Ana Sayfa Blog Sayfa 3966

İklim değişikliğinin yeni kurbanları Bosna-Hersek ve Sırbistan oldu

Bosna-Hersek ve Sırbistan’ı vuran yüzyılın en büyük sel felaketinde ölü sayısı toplam 24’e yükselirken 1,2 milyon insanın selden etkilendiği açıklandı. İklim değişikliğine bağlı mevsim anormalliklerinin vurduğu ülkeleri şimdi başka bir tehlike bekliyor: Uzmanlar, heyelanlar sebebiyle mayın tarlalarındaki patlayıcıların yer değiştirmesinin de büyük tehlike oluşturacağı uyarısını yaptı.

bosna 2

Mayınları temizleme uzmanı Saşa Obradoviç olağanüstü durumun yakından takip edildiğini ve Bosna’da birçok köyün tehlike altında olduğunu söyledi. Obradoviç, “Şu ana kadar aldığımız bilgilere göre Doboy, Maglay, Olovo, Una-Sana Kantonu ve Posavina’nın en büyük tehlikede olduğunu söyleyebiliriz. Bosna-Hersek’teki Bosna, Krivaya ve Usora nehirlerinin kıyılarında bazı bölgelerde mayın tarlaları vardı. Suların taşınmasıyla büyük ihtimalle bazı mayınları da taşındı. Somut olarak Bosanska Krupa’da suların mayın ve değişik maddeleri sürüklediği rapor edildi. İnsanları uyarmak istiyoruz, patlayıcı madde veya mayın görürseniz panik yapmadan yetkililere haber verin” dedi.

Sel hayvanları da zor durumda bıraktı.
Sel hayvanları da zor durumda bıraktı.

40 saatte 4 aylık yağış

Bosna ve Sırbistan’ı vuran sel felaketi meterologların bildirdiğine göre 120 yıldır görülmemiş büyüklükte. Geçtiğimiz hafta Antartika bölgesinden gelen bulutların Bosna Ve Sırbistan üzerine bıraktığı yağış yaklaşık 40 saat içinde dört aylık yağış miktarına ulaşmıştı.

Bosna Sırp Cumhuriyeti Meteoroloji Merkezi, şehirden geçen Sava Nehri’nin 9 metreyi aştığını, fakat güvenlik sebeplerinden dolayı artık su seviyesini tam ölçemediklerini açıkladı.

Selin ölümcül etkisini yaşayan iki ülke de, Orta Avrupa’daki diğer ülkeler gibi  iklim değişikliğine bağlı mevsim anormalikleri karşısında her geçen yılda daha kırılgan oluyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 2012 raporuna göre, Avrupa’da görülen sel frekansının sıklığının nereye varacağı tahmin edilememekle birlikte sıklığının gittikçe arttığı vurgulanıyor. Rapora göre, nehir taşmaları ve şehirlerdeki sel baskınları Avrupa için artık ‘olağanüstü’ felaketler olmayacak.

(Ajanslar/Yeşil Gazete)

İş cinayeti soruşturmasında 5 tutuklu

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 işçinin hayatına mal olan faciayla ilgili Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada tutulu sayısı beşe yükseldi; 15 kişi denetimli serbestlikle bırakıldı.

soma-basin-toplantisi01
Tutuklananların isimleri şöyle: İşletme Müdürü Akın Çelik, maden mühendisleri Yalçın Erdoğan ve Ertan Ersoy, vardiya amirleri Yasin Kurnaz ve Amiri Hilmi Kazık.

Sorgusu devam eden beş kişinin de bu sabah savcılığa sevk edilmeleri bekleniyor.

Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan’ın oğlu Can Gürkan’ın da bulunduğu 25 kişi dün gözaltına alınmıştı.

Akhisar Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahiner, Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 85/2 maddesi gereğince “taksirle birden fazla insanın ölümüne sebebiyet vermek” suçlamasıyla 25 kişinin gözaltına alındığını, altısının tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildiğini, dördünün tutuklandığını açıklamıştı.

Karbonmonoksit seviyesi normalin çok üzerindeydi.

NTV’nin haberine göre, madende karbonmonoksit seviyesinin, facianın yaşandığı gün ve öncesinde normalin çok üzerine çıktığının sensörler aracılığıyla bilgisayar kayıtlarına işlendiği tespit edildi.

İfadesi sırasında kendisine konuyla ilgili soru yöneltilen İşletme Müdürü Akın Çelik ise “Karbonmonoksit seviye kontrolü benim görevim değil, iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarının sorumluluğunda” dedi.

Ancak habere göre, teknik nezaretçi defterinin sorumluğu işletme müdürüne ait ve söz konusu veriler zorunlu olmasına rağmen bu deftere kaydedilmedi.

Alp Gürkan’a gözaltı yok

Soma Holding’ten yapılan açıklamada, holdingin Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan hakkında gözaltı kararı olmadığı belirtildi.

Kadermiş ! – Nagihan Bulduk

Davutpaşa – 29 Ocak 2008 – 21 işçi öldü 117 işçi yaralandı

Odaköy – 23 Şubat 2010 – 30 madenci öldü.

Ostim -3 Şubat 2011 -20 işçi öldü 53 kişi yaralandı

Esenyurt -11 Mart 2012 – 11 işçi öldü

Kozlu – 8 Ocak 2013 – 8 madenci öldü (1992’de de 263 madenci ölmüştü)

Soma – 13 Mayıs 2014 – yetkililerin gerçek sayıyı açıklamadıklarını biliyoruz, açıklanan 284 madencinin öldüğü…

2008 yılından bu yana her sene için bir tane “iş kazası”!

(Her sene yaşanan bu iş cinayetlerinin sayısı yüzleri hatta binleri buluyor.)

Peki bunlar gerçekten kaza mı?

Hepimiz iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin kağıt üzerinde kaldığını, hatta başta taşeronlar olmak üzere çok sayıda işverenin iş sağlığı ve güvenliği eğitimini hiç vermediklerini biliyoruz, yaşıyoruz, görüyoruz. Mevzuata göre verilmesi zorunlu bu eğitimler verilmediği gibi gerekli koruyucu malzemenin temin edilmediğine de çokça şahit oluyoruz.

