Ana Sayfa Blog Sayfa 3971

Avrupa’nın en büyük kömür madeni projesine karşı imza kampanyası

Polonya’da yapılması plananan Avrupa’nın en büyük kömür madeni projesi “Elektrownia Północ“un sermayedarı Jan Kulczyk’e hitaben başlatılan imza kampanyasında, iklim değişikliğinini birinci sorumlularından olmaması için çağrı yapıldı. İklim değişikliğiyle ilgili çalışan 350.org örgütünün başlattığı kampanyanın muhattabı sermayedar Kulczyk ise aynı zamanda Gorbaçov tarafından kurulmuş olan çevre örgütü ‘Green Cross International’ ve iklim krizi üzerine çalışan ‘Climate Change Task Force’un yönetim kurulunda yer alıyor.

images

Polonya’daki Elektrownia Północ projesi eğer tamamlanırsa her sene atmosfere 10 milyon ton CO2 salacak. Santralin yakınında bulunan Vistula nehri başta olmak üzere gezegene zarar verecek olan kömür santarali aynı zamanda Avrupa’da yenilenebilir enerjiye geçmek için yatırımlar hız kazanmışken bölgeyi kömür tüketimine mahkum edecek.

Santralin en önemli sermayedarı olan Jan Kulczyk’in, doğa ve iklim değişikliği örgütlerinin yönetim kurullarında olması işi daha da vahim hale getiriyor. Kulczyk, hem dünyadan iklim değişikliği uzmanlarını bir araya getirerek krizi sonlandırma derdinden olan “Climate Change Task Force“da hem de uzun yıllardır çevreyle ilgili kampanyalar yürüten Green Cross International‘da yönetim kurulunda bulunuyor.

Bugüne kadar yaklaşık dört bin kişinin imzaladığı 350.org kampanyası haftaya sona erecek. Henüz santral fikrinden vazgeçmemiş olan Kulczyk’e hitaben hazırlanan kampanyada şöyle deniyor:
“Her sene yakılacak 4,6 milyon ton kömür sadece iklim değişikliğini arttırmayacak, aynı zamanda suyu, toğrağı ve havayı da kirletecek. İnsanların sağlığını ve tarımı etkilemesişnin yanında, UNESCO kültür mirası olan Malbork Kalesi’ni de mahvedecek. Öte yandan derinde bekleyen tehlike ise santralin soğutma sistemi yüzünden ortaya çıkacak ve Vistula Nehri’nde yaşayan binlerce balık bu soğutma işlemi sırasında ölecek. Tüm bunlar, bu zararlı fikre karşı çıkılması için geçerli sebepler değil mi?”

Kampanyaya şuradan imza verebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Gözyaşlarımızın dili olsa

Gözyaşlarımızı gizlemeye çalıştığımız zamanlarda “gözüme toz kaçtı” gibi klişelere sığınma devri kapanıyor mu yoksa? Kala kala yağmura mı kaldık? Yoksa bir “ağla rahatlarsın” cümlesini bekleyerek koyverecek miyiz kendimizi yine de?

Fotoğrafçı Rose-Lynn Fisher, üzüntü gözyaşları, sevinç gözyaşlarından farklı mı görünüyor acaba diye merak ediyor ve farklı duygu durumlarında akan gözyaşlarını toplamaya başlıyor. Kuruttuğu 100 farklı gözyaşına mikroskop altında baktığı “gözyaşı topoğrafyası” adlı çalışmasında bizim topyekün tuzlu sıvı olarak tanımladığımız gözyaşlarının çeşitli duygu durumlarında farklı yapıda olduğunu gösteriyor. Gözyaşını şu sözlerle anlatıyor: “Okyanusta bir damla gibi her bir gözyaşı da sanki tüm insanlık deneyimini taşıyan küçük bir evren.”

Acı
Acı
Başlangıç, bitiş
Başlangıç, bitiş
Değişim
Değişim
Sevinç
Sevinç
Soğan nedeniyle
Soğan nedeniyle

Fisher’ın bu tespitinin bilimsel dayanağı da var. Bilimsel olarak üç ayrı gözyaşı çeşidi var; gözü nemli tutan bazal gözyaşı; soğan, biber gazı, toza maruz kalmakla salgılanan refleks gözyaşı ve duygu yoğunluğunda akan ruhsal gözyaşı. Temel olarak su, tuz, antikor, enzimden oluşsada her bir gözyaşı çeşidinde gözyaşının yapısı değişiyor. Örneğin duygusal gözyaşlarını daha çok protein bazlı hormonlardan oluşuyor ve kişinin rahatlamasını sağlıyor. Fisher’ın fotoğraflarında da özellikle soğan doğrarken açığa çıkan gözyaşı ile duygu yoğunluğundan gelen gözyaşları arasındaki fark dikkat çekici.

