Ana Sayfa Blog Sayfa 3965

Maden için barajdan mı vazgeçiliyor?

İzmir Efemçukuru’ndaki altın madeninin kapasite arttırımı ÇED davasının duruşması 27 Mayıs’da gerçekleşiyor. İzmir’in içme suyunu kaynaklara yakın olan madenin işletmesinin durdurulması için hukuki mücadele devam ederken, yine bu bölgede yapılması planlanan Çamlı Barajı planlanma raporuna da izin çıkmadı. Davayı açan EGEÇEP avukatı Arif Ali Cangı’ya göre bu durum, maden yapılması için şehrin su kaynağı olacak barajdan vazgeçilmesi anlamına geliyor.

efemçukuru-2

İzmir kentinin içme suyunun yaklaşık % 40’ını karşılayan Tahtalı Barajı koruma alanı sınırında olan Efemçukuru altın madeni, aynı zamanda yaklaşık 200 bin kişinin içme suyunu karşılamak için planlanan Çamlı Barajı’na su sağlayacak derelerin de arazisi içinde yer alıyor.

Yaklaşık 10 yıldır bölgeye yapılmak istenen Efemçukuru altın madeniyle ilgili olarak daha önce hazırlanan bilikişi raporlarında “yörenin kayaç yapısı ve işletmede yapılacak zenginleştirme işlemi sonucunda maden işletmesinin ağır metal kirliliği yaratacağı, böylelikle bölgenin yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kirleneceği, yörenin bitki ve orman örtüsünün zarar göreceği, bölgede uygulanan ekolojik tarımın sona erdireceği, kısaca ekolojik ve toplumsal yıkıma yol açacağı”gerekçesiyle madenin uygun olmadığı söylenmişti.

Çamlı Barajı planı sulara gömüldü 

 

Buna rağmen  maden 2011 Haziran’ından beri faaliyete devam ediyor.

Madenin devam etmesinin üzerine kapasite arttırma durumu gündeme gelince EGEÇEP, Efemçukuru’yla ilgili davalara bir yenisini eklemiş oldu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve maden şirketinin davalı olduğu duruşma öncesinde “Çamlı Barajı revize planlama raporunun onaylanmadığı” dava dosyasına eklendi.

Avukat Cangı, baraj planlanının onaylanmamasının, madenin ÇED raporu alabilmesi için yapıldığını düşünüyor: Yıllardır Çamlı barajı üzerinden itirazımızı gerçekleştiriyoruz ‘Çamlı Barajı’nı yaparsanız bu maden yapılamaz’ diye.  Şirket te barajı istemiyor. En son İZSU  revizyon planını yaptı gönderdi. Biz ÇED sürecine göre Çamlı Barajı yapılmaya başlanır diye beklerken revizyon planını kabul etmemiş .”

EGEÇEP, şehrin su sorunu yaşamasına da neden olacak kararla ilgili yerel yönetimlerin tepkisizliğini eleştirirken  27 Mayıs’taki duruşmaya İZSU’yu da müdahil olması için çağırdı.

(Gözde Kazaz/ Yeşil Gazete)

Biyolog Çağan Şekercioğlu vatandaş bilimi ödülü aldı

National Geographic tarafından dünyada en çok risk alan 22 kişiden biri seçilen ABD Utah Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim görevlisi ve Kuzey Doğa Derneği Başkanı Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, Utah Üniversitesi tarafından bu yıl ilki verilen’vatandaş bilimi’ ödülünün sahibi oldu.

çağanşekercioğlu

Ödül, çevre çalışmaları konusunda vatandaşları bilimsel araştırmaya katan kişilere veriliyor. Şekercioğlu’na ödülü getiren unsurların başında, yürüttüğü tüm bilimsel çalışmaları Twitter ve Youtube gibi sosyal medya araçlarında paylaşması geliyordu.

Türkiye’de Iğdır-Aras Kuş Cenneti’nde yapılması planlanan Tuzluca Barajı’nın bölgenin doğal dengesini bozmasına ve buradaki kuş cennetini yok etmesine karşı verilen mücadelede yer alan, ayrıca birçok kuş, kurt, bozayı gibi yaban hayvanlarının neslinin korunması için uydu vericili takip çalışmaları yürüten Doç. Dr. Şekercioğlu,yürüttüğü veya içinde olduğu tüm bu bilimsel çalışmaları medya ve Twitter, Youtube, Facebook gibi sosyal medya araçlarıyla paylaşarak halka açıyor.

