunuzu atmak amacıyla dinlenirken bir İspinoz’la aynı telaşı yaşadığınızı fark etmek müthiş zevk verici; o da karnını doyurma telaşında siz de

Yerli Çuha Çiçeği -  Kaynak: treknature.com
Yerli Çuha Çiçeği – Kaynak: treknature.com

Bu çabalarını takdir etmek istiyorum öncelikle. Umut veriyor bu çabalar bana başta da söylediğim gibi. Umut veriyor çünkü hâlâ emek sarf eden, canlıları önemseyen ve görmezden gelinen aksaklıkları gün yüzünde tutmaya çalışan, bunu yaparken de kendilerini geliştiren kişilerin varlığını bilmek ben de her ne yapıyorsam ona daha iyi tutunmama neden oluyor. O yüzden her gün girip girilen türleri okumaya çalışıyorum. Hatta şu ana kadar girilen türleri bitirdim, girilecek türü heyecanla bekliyorum. Aklımda kalan da bir çok hap bilgiler de oluyor, parklarda arada karşılaştığım Kızılgerdan kuşunun yumurtalarının mavi olması mesela beni epey şaşırttı.

Parklarda arada karşılaştığım Kızılgerdan kuşunun yumurtalarının mavi olması mesela beni epey şaşırttı
Parklarda arada karşılaştığım Kızılgerdan kuşunun yumurtalarının mavi olması mesela beni epey şaşırttı

Okumak istediğiniz takdirde belirttiğim linklerden ulaşabilirsiniz. Ki şiddetle tavsiye ediyorum en azından göz gezdirmenizi.
www.zorafina.tumblr.com
www.zorafina.wordpress.com
www.facebook.com/zorafinaprojesi
www.twitter.com/Zorafinaprojesi

Dilerseniz onlarla direkt olarak da iletişime geçebilirsiniz ; [email protected]

Yazımı onlardan bir alıntıyla bitirmek isterim , İyi Farkındalıklar!  

24 Belemir Canbek

 

 

Belemir Canbek

Suyumuz bitmek üzere – Levent Kurnaz

Levent Kurnaz
Levent Kurnaz

Kuraklık, yağış tutarı normal düzeyinin oldukça altında olduğunda ortaya çıkan, arazi kaynakları ve üretim sistemlerini olumsuz biçimde etkileyerek ciddi hidrolojik dengesizliklere yol açan doğal oluşumlu bir olay olarak tanımlanır. Kuraklığı tanımlayabilmek için dört ana yaklaşım kullanılabilir: Meteorolojik, tarımsal, hidrolojik ve sosyoekonomik kuraklık. Sosyoekonomik kuraklık diğer üç yaklaşımdan farklı olarak ölçülebilir fiziksel bir olguyu değil kuraklığın sosyoekonomik sistemlere etkisini inceler.

Meteorolojik kuraklık iki ana olgu çerçevesinde gelişir. Bunların ilki yağış miktarının azalması, diğeri de artan sıcaklık ve azalan nemden dolayı zaten azalmış olan suyun da kaybıdır. Ülkemiz Ekim 2012’den bu yana meteorolojik kuraklık yaşamaktadır. Ancak toprağın, içindeki nemi kaybetmesi ve tarımın etkilenmesi meteorolojik kuraklıktan daha uzun bir zamanı kapsayan, bölgenin yağış ve sıcaklık örüntüsündeki değişiklikle mümkündür. Yani, havadaki nem ve toprağın aldığı yağış azalsa bile toprağın içindeki su miktarı hemen azalmaz, ayrıca bunun tarıma etkisi ekim ve filizlenme zamanlarıyla da ilgilidir. Bu sebepten dolayı tarımsal kuraklık genelde uzun süren meteorolojik kuraklığın ardından ortaya çıkar ve tarımdan elde edilen ürün miktarında ciddi azalmalara yol açabilir.

İnsanların, tarım ve enerji üretimi gibi faaliyetleri nedeniyle suya olan ihtiyaçları dönemsel farklılıklar gösterdiğinden meteorolojik kuraklık ile nehirlerin akış miktarı, barajların, göllerin ve yer altı sularının seviyelerindeki düşüş olarak tanımladığımız hidrolojik kuraklık eş zamanlı olmayabilir. Kuraklığın bir yandan tarıma ve canlılara, diğer yandan da su kaynaklarına ve dolayısıyla da bu kaynaklardan faydalanması gereken endüstrilere etkisi de sosyoekonomik kuraklığı oluşturur. Bu bağlamda kuraklığın ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerini bir bütünlük içerisinde ele alarak incelemek gereklidir.

