Ana Sayfa Blog Sayfa 3974

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda iklim değişikliği mesaisi

İklim Değişikliği ve Hava Yönetimi Koordinasyon Kurulu Toplantısı, Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce ve diğer bakanlıklardan davetlilerin katılımıyla gerçekleşti. Güllüce, iklim değişikliğiyle mücadelde yerel yönetimlere görev düştüğünü belirtti, iklim değişikliğine uyumlu şehirleşmenin önemine vurgu yaptı ve İklim Değişikliği Eylem Planı’nın (İDEP) ikinci raporunun Eylül’de çıkacağını haber verdi. Fakat Güllüce’ye göre insanlığı tehdit eden iklim değişikliğinde ‘Türkiye’nin katkı payı önemsenmeyecek nitelikte’.

faaliyetler928_4

 

Bakan Güllüce toplantıda, insanlığın  tarihin en yüksek karbondioksit konsantrasyonunu soluduğunu belirterek, “Türkiye burada çok az yer işgal etmektedir, dünyayı kirletmede. Gerek hava, gerek su ve diğer alanlarda biz çok iyi bir konumdayız. Gelişmiş ülkeler hem insanlığı hem dünyayı çok kötü tükettiler. Bugün dünya insanlığının şikayetçi olduğu konularda bizim katkı payımız önemsenmeyecek kadardır” dedi.

‘Tüketim fren tutmamaktadır’

Son yüzyıldaki sıcaklık artışının geleceği tehlikeye soktuğunu vurgulayan Bakan Güllüce, hızla artan nüfus, şehirleşme, ekonomik faaliyetler ile çeşitlenen tüketim alışkanlıklarının, çevre ve doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. Güllüce, IPCC’ni geçtiğimzi haftalarda yayımlanan raporuna atıfla “son yüzyıldaki sıcaklık artışı 1 dereceye yaklaşmıştır ve bu artışın müsebbibi de insanoğlu olarak net bir şekilde ifade edilmektedir” dedi.

“İnsanlığın sürekli tüketmesi teşvik edilmekte ve bu tüketim de fren tutmamaktadır” diyen Bakan Güllüce, bu nedenle iklim değişikliğine uyumlu şehirleşme ve risk yönetiminin en önemli konulardan birisi olduğuna işaret etti.

İkinci İDEP raporu eylülde çıkacak

Bakan İdris Güllüce, sera gazı emisyonu kontrolü ve iklim değişikliğine uyum konusunda 2011-2023 yıllarına yönelik stratejik ilke ve hedefleri içeren, Türkiye’nin ilk yeşil büyüme stratejisi İklim Değişikliği Eylem Planı‘nın (İDEP) izleme ve değerlendirme sürecinin 2013’ün ilk aylarında başlatıldığını bildirdi.

Bu çerçevede tüm Türkiye’de ulusal ve yerel düzeyde toplam 332 kullanıcı tarafından 450 sektörel eyleme ilişkin gelişmeler hakkında bilgi girişi yapıldığını anlatan Bakan Güllüce, 2012 İDEP izleme ve değerlendirme ilk raporunun Bakanlıkları koordinasyonunda hazırlandığını belirtti.

Bu yılın Mart ayında başlatılan ikinci rapor çalışmasının ise eylülde tamamlanmasının planlandığını ifade eden Güllüce, raporların, e-iklim sistemi sayesinde bir yılda tamamlanacağını söyledi.

“İklim değişikliğiyle mücadelede yerel yönetimlere de görev düşüyor”

İDEP’in uygulanması ve ulusal düzeyde iklim değişikliğiyle mücadele için yerel yönetimlere de görevler düştüğüne işaret eden Bakan Güllüce, belediyeler başta olmak üzere tüm birimlerin teknik kapasitesinin geliştirilmesi, finansal destek sağlanması, yerel iklim değişikliği eylem planlarının hazırlanması ve uygulanmasının önem taşıdığını vurguladı.

Bakan İdris Güllüce, bu çalışmalar kapsamında yerleşim alanlarında tutulan karbon miktarının belirlenmesi, imar planlarının iklime duyarlı yerleşim planları biçiminde hazırlanması, yenilenebilir enerji üretmeye yönelik çalışmaların yapılması, kent bütününde bisiklet yol ağları ve park alanları oluşturulmasının da yer aldığını anlattı.

Sera gazı emisyonlarını hesaplayabilen sistem

Yürürlüğe 2012’de giren Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik kapsamında sektörlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının tesis seviyesinde izlenmesi ve Bakanlığa düzenli raporlanmasının sağlanacağını bildiren Bakan Güllüce, sistemle Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının daha kesin hesaplanmasının mümkün olacağını ifade etti.

‘2020 sonrası serga gazı azaltımı çalışmaları başladı’

Bakan Güllüce, geçen yıl Varşova’da düzenlenen 19. Taraflar Konferansı’nda alınan karar uyarınca, Türkiye’nin 2020 sonrası için ulusal sera gazı emisyon azaltım katkılarını belirlemeye yönelik çalışmalara başladığını söyledi.

(Yeşil Gazete)

HDP’den Milliyet gazetesine yalanlama

Halkların Demokrasi Partisi (HDP), Milliyet gazetesinde yer alan Pervin Buldan’ın Öcalan’ın hükümetle “İmralı ile iki konuda uzlaşma” haberi yalanlandı.