Ödülün nedeni vatandaşı bilgilendirmek

Utah Üniversitesi’nin ödülün veriliş nedenine ilişkin açıklamasında, “Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu’nun doğa ve yaban hayatına yönelik belgeselleri, KuzeyDoğa Derneği ve Aras Nehri Kuş Cenneti’ndeki kuş gözlemleri gibi çok sayıda gönüllülük programını medya ve sosyal medya aracılığıyla paylaşıp halkı bilimsel araştırmalarına sürekli dahil ettiği, bilimsel makaleleri ve özetleri paylaştığı,  sosyal medya aracılığıyla bilimsel çalışmaları, fotoğraf ve videoları paylaşarak halkı bilgilendirdiği”  belirtildi.

Açıklamaya göre, ayrıca vatandaş bilimi yoluyla, iklim değişikliğinin kuşlar üzerindeki etkisini incelemek için yürütülen çalışmada öğrenciler ve vatandaşların katılımını sağlaması, özellikle adaçayı tavuğunun kur dansını çektiği video ve fotoğraflar, çalışmalarının National Geographic dergisi, New York Times gazetesi, BBC gibi uluslararası basın organlarında yayımlanması Doç. Dr. Şekercioğlu’na bu ödülün verilmesinde etken oldu.

Doç.Dr. Şekercioğlu’nun ödülünü, Utah Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Pierre Sokolsky takdim etti. Ödülü büyük bir sürpriz olarak değerlendiren Doç. Dr. Şekercioğlu, böyle bir ödülün ABD’de ilk defa Türkiyeli bir biliminsanı olarak kendisine verilmesinden büyük mutluluk duyduğunu söyledi.

Şekercioğlu'nun paylaştığı horoz dansı
Şekercioğlu’nun paylaştığı horoz dansı

Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, ödülü almasında etkili olan, Twitter ve Youtube’daki yasak dönemlerine denk gelen adaçayı tavuğu ve horozlarının kur dansına ilişkin görüntüleri Türkiye’deki 20 bine yakın takipçisinin görememesinin kendisini üzdüğünü de dile getirdi.

Çağan Şekercioğlu’nun twitter hesabındaki videolar için şuraya tıklayabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

 

Facia göz göre göre gelmiş

Soma faciasına neden olan iş güvenliği ihmallerinde devletin denetim eksikliğine kanıt olabilecek bir belge ortaya çıktı. 13-18 Mart 2014 tarihleri arasında, yani faciadan tam iki ay öncesinde hazırlanan tutanakta, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri madende ‘noksan husus tespit edilmediğini’ belirtiyor.

belge soma
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı ekipleri Soma madeninde eksiklik bulamadıklarını açıklanmıştı. Bu açıklamaların kaynağı olan bir sayfalık tutanakta, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu İzmir Grup Başkanlığı’nın 3 Mart 2014’te görev yazısı uyarınca Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Eynez Yeraltı Kömür İşletmesi’ne iş sağlığı ve güvenliği yönünden programlı teftiş için 13, 14, 17, 18 Mart 2014 tarihlerinde gidilerek, İşletme Müdürü Akın Çelik ile görüşüldüğü belirtililiyor.
Tutanakta, yapılan teftişte tespit edilen hususlar şöyle:
“Teftiş tarihi itibariyle işyerinde 4 kadın, 2944 erkek olmak üzere toplam 2948 çalışan istihdam edilmektedir. 2938 erkek çalışan çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışmaktadır. İşyeri, İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği’ne göre çok tehlikeli sınıfta yer almaktadır. 13, 14, 17, 18.03.2014 tarihlerinde yapılan programlı teftişte noksan husus tespit edilmemiştir.
İş bu tutanak bir sayfa, üç nüsha olarak işyerinde düzenlendi. Okundu, doğruluğu kabul edildikten sonra imzalandı. Bir nüshası işveren vekiline verildi.18.03.2014.”

İzmir milletvekili Ertuğrul Günay, söz konusu tutanağın ortaya çıkmasının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik tarafından cevaplandırılmak üzere TBMM’ye Soma’daki maden kazasına ilişkin bir soru önergesi verdi.
Günay’ın soru önergesinde şu ifadeler yer alıyor:

“300’den fazla madencinin canını yitirmesine neden olan bu ocakta, 17/18 Mart 2014 tarihinde denetim yapan ve açıklamanız sırasında söylediğiniz gibi, ‘hiçbir noksan hususun bulunmadığını’ rapor eden Bakanlığınız müfettişlerinin raporunu ve dayanaklarını ayrıntılarıyla açıklar mısınız? Bu rapordan iki ay sonra yaşadığımız, -ülkemiz tarihinin en büyük- maden ocağı felaketi karşısında, rapor sahipleri hakkında bir soruşturma açtınız mı? Bakanlığınız müfettişlerinin iki ay önce verdiği rapordan sonra böyle vahim bir olay yaşandığına göre, bu işletmede uluslararası bir teknik heyetin inceleme yapmasını sağlayacak mısınız?”
Günay, AKP sözcüsü Hüseyin Çelik’in “askeri denetimlerin önceden haberli ve yasak savma niteliğinde mizansenler olduğu” yönündeki açıklamasını hatırlatarak “Bakanlığınız müfettişlerinin yaptığı denetimlerin de, kamuoyunca aynı nitelikte algılanmaktan kurtulması için aldığınız önlemler var mıdır? Varsa nedir?” diye de sordu.
Bakanlık adına denetim yapmakla yükümlü yetkili ve görevli iş müfettişlerinin sayısı ve ülke düzeyinde denetlenmesi gereken işletme sayısı hakkında bilgi isteyen Günay, “Bu sayılardaki oransızlık, nicel ve nitel açıdan ülkemizde ciddi bir ‘kamu denetimi’ sorunu olduğunu göstermiyor mu?” ifadelerini kullandı.

(Milliyet/Yeşil Gazete)

Bu haftasonu İstanbul’da düşünce özgürlüğü konuşulacak

İki senede bir yapılan ‘Düşünce Özgürlüğü için İstanbul Buluşmaları’nın dokuzuncusu bu haftasonu gerçekleşiyor. Buluşma, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme, Freedom House, Uluslararası PEN, Article 19, Sınır Tanımayan Gazeteciler, Uluslararası Yayıncılar Birliği ve Gazetecileri Koruma Komitesi’nin katılımıyla gerçekleşecek.

buluşma

Toplantıda, son yayımladığı raporla Türkiye’yi basın özgürlüğü açısından ‘kısmen özgür’ kategorisine alan Freedom House temsilcisi  Karin Deutsch Karlekar, Noam Chomsky, İnsan Hakları İzleme Örgütü temsilcisi (HRW) Emma Sinclair Webb, Turgut Tarhanlı, Şanar Yurdatapan gibi ifade özgürlüğü alanında çalışan uzmanlar ve akademikler konuşmacı olacak.

İki gün boyunca sürecek panelde dört ana başlık halinde şeffaflık ve ifade özgürlüğü, kamuda şefafflık, medya ve sosyal medyanın rolü ile Soma faciasının şefafflığı konuşulacak.

Panel söyleşilerinin yanı sıra, Türkiye’de yaşanan ve medyaya da yansımış farklı konulardaki ihlaller hakkında, ihali yaşanlar tanıklıklarını aktaracak. Tanıkların arasında  TBMM oturumunu İnternetten yayınlayan milletvekili Melda Onur ve kitap satmaktan hapse mahkum edilen iki bebek annesinden Mülkiye Demir Kılıç da var.

Yanı sıra Noam Chomsky’nin açılışını yapacağı sanal ‘düşünce suçları müzesi’nin ise herkesin düşünce suçlarıyla ilgili materyallerini ulaştırabileceği bir online veritabanı olması hedefleniyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü’nde gerçekleşecek panelin programı şöyle:

24 Mayıs 2014 Cumartesi 

09:30 
Dr. Karin Deutsch Karlekar (Freedom House), Andrew Gardner (a.i.), Nathalie Losekoot (Article 19), Eugene Schoulgin (Uluslararası PEN), Emma Sinclair Webb (HRW), Prof. Dr. Turgut Tarhanlı (İstanbul Bilgi Üniversitesi)

Video mesajları: Johann Bihr (RSF), Annie Game (IFEX), Dunja Mijatovic (AGİT), Joel Simon (CPJ), J. C. Weliamuna (Transparency International)

10:30 Tanıklıklar-1: Türkiye’den tanık ifadeleri

11:30 Panel 1 – Şeffalık ve İfade Özgürlüğü

Prof. Dr. Yaman Akdeniz (Moderatör, İstanbul Bilgi Üniversitesi)
Sevi Fırat (Şeffaflık Derneği)
Ali Rıza Keleş (Alternatif Bilişim Derneği)

12:30 Panel -2 Kamuda Şeffalık  :
Hıfzı Deveci (Kamu Yönetimi Uzmanı, Danışman)
Gönenç Gürkaynak (Avukat)
Fikret Toksöz (Moderatör, Helsinki Yurttaşlar Derneği Yönetişim Danışmanı)