Neyse ki herkes fotoğrafçı Rose-Lynn Fisher gibi gözyaşlarına mikroskop altında bakmıyor da yalanlarla gizleyebiliyoruz (bazen) gözyaşlarımızı.

(Yeşil Gazete)

 

İklim krizinden Boko Haram’a giden yol

Bu sene içinde Nijerya’da 1500 sivili öldüren, son olarak 300 kız öğrenciyi kaçıran Boko Haram sadece radikal islamcı bir terörist örgüt mü? Bazı iklim uzmanlarına ve çatışma üzerine çalışan akademisyenlere bakılırsa Boko Haram gibi örgütlerin küresel iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Nijerya’da böylesine etkili olmaya başlaması tesadüf değil. Bu terör örgütünü ortaya çıkaran nedenler kuraklığa bağlı yoksulluk, işsizlik ve şiddet ortamı olabilir.

climate-change-in-nigeria

2009’dan beri şiddet eylemleriyle tanınan Boko Haram örgütü, Nijerya’nın kuraklıktan ve su sıkıntısından en çok etkilenen, tarımın artık neredeyse imkansız olduğu Kuzeydoğu bölgesinde oldukça etkin. Güney Sahralı militan gruplarla ilgili çalışan gazeteci David Francis‘in aktardığına göre de örgüte katılanların çoğu köktendinci müslümanlar değil, Nijerya ve Çad’da varığını yoğunu kaybetmiş ve devletten umudunu kesmiş ailelerin çocukları.

İklim kriziyle gelen şiddet sarmalı

2012’de yayımlanan “İklim Değişikliği, İnsani Güvenlik ve Şiddet” kitabının yazarı Jon Barnett‘e göre 2004-2005 yıllarında yoğun iç göçe neden olan kuraklık terör örgütünün ortaya çıkışını hızlandırdı. Durumun birbirine bağlı birkaç nedeni var: Hem ekonomik imkansızlıktan çıkış yolu bulma çabası, hem de kuraklığın yol açtığı bu yoksulluğun toplumda neden olduğu kaos ve şiddet.

BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli Raporu’nda (IPCC) da belirtildiği gibi “iklim değişikliği özellikle şehirlerde var olanı keskinleştiren ve yenilerini yaratan açlık ve yoksulluk kapanları kuracak.” İklim değişikliğine bağlı şiddetin iç savaşa sürüklediği Suriye gibi, Nijerya da iklim krizinin kaynayan noktalarından biri. Gittikçe ısınan, yağmurun azaldığı ve kuraklığın arttığı bölgede Nijerya’da Çatışmaya Karşı Barış Enstitüsü’nün 2011 raporuna göre iklimin tetiklediği ekonomik sosyal ve psikolojik stres özellikle genç nüfusta kendisini gösteriyor. Raporda “Borno sokaklarında Boko Haram gibi örgütler pek çok işsiz gencin dikkatini çekiyor” deniyor.

Durumun iyiye gitmediğinin kanıtı ise iklim değişikliğinin de neden olduğu çıkışsızlık sarmalı; bir yandan kuraklık krizi Boko Haram gibi örgütler çıkarırken, bu örgütün şiddetinden kaçan çiftçiler nedeniyle Kuzeydoğu Nijerya’da gıda sıkıntısı arttı. Nijerya Ulusal Acil İdare Ajansı’nın 2012 raporuna göre çiftçilerin yüzde 65’i, görece daha güvenli olan güney bölgesine göç etmiş durumda.

(thinkprogress/Guardian/Yeşil Gazete)

Duruşmada tanıklar Ali İsmail Korkmaz’ı ölüme götüren şiddeti anlattı

Bu sabah saat 10.00’da Kayseri 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan  Ali İsmail Korkmaz davasının ikinci duruşması devam ediyor.

Eskişehir’deki Gezi Eylemleri sırasında sığındığı bir sokakta dövülerek öldürülen Korkmaz’ın davasının görüldüğü duruşmada sekiz sanık hazır bulundu.

ali ismail-1

Duruşmaya çok sayıda kişi de dayanışmak için izleyici olarak katıldı. Duruşmaya destek için gelenler arasında Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş, Ahmet Atakan’ın kardeşi Zafer Atakan, Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan, Ethem Sarısülük’ün ailesi,  Özgürlük ve Dayanışma Partisi Eş Genel Başkanı Alper Taş, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ile Hüseyin Aygün gibi isimler ve insan hakları savunucuları vardı.

Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz adliyeye girmeden önce gazetecilere, “Acaba sanıkların çocukları babalarına ‘neredesin’ diye sorduklarında ne cevap veriyorlar? Biz ’19 yaşında bir çocuğa kıydık, o yüzden hapiste miyiz’ diyorlar. Bunu çok merak ediyorum, sormaya geldim” açıklamasını yaptı.