HDP tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:
“Milliyet Gazetesi’nin bugünkü sayısında yer alan “İmralı ile 2 konuda uzlaşma” başlıklı haberin girişinde Halkların Demokratik Partisi Grup Başkanvekili Pervin Buldan’ın ‘Bölgesel Özerk Yönetim Yasası ve Demokratik Sivil Toplum Yasası konusunda hükümetle uzlaşmaya varıldığını’ söylediği iddia edilmiştir. Bu ifade gerçeği yansıtmamaktadır. Haberin devamından da anlaşılacağı üzere Buldan’ın “-‘Hükümetle uzlaşmaya varıldı’ şeklinde herhangi bir açıklaması bulunmamaktadır. Buldan, İmralı’da devlet heyeti ile Öcalan arasında süren görüşmelerin olumlu geçtiğine dair edindikleri izlenimi kamuoyuyla paylaşmıştır.”

(imctv)

8 Mayıs 2014

Rusya Ukrayna sınırındaki 40 bin askeri geri çekti

NATO’nun, Doğu Avrupa’daki güçlerini kalıcı hale getireceğini açıklamasının ardından, Rusya lideri Putin, Ukrayna sınırındaki 40 bin askerini geri çektiğini açıkladı. Putin, Doğu Ukrayna’da ayaklanan Rus yanlılarına da 11 Mayıs’taki bağımsızlık referandumunu erteleme çağrısı yaptı

Boko Haram terörü devam ediyor

Nijerya’da El Kaide bağlantılı örgüt Boko Haram, 300 kız öğrencinin ardından geçtiğimiz pazar 8 kız öğrenciyi daha satmak için kaçırdı.Hükümet bulunmalarını sağlayacak bilgiye 300 bin dolar ödül koyduğunu açıkladı. Ama bu kez kaçırılmalara yakın bölgede bulunan Gamburu kentinden, Boko Haram’ın silahlarla ateş açıp, evleri yakarak ve insanların boğazını keserek en az 125 kişiyi öldürdüğü haberi geldi.ABD Başkanı Obama Nijerya’ya içinde FBI ajanları dahil, uzman istihbaratçı ve müzakerecilerin bulunduğu özel bir ekip gönderiyor.

Zencani’nin malvarlığına el konuldu

Yolsuzluk suçlamasıyla İran’da tutuklanan ve mal varlığına el konulan İran’ın ünlü işadamı Babek Zencani’nin ülke içindeki taşınmazları devlete devrediliyor.İran makamları,30 Aralık’ta tutuklanan Zencani’nin, devlete 2 milyar 350 milyon Euro borcunun olduğunu söylüyor.

Brezilya polisleri Dünya Kupası’nda greve gidebilir!

Maaşlarında artış talep eden Brezilyalı polisler bir günlük greve gitti. Taleplerin karşılanmaması halinde grevin Dünya Kupası sırasında da sürebileceği belirtildi. Greve katılan polislerin sözcüsü BBC’nin sorularını yanıtlarken bir günlük greve emniyet güçlerinin en az yüzde 40’ının katıldığını söyledi.

İtalya hapishanesinde kitap okumaya ceza indirim

Avrupa’nın en kalabalık cezaevlerine sahip ülkelerinden biri olan İtalya’nın güneyindeki  Calabria bölgesinde, hapisteki mahkûmların okudukları her kitap için ceza indirimi almaları planlanıyor. Uygulamaya göre mahkûmlar, okudukları her kitap için 3 gün ceza indirimi alacak. Ceza indirimi, yalnızca 6 aydan fazla hapis cezası alanlara uygulanacak ve indirim miktarı yılda maksimum 48 günle sınırlanacak. Mahkûmların kitapları “okuyormuş gibi yapmalarını” engellemek için de hapishanenin eğitim yetkilileri süreci takiple görevlendirilecek.

Özgür Nesil ilk oyu attı

Güney Afrika’da, Apatheid rejiminden sonra doğan ilk ‘özgür nesil’ sandığa gitti.Dün gerçekleşen seçimde, 1994’te son bulan Aprtheid rejimden sonra doğan 18-19 yaşlarındaki yaklaşık 633 bin kayıtlı seçmen oy verdi. Bu sabah açıklanan resmi sonuçlarda iktidarda olan Afrika Ulusal Kongresi (ANC) yüzde 58 oyla yine iktidara geçti. Demokratik İttifak yüzde 28.5 oy alırken sosyal eşitlik mesajıyşa seçime giren yeni parti ‘Ekonomik Özgürlük Savaşçıları’ oyların yüzde 4’ünü kazandı.

Çin’de gazeteci gözaltına alındı

Tecrübeli Çinli gazeteci Gao Yu gözaltına alındı. Yu, otorite tarafında hükümet bilgilerini yabancı medyaya sızdırmakla suçlanıyor. 70 yaşındaki gazeteci, Tiananmen Meydanı protestolarının 25. yılına haftalar kala sıkılaşan güvenlik önlemleri kapsamında gözaltına alındığı sanılıyor. Hükümeti eleştiren önemli haberleriyle bilinen Yu, 1993 yılında da devlet sırlarını ifşa etmek suçundan altı yıl hapis cezası almıştı.

8 Mayıs 2014

Buldan: Öcalan’la hükümet arasında mutabakat sağlandı

Abdullah Öcalan’la görüşen İmralı heyetinde yer alan HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, Öcalan’la devlet heyeti arasında iki görüşme yapıldığını ve bu görüşmelerde iki konuda mutabakat sağlandığını iddia etti. Buldan, mutabakat sağlanan iki konuyu, “Bölgesel Özerk Yönetim Yasası ve “Demokratik Sivil Toplum Yasası” olarak açıkladı.