Ülkemiz Ekim 2012’den bu yana meteorolojik kuraklık içerisindedir. Yani ortalama yağış azalmış ve sıcaklıklar artmıştır. Ancak geçtiğimiz hafta iki ayrı kaynak; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ülkemizde tarımsal kuraklık tehlikesi olduğunu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da hidroelektrik santrallerindeki üretimin kuraklıktan dolayı azaldığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından bir yanda gıda, diğer yanda da elektrik fiyatlarında artış yaşanacağının söylenmesi artık ülkemizin tam anlamıyla kuraklık ile mücadele etmekte olduğunu açık bir şekilde gösterdi.

Küresel iklim değişikliğinin bizim açımızdan en önemli sonucu ülkemizin yarı kurak iklim kuşağından kurak iklim kuşağına doğru geçecek olmasıdır. Bunun da anlamı açıkça şudur: Ülkemizin güney yarısının iklimi Irak ve Suriye gibi kurak, kuzey yarısı da güney bölgeleri gibi olacaktır. Bu sebepten içinde yaşadığımız kuraklığın geçici değil kalıcı olduğunun bilincine vararak acil önlemler almamız gerekmektedir.

Ülkemiz gelecek sene bu seneye oranla daha fazla yağış alacak olabilir; ancak unutmamamız gereken bu kurak dönemlerin sıklığının gelecek yıllarda çok daha fazla artacağıdır. Ülkemiz ne günümüzde su fakiridir, ne de gelecekte su fakiri olacaktır. Ancak suyu düşünmeden boşa harcayacak kadar bol suyumuz olmadığının da bilincinde olmamız gerekmektedir. Bu sebeple de hepimize düşen ana görev elimizdeki suyu tasarruflu kullanmaktır.

Bu tasarruf önlemleri bir devlet politikası ve planlaması haline geldiği zaman da içinde yaşadığımız coğrafyada az suyla yaşamayı başaran bir ülke olabiliriz. Ama günümüzde olduğu gibi geniş sulama kanallarında tarlalara, eski su borularında evlere su taşımaya devam ettiğimiz sürece elimizdeki suyun da önemli bir kısmını daha gerekli olduğu yere varmadan kaybedeceğiz.

Bunlardan daha da önemlisi, yoğun su kullanımı gerektiren hem tarım ürünlerinde hem de endüstri dallarında üretim yapmaya devam etmek bugün için kabul edilebilen bir yol olsa da yakın gelecekte kuraklıkların artmasıyla bizi yeniden düşünmeye ve değişik bir planlamaya yönlendirecektir. Suyun bol olduğu yerde bol su gerektiren, suyun az olduğu yerde de fazla su istemeyen ürünlerin üretimi mantık gereğidir. Umarım ciddi kuraklıklarda önemli kayıplar vermeden bu basit planlamayı yapmayı beceririz.

[Son Dakika] 17 Aralık’ta tutuklanan bakan çocukları ve Reza Zerrab’a tahliye

Barış Güüler ve Reza Zerrab
Barış Güüler ve Reza Zerrab

17 Aralık soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Barış Güler, Kaan Çağlayan, Reza Zarrab’ın da aralarında bulunduğu 5 kişiye tahliye kararı çıktı.

17 Aralık 2013’te rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda tutuklanan eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, eski Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan ve eski AB bakanı Egemen Bağış ve Barış Güler’le yakın ilişkisi bilinen Reza Zerrab tahliye edilmiş oldu.

Aynı operasyonda tutuklanan Halk Bankası eski Genel Müdürü Süleyman Aslan da daha önce tahliye edilmiş ve kendisine vinde ayakkabı kutularında bulunan 4,5 milyon dolar iade edilmişti.

(Yeşil Gazete)

“Yonca Kız” kitabı, ayrımcı ifadeler nedeniyle MEB listesinden kaldırıldı

Milli Eğitim Bakanlığı’nın “100 Temel Eser” listesinde yer alan Kemal Bilbaşar imzalı “Yonca Kız” isimli kitap şikayet üzerine listeden kaldırıldı. “Sıfır Ayrımcılık Derneği” kitabı, Romanlarla ilgili ayrımcı, aşağılayıcı ve hedef gösterici ifadeler kullandığı gerekçesiyle Milli Eğitim Bakanlığı’na şikayet etmiş, ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na da konuyla ilgili suç duyurusunda bulunmuştu.

Sıfır Ayrımcılık Derneği’nin, Romanların hukuki yardıma erişiminin arttırılması için başlattığı “PRALA” projesi kapsamında şikayete konu olan kitap 2008 yılında beri “100 Temel Eser” müfredatındaydı.

sfray

Kemal Bilbaşar’ın 1971 yılında yazdığı kitapta “Çingene Hasan” tarafından kaçırılarak türlü işkencelere maruz bırakılan Yonca Kız’ın hikayesi anlatılıyor. 2008 yılında Artvin Lomder Başkanı Soner Durmuş tarafından okulda öğrenciler arasında düzenlenen bir kitap okuma yarışmasında farkedilen kitap SAD tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’na şikayet edilmişti.