Bu o kadar yaygın ki, adeta olağan sayılıyor!

Başbakan da çıkıyor ‘bu işin fıtratında var’ diyor. ‘İşkazası diye bir kavram var’ diyor…

Diğeri ‘hayretler’ içinde susuyor.

“Kaza” olunca ne oluyor?

İşçi yaralandıysa, (sigortasızsa) hemen sigortaya bildiriliyor, hastanede baygın halde, kan revan içindeyken ‘eğitim aldım’ formları imzalatılıyor, olay yerine gerekli malzeme götürülüyor ‘işçi bu kurallara uymadı’ deniyor; öldüyse ‘buraya bir yakını/arkadaşını ziyarete gelmiş, yardım etmeye kalmış, bizim haberimiz yok’ minvalinde senaryo yazılıp oynanıyor.

İş yargıya taşınınca devletlülere zaten dokunulmuyor; “soruşturma izni verilmemesi” kararları birbiri ardına geliyor. İşverenler hakkında da dava açılmıyor, şef/usta/amir kim varsa onlar yani diğer işçiler yargılanıyor.

Bu “tuhaflık” işkazası nedeniyle açılan tazminat davalarında da devam ediyor, neye göre kime göre bilinmez işçinin yaşına dikkat çekilerek X yaşında ve aklıselim sahibi bir kişi olduğu anlaşılan kazalı işçinin kendisine gerekli eğitim verilmemiş olunsa da, tehlikeden her ne olursa olsun kaçınması gerekeceğini bilecek ve kavrayacak vasıfta olduğu; ancak bu hususa riayet etmeyerek özen yükümlülüğünü  ihlal ettiği gerekçesiyle  en az % 10’dan başlayan oranlarda kusurlu olduğu bilirkişilerce tespit ediliyor(!)

Şimdi Soma’ya bakalım.

Kurtulanlar kağıt üzerinde kendilerine “eğitim” verildiğini, yaşam odası olmadığını, yerin bilmem kaç metre altından kurtulabilmek için kendilerine sadece 45 dakika kullanabilecekleri maskelerin verildiğini, denetim(sizliğin)lerin nasıl yapıl(ama)dığını ve daha nicesini aktardılar, aktarmaya devam ediyorlar.

Daha ilk anda bizzat yetkililerden duyduk“orada işçi olmayanlar da var” cümlesini; “ölenin 15 değil de 19 yaşında olmasının ne denli sevindirici” olduğunu!!!!

Sonra Başbakan’ı karşılayan, ilk iki gün boyunca ‘bakanlarla konuşamadan açıklama yapamam’ diyen işveren konuştu: Kesinlikle ihmalimiz yok. Sadece şimdilik yaşam odalarımız yok, yaşam kaçış noktalarımız var!

Zaten ilk gün ilan edilmişti işverenin kusursuz olduğu!!!

Bakın daha öncekilerle aynı. Peki, yargı?

Davutpaşa’da Esenyurt’ta davrandığından farklı mı davranacak?! Anlayacaklar mı;

Soma’daki madencinin “bir daha inmek istemem ama kredi borcum var” demesindeki çaresizliği…

Başbakan’dan yumruk yedikten sonra “Sayın Başbakan’ımızdan şikayetçi olmayacağım, Soma Kömür İşletmesi’nde çalışıyorsam onun sayesinde çalışıyorum, onun özelleştirmesi sayesinde” diyen işçinin aslında ne demek istediğini!!!

Kısmet!!!

Nagihan Bulduk

 

Nagihan Bulduk

twitter.com/nagihanbulduk

Avustralya’da binlerce koyun korkunç bir biçimde öldü

Avustralya’nın  Coonabarabran bölgesinde zehirli bir bitki yediği düşünülen binlerce koyun kafalarını taşlara çarparak öldü. Bu korkunç ölümün, bölgede artan ‘Darling Pea’ isimli zehirli bir bitkiyi yemeleri nedeniyle olduğu sanılıyor.

Avustralya’nın Yeni Güney Galler bölgesinde geçen ocak ayında orman yangını çıkmış ve uzun süren çabalar sonucu söndürülebilmişti. Hayvanların ölümüne neden olan zehirli bitkinin bu yangından sonra yayıldığı düşünülüyor.

Sydney Morning Herald’a açıklama yapan veteriner  Bob McKinno, koyunların zehirli bitkiyi yedikten sonra ‘sarhoş birine benzer hareketler yaptığını’ söyledi: “Bir süre sonra kilo kaybetmeye  başladılar. Depresyonda gibi görünüyorlardı, nereye bastıklarını bilmeden yürüyorlardı.”

'Darling Pea' bitkisi
‘Darling Pea’ bitkisi

Bitkinin etkileri zaman geçtikçe artmış; veteriner koyunlarla uğraşmanın ‘binlerce eroin bağımlısıyla uğraşmak gibi olduğunu” belirtiyor.

Avustralya’nın yerli bitkilerinden biri olan  çiçek görünümlü ‘Darling Pea’, uzun süre boyunca yendiği zaman öldürücü etkileri olan bitki metabolizma enzimlerine saldırıyor ve binlerce koyunda olduğu gibi merkezi sinir sistemini felç ediyor. Zehrin tedavisi bulunmuyor.

(Yeşil Gazete)

Yerel paralar daha sürdürülebilir bir finansal sistem üretebilir mi?