İki yüzü aşkın avukatın müdafi olduğu duruşmada bugün tanıklar dinleniyor.

Davanın sanıklarından tutuklu polis Mevlüt Saldoğan “suç kastıyla kasten insan öldürmek” suçundan müebbet hapis istemiyle yargılanıyor. Diğer tutuklular İsmail Koyuncu, Ramazan Koyuncu, Muhammet Vatansever ve Ebubekir Harlar ile tutuksuz polisler Şaban Gökpınar, Hüseyin Engin ve Yalçın Akbulut hakkında da “öldürmeye iştirak” suçundan 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Şimdiye kadar dinlenen altı tanığın ifadelerindan satır başları şöyle:

Güner: “adli vaka olduğu için ifade vermeden sıraya alamayız”

Ali İsmail’in arkadaşı olan Turhan Güner:

“Üç kişiydik. Fırat Köse, ben, Ali İsmail. Fırat bir süre sonra bizden ayrıldı. Yunus Emre Caddesi’nde Ali İsmail’le beraberdik. Işıklarda bir ara ayrıldık, olan orada oldu. Polis TOMA’yla geldi, ben geriye kaçtım, Ali İsmail ileriye gitti.”

“Kırk beş dakika kadar sonra Ali İsmail’le tramvay durağında karşılaştım. Kırmızı montu vardı. Yüzü darp edilmiş gibiydi. Sordum ne olduğunu. ‘Cop yedim, kafama darbe yedim’ dedi. Bilinci yerinde değildi, sürekli aynı şeyleri tekrarlıyordu. “

“Nerede darp edildiğini söylemedi. Hatırlamadığını söyledi. ‘Siviller, polisler vardı’ diyordu. Hastaneye götürüyordum, sürekli ‘Neredeyiz, nereye gidiyoruz’ diye tekrarlıyordu. ‘Tekrarlıyor olabilirim ama’ diyordu. Fırat’ı aradım durumu anlattım hastaneye götürelim diye. Başta ikimiz yürüyorduk. Yoldan Fırat, Ahmet, Okan’ı aldık.”

“Mavi hastaneye gittik, oradan SSK’ya sevkettiler. Ali İsmail ambulansla gitti. Biz yürüyerek gittik. Orada beklemeye başladık. Beşe-altıya kadar bekledik. Çıkışta ‘ortopediye görünsün’ demişler Okan’a. Yedi buçukta sıra alınıyormuş, bekleyelim de görünüp gidelim dedik.”

 “Ortopedi açıldı. Bize adli vaka olduğu için bakamayız, ifade verdikten sonra tekrar gelsin’ dediler. Sonra Ali İsmail’in kaldığı eve gittik, ben oradan kendi evime geçtim. Nerede darp edildiğini söylemedi. Hatırlamadığını söyledi. ‘Siviller polisler vardı’ diyordu.”

Köse: “Eve gidip dinlenebilir”

Korkmaz’ın ev arkadaşı Fırat Köse:

“Saat 01.30-02.00 arası Ali İsmail’i aradım. Daha önce benimle konuşmadığı şekilde konuştu. Konuşması farklıydı, tersler şekildeydi, Ali İsmail gibi değildi. Bir gariplik vardı. Ondan beş-on dakika sonra Turhan arkadaşım arayarak Ali’nin darp edildiğini söyledi.”

“Yunus Emre hastanesine yetiştiğimizde Okan ile film çektiriyor, kan tahlili yaptırıyorlardı. Biz gelene dek Okan ilgilenmişti onunla. Biz gelince tomografi sonuçlarını bekledik. Sonuçlar gelince doktoru bekledik. Doktor, hiçbir şeyinin olmadığını, iki güne geçeceğini söyledi,  ‘eve gidip dinlenebilir’ dedi.

“Ali İsmail’in cuma sınavları vardı. Sınavlarına girebilecek miyim diye sordu, doktora yönelttik, sınavlara dek iyileşeceğini söyledi doktor.”

“İki gündür uyumadığımız için uyuduk. Ali İsmail sızlanarak kalkmış. Hastaneye götürme kararını aldık. Okan’la önce karakola gitmişler, oradan iki karakola sevk edilmişler, orada Ali İsmail kendisini iyice kaybetmiş.”

“Devlet hastanesine gidiyorlar ve beyin kanaması geçirdiğini öğreniyoruz. Oradan da tıp fakültesine yönlendiriyorlar ve hastane süreci başlıyor.”

Uygun: “Siviller ve polisler vardı” dedi

Korkmaz’ın arkadaşı Ahmet Uygun:

” Ali İsmail’i olaydan sonra Turhan buldu. Bizi arayıp durumunun kötü olduğunu söyledi. Ben, Fırat Espark’ta buluşacağımızı söyledik.”