Ankara’da Suriyelilere saldırı

Ankara’nın Altındağ ilçesinde, iddiaya göre Suriyeli mültecilerin bir kişiyi darp etmesi üzerine toplanan bir grup Suriyelilerin oturduğu binayı taşlayıp, ateşe verdi. Büyüyen olaylar, polisin müdahalesi ile son buldu. Birçok kişinin yaralandığı kavgada polis bazı kişileri gözaltına aldı.Olayla ilgili soruşturma başlatıldı

Barış Ceyhan’ın gözü kurtarılamadı

Ankara Kızılay’da 1 Mayıs’taki polis saldırısı sırasında sol gözüne plastik mermi isabet eden lise öğrencisi Barış Ceyhan gözünü kaybetti. Baba Mustafa Ceyhan, polisler hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

TIR durdurmaya müebbet istemi

Adana’da 19 Ocak’ta MİT’e ait TIR’ların durdurulmasını ihbar ettiği iddia edilen 13 asker hakkında 15 yıldan müebbete kadar değişen hapis cezaları istendi. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, 19 Ocak’ta Adana-Gaziantep otoyolunda Ceyhan ilçesindeki Sirkeli doğu gişelerinde MİT’e ait TIR’ların durdurulmasına ilişkin ihbarı yapan şüphelilerle ilgili soruşturmanın tamamlandığını açıkladı.

Passolig stresi bitti

Ankara 16. Tüketici Mahkemesi, Passolig uygulamasına ilişkin, “Tüketici kitlesinin mağduriyetine sebep olmamak amacıyla” uygulamanın durdurulmasına karar verdi. Bu karar ışığında kulüpler, normal bilet satışı yapabilecekler.

‘Gereksiz tahlilin’ faturası hastaya çıkacak

Sağlık Bakanlığı , gereksiz bulduğu tahlillerin önüne geçmek için yeni bir uygulama başlatmak istiyor.  Buna göre özel hastanelerde sadece tedavisinde başarılı olan hastaların tahlilleri için ödeme yapılacak.Sağlık giderlerinin düşmesini amaçlayan uygulama eleştiriliyor. Hasta Hakları Aktivistleri Derneği’nin belirttiğine göre özel hastaneler, hastaların tedavisinde gerekli olan ancak SGK’dan ödemesini alamayacakları tetkik ve tahlilleri yapmama yoluna gidebilir. Ayrıca yeni modelle SGK’nın “gereksiz tahlil” veya “ başarısız” tedavi diye ödemediği faturaların sorumlusu da hastalar olacak.

 

Ayakkabılıkları ters çevirmişler!..- Dr. Osman ÖZTÜRK

“Kamuoyunda ‘Gezi Parkı Olayları’ olarak bilinen olayların devamı olarak kanun dışı toplantı ve gösteri yürüyüşü eylemlerine katılan eylemci gruplardan bir kısmının, kolluk görevlilerinin yaptıkları müdahale sırasında kaçarak, 31.05.2013 günü Beşiktaş İlçesi’nde bulunan Dolmabahçe Bezmiâlem Valide Sultan Camii’ne girmek istedikleri, camii müezzini Fuat YILDIRIM ve güvenlik görevlisinin kırılan kapının arkasına kalaslar koyarak eylemcilerin içeri girmelerini engelledikleri, devamında 01.06.2013 günü tekrar camii önünde toplanan eylemci grubun camii kapısının açık olmasından yararlanarak camiiye girip çıktıkları, aynı gün saat 22.30 sıralarında üzerlerinde sağlık ekibi kıyafetleri bulunan 10-15 kişilik bir grubun yanlarında yaralı 3-4 kişi ile birlikte camii içerisine girdikleri ve camii içerisine revir kurarak, temin ettikleri ilaçlar ile kanun dışı toplantı ve gösteri yürüyüşü yaparken yaralanan eylemcilere sağlık yardımı yaptıkları…

02.06.2013 günü saat 17.00 sıralarında ise camii önünde eylemci grupların yeniden toplanmaya başladıkları ve sonrasında saat 22.30 sıralarında ayakkabıları ile camii içerisine girdikleri, bu arada aralarında şüpheliler Sercan YÜKSEL ve Erenç Yasemin DOKUDAN’ın da bulunduğu ve üzerlerinde meslek formaları bulunan 10-15 kişilik bir grubun da eylemci gruplarla birlikte camii içerisine girdiği, üzerlerinde meslek formaları bulunan şüphelilerin camii içerisini yaralıların yaralarının ağırlığına göre 3 kısma ayırdıkları, şüphelilerin camii içerisindeki ayakkabılıkları ters çevirerek tezgâh gibi kullanmaya başladıkları…

Keza şüpheli Erenç Yasemin DOKUDAN ile şüpheli Sercan YÜKSEL’ in, kanun dışı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katıldıkları tespit edilememiş ise de, mesleğe ait özel formalar ile kanun dışı eylemlerde bulunurken yaralanan eylemcilere temin edilen ilaçlar ile tıbbi yardımda bulundukları, bu şekilde suç şüphesi altında olan şüphelileri kanuni takip yapacak merciilere bildirmedikleri gibi aksine kanun hilâfına olarak şüphelileri kayırdıkları anlaşılmıştır.”

***
Aralarında bizim Erenç’le Sercan’ın da bulunduğu 255 kişilik “en büyük” Gezi davası bugün başlıyor.
Yukarıdaki uzun alıntı İddianame’den.
Bizdeki savcılık iddianameleri her daim mizah eserlerine taş çıkartmıştır da…
Şu son yıllardakiler bir başka harika!..
Savcı Bey’in, biri adli tıp uzmanı biri cerrahi asistanı iki doktora yönelttiği suçlamalara bakın.
(Kanun dışı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmamakla birlikte…)
Dolmabahçe Cami’nde revir kurmak…
Şüpheli yaralıları kanuni takip yapacak mercilere bildirmek yerine tedavi ederek kayırmak…
Yaralıları yaralarının ağırlığına göre üç kısma ayırmak…
Üzerlerinde meslek üniformalarıyla tıbbi yardımda bulunmak…
Camiye ayakkabılarıyla girmek…
Üstüne bir de…
Camii içerisindeki ayakkabılıkları ters çevirmek!..