14:45 Tanıklıklar-2: Türkiye’den tanık ifadeleri

15:30 Panel -3  Medya ve Sosyal Medyanın rolü 
Ercan İpekçi (Gazeteci)
Turgay Olcayto (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı)
Erol Önderoğlu (Moderatör, Bianet, Sınır Tanımayan Gazeteciler Temsilcisi)
Deniz Zeyrek (Hürriyet gazetesi Ankara temsilcisi)

16:45 Panel- 4 Soma ve Türkiye’de şeffalık
Doç. Dr. Aziz Çelik (Kocaeli Üniversitesi)
Murat Dinçer (Avukat, Helsinki Yurttaşlar ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi)
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı (Moderatör, İstanbul Bilgi Üniversitesi)

25 Mayıs 2014 Pazar

14:00 Türkiye Dışarıdan ne kadar şeffaf görünüyor?
Video: Geoffrey King’in mesajı (CPJ/ Gazetecileri Koruma Örgütü)
Nathalie Losekoot (Article 19, Kıdemli Müdür)
William Nygaard (Yayıncı, Norveç PEN Başkanı)
Eugene Schoulgin (Uluslararası PEN, 2. Başkan)

15:00 Dünyanın özgürlük haritası  (Freedom House Raporu)
Dr. Karin Deutsch Karlekar (Freedom House, Yönetici editör)
Şirin Payzın (Moderatör, CNNTÜRK)

16:15 Video konferans 
Prof. Noam Chomsky (MIT Massachusetts Teknoloji Enstitüsü- ABD)
Şanar Yurdatapan (Moderatör, Düşünce Suçu!?na Karşı
Girişim)

17:15 Düşünce Suçları Müzesi’nin açılışı

Prof. Noam Chomsky (MIT Massachusetts Teknoloji Enstitüsü- ABD)

(Yeşil Gazete)

“Erdoğan 10 yıl önce tokat atamazdı, şimdi bunu yapabileceğini hissediyor”

İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi ve psikoterapist Yrd. Doç. Dr Murat Paker, Başbakan Erdoğan’ın psiko-politik durumunu Al Jazeera’ye değerlendirdi.

indir

Son olarak Soma’da kendisini protesto edenlere karşı gösterdiği tavır ve şiddet tepki toplayan Erdoğan, Paker’e göre “kendine uymayan herhangi bir şey olduğunda, minnet duyulmadığını gördüğünde sinir sistemi zorlanıyor.”

“Psiko-politik Yüzleşmeler” kitabının yazarı, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi üyesi Paker’le yapılan  söyleşiden satırbaşları şöyle :

“Hükümet son yıllarda her krizde olduğu gibi krizi yönetemedi, sınıfta kaldı, hiç iyi bir sınav veremedi. Normal koşullarda, normal bir ülkede bu olay üzüntü ağırlıklı bir tepkiye yol açacakken, hükümetin tavırları ve ihmal ağırlığının çok büyük olması nedeniyle üzüntünün yanında, üzüntüyü örtecek şekilde öfke kabarması ortaya çıktı. ”

“Öfkeyle susturmaya çalışma”

“Başbakan  protesto edilmeyi, karşı çıkılmayı, muhalefet edilmeyi zaten kaldıramıyor. Bir de onun kafasında herhalde şöyle bir iç dünya var; “Çok çalışıyor, kendini feda etmiş bir lider; halkı için, ülkesi için saçını süpürge etmiş bir lider.” Bunu görmeyen, bunu beğenmeyen, bunu takdir etmeyen birilerini gördüğü zaman, bir de üstüne üstlük protesto eden birilerini gördüğü zaman müthiş bir nankörlük ile karşılaştığını, kıymetinin bilinmediğini hissedip ciddi bir özgüven zorlanması yaşıyor. Bununla baş etme yöntemi de Başbakan ve benzeri kişilik tarzına sahip insanlarda agresyon oluyor. Saldırganlık, yani farklılığı, muhalefeti, karşı çıkanı, takdir etmeyeni, saldırarak öfkeyle susturmaya etkisiz hale getirmeye çalışma.”

“Erdoğan, oy verenlerin önemlice bir kısmını konsolide de etmiş durumda. Onlar büyük ölçüde, ne olursa olsun onu destekleyeceklermiş izlenimi veriyor. Yüzde 43 değildir bu oran ama yüzde 30’un altında da değilmiş gibi duruyor. Yüzde 25-30 sağlam bir kitlesi var sanki. Ona oy vermeyenler nezdinde ise cumhuriyet tarihinde en fazla nefret biriktiren, öfke biriktiren siyasi lider konumunu da ele geçirdi sanki. Özellikle son bir yılda, daha öncesi de var ama en azından Gezi’den beri, toplumun diğer kesiminde çok ciddi bir nefret ve öfke nesnesi haline gelmiş durumda.”