Yerel ekonomilerin geliştirilmesini amaçlayan yerel para birimiyle ilgili Tim Smedley’nin The Guardian’da yayınlanmış yazısını sizin için çevirdik:

Fotoğraf:  Adrian Sherratt "Eğer kendi yerel dükkanımdan £B ile alışveriş yaparsam, yerelde harcama taahhütümü alışveriş yaptığım dükkana devrediyorum"
Fotoğraf: Adrian Sherratt
“Eğer kendi yerel dükkanımdan £B ile alışveriş yaparsam, yerelde harcama taahhütümü alışveriş yaptığım dükkana devrediyorum”

Yerel para fikri, Viktorya ve Büyük Buhran dönemlerinin çaresiz zamanlarına dayanıyor. Ulusal para birimlerinin değeri düştüğünde, refah devleti sistemleri çöktüğünde piyasaya kuponlar ya da tamamlayıcı para birimleri çıkarılır ve ekonomi eski haline döndüğünde bunlar tedavülden kalkardı. Bugün, Totnes’dan Lewes’e, Brixton’dan Bristol’a yerel banknotlar geri geliyor. Sterline rakip olarak değil, sadece sürdürülebilir tüketimi sağlayacak bir potansiyel olarak.

Bristol Poundu (£B) 2012’den beri kullanılıyor. Uygulama Transition Town’ın (Geçiş Kasabası) Totnes (2007) ve Brixton’da (2009) yaptığı çalışmaların üzerine kurulu. 1100 üyesi ve 600 işletmesiyle sirkülasyonda 400.000£’dan fazla değerde £B var. Bristol Pound Kamu Yararı Şirketi Direktörü Stephen Clarke açıklıyor: “Amacımız sterlin yerine bir para birimi sunmak değil, amacımız yerel bağımsız işletmeleri desteklemek … toplum katılımını geliştirmek ve üyelerin tedarik zincirlerini kısaltarak daha yeşil olmalarını desteklemek.”

£B’nin yarısı -ki £B, sterlin ile 1’e 1 denk gelecek değişim oranına sabitlenmiş durumda- piyasada kalpazanlığa karşı standart araçlarla basılı kağıt banknotlar olarak bulunuyor. £B’nin diğer yarısı, dijital olarak harcanıyor ve B2B (işletmeden işletmeye) işlemlerinde ya da devlet dairelerine harç ödemelerinde kullanılıyor (ki karşılığında kent yönetimi Belediye Başkanı George Ferguson’un maaşını £B olarak ödüyor). Alışveriş yapanlar ödemelerini cep telefonu mesaj ile de yapabiliyor ve bu da kredi kartından daha hızlı bir yöntem ve Clarke’nın söylediğine bazı büyük bankaların ilgisini çekmeye başlamış bir uygulama.

Clarke’a göre “Eğer cebimde £B’im varsa ve kahve içmek için dışarı çıkmışsam ve o mahallede var olan 3 kafeden bir tanesi £B kabul ediyorsa  onu tercih ederim.” Yani bu işletmeler, normalde onların dükkanlarını seçmeyecek müşterileri bu sistem sayesinde çekebiliyor.

Tabi doğal olarak söz konusu bu tür bir yerel para sistemini tercih etmek olunca akıllara şu soru geliyor: Yanımda standart bir onlukla her hangi bir yerde istediğim yerde alışveriş yapacakken neden kendimi kısıtlayayım ki?!

Clarke’e göre yanıt şu: Eğer kendi yerel dükkanımdan £B ile alışveriş yaparsam, yerelde harcama taahhütümü alışveriş yaptığım dükkana devrediyorum. Eğer sterlinle alışveriş yaparsam paranın nereye gideceğini bilemiyorum  … bu konuda yapılmış bir dolu akademik çalışma var: Büyük süpermarketlerin birinden alışveriş yaptığınızda 10 poundun 9’u o yöreden çıkıyor. Eğer £B ile alışveriş yaparsanız, harcadığınız o 1o pound yerelde ortalama 8 kez dolaşacak yani 8 kez o yörede el değiştirecek.

Yeni Ekonomi Vakfı’ndan (New Economics Foundation) kıdemli araştırmacı Josh Ryan-Collins bu konuyu araştırmış, yerel para kavramının titiz, dikkatli bir ekonomik argüman üzerine kurulu olduğunu söylüyor. “Küçük bağımsız işletmeler, parayı tekrar kendi yerelleri içinde harcamaya daha meyilli ve bu koşulda kazandıkları her birim poundun çarpan etkisi daha yüksek. Yani eğer kişiliksiz birbirinin kopyası cadde markaları yerine bu bağımsız dükkanlardan alışveriş ederek yerel ekonominin canlanmasını istiyorsanız, bu tür ödeme planlarının doğrudan bu meseleye değindiğini ve yerelde iş alanları yarattığını da göreceksiniz.”

Bristol’daki ‘wholefood’ toptancısı Essential Trading bunu doğrudan deneyimledi. 40 milyon sterlinlik cirosu ve 110 çalışanı olan firma Güneybatı’daki satış yerleri dışında Birleşik Krallık ve Avrupa’daki dükkan ve işletmelere de ürün tedarik ediyor. Firmanın finans direktörü Richard Crook’un açıklamasına göre firma, bu yılın ilk 3 ayında 35.000 sterlin parayı özellikle küçük dükkanlardan £B şeklinde aldı. Crook: “£B işletme rehberi gibi basit bir çalışma tüm £B işletmelerini içeriyor ve ihtiyacımız olan her hangi bir ürün ya da hizmeti vereni buradan bulabiliyoruz… Yerel müşterilerimiz ki bu da gelirlerimizin %7-10’u ediyor, £B şekilnde geliyor.” Essential Trading, işletmesi ile ilgili harçları Bristol Pound’u ile öderken çalışanlarının ücretlerinin bir kısmını da £B ile ödemenin yollarını araştırıyor.

Tahminen şu an dünya çapında planlananların yanında 250’in üzerinde yerel para uygulaması var. Clarke, Sardunya ve Katalonya’daki yeni yeni başlayan yerel para sisteminin kurulmasına yardımcı oluyor. Ayrıca Yeni Ekonomi Vakfı da dijital bir takas sistemi olan Nantes’ SoNantes parası ve Hollanda menşeiili hiperyerelin ötesine geçip bölgeler arası KOBİ ve bağımsız satış yerlerini birbirine bağlamayı ve  böylece  çok uluslu şirketlere ve zincir mağazalara karşı dirençlerini arttırmayı hedefleyen TradeQoin gibi 6 pilot projeyi kapsayan bir Avrupa Birliği projesi içinde yer alıyor.