***
Neyse ki olay Mısır’da değil de Türkiye’de geçiyor.
Hepi topu sekizer yıl hapisleri istenmiş Erenç’le Sercan’ın.
Yok, Mısır’da olsaydık…
Savcı Bey bilirdi ne yapacağını!..

Dr. Osman ÖZTÜRK -http://www.hekimedya.org/

Sürdürülebilirliğe dayanarak korku yerine umut aşılamak

0

Javier Flaim imzasıyla fastcoexist.com‘da yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden İnci Bilgiç‘in çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Kişisel eylemlerle insanlar, gezegenin  durumunun iyileştirilmesi için küçük ama değerli katkılar sunabilirler. “Yaklaşan kaçınılmaz sonumuz” yerine buna odaklanmalıyız.

Pek çok sürdürülebilirlik uzmanı dünyada gerçek bir etki yaratacak daha iyi sistemler ve araçlar tasarlamak için çabalarken neyin gerçekten davranış değişikliğini motive ettiğini anlamak için gayret gösteriyorlar. İçten içe hepimizin isteği, gelecek nesillere daha iyi durumda bir gezegen bırakmak için etkili olabilecek bir hayatı bu amaç uğruna yaşamak…

Havanın bir derece değişmesinin bile -bildiğimiz kadarıyla- küresel iklim haritasını nasıl toptan değiştirdiğine, kıyılardaki toplumları nasıl da yok olma tehlikesine soktuğuna dair makalaler okuyoruz. Bu gerçekleri kavrayıp bir değişiklik yapabilmek istiyoruz, ancak günlük hayatın gidişatıyla beraber  işimizde gücümüze geri dönüyoruz. Peki, bu döngüyü nasıl kırar da -milyonları değil ama- kendimizi, harekete geçmek için motive edebiliriz? Hangi yol daha iyi : felaket tellallığı yaparak değişime zorlamak mı ; yoksa insanları daha yeşil, bundan da önemlisi daha akıllıca seçimler yapıp ilk günden itibaren hem kendi yaşamlarını hem de etraflarındaki dünyayı iyileştirebilmeleri için eğitip motive etmek mi?

Açıkcası, korku güçlü bir duygusal tepki yaratsa da sürdürülebilirlik ve çevre endüstrisi adına pek de etkili değil. Talking Climate‘te  de belirtildiği gibi , korku-tacirliği birinin davranışını ancak durumla derin bir kişisel  bağlantısı olduğunda etkileyebiliyor. Mesela, Hastalıkların Kontrolü ve Önlenmesi Merkezi’nin (Center for Disease Control and Prevention)  sigara içmenin yan etkisi olan kronik hastalıklardan muzdarip insanları gösterdiği ürkütücü klipleri akılda kalıcı olsa da daha yaratıcı fikirler içeren yaklaşımlar davranış değişikliği için daha etkili olabiliyor.

Örneğin, Thailand’ın “Sigara İçen Çocuk” kampanyası bazılarınca “en iyi sigara-karşıtı reklam kampanyası” olarak değerlendiriliyor.  Klipte iki küçük çocuk ellerinde sigara ile yetişkinlerden ateş istiyorlar.  Şaşkınca ve biraz da umutsuzca , sigara içen bu yetişkinler çocuklara, sigara içmenin neden kötü olduğuna dair bir dizi neden sıralıyorlar. Bu iyi niyetli, öğüt dolu ders bittiğinde çocuk karşısındakine bir not bırakıp uzaklaşıyor. Notta “Benim için endişeleniyorsun. Neden kendin için endişelenmiyorsun?” yazıyor ve onları Thailand’ın Sigarayı Bıraktırma Hattı’na yönlendiriyor. Sigara içenlerin yüzlerindeki ifade hiçbir korku-taciri kampanyanın başarmayı umamayacağı bir öykü anlatıyor.

Bir çocuğun masumiyeti ile sigara tiryakilerinin kendi sağlıklarını hiçe sayışlarının yanyana duruşu ilginç bir fenomene ışık tutuyor: Ne insanlara daha iyi ve akıllıca seçimler yapmalarını hatırlatmak için işe yarar ? Aslında genellikle insanlar yapılacak doğru şeyin ne olduğunu biliyorlar; ancak onları davranış değişikliğine yöneltecek en etkili yol nedir? Bahsi geçen reklam insanları sigara bağımlılığının zararları ve kendi davranışları üzerine düşünmeye yöneltiyor ve bunu aşırı derece olumsuz, adeta felç edici bir duygu yaratmadan yapıyor. Davranışlarının geleceği ve gelecek nesilleri nasıl etkilediğine korkutucu taktiklere başvurmadan odaklanıyor. Bu kampanya ile beraber Thailand Sigarayı Bıraktırma Hattı’na yapılan aramalar %40 arttı. Ne var ki iklim değişikliği çok ciddi bir mesele olsa da korku etmeni insanların çoğunda bir etki uyandıramadı. Peki insanları bunaltmadan bu döngüyü kırıp eyleme geçmelerini ve değişim yaratmalarını nasıl sağlarız ?