“Üniversite içindeki Mavi hastaneye giderken ne olduğunu sorduk. Kötü dayak yedim tekmelendim dedi. Kimler yaptı deyince ‘sivil ve polisler vardı’ dedi.”

“Muayeneye gittiğinde Okan vardı yanında. Ben de girdim, moralini düzeltmek için konuşmaya çalıştım. Doktor muayene ederken doktora ‘cuma sınavlarım başlıyor, ciddi bir durumum var mı, iyileşir miyim’ diye sordu, doktor da iki üç güne bir şeyin kalmaz, iyileşirsin dedi.”

Mahkeme başkanı Ali İsmail Korkmaz’ın “merdivenden düştüğü” yönündeki ilk ifadesini ve ev taşıyıp taşımadıklarını sordu:

“Ali İsmail ailesinin bu olayı bilmesini istemiyordu, ‘Merdivenden düştüğümü söyleyelim’ dedi, biz olmaz dedik, çok korkuyordu, demiş olabilir. Benle Okan, Fırat’la Ali İsmail aynı apartmanda başka dairelerde kalacaktık. Ev taşıma olayı olmadı.”

Okan Korkmaz: “Doktor, hafıza kaybının geçici olduğunu söyledi “

Korkmaz’ın akrabası ve arkadaşı olan Okan Korkmaz:

“Buluştuğumuzda Ali İsmail kolunu tutuyordu, iyi görünmüyordu. Başında, omzunda darp izi vardı. Kimlerin saldırdığını sorduk, pek iyi hatırlamadığını söyledi. Dişlerinden biri kırıktı sanırım, çok zor konuşuyordu. Biz de onu çok zorlamadık.”

“Doktor raporlara baktı ve bir şeyinin olmadığını, hafıza kaybının geçici olduğunu söyledi. Bir kaç güne geçer, dedi. Ali İsmail de ‘İki gün sonra sınavlarım var girebilecek miyim?’dedi. Doktor da ‘hiçbir şeyin kalmaz, yarın gel sargılarını çıkartalım’ dedi.”

Fatih Kırbaş: “Serkan Kavak eylemcileri dövmeye geldim diyordu “

Korkmaz’ın öldürüldüğü sokakta oturan tanık Fatih Kırbaş:

“O  gün gece 11 civarı Serkan Kavak fırının sokağına geldi, elinde sopayla kimseyi geçirmiyordu, ben o sokakta oturuyorum. Serkan Kavak “ben bu sokağın cumhurbaşkanıyım” diye bağırıyordu, fırıncıyla da konuşuyordu. “

“Fırının önünde Seyit’le beraber Kurtuluş pazarı tarafından 8-10 kişilik elinde sopalı, telsizli, gaz maskeli grup geldi. Bu grup ani bir baskınla fırının kapısının orada Seyit’i ve arkadaşlarını hunharca dövmeye başladılar. Eylemci zannettiler onları. Dayaktan oldukça kötü etkilendiler.”

“Bu grup sokakta gezinmeye başladı. Fırın içerisine de giriş çıkışlar yapıyorlardı. Ben net görmedim, arka camdan da diğer sokağa bakınıyordum. Görüntülere bakmaya başladıklarını gördüm. Haksız yere dayak yedik dava açarız düşüncesiyle baktıklarını düşündüm. Meğersem görüntüler 2 kez silinmiş.”

“Sokağa 3-5 kişi girince bir kaçını dövdüler. İkisi geri kaçıyor, diğerleri kurtulamıyordu.”

“Fırın önünde sağlı sollu bariyer kurmuşlardı. Sağa sola doğru hamleler yaparak insanları yakalamaya çalıştılar. Ali İsmail mağazalar tarafına kaçtı, orada çelme ile düşürüldüğünü yazılı ve görsel basından öğrendim. Görüş açımda değildi. Şahsın düştüğünü gördüm ‘Eyvah çocuğu dövüyorlar galiba’ dedim. Camı açtım, çocuk yerde hareketsiz yatıyordu.”

“Kendine geldiği esnada ayağa kalkmaya çalışıyordu, küfür etti. Küfür edilen kişi yerdeki şahsa hamle yaptı, kafasına vurdu. Kafasına vurduğunu net olarak gördüm. 1-2 kez vurdu, başka yerlerine vurdu mu görmedim. Beni görmesinler diye perdeyi de kapadım. “

Sefa Kırbaş “Darp edenler fırındaki kameraları izlediler”

“Olaylar Haziran ayının 2. günü pazar gecesi meydana geldi. Saat 23:00 sıralarında adını daha sonra öğrendiğim Serkan K isimli şahıs sokağa geldi. Bu sokakta önce insanların geçmesine izin vermedi. Elinde sopası vardı. Ben ‘cumhurbaşkanıyım’ , ‘başbakanım’ dedi.