Sistem, işletmeler arası kredi verme planları ile yıllardır süregelen bankaların küçük işletmelere kredi vermeme (ki Hazine tersini iddia etse de) sorununu da çözüyor. Ryan-Collins, “son 10 yıl içinde bankalar tarafından piyasaya sağlanan yeni paranın sadece %10’u işletmeler için sermaye yatırımı oldu. Geri kalanı toplumsal olarak tamamen yararsız”

Yerel para, devrimsel değil tamamlayıcı olarak görülmeli. “Bristol’ın yıllık gayrisafi hasılası milyarlar değerinde – umudumuz bunun içinde 2 milyon £, 5 milyon £, 10 milyon £ gibi bir miktara ulaşmak.” diyor Clarke, “ki bu da çok küçük bir kısmı oluştursa da sisteminin başarısını üye sayısı ya da piyasadaki £B ile ölçmüyoruz. Ölçümüz, alışveriş caddelerinin aynılaşması, bağımsız, müstakil ticarete ve yerel ekonomiye destek gibi meselelerle ilgili yarattığımız farkındalık. Yerel bir konu gibi gözükse de ulusal hatta uluslararası çapta yankıları etkileri olan bir konu.

Yazının aslına linkten ulaşabilirsiniz.

(The Guardian, Yeşil Gazete)

GSÜ’de kültürlerarasılık konuşuldu

AFS Gönüllüleri Derneği ve GSÜ İletişim Fakültesi ortak etkinliği olan sempozyumda katılımcılar çeşitli panel ve oturumlarda kültürlerarası öğrenme ve çalışma ortamlarının nasıl yönetildiğini ele aldılar. Galatasaray Üniversitesi Aydın Doğan Oditoryumu’nda gerçekleşen sempozyuma özellikle sivil toplum kuruluşları ve akademi çevresinden ilgi yoğundu.

Ekran Resmi 2014-05-18 23.46.45

Sempozyum açılışını gerçekleştiren GSÜ İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Michel Bourse, günümüzde kültürlerarası etkileşim ve değişimlerin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Bourse, tüm kültürlerin çok yoğun bir etkileşimle değiştiğini ve bugün saf bir tek kültürden bahsetmenin mümkün olmayacağını vurguladı.

Açılışın ardından söz alan Prof. Dr. Nilgün Tutal Cheviron ise kültürlerarası iletişim disiplinin tarihsel gelişimi ve özellikle de eğitim alanındaki temel tartışmaları aktardı. Cheviron’un 2009’da çekilen “İki Dil Bir Bavul” filminden sahnelerle örneklendirdiği konuşması katılımcılar tarafından ilgiyle izlendi.

Eğitim ve Kültürlerarasılık başlıklı panelin konuşmacıları arasında ise Avrupa Kültürlerarası Öğrenme Federasyonu, Üsküp Güney Doğu Üniversitesi, Başka Bir Okul Mümkün Derneği, Koç ve Boğaziçi Üniversiteleri’nden uzmanlar yer aldı. Eğitimde çok dillilik, anadilde eğitim, çok kültürlü pedagojik yaklaşımlar, kültürlerarası öğrenme ve yaygın ve örgün eğitim tartışmalarının yapıldığı panel dünyadan farklı deneyimlerin aktarılarak tartışıldığı verimli bir oturum oldu.

Öğleden sonra gerçekleşen İş Dünyası ve Kültürlerarasılık oturumunda ise GSÜ İletişim Fakültesi’nden Ömer Ongun nüfusların, kimliklerin, çalışan ve müşteri ihtiyaç ve taleplerinin çeşitlenmesiyle kültürlerarası iletişimi kurum içerisinde etkili kullanabilen organizasyonların başarılı olabileceğini, farklı kültür ve kimliklerden çalışanların bir arada ve entegre olarak çalışabilmeleri için çok daha donanımlı ve duyarlı iletişim politikalarına ihtiyaç olduğunu belirtti. Radyo programcısı ve trend araştırmacısı Nurhan Keeler ve Türk Ekonomi Bankası’ndan Melek Okay ise katılımcılara kurumlarda çeşitlilik yönetiminin ve Türkiye’deki marka ve kurumların farklı kültürel aşamalarda olduklarını vurguladı.

Sempzoyum kapanışını gerçekleştiren Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ise Türkiye’de alanında ilk defa gerçekleşen bu sempozyumun yeni soru ve araştırma alanları sunduğunu belirterek Türkiye’ye özgü çeşitli model ve teorilerin geliştirilmesinin önemini vurguladı.

(Bahar Topçu/Ömer Ongun)

 

Almanya siyasetçilerinden Erdoğan’a:Miting yanlış ve uygunsuz

Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası kapsamında 24 Mayıs’ta Köln’de gerçekleştireceği miting Almanya siyasetçilerinin tepkisine neden oldu. Bazıları, kampanyanın Almanya’ya sıçramasını etik açıdan yanlış bulurken, bazı siyasetçiler de maden faciasında Erdoğan’ın gösterdiği üsluba rağmen Almanya’da miting gerçekleştirecek olmasını sorunlu buluyor.

erdoğan

“Erdoğan Soma’dan sonra basit bir seçim kampanyası yapamaz”

Almanya devlet televizyonu ZDF’ye konuşan Yeşiller Partisi üyesi Cem Özdemir, Türkiye’deki maden faciasının Başbakan Erdoğan’ın Almanya ziyaretini etkileyeceğini söyledi. Özdemir, “Erdoğan Soma faciasındaki davranışlarıyla bir çok Türk’ün derin acısını öfkeye dönüştürdü. Artık sadece basit bir seçim kampanyası yapamaz. İnsanlara çatmak yerine, matemi ve ekonomik sonuçları kabul etmelidir.”