Milli Eğitim Bakanlığı oluşturduğu bir komisyonla kitabı inceledi ve talebi haklı bularak kitabı lsteden çıkardı.

SAD Avukatı Zeynep Duygu Ulusoy, “Bakanlık tarafından kendilerine Temel Eser listesindeki diğer kitapların da nefret söylemi, benzeri olumsuz ifade ve davranışlar bakımından incelemeye tabi tutulacağını” belirtti.

Savcılığa yapılan başvuru süreci halen devam ediyor. Avukat Ulusoy, aynı zamanda yayıneviyle görüştüklerini, Romanlara karşı ayrımcı ifadelerin kaldırılmasyla ilgili görüştüklerini belirtti.

(Yeşil Gazete)

28 Şubat 2014

Çin’de 382 bebek tacirlerin elinden kurtarıldı

Çin’de bebek kaçakçılığı ve tacirliği yapan dört büyük çeteye yapılan operasyonda, 382 bebeğin kurtarıldığı bildirildi.

Kuzey Kore, karadan denize 4 füze fırlattı

Güney Kore Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre Kuzey Kore, ABD ile Güney Kore arasındaki ortak askeri tatbikattan birkaç gün sonra Perşembe günü doğu kıyısından denize 4 Scud füzesi fırlattı.

Yanukoviç Rusya’da

Rusya’nın haber ajansları Ukrayna’nın devrik lideri Viktor Yanukoviç’in Rusya’da olduğunu ve ülkenin güneyindeki Rostov’da basın toplantısı yapacağını duyurdu

Rus birlikleri Kırım’daki Ukrayna askeri havaalanını ele geçirdi

Rus Interfax ajansı, Ukrayna’nın Kırım Yarımadası’nda bulunan bir askeri havaalanının Rus birlikleri tarafından ele geçirildiğini bildirdi. Ajansa göre, bölgedeki askeri kaynaklar, Rus askerlerinin Sivastopol’daki Belbek havaalanına “savaş uçaklarının inmesini engellemek için” girdiklerini söylediler.

Dünya Bankası’ndan Uganda’daki eşcinsel karşıtı yasaya tepki

Uganda’da yürürlüğe giren eşçinsellik karşıtı yasa nedeniyle Dünya Bankası ülkeye verilecek 90 milyon dolarlık borcu askıya aldı.

Güney Kıbrıs’da AB yardım paketi riske girdi

Güney Kıbrıs Rum Parlamentosu, borç krizinden kurtulmak için alınan yardımların devamı için önem teşkil eden özelleştirme kanununu durdurdu. Güney Kıbrıs hükümet sözcüsü Christos Stylianides, yardımların ödenmemesi halinde devlet memurlarının maaşlarının ödenemeyebileceğini dile getirerek uyardı.

Yahoo kullanıcılarının internet kamera görüntülerinin izlendiği açığa çıktı

İngiltere’nin istihbarat birimlerinden Hükümet İletişim Merkezi’nin (GCHQ) “Optic Nerve” (Optik Sinir) adı verilen operasyonda Amerikan Ulusal Güvenlik Birimi (NSA) yardımı ile milyonlarca Yahoo kullanıcısının internet kamera görüntülerini topladığı İngiliz Guardian gazetesi tarafından açıklandı.

(Yeşil Gazete)

Kışladağ altın madeni davası Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor

Kışladağ’da Eldoradogold-Tüprag Şirketi’nin altın madeni faaliyetinin durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açıldı.

1-kisladag-mine

Uşak ilinin Eşme ve Ulubey ilçeleri arasında kalan Kışladağ’da 70 bin ton siyanürün kullanıldığı ve faaliyete başladığı 2006 yılından beri civardaki köylülerin yoğun muhalefetiyle karşılaşmış olan altın madeninin kapatılması talebi Anayasa Mahkemesi’nde taşındı.