Basitçe, taktiklerimizi değiştirmeli ve işe yarar bir “sistem” tasarlamalıyız. Günlük seçimler için sürdürülebilir  ve geçerli çözümleri ulaşılabilir kılarak bireylerin dikkatini  bu yönde karar almaya doğru çekebiliriz.   Böylece bu akıllıca seçimlerle kişisel bir ilişki kurulması sağlanabilir. Sürdürülebilir bir hayat biçiminin günlük olarak sunacağı pek çok yararı vurgulamalıyız. Ayrıca, eğer bu soruna daha büyük bir ölçüde yönelmek istiyorsak , kamunun ve özel sektörün de dikkatini çekip sürdürülebilirlik yönünde kararlar almaya teşvik etmeliyiz.

“Sürdürülebilir bir hayat biçiminin günlük olarak sunacağı pek çok yararı vurgulamalıyız.”

Böyle bir umut ve sürdürülebilirlik anlayışı yaratmanın sayısız yolu var. Kişisel ilişkilendirme, eğitim ve “oyunlaştırma” insanları sürdürülebilir hayata çeken yollar. Çünkü böylece çevreye “uzaktan” ve samimiyetsiz bir katkı vermek yerine gerçek-zamanlı ve şahsi bir karşılık almış oluyorlar. Bazıları için, çevre sorunlarıyla kendi günlük hayatlarında birebir, somut bir ilişki kurmak  davranış değişiklikleri yapmaya değeceğini hissettiren bağın kurulmasını sağlıyor. “Oyunlaştırılmış” eğitim içeriğini – bireylerin sahip oldukları etkiye bağlayarak- kullanmaksa bireyleri sorunlarla bağlantılı kılıp bu değişimleri alışkanlıklara dönüştürmelerine ve herkesin küçük eylemlerinin ortak etkisini göstermeye yarıyor.

Recyclebank olarak geridönüşüm oranlarını artırmak için yerel topluluklarla ve işletmelerle birlikte çalışırken vatandaşları, geridönüşüm miktarlarına göre ödülledirerek davranışlarda gerçek bir değişim gözlemleyebildik. Teşvik + eğitim + ölçüm eşitliği, bireyler seçimlerinin kişisel, yerel ve küresel ölçekte faydalarını fark ettikçe küçük eylemlerin alışkanlığa dönüşmesini  garantiler. Single-stream* geridönüşüm ile birlikte bu strateji, Bridgeport, Connecticut’ta , önceki iki yıllık döneme göre, geridönüşüme katkının %67 artmasını sağladı. Geridönüşümse, bilindiği gibi, azaltma, yeniden-kullanma, kompost yapma vb. gibi sürdürülebilir bir geleceğe yönlendiren akıllıca seçimler için bir giriş kapısı.

Sürdürülebilirliğe ve onun iklim değişimi üzerindeki etkilerine dair algı değişiminin  çevremizin geleceği için ne kadar önemli olduğunu tek fark eden biz Recyclebank’takiler değiliz.  TerreCycle, Practically Green ve Opower da bu kişisel ilişkileri geliştirmek ve eğitim vermek için bireylerle pek çok alanda çalışan şirketlerden. Alice Waters yıllardır, eko-eğitimin, özellikle “yenilebilir eğitim”in, okullarımızdaki savunucusu. Yenilebilir Okul Bahçesi projesi 7000’den fazla öğrenciyi bahçe oluşturmak ve çevre dostu yöntemlerle bakımını sağlamak aracılığıyla sürdürülebilir tüketim ile tanıştırdı. Waters’ın ilk bahçesinin olduğu Berkeley’deki öğrenciler bu ilişkinin kalıcı bir etkisi olacağının kanıtı. Bu öğrenciler şimdi yağmur suyunu iki tane 3500 galonluk sarnıçta topluyor ve tavuklar ile ördeklerin olduğu bir kümesi idare ediyorlar. Ticari tarımın tuzaklarına odaklanmak yerine Waters, öğrencileri alternatifin güzelliğine bakmaları ve bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemeleri için teşvik ediyor.

Sürdürülebilir bir küresel geleceğe giden yol çokça karmaşık değişimi içeriyor ve tek bir bireysel eylem bunu değiştiremezken , kişileri bireysel ölçüde harekete geçirebilirsek sistemli değişim ardından gelecektir. Margaret Meade’in söylediği gibi, “Düşünceli ve adanmış bir grup insanın dünyayı değiştirebileceğinden asla şüphe etmeyin; aslında bu şimdiye kadar olan tek şey.” Bir endüstri olarak bizim de eylemleri teşvik ederken ve desteklerkenki tutumuzu değiştirmemiz gerekiyor. Buradaki ipucu, önemli çevresel sorunlara hitap ederken yapılabilir ve olumlu yolları göstererek bir denge yaratıp olumlu eylemlerimizin zevkine, mükafatına ve tadını çıkarmaya odaklanmak. Öte yandan, William McDonough’ın yeni kitabı “Upcycle”da zarifçe belittiği gibi “kötünün iyisi”  yerine “daha iyi” olana odaklanmak için bir fırsatımız var. Sorunları anlamalı ve insanları onlar hakkında eğitmeliyiz. Ancak odağımız çözümlerin güzelliği ve vaatleri üzerinde olmalı.

Yeşil Gazete için çeviren: İnci Bilgiç 

(Fastcoexist.com,Yeşil Gazete)

Keşke tek zararlı madde BVO olsa

Coca Cola şirketinin meyveli içecekler ve enerji içeceklerinde kullandığı bromlu bitkisel yağı (BVO) maddesini ürünlerinden çıkaracağını açıklamasının ardından bugün de AB ülkeleri ve Türkiye’deki ürünlerinin hiçbirinde bu maddenin kullanılmadığını belirtti. Peki Coca Cola’nın içeğinde endişe edilmesi gereken tek madde BVO mu?

indir (5)

ABD’de 17 yaşındaki bir gencin BVO maddesinin enerji içecekleri içeriğinden çıkarması yönündeki imza kampanyası sonuç verdi ve Coca Cola, BVO’nun şişelenmiş ve makinalara konulan tüm içeceklerden çıkarılacağını açıkladı. Bundan sonra, Powerade gibi içeceklerde ve meyveli ürünlerde kullanılan muadil bir madde kullanılacak.