“Tayyip Erdoğan da o korku politikasını, kendi tabanına yönelik korku politikasını oluşturmayı ve idame ettirmeyi çok iyi beceriyor. ‘Bana bir şey olursa size de bir şey olur’ fikrini iyi hissettiriyor. Onlar zaten geleneksel olarak, tarihsel olarak hazırlar böyle bir manipülasyonu almaya, dolayısıyla orada hazır ve geniş bir taban var.”

erdoğan protesto promo

“Toplum onu başta tutuyorsa sindirecek bir sosyolopolitik var demek”

“Başbakan’ın psikolojisi ne olursa olsun onun partisi, onun toplumu onu başta tutuyorsa, değiştirmiyorsa, parti lideri olarak, başbakan olarak, orada bu kişilik yapısına, bu liderlik tarzına sahip bir lideri idame ettirecek, sindirecek bir sosyopolitik dinamik var demektir.”

“Erd0ğan çoğu liderde görülen kişilik tarzına sahip”

“Teşhislerden, etiketlerden uzak durup şu söylenebilir: Başbakan çoğu liderde görülebilen belli bir kişilik tarzına sahip. Yüzeyde kendine aşırı güvenen, farklılıktan, muhalefetten hiç hoşlanmayan; otoriter, kişisel ilişkiler düzeyinde demokrat olmayan; kendini mutlak doğru olarak görmeye eğilimli; kendinden çok kuşkulanmayan, çok kuşkulanmadığı için de farklılıkları ya acayip hatalar ya da acayip ihanetler gibi görmeye eğilimli olan bir yapı. Bu yapı kendisinden farklı olanlarla duygudaşlık gösterme konusunda zorlukları, kısıtlılıkları olan bir yapı. Çok sıkıştırıldığında tanınma, kabul edilme, sevilme, minnet duyma ihtiyaçları karşılanmadığında saldırganlaşabilme, çok öfkelenebilme potansiyeline ciddi derecede sahip bir yapı. Bir sürü liderde var bu yapı. Tayyip Erdoğan’da biraz daha fazla olduğu söylenebilir.”

“10 yıl önce bir başbakan tokat atamazdı. Tayyip Erdoğan dahil. Şimdi bunu yapabileceğini hissediyor. Düşünüp taşınıp yapmıyor tabii, otomatik olarak çıkıyor. Çünkü kendini kontrol etmesi, bastırması gereken bir ortam yok.”

(Yeşil Gazete)

Kömür öldürür, süründürür – Cengiz Aktar

Yarın cennet vatan TMMOB Maden Mühendisleri Odası’nın düzenlediği, üç gün sürecek Türkiye 19. Kömür Kongresi’ni idrak edecek. Websitesinde (http://komur.maden.org.tr/) şu bilgi var: “Türkiye Kömür Kongresi 1978 yılından beri iki yılda bir yapılmaktadır. Ulusal bir toplantı olarak başlayan bu kongre, kömür madenciliğinin hemen hemen her yönü ile ilgilenen ve dünyanın her yerinden madencilerin katıldığı uluslararası bir organizasyona dönüşmüş bulunmaktadır.” Akabindeki paragrafta: “Kongre ve sergi belirtilen tarihlerde düzenlenecektir. Kongre programında herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır.”

1978’den bu yana “kömür madenciliğinin hemen hemen her yönü ile”ilgilenilmiş lâkin madenci güvenliğiyle pek olması gerektiği gibi ilgilenilememiş zahir. Çünkü mesele teknik yetersizlik değil, hırs ve vicdansızlık.

Üç veri kâfi: T24’ünhaberinde kurtarma ekibinden bir İmbat A.Ş. çalışanı şöyle diyor: “Ocağa girdiğimizde gaz sensörleri çalışmıyordu. Madende görev yapan işçilere sensörlerin neden çalışmadığını sordum, üretimi yavaşlattığı için kapatıldığını söylediler.” Katliam mahalli Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’de çalışan bir diğer madenci: “Denetleme yapılacağını bir hafta önceden haber alıyorduk. Ocak içerisinde her şey bir hafta içerisinde mevzuata uygun hale getiriliyordu.” Üçüncü veri: TBMM başkanlığına 23 Ekim 2013’te verilen Soma maden ocaklarıyla ilgili önerge geçen 29 Nisan’da AKP sayesinde reddedildi.