Manisa İdare Mahkemesi’nden ÇED olumludur raporuna iptal kararı çıkmış, Danıştay 6.Dairesi 2007 yılında tarihinde yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı üzerine işletme mühürlenmişti. Temyiz incelemesi sonucu Danıştay davanın reddi kararını bozma kararı vermiş, bu karar idari yargılama usulüne aykırı biçimde yürütmeyi durdurma kararının kaldırılması gibi değerlendirilip  Eldoradogold-Tüprag Şirketi çalışmaya başlamıştı.

inay_829294723

“Bölgede kuzu ölümleri hala devam ediyor”

Altın madeninin civarındaki köylerde 2006 yılından beri kuzu ölümleri, sakat doğumlar, düşük devam ediyor. Maden ilk açıldığı dönemde iki bin kişi zehirlendi. Köyün çeşme suyunda yüksek miktarda arsenik bulunduğu tespit edildi. “Kışladağ’dan Mektup Var” kitabının yazarı Muammer Sakaryalı kuzu ölümlerinin devam ettiğini fakat insanların artık saklamayı tercih ettiğini söylüyor. “İşler açığa çıktığında herhangi bir tedbir alınmadı. İnsanlar da yetkililerin duyarsızlığını gördükçe her şey normalmiş gibi davranmaya başladı. Düşükler devam ediyor.”

2008 yılında kuzu ölümleri ortaya çıkınca Tarım Müdürlüğü veterinerlerine yaptırdığı incelemenin sonucunda hastalıkların “viral” olduğunu ileri sürmüş, bulaşıcı şap hastalığı şüphesine karşı da köyde geçici karantina uygulaması başlatıldığını açıklamıştı.

İnay Köyü’nün suyunda arsenik miktarı 9 kat arttı 

Kışladağ Altın Madeni’nin çevreye yaydığı ağır metal geçtiğimiz sene belgelenmişti. Ekim 2013’te CHP Uşak milletvekili Dilek Akagün ve Yüksek Jeoloji Mühendisi Tahir Öngür’ün civarı köylerin sularında yaptıkları incelemede 10 miligram olan tehlike sınırına çok yakın rakamlar çıktığı ortaya konulmuştu. :İnay Köyü’nde 2006 yılında, yani maden açılmadan önce suda 0,03 değerinde arsenik varkeni bu sayı bugün 9,92. Karacaahmet Köyü’nde 32 miligram, Söğüt Çeşme Köyü’nde 12,25 miligram, Gümüşkol Köyü’nde 9,32 miligram arsenik var.

Davanın avukatı Arif Ali Cangı, Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirmesi gereken yönleri şöyle açıklıyor: “Yapılan yargılamada Danıştay’ın bozma kararının gereği yerine getirilmemiştir, davacıların bilirkişilere ve raporlarına itirazları gerekçesiz reddedilmiş, bu şekilde adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir. Sağlıklı çevrede yaşama hakkı ilkesi ihlal edildi; siyanür zehirlenmesi, sakat kuzu doğumları ve ölümleri, 2013 yılında içme ve sulama kuyularından alınan su örneklerinde çıkan yüksek arsenik ile öngörülen risk gerçekleşmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştayın yasa ve yönetmeliklerle ilgili verdikleri iptal kararları gözardı edilerek etkin iç hukuk yollarına başvuru hakkı da ihlal edildiği için davayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıyoruz”

(Yeşil Gazete)

O aslında öyle değil ülkesi- Burcu Karakaş

Uğur Dündar’ın televizyon programının ekranda dönmeye başladığı an, fonda çalan müzikten ödüm koparak büyüyen nesildenim. Pazar günleri anne babalar, çocuklarını pışpışlayıp uyuttuktan sonra ekran başına geçerdi.

Hayal meyal hatırladığım, korku filmini andıran programın başladığını duyunca odanın içinde kaçacak delik aradığım. Ya yatağın altına davranır ya da her şeyi göze alarak salonda bir kucağa sığınırdım.

Ben kaçacak delik ararken, Dündar’ın girdiği her delikten illa en az bir adet böcek çıkıyordu. Zor zamanlardı. Bizim evde siyaset hemen hiç konuşulmazdı.

Tartışma ya da siyaset programı izlenirken sorduğum sorular hep yanıtsız kalırdı. Yalnız Karaoğlan efsaneleri, Demirel’in hinliği ve Özal’ın işbilirliği (kişi kendinden bilir işi!) hakkında ara sıra laf dönerdi.

Günlerden bir gün, Diyarbakır’da karşı komşumuzun kızı adaşım Burcu’nun doğumgünü için içim içime sığmıyordu. Annesi en sevdiğim enfes portakallı kurabiyelerden pişirmişti. Ben daha süsleniyordum ki kapımız çalındı:

“Turgut Özal ölmüş”.

Cümleten karalara büründük. Evlerde ağır yas havası. Kanal 6’da Zeki Müren’i andıran bir Özal portresi. Başsız kalmıştık. Bir insanın başına her şey gelebilirdi ama başsız kalmak felaketten de öte bir şeydi.