“Melis Çay Ocağı’nın sahibinin çocuğu ile beraber fırının olduğu sokaktaydılar. Kurtuluş pazarından gelenler insanları darp etti. Gaz maskesi, jopu ve elinde sopa ve telsizi olan şahıslar insanları darp ettiler. Fırının önünde bekleyen fırıncıyı hatırlamıyorum ama diğerlerini darp ettiler. 10-15 dakika sakinlik oldu. Fırındaki kameraları izlediler, notebook ekranı bana doğru dönüktü. Fark ettim.”

(Yeşil Gazete)

KCK tutuklusu 7 gazeteci tahliye edildi

KCK Basın davasında 29 aydır tutuklu bulunan son yedi gazeteci de tahliye edildi. Böylece İstanbul’da görülen tüm KCK Davaları’nda tutuklu sanık kalmadı.

KCK Basın davasında 29 aydır tutuklu bulunan son yedi gazeteci de tahliye edildi. Böylece İstanbul’da görülen tüm KCK Davaları’nda tutuklu sanık kalmadı.
Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasının ardından, 7’si tutuklu 46 sanığın davasına bakmakla görevlendirilen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, dosya üzerinden aylık tutukluluk incelemesi yaparak gazeteciler Mikail Barut, Nurettin Fırat, Ertuş Bozkurt, Turabi Kişin, Ramazan Pekgöz, Yüksel Genç ve Davut Uçar için tahliye kararı verdi.
Mikail Barut’un başka bir davadan cezası bulunduğu için tutukluluk halinin devam edeceği öğrenilldi.
İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi son olarak 3 Mart 2014’te KCK basın davasında tutuklu yargılanan 15 gazeteciden sekizini tahliye etmiş, bugün tahliyesine karar verilen gazetecilerin tahliye talebini reddetmişti.

Diyarbakır Sümerpark Güneşparkı’na dönüştürülüyor

solarDiyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Dünya Metropol Belediyeler Birliği ödüllü Sümerpark’ın enerji ihtiyacını karşılayacak şekilde Güneşpark’a dönüştürüyor.

Hibe için Büyükşehir Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, Karacadağ Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. İlhan Karakoyun ile protokol imzaladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal politikalar ve uygulamaların üssü durumundaki Sümerpark Ortak Yaşam Alanı ile ilgili olarak Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Daire Başkanlığı tarafından Sümerpark’ın Güneş Parkına Dönüştürülmesi projesi hazırladı.

Kent Mobilyaları ve Estetik Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen projeye maddi destek için Karacadağ Kalkınma Ajansı’na başvuruldu. Karacadağ Kalkınma Ajansı’nın 2014 Yenilenebilir Enerji Kaynakları Mali Destek Programı tarafından proje başarılı bulundu ve yaklaşık 666 bin lira hibe desteği sağlandı.Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı ile Karacadağ Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. İlhan Karakoyun proje ile ilgili hibe protokolünü imzaladı.

Gültan Kışanak  imza töreninde Diyarbakır’ın yenilenebilir enerjiyi gündemine almasının zamanının geldiğini belirterek, hedeflerinin bu potansiyelin açığa çıkarılması gerektiğini söyledi. Fırat Anlı da Karacadağ Kalkınma Ajansı’nın yenilenebilir enerji başlığını açmasının çok önemli olduğunu belirterek, destek için Karakoyun’u kutladı. Görüşmede tarihi eserlerin restorasyon çalışmasından istihdam ve kalkınmaya dönük projeler konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

GÜNEŞPARK BÖLGEYE ÖRNEK OLACAK

Lisanssız elektrik üretimine ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından 2 Ekim 2013 tarihinde yayınlanan yönetmeliğe dayanılarak hazırlanan proje ile üretilen enerji aynı yönetmeliğe göre çift okuma sayacı takılarak dağıtım şirketinin şebekesine bağlanacak. Bu sayede, kurulan sistemin maliyetinin 4-5 yıl içinde geri dönüşümü sağlanacak. Sümerpark’ın testere şeklindeki çatılarına yaklaşık 3000-3500 metrekarelik fotovoltaik sistem serilecek.

Böylece kurulacak 500 KW’lık fotovoltaik sistem ile güneşten elde edilen elektrik enerjisi şebekeye bağlanarak Sümerparkın enerji ihtiyacının yüzde 85’i bu sayede karşılanabilecek. Sümerpark’ın Güneşparkı’na dönüştürülmesi bölgede model olacak ve sektörün gelişimine öncülük edilecek. 9 ay içinde tamamlanması öngörülen proje Büyükşehir Belediyesi’nin enerji giderlerinde azaltacağı gibi lisans, lisansüstü akademik çalışmalara da akademik bilgi kaynağı olacak. Ayrıca Sümerpark’taki Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı bünyesinde Güneş Atölyesi de açılacak.

http://yurthaber.mynet.com

Boko Haram’ın kaçırdığı öğrencilerin videosu yayınlandı

Nijeryalı terörist grubu Boko Haram’ın kaçırdığı kızların ilk görüntüleri ortaya çıktı. İlk defa kaçırılan 200’den fazla kızın görüldüğü videoda örgüt, hapiste olan üyelerinin serbest bırakılması koşuluyla kızların salıverileceğini söyledi.