Şirket, bugün de “Bromine bitkisel yağlar (BVO), Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye’de, Powerade de dahil olmak üzere, hiçbir ürünümüzde kullanılmamaktadır.Ürünlerimizin güvenliği ve kalitesi en büyük önceliğimiz olup, BVO içeren ürünlerimiz de dahil olmak üzere tüm içeceklerimiz güvenlidir ve satıldıkları ülkelerdeki tüm regülasyonların gerekliliklerini yerine getirmektedir.” açıklamasını yaptı.

Tiroid salınımını engelliyor

BVO, brom elementiyle sebze yağının biraraya getirilmesi ile oluşturuluyor. Avrupa ve Japonya”da gıdalarda kullanılması yasaklı olan madde  gazlı içeceklerde aromanın eşit olarak şişeye dağılması ve bulanık bir görünüm sağlamak amacıyla kullanılıyor.

Vücuttaki yağ dokularında depolanan ve bir süre sonra toksik etkisi gösteren BVO fazla tüketimde baş ağrısı, halsizlik, hafıza ve cilt problemlerineden oluyor. Yanı sıra brom vücutta iyotun kullanılmasını engelleyerek tiroid hormonunun tiroid bezinden salınımını engelliyor, kansere neden oluyor.

Coca Cola’nın açıklanmayan içeriğinin neden olduğu muhtemel zararlar bir yanan, kutunun üstünde yazılan koruyucu amaçlı içerikler  E150D, E952, E951, E338, E330, Aromalar ve E211. Korucuyucu içeriklerin dışında zararlı maddeler ise şöyle:

Fosforik Asit: Genç kadınlarda, osteoporoz hastalığı riskini artırıyor.
Kafein: Sonuç: huzursuzluk, sinirlilik, heyecan, uykusuzluk, yüz kızarıklılığı, fazla idrar ve sindirim şikâyetleri.
Boyar Madde(karamel): Şekerin 170 dereceye kadar ısıtılması ile elde edilir. Alerjik bünyelere zararlı bir maddedir.
Karbondioksit Gazı: Sağlığa zararlı bir gaz olup, yüksek oranda alınması ani ölümlere neden olur.
Şeker: Bir kola şişesinde yaklaşık 32 küp şeker bulunuyor.
Karmin: Şampuan ve kozmetik endüstirisnde de kullanılan renklendirici ‘Cochineal’ böceklerden elde ediliyor.
Yapay Tatlandırıcılar: Aspartam E951, Asesülfan E950, Sakarin E954. Bu maddelerin Alzheimer riski oluşturduğu bildiriliyor. Özellikle aspartamın çocukların zihinsel gelişimlerini olumsuz etkilediği klinik deneylerle ispatlanmıştır.

(Yeşil Gazete)

Gezi duruşmasında 2. gün: “devlet Gezi olaylarında sağlık hakkı sorumluluğunu uygulamadı”

Gezi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle 255 kişinin yargılandığı en kalabalık Gezi davası devam ediyor.

Davanın ikinci gününde, aralarında yaralılara yardım ettikleri için yargılanan iki hekim de savunmalarını verdi. Doktorlar, ‘Suçluyu kayırmak”, “İbadet yerini kirletmek” gibi suçlamalarla yargılanıyor.

doktor

“Tüm etik bilgiler yaptığımızı yapmamamın suç olduğunu gösteriyor”

Evrensel’den Eda Yıldırım‘ın haberine göre  yargılanan hekimlerden Erenç Yasemin Dokudan, “Bezmi Alem Valide Sultan Camii’nde bulunan yaralılara gerekli müdahaleyi yapmasaydık çok sayıda ölüm yaşanabilirdi. Biz bir kişiyi tedavi ederken kimseye ne olduğunu sormayız. Bu ilkelerle Hipokrat yeminimizi ettik. Bu yüzden bu davayı Hipokrat’a ağıt değil, Hipokrat’ı yeniden saygıyla selamlama fırsatı olarak görüyorum” dedi. Avukat Ziynet Özçelik de, devletin Gezi olaylarında, sağlık hakkı ile ilgili yükümlüğünü yerine getirmeyerek ambulans ve tıbbi personel hazır etmediğine vurgu yaptı.

Savunmasını veren diğer doktor Erenç Yasemin Dokudan, tıp etiği gereği tüm insanların sağlık hakkını korumakla yükümlü olduklarını söyledi; “Suçlamaların ardından tüm etik bilgileri ve yasaları tekrar inceledim. Yaptığımız şeyi yapmamamızın suç olduğunu öğrendim.”

“112’yi defalarca aradık, geç geldi”

Yargılanan diğer hekim Sercan Yüksel de yaralananların camiye taşındığını gördüğünde hekimlik refleksi gereği hemen camiye koştuğunu anlattı. “İçeride çok sayıda yaralı vardı. Her geçen dakika yaralıların sayısı artıyordu. Ağır yaralıların hastaneye sevk edilmesi için defalarca 112 acil servisini aradık ama sadece iki ya da üç defa ambulans geldi onlar da bir saat gecikmeli geldi” diyen Yüksel, sağlık çalışanlarının camide bulunmasının ölüm ve sakatlıkların olmaması açısından çok büyük bir şans olduğuna dikkat çekti.
Yüksel, savunmasının sonunda Gezi’de sağlık hizmeti veren tüm sağlık çalışanlarına teşekkür edince salondan yine alkışlar yükseldi.