Başta inşaat olmak üzere iş kazalarında dünya üçüncüsü ve Avrupa birincisi olan, özellikle kömür madenlerinin tümünde, devletin alım garantisi dolayısıyla hiçbir kural dinlemeden azamî kömür çıkartma peşinde olan bir ülkede kömür kongresi ne işe yarar acaba?

Türkiye’nin enerji bulimisinin sınırı yok. Fosil enerji fakiri ama güneş ve rüzgâr sayesinde yenilenebilir enerji zengini. Ama baş tacı kömür! Üretimde bugünkü dağılım yüzde 48 doğal gaz, yüzde 17-21 ithal ve yerli kömür, yüzde 21-27 HES ve eser miktarda rüzgâr, güneş ve jeotermal. 2023’te kömürün payının yüzde 30 olması ve vasıfsız yerli kömüre öncelik verilmesi öngörülüyor. 2012 mâlum “Kömür Yılı” idi! Kömür, sözümona enerjide millî bağımsızlığın adresi. Oysa kömür madenleri ve besledikleri termik santraller yerine geniş istihdam sağlayan doğa dostu tarım ve turizm ile güneş enerjisi tercih edilse maliyet-kâr ne olur diye merak eden yok. Unutmayalım Somalı madenciler işçileşmek zorunda kalan çiftçilerdir.

Kömürün diğer karanlık yüzü iklimin sonunu getirmekte olması. Küresel ısınmanın baş sorumlusu karbondioksit salınımının yüzde 40’ı kömür kaynaklı. Hâlihazırdaki gücü 60 GW olan millî şebekede güneş enerjisinin 600 MW ile sınırlı tutulması ise hükümetin güneş enerjisine soğuk bakışının kanıtı.Güneş enerjisine getirilen sınırlama teknik değil, siyasî ve malîbir tercih. Kömür ve doğalgaz yatırımlarına benzer bir sınırlama hiçbir zaman getirilmedi. Fiyatı giderek düşse de güneş enerjisinin nispeten pahalı olduğu biliniyor ama hem temiz, hem çevre dostu, hem insan dostu, hem de yenilenebilir enerji kaynağının bir bedeli var. Eğer yaşanabilir bir dünya istiyorsak…

Türkiye’nin muradı kalkınmak, büyümek, zenginleşmek, tüketmek, har vurup harman savurmak, yarınından yiyerek gününü gün etmek. Böylesi bir dünyevî, maddiyatçı hırsla yürüdüğünüzde göz hiçbir şeyi görmez. Her yol, her araç mubahtır. Dolayısıyla iş cinayetleri, doğa katliamı, kent ve kültür yağması, canlı olan her şeye saygısızlıkta çoğumuz, bilinçli ya da bilinçsiz suç ortağıyızdır. Soma katliamıyla kışın dış mekânda sigara keyfini sağlayan ısıtıcı arasındaki ya da Bosna’daki sel felâketi arasındaki ilintiyi aman atlamayalım.

Cengiz Aktar – Taraf

Ölüm kuyularından çalışmaya razı olmak – Bekir Ağırdır

 

Maden ocağındaki katliam gerçekleri bir kez daha hatırlattı. Cumhuriyet’in kuruluşundaki kalkınma ve modernleşme hedefleri yeri geldiğinde vahşice sürdürüldü. Ülkenin sağ, gelenekçi, muhafazakar partileri kalkınma hedefinin sahipleri olageldi hep. Fetişizme dönüşmüş kalkınma uğruna yalnızca doğa değil insanlar da feda edilebildi acımasızca. Sol partiler ise modernleşmenin sahibi yalnızca, ekonomi teferruat olarak kaldı.

Devlet ve bürokrasi partilerden daha akıllıca davranıp, bazen kalkınmacı, bazen modernleşmeci göründü. Her iki hedef için de ister maden ocaklarında ister işkence masalarında, ister toplumu ikna ederek ister darbeler yoluyla insanları katletmek doğal sayıldı.

Darbelere, siyaset ülkeyi yönetemiyor diye ikna edildik. Maden ocaklarında katliamlara ise kalkınma, büyüme diye. Başımıza gelenler razı edildiklerimizin toplamı bir bakıma.

Peki, ama insanlar neden bu kadar riskli işlerde, gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmadığını bildikleri halde razı olurlar? Elbette hanelerinin geçimi, dirliği, düzenliği için.