Kidnapped schoolgirls, Nigeria

Bugün yayınlanan videoda radikal islamcı örgütün lideri Ebübekir Shekau ‘kaçırılan kızların savaşçıları tarafından islama döndürüldüğünü ve tarikat üyeleri serbest bırakılmadığı sürece islama döndürülmeyen kızların salıverilmeyeceğiniğ söylüyor.

Öte yandan 14 Nisan’da kaçırılan kızların yerini tespit etmek için devam eden çalışmalara ise ABD, Fransa ve İngiltere’nin ardından İsrail de katıldı. Arama ekipleri son beş senedir terör şiddetinin yaşandığı kuzeydoğu bölgesinde yoğunlaştı.

İsmi ‘Batı eğitimi günahtır’ diye çevrilen Boko Haeram örgütü, 2009 yılından beri okullara, kiliselere ve kamu kurumlarına saldırmayı sürdürüyor. Sadece bu sene 1500 sivil örgütün terör eylemlerinden öldü.

(Guardian)

Ekolojik tahribat ve denge – İrfan Sarı

İlimiz, dolayısıyla ilçelerinde başlayan ve yüzyılımızın en fazla tahribata uğrayan ana arteri doğadır.

Tüketim alışkanlıklarımıza paralel gelişen bu tahribat yaşam alanlarımızın içine çok hızlı girdi.

Doğal su rezervlerini zehirlemekle başlayan kötü alışkanlığımızın başımıza açacağı belalardan habersiziz sanki.

Toprakla olan üretim becerilerimizi yitirdiğimizi de söylemeliyiz. Çünkü barınma sorunlarımızla elimizdeki verimli topraklara beton yığınları dikmeye başladık. Bu konu da yerel aktarıcıların başında gelen belediye dairesi, savaşında getirdiği olumsuzlukla gereken sorumluluklarını hayata geçiremedi.

Doğal olarak, öyle bir savurganlık öyle bir tahribat başladı ki bu gün önüne geçmek için fırsat yok kimsenin elinde. Kentsel dönüşüm gibi hayati projelerle ilgili neredeyse hiçbir görüş ya da belirti bulunmaktadır. Kentsel dönüşüm için bütçe hacmi yetersiz ancak ülke ve ülkeler arası kaynak arayışlarından da söz edemiyoruz bu gün için.

Yaşam kavgası bir doğrudur biz insanlar için. Ama bu doğru bize yanlış karar ve tutumları savunma hakkını vermez.

İç içe yaşamak zorunda kaldığımız doğada bize düşen saygıdır.

Çevre felaketlerine neden olabilecek kadar fütursuz kullandığımız doğa bir gün illaki sabırlı bekleyişinden vazgeçecektir. İşte o gün gelip çatmadan kendi yaşamımız, çocuklarımızın geleceği, dünyamız için gayret etme vaktidir. Tolerans şansımız kalmadı.

Kendi yerleşim birimizden yola çıkarsak aslında felaketin boyutları karşımıza çıkar.

Yol kıyılarına, yamaçlara, tepe koridorlarına savurduğumuz, kömür külleri ve çöpler hem çirkin hem kindar bir şekilde duruyorlar.

Doğal su rezervlerimizi acımasızca, lağım, atık su, çöp vesaire kullanımıyla kirletmediğimizi kimse iddia edemez herhalde. Kimi fosseptik çukurları kazarak çare ararken kimi doğrudan kentin içinden geçen dereye bağlamış lağım kanalını.

Tuzu kuru olanlar da dereye direk lağım akıtanlar.

Fosseptikler ile toprağın damarlarına zehir kattığımızı da kimse inkara kalkamaz.

Diğer bir doğa felaketi ise; bilinçsiz pancar toplamadır. Evvelden ihtiyaç sahiplerinin doğadan rastgele topladığı bu bitkiler şimdilerde para kazanma metoduna dönüştürüldüğünden çok vahşi bir bitki soykırımıyla karşı karşıya bırakmıştır.

Köklerinden sökülen bu bitkilerin yerine nasıl ve ne şekilde yenisi ekilir konusunda bilgi sahibi değiliz.

Ayrıca orman ağaçları ile meyve ağaçlarının dikilmesi konusunda da çok duyarsız olduğumuzu rahatlıkla söylemek mümkündür.