Hekimlerin ardından avukatlar söz aldı. Avukat Ziynet Özçelik, sağlık hakkını ve usullerini tanımlayan uluslararası sözleşmelere değinerek, devletin Gezi Parkı eylemleri boyunca gerekli önlemleri almayarak sağlık hakkını ihlal ettiğine dikkat çekti. Yine polis saldırısı nedeniyle yaralananlara tıbbi yardım sunan sağlık çalışanlarının cezalandırılma amacıyla yargılanmasının da sağlık hakkının ihlali anlamına geldiğine de vurgu yaptı.

Avukat Meriç Eyüboğlu da hem Bezmi Alem Valide Sultan Camii hem de Taksim’de yaşanan polis saldırılarının fotoğraflarını göstererek, böyle koşullarda yaralıların halıya bulaşan kanı üzerinden iddianamede caminin kirletildiği suçlamasının yapılmasının da ibret verici olduğunu söyledi.

(Evrensel / Yeşil Gazete)

Edebiyat mutfağa giriyor

İTEF-İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nin altıncısı bu hafta itibariyle başladı. 5-11 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek ‘Şehir ve Yolculuk’ temalı festiva bu sene alt temalarla zenginleşiyor. Bunlardan da biri de  iki gün sürecek mutfakta edebiyat bölümü.

Ekran Resmi 2014-05-07 15.19.27.png

 

9-11 Mayıs tarihleri gerçekleşecek programda Slow Food hareketinden Mevlievi mutfağına, Osmanlı dönemi yemek yazımından deniz ürünlerine yemek ve edebiyatın kesşitiği noktalar konuşulacak.

Program şöyle:

10 Mayıs Cumartesi

Yeni Bir Yaşam Kültürü: Slow Food
12:30 – 13:30, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı
Nedim Atilla, Tangör Tan

Sağlıklı Yaşamın Püf Noktaları
13:30- 14:15, İTEF-Kitap Çadırı
Ece Vahapoğlu

Türkiye’de Değişen Damak Tadı ve Mutfaklar
14:30 – 15:30, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı, Suadiye Sahili
Maksut Aşkar, Tuba Şatana

Mevlevi Mutfağı
15:30– 16:30, İTEF-Kitap Çadırı, Suadiye Sahili
Nevin Halıcı

Eski İstanbul Kahvehaneleri ve Kahve Kültürü

16:00 – 17:00, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı
Kemalettin Kuzucu

Günümüz Türk Mutfağında Kayıkla bir Gezinti

17:00-18:30, İTEF-Kitap Çadırı
Artun Ünsal

Batılı Seyyahlar Gözünden Osmanlı’da Gündelik Hayat ve İstanbul Sofraları

17:30 – 18:30, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı
Mario Levi, Nazlı Pişkin, Sevim Gökyıldız

Koçtaş ile Akdeniz Mutfağında Deniz Mahsulleri

19.00-20.00, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı
Elif Tanrıyar, Gabriele Sponza

11 Mayıs Pazar

Şu Çay Demleninceye Kadar
12:30 – 13:30, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı
Bahri Vardarlılar, Mustafa Duman

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Yemek Kültürü

13.30- 14.30, İTEF-Kitap Çadırı
Marianna Yerasimos

Anadolu Yemekleri ve Ritüeller

14.00 – 14.45, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı
Aylin Öney Tan, Nilhan Aras

Osmanlı Dönemi Yemek Kitap ve Yazılarından Anadolu Yemekleri

14.45-15.30, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı
Sabri Koz

Beslenmenin ABC’si

15.30- 16.15, İTEF-Kitap Çadırı
Yavuz Dizdar

Sofralardan Edebiyata Anadolu’nun Tatlıları, Şerbetleri ve Meyve Mirası
16.00 – 17.00, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı
Gül İrepoğlu, Priscilla Mary Işın, Sahrap Soysal

“Lüfer Sevdası”
17.30- 18.15, İTEF-Kitap Çadırı
Defne Koryürek

Konstantinopolis’ten İstanbul’a Bereketli Mutfaklar
17:30 – 18:30, İTEF-Mutfakta Edebiyat Çadırı
İlhan Eksen, Özge Samancı, Sula Bozis

İTEF Mutfakta Edebiyat ve İTEF-Kitap Çadırları, Suadiye’de,  Çetin Emeç Bulvarı, Sahil Yolunda bulunacak.

ayrıntılı bilgi için buraya bakabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Toprak sahibi 40 milyon hissedar için karar zamanı – Ali Ekber Yıldırım

İktidar ve muhalefet el ele verdi, tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesini önleyecek, “Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ve Türk Medeni Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”u kabul etti.Bu yasa, tarımda yeni bir dönemin başlangıcı olacak.Bu yeni dönem bir çok sorunu da beraberinde getirecek. Çiftçiler topraklarını kaybedecek, topraklar bölünmesin derken aileler bölünecek. Miras yüzünden arzu edilmeyen kardeş kavgaları, kan davaları çıkacak. Sulh Hukuk Mahkemeleri’nin iş yükü artacak.Bu süreç en az hasarla atlatılabilirse tarımın geleceği açısından olumlu sonuçlar elde edilebilir.

Toplamda 40 milyon toprak sahibi hissedarı ilgilendiren yasa neler getiriyor?