Özdemir, “Maden ocağındaki güvenlik ihlallerini engelleyemeyen Erdoğan, bir de atom santralleri kurmak istiyor. Bu şeytanla danstır.” ifadesini kullandı.

Soma’daki facianın nedenlerinin araştırılması için bağımsız bir araştırma komisyonu oluşturulmasının zaruri olduğuna dikkat çeken Özdemir, sendikaların, maden işçileri ve muhalefettin de ilgili komisyonda yer almasını istedi.

“Eyaletimizdeki Türklerin başbakanı Erdoğan değil”

Kuzey Ren Vestfalya (KRV) Eyaleti Çalışma ve Uyum Bakanı Guntram Schneider ise ziyaretin zamanlama ve içeriğini, yanlış ve uygunsuz bulduğunu söyledi. WAZ gazetesindeki haberde Schneider, “KRV, Erdoğan’ın seçim kampanyası için yanlış bir yer. Erdoğan’nın KRV’deki Türklerin başbakanı tavrını takınması kabul edilemez. Eyaletimizdeki Türklerin başbakanı, KRV Başbakanı Hannelore Kraft’tır, Erdoğan değil” ifadesini kullandı.

‘Biat şovu burada yapılamaz”

Almanya’da koalisyonun en küçük ortağı Hristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU’nun Genel Sekreteri Anderas Scheuer ise Speigel Online’a yaptığı açıklamada, Erdoğan’nın biat şovunu Köln’de yapmaması gerektiğini dile getirdi. Scheuer, “Erdoğan seçim kampanyası savaşlarını Almanya’ya taşımamalı” diye konuştu.

CSU’nun Federal Meclis Grup Sözcüsü Gerda Hasselfeldt de, “Umarım Erdoğan Köln’deki toplantıyı suistimal ederek Almanya’daki Türkleri kendi amaçları için kullanmaya kalkmaz” dedi.

40 bin kişilik protesto mitingi 

AKP’nin Avrupa’daki lobi teşkilatı Avrupalı Türk Demokratlar Birliği‘nin (UETD) 10. Kuruluş Yıl Dönümü için Köln’e gelecek olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sadece Alman siyasiler tepkili değil. Çok sayıda Sivil Toplum Kuruluşu (STK) Erdoğan’ı protesto için hazırlık yapıyor. Protesto hazırlığındaki STK’ların başında Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) geliyor. AABF’nin çatı örgütü olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu AABK’nın Genel Başkanı Turgut Öker, “Bundan önce olduğu gibi Erdoğan’ı Avrupa’da ayak bastığı her yerde protesto edeceğiz” dedi. 14 Avrupa ülkesinde örgütlü olan AABK’nın düzenleyeceği protesto mitingine 40 bin kişinin katılması bekleniyor.

(İMC/Cumhuriyet/Yeşil Gazete)

Peki ya geride kalan işçilerin ciğerleri?

Soma’da gerçekleşen felaket sonraıs yüzlerce işçi hayatını kaybederken, geride kalan işçiler de akciğer kanseri gibi pek çok hastalık tehdidi altında.

images (8)

Türk Akciğer Kanseri Derneği Başkanı Doç. Dr. Ufuk Yılmaz, maden işçileri ile ayrıca boya ve kimya sanayilerinde mesleki olarak maruz kalınan asbest, radon, aromatik hidrokarbonlar, krom, ve nikel gibi bazı kanserojen maddelerin akciğer kanserine yol açtığına dikkat çekti

Bu yaşanan kaza sonrası alınacak güvenlik önlemlri ile beraber yetkililerin, çalışanların sağlığı ile ilgili de tedbirler alması gerektiğini dile getiren Türk Akciğer Kanseri Derneği üyeleri, akciğer kanserine sebep olan çalışma koşullarının başında kömür madenlerinin geldiğini vurguluyor.Derneğin verdiği bilgilere göre kömür maden işçilerinin yüzde 12 kadarı kanser dışında Kronik bronşit, pnömokonyosis ve silikosis gibi ölümcül hastalıklara yakalanıyor.

Maden işçilerinde yapılan epidemiyolojik çalışmalar akciğer kanseri riski ile radon maruziyeti arasında doğrusal bir ilişkiyi göstermektedir

Kömür madeni sahasında işçilerin sadece kömüre değil silika, egzoz ve radon gazları gibi kanserojen maddelere ya da uranyum ve radyum gibi radyoaktif elementlere de maruz kaldığını belirten dernek başkanı Yılmaz, Türkiye’nin de gelişmiş ülkeler gibi iş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda tedbir almasını talep etti.

(Yeşil Gazete)

Daha fazla işçi ölmesin diye, kömüre karşı plan B

İstanbul Greenpeace Akdeniz, Soma’da resmi rakamlara göre 302 işçinin hayatına ma olan iş cinayetinin benzerlerinin tekrar yaşanmaması için yeni bir kampanya başlattı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’a yönelik imza kampanyasında Greenpeace, yaşanan facianın en temelinde Hükümet’in enerji politikaları olduğunu ifade ediyor. Kampanya’da Taner Yıldız’a, kömüre verilen teşviklerden vazgeçmesi, yenilenebilir enerjilerin önündeki engelleri kaldırması ve enerji verimliliği potansiyelini değerlendirmesi çağrısında bulunuluyor.

unnamed (2)

Greenpeace’in diğer bir talebi ise kömür sektöründe çalışan işçilerin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği gibi başka sektörlere geçişi için ulusal bir plan hazırlığı yapılması.

Greenpeace, Soma’da yaşanan facianın olası nedenleri ve çözüm önerileri üzerine bir de rapor yayımladı. Raporda, Türkiye’nin kömür politikaları, Türkiye’deki maden kazaları, madenlerdeki denetim eksikliği, Soma’daki durumun değerlendirmesi ve Greenpeace’in talepleri ana başlıkları yer alıyor.