Doğumgünü partisi iptal olmuştu. Ben kurabiyelere, annemgiller cumhurbaşkanımızın ölümüne yanıyordu. Özal için “Kalp krizi geçirdi” dediler. Hiç anlı şanlı canlı Türkiye vatandaşı bu haberi yer mi? Yemedik. Dillendirilmese de kulaktan kulağa yayılıyordu:

“Özal kriz geçirdi diyorlar amma o aslında öyle değil!”

Ömrümün geri kalanında bu pek mühim sözle boy serptim desem, abartmış olmam. İsmi lazım değil, bir beyefendi hakkında konuşulurdu bazı zamanlar.

Dicle Üniversitesi’nde 1980 dönemi sol cephenin önde gelen isimlerindenmiş zat-ı muhterem. Her yerde o varmış, en ateşli devrim savunucusu oymuş. Herkesleri derslerden sokaklara o sürüklermiş. Sonra bir gün darbe olunca, sözümona arkadaşlarının kimi toprak altında kimi cezaevlerinde çürürken, ona hiçbir şey olmamış. Yani solcu falan diyoruz da, o aslında öyle değil!

Sonra mesela, 1990’larda Güneydoğu’da kan gövdeyi götürüyordu. O zaman biz bilmiyorduk tabii. Yaş kemale erdikçe, okudukça öğrendik JİTEM’i, Hizbullah’ı, Yeşil’i.

Kitaplar vardı, tanıklıklar vardı. Ama çevremde muhatap olduğum büyüklerim için hala işler oldukça esrarlıydı, niyeyse. Sonuç olarak bazı gerçekliklerin yanında bir de koskoca ABD [[Amerika Birleşik Devletleri] vardı. Bir de İsrail vardı. İran’ı da unutmayalım. Ağzımı açıp tek bir laf edecekken, önüm hep o hayın cümleyle hunharca kesildi:

“Şimdi o aslında öyle değil!”

Bizim zamanımızda koalisyon hükümetleri vardı. Birtakım abiler ablalar biraraya gelip bir türlü anlaşamazlardı. Arada bir karşılıklı enerjileri tutunca, hükümet kurulurdu.

Akşamları sayısal loto oynamış gibi televizyonu açar, “Bu kez tutmuş mu” diye heyecanla ekrana kitlenirdik. Diyelim uzun zaman dikiş tutturamadı siyasi partiler.

Derken oldu da bir gün hükümet kurmaya karar verdiler, evde hemen bir uğultu. Her yer gizem, her yer fiskos. Çocuk kafasıyla bende bir sevinç bir sevinç ki sormayın. Sanki göbek adım Tansu, hükümeti ben kurdum! O kısacık mutluluğu bile çok görürlerdi, sevincim kursağımda kalırdı:

“Koalisyon kuruldu da o aslında öyle değil!”

Her olayın üzerinde her zaman bir sır perdesi vardı. Hiçbir şey göründüğü gibi değildi. En ayan beyan olan bile değildi.

Biz işte bir nesil, her taşın altında başka bir şey arayarak büyüdük. Hiçbir şeye inanmamamız gerektiğini, her işte bir bit yeniği olabileceğini bilerek büyüdük.

Büyüdük, paranoyak olduk. Her şey yalandı, her şey komplo.

O yüzden şimdi gelsin robot lobisi, gitsin vaiz lobisi!

Hani bugünlerde enseyi karartmak için binlerce nedenimiz var ya…

a0b2c3c82e2ff10982f7a536fbc663d5

İşte o aslında öyle değil!

Burcu Karakaş

Bu yazı ilk olarak bianet.org sitesinden yayınlanmıştır.

 

Rusya, ABD ve AB’nin kıskacında: Ukrayna’nın geleceği ne olacak?

Ukrayna’da hareketli günler devam ederken sürecin nasıl bu hale evrildiğini Tolga Bilener’le konuştuk.

ukraine-1_2751537b

Ukrayna, Ekim ayından bu yana yaşanan gerilimin ardından dün siyasi açıdan en hararetli günlerinden birini geçirdi. Kırım’da kamu binaları ele geçirildi ve bölgesel parlamento özerkliğin genişletilmesi için referandum çağrısında bulundu. Rusya lideri Putin, Ukrayna’daki gelişmelerin ardından orduya ‘acil tatbikat’ emri verdi. Ukrayna, Rusya’ya nota göndererek ülkenin “bağımsız bütünlüğünü” hatırlattı. Devlet başkanı Yanukoviç’in Rusya’ya sığındığı belirtilirken, Arseniy Yatsenyuk başbakanlığındaki geçici hükümet göreve başladı. 100’ü aşkın kişinin çatışmalarda öldüğü Ukrayna’da gelecek henüz belli değil. Önümüzdeki günlerde daha hareketli günlerin yaşanacağı bölgenin son yıllardaki siyasi geçmişini ve ülkeyi bu noktaya getiren koşulları Galatasaray Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden araştırma görevlisi Tolga Bilener‘le konuştuk. Kendisinin “Ulus-Devlet Olma Sürecinde Ukrayna”, “Ukrayna Dış Politikası” ve “AB’nin Azınlık Hakları Anlayışı ve AB’ye Bütünleşme Sürecinde Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri” gibi çalışmaları bulunuyor.