Ülkede kabaca 19 milyon hane var. Her ay izlenmeye çalışılan “KONDA Moral Endeksine” göre bu hanelerin yalnızca dörtte birinde gelir, giderden fazla. Bu dörtte bir hanede tasarruf yapılabiliyor yalnızca.

Dörtte iki hanede gelir ile gider denk. Bu hanelerde hayat var veya yok. Eğer hane reisinin işi varsa, ay sonunda bir ücret geliri varsa o hanede hayat var. Gelir yoksa hayat da yok. Hanenin gideri gelirine göre biçimleniyor, çeşitleniyor. Bu haneler için işinin var olması her şeyi belirliyor. Eğer iş yoksa gelir de yok hayat da. Ekonomi bir ay önce ne kadar büyürse büyüsün ya da küçülürse küçülsün o hane için aslolan sabit gelirine göre kurduğu geçimi. En alttaki dörtte bir hane için gelir giderinden az. Ya aile dayanışmaları, ya devletin sosyal yardımları ya da borçlanarak hayat sürdürülebiliyor.

Eğitimi düşük, meslek sahipliği olmayan, özgüveni ve güveni düşük, hukukun üstünlüğüne inancın düşük olduğu toplumda, hanenin geçimi için koşulları ne olursa olsun işinin ve ay sonunda belirli bir ücretinin var olması insanları vasata, riskli işlere, iş güvenliği olmayan maden ocaklarına girmeye razı ediyor.

Soma katliamında hayatı kaybeden madencilerin ortalama ücretinin 1200 lira olduğu söyleniyor. Ve bu ülkede açlık sınırının 1167 lira, yoksulluk sınırının 3802 lira olduğu hesaplanıyor. Yıllardır derin bir ekonomik krizde olduklarını konuştuğumuz komşumuz Yunanistan’da asgari ücret 736 Euro, Türkiye’de 334 Euro.

Böylesi bir katliamdan sonra bile ne yazık ki bu gerçeklikleri konuşamıyoruz. Ak Parti yandaşlığına ve karşıtlığına rehnedilmiş yürekler, akıllar, diller, kalemler katliam üzerinden birbirini hırpalamanın peşinde.

Kutuplaşmayla önce hortlaklarımızı ayırdık. Sonra ölümlerimizi. Berkin ve Burak Can gibi iki çocuğun ölümlerinden sonra iyice insanlıktan çıkıp, rahmet dualarımızı da ayırmaya başladık.

Şimdiki aşama artık ayrı yaslar da değil. Şimdiki aşama ayrı yaslara, acılara saldırma, tekmeleme, hakaret etme. Bir yarımız yas evleriyle dolu Soma’da olağanüstü hal ilan etti neredeyse. Öbür yanımız Soma’lının oylarına bakıp katliamı normalleştirdi.

Anlaşılıyor ki tüm insani duygularımızı kaybetmeye çok az kaldı. Hepimiz ölüyüz belki de artık.

 

Bekir Ağırdır – www.t24.com.tr

Soma iş cinayeti soruşturmasına 8 tutuklama

Soma’da 301 kişinin yaşamını yitirdiği iş cinayetiyle ilgili Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında SOMA Kömür İşletmeleri A.Ş Genel Müdürü Ramazan Doğru ve SOMA Kömür İşletmeleri A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan hakkında tutuklama kararı verildi. Doğru ve Gürkan ile birlikte, toplam tutuklu sayısı 8’e yükseldi.

Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 işçinin yaşamını yitirdiği, 486 kişinin yaralandığı iş cinayeti sonrası Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda başlatılan soruşturmada, TCK’nın 85/2 maddesi gereğince “taksirle birden fazla insanın ölümüne sebebiyet vermek” suçlamasıyla 25 kişi gözaltına alınmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Soma Maden İşletme Müdürü Akın Çelik, mühendisler Yalçın Erdoğan, Ertan Ersoy ile madenin Emniyet Vardiya Amirleri Yasin Kurnaz, Hilmi Kazık tutuklandı.

20 Mayıs 2014

Kuzey Kıbrıs’ta ilk defa onur yürüyüşü yapıldı

Kuzey Kıbrıs’ta eşcinselliğin suç olmaktan çıkmasının ardından ilk Onur Yürüyüşü bu haftasonu gerçekleşti. 17 Mayıs Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü dolayısı ile ilk kez Kuzey Kıbrıs’ta Onur Yürüyüşü düzenlendi.