“Kömür sektöründe çalışan işçiler yenilenebilir enerji sektörüne kaydırılmalı”

Greenpeace’in kampanyada önerdiği B Planı aşağıdaki talepleri içeriyor:
– Yeni kömür projeleri iptal edilmeli
– 2040 yılına kadar kömür devreden çıkarılarak elektrik üretimindeki payı sıfıra indirilmeli.
– Kömür sektöründe çalışan işçilerin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği gibi sektörlere geçişinin yapılması için ulusal bir plan hazırlanmalı
– Kömüre verilen teşvikler sona erdirilip bu teşvikler yenilenebilir enerjilere kaydırılmalı ve yenilenebilir enerjiler önündeki bariyerler kaldırılmalı
– Enerji lisans başvurularında öncelik yerli kömür ve ithal kömürden yenilenebilir enerjilere geçilmeli

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, 2012’yi kömür yılı ilan etmiş ve kömüre teşvikleri artırmaya karar vermişti. 7 Ocak 2014 tarihinde  Resmi Gazete’de yayınlanmış olan, Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik’e göre Türkiye’de kamu yararı kararı alınması sureti ile, madencilik faaliyetlerine tarım arazileri dahil olmak üzere hız kazandırıldı.

Bahsi geçen Yönetmelikte şöyle deniyor:
‘Tarım arazilerinde madencilik faaliyetleri yapılabilmesi için 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. Maddesi uyarınca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından kamu yararı kararı alınması gereklidir. Bu bağlamda ruhsat sahibinin kamu yararı kararı alınması için gerekli başvuruları yapması gerekir.”

Madencilik faaliyetlerine ilişkin yasal alanda yapılan değisiklik ve düzenlemeler ile, Milli Parklar ve Tabiat Parklari alanında da, maden arama ve petrol arama faaliyetlerine de izin verildi.

Greenpeace’in Plan B kampanyasına buradan ulaşabilirsiniz. 

(Yeşil Gazete) 

Soma gerçeği ve bir adım ötesi

Yazarımız Pınar Demircan‘ın Japonya’da yaşayan insanlara Soma Madeni Katliamı’nı tüm yönleri ile aktaran yazısının yine kendisi tarafından Türkçeleştirilmiş halini paylaşıyoruz

* * *

Soma Madeninde çıkan kazada 299 ölü ….bu sayının sebebi İşçi sağlığı işgüvenliği şartlarının sağlanmaması .kurallarına  uyulmaması !

Dünyada bilmeyenin, duymayanın  kalmadığı kaza 13 Mayıs günü Türkiye’nin batısında Manisa Soma’da meydana geldi .Kazada yangın sebebiyle çok sayıda işçi hayatını kaybetti fakat aşağıda hala çıkarılmamış olan çok sayıda inssan var .

Kazanın meydana gelişinin üzerinden 4 gün geçti. Yangının söndürülmesi için arama kurtarma çalışmaları canla başla devam ediyorsa da halen içeri hiç girilememiş olan 2 galeri var.Yangın sebebiyle ortaya çıkan karbonmonoksit gazının miktarı da yangının sönmesiyle gittikçe artmakta …Diğer bir felaket  içeride elektrikler kesildiği için yeraltında biriken suyun maden içini basması . Kaza tam da vardiya değişim saatine denk geldiği için magduru oldukça fazla, bu sebeple de içeride kaza anında içeride 787 kişiden 299’u maalesef hayatını yitirdi, 80’i yaralı olarak kurtarıldı,  içeride kaç kişi var hala tam bilinmiyor…

Kazadan bir gün sonra Başbakan Erdoğan Soma’ya gitti. Kazada kocasını,babasını ,kardeşini ,çocuğunu ,yakınlarını kaybeden halkla karşılaştı; onların isyan dolu yakarışlarıyla karşılandı hepsi tek bir ağızdan “Başbakan istifa!” diye haykırıyordu.Başbakan bu tepkiye sert karşılık verdi, halkının acısını paylaşacağına onları azarladı hatta onlara vurdu. Başbakanın korumaları sesini çıkaranı gözaltına aldı, tutukladı hatta onlara dayak attı,hepsini medyadan izledik.

Polis şiddeti sadece kazanın meydana geldiği Soma’da kendini göstermedi, cinayeti kınayan, insanların pisipisine ölmesine sebep olan devletine yurt genelinde eylemlerle cevap verdi, halk polise nefretini kustu ve Türkiye polis şiddetinden her şehirde gazdan nasibini aldı!

Mesela kazadan 2 gün sonra 15 Mayıs’ta İstanbul Taksim’de hükümet aleyhine toplanan sivil toplum kuruluşu üyelerinin de bulunduğu  yaklaşık 4.000 kişi basın açıklaması da yapmak istediler ve polisin şiddetiyle karşılaştılar, bol miktarda biber gazı yine kullanıldı ve insanların kendisini ifade etmesine dahi tahammul edemeyen  devlet, polis eliyle bu eylemi de dağıtmış oldu.

Bu isyan pek tabi ki Soma ya da İstanbul ile sınırlı kalmadı, tüm ülkede gözyaşlarını tutamayanlar çareyi sokağa çıkmakta buldu, hemen her şehirde hükümet aleyhine eylemler yapıldı. 3 gün yas ilan edildi ve çoğunluğu memur olan çalışanlar 16 Mayısta iş bırakma kararı aldı. Kazanın üstünden 3 gün geçmesine rağmen ülkede hala acı ve gözyaşı var, yerin altından henüz çıkarılamamış olan bedenlerin sayısı korkutucu…Halkın hükümete isyanı , bu kazanın sorumlusunu  devlet yani iktidar partisi AKP olarak görüldüğünün ispatı. Peki neden halk Erdoğan’ı ve hükümetini sorumlu tutuyor bu kazadan ? Pei niye? İşte sebepler:

(Not )Japoncada “Erdoan” olarak yapılan telaffuzu özellikle “Erdogan” olarak yazdım ki ülkemizin kanseri haline gelen problemleri Japoncada kanser kelimesine karşılık gelen “GAN” sesiyle biraz mizah katarak anlatabilelim. Yani bu durumda Japonca’da “Erdo (GAN)kanseri”  olarak ifade edebiliyoruz Başbakanımızın adını . Bu kanser türünün daha fazla sağlıklı hücreyi yok etmeyeceğini umuyorum. 