Dünün gelişmesiyle başlayalım. Kırım’ın geleceğiyle ilgili ne öngörebiliriz?
Kırım Ukrayna’ya bağlı özerk bir cumhuriyet fakat 1954’e kadar Rusya’nın toprağıydı. O dönemki Sovyet Rusya’nın ve Ukrayna başkanı Kruşçev’in hediyesi olarak Ukrayna’ya verildi. İki milyon nüfusu var; %65’i Rus, %25-30 kadarı Ukrayna kökenli ve 25 – 30 bin kadar Kırım Tatarı yaşıyor. Dolayısıyla etnik olarak Rusların ağırlıkta olduğu bir toprak.
Stratejik önemi var, çünkü Rusya’nın Karadeniz filosu Sivastopol şehrinde demirli, Rusya için hayati önemde bir toprak parçası. Ukrayna’daki durumla bağlantılı şu an Kırım’ın geleceği. Çünkü şu an bölünme riski var, ülkedeki siyasal kriz giderek bir parçalanma krizine doğru gidiyor. Bir anlamda Rusya’nın karşı hamlesi diyebiliriz Kırım’da olanlara.

20140227_153638
Tolga Bilener

Eylemlerin başlangıcına dönersek: Yanukoviç’in beş yıldır AB ile müzakere edilmekte olan ticaret anlaşmasını askıya alarak yerine Rusya’dan 15 milyarlık yardım alması fitili ateşledi. Bu anlaşma neleri kapsıyordu? Ne infiale neden oldu?

Esas kavga 2004’te başladı. O tarihte Yanukoviç tekrar seçime girmişti, seçimi kazandığı açıklandı fakat muhalefet seçimde hile yapıldığını öne sürerek sokağa döküldü. Araya AGİT, AB, Avrupa Konseyi girdi ve seçimlerin ikinci turu tekrarlandı. Tekrarlandıktan sonra da AB yanlısı bir ekip geçti başa. “Turuncu Devrim” diyoruz buna. Beş yıl boyunca Batı yanlısı bir Ukrayna yönetimi oldu fakat 2010’da bu yönetim seçimi kaybetti. Çünkü kendi içinde kavga çıktı, hapse giren Yuliya Timoşenko liderliğinde bir grup ayrıldı. Zaten ekonomik kriz vardı, Rusya elinden geleni yaptı ülkeyi ekonomik krize sokmak için, buna doğalgaz vanalarını kapamak da dahildi. Sonuçta 2010’da Rusya yanlısı bir yönetim Kiev’de iktidara geldi. Ama hep kıl payı geliyor. Sorun zaten biraz da buradan kaynaklanıyor. Bir de oy dağılımına baktığımızda Ukrayna’nın batı vilayetleri batı yanlısı liderlere, Rusların yoğun yaşadığı doğu vilayetleri ve Kırım, Rusya yanlısı liderlere oy veriyor. Seçmen davranışı da değişmiyor.

2005 – 2010 döneminde Ukrayna iki önemli hamle yaptı batıya yaklaşmak için: hem AB’ye hem NATO‘ya üye olmak için talepte bulundular. NATO  projesi biraz erken yürürlükten kalktı, çünkü aynı talepte Gürcistan bulunmuştu; 2008’de Rusya Gürcistan’ı işgal edince iki ülkenin de NATO hayalleri sona erdi.

İktidara gelir gelmez  Victor Yanukoviç dedi ki “Batı’ya yakınlaşma politikasına son veriyoruz ve geleneksel Rusya yanlısı siyasetimize geri dönüyoruz”. Fakat AB yine de 2010 öncesi başayan süreç için açık kapı bıraktı. Ukrayna’ya ortaklık antlaşması izmalamayı teklif etti. İmza aşamasına geldiler ve bu sefer Yanukoviç çok olağanüstü şartlar öne sürerek bu süreci baltaladı.

yanukovic-putin
Viktor Yanukoviç ve Vladimir Putin

Nasıl şartlar?

AB’nin ödemesine imkan olmayan miktarda mali yardım istedi. Biliyordu ödenmeyeceğini. Rusya hemen o parayı mali yardım olarak ödedi. Sonuçta anlaşma kadük oldu ve süreç sona erdi. Böylece insanlar sokağa döküldü.