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in verdiği bilgiye göre, Türkiye’de 3 milyon tarım işletmesi var. Bu işletmelerin üretim yaptığı tarım arazilerinin ortalama büyüklüğü 59 dönüm. Toplam 3 milyon tarım işletmesinin yüzde 65′i 50 dönümün altında arazi varlığına sahip. Yüzde 83′ünün ise tarım arazisinin büyüklüğü 100 dönümün altında.
Amerika’da tarım işletmesi başına ortalama arazi büyüklüğü 1818 dönüm. İngiltere’de 538, Fransa’da 521, Almanya’da 457, İspanya’da 238 dönüm.
Bu ülkelerin tamamında tarım nüfusu ortalama yüzde 5′in altında. Türkiye’de yüzde 20′nin üzerinde olduğu unutulmamalı.

Türkiye’de ortalama tarım arazisi büyüklüğü 59 dönüm. Fakat, tek parça değil. Ortalama 10 parselden oluşuyor. Ülke genelinde 30 milyon parsel ve 40 milyon hissedarı var.

Yeni çıkan yasa bu 40 milyon hissedarı doğrudan ilgilendiriyor. Tarım arazisi sahibi toplam 40 milyon hissedar ne yapacak?
1- Hissedarlar veya mirasçılar kendi aralarında anlaşarak sahip oldukları toprakları bölmeden tarımsal üretimi birlikte sürdürebilirler.
2-Aile Malları Ortaklığı kurarak, tarım arazilerini bölmeden birlikte üretim yaparak elde ettikleri geliri paylaşabilirler.
3- Hissedarlar şirket kurarak sahip oldukları hisse oranında ortak olabilirler. Şirketi kendi aralarında seçecekleri bir yönetim veya dışarıdan profesyonel bir yönetim atayarak faaliyetlerini sürdürebilir.
4- Hissedarlar veya mirasçılar anlaşarak hep birlikte tarım arazilerini bölmeden üçüncü bir şahısa veya şirkete satabilir, devredebilir. Bu durumda her bir hissedar tek başına satış yapamaz.
5- Mirasçılardan birisi istekli, gönüllü mirasçı olarak tarım arazilerini diğer hissedarlardan “tarımsal üretim değerini” ödeyerek satın alabilir. Bunun için ekonomik güce ve üretim yapabilecek beceriye sahip olması gerekiyor.
6- Hissedarlar, mirasçılar kendi aralarında anlaşamazsa, şirket kuramazlarsa bu durumda Sulh Hukuk Mahkemesi devreye girerek mirasçılar arasından birisini “ehil mirasçı” tayin edecek. Tarım arazisini kimin işleyeceğine hakim karar verecek.
7- Hakim tarafından belirlenen ehil mirasçının, diğer hissedarlara, mirasçılara “tarımsal üretim değeri” üzerinden ödeme yapması gerekiyor. Dolayısıyla bu ekonomik güce sahip olması istenecek.
8- Hakim ehil mirasçıyı seçerken neye göre karar verecek? Doğru kişiyi seçmesi için kararı verecek hakimin en azından tarım, çiftçilik konusunda bilgi sahibi olması şart. Ayrıca bu yasa ile mahkemelerin iş yükünün artacağı dikkate alınarak altyapı çalışmalarının yapılması gerekiyor.
9- Gönüllü, istekli mirasçı veya mahkeme tarafından tayin edilen “ehil mirasçı” diğer hissedarlardan tarım arazisini satın almak için yeterli ekonomik güce sahip değilse devlet kredi vererek borçlandıracak.
10- Yasa yürürlüğe girdikten sonra 1 yıl içerisinde mirasçılar kendi aralarında anlaşamaz, şirket kuramaz, istekli mirasçı çıkmaz ve mahkeme tarafından ehil mirasçı tayin edilemezse mahkeme kararıyla söz konusu tarım arazisi açık artırma ile satılacak.

Bu yasa, iktidar ile muhalefetin oylarıyla kabul edilen ender yasalardan biri. Buradan hareketle herkesin bu yasayı istediğini, onayladığı söylenebilir. Ancak uygulamada çok önemli sorunlar yaşanacağının da bilinmesi gerekir.
Türkiye’nin kırsalı, tarımı yeniden dizayn edilecek. Sosyal yapı değişecek. Bir ayağı kentte bir ayağı köyde olan, kışlık yiyeceğini köyden temin edenlerin köyle bağı koparılacak. Kentte yaşayanlar ve kriz döneminde sığınılan liman olarak görülen kırsalın bu rolü yok edilecek.

Küçük toprak sahiplerinin büyük bölümü mülksüzleştirilecek. Tarımda şirketleşme yaygınlaşacak. Tarım toprağı belli ellerde toplanacak.
Tarım arazilerinin bölünmesini yasaklayan Yasa, diğer mirasçıları koruyucu hiç bir önlem öngörmüyor. Aynı köyde yaşayan 5 mirasçıdan birine topraklar devredildiğinde diğer 4 kardeş ne yapacak? Kente mi göç edecek? Kardeşinin yanında işçi olarak mı çalışacak? Bunun için somut hiç bir önlem öngörülmüyor.

Tarımda asıl sorun yüksek girdi fiyatlarından kaynaklanan yüksek girdi maliyetleridir. Maliyetler yüksek olduğu için çiftçi üretim yapamıyor. Bankalara borçlu. Bu yasayı fırsat bilerek elindeki toprağı satarak tarımdan çekilecek çok çiftçi olacak.

Özetle tarımda, kırsalda yeni bir dönem başlıyor. Bu dönem bazıları için zenginlik üretirken bazıları için yoksulluk ve göç getirecek.

Ali Ekber Yıldırım – www.tarimdunyasi.net