Devletimiz 19 yıldır  ILO’nun Madencilikle ilgili 176 sayılı maddesini imzalamaktan imtina ediyor

Maden işkolu tüm dünyada en tehlikeli olduğu kabul edilen işkoludur ve Türkiye şartlarına tabi olduğu ILO’nun maden işkolunu düzenleyen 176 no’lu maddesini 1995 yılından beri imzalamamakta direnmiştir. Peki bu maddeler özetle hangi düzenlemeleri gerektirmektedir? Türkiye hangi maddeleri imzalamaktan kaçınmıştır?

-Çalışma olduğu zaman maden içerisinde kaç işçinin olduğunu bilinmesini sağlayacak bir sistemin kurulması gerekir

-Maden içerisinde işgüvenliği tedbirlerini arttıracak iletişim ve haberleşme sisteminin kurulması gereklidir

-Madenin, işçilerin tayin edilen işleri kendileri ile başkalarının güvenlik ve sağlıklarını tehlikeye atmayacak şekilde gerçekleştirmesi için düzenlenmelidir

-Uygulanabilir durumlarda, yeraltındaki iş yerlerinin tümünden iki çıkış sağlanmalı, bu çıkışlar yüzeye ayrı ayrı çıkış noktalarından bağlanmalıdır

-İşçilerin maruz kalabileceği çeşitli tehlikelerin tespit edilebilmesi ve maruz kalınıyorsa bunun seviyesinin belirlenmesi için çalışma ortamının izlenme, değerlendirilme ve düzenli teftişi sağlanmalıdır

-Erişim izni verilen tüm yer altı çalışma mekanlarının yeterli havalandırması sağlanmalıdır

-Bir maden işletmesinin doğasına uygun şekilde, yangınların başlaması ve yayılması ile patlamaları önleyecek, tespit ve mücadele edecek tedbir ve önlemler alınmalıdır

-Bir yerde, işçi güvenliği ve sağlığına ciddi tehdit olması durumunda, operasyonların durdurulması ve işçilerin güvenli bir noktaya tahliye edilmesi garantiye alınmalıdır

-İşveren, her madende ayrı ayrı öngörülebilen tüm endüstriyel ve doğal afetler için acil müdahale planı hazırlamalıdır

-İşçilere, hem verilen iş, hem de güvenlik ve iş sağlığı konularında yeterli eğitim programları ve anlaşılabilir talimatlar sağlanmalı tüm bu uygulamalar ücretsiz olmalıdır

-İşverenler riski kaynağında bertaraf etmek, güvenli çalışma sistemleri tasarlamak, kaza riskleriyle ilgili işçileri bilgilendirmek ve kaza olduğunda gerekli tıbbi yardıma ulaşımları sağlamak zorundadır

-İşverenler sözleşmeyle kaza sonrasındaki sağlık ve kurtarma etkinliklerinin kalitesinden de sorumludur

-Denetimlere ilişkin gerekli yasal düzenlemelerin sağlanması ve kazaların etkili soruşturulması gerekmektedir

Bundan başka altyapı çalışması olarak acil durum halinde madendeki işçilerin korunmasını sağlayacak kaçma odalarının ,sığınakların oluşturulması  da zorunluluklar arasında yer alıyor. Bu sebeple 12 kişik sığınaklardan yapılması gerekiyor ki maliyeti toplamda 80 bin dolar….Uzmanların görüşüne göre Soma Madeninin ,en kalabalık olduğu vardiya değişim zamanı öngörülürse bu kaçma odalarının sayısı  en az 15-20 arasında olmalı ki bu kaçma alanları olursa afet ve felaket hallerinde içerideki işçiler sağ kurtulabilsin .

Türkiye yıllardır işçi sağlığı işgüvenliğine dair bu maddelere imza atmadı. Eğer bu kaçma odaları, sığınaklar yapılmış olsaydı şimdi hayatını kaybetmiş işçilerimiz yaşıyor olabilirdi .

Soma Holding AKP İlişkisi 

Aslında tek problem Türkiye’nin ILO’nun Madencilik işkolunu düzenleyen maddelerine imza atmaması da değil. Esas problem Soma Madeni’nin 2005 yılında özelleştirilerek kamu işletmesinden özel işletme kimliğine geçirilmesi; “Soma Şirketi” olarak faaliyetlerine başlaması.Türkiye’de kamu kurumu olan işletmelerle özel işletmeler arasında işçi sağlığı iş güvenliği konularındaki uygulamalarda farkların olması.

Türkiye’de kamuya ait maden işletmelerinde(sektörde çalışan 1.000 kişi üzerinden yapılan hesaba göre)ölümlü kaza oranı 2.4 kişi iken özel işletmelerde bu sayının 20.3 kişi olabilmesi. Aynı işkolunda Avrupa ortalaması ölümlü kaza için 1.8 kişiye tekabül ediyor.  Bununla birlikte 2000 yılından beri Türkiye’de maden işkolunda meydana gelen kazalarda hayatını kaybedenlerin sayısı da 1.308 kişi olarak biliniyor.

Maalesef Türkiye genelinde işçi sağlığı işgüvenliği konusundaki bilinç Japonya’daki kadar ileri de değil. Örneğin “Önce İş Güvenliği” diye bir anlayış görülemeyebiliyor bazı işletmelerde. İşgüvenliği bilincinin oturtulması için gerek şirket kültüründe gerekse çalışanlar içerisinde eğitimin önemi büyük fakat, gözünü kar hırsı bürümüş işletmelerde bu önemli detay daha fazla kar hırsı yüzünden kolaylıkla atlanabiliyor.