Ve en önemlisi doğaya çıktığımızda, kendi evlerinde yaşayan canlıları evlerinden ettiğimiz gibi pek çoğumuz o canlıları öldürmekten de geri durmaz.

Öldürülenlerin başın da, eti yenilebilinir olduğuna inanılan keklik, dağ keçisi, kaz, bıldırcın tarzı kanatlı ve toynaklı hayvanlardır.

Ancak soyunu kuruturcasına düşman olduğumuz hayvanlardan yılan en çok şansız ve en çok katledilen canlıların başında geliyor. Ayakucumuza bakmadan yürümelerimiz esnasında, adımlarımızın altında kalan börtü-böcek, karınca türleri de bu ekolojik yaşama dair yaptığımız tahribatlar arasındadır.

Hele akarsu kaynaklarında avlanılan balıklar kırmızı alarm durumundadır.

Eline, ağını, oltasını, dinamitini, jeneratörünü alan bir dere başına, akarsu yatağına gider ve bilinçsiz avlanmaya başlar, işin içinde para kazanmak olduğu için bu avlanma vicdansız bir hal almaya başlar.

Medikal çöplerin, hastane çöplerinin, küçük sanayi atıkları, evsel atıklar, işyeri çöpleri bir birine karışık ve olağan üstü bir bilinçsizlikle ortaya savrulur ki; esas tahribat buradan başar, evcil ve kümes hayvanları pek çok yerde bu çöplerden beslenir bu da bilemediğimiz bir açık felaketin adresi olur bize. Yumurta, süt ve etinden beslendiğimiz bu hayvanlar o çöplerden istifade ederken hem kendilerini hem bizleri zehirlemeye başlarlar.

Yere sümkürmek, toprağa tükürmek, izmaritimizi ortalığa savurmak, elimizdeki herhangi bir çöpü ulu orta koy vermek ise başka alışkanlıklarımız ve bu çok çirkin alışkanlıklarımız bir gün başımıza felaket olabilir.

Bu konuda aile ve eğitim kurumları çocuk yaşta bilinçlendirmeye başlamalı. Sivil toplum örgütleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşları da üniversitelerden ve ya bu konuda ihtisas veren merkezlerden destek alarak ekolojik tahribatın önüne geçip bir kültür edindirmeliler.

Belediye kurumu sulanabilinir ve ekilebilinir alanları imar merkezinden çıkarıp daha fazla doğa katliamına ortak olmaktan vazgeçmelidir. Aynı zamanda kentsel dönüşüp projelerine önem vermeli biran önce adım atmalıdır.

Dilimli barajının bitmesiyle birlikte Gever içinden geçen derenin ıslahı baraj gövdesinden Şakitan köprüsüne kadar istinat duvarları ile çevrelenip derenin suyunun akışı sağlanmalıdır. Bu konuda ihtisas etmiş çevrecilerin desteği istenmelidir. Ki devlet su işleri kurumu, orman ve su işleri bakanlığı, tarım ve köy işleri bakanlığı harekete geçirilmelidir.

Ve olmazsa olmaz.

Altyapı projesi için gerekirse eylem programları belirlenmelidir.

Nehil sazlığı doğal görünümüne kavuşturulmalıdır.

 

İrfan Sarı – www.Yüksekovahaber.com

 

Hayvanları koruma kanunu meclise gitmeden önce son çağrı :Hayvan gösteri merkezleri kapatılsın

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değişikliğine ilişkin yasa tasarısı alt komisyondan çevre komisyonuna iletildi. Haziran ayında mecliste görüşülmesi  planlanan tasarıyla ilgili hayvan gösterilerinin yasaklanması için Yunuslara Özgürlük Platformu ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği tasarıyı görüşen Çevre Komisyonu’na çağrıda bulundu ve hayvanları kullanan gösteri ve terapi merkezlerinin kapatılması talebini yineledi.

afiş_buradan_kesiniz_yunus

Kamuoyu farkındalığı ve sivil toplumun baskısı nedeniyle hayvanlı gösterilerin yasaklanmasına dair maddelerin “tavsiye niteliğinde” Alt Komisyon’dan Çevre Komisyonu’na ve TBMM Genel Kurulu’na verildiğini belirten sivil toplum kuruluşları, bu gelişmeler ışığında Çevre Komisyonu’na çağrıda bulundu ve bir kez daha hayvanlı sirklerin ve deniz memelilerinin esaret altında tutulduğu tüm gösteri ve terapi merkezlerinin, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlayacak olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değişikliğine ilişkin yasa tasarısında yasaklanması gerektiğine dikkat çekti.