“Sokakta olanları birleştiren Rusya’nın Ukrayna’dan elini çekmesi isteği”

Peki sokakta olan insanların profilinden bahsedelim. Ukrayna’daki eylemlerinin “Karşı devrim” olduğuna dair görüşler de var, muhalefetin milliyetçi kesiminin oluşturduğu “Sağ Sektör”ün faşizan eğilimi olduğuna dair yorumlar da var. Eylemleri ülkenin etniksel güç dengeleri arasındaki oyunlar olarak mı görüyorsunuz yoksa demokrasi isteyen insanların isyanı olarak mı?

Özgürlük Meydanı’na inen insanlar ne istiyorlar sorusunu cevaplamaktansa neye karşılar sorusunu cevaplamak daha kolay. Çünkü orada bir koalisyon var. Ana yapı Batı yanlısı, AB’yle ilişkilerin güçlendirilmesini isteyen bir kesim. Fakat bunların yanında faşizan gruplar, aşırı milliyetçi gruplar hatta neo nazi gruplar var. Anarşist ve aşırı sol gruplar da var. Farklı kesimleri bir araya getiren şey Yanukoviç rejimine karşı olmaları ve Rusya’nın Ukrayna’dan elini çekmesini istemeleri. bu insanlar Yanukoviç’i devirdikten sonra nasıl bir Ukrayna istiyorlar? O konuda anlaşamıyorlar zaten. Biz hangi kesimin ağır bastığını şimdi göreceğiz.

Batı Ukrayna Rusya’yla çok geç tanıştı

Şunu unutmayalım ki Batı Ukrayna dediğimiz bölge haritanın üçte birlik kısmı. Bu topraklar 1939 yılına kadar önce Avusturya-Macaristan, sonra Polonya toprağıydı. Yani Rusya’yla çok geç tanışmış bir topluluk yaşıyor orada.  O yüzden bu kadar milliyetçiler ve Rusya’ya tepkililer. Doğu’daki kesimlerse zaten 300-400 yıldır Rusya egemenliğinde yaşadığı için Ruslaşmış.

fft99_mf4096837

“Timoşenku’nun serbest bırakılması muhalefeti bölecek “

Heterojen bir yapıdan bahsediyoruz. Peki Timoşçenko neden serbest bırakıldı? Kendisi ortak bir muhalefet sembolü mü?

Timoşenko’nun çıkarılması aslında iki ucu keskin bir kılıç. Bir yandan muhalefetin sembol ismi çünkü Avrupa’da sahiplenilen bir isim. Turuncu Devrim’in ismi. Fakat bir taraftan da muhalefeti bölmeye yarayacak onun çıkması. Muhalefetin üzerinde uzlaştığı bir isim değil Timoşenko çünkü çok büyük yolsuzluk suçlamalarıyla hapse atıldı. 1990’larda bir gecede zenginleşen oligarkları meşhurdur Sovyetlerin, onlardan biri. Çıkartılması yeni muhalefet önderlerinin de sorgulanmasına neden olacak. Muhalefeti bölmeye yarayacağı için acaba Rusya’nın parmağı mı var bu işte söylentileri de çıktı. Oyun biraz karışık çünkü oyunun bir tarafı Rusya ve Rusya da satranç ustası.

“ABD de Rusya da Ukrayna’ya AB’nin karışmasına taraftar değil”

Sürekli Rusya’nın çıkarlarından bahsediyoruz. AB’nin çıkarları nelerdir?
ABD’nin çıkarı diyelim, çünkü ABD en başından beri bu işi Rusya’yla baş başa çözmek istiyordu. AB’nin işe karışmasına fazla da taraftar değil. Burada oyunu bozan Almanya. Neden böyle diyoruz? çünkü Ukrayna’da yaşananlar ABD ve Rusya arasındaki güç kavgasının bir yansıması. Dikkat ederseniz Doğu Akdeniz de ve Karadeniz Havzası’nın her yerinde şu an kriz var. Mısır’da hükümet krizi var, Libya‘da kriz var, Suriye‘de iç savaş var; Irak’ın durumu belirsiz, İran’da nükleer kriz var. Ukrayna ve Türkiye‘nin durumu ortada. Güç dengesiyle ilgili bir mücadele sürüyor. Victoria Nuland isimli Amerikalı bir diplomatın bant kayıtları yayınlandı; Kiev’deki ABD büyükelçisiyle yaptığı özel telefon görüşmesi. Onların da tape’si var yani. Orada Nuland AB’den küfürlü olarak bahsediyordu. “Rusya’yla bu işi halledeceğiz” diyor. Tepki veren tek AB ülkesi Almanya oldu.