Bunun örneğini tam da Soma Holding’de görüyoruz ; Soma Holding’in sahibi kazadan iki hafta önce televizyonda “çok büyük maliyet indirimi sağladık” diye övünebiliyor. İşin en ilginci maliyet avantajı sağlanan rakamlar ;nasıl olur da bu rakam 140$’dan 24$ indirilebilir? Maliyet indiriminin de bir optimizasyonu vardır. Eğer Soma’daki gibi maliyeti 140$dan 24$’a indirmişseniz %600’e yakın bir kazanç sağlamış olursunuz ki bu indirim değil çalmaktır. Peki neyden çalınmıştır? Maliyet azaltma dediğiniz şey verimliliğinizden işin kalitesinden dengesiz bir şekilde ayrılıyorsa burada iktisadi bir optimizasyondan bahsedilebilinir mi?

Öte yandan Soma Holding’in sahibi yine 2 hafta önce Soma Madeni’in çok sağlam ve harika bir saha olduğundan bahsedebilmiş, bununla övünebilmiş ve kaza halinde işçilerin içeride 20 gün kadar mahsur kalsalar da dışarı sağlam çıkabileceklerini söylemiş bulunmaktadır. Ne yazık ki bizler bugün Soma Madeni’nin ne kadar “harika” olduğunu gözyaşları içinde tecrübe ediyoruz…Gerçekte ise Soma Holding’de son 3 yıl içerisinde 11 defa kaza meydana gelmiş bulunmaktadır. İlaveten 15 yaşında çocukların çalıştırılmış olma olasılığı hala zihinleri karıştırmakta, üstelik her haliyle Soma Holding hükümetimizin de güven(!) duyduğu desteklediği bir işletmedir .Buna inanabiliyor musunuz?

Soma Holding’de taşeronlaştırmanın da çok yüksek olduğu yaralı da olsa kurtulan işçilerin kendileri tarafından söylenmektedir. Kabul edersiniz ki taşeronlaştırmanın yüksek olduğu işletmelerde işçi sağlığı işgüvenliği tedbirleri yetersiz kalabilmektedir. Taşeron işçilerin işyerleri her zaman kolayca değiştirilebildiği için  yeterli ve uygun süreli eğitimler verilememekte,sağlam takip yapılamamaktadır.

Bununla birlikte Soma Holding’de son 3 yıl içerisinde meydana gelen 11 kazanın sebepleri tespit edilmemiş olup  üzerine aksiyon planları alınmamış, mühendislerin uyarılarına rağmen iyileştirmelerin yapılmadığı bilinmektedir. Bunların hepsi  akıl sınırlarını zorlamaktadır. Bu uyarıları değerlendiren muhalif parti CHP milletvekilinin soru önergesinin de ciddiye alınmamış olduğunu bugün anlamaktayız. CHP, Soma Holding’de “Neden bu kadar çok kaza oldu?” diye sormuş denetimlerin etkin yapılıp yapılmadığını sorgulamışsa da AKP, muhalif parti olduğu için CHP ‘nin önergesini dikkate almamayı tercih edebilmiştir.

İlaveten hem başbakan hem de AKP nin lideri olan Ergoğan için Soma Holding ‘le yakın ilişkilerinin olma ihtimali ayrı bir problem olarak görünüyor. Soma Holding sahibinin eşinin Manisa’da AKP ‘den belediye meclisi olması tesadüf mü sorularını akıllara getiriyor. Hatta belediye seçimlerinde AKP üzerinden Soma Holding çalışanlarına bazı faydaların sağlandığı bile konuşulanlar arasında. Kaza öncesinde Soma Holding’in 5.000 mavi yaka 500 beyaz yaka çalışanı bulunuyordu.Soma Holding’in beyaz yaka çalışanları Tokyo’nun Shinbashi semtine denk gelen işyeri merkezi Istanbul Maslak’taki Spine (Omurga) Plaza’da. Bu Plaza 191 m yükseklikte bir gökdelen. Maalesef hayatı bu kaza ile kaybettirilen 299 işçinin ortalama boy uzunluğu 160cm olsa boylarının toplamı zengin kulenin yüksekliğini 7 kere geçer…

Sendikal Faaliyetler ve Sahadaki İyileştirmeler Yetersiz 

Türkiye’de bir işkolundaki faaliyetlerin iyileştirilmesi Japonyadaki gibi işyeri bazında değil işkolu ölçeğinde yapılıyor fakat işkolunda örgütlenebilmesi için o işyerinde çalışanların salt çoğunluğu sendika üyesi olmalı; eğer işyerindeki işçiler arasında salt çoğunluk sağlanamazsa işyeri o işkolundaki sendikaya üye olamıyor. Nitekim Soma Holding’de de çalışanların sendika üyeliği yetersiz, Avrupa’daki gibi işyerinde çalışanların %30 +1 kadarının sendika üyesi olmasıyla o işkolunda örgütlenmeye elverilseydi belki işgüvenliği konusundaki ihtiyaçlar çalışanlar tarafından tespit edilen risklerin bertarafıyla giderilir ve bu kaza yaşanmazdı.

Bu arada Soma Holding’de ortalama işçi ücretinin 900 TL (90.000Yen ) e tekabül ettiğini söylemeyi de atlamayalım .

İşte tüm bu sebepleri göz önüne alıp değerlendirince bu yaşanan trajedinin bir kaza değil cinayet olduğu  saniye saniye faciayı izleyen halk için açıktır, nettir ve sorumlusu kuşkusuz yeterli önelmeleri almaktan kaçınanlardır.

Şimdi sizleri az önce yukarıda açıkladığım bir facia yaşanmasına yol açan  sebepler üzerine düşünmeye davet ediyorum.

Sizce böyle bir ülkede Nükleer Santral kurulabilir mi? 

Böylesine elim sonuçları doğuran politik ve iktisadi ilişkiler ağıyla yönetilen Türkiye’de nükleer santral kurma sorumluluğunun altına girerseniz yaşanacakları hayal edebiliyor musunuz?

Bir madende asgari şartları sağlayamayan yönetimin nükleer santral projesi başka bir faciadan ne kadar uzak olabilir? Sadece bir adım ötesi…

Pınar Demircan

 

 

 

Pınar Demircan