Logo_Yunuslara Ozgurluk_800x773

“Parkların kapatılma süresi 2 yılı bulabilir”

Dernekler, yunus parklarının kapatılması konusunun medyada çıkan bazı haberlerin tersine kesin olmadığını belirterek, yunus parkları ve  terapi merkezi sahiplerinin mecliste kulis yaptıklarını dair duyumlar aldıklarını belirtti. Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı, “Meclis kulislerinden aldığımız duyumlara göre önce altı ay, daha sonra bir yıl içinde kademeli olarak kapatılacağı duyurulan yunus parklarının kapatılması süresinin şimdi de iki yıla çıkartılabileceğini öğrendik. Taraf olunan uluslararası sözleşmeler gereği, zaten yıllardır hapsedilen bu hayvanların hakları esnetilemez” diyor.

hayvan ticaretiylr uğraşanların yerine hayvan hakk savunucularının dinlenmesi gerektiğini belirten Yağcı’ Hayvanların oluşturulacak deniz memelisi rehabilitasyon merkezinde koruma altına alınması ve ömür boyu çalıştırılmaması için deniz memelisi uzmanları ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte çabalamalı.’ ifadelerini kullandı.

Dernekler, aynı zamanda yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin artık tamamen yasaklandığı yönündeki bilgilendirme ve haberler hakkında kamuoyunu bilgilendirdi.

Tasarı alt komisyondan Çevre Komisyonu’na havale edilmiş durumda. Tasarı Hazirtan’da mecliste görüşülmeden önce Çevre komisyonu bir kere daha  hayvan hakkı örgütlerini dinleyecek.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin change.org sitesinde başlattığı “Türkiye’de Hayvanlı Sirkler Yasaklansın” kampanyası ise devam ediyor. BUhüne kadar 10 bin kişinin imza verdiği kampanyaya şuradan ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

12 Mayıs 2014

Trablus açıklarında onlarca göçmen öldü
Trablus açıklarında göçmenleri taşıyan bir teknenin batması sonucu en az Libyalı yetkililere göre 36 kişi, kazazedelere göre 150 kişi ödlü. Kazayla ilgili konuşan hükümet sözcüsü, göçmenlerin Mali, Kamerun, Gana, Gambia ve Burkina Faso gibi siyah Afrika vatandaşları olduğunu söyledi.

Nijerya Boko Haram istihbaratını önemsemedi iddiası
Uluslararası Af Örgütü, Nijeryalı yetkililerin kaçırılan kız çocuklarının okullarına ‘baskın düzenleneceğine dair’ önceden uyarıldıklarını ancak yetkililerin herhangi bir önlem almadığını ifade ediyor. BBC’ye konuşan Af Örgütü’nün Nijerya uzmanı Makmid Kamara “Üst düzey bir askeri yetkiliye göre ilk bilgi 14 Nisan akşam saat 7 civarında geldi ve yerel yetkililer gece saat 11.45 civarında da silah sesleri duyduklarını söyledi” dedAçıklamaya göre Nijerya güvenlik güçleri, “yeterli kaynaklara sahip olmadıkları ve askeri birliklere kıyasla daha iyi silahlanan İslamcı militanlarla mücadeleden korktukları için” bölgeye konuşlanmadı.

Dünya Kupası için bir işçi daha öldü
Brezilya’da Dünya Kupası için inşa edilen stadyumların birinde daha bir işçi hayatını kaybetti. 32 yaşındaki Muhammed Ali Afonso isimli işçi elektrik çarpması sonucunda hayatını kaybetti. Bu kupa için inşa edilen stadyumlarda yaşanan sekizinci işçi ölümü.Brezilya’da kupa için inşa edilen stadyumların birçoğu sene sonuna yetişmedi ve son dakikada FİFA’ya teslim ediliyorlar

Ukrayna’nın doğusundan ayrılık referandumu
Kırım’ın referandumla Rusya’ya iltihakı sonrası, bu kez Ukrayna’nın doğusunda Donetsk ve Luhansk eyaletleri ‘bağımsızlık referandumu’ düzenledi. AB, ABD ve Kiev’in tanımayıp ‘yasadışı’ ilan ettiği referandum, Kiev’in doğudaki operasyonunun gölgesinde düzenlendi. Dün akşam Donetsk eyaletinde yüzde 69, Luhansk’ta 78 oranında katılım açıklandı.18 Mayıs’ta Rusya’ya katılmak için ikinci referandumu düzenlemesi beklenen bölge, 25 Mayıs Ukrayna devlet başkanlığı seçimini ise boykot edecek.

Humus Eski Şehir, eskisi gibi değil
Suriye’de muhaliflerin merkezi olarak bilinen Humus şehri, ordu tarafından geri alınınca eski sakinlerine de dönüş yolu açıldı. Ancak dönenlerin bir bölümü evlerini bulamayınca, harabeye dönen şehiri toplayabildikleri eşyalarıyla tekrar terk ediyor