Başbakan Erdoğan: “Seçilme yaşı 18’e indireceğiz”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Başbakanlık Yeni Bina’da bir grup genç ile buluştu. Yaptığı açıklamada seçilme yaşını 18’e indirmeye çalıştıklarını söyleyen Erdoğan protesto özgürlüğü gençlerimin en tabii hakkıdır dedi.

Rojava sınırında askerlerin açtığı ateş sonucu bir kadın öldürüldü, bir çocuk ağır yaralandı

Şırnak’ın Cizre ilçesinde Rojava’nın Derik kentinden Türkiye tarafına geçmeye çalışan Rojavalı bir ailenin üzerine açılan ateş sonucu 28 yaşındaki Saada Darwich iki çocuğu ve kocasının yanında öldürüldü, 14 yaşındaki oğlu ağır yaralandı. Şakağından vurulan çocuk, her iki gözünü de kaybetti.

Ankara’daki Soma protestosu esnasında polisin vurduğu genç yoğun bakımda

Ankara’daki Soma protestoları sırasında polisin attığı ses fişeği başına isabet eden 16 yaşındaki genç hastaneye kaldırıldı.

Esnaf sayısı bir yılda yüzde 3.4 azaldı

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, esnaf sayısında düşüşün nedeni olarak AVM, gross market ve hipermarket sayılarında ki artışı göstererek, “Çarşı, cadde mağazası ekonomisi yok oluyor. Girişimciler; tezgahtar oluyor, müteşebbis olmuyor” dedi.

HDP-HDK Soma için eylemde

Soma’da yaşanan iş cinayetini protesto etmek için HDP-HDK Şişli örgütü bu akşam (19 Mayıs) saat 20.30’da Pangaltı metro durağı önüne çağrı yaptı. Grup baretler ve fenerlerle Berin Elvan Parkı’na yürüyecek.

soma eylem

HDP-HDK Şişli Örgütü eylem çağrı metninde taleplerini şöyle sıraladı:

“Başbakan ve Bakanlar istifa etmeli”

– “Bu ülkenin insanlarının madenlerde, fabrikalarda, sokaklarda ölmelerine göz yuman; onları plastik mermileri, biber gazı fişekleri, coplarla öldüren ve sakatlayan; polislerine, bürokratlarına, yandaşlarına dövdürten; her sesini çıkaranı susturmak için elinden geleni yapan, hakaret eden ve kendisini protesto eden vatandaşlara yumruk attırmakta, korumalarına vatandaşları dövdürmekte beis görmeyen Başbakan Tayyip Erdoğan istifa etmelidir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik Yüce Divan’da yargılanmalıdır. T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer hemen görevinden istifa etmeli; etmiyorsa görevinden alınmalı ve yargılanmalıdır.”

“Taşeronlaşmaya son”

– Başta maden ocakları, tersaneler, fabrikalar olmak üzere tüm iş alanlarında taşeronlaşma durdurulmalı, yapılan özelleştirmeler geri alınmalı, iş ve işçi güvenliği kâr ve ‘verimliliğin’ önüne geçip bir işletmenin faaliyetini sürdürebilmesi için zorunlu olmalıdır.

“Soruşturma şeffaf olmalı”

-” Soma Holding A.Ş.’nin tüm işletme ruhsatları derhal iptal edilmeli, başta Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan olmak üzere tüm sorumlu şirket yöneticileri ve bakanlar göz altına alınmalı, gözaltına alınan 18 şirket yöneticisi hakkındaki soruşturma sonuna kadar, şeffaf bir şekilde sürdürülmelidir.

Kazanın sorumlularının belirlenmesi için TMMOB, TTB ve sendiklardan oluşan bir heyet kurulmalı ve sorumluların belirlenmesi neticesinde diğer şüpheliler ile birlikte TCK’nın Görevi Kötüye Kullanma, Olağan kast ile insan öldürme, Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi, Neticesi Sebebiyle Ağırlaştırılmış Yaralama maddeleri uyarınca tutuklanmalıdır.”

“Kömür madenleri kapatılmalı”

-” İklim değişikliğine neden olan, çalışan işçileri, insan yaşamı, insan sağlığı ve doğa için tehdit olan kömür madenleri bir an önce kapatılmalı, yeni kömür maden projeleri derhal iptal edilmeli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılmalıdır. Madenlerde çalışan işçilerin istihdamı kurulacak olan yenilenebilir enerji kaynaklarına aktarılmalıdır.”

“Haklı taleplerimiz ve Soma halkı ile dayanışmak için yapacağımız tüm eylemlerde polis şiddetine son verilmeli, insanların demokratik haklarını özgürce kullanmalarına izin verilmelidir.’’

(Yeşil Gazete)