5258-748px-EPP_Summit_March_2011_n67d_2
Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Yuliya Timoşenko

Neden?
AB demek büyük ölçüde Almanya demek artık. Almanya siyaset sahnesine çıkmak istiyor ama tek başına bunu yapamaz ya da yapmak istemiyor şu an. AB’yi kullanarak bildiğimiz güç oyununa girmek istiyor. Ama Rusya ve ABD’nin uzlaştığı tek nokta AB’yi dışarıda tutmak.

“İnsanlar taleplerinin dinlendiğini düşünse neden sokağa insin?”

Bazı mecralarda Ukrayna ve Gezi eylemleri karşılaştırması yapıldı; siz daha geniş bir perspektiften bakıyorsunuz. 

Haritayı büyük tutmakta fayda var. Tabii olaylar çok boyutlu artık. Biraz daha büyütürsek Tayland‘da, Venezuela‘da insanlar sokakta. Brezilya‘da sokaklardaydı. Son bir iki yıldır siyaset sokakta yapılır hale geldi. Sırf Türkiye’ye özgü birşey değil.

Demokrasi krizi mi?

Parlamenter demokrasinin sorgulanması diyelim. İnsanlar taleplerinin dinlediğini düşünseler niye sokağa insinler?

“Mayıs’ta seçimler olmayabilir”

Mayısta’ki seçimin adaylarını öngörebiliyor musunuz?
Seçimler yapılacak mı belli değil. Yanukoviç istifa etmedi. Rusya’ya sığındığı ortaya çıktı. Tabii söylenti bunlar ama bir şekilde koruma altında. Mesela ülkenin  doğusunda sandık kurabilecekler mi henüz bilmiyoruz. Kimler aday olabilir dersek muhalefetin isimlerinden eski boksör Vladimir Kliçko var, o zaten adaylığını koydu. Timoşenko zaten adaylardan biri. 25 Mayıs’a çok var göreceğiz.

ukraine_Sundayprotests

“Batı yanlısı hükümet kurulursa ya IMF ya AB finanse edecek”

Ülke ekonomisinin durumu ne olacak? 

Büyük kriz var. Zaten insanları AB’yi bu kadar talep etmelerinin nedeni demokrasi ve insan haklarıyla birlikte siyasal ve ekonomik istikrardı. Rusya da bir taraftan havuç- sopa sistemi uyguluyor. Doğalgaz vanasını bir açıyor, bir kapıyor; yardım bir veriyor bir vermiyor. Bundan da insanlar AB çıpasına bağlanmak istediler. Ama AB’nin dış ilişkilerden sorumlu komiseri  Catherine Ashton geçen gün Kiev’deydi. ABD dış ilişkilerinin iki numaralı ismi Nicholas Burns gitti, IMF den br kredi verilme ihtimalinden bahsetti. Batı, Kiev’de batı taraftarı bir hükmet kurulursa ya AB fonlarıyla ya IMF fonlarıyla finanse etme sözünü vermiş oldu. Küresel kriz ortamında nasıl uygulanabilir ona göreceğiz.

(Yeşil Gazete)

HDP konvoyu Urla’ya alınmadı

23 Şubat’ta Urla’da seçim bürosu açılışı yapılırken uğradıkları saldırı nedeniyle açılışı erteleyen HDP İzmir İl Örgütü, bugün açılışı yapmak üzere Urla’ya gelirken polis tarafından durduruldu. Yaklaşık dört saat boyunca bekletilen bin beşyüz kişilik gruptan sadece bir otobüsün Urla’ya girmesine izin verildi.

83360c55c25c5844_480x270

Bu sırada ilçe merkezinde MHP’lilerin toplanarak, “Burası Urla buradan çıkış yok” şeklinde sloganlar atarak, provokasyon girişiminde bulunduğu bildirildi. HDP kitlesinin Urla girişindeki bekleyişi devam ederken, polis müdahalesi gerçekleşti. Polis gaz ve tazyikli su ile HDP’lilere saldırdı.

HDP kitlesi, Urla’dan ayrılarak İzmir’e doğru yola çıktı.

Yaşanan gerginlik dolayısıyla İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okulları tatil ilan etti.

Polis’in “MHP’lilerin ilçe merkezinde toplandığını” belirterek, bu kadar kalabalık kitlenin ilçeye girmemesini istediği ileri sürülürken; Polis amirinin, güvenliğin sağlanamayacağını belirterek, “150 kişi gidip etkinliğini yapsın, diğerleri dönsün” dediği öğrenildi.

Urla’ya giden araç konvoyunda  HDP Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayları Osman Özçelik ve Pınar Türk, İzmir İlçe Belediye Eş Başkan adayları ve HDP İl Eş Başkanı Cavit Uğur ile BDP İl Eş Başkanı Yusuf Kaya bulunuyordu.

(ANF/Yeşil Gazete)